HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29609
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2006/3-246 E., 2006/261 K.

HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ
TAKDİRİ İNDİRİM NEDENLERİ


Sanık hakkında 6831 sayılı Yasaya aykırı davranmak suçundan yapılan yargılama sonunda; sanık İ... K...'ın "6831 sayılı Yasanın 91/5. madde ve fıkrası gereğince 1 ay hapis ve 450 YTL. adli para, 6831 sayılı Yasanın 91/son madde ve fıkrası gereğince 2 misli artırım yapılarak 3 ay hapis ve 1350 YTL. adli para, 5237 sayılı Yasanın 62. maddesi uygulanmak suretiyle sonuç olarak 2 ay 15 gün hapis ve 1125 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Yasanın 50. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sanığa verilen cezanın 5237 sayılı Yasanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, 5237 sayılı Yasanın 51/6 ve 51/7 madde ve fıkralarının uygulanmasına, aynı yasanın 58/6,7 madde ve fıkraları gereğince sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına, 6831 sayılı Yasanın 108/son maddesi uyarınca suça konu orman emvalinin müsaderesine ve yargılama giderlerine…

…." ilişkin E... Sulh Ceza Mahkemesince verilen 08.06.2006 gün ve 211-158 sayılı hüküm temyiz edilmeksizin 29.06.2006 tarihinde kesinleşmiştir.

Kesinleşen hüküm infaz için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğinde, E... Cumhuriyet Başsavcılığı, hapis cezası için tecil işlemi yaparken, para cezası için 05.07.2006 tarihinde ödeme emri çıkartmıştır.

Bunun üzerine E... Sulh Ceza Mahkemesince 14.07.2006 tarihli yazı ile;

"…

…sanık İ... K... hakkında her ne kadar 1125 YTL. adli para cezasının infazına ilişkin ceza fişi düzenlenmiş ise de, verilen kararın hüküm kısmında 5237 sayılı Yasanın 51/1. maddesi uyarınca verilen cezanın ertelenmesine hükmedildiğinden 2006/137 ilamatın mahkememize bila infaz iade edilmesi rica olunur."denilmek suretiyle infaz evrakı E... Cumhuriyet Başsavcılığından geri istenilmiştir.

İlamı 14.07.2006 tarihinde infaz edilmeksizin mahkemesine iade eden yerel Cumhuriyet savcısı, TC. Adalet Bakanlığı'ndan kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulması talebinde bulunmuştur.

TC Adalet Bakanı'nca; T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 10.08.2006 gün ve 037029 sayılı yazı ile;

"...01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 51.maddesinde, hapis cezalarının ertelenmesine dair hükümler bulunup, anılan Yasada para cezalarının ertelenmesine ilişkin bir düzenlemeye ise yer verilmemiş olması karşısında, sanık hakkında hükmolunan para cezasının ertelenmesine karar verilmesinde isabet görülmemiştir." açıklamasıyla yasa yararına bozma isteminde bulunulmuş ve bu talep Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.09.2006 gün ve 192990 sayılı yazısı ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi'ne ihbar olunmuştur. Yasa yararına bozma istemi üzerine inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.10.2006 gün ve 10557-7101 sayı ile;

"Mezkur tebliğnamede;

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 51. maddesinde hapis cezalarının ertelenmesine dair hükümler bulunup, anılan Yasada para cezalarının ertelenmesine ilişkin bir düzenlemeye ise yer verilmemiş olması karşısında, sanık hakkında hükmolunan para cezasının ertelenmesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu ihbar olunmuştur.

Gereği görüşülüp düşünüldü;

5237 sayılı Yasanın 51. maddesine göre, sanığın işlediği suçtan dolayı hükmedilen hapis cezası iki yıl veya daha az ise, bu ceza kural olarak ertelenebilecektir. Yeni Türk Ceza Yasası sisteminde sadece hapis cezaları ertelemenin konusunu oluşturmakta, hapisle birlikte hükmedilse de, adli para cezası, erteleme dışında kalacaktır. Bu nedenle Yasanın 51/1. madde ve fıkrası uyarınca duraksamaya yol açmayacak biçimde sadece hapis cezasının ertelenmesine karar vermek gerekirken, sanığa hapisle birlikte hükmedilen adli para cezasını da kapsar biçimde erteleme kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla;

Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, E... Sulh Ceza Mahkemesinin 08.06.2006 tarih 2005/211 esas 2006/58 sayılı kararının 5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre kararın hüküm fıkrasında "5237 sayılı Yasanın 51/1. maddesi uyarınca sanığın geçmişi, sabıkasızlığı, gösterdiği pişmanlık gözetilerek tekrar suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde kanaat oluştuğundan cezasının takdiren ertelenmesine" paragrafındaki "cezanın takdiren ertelenmesine" sözcüklerinin çıkartılarak, yerine "sanığa verilen 2 ay 15 gün hapis cezasının takdiren ertelenmesine" tümcesinin yazılmasına, anılan paragraf ve hükmün diğer bölümlerinin aynen bırakılmasına" karar verilmiştir.

Bu karara karşı; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.11.2006 tarih ve 2006/192990 sayı ile;

"İtirazın konusu uyuşmazlık, sanık hakkında verilen ve temyiz edilmeksizin kesinleşen hukuka aykırı mahkumiyet kararının hükümlünün aleyhine sonuç doğurmamak üzere bozulması gerektiğine ilişkindir.

Kanun yararına bozma istemi, sanığın düşük ve devrikten kaçak orman emvali temin etmek suçundan 6831 sayılı Yasanın 91/5-son, 5237 sayılı Yasanın 62,51. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis ve 1125 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezasının ertelenmesine ilişkin mahkumiyet hükmüne yöneliktir.

5237 sayılı Yasanın 51. maddesinde hapis cezalarının ertelenmesine ilişkin hükümler yer almakta ise de, aynı Yasada adli para cezalarının ertelenmesine dair bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle; mahkemece, yalnızca hapis cezasının ertelenmesine karar verilmesi gerekirken, hapis cezası ile birlikte adli para cezasını da kapsar bir biçimde erteleme kararı verilmesi yasaya aykırıdır.

Adli para cezasının ertelenmesine karar verilmesi sanığın lehine, kanun yararına bozma nedeni ise sanığın aleyhine bulunmaktadır. Bu durumda, Yargıtay'ın, yerel mahkeme hükmünün hukuka aykırılığını belirlemesi ve yasaya aykırı hükmün bozulmasına karar vermesi, ancak bu bozma ilgililer aleyhine olduğundan dolayı kararında bozmanın ilgililer aleyhine tesir etmeyeceğini belirtmesi gerekmektedir.

Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.06.2005 gün ve 55/64, 04.07.2006 gün ve 2006/185-175 sayılı kararları ile yerleşmiş kararlarında da; sanık aleyhine yasa yararına bozma yoluna başvurulmasının mümkün bulunduğu, bu halde aleyhe sonuç doğurmamak üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Ancak, Yüksek Dairece, hükmün bozulmasına ve sanığa verilen 2 ay 15 gün hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. Böylece, aleyhe sonuç doğurmama ilkesine aykırı davranılmış, sanık kesinleşen hükümdeki cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında; kanun yararına bozma isteminde belirtilen nedenden dolayı kanuna aykırı olan mahkumiyet kararının, aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır." biçimindeki gerekçeyle; "Açıklanan nedenlerle, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 03.10.2006 gün ve 2006/10557-7101 sayılı kararının kaldırılmasına ve E... Sulh Ceza Mahkemesinin 08.06.2006 tarih ve 2005/211-2006/158 sayılı kararının aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulmasına karar verilmesi…

…" talebiyle itiraz edilmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanık İ... K...'ın; 6831 sayılı Yasanın 91/5. madde ve fıkrası gereğince 1 ay hapis ve 450 YTL. adli para, 6831 sayılı Yasanın 91/son madde ve fıkrası gereğince 2 misli artırım yapılarak 3 ay hapis ve 1350 YTL. adli para, 5237 sayılı Yasanın 62. maddesi uygulanmak suretiyle sonuç olarak 2 ay 15 gün hapis ve 1125 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Yasanın 50. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sanığa verilen cezanın 5237 sayılı Yasanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, 5237 sayılı Yasanın 51/6 ve 51/7 madde ve fıkralarının uygulanmasına, aynı yasanın 58/6,7 madde ve fıkraları gereğince sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına, 6831 sayılı Yasanın 108/son maddesi uyarınca suça konu orman emvalinin müsaderesine ve yargılama giderlerine, karar verilen olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; yasa yararına bozma istemi üzerine, mahkumiyet hükmünün esası ile ilgili olarak "aleyhe bozma kararı" veren Özel Dairenin "hükmün aleyhe sonuç doğurmayacak şekilde bozulmasına karar vermekle" yetinmesi gerekip gerekmeyeceğine ilişkindir.

İncelenen dosyada;

Yerel Cumhuriyet Başsavcılığı, sanığın düşük ve devrik emval götürme suçundan 2 ay 15 gün hapis ve 1.125 YTL adlî para cezası ile cezalandırılması ile cezasının ertelenmesine ilişkin ilam kendisine gönderildiğinde; adli para cezasının infazı için ödeme emri düzenleyip hükümlüye tebliğ ederek infaz işlemlerini başlatmış, ancak mahkemenin ilamın infaz edilmeksizin iadesini isteyen yazısı üzerine, infaz işlemini durdurmak suretiyle, belgeleri mahkemesine iade ederek; adlî para cezasının ertelenmesinin yasaya aykırı olduğundan bahisle, yasa yararına bozma talebinde bulunma yetkisini kullanması için Adalet Bakanını bilgilendirmiştir.

Bu aşamaya kadar gerçekleştirilen işlemlerin bizi ulaştırdığı sonuç şudur: Yerel Cumhuriyet Başsavcılığı, ilamda geçen "cezasının ertelenmesi" ifadesinin, tek suçtan dolayı hapis cezası ile birlikte hükmolunan adlî para cezasını da erteleme kapsamına dahil edip etmediği hususunda duraksama geçirmiştir.

İlamda kullanılan "cezasının ertelenmesi" ifadesi, lafza bakıldığında, hapis ve adlî para cezalarından hangisinin erteleme kapsamında bulunduğu yolunda kesin bir tercihi göstermediği gibi, adlî para cezasını duraksamaya yol açmayacak tarzda dışlayıcı bir içerik de taşımamaktadır. Bununla birlikte mahalli mahkemece, yerel Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış olan 14.07.2006 tarihli yazı, mahkemenin erteleme iradesinin hem hapis cezasına, hem de para cezasına yönelik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yeni Ceza Yasamızın sisteminde ertelemenin sadece hapis cezaları bakımından öngörüldüğü ve adlî para cezalarının erteleme dışında tutulduğu gözetildiğinde; Yasada bir suçun yaptırımı olarak hapis cezası ile birlikte adlî para cezasının da öngörüldüğü durumlarda, önceki ceza sistemimizde geçerli bulunan "ertelemenin bölünmezliği" prensibinden artık bahsedilemeyeceği açıkça ortadadır. 5237 sayılı Yasanın 51. maddesindeki düzenleme karşısında ne şekilde hükmedilmiş olursa olsun, para cezalarının ertelenmesi mümkün değildir.

Esasen; hapis cezası yanında hükmedilmiş olan adli para cezasının ertelenemeyeceği konusunda Yüksek Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında da bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

İtiraz, yasa yararına bozma kararı veren Dairenin, "hükmün aleyhe sonuç doğurmayacak biçimde bozulmasına" karar verdikten sonra, başka bir karar vermemesi gereğine ilişmektedir.

Yasa yararına bozma yoluna kimlerin, ne şekilde başvurabileceği 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinde belirtilmiştir. 309. maddenin 3. fıkrasında, "Yargıtay'ın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse hükmü kanun yararına bozar" denilmektedir. Madde metninde aleyhe bozma yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir açıklık yoktur. Ancak, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.06.2005 gün ve 55-64; 04.07.2006 gün ve 185-175 sayılı kararları ve yerleşmiş içtihatlarında vurgulandığı üzere; sanık aleyhine yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulabilmesi mümkündür; fakat, bu halde hükmün aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulması gerekir.

