Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ - CMK 307. MD.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ - CMK 307. MD.

Mesaj gönderen Admin »

DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Madde 307
- (1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.

(2) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi gerekir.

(3) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. Ancak, direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez.

(4) Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci Maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Mesaj gönderen Admin »

13. Ceza Dairesi 2016/7292 E. , 2016/11023 K.


Hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından sanık ... ...’ün beraatine dair ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18.11.2008 tarih ve 2006/580 esas, 2008/786 karar sayılı kararının katılanın temyizi üzerine ... 20.03.2013 tarih ve 2011/34648 esas, 2013/7229 karar sayılı ilâmıyla bozulmasını müteakip, sanık hakkında yapılan yargılama sonunda, 5237 sayılı TCK'nın 142/1-b maddesi gereğince 3 yıl ve 116/1. maddesi gereğince 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK'nın 58. maddesi gereğince cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve 53. maddedeki haklardan yoksun bırakılmasına dair aynı Mahkemenin 17.09.2013 tarih ve 2013/322 esas, 2013/404 karar sayılı kararına karşı, ...'nın 18.01.2016 gün ve 94660652-105-42-10018-2015-E.1136/4272 sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 09.02.2016 gün ve 2016/27130 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,
MEZKUR İHBARNAMEDE;
Dosya kapsamına göre; 18.11.2008 tarihli beraat kararının katılanın temyizi üzerine sanık aleyhine bozulduğunun anlaşılması karşısında; 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326 maddesinin 1-2. fıkralarında yer alan “Yargıtay’dan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar. Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir.” şeklindeki düzenleme karşısında sanığa bozma ilamına diyeceklerinin sorulması gerektiği gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden, anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Kanun yararına bozma istemine dayanan ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçlarından sanık ... ... hakkında ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.09.2013 tarih ve 2013/322 esas, 2013/404 karar sayılı kararın 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 14.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Mesaj gönderen Admin »

17. Ceza Dairesi 2016/2257 E. , 2016/5453 K.


Hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal etme suçlarından sanık ...’ün beraatine dair ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18/11/2008 tarihli ve ... esas, ... sayılı kararının katılanın temyizi üzerine Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 20/03/2013 tarihli ve ... Esas, ... sayılı ilâmıyla bozulmasını müteakip, sanık hakkında yapılan yargılama sonunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-b ve 116/1. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis ve 9 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin aynı Mahkemenin 17/09/2013 tarihli ve ... Esas, ... sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı'nın 18.01.2016 tarih ve 2015-E. 1136/4272 sayılı Kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 09.02.2016 tarihi ve 2016/27130 sayılı ihbarnamesiyle dairemize göndermekle incelendi;
MEZKUR İHBARNAMEDE:
Dosya kapsamına göre, 18/11/2008 tarihli hükmün katılanın temyizi üzerine sanık aleyhine bozulduğunun anlaşılması karşısında; 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326 maddesinin 1-2. fıkralarında yer alan “Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar. Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir.” şeklindeki düzenleme karşısında sanığa bozma ilamına diyeceklerinin sorulması gerektiği gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumunda ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 17.09.2013 tarihli ve ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile ilgili kanun yararına bozma talepli olarak dosya dairemize gönderilmiş ise de Yargıtay Kanun'un 14. maddesi ile Yüksek Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 20.03.2013 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı karşısında daha önceden görüş açıklayan Yüksek 13. Ceza Dairesi'nce inceleme yapılması gerektiğinden Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 14.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2015/635 E. , 2016/9 K.

Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi
Mahkemesi : Asliye Ceza


Eşini silahla kasten yaralama suçundan sanığın beraatına ilişkin, Sulh Ceza Mahkemesince verilen 21.12.2012 gün ve 774-1230 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 22.10.2014 gün ve 15297-33619 sayı ile;
"Katılanın aşamalardaki istikrarlı beyanında sanığın kendisini bıçakla yaraladığını söylediği, bunu doğrulayan doktor raporu karşısında sanığın eylemi sabit olduğu halde, oluşa ve dosya içeriğine uygun bulunmayan gerekçelerle yazılı şekilde beraatine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 17.02.2015 gün ve 1253-142 sayı ile;
"Sanık savunması, katılan beyanı, tanık anlatımları, adli raporlar ve dosya içeriğine göre; sanık ile katılanın resmi nikâhlı evli oldukları, aralarında boşanma davası bulunduğu ve ayrı yaşadıkları, olay günü sanığın eşi ile aralarında meydana gelen tartışma esnasında ele geçirilemeyen ve niteliği saptanamayan bıçakla eşini kasten yaraladığından bahisle kamu davası açılmış ise de; sanığın olay günü konuşmak amacıyla eşinin kaldığı eve gittiği, kapıyı çalmasına rağmen kapının açılmadığı, daha sonra katılanın kardeşi tanığın geldiği, sanık ile tanığın konuştukları sırada katılanın da dışarıya çıktığı ve tartışmaya başladıkları, katılanın yanında getirdiği bıçağı çıkartarak vücudunun adli raporda belirtilen yerlerine sürterek adli raporda belirtildiği üzere basit tıbbi müdahale ile iyileşecek şekilde kendisini yaraladığı, her ne kadar sanığın katılanı silahla kasten yaraladığından bahisle kamu davası açılmış ise de; sanığın müsnet suçu işlediği yönünde, her türlü kuşkudan uzak, kesin, somut ve inandırıcı, mahkûmiyet hükmü kurmaya elverişli delil elde edilemediğinden, atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin de sabit olmadığı" gerekçeleriyle ilk hükmünde direnerek sanığın beraatına karar vermiştir.
Bu hükmün Cumhuriyet savcısı ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.06.2015 tarih, 216409 sayı ve "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın kasten yaralama eylemlerinin sabit olup olmadığının tespitine ilişkin ise de, öncelikle aleyhe bozmadan sonra sanığın duruşmadan haberdar edilip bozma ilamına karşı beyanlarının alınmamasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Özel Dairenin bozma ilamından sonra mahalli mahkemece tensiple sanık müdafii ile katılan vekilinin duruşma gün ve saatini bildirir davetiye ile çağrıldığı, sanığa ise herhangi bir bildirimde bulunulmadığı ve ilk celse sanık müdafii ile katılan vekilinin yüzlerine karşı, ancak sanığın yokluğunda direnme hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanununun 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 326. maddesinde;
"Yargıtay'dan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir" düzenlemesi yer almaktadır.
Bu hüküm gereğince, bozma kararı sanığın lehine olsa dahi, bozmadan sonra yapılan yargılamada yerel mahkemece sanık, katılan ve varsa müdafii ve vekillerine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilip, duruşmadan haberdar olmaları sağlanmalıdır. Yerleşik yargısal kararlarda açıkça vurgulandığı üzere, tebligat yapılamaması ya da davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi durumunda, sonradan hükmolunacak cezanın, bozma ilamına konu cezadan daha ağır yaptırım içermemesi halinde yargılamaya devam olunarak bir karar verilebilecektir. Ancak yerel mahkemece sanık hakkında hükmolunacak ceza, bozmaya konu olan müeyyideden daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16.09.2014 gün ve 214–383 ile 20.10.2015 gün ve 691–331 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Özel Dairenin aleyhe olan bozma kararından sonra yerel mahkemece sanığa duruşma gün ve saatini bildirir bozma ilamı ekli davetiye tebliğ edilmeden ve duruşmadan haberdar olması sağlanmadan, yalnızca müdafiinin dinlenilmesi ile yetinilip ilk hükümde direnilmiştir. Sanığın duruşmadan haberdar edilerek aleyhe olan bozmaya karşı beyanlarının sorulmaması, "savunma hakkının sınırlandırılması" niteliğinde olup, bu husus 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 326/1. maddesine aykırıdır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, aleyhe olan bozmadan sonra sanığın duruşmadan haberdar edilip bozma ilamına karşı beyanlarının sorulmaması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Asliye Ceza Mahkemesinin 17.02.2015 gün ve 1253-142 sayılı direnme hükmünün, aleyhe olan bozmadan sonra sanığın duruşmadan haberdar edilip bozma ilamına karşı beyanlarının alınmaması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle, sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.01.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2013/647 E. , 2015/512 K.