Yasa yararına bozma yoluna başvurulması halinde söz konusu olabilecek bozma nedenleri ve sayılan bozma nedenlerinin varlığı durumunda, bozma kararı verildikten sonra izlenmesi gereken yol 5271 sayılı Yasanın 309. maddenin 4. fıkrasında dört bent halinde gösterilmiştir.

Olayımızda; yasa yararına bozmaya konu edilen hukuka aykırılık, mahkumiyet hükmünün esasına dahil olan bir hususla ilgilidir. Dolayısıyla, söz konusu hukuka aykırılığın 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinin 4. fıkrasında sayılan dört halden birisi içerisinde mütala edilebilmesi mümkün değildir. Şu halde; 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinin 4. fıkrasındaki kararlardan birisi verilemeyeceğine göre, Özel Dairece; hükmün, 5271 sayılı Yasanın 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, "para cezalarının ertelenemeyeceği yönüyle aleyhe sonuç doğurmayacak biçimde bozulması" ile yetinilmesi, bunun yanında başka bir karar verilmemesi gerekirken, hükümde aleyhe sonuç doğuracak biçimde düzeltme yapılmış olması isabetli bulunmamıştır.

Bu açıklamalara göre; Özel Daire kararı hukuka aykırı bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi Kararının kaldırılması ve Yerel Mahkeme hükmünün aleyhe sonuç doğurmayacak şekilde bozulması gerekir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 03.10.2006 gün ve 10557-7101 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-E... Sulh Ceza Mahkemesinin 08.06.2006 gün ve 211-158 sayılı kararının ertelenmesi mümkün bulunmayan adli para cezasının ertelenmesine karar verilmiş olması nedeniyle aleyhe sonuç doğurmamak kaydıyla BOZULMASINA,

4-Dosyanın mahalline İADE edilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 21.11.2006 günü oybirliği ile karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29609
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2007/2-169 E., 2007/170 K.

HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ


Eşini basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde kasten yaralamak suçundan sanığın, 5237 sayılı TCY'nın 86/2-3-a maddesi uyarınca 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının aynı Yasanın 51/2. maddesi uyarınca ertelenmesine;

a) Cezası ertelenen sanığın 5237 sayılı Yasanın 51/2. maddesi uyarınca taktiren 2 yıl denetim süresine tabi tutulmasına;

b) 5237 sayılı TCY'nın 51/4-b maddesi uyarınca denetim süresi içinde; meslek veya sanat sahibi olan sanığın, mümkün olduğunca bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına veya bağımsız çalışmasına;

c) 2 yıllık denetim süresi içerisinde alkol kullanmasının yasaklanmasına;

d) 5237 sayılı TCY'nın 51/4. maddesi uyarınca, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek sosyal hizmet uzmanı görevlendirilmesine; uzmanın sanığın kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda öğütte bulunması, çalıştığı kişilerle görüşüp, istişarelerde bulunarak; sanığın davranışları, sosyal uyum ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyip mahkemeye sunmasına;

e) 5237 sayılı TCY'nın 51/7. maddesi uyarınca sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verileceğinin; denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde ise cezanın infaz edilmiş sayılacağının sanığa ihtarına ilişkin Düzce 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 21.12.2005 gün ve 659/776 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 08.03.2007 gün ve 9914-3548 sayı ile; tebliğnameye uygun olarak onanmıştır.

Yargıtay C.Başsavcılığınca 03.07.2007 gün ve 136890 sayı ile;

Mahkeme kararında; "denetim süresi içinde; meslek veya sanat sahibi olan sanığın, mümkün olduğunca bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına veya bağımsız çalışmasına" ve "2 yıllık denetim süresi içerisinde alkol kullanmasının yasaklanmasına" hükmedilmiştir. Yasa, deneme süresi içinde uygulanacak tedbirleri açık şekilde saydığı halde, kararda kabul edilen hususlardan "bağımsız çalışmasına ve 2 yıllık denetim süresi içerisinde alkol kullanmasının yasaklanmasına" yükümlülüklerine yer vermemiştir.

Ayrıca 5237 sayılı TCY'nın 51/4-b maddesindeki yükümlülükler de seçimliktir, gerekçeleriyle itiraz yasayoluna başvurularak, Özel Daire onama kararının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün bozulması isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde eşini kasten yaralamak suçundan sanık Hasan G....'in, 5237 sayılı TCY'nın 86/2-3-a ve 51/2 maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine; 51/2. maddesi uyarınca taktiren 2 yıl denetim süresine tabi tutulmasına; denetim süresi içinde; meslek veya sanat sahibi olan sanığın, mümkün olduğunca bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına veya bağımsız çalışmasına; denetim süresi içerisinde alkol kullanmasının yasaklanmasına; denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek sosyal hizmet uzmanı görevlendirilmesine; uzmanın sanığın kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda öğütte bulunması, çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunup; sanığın davranışları, sosyal uyum ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyip mahkemeye sunmasına; denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verileceği; denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirilmesi halinde ise cezanın infaz edilmiş sayılacağının sanığa ihtarına, ilişkin kararda, suçun sübutunda ve nitelendirilmesinde bir uyuşmazlık ve isabetsizlik bulunmamaktadır

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;

Cezası ertelenen hükümlü hakkında denetim süresince uygulanacak tedbirlerin 5237 sayılı Yasanın 51. maddesinin 4. fıkrasında sayılanlarla sınırlı olup olmadığı ve bu tedbirlerden birine mi yoksa, birden fazlasına mı hükmedilebileceği noktalarında toplanmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca yapılan değerlendirme;

5237 sayılı TCY'nın hapis cezasının ertelenmesini düzenleyen 51. maddesinin 3. fıkrasında; cezası ertelenen hükümlü hakkında, mahkûm olunan ceza süresinin alt sınırından az olmamak koşuluyla, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belireneceği, hükmüne yer verilmiş, anılan maddenin 4. fıkrasında ise;

"Denetim süresi içinde;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,"

Mahkemece karar verilebileceği hükmüne yer verilmiştir.

5237 sayılı Yasanın 51. maddesiyle, ceza infaz kurumu haline getirilip, sadece hapis cezasıyla sınırlı olarak kabul edilen ertelemede, maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkemece bir deneme süresinin belirlenmesi zorunludur.

51. maddenin 3. fıkrasında deneme süresi belirlenmesi yönünde bir zorunluluk getirilmiş olunmasına karşın, denetim süresince yükümlülük belirlenmesi veya uzman kişi görevlendirilmesi hususu hâkimin taktirine bırakılmıştır.

Denetim süresince yüklenilecek yükümlülük ise, 51. maddenin 4. fıkrasında, sınırlı bir şekilde sayılmış olup, mahiyetleri itibariyle birden fazla yükümlülük belirlenmesi mümkün bulunmadığı gibi bu yükümlülüklerin değiştirilmesi veya ilave yükümlülükler hükmedilmesi de mümkün değildir.

Yerel Mahkemece, meslek veya sanat sahibi olan sanığın, mümkün olduğunca bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, karar vermekle yetinilmesi gerekirken, bu yükümlülüğe ek olarak "veya bağımsız çalışmasına" ve "2 yıllık denetim süresi içerisinde alkol kullanmasının yasaklanmasına" karar verilmesi yasaya açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 2.Ceza Dairesinin 08.03.2007 gün ve 9914-3548 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Düzce 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 21.12.2005 gün ve 659/776 sayılı hükmünün BOZULMASINA,

4- Dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 17.07.2007 günü oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29609
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2007/3-63 E., 2007/87 K.

HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ
TAKDİRİ İNDİRİM NEDENLERİ
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ


Sanık Kerim A....'ın, 19.11.2004 tarihinde arkadaşı olan Mesut G.....'in gasp suçundan hakkında Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılan Erdoğan K...... tarafından dövülmesi üzerine olaya müdahale edip evden aldığı suça konu 9 mm. çaplı tabanca ile ateş ederek mağduru doktor raporunda belirtildiği şekilde 25 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaraladığı iddiasıyla açılan kamu davası sonunda; Kartal 2. Asliye Ceza Mahkemesince; 22.09.2005 gün ve 1245-730 sayı ile; sanığın kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Yasanın 86/1,86/3-e ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis; 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan bu yasanın 13/1. ve 5237 sayılı Yasanın 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 366 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezalarının paraya çevrilmesine yer olmadığına, silahtan verilen para cezasının taksitlendirilmesine yer olmadığına, iki suçtan verilen cezaların toplamı gözetildiğinde erteleme sınırını aşmış olduğundan verilen cezaların ertelenmesine yasal olarak yer olmadığına, mahsuba, zoralıma, ele geçen bıçakla ilgili olarak suç duyurusunda bulunulmasına…

…." karar verilmiş; hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 3. Ceza Dairesince 17.01.2007 gün ve 11392-99 sayı ile;

"Gereği görüşülüp düşünüldü:

Yerinde görülmeyen sair itirazların reddine,

Ancak;

1-Sanığa atılı farklı iki eylemden dolayı hüküm tesis ederken 19.11.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasanın 4. maddesi ile değişik 5237 sayılı Yasanın 87/3. maddesinde yapılan değişiklik de nazara alınarak 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki Kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle saptanması ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek şekilde kararda gösterilerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,

2-Kabul ve uygulamaya göre de; sanık müdafiinin erteleme talebi ile ilgili olarak değerlendirme yapılırken, sanığın iki ayrı eyleminden dolayı iki farklı hüküm kurulduğu ve 5237 sayılı TCK'nda içtima kurumuna yer verilmemiş olduğu gözetilmeden, verilen cezaların toplamının erteleme sınırını aştığı ileri sürülerek yazılı şekilde hüküm tesisi…

…" isabetsizliklerinden hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 26.02.2007 gün ve 19990 sayı ile;

"Gerek 647 ve 5237 sayılı Yasalarda erteleme müessesenin benzer şekilde düzenlenmiş olması, gerekse Yargıtay'ın yerleşik kararlarında ertelemenin bölünmezliği kuralının benimsenmiş olması karşısında; erteleme koşullarının her suç için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirtilen Özel Daire bozma kararının (2) nolu bendinin yerinde olmadığı" ileri sürülerek, belirtilen konuya ilişkin bölümün bozma kararından çıkartılmasına karar verilmesi istemiyle itiraz yoluna başvurulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

A)Yargılama konusu maddi olayın;

"Sanık Kerim A....'ın, 19.11.2004 tarihinde arkadaşı olan Mesut G.....'in gasp suçundan hakkında Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılan Erdoğan K...... tarafından dövülmesi üzerine olaya müdahale edip evden aldığı suça konu 9 mm. çaplı tabanca ile ateş ederek mağduru doktor raporunda belirtildiği şekilde 25 gün iş ve gücünden kalacak ve yaşam faaliyetlerini orta derecede etkileyecek derecede kemik kırığı yaratacak, ancak hayati tehlike oluşturmayacak biçimde yaralaması" tarzında gerçekleştiği,

B)Yargıtay 3. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken hukuki ihtilafın;

Yargıtay 3. Ceza Dairesi ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında, Özel Dairenin (1) nolu bozması nedeniyle çelişki olmadığı,

Vaki çelişkinin; 765 sayılı TCY.nın yürürlüğü evresinde kabul edilen ve süreklilik kazanmış içtihatlara da konu olan, "birden fazla suçtan dolayı ayrı ayrı verilen ve tek tek ele alındığında ertelemeye elverişlilik ölçüsünde olan hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin hükümlerin, topluca nazara alınıp nazari biçimde toplandığında ertelemeye elverişlilik haddini aştığı ahvalde her bir suçun cezasının ayrı ayrı ertelenmesinin 5237 sayılı yeni TCY. ve mevzuatı karşısında mümkün olup olmayacağı, önceki içtihatların geçerliliğini koruyup korumadığı, dolayısıyla konu olayla ilgili olarak Özel Daire'nin (2) nolu bozma kararının isabetli bulunup bulunmadığı keyfiyetinde odaklandığı,

C)Ön mesele;

Ceza Genel Kurulu'ndaki görüşmelerin başlangıcında, işin esasına girilmeden önce; 5271 sayılı yeni CYY.nın 308. maddesinde olağanüstü yasa yolları arasında yer alması nedeniyle Yargıtay C.Başsavcılığı'nın itiraz yetkisini, ancak ve sadece onararak kesinleşen ceza dairesi kararlarına karşı kullanabileceği, Dairelerin bozma kararlarının kesinleşmeyen karar niteliği nedeniyle itiraz konusu edilmemesi gerektiği ve 1412 sayılı Yasa dönemindeki uygulamanın 5271 sayılı Yasa döneminde geçerli olamayacağı yönünde çözümlenmesi gereken bir ön sorunun varlığının ileri sürülmekle, öncelikle ön sorunun çözümü gerektiğinden, öğretinin konuya ilişkin görüşlerinin derlenmesi ve bu görüşlerin de tartışma ve değerlendirmesinin yapılmasının zorunlu hale geldiği,

D)Genel Kurul'ca yapılan değerlendirmede;

1-Ön sorunun değerlendirilmesinde;

Konunun Genel Kurul'da tartışılmasına geçilmeden önce, öğretim üyelerinden temin edilen yazılı görüşlerin, tartışmalar sırasında değerlendirildiği,

Genel Kurul'a ulaşan yazılı görüşlerde;

Prof. Dr. Feridun Yenisey, Prof. Dr. Cumhur Şahin, Doç. Dr. Veli Özer Özbek, Doç. Dr. Ayşe Nuhoğlu ve Doç. Dr. Hamide Zafer'in; yeni Ceza Muhakemesi Kanununun sistemi içinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin sadece kesinleşen kararlara karşı açık tutulduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle, Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin bozma kararlarına karşı kullanılamayacağı,

Prof. Dr. Nur Centel'in; aslında Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin bozma kararlarına karşı da kullanılması gerektiği, ancak yeni yasadaki düzenlemenin yeri karşısında bu uygulamayı savunmanın zor olacağı, bu nedenle en isabetli çözümün düzenlemenin yasadaki yerinin değiştirilmesi olduğu,

Prof. Dr. Erdener Yurtcan, Doç. Dr. Yener Ünver ve Yrd. Doç. Dr. Ali Kemal Yıldız'ın ise; yeni düzenlemenin eskisinden bir farkının olmadığı, dolayısıyla Başsavcının itiraz yetkisine sınırlama konulmasına gerek bulunmadığı, eskiden olduğu gibi yeni düzenleme karşısında da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bozma kararlarına karşı itiraz yoluna gidebilmesi gerektiği,

Yönünde düşünce beyan ettiklerinin, dolayısıyla da bu konuda öğretide derin bir görüş ayrılığının bulunduğunun görüldüğü,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Özel Daire Kararlarına karşı itiraz edebileceğinin hem 1412 sayılı CYUY.nın 322. maddesinin 4. fıkrasında, hem de 5271 sayılı CYY.nın 308. maddesinde açıkça kabul edildiği,

Esas itibarıyla, her iki düzenleme arasında, yasa maddesinin bulunduğu yer ve 5271 sayılı Yasada lehe itirazda sürenin aranmaması dışında önemli bir farkın bulunmadığı, bu anlamda, 1412 sayılı Yasanın temyiz bahsinde yer alan "Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yasa yoluna başvurma" yetkisinin, 5271 sayılı Yasada, olağanüstü yasa yolları bahsinde düzenlendiği,

Bununla birlikte; yasadaki yeri itibarıyla, 1412 sayılı Yasanın temyiz bahsinde düzenlenmiş olsa bile, öğretide özellikle Prof. Dr. Nurullah Kunter'in görüşlerinden de destek alan yerleşik yargı kararlarında da açıkça görüleceği üzere; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin, olağanüstü yasa yollarından birisi olduğunun açıkça kabul edilmesi yanında, 1412 sayılı Yasa döneminde, "kesinleşmemiş" kararlara karşı da itiraz yoluna başvurulabileceği konusunda herhangi bir duraksamanın yaşanmadığı,

Prof. Dr. Erdener Yurtcan'ın da belirttiği gibi; sırf Cumhuriyet Başsavcısı itirazının olağanüstü kanun yolları başlığı altında düzenlenmesi nedeniyle, 1412 sayılı CMUK. nun kurduğu sistemi, 5271 sayılı CMK.nun değiştirdiğini düşünmenin uygun olmadığı, yasakoyucunun yalnızca sistematik açıdan yeni yasada bir bölüm açarak ve bu bölüme "olağanüstü kanunyolları" adını vermek suretiyle önceki sistemi terk ettiğini göstermediği, o kadar ki, yasakoyucunun, sadece kesinleşen kararlara karşı bu yola gidilebilmesini istemesi halinde, bu konunun yasa metninde açıkça belirtilmesi gerektiği, oysa böyle bir açıklığın yasada bulunmadığı, aksine, "sanık lehine başvurularda 30 günlük sürenin aranmayacağı" belirtilirken, "hükümlü" değil de, "sanık" sözcüğünün kullanılmış olmasının bilinçli bir tercih olduğu, bununla da kesinleşmeyen kararlara karşı dahi bu yola başvurulabileceğine işaret edildiği, halbuki yargılanmanın yenilenmesi ve yasa yararına bozma yollarına ilişkin düzenlemelerde "hükümlü" kelimesinin kullanılmasına özen gösterildiği,

Yargıtay Başsavcısının itirazı yasa yolunun; Başsavcının hukuka aykırı gördüğü Özel Daire kararlarının Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini istemek ve bu yolla içtihat birliğini sağlamak işlevini gördüğü, ayrıca kamuoyunun tatminine yönelik bir yönünün de bulunduğu, belirtilen yararların sadece kesinleşen kararlar için kabul edilip, bozma kararları için kabul edilmemesinin isabetli olmadığı, nitekim geçmiş yıllarda Özel Dairelerce bozulmuş olan çok sayıda dosyanın bu yolla Ceza Genel Kuruluna getirildiği ve kararlardaki hukuka aykırılıkların giderildiği,

Kaldı ki, 5271 sayılı Yasanın 308. maddesindeki düzenlemede; 1412 sayılı Yasanın 322. maddesinin 4. fıkrası adeta tekrar edilerek; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz." denilmek suretiyle; söz konusu yasa yolunun Yargıtay ceza dairelerinin tüm kararlarına karşı tanındığının açıkça belirtildiği, buna karşılık itiraz nedenlerinin ayrıca gösterilmediği, hatta daire kararlarında yer alan hangi hukuka aykırılıklarla ilgili olarak bu yola başvurulabileceği yönünde bir sınırlama da getirilmediği, oysa 5560 sayılı Yasanın 29. maddesinde yeniden ihdas edilen "karar düzeltme yolunda" açıkça sınırlamalara yer verildiği, bunun yasa koyucunun itiraz yolunu düzenlerken isteyerek sınırlama koymadığı şeklinde anlaşılması gerektiği,

Bu nedenle, 5271 sayılı CYY.nın 308. maddesindeki yetkiyi, yorum yoluyla daraltmaya olanak bulunmadığından Yargıtay Özel Dairelerinin bozma kararlarına karşı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından bozma yoluna gidilebileceği,

Kabul edilmekle,

Somut olayda; Yerel Mahkeme hükmünün, Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz yasa yoluna başvurulmasında bir isabetsizlik görülmediğinden, 27.03.2007 tarihli birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamasa da, 10.04.2007 tarihli ikinci müzakare sonunda oyçokluğu ile işin esasına geçilmesine karar verilmiştir.

Önsorun ile ilgili olarak, çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul üyelerinden M.N.Ömeroğlu; "Yargıtay Ceza Genel Kuruluna, Yargıtay 5.Ceza Dairesinin mahalli mahkemenin ilgili kararını "sair temyiz red" dedikten sonra bozması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamedeki bazı suçlar yönünden onama istemi konusunda bir karar verilmediğinden bahisle 5271 Sayılı CMK.nun 308.maddesi uyarınca itirazı üzerine gelen olayda, daha önce Genel Kurulda Yeni CMK.nun yürürlüğünden sonra bu nevi itirazlar kabul edilerek inceleme yapılmasına karşı, dairenin kararını savunmam sırasında ortaya ön mesele olarak yeni CMK.308.maddesine göre kesinleşmemiş kararlara itiraz mümkün değildir şeklindeki itirazım tartışmaya açılmış, Başkan tarafından ön mesele olarak benimsenmiş ve önemine binaen gündemden çekilmiş, daha sonraki toplantılarda bu dosya ile Yargıtay 3.Ceza Dairesinin aynı mahiyetteki ön meseleli dosyası ele alınmış ve çoğunluk görüşü ortaya çıkmıştır. Çoğunluk görüşüne aşağıda izah edeceğim sebeplerle karşıyım.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı 1412 sayılı CMUK.nun 322.maddesi 3.kitap 3.fıkrasında temyiz başlığında ve Yargıtay'ca davanın esasına hükmedilecek haller ve karar düzeltme başlığı altında düzenlenmiş olup, 4.fıkrada "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başsavcısı, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edilebilir" hükmünü getirmiştir.

5271 sayılı CMK. Yürürlüğe girdiğinden, 1412 sayılı Kanunun 322/4.fıkrası yürürlükten kalkmıştır. Ceza Muhakemeleri Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun'un 8.maddesi bunu açıkça hüküm altına almıştır. Buna göre 5271 Sayılı Kanunun 308.maddesi, CMUK.nun 322/4. maddesini paralel ve aynı hükmü 6.Kitap, 3.Kısımda olağanüstü Kanun Yolları başlığında düzenlemektedir. Diğer bir anlatımla Yargıtay C.Başsavcısının Ceza Dairelerinin kararlarına karşı itiraz eski usulde Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek haller ve karar düzeltme başlığında temyiz kısmında düzenlenmiş olup, yeni CMK. ise olağanüstü kanun yolu olarak benimsemiştir.

Bu açıklamalardan sonra olağan ve olağanüstü kanun yolunun ne olduğunu uygulamadan örnek vererek açıklamak yerinde olur.

YCGK.10.5.1993 tarih ve 4-11/151 Karar sayılı ilamında olağan ve olağanüstü kanun yolunu şu şekilde izah ve benimsemiştir.

"Yargılama Yasasında olağan ve olağanüstü olmak üzere iki tür kanun yolu düzenlemiştir. Bunlardan olağan kanun yolları kuralı; olağanüstü kanun yoları ise istisnayı oluşturur. Bu kanun yolunun olağan mı olağanüstü mü olduğunu belirlemek için, verilen kararın kesin olup olmadığına bakmak gerekir. Kararın kesin olmaması bir başka makamca denetlenmesi öngörülüyorsa olağan kanun yolu; kararla işin sonuçlanması, uyuşmazlığın çözümlenmesi benimseniyorsa yani denetim olanağı kapatılıyor, ancak yine de hata olduğuna karşı bazı makam veya kişilere kanun yoluna başvurabilmek olanağı tanınıyorsa olağanüstü kanun yolu söz konusudur."

(V.Savaş.S.M.Molla Mahmutoğlu. CMUK.yorum C.2.Sh.1767)

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının 5271 Sayılı CMK'ya göre itirazı, ilam bozma olduğundan olağanüstü kanun yolu ile itirazı kabil değildir.

Madde başlıklarının metne dahil olduğu düşünülürse, bozma ilamlarına Yargıtay C.Başsavcısının olağan itiraz yolu ile denmesi mümkün değildir.

Doktrine gelince; gündeme eklenen öğretideki görüşleri kısaca özetlemek ve toplu bilgi vermek yararlı olacaktır.

-Prof Dr.Feridun Yenisey-Doç.Dr.Ayşe Nuhoğlu,

"Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu, "Başsavcının itirazı" kanun yolunu, temyiz bahsinden çıkarttı ve yeni oluşturduğu "olağanüstü kanun yolları" bölümüne yerleştirdi. Olağanüstü olmak, kesinleşmiş kararlara karşı istisnai bir denetim yolu sağlamak demektir. Bu nedenle, yeni CMK.nun sistemi içinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi sadece kesinleşen kararlara karşı açık tutulduğunu kabul etmek gerekmektedir." Yeni kanun bu kanun yolunu istisnai bir yetki olarak kabul ettiğinden verilen kararlar bakımından CMK ve Yargıtay Kanununda düzenlenen başka bir inceleme yolu kabul edilmişse bu karara karşı Başsavcının itiraz kanun yolu kapalıdır."

"Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde kabul edilmemelidir. CMK.nun 308.de "sanık lehine itirazda süre aranmayacağının" belirtilmesi, diğer kesin kararlarda 30 gün süre olduğunu, fakat sanık lehine itirazlarda bu sürenin aranmayacağı anlamını taşır. (km.Centel/Zafer.2006) bu hüküm, herhalde kaldırılan karar düzeltmeden esinlenerek yeni kanuna alınmış olsa gerektir. "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi" olağanüstü bir yol olduğu için, kesinleşmiş bir kararı sanık aleyhine sonuç verecek şekilde kaldırmak Hukuk Devleti ilkeleri ile bağdaşmaz ve CMK.nun 309'a aykırı olurdu."

"Gerek ilk derece mahkemelerinin, gerekse kanun yolu incelemesi yapan makamların "görevlerini" belirleyen kurallar, "kamu düzenini" ilgilendirir. Hiçbir mahkeme kendi görevine girmeyen bir işte yargılama yapamaz, mahkemenin "kanuni" bir mahkeme olması, "insan hakları" arasında yer alır. (İHAS Madde 6/1) bu nedenle, mahkemenin "görevli" olması, yeni bir "Ceza Muhakemesi" şartıdır. (Daha geniş bilgi için bkz.Kumtel, Yenisey, Nuhoğlu, Muhakeme Hukuk Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku Beta Aralık 2006 15.bası, Sayfa 1448 ve devamı)

-Prof.Dr.Nur Centel: "şu anda, CMK.nun madde 308 metnine bakıldığında, Ceza Genel Kuruluna "itirazın, "Yargıtay Ceza Dairelerinden birinin kararına karşı" yapılacağının belirtildiği görülmektedir. Hükümde, kararın niteliği gösterilmemiştir. Bu nedenle, onama kadar, bozma kararlarına karşı da itiraza gidilebileceği yorumu yapılabilir. Yasa koyucu, isteseydi CMK.madde 309'da olduğu gibi kararın niteliğini gösterebilirdi, denilebilir.

Ancak, CMK.madde 308'in şuanda, "olağanüstü kanun yolları" başlığı altında yer aldığı düşünülürse, bozma kararlarına karşı bu yola gidilemeyeceği sonucuna ulaşılır. Çünkü, olağanüstü kanun yolu kesinleşmiş kararlara karşı gidilen yasa yoludur. Yasa koyucunun, bunu gözden kaçırdığı, anlamanı bilmediği veya Başsavcının itiraz yetkisine yanlışlıkla bu başlık altında koyduğu düşünülebilir mi? Herhalde düşünülemez.

Bu nedenle, "olağanüstü kanun yolu" çeşidi olarak gösterilen bir yasa yolunun, bu konuda hukuki bir gerekçe bulunmaksızın, usulü veya esasa ilişkin bozma kararlarına karşı da gidilebileceği yorumu yapmak olanaklı değildir."

"1412 Sayılı Kanunla CMK.arasındaki bu temel sistematik farklılığı, 2 kanunun bu denetim yoluna yaklaşımındaki farklılığı da ortaya koymaktadır.

Yargıtay Başsavcısının itiraz yetkisi CMK.'da olağanüstü kanun yolları arasında sayılmaktadır. Bu durumda, bir kanun yolunun olağan veya olağanüstü sayılması arasındaki ayırımın ölçütünün belirlenmesi önem taşımaktadır. Genel kabul gören anlayışa göre bu konudaki ölçüt kanun yoluna konu olacak hükmün niteliğindedir. Daha açık bir ifadeyle, kesinleşmiş hükümlere karşı olağan, kesinleşmiş hükümlere karşı ise; olağanüstü kanun yollarına başvurulabilir. Nitekim Ceza Genel Kuruluna göre de, "bir karar aleyhine ilgili herkes tarafından…

… bir yasal çareye başvuruluyorsa bu olağan bir yasa yoludur. Olağanüstü yasa yolu ise, ancak yasal çare tükenince gidilebilen yasal son çaredir. Bu ölçüte göre de Yargıtay C.Başsavcısının itirazı olağanüstü bir yasa yoludur."(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.03.1998-6/18-19.zikreden: Centel/Zafer, CMH.4.bası,İstanbul 2006, sayfa 701, dn.1)

Olağan ve olağanüstü kanun yolu ayırımının ölçütü hükmün kesinleşmesi olarak ortaya konunca, CMK.'da olağanüstü bir kanun yolu olarak düzenlenen ve sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınmış bulunan itiraz yetkisi de, ancak kesinleşmiş hükümlere karşı gidilebilen istisnai bir yol olarak anlaşılması gerekir. Dairelerin bozma kararlarına karşı itiraz yoluna gidilememesi, CGK.nun uygulama birliği oluşturmasına engel değildir. Zira yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı gibi, bu halde dahi konu Genel Kurulun önüne gelebilecektir. Belki bu durumda uygulama birliği sağlanmasında biraz gecikmeden söz edilebilir…

… Ancak, görüş istememiz dolayısıyla 5271 Sayılı Yasa madde 308'i tekrar incelediğinde, yasa koyucunun yaptığı olağan, olağanüstü kanun yolu tasnifi dolayısıyla, aynı yorumu devam ettirmenin kolay olmadığı sonucuna ulaşmış bulunmaktayım. Olması gereken, yasa koyucunun, "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisine ilişkin hükmün yerini değiştirmesi; yani bu yasa yolunu, olağan kanun yolları arasına almasıdır.

1412 Sayılı Yasa dönemindeki uygulamanın devam ettirilmesinin, "Olağanüstü yasa yolu" kavramına ters düşeceği kanaatindeyim.

Sonuç olarak; Yargıtay Ceza Dairelerinin sadece onama kararlarına karşı Yargıtay C.Başsavcısının itiraz yetkisi bulunduğu, olağanüstü bir kanun yolu olması dolayısıyla Ceza Dairelerinin bozmalarına karşı bu yolun işletilemeyeceği görüş ve düşüncesindeyiz."

-Doç.Dr.Hamide Zafer:

"…

…bozma ile hükmün kesinleşmediği ortadadır. Bozma üzerine, hüküm tekrar ilk derece mahkemesine dönmekte. O halde, bozma kararına karşı olağanüstü olarak nitelenen bir kanun yoluna başvurulması ve dolayısıyla Başsavcının itirazı yasa yoluna başvurulması mümkün değildir sonucunu doğurur. Onama kararı ile hükmün kesinleştiği kabul edildiğinde; bu aşamadan sonra olağanüstü kanun yolu olarak nitelenen kanun yolları işlevlik kazanacaktır. Kanaatimizce, Artık Yurtcan'ın ifade ettiği üzere 30 günlük süre tanınmıştır. Hüküm kesinleşmemiştir demekte mümkün değildir. Çünkü yasa koyucu CMUK.dan farklı olarak tercih yapmış ve bu yasa yolunu olağanüstü (yani kesinleşen hükümlere karşı) başvurulan bir yasa yolu olarak kabul etmiştir.

Doç.Dr.Veli Özbek:

"…

…hükmün ratio leğis'ini yani konuluş amacını ele aldığımızda, diğer bir deyişle amaca uygun bir yorum yapıldığında ve söz konusu kanun yolunu diğer kanun yolları ile birlikte değerlendirdiğimizde ise şu sonuca ulaşmak gerekir.

Kanun yolları arasında olağan-olağanüstü ayırımının yapılmasındaki temel düşünce verilmiş olan hükmün kesin olup olmadığıdır. Olağan kanun yolları kesin olmayan, olağanüstü kanun yolları ise; kesinleşmiş kararlara gidilebilen bir yoldur.

Yargıtay'ca verilen karar bozma kararı ise, sözkonusu karar bir kez daha görüşülmek üzere ilk derece mahkemesine gönderileceğine göre kesinleşmemiş demektir. Nitekim bu durumda hükmün infazına başlanamaz. İnfazın başlanması için kesin hüküm aranması bunun bir sonucudur. (CGTİHK.) hatta bozmadan sonra yeni bir yargılama yapılır.

…hemen ifade edelim ki, bozma kararının sanığın lehine yada aleyhine olması arasında bir fark bulunmaz. Madde 308'de yer alan sanığın lehine itirazda süre aranmaz. Düzenlemesinin bu açıdan konumuz bakımından önemi bulunmaz. Sanığın aleyhine itirazda mümkündür. Diğer bir deyişle sanığın aleyhine yada lehine sonuç doğuran her karara karşı olağanüstü itiraz yoluna başvurulabilir…

… …Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yasa yolu ile Ceza Genel Kuruluna başvurularak ceza yargılamasındaki farklaştırmayı ortadan kaldırmak istemesinin yararına (Başkanın yönettiği 4.soru) indirgemek kabul edilebilir değildir. Bu, kanun yollarına yasa koyucunun arzulamadığı bir hedef, bir tür "misyon" yüklemek anlamına gelir.

Kaldı ki; bozma kararlarına karşı olağanüstü itiraz yoluna gidilmesinin mümkün olmayacağının ileri sürülmesi "Yargıtay C.Başsavcılığının itiraz yasa yolu ile Ceza Genel Kurulu'na başvurarak ceza yargılanmasındaki farlılaştırmayı ortadan kaldırmak istemesinin yararını red etmek anlamına da gelmemektedir. Zira bu karar dışında diğer kararlar için söz konusu yol varlığını sürdürmektedir.

…Bu nedenlerle Başsavcı itirazının istisnai olma özelliğini genişleten bozma kararlarına karşı bu yola gidilmesine imkan veren bir yorum doğru değildir."

Diğer akademisyenlerden Prof.Dr.Erdener Yurtcan ve Doç.Dr.Yener Ünver ile Yrd.Doç.Dr.Ali Kemal Yıldız'ın ise; bunun tam aksi görüşleri ifade etmektedir.

CMK.308.de hükümden değil, karardan, yine hükümlüden değil sanıktan bahsedildiği öne sürülerek itirazı mümkün olduğu, kanun koyucunun bu ibareleri bilerek kullandığı ileri sürülmüştür. Yine CMK.309.da hüküm ve CMK.311.de kesinleşmiş hükümden bahsedildiğini görüşlerine destek olarak öne sürmüşlerdir. Oysa CMK.nun 309.da Kanun Yararına Bozma, CMK.311.de Yargılamanın yenilenmesi doğal olarak kesinleşmiş hükümlerle ilgilidir. Başka ibareler kullanılması mümkün değildir. CMK.nun 308.de önce karar sonra da ilamdan söz edilmektedir. Kanun koyucunun bu konuda gerekli özeni göstermediği söylenebilir. Ancak; ilk cümlede karar ikinci cümlede sanıktan bahsedilmesi Yargıtay bozma kararlarına itiraz edilebilir yorumunu haklı çıkarmaz. O nedenle bu yorumlara katılmak mümkün değildir. Sistematik yorum hiçbir zaman göz ardı edilemez. Kanun koyucunun C.Başsavcısının itirazını bilerek "olağanüstü kanun yolu" olarak düzenlemiş olup, yukarıda izah edildiği üzere bu yol ancak kesinleşmiş (onama veya red vb. gibi) kararlara karşı gidilebilir.

Nitekim YCGK. 21.05.2002 gün - 124/256 sayılı kararında bu konu açıkça çözülmüştür. Anılan CGK da aynen "Başsavcılık itirazı olağanüstü bir yasa yolu olup ancak sınırlı hallerde başvurulabilecektir. Özel dairece yapılan eleştiri ve kabule göre bozmaya karşı itiraz yoluna başvurulamaz" (Sedat Bakıcı, Yargıtay üyesi Notlu-İçtihatlı TCK, CMUK, CİK Adalet Yayınevi Mayıs-2003, sh. 656).