Sanık ... hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda, atılı suçu işlediğine dair yeterli delil elde edilemediğinden beraatine ve tazminat talebinin reddine ilişkin, ... İcra Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve ... sayılı hükmün şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay .... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile;
“Şikayetçi, kiralayan ...'a yönelik icra takibinde, yeni kiracı ...’ya İİK'nun 89. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi tebliğ edildiği, sanığın iki yıllık kira bedelini peşin ödediğini, dosya borçlusuna borcunun bulunmadığını, 01.06.2012 tarihinden sonra tahakkuk edecek kiraların dosyaya ödeneceğini beyanla itiraz ettiği, 01.09.2010 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesinde aylık kira bedelinin 1.000 TL olarak belirlenip 15.03.20... vade tarihli 12.000 TL bedelli senet alındığı, iki yıllık kira bedelinin peşin ödendiği savunulan bir durumda bir yıllık senet alınmasının gerçekçi olmadığından sanığın İİK'nun 338. maddesi uyarınca cezalandırılmasına ve 4.283 TL tazminata hükmedilmesinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılamada icra dosyasında borcun tahsiline ilişkin işlem yapılmadan doğrudan haciz ihbarnamesi gönderildiği ve sanığın itirazının aksine delil bildirilmediğinden beraatine karar verilmiş ise de; şikayete konu .... İcra Müdürlüğünün 2010/1563 sayılı takip dosyasında, borçluya gönderilen ödeme emrinin 01.....2010 tarihinde tebliğ edilip itiraz edilmeden 08.....2010 tarihinde kesinleştiği, üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderilebilmesi için takibin kesinleşmesinin yeterli olduğu ve İİK'nun 89. maddesi uyarınca üçüncü kişideki muhtemel kira alacağının haczinin mümkün bulunduğu cihetle, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenebilmesi açısından, haciz ihbarnamesinin 13.01.2011 tebliğ tarihi itibariyle sanığın asıl borçluya kesinleşmiş ve muaccel bir borcu bulunup bulunmadığının, kira sözleşmesinin 01.09.2010 tarihli olmasına ve ilk yıl için ödemenin senetle yapılmasına rağmen ikinci yıl kira ödemesinin ne şekilde yapıldığı ve 15.03.2011 vade 12.000 TL bedelli senede ilişkin olarak sanığın borçluya borcunun bulunup bulunmadığı hususları araştırılmadan ve tanık ... da dinlenilmeden eksik araştırma ile yazılı şekilde sanığın beraatine ve tazminat isteminin reddine kararı verilmesi ” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise ... gün ve .. sayı ile;
"...Bozma ilamında müşteki vekilinin dayandığı, sanık tarafından kabul edilip edilmediği dahi belli olmayan sözleşme uyarınca araştırma yapılması gereğine değinilmektedir. Bir an için kira sözleşmesinin doğru olduğu düşünülse bile (alacaklının aylık 2.000 TL kira ile oturduğu yerde sanığın daha sonraki tarihte 1.000 TL = toplamda yıllık 12.000 TL bedelle (!) oturduğu varsayılan) sanığın ödemeyi çek veya nakit veya başka şekilde ödemiş olup olmaması kiracı-kiralayan ilişkisi içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Ceza Kanunumuz ve Ceza Muhakemesi Kanunumuz tarafından kabul edilen ve (evrensel hukuk prensibi olan) kimsenin aleyhine delil toplanmasına zorlanamayacağı ilkesi dikkate alındığında esas takip borçlusu ve hazır edilemeyen ...'ın dinlenmesi, yine sanığın kira bedelini ödeyip ödemediğinin araştırılması (gerçek kişi olduğundan kendi beyanı dışında nereden araştırılacağı da anlaşılamadığından) hayatın olağan akışına ve ülke gerçeklerine uygun bulunmadığı" gerekçesiyle direnerek sanığın önceki hükümdeki gibi beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının 15.09.2013 gün ve 154000 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan direnme hükmü kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığı değerlendirilmelidir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada, sadece sanık müdafiine tebligat yapılması ile yetinilip sanığa duruşma gün ve saatini bildirir, bozma ilamı ekli davetiye tebliğ olunmadan önceki hükümde direnilmesine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Ön soruna ilişkin uyuşmazlığa geçmeden önce 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda düzenlenen suç tipleri, yaptırımları ve yargılama usulleri üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.02.2007 gün ve 16-28 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK’da cürüm-kabahat ayrımına son verilmesi üzerine, bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel kanunlardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı Kanuna uyarlanması amacıyla 5252 sayılı Kanunun 7. maddesi ile kanunlarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak İcra ve İflas Kanununda yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezasını gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür.
Ancak, bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören kanun koyucu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanununun 16. babı kapsamındaki fiilleri ikili bir ayrıma tâbi tutarak, bir kısım eylemleri suç olarak düzenleyip, hapis ve adlî para cezası şeklinde yaptırıma bağlamış, diğer bir kısım eylemleri ise, kabahat olarak düzenlenmek suretiyle, yaptırımlarını disiplin veya tazyik hapsi şeklinde belirlemiştir. Bir kısım suçların resen takibi öngörülmüş, diğer bir kısım suçların takibi ise şikâyet şartına bağlanmış, bu husus suç tanımının yer aldığı maddelerde; “Bu suçlar alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur”, “alacaklının şikâyeti üzerine”, “ilgilinin şikâyeti üzerine”, “zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine” ibareleriyle açıkça belirtilmiştir.
İcra ve İflas Kanunundaki yaptırım sistemi ilgili yapılan bu değişikliklere karşın, bu kanundaki suçlar bakımından kabul edilen özel muhakeme usulünü düzenleyen maddelerde köklü herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu nedenle İİK'da düzenlenen suçlar bakımından, yeni dönemde de, 5271 sayılı CMK hükümlerinin değil, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun ilgili hükümleri uygulanmalıdır.
Ancak atıf yapılan hallerde CMK hükümlerinin uygulanabileceği açıktır. Diğer taraftan İcra ve İflas Kanununda kendine özgü bir özel yargılama sisteminin öngörülmüş olması, bu kanunda düzenlenen suçlara ilişkin yargılama işlemlerinin ceza muhakemesi faaliyeti olmadığı anlamına gelmemekte olup, aksine sınırlayıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde ve özel kanunun amaç ve prensiplerine uygun düştüğü ölçüde ceza muhakemesi kural ve ilkelerinin İİK’da düzenlenen suçlara ilişkin yapılan yargılamalarda da kıyasen uygulanması mümkündür.
2004 sayılı İcra İflas Kanunun, icra ceza mahkemelerindeki muhakeme usulünü düzenleyen 349. maddesinde;
"Şikayet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır. Dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikâyetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir. Şahit gösterilmişse o da celbolunur.
İki taraf tayin olunan gün ve saatte icra mahkemesinin huzuruna gelmeğe veya vekil göndermeğe mecburdurlar.
İcabında icra mahkemesi, tarafların bizzat hazır bulunmasını emredebilir.
Maznun başka yerde ikamet ediyorsa istinabe yoliyle sorguya çekilir.
Maznun, şikâyeti alan veya istinabe edilen icra mahkemesinin huzuruna gelmez veya müdafi göndermezse yahut bizzat bulunmasına lüzum görülürse zabıta marifetiyle getirilir. Bu suretle de bulundurulamazsa muhakeme gıyabında görülür.
Şikayetçi muayyen zamanda gelmez ve vekil de göndermezse şikayet hakkı düşer.
Gelmeyen şahitlere yapılacak muamele ile borçlunun gıyabında verilen karara karşı eski hale getirme talebi hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yazılı hükümler tatbik olunur." hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere bu kuralla icra ceza mahkemelerinde sanıklara sadece vekil aracılığı ile değil bizzat duruşmada hazır bulunma imkanı verilmiş, sanığın başka bir yerde ikamet etmesi halinde de istinabe yolu ile sorguya çekilmesini öngörmüştür. Sanık ancak usulüne uygun olarak yapılan bildirimlere karşın mahkemeye gelmemesi veya avukat göndermemesi durumunda duruşmada hazır bulunma hakkından vazgeçtiği kabul edilebilecektir.
Ceza Genel Kurulunun 05.12.2006 gün ve 300-276 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığa celpname gönderilmeden yokluğunda yargılama yapılıp karar verilmesi, savunma hakkının bütünüyle ortadan kaldırılması sonucunu doğurduğundan, yasaya mutlak aykırılık oluşturmakta ve kararın bu nedenle bozulmasını gerektirmektedir.
Öte yandan 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 353. maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği üzere, bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verilen hükümlerle ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanacak, 5271 sayılı CMK'nun temyize ilişkin hükümlerinin henüz yürürlüğe girmemiş olması nedeniyle 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan hükümleri doğrultusunda işlem yapılacaktır.
Bu kapsamda 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanununun 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 326. maddesinde;
"Yargıtay'dan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir" düzenlemesi yer almaktadır.
Bu hüküm gereğince, bozma kararı sanık lehine olsa dahi, bozmadan sonra yapılan yargılamada yerel mahkemece sanık, katılan ve varsa müdafii ve vekillerine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilip, duruşmadan haberdar olmaları sağlanmalıdır. Hükmün aleyhe bozulması halinde ise sanığın duruşmadan haberdar edilmesi yeterli olmayıp aleyhe bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması zorunludur.
İİK'nun 349. maddesi uyarınca İcra Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamalarda sanığa tebligat yapılarak savunması alınmadan hüküm kurulmasının mümkün olduğu gözetildiğinde 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/2. maddesinin icra ceza mahkemelerinde görülen davalarda uygulanması mümkün olmayıp hüküm aleyhe bozulmuş olsa bile bozmadan sonra sanığın dinlenmesi zorunlu değildir. Ancak bozma kararı ister sanık aleyhine ister sanık lehine olsun her halükarda, bozmadan sonra yeniden davaya bakacak mahkemenin İİK'nun 353/2. maddesi delaletiyle 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/1. maddesi uyarınca sanık ve varsa müdafiine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edip, duruşmadan haberdar olmalarını sağlaması, tebligat yapılamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi veya müdafiini göndermemesi durumunda yokluklarında yargılamaya devam olunarak bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
Yerel mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılamada bozma ilamı ve duruşma günü tebliğ olunup sanığa bozmaya karşı beyanda bulunma imkanı tanınmadan, yalnızca müdafiine yapılan tebligat ile yetinilip sanığın ve müdafiinin yokluğunda direnme kararı verilmesi İİK'nun 353/2. maddesi delaletiyle 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/1. maddesine aykırıdır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan direnme kararı verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-... İcra Ceza Mahkemesinin ... gün ve .. sayılı direnme hükmünün, bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan direnme kararı verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.12.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Mesaj gönderen Admin »