Aynı şekilde Ceza Genel Kurulunda Dairesince görevsizlik kararı verilmesi üzerine Yargıtay C.Başsavcılığınca itiraz üzerine görüşülen meselede sonuç olarak CMK.nun 308.maddesine göre itiraz red edilmiştir. Diğer bir ifadeyle kesinleşmeyen kararlara karşı olağanüstü kanun yolu olan itiraz ile gidilemeyeceği benimsenmiştir. (YKD.Nisan 2007 Sayfa 760)

Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne karşıyım." gerekçesi ile karşıoy kullanırken,

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul Üyesi ise; benzer gerekçe ve "5271 sayılı CYY.nın 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin olağanüstü kanun yolları arasında düzenlenmiş olması nedeniyle henüz kesinleşmemiş olan bozma kararlarına karşı bu yola gidilemeyeceği" açıklaması ile karara karşı muhalefet oyu kullanmak suretiyle işin esasına geçilmemesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

2-Esasa ilişkin değerlendirmede;

a)Olayın başlama, gelişme ve sonuçlanma biçiminin özetlenen tarzda olduğu, bu konuda gerek Yerel Mahkeme, gerek Özel Daire ve gerekse Yargıtay C.Başsavcılığı arasında bir çelişkinin bulunmadığı, esasen dosyadaki bilgi ve belgeler itibarıyla bu kabulde isabet bulunduğunun da netlik kazandığı,

b)Sanık hakkında kasten yaralama ve 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçlarından açılan dava sonunda;

Kasten yaralama suçundan; 5237 sayılı Yasanın 86/1,86/3-e ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezasına, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan ise; 6136 sayılı Yasanın 13/1 ve 5237 sayılı Yasanın 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 366 YTL adli para cezasına hükmedilip, iki suçtan verilen cezaların toplamı gözetildiğinde erteleme sınırını aşmış olduğundan verilen cezaların ertelenmesine yasal olarak yer olmadığına hükmedildiği,

Bu hükümlerin sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine de, hükmün Özel Daire tarafından iki nedenle bozulduğu,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının sadece (2) nolu bozma düşüncesine ilişkin olduğu,

(2) nolu bozmanın ise; "sanık müdafiinin erteleme talebi ile ilgili olarak değerlendirmek yapılırken, sanığın iki ayrı eyleminden dolayı farklı hüküm kurulduğu ve 5237 sayılı TCK.nda içtima kurumuna yer verilmemiş olduğu gözetilmeden, verilen cezaların toplamının erteleme sınırını aştığı ileri sürülerek yazılı şekilde hüküm tesisi" isabetsizliğinden yapıldığı,

c)Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşik uygulamalarına göre; 765 ve 647 sayılı Yasalar döneminde, aynı kararla verilen hükümlerin ertelenmesi söz konusu olduğunda, erteleme sınırının belirlenmesi sırasında toplam ceza miktarının nazara alındığı,

Çok eski tarihli kararlarından beri ifade edilegeldiği gibi; bu uygulamanın en önemli nedeninin, önceki sistemde cezaların içtimaını gerektiren yasal düzenlemelerin bulunması olduğu,

Bunun yanında, 647 sayılı Yasanın 6. maddesinde geçen "…

…biriyle mahkum olur ve geçmişteki hali ve suç işleme hususunda eğilimine göre cezanın ertelenmesi ileride suç işlemekten çekinmesine sebep olacağı hakkında hakkında mahkemece kanaat edinilirse, bu cezanın ertelenmemesine hükmolunabilir. Bu halde ertelemenin sebebi hükümde yazılır." ifadesinin de, bu yöndeki uygulamaya olanak sağladığı, zira, hakimin sanığın suç işleme konusundaki eğilimini değerlendirirken, birden fazla suç işlemiş bir kişinin suç işlemeye eğilimli olduğu şeklinde bir yorumla hareket edebildiği,

5237 sayılı TCY.nda ise durumun daha farklı olduğu, öncelikle, cezaların içtimaının bu yasada bir kurum olarak düzenlenmeyip, sadece 5275 sayılı Yasada münhasıran koşullu salıverme ile ilgili bir müessese olarak yer aldığı, bunun dışında yeni sistemde ceza uygulaması yapılırken her suçun bağımsız olarak tek başına ele alınmasının gerektiği,

Ayrıca da; 5237 sayılı Yasanın 51. maddesinin 1. fıkrasındaki; "…

……Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin; a)Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması, b)Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, gerekir…

…." şeklindeki düzenlemeye bakıldığında, bu düzenlemenin 647 sayılı Yasanın 6. maddesindekinden çok farklı olduğu, öyle ki; burada suç işleme eğiliminden açıkça bahsedilmediği, buna karşılık, tekrar suç işlemeyeceği yönünde mahkemede oluşacak kanaatin sanığın suçu işledikten sonra, yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlığa göre ortaya çıkması gerektiğine vurgu yapıldığı,

Şu halde, aynı anda işlenmiş iki suçtan birinin, diğeri için böyle bir kanaatin oluşumunda etkili olmaması gerektiği, bunun gibi, aynı anda işlenmiş iki suçtan birisinin ceza cins ve süresi itibariyle erteleme kapsamı dışında kalmasının bağımsız olarak ertelemeye konu olabilecek diğer suçun cezasının ertelenmesine engel teşkil etmeyeceği,

Buna karşılık; daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı alınan mahkumiyet kararının ertelemeye engel olacağı,

Ne 5237 sayılı Yasada, ne de bu Yasa ile birlikte ve daha sonra yürürlüğe giren ilgili mevzuatta erteleme sınırının toplam ceza miktarına göre belirlenmesini gerektiren her hangi bir yasal düzenlemenin de bulunmadığı,

Görüş ve kanaati benimsenmiştir.

Buna göre; 5237 sayılı Yasa uyarınca tertip edilen cezalarla ilgili olarak Yasanın 51. maddesinde yazılı erteleme koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilirken; sanığa verilen tüm cezaların toplamına değil, her bir suç için belirlenmiş cezalara ayrı ayrı bakılmalı ve erteleme keyfiyeti her suç için diğerlerinden bağımsız olarak ayrıca takdir edilmelidir.

Bu nedenlerle, Özel Daire kararı isabetli görüldüğünden, itirazın reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul üyelerince ise; yeni yasal düzenlemelerin bu konuda bir yenilik getirmediği, bu nedenle de eski uygulamadan dönülmesini gerektiren her hangi bir nedenin bulunmadığı ileri sürülerek, itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanılmıştır.

Bu açıklamalara göre; Özel Daire kararı isabetli bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 10.04.2007 günü, ön mesele yönünden 2. müzakerede, esas yönünden ise ilk müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29609
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2008/8-68 E., 2008/168 K.

CEZANIN ERTELENMESİ


Dolandırıcılık ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından sanık B.... Ç.....’ın suç işlemek için örgüt kurma suçundan 5237 sayılı TCY’nın 220/1 maddesi uyarınca 3 yıl hapis, mağdur K....D....’a karşı bizzat gerçekleştirdiği dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCY’nın 220/4. maddesi yollamasıyla TCY’nın 157, 168. ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 9 ay 18 gün hapis ve 600 YTL adli para, katılan F.... Ç.......’a karşı diğer sanıklardan A.... K...... tarafından ve katılan H...... İ...’a karşı diğer sanık S..... Ç..... tarafından gerçekleştirilen dolandırıcılık suçlarından dolayı TCY’nın 220/5. maddesi yollamasıyla TCY’nın 157, 168 ve 53.maddeleri uyarınca 1 yıl 9 ay 18 gün hapis ve 600 YTL adli para (2 kez), mağdur F.... D....’a karşı diğer sanıklardan K.... E.... tarafından gerçekleştirilen dolandırıcılığa teşebbüs suçundan dolayı TCY’nın 220/5.maddesi yollamasıyla TCY’nın 157, 35/2 ve 53.maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, her suç için ayrı ayrı değerlendirme yaparak sanığın sabıkası ile geçmişteki hali nazara alınarak verilen cezanın ertelenmesi halinde bir daha suç işlemekten çekineceği yolunda vicdani kanaat oluşmadığından TCK.nun 51.maddesinin sanık hakkında uygulanmasına takdiren yer olmadığına, 5275 sayılı yasanın 99.maddesi uyarınca sanığa verilen cezaların 7 yıl 28 ay 24 gün hapis 2.300 YTL adli para cezası olarak toplanmasına, tutuk halinin devamına ilişkin Tokat 2.Asliye Ceza Mahkemesince 05.10.2006 gün ve 261-459 sayı ile verilen hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8.Ceza Dairesince 04.06.2007 gün ve 3981-4415 sayı ile;

“Tüm sanıklar yönünden dosya üzerinde yapılan incelemede;

Oluşa ve tüm dosya içeriğine göre; sanıklar B.... Ç....., S..... Ç..... ve A.... K......’nın sanık H.... O.... liderliğinde bir araya gelip önceden belirlenmemiş sayıda ve süreklilik anlayışı içinde, sahte olarak imal edilmiş altınları piyasaya sürmek için suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları ve sanık K.... E....’ın kurulan bu örgüte sonradan dahil olduğu, sanıkların örgütün faaliyeti çerçevesinde illeri dolaşarak piyasaya sahte altın sürdükleri, yakalanmaları ile eylemlerinin son bulduğu, altınların satımı, satımdan elde edilen paraların muhafazası, konaklama ve beslenme gibi ihtiyaçların karşılanması noktasında tam bir işbirliği, eylemli paylaşım anlayışı ve disiplinli biçimde hareket edip amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olduğunun anlaşılması karşısında, mahkemenin sanıklar B.... Ç....., S..... Ç..... ve A.... K...... hakkında 5237 sayılı TCK.nun 220/1. madde ve fıkrası uyarınca hüküm kurmasında bir isabetsizlik bulunmadığından, tebliğnamedeki (2-a) nolu bozma isteyen düşünceye katılınmamıştır.

Tüm sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan hükmolunan temel gün adli para cezasından 5237 sayılı TCK.nun 168. maddesi uyarınca indirim yapılırken, hesap hatası sonucu eksik gün adli para cezası tayini ile örgüt mensubu olan sanıklar B.... Ç....., A.... K...... ve K.... E.... hakkında 5237 sayılı TCK.nun 58/9. madde ve fıkrası uyarınca, mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmaması karşı temyiz olmadığından ve sanık H.... O.... hakkında 5237 sayılı TCK.nun 51. maddesine göre yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık irdelenmeden, 647 sayılı Yasada belirtilen geçmişteki hali ve sabıkalı oluşu gerekçe gösterilerek cezasının takdiren ertelenmesine yer olmadığına karar verilmesi, adli sicil kaydından sanığın ertelemeye engel geçmiş mahkumiyetinin olduğunun anlaşılması karşısında sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

I- Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen kanıtlara, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre, sanık H.... O.... hakkında, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen dolandırıcılık ve başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçlarından kurulan hükümler ile sanıklar B.... Ç....., S..... Ç..... ve A.... K...... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan kurulan hükümlere ilişkin sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen sair itirazların reddine; ancak,

1- Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesi uygulanırken, maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar karar verilmek suretiyle, aynı maddenin 3. fıkrasına aykırılık yapılması,

2- Sanık H.... O.... hakkında kurulan hükme ilişkin olarak da; 5237 sayılı TCK. da cezaların içtimaının düzenlenmediği ve 5275 sayılı Yasanın 99. maddesine göre cezaların toplanmasının da, infaz aşamasında kesinleşmiş hükümlere uygulanabileceğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirdiğinden hükmün CMUK.nun 321. maddesi gereğince (bozulmasına), ancak bu aykırılığın CMUK.nun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümden 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısımlar çıkartılarak yerlerine ‘

‘5237 sayılı TCK.nun 53/1. madde ve fıkrasında sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına, bu yoksunluğunun kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilmesine kadar, diğer hakları yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürmesine’ ifadesinin yazılması ile sanık H.... O.... hakkındaki hükümden 5275 sayılı Yasanın 99. maddesine göre cezaların toplanmasına ilişkin kısmın çıkartılması suretiyle sanık H.... O.... hakkındaki suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen dolandırıcılık ve başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçlarından kurulan hükümler ile sanıklar B.... Ç....., S..... Ç..... ve A.... K...... hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan kurulan hükmün oybirliğiyle (DÜZELTİLEREK ONANMASINA),

II- Sanık B.... Ç..... hakkında dolandırıcılık, sanık S..... Ç..... hakkında dolandırıcılık ve başkasına ait kimliği kullanma, sanık A.... K...... hakkında dolandırıcılık ile sanık K.... E.... hakkında örgüte üye olma ve dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümlere ilişkin temyizlere gelince;

Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazların reddine; ancak,

1- Sanık B.... Ç.....’ın, suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönettiğine dair sanık K.... E....’ın atfı cürüm niteliğindeki anlatımı dışında kuşkudan uzak kesin kanıt elde edilemediği gözetilmeyerek, diğer sanıklar S..... Ç....., A.... K...... ve K.... E.... tarafından örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen dolandırıcılık suçlarından dolayı da mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,

2- Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesi uygulanırken, maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarına, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar karar verilmek suretiyle, aynı maddenin 3. fıkrasına aykırılık yapılması,

3- Dosya içinde mevcut onaylı adli sicil kayıtlarından cezalarının ertelenmesine yasal engel bulunmadığı anlaşılan sanıklar B.... Ç..... ve S..... Ç..... ile sabıkasız oldukları anlaşılan A.... K...... ve K.... E....’ın, yargılama sürecinde gösterdikleri pişmanlık irdelenmeden, 647 sayılı Yasada belirtilen gerekçelere dayanılarak 5237 sayılı TCK.nun 51. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

4- 5237 sayılı TCK. da cezaların içtimaının düzenlenmediğinin, 5275 sayılı Yasanın 99. maddesine göre cezaların toplanmasının da, infaz aşamasında kesinleşmiş hükümlere uygulanabileceğinin gözetilmemesi...”

” isabetsizliğinden (II-3) nolu bozma nedeni yönünden oyçokluğu, diğer bozma nedenleri yönünden ise oybirliğiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise 05.11.2007 gün ve 409-487 sayı ile;

“...Sanık K.... 09.04.2006 tarihinde müdafii huzurunda polise verdiği ifadesinde, ‘

‘B.... Ç.....'ı yıllardır tanırım ve sahte altın işi yaptığını biliyordum...ben de istenilen saatte aynı yere gittim. E...... Ö...... ve B.... Ç..... plakasını hatırlayamadığım gri renkli reno clio marka oto ile beni aldılar.’ 08.04.2006 tarihinde müdafii huzurunda polise verdiği ifadesinde ‘

‘Arkadaşım olan B.... beni E...... ile tanıştırdı...E...... isimli şahıs bana turneye çıkacaklarını ve bana 40 YTL yevmiye vereceklerini söyleyerek bana kendilerine şoförlük yapmamı istediler.’ 10.04.2006 tarihinde C.Savcısına müdafii huzurunda verdiği ifadesinde ise ‘

‘Yaklaşık 10 yıldan bu yana tanışmış olduğum B.... Ç..... ile birlikte bundan yaklaşık bir hafta on gün önce İstanbul'da buluştuk. Kendisiyle sohbet ederken içinde bulunduğum ekonomik sıkıntıdan söz ettim. B.... de bana elinde sahte altın olduğunu, bunu çeşitli illerde piyasaya süreceklerini söyledi ve kendileri ile birlikte bu işi yapıp yapamayacağımı bana sordu. Ben de B....'nin teklifini kabul ettim.’ şeklindeki ifadelerinde suç örgütünün ne şekilde oluştuğunu, yapılanmasını, sahte altınların kimler tarafından nasıl temin edildiğini ve sanık B.... ile diğer sanıkların örgüt içerisindeki görevlerini samimi bir şekilde anlatmıştır. Sanık bu ifadelerini yargılama aşamasında da tekrar etmiştir. Dosya içerisinde yer alan en önemli delil sanığın bu samimi ikrarıdır. Bu ikrara dayanılarak bir suç örgütünün varlığı kabul edilmiş ve diğer sanıkların bu suçtan mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Ancak sanık K....'in diğer sanıklar hakkındaki beyanlarına itibar edilip mahkûmiyetlerine karar verilmesi ve bu kararın dairece onanmasına rağmen sanık B.... hakkındaki beyanlarının "atfı cürüm niteliğinde anlatım" olarak kabul edilmesi kendi içinde çelişki oluşturacaktır. Yapılan yargılama sonunda toplanan tüm deliller ve oluşan vicdani kanaate göre sanık Kadir'in tüm anlatımları mahkememizce samimi bulunmuş; bu nedenle sanık B.... hakkındaki bozma kararına uyulmamıştır.

Nitekim hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşen sanık H....'in mahkememize gönderdiği 13.09.2007 havale tarihli iki dilekçede ve 26.10.2007 havale tarihli dilekçede örgütün yapısı, kimler tarafından yönlendirildiği ve yönetildiği, sanık B....'nin örgütteki konumu hakkında açıklamalarda bulunulmuş, hükümlünün bu ifadeleri mahkememizce ciddi bulunarak örgütün diğer yapısının ortaya çıkartılması için Tokat C.Başsavcılığına ayrıca suç duyurusunda bulunulmuştur…

…” şeklindeki gerekçeyle 1 nolu bozma nedenine direnmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyizi üzerine dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.03.2008 gün ve 35263 sayılı ve direnme hükmü yönünden bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Dolandırıcılık ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından sanık B.... Ç.....’ın Yerel Mahkemece suç işlemek için örgüt kurmak suçundan 5237 sayılı TCY’nın 220/1 maddesi uyarınca 3 yıl hapis, mağdur K....D....’a karşı bizzat gerçekleştirdiği dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCY’nın 220/4. maddesi yollamasıyla TCY’nın 157, 168. ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 9 ay 18 gün hapis ve 600 YTL adli para, katılan F.... Ç.......’a karşı diğer sanıklardan A.... K...... tarafından ve katılan H...... İ...’a karşı diğer sanık S..... Ç..... tarafından gerçekleştirilen dolandırıcılık suçlarından dolayı TCY’nın 220/5. maddesi yollamasıyla TCY’nın 157, 168 ve 53.maddeleri uyarınca 1 yıl 9 ay 18 gün hapis ve 600 YTL adli para (2 kez), mağdur F.... D....’a karşı diğer sanıklardan K.... E.... tarafından gerçekleştirilen dolandırıcılığa teşebbüs suçundan dolayı TCY’nın 220/5. maddesi yollamasıyla TCY’nın 157, 35/2 ve 53. maddeleri uyarınca l yıl hapis ve 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, her suç için ayrı ayrı değerlendirme yaparak sanığın sabıkası ile geçmişteki hali nazara alınarak verilen cezanın ertelenmesi halinde bir daha suç işlemekten çekineceği yolunda vicdani kanaat oluşmadığından TCK.nun 51.maddesinin sanık hakkında uygulanmasına takdiren yer olmadığına, 5275 sayılı Yasanın 99.maddesi uyarınca sanığa verilen cezaların 7 yıl 28 ay 24 gün hapis 2.300 YTL adli para cezası olarak toplanmasına karar verilmiş, sanık müdafiinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan verilen hapis cezası düzeltilerek onanmış, dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümler ise bozulmuştur.

Bozma üzerine Yerel Mahkeme Özel Dairenin; “

“Sanık B.... Ç.....’ın, suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönettiğine dair sanık K.... E....’ın atfı cürüm niteliğindeki anlatımı dışında kuşkudan uzak kesin kanıt elde edilemediği gözetilmeyerek, diğer sanıklar S..... Ç....., A.... K...... ve K.... E.... tarafından örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen dolandırıcılık suçlarından dolayı da mahkûmiyet hükmü kurulmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini”

” şeklindeki 1 nolu bozma nedenine direnmiştir.

Görüldüğü üzere Yargıtay 8. Ceza Dairesi ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken hukuksal uyuşmazlık; sanık B.... Ç.....’ın suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticisi olup olmadığı ve buna bağlı olarak ta diğer sanıklar S..... Ç....., A.... K...... ve K.... E.... tarafından örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen dolandırıcılık suçlarından dolayı da TCY’nın 220/5. maddesi yollamasıyla cezalandırılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Ancak, Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen ısrar kararı verilmiş olsa bile;

a) Bozma kararı doğrultusunda işlem ve uygulama yapmak,

b) Bozma kararında tartışılması istenen hususları tartışmak,

c) Bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni kanıtlara dayanmak,

d) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak,

Suretiyle verilen direnme kararı; özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir karardır. Bu nitelikteki bir kararın temyiz edilmesi halinde incelemenin Yargıtay’ın ilgili Dairesi tarafından yapılması gerekir.

İncelenen dosyada, hakkındaki suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, dolandırıcılık ve kimliği hakkında yalan beyanda bulunma suçlarından verilen hükümler Özel Dairece onanarak kesinleşen H.... O....’ın Yerel Mahkemeye gönderdiği 13.09.2007 havale tarihli dilekçesinde; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini, örgütü kuran kişinin kim olduğu ve nerelerde faaliyet gösterdiğini, suç ortakları olan B.... Ç....., S..... Ç..... ve A.... K......’nın halen bu kişilerle irtibatlı olduğunu ve bu nedenle can güvenliğinin sağlanması durumunda mahkeme huzurunda ifade vermek istediğini beyan etmiştir.

Yine aynı havale tarihli olup Yerel Mahkemeye hitaben el yazısıyla yazılmış 10 sayfalık dilekçesinde; suç işlemek için kurulan örgüte ne şekilde katıldığını ve yakalandıkları tarihe kadar yaşadığı olayları ve bu arada sanık B....’nin eylemlerine ilişkin ayrıntılı anlatımda bulunmuştur.

Yerel Mahkeme direnme kararında bu hususu; “

“Nitekim hakkındaki mahkûmiyet kararı kesinleşen sanık H....'in mahkememize gönderdiği 13.09.2007 havale tarihli iki dilekçede ve 26.10.2007 havale tarihli dilekçede örgütün yapısı, kimler tarafından yönlendirildiği ve yönetildiği, sanık B....'nin örgütteki konumu hakkında açıklamalarda bulunulmuş, hükümlünün bu ifadeleri mahkememizce ciddi bulunarak örgütün diğer yapısının ortaya çıkartılması için Tokat C.Başsavcılığına ayrıca suç duyurusunda bulunulmuştur.”

” şeklinde hükmüne dayanak yapmıştır.

Direnme hükmünden sonra da aynı hükümlü 09.11.2007 tarihli dilekçelerle yine örgüt hakkında açıklamalarda bulunmuştur.

Hükümlünün bu beyanları ve yerel mahkemenin suç duyurusunda bulunması üzerine Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada evrak 28.10.2007 gün ve 5554-566 sayılı yetkisizlik kararıyla Kadıköy C.Başsavcılığına gönderilmiştir.

Yerel Mahkemece bozma nedenine karşı direnildiği belirtilmiş ise de, direnme kararında bozma kararından sonra dosyaya yansıyan yeni kanıtlara dayanarak ilk hükümde yer almayan yeni bir gerekçe kullanıldığı anlaşılmaktadır. Dayanılan yeni gerekçe Özel Daire denetiminden geçmemiştir. Özel Dairece incelenmeyen bir hususun doğrudan ve ilk kez Ceza Genel Kurulu tarafından ele alınması olanaksız olduğundan dosyanın incelenmek üzere Özel Dairesine gönderilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla Yerel Mahkemenin uygulaması yeni bir hüküm niteliğinde olduğundan, sanık B.... Ç..... hakkında diğer sanıklar S..... Ç....., A.... K...... ve K.... E.... tarafından örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen dolandırıcılık suçlarından dolayı TCY’nın 220/5. maddesi yollamasıyla verilen hükümlerin temyiz incelemesinin Özel Dairece yapılmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

Sanık B.... Ç.....’ın direnmeye konu diğer sanıklar S..... Ç....., A.... K...... ve K.... E.... tarafından örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen dolandırıcılık suçlarından dolayı TCY’nın 220/5. maddesi yollamasıyla verilen hükümler ile Yerel Mahkemenin uyma kararı verdiği sanık B.... Ç.....’ın mağdur K....D....’a karşı bizzat gerçekleştirdiği dolandırıcılık, sanık S..... Ç..... hakkında dolandırıcılık ve başkasına ait kimliği kullanma, sanık A.... K...... hakkında dolandırıcılık, sanık K.... E.... hakkında örgüte üye olma ve dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümlere ilişkin temyiz incelemesi yapılması için dosyanın Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.06.2008 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29609
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2009/2-241 E., 2009/286 K.