4. Ceza Dairesi 2015/22488 E. , 2015/39737 K.

Silahla tehdit suçundan sanık Ş.. I..'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/1. maddesi yollaması ile 106/2-a-son ve 62/1-2. maddesi gereğinee 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanun'un 58/l-6.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına, aynı Kanun'un 58/6 ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108/4-5. maddeleri çerçevesinde sanığın cezasının infazının tamamlanmasından sonra başlamak üzere 1 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına dair, Antalya 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/07/2013 tarihli ve 2013/325 esas. 2013/443 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/07/2015 gün ve 235718 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre,
1- Sanık hakkında Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12/03/2013 tarihli ve 2011/7252 esas, 2013/6989 sayılı bozma kararı öncesi 5 ay hapis cezası verildiği ve bu hükmün sadece sanık tarafından temyiz edilmesi nedeniyle yeniden kurulan hükümde 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesi gözetilmeden 1 yıl 8 ay hapis cezasına hükmedilmesinde,
2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 58/7. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimi ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi ile yetiniİmesi gerekirken, denetimli serbestlik tedbirinin süresinin de belirlenmesinde.
İsabet görülmemiştir.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Tehdit suçundan sanık Ş.. I.. hakkında yapılan yargılama sonucunda, Antalya 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/07/2013 tarihli kararıyla, TCK'nın 106/2-a-son, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve TCK'nın 58/1-6 maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108/4-5. maddeleri çerçevesinde sanığın cezasının infazının tamamlanmasından sonra başlamak üzere 1 yıl süre ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, sanığın yüzüne karşı verilen kararın yasıl süre geçtikten sonra, sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 15.01.2015 tarihli ve 2014/48166 esas, 2015/1306 sayılı kararı ile süre yönünden reddedilerek hükmün kesinleştiği ve infaz sırasında kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
a- 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesi gözetilmeden fazla ceza belirlenmesi,
b- Mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar veren mahkemenin, 5275 sayılı Kanun’un 108/4. maddesi uyarınca denetim süresi belirleme yetkisinin bulunup bulunmadığına, dair hukuka aykırılıklara ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
1- 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesinin değerlendirilmesi,
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326. maddesi; “(Değişik: 21/5/1985 - 3206/66 md.) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir.
Yargıtaydan verilen bozma kararına mahkemelerin ısrar hakkı vardır. Israr üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir.
Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” biçiminde düzenlenmiştir.
5271 sayılı TCK’nın 307/4. maddesinde de yer alan “aleyhe değiştirememe yasağı” 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 326. maddesinin son fıkrasında; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” biçiminde düzenlenmiş olup; ceza usul hukukumuzda bu madde dışında cezayı aleyhe değiştirmeme yasağını düzenleyen başka bir hüküm bulunmamaktadır.
Buna göre, ceza hukukunda genel anlamda bir “kazanılmış hak” kavramından bahsedilemeyeceği, ancak, 1412 sayılı CMUK’nın 326. maddenin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek bir “cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi” “Reformatio in pejus” veya “aleyhte düzeltme yasağı”nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.
İnceleme konusu somut olayda; Sanığa, 12.03.2009 tarihinde verilen ilk hükümde korku, kaygı veya panik yaratacak tarzda silahla ateş etme suçundan 5 ay hapis cezası verildiği ve bu hükmün yalnızca sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 12.03.2013 tarih ve 2011/7252 esas, 2013/6989 sayılı kararı ile “silahlı tehditten hüküm kurulması ve yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesi” gerektiği belirtilerek bozulmuş olmasına karşın, yeniden yapılan yargılama sonunda ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkı gözetilmeden, bozma öncesi hükümdeki cezadan daha fazla ceza belirlenmesi hukuka aykırıdır.
2- Mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar veren mahkemenin, 5275 sayılı Kanun’un 108/4. maddesi uyarınca denetim süresi belirleme yetkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi,
5237 sayılı TCK'nın 58. maddesinin 6. fıkrasında, "Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır." 7.fıkrasında, "Mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı belirtilir." 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 108. maddesinin 4. fıkrasında, "Hakim, mükerrir hakkında cezanın infazının tamamlanmasından sonra başlamak ve bir yıldan az olmamak üzere denetim süresi belirler." 5. fıkrasında, "Tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde, koşullu salıverilmeye ilişkin hükümler uygulanır." 6. fıkrasında ise "Hakim, mükerrir hakkında denetim süresinin uzatılmasına karar verebilir. Denetim süresi en fazla beş yıla kadar uzatılabilir." hükümleri yer almaktadır.
İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının, TCK'nın 58. maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, ancak 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 108. maddesi hükümleri gözetilmeden, infazı kısıtlar biçimde denetim süresinin de hükümde belirtildiği görülmektedir. İnfaz Kanunu’nun 108. maddesinin 5 ve 6. fıkraları hükümlerine göre, denetim süresini belirleme ve gerektiğinde uzatma yetkisinin, hükümlünün infaz aşamasındaki davranışlarını da değerlendirerek, koşullu salıvermeyle ilgili kararı verecek mahkemeye ait olması nedeniyle, Mahkemenin uygulamasının hukuka uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- Tehdit suçundan sanık Ş.. I.. hakkında, Antalya 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/07/2013 tarihli ve 2013/325 esas. 2013/443 kararının, CMK'nın 309. maddesi uyarınca, BOZULMASINA,
2- Karardaki hukuka aykırılıklar aynı Kanun maddesinin 4-d fıkrasına göre, hükmün Yargıtay tarafından düzeltilmesini gerektirmekle,
a-) (1 nolu) hukuka aykırılık bakımından; hüküm fıkrasına, “Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 12.03.2013 tarih ve 2011/7252 esas, 2013/6989 sayılı bozma kararı öncesi, 12.03.2009 tarihinde verilen ilk hükmün yalnızca sanık tarafından temyiz edilmiş olması karşısında, 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi ile daha önceki ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkı gözetilerek sanığa verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının bozma öncesinde hükmolunan 5 ay hapis cezası olarak infaz edilmesine" ibaresinin eklenmesi,
b-) (2 nolu) hukuka aykırılık bakımından ise, 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 108/4-5. maddeleri gereğince belirlenen 1 yıl denetim süresinin hükümden ÇIKARILMASI,
biçiminde hükmün DÜZELTİLMESİNE,
3- İnfazın belirlenen bu miktar üzerinden yapılmasına, bozulan kararda yer alan diğer hususların olduğu gibi bırakılmasına, 10/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2014/691 E. , 2015/331 K.

Sanık ...'ın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK'nun 81/1. maddesi uyarınca müebbet hapis, kasten yaralama suçundan aynı kanunun 86/1 ve 86/3-e maddeleri gereğince üç yıl hapis, ruhsatsız silah taşıma suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 52/2, 52/4, 53/1, 54/1, 58 ve 63. maddeleri uyarınca iki yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezası ile mahkûmiyetine, adli para cezasının taksitlendirilmesine, hak yoksunluğuna, müsadereye, hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanık ...'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme suçundan TCK'nun 220/1 ve 220/3. maddeleri gereğince dört yıl hapis, kasten öldürme suçundan anılan kanunun 38/1 ve 220. maddeleri yollamasıyla 81/1. maddesi uyarınca müebbet hapis, iki ayrı mağdura karşı kasten yaralama suçundan 86/1 ve 86/3-e maddeleri gereğince üç yıl ve oniki ay hapis, ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 52/2 ve 52/4. maddeleri uyarınca iki kez olmak üzere iki yıl hapis ve 2.400 TL adli para, tehdit suçundan TCK'nun 220. maddesi yollamasıyla 106/2, 43/2, 53/1, 54/1, 58 ve 63. maddeleri gereğince iki kez olmak üzere dört yıl altı ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, adli para cezalarının taksitlendirilmesine, hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, müsadereye ve mahsuba,
Sanık ...'ın ruhsatsız silah taşıma suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 52/2, 52/4, 53/1, 54/1 ve 58. maddeleri uyarınca iki yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezası ile mahkûmiyetine, hak yoksunluğuna, adli para cezasının taksitlendirilmesine, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve müsadereye,
Sanık ...'ın ruhsatsız silah taşıma suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 52/2, 52/4, 53/1, 54/1 ve 58. maddeleri gereğince iki kez olmak üzere iki yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, adli para cezasının taksitlendirilmesine, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanık ...'un ruhsatsız silah taşıma suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 62/1, 52/2, 52/4, 53/1, 54/1, 58 ve 63. maddeleri gereğince bir yıl sekiz ay hapis ve 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, mahsuba, adli para cezasının taksitlendirilmesine, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanıklar ... ve ...'nun ruhsatsız silah taşıma suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 52/2, 52/4, 53/1, 54/1 ve 58. maddeleri gereğince iki yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezası ile mahkûmiyetine, hak yoksunluğuna, müsadereye, adli para cezalarının taksitlendirilmesine, hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanık ...'nun ruhsatsız silah taşıma suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 52/2, 52/4, 53/1, 54/1 ve 58. maddeleri gereğince iki kez olmak üzere iki yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, adli para cezasının taksitlendirilmesine, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanık ...'nun eziyet suçundan TCK'nun 96/2 ve 53/1. madeleri uyarınca dört yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna,
İhaleye fesat karıştırma suçundan sanık ...'ın TCK'nun 235/4, 35/2, 53/1, 58 ve 63. maddeleri uyarınca üç yıl hapis; sanıklar ..., ... ve ...'ın 235/4, 35/2, 62/1, 53/1, 58 ve 63. maddeleri uyarınca iki yıl altı ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına,
Sanıklar ... ve ...'in suçluyu kayırma suçundan TCK'nun 283/1, 53/1, 58 ve 63. maddeleri gereğince bir yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve mahsuba,
Zincirleme şekilde tehdit suçundan sanıklar ... ve ...'nun TCK'nun 106/2 ve 43/2. maddeleri gereğince dört yıl altı ay hapis, ...'nun 37/1. maddesi yollamasıyla 106/2, 43/2, 53/1, 58 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez olmak üzere dört yıl altı ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve mahsuba,
Sanıklar ..., ..., ... ve ...'in yağma suçuna teşebbüsten TCK'nun 149/1 ve 35/2. maddeleri gereğince beş yıl üç ay hapis, çalışma hürriyetinin ihlali suçundan 117/1, 53/1, 58 ve 63. maddeleri uyarınca bir yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve mahsuba,
Sanık ...'un ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 52/2, 52/4, 53/1, 54/1, 58 ve 63. maddeleri uyarınca iki yıl hapis ve 2.400 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye, adli para cezasının taksitlendirilmesine, hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve mahsuba,
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçundan TCK'nun 220/2, 220/3, 53/1, 58 ve 63. maddeleri gereğince bir yıl oniki ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, hapis cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve infazlarından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, ilişkin, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve ... sayılı kısmen resen temyize tabi olan hükmün, sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile;
"1- Alt Sınırı beş yıldan fazla hapis cezası gerektiren yağmaya teşebbüs suçundan yargılanan sanığa müdafi atanmadan yargılama yapılıp hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
2- İhaleye fesat karıştırma suçu yönünden katılan sıfatını alabilecek il çevre orman müdürlüğüne yasal tebligat yapılıp duruşmaya davet edilmeden yokluğunda karar verilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
... Ağır Ceza Mahkemesi ise ... gün ve ... sayı ile;
"Mahkememiz kararı dikkate alındığında, bozma ilamında belirtilen iki husus dışında doksandört farklı hususta karar verildiği ancak bozma ilamında sadece iki hususun inceleme konusu yapıldığı, diğer yönlerden inceleme yapılmadığı, bozma ilamında belirtilen hususun örgüt suçuna dayanak teşkil etmediği gibi, geriye kalan hükümler yönünden de aralarında bağlantı bulunmadığı, kaldı ki bozma kapsamında kalan hususlarla çıkar amaçlı suç örgütü kurmak eylemleri arasında zorunlu ispat hukuku bakımından bir bağlantı olsa dahi, bozma ilamı dışında kalan hükümlerin esasına girilip incelenmesinden sonra örgüt suçu bakımından bozma ilamı doğrultusunda yeniden değerlendirme yapılmasının talep edileceği, bunun bir zorunluluk teşkil etmediği, daha öncesinde uygulamanın suç örgütünü ortaya koyan eylemler yönünden, bu eylemler yargılama konusu yapılıp bir karar verildikten sonra bu kez belirtilen yargılamalar doğrultusunda sanıkların aynı zamanda çıkar amaçlı suç örgütleri kurdukları iddiası bir kez de belirtilen dosyalar delil gösterilmek sureti ile örgütlü suçları yargılamakla yetkili mahkemelere kamu davası açılması şeklinde gerçekleşen uygulamada herhangi bir sorun yaşanmadığı, yargılamayı yapan makamlarca genel mahkemelerde yapılan yargılama dosyasındaki olay ve hükümler değerlendirilip örgütlü suçlar bakımından sanıklar hakkında iddia edilen bu eylemler bakımından hüküm kurulduğu, halen de benzer uygulamanın devam ettirildiği, dosya bakımından aynı yöntemle sonuca varılabileceği, adil yargılanma ilkesinin temel unsurlarından birini makul sürede yargılanma hakkının oluşturduğu, dosya özelinde tutuklu sanıkların bulunduğu ve tutukluluk süresi dikkate alındığında bu ilkeye özenin ayrıca öneme haiz olduğu, temyiz sürecinin bu süreye dâhil olduğu dikkate alındığında yüksek yargı makamlarının yargılama süresinde makul süre şartının yerine getirilmesinde kritik fonksiyon ifa ettikleri dikkate alındığında, bozmaya konu edilen hususların ilkeyi zedelediği sonucuna varılmakla, bozma ilamı dışındaki hususlarda karar verme imkânı varken kararın bozulması yönündeki karara karşı direnme gereği duyulduğu, tensiben iddia makamından mütalaa alınıp, ilk celse direnme kararı verildiği" şeklindeki gerekçelerle ilk hükmünde direnmiştir.
Kısmen resen temyize tabi olan bu hükmün, sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.10.2014 tarih, 254206 sayı ve "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçeyle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlıklar; yağma suçundan sanığa müdafi atanmadan yargılama yapılıp hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığı ve ihaleye fesat karıştırma suçu bakımından katılan sıfatını alabilecek olan çevre ve orman müdürlüğüne tebligat yapılıp duruşmaya davet edilmeden karar verilmesinin usule aykırılık teşkil edip etmediği noktalarında toplanmakta ise de; bozma kararından sonra sanıklar ve müdafilerinin bozmaya karşı diyeceklerinin tespiti amacıyla duruşmadan haberdar edilmeleri gerekliliğine uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Özel Dairenin bozma ilamından sonra, yerel mahkemece tensip tutanağı ile dosyanın Cumhuriyet savcılığına tevdi edilerek mütalaa talebinde bulunulduğu ve duruşma günü tayin edildiği,
... tarihli celsede de sanıklar ve müdafileri duruşmadan haberdar edilmeden direnme hükmü kurulduğu,
Anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanununun 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 326. maddesinde;
"Yargıtay'dan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir" düzenlemesi yer almaktadır.
Bu hüküm gereğince, bozma kararı sanık lehine olsa dahi, bozmadan sonra yapılan yargılamada yerel mahkemece sanık, katılan ve varsa müdafii ve vekillerine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ edilip, duruşmadan haberdar olmaları sağlanmalıdır. Yerleşik yargısal kararlarda açıkça vurgulandığı üzere, tebligat yapılamaması ya da davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi durumunda, sonradan hükmolunacak cezanın, bozma ilamına konu cezadan daha ağır yaptırım içermemesi halinde yargılamaya devam olunarak bir karar verilebilecektir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun ... gün ve ... sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Özel Dairenin bozma kararından sonra yerel mahkemece sanıklar ve müdafilerine davetiye tebliğ edilmeden ve duruşmadan haberdar olmaları sağlanmadan tensip tutanağıyla Cumhuriyet savcısının yazılı görüşü alındıktan sonra önceki kararda direnilmiştir. Sanıklar ve müdafileri duruşmadan haberdar edilip bozmaya karşı beyanlarının sorulmaması, savunma hakkının sınırlandırılması niteliğinde olup, bu husus CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/1. maddesine aykırıdır.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, sanıklar ve müdafileri duruşmadan haberdar edilip bozma ilamına karşı beyanlarının sorulmaması suretiyle savunma haklarının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... gün ve ... sayılı kararının, sanıklar ve müdafileri duruşmadan haberdar edilip bozmaya karşı beyanlarının sorulmaması suretiyle savunma haklarının kısıtlanması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.10.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2014/568 E. , 2015/244 K.

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU
MAHKEME KARARLARININ GEREKÇELİ OLMASI
KAMBİYO SENEDİNDE TAHRİBAT YAPARAK SENEDİ İCRA TAKİBİNE KOYMA
SAVUNMA HAKKININ KISITLANMASI
SUÇ TARİHİ
SANIĞA DURUŞMA GÜNÜ BİLDİRİLMEDEN YOKLUĞUNDA DİRENME KARARI VERİLEMEYECEĞİ
BOZMA KARARINA HANGİ NEDENLE UYULMADIĞININ AÇIKLANMASI GEREKTİĞİ


Resmi belgede sahtecilik suçundan sanık T.. A..’ın 5237 sayılı TCK’nun 204/1, 62, 51 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve hak yoksunluğuna ilişkin, İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.05.2011 gün ve 738-198 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 17.10.2012 gün ve 9449-17652 sayı ile;
“1-Şikâyetçi A.. E..’in 15.01.2001 keşide tarihli 31.03.2001 vadeli 2.500 Dolar bedelli olarak düzenlenen kambiyo senedinin şüpheli T.. A..’a ciro yoluyla devredildiği, şüphelinin senedin bedel kısmını 32.500 Dolar haline getirip tahrifat yapmak suretiyle 04.09.2003 günü İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2003/7389 Esas sayılı dosyasında icraya koyduğu, müştekinin icra takibine itirazı üzerine İzmir 12. İcra Mahkemesinin (Hukuk Kısmı) 2003/121 Esas sayılı dosyasından yapılan yargılama sırasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 08.12.2003 tarihli raporda senet üzerinde (2.500) rakamları yazılmış iken bilahare farklı bir kalemle farklı bir zaman dilimi içerisinde ve farklı bir mesnet üzerinde (3) rakamının ilave olunarak senedin rakam bölümünde tahrifat yapıldığının belirlenmesi üzerine mahkemece davanın kısmen kabulü ile İzmir 5. İcra Müdürlüğünün 2003/7389 Esas sayılı dosyasındaki asıl alacağın 2.500 Amerikan Dolarına indirilmesine karar verildiği,
Sanık T.. A.. suça konu senedin düzeltilmiş olarak kendisine geldiğini, herhangi bir tahrifat yapmadığını beyan ettiği, yazı imza ve rakam örnekleri ile senet aslı üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 06.05.2008 tarihli bilirkişi raporunda suça konu senedin ön yüzünde bulunan yazı ve rakamlar ile arka yüzünde bulunan 3. ciranta yazı ve imzasının sanığa ait olduğunun tespit edilmesi üzerine resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinden bahisle açılan davada; sanığın, üzerine atılı suçu kabul etmeyerek; şikayetçi A.. E..’in arkadaşı olup emlakçılık yapan oğlu M..t A..'ın bürosuna gelerek Dikili'de satılık bir daire hakkında oğlu ile aralarında yapılan protokol üzerine oğlunun kendisine 32.000 Dolar ödediğini, daha sonra tapu işlemi için A.. E..'i aradığında çeşitli bahaneler bularak tapuda işlem yapmaması nedeniyle oğlunun daireyi almaktan vazgeçmesi sonucu şikayetçinin kendisine ödenen 32.500 Dolar karşılığı olarak 31 Mart 2001 ödeme günlü 15.01.2001 tanzim tarihli senedi düzenleyerek verdiğini bu sırada F.. C..'in de orada olup senedi mevcut haliyle aldığını, şikayetçinin “senedin rakam kısmı önemli değil önemli olan yazı kısmı diyerek verdiğini daha sonra bu senedi oğlumun borcundan dolayı ciro ettiği F.. C..'in isteği üzerine 32.500 doları ödeyerek ondan aldığını şikayetçi ödemeyince icraya koyduklarını, belge üzerinde tahrifat yapmadığını savunması karşısında, şikayetçi ile senedin arkasında imzaları bulunan M.. A.. ve F..C.. tanık sıfatıyla dinlenip suça konu belge de gösterilerek senedin verildiği sırada düzeltmenin bulunup bulunmadığının sorulması gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri mahkemeye ait olup, suça konu belgenin adli emanetten celbedilerek incelenip özellikleri duruşma tutanağına yazılarak gerekçeli kararda aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığı tartışılıp denetime olanak verecek şekilde dosya içerisine konularak tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi,
2-Kabule göre de; Resmi evrakta sahtecilik suçunun cezası, 765 sayılı TCK’nun 342/1. maddesinde 2 yıldan 8 yıla kadar hapis, 5237 sayılı TCK’nun 204/1. maddesinde ise, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis olmasına rağmen, temel cezanın alt sınırdan tayini halinde, 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinde düzenlenen ve hapis cezasına mahkûmiyetinin kanuni sonucu olarak uygulanan güvenlik tedbirlerinin 765 sayılı Kanunda bulunmaması ve hapis cezasının ertelenmesi halinde 5237 sayılı TCK’nun 51/3. maddesinde öngörülen deneme süresi, 765 sayılı TCK’nun 95. maddesinde öngörülen sürelerden daha az ise de; öngörülen sürelerin iyi halli geçirilmesi halinde hükmolunan ceza, 5237 sayılı Kanunun 51/8. maddesine göre 'infaz edilmiş sayılacağı', 765 sayılı TCK’nun 95/2. maddesine göre ise, 'esasen vaki olmamış sayılacağı'ndan 647 sayılı Kanunun 6. maddesi ile 765 sayılı TCK’nun 95/2. maddesi birlikte değerlendirildi- ğinde, deneme süresi içerisinde suç işlenmemesi halinde 'mahkümiyetin vaki olmamış sayılması' nedeniyle uygulama koşulları ve sonuçları itibariyle 5237 sayılı TCK’nun aleyhe olduğu gözetilmemesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece 28.12.2012 gün ve 2050- 2072 sayı ile; gerekçeli karar başlığında suç tarihi 15.01.2001 olarak gösterilerek, bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan sadece müdafine tebligat yapılıp dinlenilmesi ile yetinilerek ve bozma kararına niçin uyulmadığı açıklanmadan, bozulan kararın "gerekçe ve deliller" bölümü aynen yazılmak suretiyle önceki hükmünde direnilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının 22.09.2014 gün ve 198579 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hükmün eksik araştırmaya dayalı olarak verilip verilmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de;
1-Yerel mahkemece suç tarihinin hatalı olarak belirlenip belirlenmediği,
2-Lehe bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan sadece sanık müdafiine tebligat yapılıp dinlenilmesi ile yetinilerek hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığı,
3-Direnme hükmünün yasal ve yeterli gerekçeyi taşıyıp taşımadığı,
Hususlarının öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında 07.12.2010 tarihli iddianame ile katılan tarafından keşide edilen 15.01.2001 tanzim ve 31.03.2001 vade tarihli 2.500 Amerikan Doları bedelli bononun bedel hanesinde tahrifat yaparak 32.500 Amerikan Doları haline dönüştürüp 04.09.2003 tarihinde icra takibine koyduğu iddiasıyla resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda 03.05.2011 tarihli hüküm ile sanığın mahkûmiyetine karar verildiği, hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması ve kabule göre 5237 sayılı TCK’nun sanığın aleyhine olduğunun gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulduğu, yerel mahkemece gerekçeli karar başlığında suç tarihi 15.01.2001 olarak gösterilerek, bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan sadece müdafine tebligat yapılıp dinlenilmesi ile yetinilip, direnme nedenleri ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan bozulan kararın “gerekçe ve deliller” bölümü aynen yazılmak suretiyle önceki hükümde direnilmesine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır
Usule ilişkin uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
1-Yerel mahkemece suç tarihinin hatalı olarak belirlenip belirlenmediği:
Gerek suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 349/2 gerekse sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 210/1. maddesinde kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliklerde resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir. Burada söz konusu olan, sadece resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin cezanın uygulanması değildir. Resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin bütün olarak uygulanmasıdır.
Resmi belgede sahtecilik suçu ise hem suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nun da (m. 342/1) hem de sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nda (m.204/1) “seçimlik hareketli” bir suç olarak düzenlenmiştir. Buna göre, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi (sahte bir varaka tanzimi), gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi (hakiki bir varakayı tağyir ve tahrif eyleme) veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda (sahte bir varakayı bilerek kullanma) suç oluşacaktır.
Seçimlik hareketli suçlar, suçun kanuni tanımında gösterilen alternatifli hareketlerden herhangi birisinin işlenmesi ile tamamlanabilen suçlardır. Seçimlik hareketlerin tamamının işlenmesi şart olmayıp, bir tanesinin işlenmesi suçun oluşması için yeterlidir. Seçimlik hareketlerden birkaçı ya da hepsi birlikte işlenmiş olsa dahi tek suç oluşacak, ancak bu durum temel cezanın belirlenmesinde göz önünde tutulabilecektir. Seçimlik hareketlerden birisi tamamlanmış ise diğeri teşebbüs aşamasında kalsa dahi suç tamamlanmış kabul edilecektir. Bu suçlarda, suç tarihi en son seçimlik hareketin yapıldığı tarih olup dava zamanaşımı da bu tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Sanığın katılan tarafından keşide edilen 15.01.2001 tanzim ve 31.03.2001 vade tarihli 2.500 Amerikan Doları bedelli bononun bedel hanesinde tahrifat yaparak 32.500 Amerikan Doları haline dönüştürüp 04.09.2003 tarihinde icra takibine koyduğu iddia edilen somut olayda; suç tarihinin, sanık tarafından suça konu sahte kambiyo senedinin icra takibine konulmak suretiyle kullanıldığı 04.09.2003 olacağı gözetilmeden, gerekçeli karar başlığında, senedin üzerinde yazılı düzenlenme tarihi olan 15.01.2001 olarak yanlış gösterilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
2-Lehe bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan sadece sanık müdafiine tebligat yapılıp dinlenilmesi ile yetinilerek hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığı:
1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326. maddesinde, “Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm gereğince, bozma kararı sanık lehine olsa dahi bozmadan sonra yapılan yargılamada yerel mahkemece sanık, katılan ve varsa vekillerine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ olunmalı, duruşma gününden haberdar edilmelidirler. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, tebligat yapılamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi halinde, verilecek ceza bozmaya konu olan cezadan daha hafif ise yargılamaya devam olunarak bir karar verilmelidir.
Sanığa davetiye tebliğ edilmeden, duruşma günü bildirilmeden, yargılamaya devamla sanığın yokluğunda direnme kararı verilmesi 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/2 ve 308/8. maddelerine aykırı olup savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.
3-Direnme hükmünün yasal ve yeterli gerekçeyi taşıyıp taşımadığı:
Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı CMK’nun 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre de, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK’nun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosyada; yerel mahkemece, Özel Dairenin bozma kararına karşı ilk hükümde direnilirken, bu ilkeler doğrultusunda işlem yapılmamış, bozulmakla tamamen ortadan kalkan ilk hükümde direnilmesine karar verildikten sonra, direnme nedenleri gösterilmemiş, bozma kararına niçin uyulmadığı açıklanmayarak, bozulan kararın “gerekçe ve deliller” bölümün aynen ve yeniden yazılmasıyla yetinilmiştir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün, gerekçeli karar başlığında suç tarihinin yanlış gösterilmesi, bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan yargılamaya devamla yokluğunda direnme kararı verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması ve bozma kararına hangi nedenlerle uyulmadığı belirtilmeden ve direnme gerekçeleri gösterilmeden bozulan kararın "gerekçe ve deliller” bölümün aynen tekrarı ile yetinilmesi isabetsizliklerinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmedir.

SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İzmir 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.12.2012 gün ve 2050 - 2072 sayılı direnme hükmünün, gerekçeli karar başlığında suç tarihinin yanlış gösterilmesi, bozma ilamı ve duruşma günü sanığa tebliğ olunmadan yargılamaya devamla yokluğunda direnme kararı verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması ve bozma kararına hangi nedenlerle uyulmadığı belirtilmeden ve direnme gerekçeleri gösterilmeden bozulan kararın "gerekçe ve deliller” bölümün aynen tekrarı ile yetinilmesi isabetsizliklerinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.06.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN İŞLEMLERİ

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2013/622 E. , 2015/16 K.


Olası kastla öldürme suçundan sanık O.. U.. hakkında yapılan yargılama sonucunda eylemin kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 29, 62, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin, Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.05.2009 gün ve 295-147 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 29.06.2010 gün ve 9857-4984 sayı ile;
“...2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıkların suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ve sanık O.'a yönelen tahrike ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin varlığı takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık O. müdafinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede meşru müdafaa veya sınırın aşılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine, öldürme kastının bulunmadığına, suç vasfına, ağır tahrikin varlığına vesaireye yönelen, sanık G. müdafinin sübuta, suç vasfına vesaireye yönelen, katılan S. vekilinin tahrik hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,
... b) Sanık O.. hakkında kasten insan öldürme suçundan kurulan hükümde;
Dosya kapsamına göre, sanık O. maktule ait işyerinde işçi olarak çalıştığı, olay günü başka nedenle izin aldığı halde, rekabet oluşturacak şekilde aynı iş kolunda başkasına ait işyerinde iş yaparak hileli davrandığı, durumun maktul ve oğlu sanık Gökhan tarafından öğrenilmesi üzerine çıkan olayda Gökhan ile kavga ettiği, Gökhan'ın davranışlarının maktulü bağlamayacağı, ancak maktulün daha sonra kavgaya karışarak sanığa basit derecede etkili eylemde bulunduğu olayda, 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası öngören TCK'nun 29. maddesi ile yapılan uygulama sırasında, haksız tahrik nedeniyle daha vahim olaylar dikkate alındığında üst sınıra yakın ceza verilmesi yerine yazılı şekilde 15 yıl hapis cezası verilerek eksik ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 31.03.2011 gün ve 278-82 sayı ile; sanığın bu kez kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan 5237 sayılı TCK'nun 87/4-2. cümle, 29, 62, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii, katılan Sedef vekili ve Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.02.2012 gün ve 7689-1062 sayı ile;
“...Dairemizin 29.06.2010 gün ve 2009/9857 esas 2010/4984 karar sayılı ilamıyla, sanığın suçunun niteliğinin kasten insan öldürme olduğu kabul edilerek suçun niteliğine yönelik itirazların reddiyle, tahrikin derecesi yönünden bozma kararı verildiği, 02.11.2010 günlü oturumda ise bozma ilamına uyulmasına karar verilmesine rağmen gereği yerine getirilmeyerek bozmanın etkisiz bırakılması" isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 18.07.2012 gün ve 155-231 sayı ile;
“...Yeniden yapılan yargılama sonunda mahkememizin 31.03.2011 tarihli ikinci kararındaki gerekçelerle eylemin kastın aşılması suretiyle adam öldürme suçunu oluşturduğu yönündeki nitelememizin doğru olduğu, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 22.02.2012 tarihli bozma ilamındaki, bir önceki bozma ilamıyla sadece 'tahrikin derecesi yönünden bozma kararı verildiği' yönündeki açıklamalarının hukuka uygun olmadığı, kararın bozulmasıyla tümüyle varlığını yitirdiği, yeniden yapılan yargılamaya katılan heyetin bir önceki heyeti oluşturan hakimlerin nitelemesiyle kendisini bağlayamayacağı...” gerekçesi ile önceki hükümde direnilmesine karar vermiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı, sanık müdafii, katılan S. T. ve suçtan zarar gören G. T. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.08.2013 gün ve 286443 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık O.. U.. hakkında G. T.'yü kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü kesin nitelikte olduğundan ve sanık G. T. hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olduğundan, inceleme sanık O.. U.. hakkında M.. T..'yü öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Soruşturma aşamasında sanıktan şikâyetçi olan maktûlün oğlu G. T.'nün kovuşturma aşamasında da şikâyetinin devam ettiğini beyan ederek sanığın cezalandırılmasını talep etmesinin, sanık hakkında M.. T..'yü öldürme suçundan açılan kamu davasına katılma talebi niteliğinde bulunduğu, müştekiye bu eylemle ilgili olarak hakları hatırlatıldıktan sonra davaya katılmak isteyip istemediği sorulup, katılma konusunda yerel mahkeme tarafından olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği, suçtan zarar gören vekilinin temyiz dilekçesinde davaya katılma konusunda açık bir isteği olmamakla birlikte katılan vekili olarak hükmü temyiz ettiğini belirttiği, tüm aşamalarda istikrarlı bir şekilde sanıktan şikayetçi olduğunu beyan etmesinin ve vekilinin yerel mahkeme hükmünü temyiz etmiş olmasının, kanun yolunda davayı takip iradesini eylemli olarak ortaya koyduğu ve bu davranışın katılma talebini de içerdiği anlaşıldığından, Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 gün ve 595-497, 28.05.2013 gün ve 238-271, 07.05.2013 gün ve 1466-246 ile 19.06.2012 gün ve 638-238 sayılı kararlarında belirtilen ilkeler ve istikrarlı uygulamalar da dikkate alınarak,
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 260. maddesi uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette suçta zarar gören ve vekili aracılığıyla hükmü temyiz etmek suretiyle katılma iradesini ortaya koyan maktûlün oğlu olan Gökhan Tütüncü'nün aynı kanunun 237/2. maddesi uyarınca sanık O.. U..'ın M.. T..'ye yönelik eylemi nedeniyle açılan kamu davasına katılmasına oybirliği ile karar verilerek inceleme yapılmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin hükmün Özel Dairece suç niteliğine yönelik itirazlar reddedilerek tahrik derecesi yönünden bozulmasına karar verilmesi üzerine, bozma kararına uyulmasına karar veren yerel mahkemece bozma ilamı doğrultusunda haksız tahrik nedeniyle asgari indirim oranına yakın olacak şekilde indirim yapılırken suçun önceki hükümden farklı olacak şekilde kasten yaralama sonucu ölüme neden olma olarak nitelendirilmesinin mümkün olup olmadığı;
2- Mümkün olduğunun belirlenmesi halinde esasla ilgili temyiz incelemesinin Ceza Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamından;
Olası kastla öldürme suçundan açılan kamu davasının yargılaması sonucunda sanığın kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin verilen hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Özel Dairece; “soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ... göre verilen hükümlerde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğu... suç vasfına yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle” ibareleri yazılarak ve haksız tahrik teşkil eden olayın çok vahim olmadığı vurgulanarak, sanık hakkında asgari orana yakın olacak şekilde haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği,
Yerel mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra bu kez eylemin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 87/4. maddesi uyarınca belirlenen 12 yıl hapis cezası üzerinden aynı kanunun 29. maddesi uyarınca asgari indirim oranına yakın olacak şekilde 6/16 oranında tahrik indirimi uygulandığı,
Sanığın 5237 sayılı TCK'nun 87/4, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin bu hükmün de temyiz edilmesi üzerine, Özel Dairece; uyma kararı veren mahkemece uyma gereği yerine getirilmeyerek bozmanın etkisiz bırakılması isabetsizli- ğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 154. maddesinde, yüksek mahkeme olan Yargıtay’ ın, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğu ve kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakacağı belirtilmiştir.
1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan temyize ilişkin hükümleri uyarınca;
İlk derece mahkemelerince verilen hükümlerle ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğname adı verilen görüş yazısı ile Yargıtay ilgili Dairesine gönderilen dosyanın esasına girilmeden önce, Dairece öncelikle temyiz başvurusunun kabul edilebilir olup olmadığı araştırılacak, bu bağlamda da temyiz talebinin süresinde yapılıp yapılmadığı, kararın temyiz edilebilir nitelikte olup olmadığı, başvuruda bulunanın hükmü temyiz etmeye hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığı incelenecektir. Temyiz başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapılması ya da kararın temyiz edilebilir nitelikte bulunmaması veya başvuruda bulunanın temyiz etme hak ve yetkisinin olmaması halinde ilgili Dairece 1412 sayılı CMUK'nun 317. maddesi uyarınca temyiz talebinin reddine karar verilecek, ret nedenlerinin bulunmaması durumunda temyiz incelemesine geçilecektir.
Temyiz incelemesinde görevi hukuk kurallarının ve kanuni tavsiflerin doğru uygulanıp uygulanmadığını denetlemek olan Yargıtayca yapılan inceleme sonucunda; onama, düzelterek onama, düşme ve bozma kararlarından birinin verilebilmesi mümkündür. Herhangi bir aykırılığın tespit edilemediği hallerde temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına karar verilecek, bu durumda ilk derece mahkemesi kararı kesin hüküm halini alacaktır. 1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesinde gösterilen istisnai hallerde, kararda kanuna aykırılık tespit edilip kararın bozulmasına karşın, davanın esasına hükmedilerek tespit edilen aykırılıkların giderilmesi suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına ya da şartları bulunduğunda sanığın beraatine ya da kamu davasının düşmesine karar verilecektir. Temyiz davası kabul edildikten sonra maddi hukuk veya muhakeme hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması ya da eksik veya hatalı uygulanmasına ilişkin hukuka aykırılıkların tespit edildiği ve fakat 322. maddenin uygulanma şartları bulunmadığı durumlarda ise temyiz olunan hükmün aynı kanunun 321. maddesi uyarınca bozulmasına karar verilecektir. Bu durumda bozulan karar tümüyle ortadan kalkacağından hiçbir hukuki sonuç doğurmayacak, kararın bozmaya konu edilmeyen kısmı onanmış veya kesinlik kazanmış olmayacaktır. Bir diğer deyişle, kararın temyiz incelemesi sonucunda kesinleşebilmesi için Yargıtay tarafından açıkça onama ya da düzelterek onama kararlarından birinin verilmesi gerektiğinden, Özel Daire kararlarında yer alan "suçun sübutuna, suç niteliğine vs yönelen yerinde görülmeyen sair itirazların reddine" şeklindeki ibareler bozulan yerel mahkeme kararının değinilmeyen veya isabetli bulunan kısımlarının kesinleştiği anlamına gelmeyecektir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 19.12.1994 gün ve 323-344 sayılı kararında; "Hükmün bir bölümünün veya tamamının temyiz incelemesini yapan Özel Dairece açıkca onanmaması halinde, o bölüm veya kararın kesinleştiği ileri sürülemez"; 14.11.1994 gün ve 262-280 sayılı kararında da; "Kararın bozulmayan kısmı onanmış veya kesinlik kazanmış değildir. Karar dava gibi bir bütün oluşturur. 'Şu noktadan temyiz edildi veya bozuldu, o halde öteki kısımlar kesinleşti' denemez. Yani kısmi kesinleşmeyi kabule olanak yoktur... Özel Daire kararında yer alan 'yerinde görülmeyen sair itirazların reddine' tabiri bozulan yerel mahkeme kararının değinilmeyen kısımlarını kesin hüküm haline getirmez. Kararın kesinleşebilmesi için açıkça onanması gerekir" açıklamalarına ver verilmiştir.
Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için Yargıtay'ca verilen bozma kararları üzerine yerel mahkemelerce yapılacak işlemlerin de gözden geçirilmesi gerekmektedir.
1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan "Davaya yeniden bakacak mahkemenin hak ve mecburiyetleri" başlıklı 326. maddesinde; “Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir.
Yargıtaydan verilen bozma kararına mahkemelerin ısrar hakkı vardır. Israr üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir.
Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” hükmü yer almaktadır.
Buna göre, Yargıtayca verilen bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği ilk derece mahkemelerince yeni bir tensip kararıyla duruşma günü tayin edilecek ve ilgililer duruşmaya çağrılıp bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra bozma ilamına uyulup uyulmaması yönünde bir karar verilecektir. Yerel mahkemenin, göreve ilişkin olanlar dışındaki bozma ilamına uyma ya da direnme kararlarından birisini verebilmesi mümkün olup, öğretide buna “bozmadan sonraki serbestlik kuralı” adı verilmiştir. Maddenin 3. fıkrasında mahkemenin bozma kararına ısrar hakkı olduğu vurgulandıktan sonra, ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymanın zorunlu olduğuna işaret edilmiştir. Aynı maddenin son fıkrasında ise, sınırlı biçimde uygulanabilecek olan "cezayı aleyhe değiştirememe" veya "aleyhte düzeltme yasağı" kabul edilerek, yalnız sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, bozma üzerine yeniden kurulan hükümde belirlenen ceza ve sonucun önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacağı hüküm altına alınmıştır.
"Bozmadan sonra serbestlik kuralı" uyarınca bozma kararına uyma ya da direnme kararlarından birini verme konusunda serbest olan ilk derece mahkemelerinin Özel Dairelerinin bozma kararlarına uymayı tercih etmeleri durumunda, bu kez “uymadan sonraki serbestlik kuralı” devreye girecektir. Serbestlik kuralı ceza muhakemesinde maddi gerçeğin araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi amacının zorunlu bir sonucu olup, mahkemenin bozma kararına uyulmasına karar verdikten sonra da, sanığın hukuki durumunu yeniden serbestçe değerlendirme hak ve yetkisi bulunmaktadır. Temyiz edilen önceki hüküm bozma kararı verilmesiyle ortadan kalkmış olduğundan, yerel mahkemece önceki karardan farklı olarak, suçun sübutu ve niteliği de dahil olmak üzere sanığın hukuki durumuyla ilgili tüm hususlarda, CMK'nun 217. maddesi uyarınca ulaşılan vicdani kanaat doğrultusunda serbestce karar verilebilecektir. Nitekim, Yargıtay Özel Daireleri tarafından da ilk temyiz incelemesinde yerinde görülerek bozma konusu yapılmayan hususlar, lüzumu halinde hükmün yeniden temyizen incelenmesi sırasında bozma konusu yapılabilmekte, hatta ilk bozma kararından tamamen farklı olacak şekilde bozma kararı verilebilmektedir.
Bu konuda öğretide; "Uymadan sonraki duruşmanın bozmadan önceki duruşmanın devamı niteliğinde olması, mahkemenin uymadan sonraki serbestliğini de açıklar. Gerçekten mahkeme bozmaya uymadan sonra ikinci son kararında kaide olarak serbesttir. Gerek Yargıtay'ın görüşü ile gerek eski kararı ile bağlı değildir... Serbestlik kaidesi ceza muhakemesinde hakikatın araştırılması ve en isabetli kararın verilmesi gayesinin tabii ve mantıki sonucudur. Gerçekten, temyiz yolu davası açılmakla son kararın yargılaşmasının önüne geçilmiştir. Yargıtay son kararı bozduğu, mahkeme de buna uyduğu için son karar ortadan kalkmıştır. Ortada, değil yargı, son karar dahi olmadığından, yargının otoriteleri de bahis konusu olmamak gerekir. O halde mahkeme hakikate en uygun ve en isabetli kararı vermek imkanına malik bulunmalıdır... Nitekim Yargıtay da ilk bozma kararı ile bağlı değildir." (Nurullah Kunter, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul 1989, 9. Bası, s.1112-1114); "Mahkeme uyma üzerine yaptığı yargılama sonucunda yine eski kararına ulaşabilecektir. Bunu engelleyen bir durum söz konusu değildir. Uyma mahkemenin kararındaki aykırılıkları kabul ederek yargılamaya girişmesidir. Fakat yeni yargılama sonunda eski sonucun ortaya çıkması da mümkündür... Serbestlik kuralının istisnaları iki tanedir. Bozmanın belirli bir eksiklik nedeniyle olması ve yalnız sanık lehine temyiz davasının açılmış olmasıdır." (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, Vedat Yayıncılık, 2005, s.500-501); "Uymadan sonra serbestlik kuralının muhatabı yerel mahkeme veya bölge adliye mahkemesi olup, uyma kararı veren mahkemenin kural olarak uyma kararı sonrasında vereceği hükümdeki serbestliği ifade eder. Yeniden yapılacak kovuşturmada yerel mahkeme veya bölge adliye mahkemesi önceki kararın aynısını verebileceği gibi, ondan daha ağır ya da daha hafif bir sonuca da ulaşabilir. Hatta sanıklar hakkındaki kararlar öncekiyle aynı veya farklı olabileceği gibi aynı olmakla birlikte sadece hukuksal tavsif bakımından farklı bir hüküm verilebilecektir... Uymadan sonraki serbestlik kuralının iki istisnası vardır. İlkin Yargıtay'ın belli bir eksiklik nedeniyle kararı bozduğu hallerde, uyma kararıyla birlikte bu eksikliğin giderilmesi gerekir. İkinci olarak, sadece sanık lehine temyiz halinde, önceki cezadan daha ağır bir cezaya hükmemek gerekir." (Bahri Öztürk-Veli Özer Özbek-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, s.459-461); "Yargıtayca onanmayan hükümler kesinleşmemiş olup bu konuda yeniden hüküm kurulmalıdır... Bozma kararına uyulduktan sonra toplanan yeni kanıtlar değerlendirilerek bozulan karardan farklı yeni bir hüküm kurulabileceği gibi, bozmada belirtilen eksiklikler giderildikten sonra önceki hükmün aynısının verilmesi de mümkündür." (Sedat Bakıcı, Olaydan Kesin Hükme Kadar Ceza Yargılaması ve Ceza Kanunu Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2000, 3. Bası, s. 1351); "Mahkemenin Yargıtay'ın hukuka aykırılığa ilişkin tespitlerine katılmama hakkı vardır. Bu durum hakimlerin bağımsızlığının doğal bir sonucudur... Bozmaya uyularak duruşma açan mahkeme, duruşmada yapacağı işlemler ve vereceği karar konusunda serbesttir. Bu serbestlik iki konuda kısıtlanmıştır. 1-Bozmaya uyan mahkemenin bozma nedenine göre gerekli işlemleri yapması gerekir. 2-Hüküm sadece sanık lehine temyiz edilmişse, verilecek yeni karar öncekinden daha ağır bir cezayı içeremez." (Nur Centel-Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2014, 11. Bası, s. 790-791); "Bozmaya uymadan sonraki duruşma, önceki duruşmanın devamı niteliğinde olduğundan, mahkeme serbestçe yeni karar verecektir. Yani ne eski kararı ile ne de Yargıtay'ın kararı ile bağlıdır. Buna bozmadan sonraki serbestlik ilkesi denilmektedir." (Ali Rıza Çınar, Ceza Yargılamasında Temyiz Yolu, Turhan Yayınevi, Ankara, 2006, s. 165); "Mahkeme yeniden hüküm verirken, kural olarak ne önceden vermiş olduğu kendi kararıyla ne de istinaf veya temyiz mahkemesinin kararı ile bağlı olacaktır. Buna bozmadan sonra serbestlik kuralı denilmektedir." (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey- Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 18. Bası, s.1782) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Diğer yandan, Ceza Genel Kurulu’nun 27.05.2014 gün ve 54-280, 24.04.2012 gün ve 391-173 ile 17.04.2007 gün ve 325-100 sayılı kararları başta olmak üzere pek çok kararında; uyma kararının dönülebilecek nitelikte bir ara kararı niteliğinde olmayıp, davanın esasına etkili olan kararlardan olduğu, bozmaya uymakla, yerel mahkemenin bozma kararında gösterilen esaslara göre işlem yapıp karar verme ödevi doğduğu, sonradan bu kararın bir kısmından veya tamamından açıkça ya da örtülü olarak geri dönülerek ilk hükmün aynen veya yeniden kurulmasının, uyma kararının hüküm ve sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı, bu nedenle bozmaya uyan yerel mahkemenin dönülemez nitelikteki bu karardan sonradan dönerek, önceki hükmünde direnmesinin isabetsiz olduğu açıklanmıştır. Böylece, öğretide; "Özel Dairelerce bir eksiklik nedeniyle yapılan bozma kararlarına uyma kararı verilmesi halinde bozma doğrultusunda hareket etme zorunluluğu" olarak ifade edilen istisna, uyma kararı verildikten sonra bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde uyma doğrultusunda işlem yapma zorunluluğu biçiminde kabul edilegelmiş ve istikrarlı olarak uygulanmıştır.
Buna göre, hükmün temyiz incelemesini yapan Özel Dairece açıkca onanmaması halinde, kararın kesinleştiği ileri sürülemeyecek, bozulmakla bir karar tamamen ortadan kalkacağı için, bozmaya uyma kararı verilmesi durumunda, sanığın hukuki durumu yeniden serbestçe değerlendirilerek yeni bir karar verilecektir.
Bununla birlikte uymadan sonraki serbestlik ilkesinin,
1- Özel Dairelerin bozma ilamlarına yerel mahkemece uyma kararı verilmesi halinde, bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkla yani bozma nedeni ile sınırlı olacak şekilde bozma doğrultusunda hareket etme zorunluluğu,
2- 1412 sayılı CMUK'nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 326/son maddesinde düzenlenen "cezayı aleyhe değiştirememe" veya "aleyhte düzeltme yasağı". şeklinde iki istisnası bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Bir yerel mahkeme hükmü, temyizen inceleme sonucunda bozulmasına karar verilmesi halinde tamamen ortadan kalkacak ve Özel Daire ilamında yer alan "suçun sübutuna, suç niteliğine vs. yönelen yerinde görülmeyen sair itirazların reddine" şeklindeki vb. ibareler bozma ilamında değinilmeyen kısımları kesin hüküm haline getirmeyecektir. Özel