ERTELİ CEZANIN ÇEKTİRİLMESİ
GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN TEMYİZİ
KESİN HÜKÜMLERİN TEMYİZ KOŞULU


Sanık Osman'ın, elektrik hırsızlığı suçundan 5237 sayılı TCY'nin 142/1-f, 145, 168 ve 62. maddeleri uyarınca 2 ay 6 gün hapis cezası ile ceza-landırılmasına, 52/2. maddesi gereğince bu cezası adli para cezasına çevrilmek suretiyle 1.320 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 52/4. maddesi uyarınca 10 eşit taksitte tahsiline, 51/7. maddesi uyarınca sanığın sabıkasında geçen Kırıkhan Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2001/72 E, 2001/466 Karar sayılı ilamı ile verilen erteli 113.89 YTL ağır para cezasının aynen infazına, 58. maddesi gereğince sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına ilişkin, (Kırıkhan Asliye Ceza Mahkemesi)'nce 13.03.2006 gün ve 162-334 sayı ile verilen kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay İkinci Ceza Dairesi'nce 21.10.2009 gün ve 32969-39523 sayı ile;

"Aynen infazına karar verilen mahkumiyet kararı ile birlikte cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi nedeniyle hükmün temyizi mümkün olduğu belirlenerek yapılan incelemede;

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 sayılı CMK'nın 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı y kasıtlı bir suçtan mahkum olmama'koşulunun bulunmaması nedeniyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;

5237 sayılı TCK'nın 145. maddesinde yer alan ydeğer azlığı' kavramı daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca ihtiyacı kadar ve değeri az olan malın alınmasını ifade ettiği ve somut olayda uygulanma olanağı bulunmadığı gözetilmeden, sanık hakkında kullanılan elektriğin değerinin azlığı nedeniyle cezasından indirim yapılması karşı temyiz olmadığından bozma nedeni ya-pılmamıştır.

Sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi karşısında, mükerrir olduğu gerekçesiyle 5237 sayılı TCK'nın 58/6. maddesi gereğince cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi gereğince istem gibi bozulmasına, ancak bu aykırılığın aynı Kan un'un 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün olduğundan, hüküm kısmındanx TCK'nın 58. maddesi gereğince sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına' ilişkin ibaresinin çıkartılmasına karar verilmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına'' karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 18.11.2009 gün ve 190383 sayı ile;

"Dosya arasında bulunan adli sicil kaydından, sanığın Kırıkhan Asliye Ceza Mahkemesi'nin 21.05.2001 tarih ve 72/466 sayılı kararı ile TCK'nın 276/2-son, 72, 647 sayılı Kan un'un 4, 6. maddeleri gereğince erteli 113.892.480 TL ağır para cezasına hükümlü olduğu anlaşılmaktadır.

5237 sayılı TCK'nın 51. maddesi hapis cezasının ertelenmesini dü-zenlediğinden aynı maddenin 7. fıkrası gereğince erteli adli para cezasının aynen infazına karar verilmesi mümkün görülmemektedir.

Kırıkhan Asliye Ceza Mahkemesi'nce sanığın erteli ağır para cezasının 5237 sayılı TCK'nın 51/7. maddesi gereğince aynen infazına karar verildiği halde, İkinci Ceza Dairesi'nin anılan kararında bu hususta bir karar verilmeyip, yazılı biçimde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu kanaatına varılarak itiraz kanun yoluna başvurulması zorunluluğu doğmuştur" görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının bozulmasına ve bu bozma nedeni yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yerel mahkeme hükmünden önceki erteli cezanın aynen infazına ilişkin bölümün hükümden çıkartılmak suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanığın, elektrik hırsızlığı suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, eyleminin sabit olduğu ve suç niteliğinin saptanmasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında çözümü gereken uyuşmazlık, sanığın adli sicil kaydında yer alan erteli para cezasının 5237 sayılı TCY'nin 51/7. maddesi uyarınca aynen infazına karar verilmesinin olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Ancak, yerel mahkeme hükmünün, 1320 YTL adli para cezası ile birlikte erteli cezasının aynen infazına ve TCY'nin 58. maddesi uyarınca sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına ilişkin olması karşısında, verilen hükmün temyiz olanağının bulunup bulunmadığı hususunun Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınması kararlaştırılmıştır.

Ceza Genel Kurulu'nun 14.01.1985 gün ve 533-10 sayılı kararında ilkeleri açıklandığı üzere, aynen çektirilmesine karar verilen önceki ceza, yargılanan eylem nedeniyle verilen hükmün bir parçası olup, 647 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin uygulanması ile özgürlüğü bağlayıcı cezadan çevrilen para cezası niteliğinde olduğundan temyizi olanaklı kararlardandır. Somut olayda sanığın ertelenmiş cezasının aynen infazına karar verilmiş olması karşısında, mahkumiyet hükmünün isabetli olup olmadığı denetlenmen ve isabetli olmadığı takdirde erteli cezanın aynen infazına karar verilemeyeceği nazara alındığında hükmün temyiz yasa yolu ile denetlenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, Ceza Genel Kurulu'nun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere, gerek mahkumiyete ek, gerekse bağımsız olarak hükmedilen güvenlik tedbirleri, kesin nitelikteki hükümlere de her yönüyle temyiz edilebilirlik niteliği kazandıracaktır. Sanık hakkında uygulanan tekerrür konusu, 5237 sayılı TCY'nin, birinci kitabının üçüncü kısmında, "güvenlik tedbirleri" başlığını taşıyan ikinci bölümünde yer almakta olup, 58. maddede, mükerrirler hakkında, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirileceği öngörülmüştür. Her ne kadar tekerrür hükmünün maddi ceza hukuku yanı bulunsa da bir güvenlik tedbiri olarak düzenlendiğinde de kuşku bulunmamaktadır. Somut olayda sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmesi karşısında, güvenlik tedbirine hük-medilmiş olması nedeniyle hükmün temyizi olanaklıdır.

Bu itibarla hükmün temyizinin olanaklı olduğu ve Özel Daire'ce temyiz incelemesi yapılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kararlaştırılmıştır.

Ön sorun çözümlendikten sonra, uyuşmazlığın esasına ilişkin yapılan incelemede;

5237 sayılı TCY'nin 51. maddesinde, yalnızca özgürlüğü bağlayıcı cezaların ertelenebileceği öngörülmüştür. Bu nedenle, erteli cezanın çektirilmesine karar verilebilmesi, ancak erteli cezanın da özgürlüğü bağlayıcı cezaya ilişkin olması halinde olanaklıdır.

Kaldı ki, somut olayda, sanığın önceki cezasının 647 sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca ertelenmiş olduğu nazara alındığında, 765 sayılı TCY'nin 95/2. maddesi uyarınca aynen infazına karar verilebilecektir. Sanığın önceki erteli mahkumiyetine ilişkin hüküm yönünden uyarlama yargılaması yapılması zorunluluğu da nazara alındığında, yerel mahkemece, erteli cezayı veren mahkemeye ihbarda bulunulması yerine aynen çektirilmesine karar verilmesi isabetsizdir.

Bu itibarla haklı nedene dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının ka-bulüne, Özel Daire düzelterek onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün,

1-

Erteli cezanın aynen çektirilmesine karar verilmesi koşullarının

bulunmadığının gözetilmemesi,

2-

Sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının, adli para

cezasına çevrilmesi karşısında, 5237 sayılı TCY'nin 58/6. maddesi uyarınca,

cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar veril

mesinin olanaksız olması,

İsabetsizliklerinden bozulmasına, ancak bu aykırılıklar yeniden yar-gılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nin 322. maddesi gereğince, söz konusu yasaya aykırı uygulamalar hüküm fıkrasından çıkartılmak suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

Sonu ç: Açıklanan nedenlerle;

1-

Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-

Yargıtay İkinci Ceza Dairesi'nin 21.10.2009 gün ve 32969-39523 sayılı düzelterek onama kararının KALDIRILMASINA,

3-

Kırıkhan Asliye Ceza Mahkemesi'nin 13.03.2006 gün ve 162-334

sayılı hükmünün;

a- Erteli cezanın aynen çektirilmesine karar verilmesi koşullarının bu-lunmadığının gözetilmemesi,

b- Sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının, adli para cezasına çevrilmesi karşısında, 5237 sayılı TCY'nin 58/6. maddesi uyarınca, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesinin olanaksız olması,

İsabetsizliklerinden BOZULMASINA,

Ancak, bu aykırılıklar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nin 322. maddesinin verdiği yetki gereğince, hüküm fıkrasında yer alan, "5237 sayılı TCY'nin 51/7. maddesi uyarınca sanığın sabıkasında geçen Kırıkhan Asliye Ceza Mahkemesinin 2001/72 E, 2001/466 Karar sayılı ilamı ile verilen erteli 113.89 YTL ağır para cezasının aynen infazına"ve "5237 sayılı TCY'nin 58. maddesi gereğince sanık hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına" ilişkin ibarelerin çıkartılması suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 08.12.2009 günü yapılan müzakerede, oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29609
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2010/2-28 E., 2010/19 K.

ERTELEME
HAK YOKSUNLUĞU


Sanık Şirzat'ın, elektrik hırsızlığı suçundan 5237 sayılı TCY'nin 142/1-f ve 168. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, 53/1-a maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına, sanığın geçmişteki hali göz-önüne alınarak ileride suç işlemekten çekineceği kanaati hasıl olduğundan cezasının TCY'nin 51. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin (Tekirdağ İkinci Asliye Ceza Mahkemesi)'nce 19.12.2006 gün ve 217-821 sayı ile verilen hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay İkinci Ceza Dairesi'nce 13.04.2009 gün ve 17888-19186 sayı ile onanmıştır.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 25.01.2010 gün ve 294613 sayı ile;

TCK'nın 53. maddesinin 4. fıkrası gereğince kısa süreli hapis cezası (bir yıl ve daha az süreli hapis cezası) ertelenmiş kişiler hakkında 53/1. fıkrada öngörülen belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma tedbiri uygulanamayacağından, tayin olunan 8 ay hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında TCK'nın 53/1-a maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulması gerekir görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanığın, elektrik hırsızlığı suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay CBaşsavcılığı arasında çözümü gereken uyuşmazlık, sanık hakkında tayin olunan 8 ay hapis cezasının 5237 sayılı TCY'nin 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmesi karşısında, aynı Yasa'nın 53/1-a maddesinde sayılan hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesine yasal olanak bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.

5237 sayılı TCY'nin 53. maddesinin 4. fıkrasında, "Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz" hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Yasa'nın 49/2. maddesinde ise 1 yıl veya daha az süreli hapis cezalarının kısa süreli hapis cezası olduğu belirtilmiştir.

Bu hükümler uyarınca, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında mahkum oldukları cezaya bağlı olarak Yasa'nın 53/1. madde ve fıkrasında yazılı her-hangi bir hak yoksunluğuna karar verilemeyecektir.

Somut olayda, sanık hakkında tayin olunan ve kısa süreli hapis cezası niteliğinde olduğu tartışılmaz bulunan 8 ay hapis cezasının, yerel mahkemece ertelenmesine karar verilmiş olması karşısında, 5237 sayılı TCY'nin 53/4. maddesi hükmüne aykırı olarak, aynı maddenin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmesi yasaya aykırı ve isabetsizdir.

Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığı'nın sanık hakkında hak yoksunluğuna hükmedilemeyeceğine ilişkin itirazı haklı nedenlere dayandığından, kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı TCY'nin 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmiş olması karşısında, aynı Yasa'nın 53/4. maddesi gereğince, aynı maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nin 322. maddesi gereğince, söz konusu yasaya aykırı uygulama hüküm fıkrasından çıkartılmak suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay İkinci Ceza Dairesi'nin 13.04.2009 gün ve 17888-19186 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3-Tekirdağ İkinci Asliye Ceza Mahkemesi'nin 19.12.2006 gün ve 217-821 sayılı hükmünün;

Sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı TCY'nin 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmiş olması karşısında, aynı Yasa'nın 53/4. maddesi uyarınca, aynı maddenin 1 ve 2. fıkralarındaki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilemeyeceğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

Ancak, bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY'nin 322. maddesinin verdiği yetki gereğince, hüküm fıkrasında yer alan, * Sanığın TCY'nin 53/1-a maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına" ilişkin ibarenin çıkartılması suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

4-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 09.02.2010 günü yapılan müzakerede, oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29609
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2010/4-71 E., 2010/76 K.

DENETİM SÜRESİ
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ
TEKERRÜRE ESAS CEZA


Sanığın 5237 sayılı TCY'nin 267/1 ve 269/2. maddeleri uyarınca, 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca "takdiren 1 yıl denetim altında bulundurulmasına, 5728 sayılı Kanunla değişik CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının şartları oluşmadığından (sanığın kasıtlı suçtan sabıkasının bulunması nedeniyle) uygulanmasına yer olmadığına," ilişkin, (Kars İkinci Asliye Ceza Mahkemesi)'nce verilen 05.05.2009 gün ve 50-272 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nce 05.02.2010 gün ve 21660-1453 sayı ile;

"1- Mağdur hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadan iftiradan dönülmesi karşısında TCY'nin 269/1 yerine anılan Yasa maddesinin 2. fıkrasıyla indirim yapılarak fazla ceza verilmesi,

2- Denetim süresinin hürriyeti bağlayıcı cezadan fazla olamayacağının gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yargıtay C.Başsavcılığı'nca 19.03.2010 gün ve 181931 sayı ile; (2) nolu bozma nedeninin 5237 sayılı TCY'nin 51/3. maddesine aykırı olduğu ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının reddine ilişkin (sanığın kasıtlı suçtan sabıkası bulunması) gerekçenin, mahkumiyetin silinme koşullarının oluşması nedeniyle yasal olmadığı, gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nin 05.02.2010 gün ve 1453-21660 sayılı bozma ilamındaki (2) numaralı bozma nedeninin kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün (1) nolu bozma nedenine ek olarak hükmün açıklanmasının ertelenmesinin red gerekçesinin yasal olmaması nedeniyle de bozulmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilmekle, Ceza Genel Ku-rulu'nca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Sanık Aykut'un, 19.01.2009 günü saat 18:35 sıralarında polis merkezine müracaat ederek mağdur Erhan isimli şahsın kendisine ait cep telefonunu zorla aldığından bahisle şikayetçi olduğu, bu müracaatından yaklaşık 4 saat sonra aynı polis merkezine giderek Erhan isimli şahsın cep telefonunu yağma suretiyle almadığını, cezaevinde bulunan arkadaşlarının yanına gitmek amacıyla böyle bir istekte bulunduğunu, bu sebeple Erhan isimli şahıstan şikayetçi olduğunu, ancak daha sonra pişman olarak yaptığı hareketin yanlışlığını anladığını beyan ettiği, böylece sanığın yetkili bir makama ihbarda bulunarak işlenmediğini bildiği bir suçla ilgili olarak mağdur hakkında soruşturma başlatılmasına sebebiyet verdiği, bilahare hakkında kovuşturma yapılmadan önce yapmış olduğu eylemden döndüğü kabul edilerek, 5237 sayılı TCY'nin 267/1 ve 269/2. maddeleri uyarınca, 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca takdiren 1 yıl denetim altında bulundurulmasına, 5728 sayılı Kanunla değişik CMK'nın 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının şartları oluşmadığından (sanığın kasıtlı suçtan sabıkasının bulunması nedeniyle) uygulanmasına yer olmadığına, karar verilen somut olayda;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1-Cezası ertelenen sanık hakkında belirlenen denetim süresinde isabet bulunup bulunmadığı,

2-Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal olup olmadığı,

Noktalarında toplanmaktadır.

5237 sayılı TCY'nin hapis cezasının ertelenmesini düzenleyen 51. maddesinin 3. fıkrasında; cezası ertelenen hükümlü hakkında, mahkum olunan ceza süresinin alt sınırından az olmamak koşuluyla, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirleneceği, hükmüne yer verilmiştir.

5237 sayılı Yasa'nın 51. maddesiyle, ceza infaz kurumu haline getirilip, sadece hapis cezasıyla sınırlı olarak kabul edilen ertelemede, maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkemece bir deneme süresinin belirlenmesi zorunlu olup, bu sürenin belirlenmemesi veya eksik belirlenmesi, denetim süresi, ertelemenin yasal sonucu olduğundan, aleyhe bozma yasağı kapsamında de-ğerlendirilemeyecek, yine fıkrada mahkum olunan hapis cezası süresinden az olmamak hususu da, hükmedilen bir yıldan fazla mahkumiyetler için söz konusu olup, hapis cezası bir yıldan az olsa da denetim süresi hiçbir ahvalde bir yıldan az olamayacaktır.

Somut olayda, yerel mahkemece hükmedilen 3 ay sonuç hapis cezasının ertelenmesi nedeniyle, takdir ve tayin olunan 1 yıllık denetim süresi 5237 sayılı TCY'nin 51/3. maddesine uygun bulunduğundan, denetim süresinin 3 ay olması gerektiğine ilişkin bozma nedeni yerinde değildir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının reddine ilişkin gerekçeye ilişkin itiraz nedenine gelince;

5271 sayılı Yasa'nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendinde olumsuz koşul olarak öngörülen, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamaktan anlaşılması gereken husus, mahkumiyetin kasıtlı bir suçtan doğmasıdır. Anılan bentte hükmolunan ceza yönünden herhangi bir ayrım gözetilmediğinden, hükmolunan cezanın hapis veya adli para cezası olmasının, bu koşul açısından herhangi bir önemi bulunmamaktadır.

Ancak yasa koyucu, mahkumiyetle ilgili olarak başkaca bir ölçü getirmediğinden, adli sicilden silinen mahkumiyetler, ertelenmiş ve vaki olmamış sayılan mahkumiyetler, üzerinden çok uzun sürelerin geçmesi nedeniyle tekerrüre esas oluşturmayan mahkumiyetler de hükmün açıklanmasının ertelenmesine engel oluşturacak mıdır? Bu konularda gerek yasa metninde, gerekse gerekçede herhangi bir açıklık bulunmamaktadır.

Yasa koyucu herhangi bir düzenleme getirmediğine göre, bu hükmü mutlak şekilde yorumlamanın, adalet ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı ya da yasa koyucunun gerçek muradının bu olup olmadığı da gözönüne alınmalıdır.

Bu soruna çözüm bulabilmek için yasa koyucunun mahkumiyetin sonuçlarını bertaraf etmek için öngördüğü diğer kurumların da değerlendirilmesi gerekmektedir.

647 sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkumiyetlerde, sanığın deneme süresinde kasıtlı bir suç işlememesi halinde önceki mahkumiyet 765 sayılı TCY'nin 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağından, bu nitelikteki bir mahkumiyetin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturabileceğini kabul etmek olası değildir.

Yine aynı şekilde 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8 ve 5352 sayılı yeni Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan adli sicil kayıtlarının, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal bir engel oluşturabileceğini kabul etmek hukuk ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.

Buna karşın, 5237 sayılı TCY'nin 51. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkumiyetlerde ceza infaz edilmiş sayılacağından ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 9. maddesi uyarınca oluşturulan adli sicil kayıtları ceza veya güvenlik tedbirlerinin infazının tamamlanması ile Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nce silinerek arşiv kaydına alınacağından, bu tür mahkumiyetlerin varlığı halinde sanık hiçbir şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından yararlanamayacak mıdır, sorulan gündeme gelebilecektir.

Hak yoksunluklarını kural olarak 5237 sayılı Yasa'nın 53. maddesinde cezanın infazı ile sınırlandıran, doğmuş hak mahrumiyetlerini ortadan kaldırmak için Adli Sicil Yasası'na eklediği 13/a maddesi ile yasak hakların geri verilmesi müessesesini kabul eden ve 5237 sayılı TCY'nin 58. maddesinde tekerrür hükümlerinin uygulanması açısından infazdan itibaren beş ve üç yıllık süreler öngören yasa koyucunun, bir kez mahkum olan bir kişinin ömür boyu bu mahkumiyetinin olumsuz sonuçlarından etkilenmesi gerektiğini kabul ettiği düşünülemez. Bu nedenlerle, yeni yasa dönemindeki mahkumiyetler açısından da, belirli sürelerin geçmesi ile bu mahkumiyetlerin 231. maddenin uygulanmasına yasal engel oluşturmayacağını kabulde zorunluluk bulunmaktadır.

Bu itibarla, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkum edilen sanıklar yönünden, 5237 sayılı TCY'nin tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin nazara alınması ve bu sürelerin geçmiş olduğu hallerde önceki mahkumiyetin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşularının değerlendirilmesi yönünden engel oluşturmayacağının kabulü adalet ve hakkaniyete uygun olacaktır.

O halde, 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden, önceki mahkumiyetin 765 sayılı TCY'nin 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı haller veya 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8 ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasası'nın geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşulları oluşan önceki mahkumiyetler, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlardan dolayı mahkum edilen sanıklar yönünden ise, 5237 sayılı TCY'de tekerrür hükümlerinin uygulanması için 58. maddesinde öngörülen sürelerin geçmiş olduğu haller, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde olumsuz koşul olarak belirtilen engel bir neden olarak kabul edilemeyecektir.

Ancak, yasal engel oluşturmayan bu mahkumiyetlerin yargılama mercilerince, sanığın suç işleme eğilimi açısından değerlendirmeye esas alınmasına da bir engel bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında sanığın geçmiş hükümlülüğüne esas teşkil eden adli sicil kaydı incelendiğinde; sanığın Kars Birinci Asliye Geza Mahkemesi'nin 26.04.2005 gün ve 11-190 sayılı ilamı ile 765 sayılı TCY'nin 491/4, 522, 523/1, 2253 sayılı Yasa'nın 12/2 ve 765 sayılı TCY'nin 59 ve 647 sayılı Yasa'nın 4. maddeleri uyarınca 237,60 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilip, hükmün 2253 sayılı Yasa'nın 38. maddesi uyarınca ertelendiği ve sanık hakkında 1 yıl deneme süresi belirlendiği, 04.05.2005 tarihinde kesinleşen bu hükmün, 3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nın 8. maddesi uyarınca 04.05.2006 tarihinde esasen vaki olmamış sayılması gerektiği ve bu tarihte silinme koşullarının oluştuğu anlaşılmakla, yerel mahkemece sanığın adli sicil kaydının bulunduğundan bahisle 5728 sayılı Yasa'yla değişik CYY'nin 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizdir.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle,

1-Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi'nin 05.02.2010 gün ve 21660-1453 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3-Kars İkinci Asliye Ceza Mahkemesi'nin 05.05.2009 gün ve 50-272 sayılı hükmünün;

a)Mağdur hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadan iftiradan dönülmesi karşısında, 5237 sayılı TCY'nin 269. maddesinin 1. fıkrası yerine 2. fıkrasıyla indirim yapılmak suretiyle fazla ceza tayini,

b)Adli sicilden silinme koşulları oluşan mahkumiyetin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yasal engel oluşturmayacağı dikkate alınmaksızın, yasal olmayan gerekçelerle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

İsabetsizliklerinden (BOZULMASINA),

4-Dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 06.04.2010 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Bluesaygi
Site Üyesi
Mesajlar: 48
Kayıt: 07 May 2022 16:26
Meslek: Öğrenci

Re: HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ - TCK 51. Md.

Mesaj gönderen Bluesaygi »

Peki hocam aynen infazdan kasıt tam olarak nedir? 4/4 olarak mı uygulanacak? Yoksa tabi oldugu infaz rejimine göre mi?
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj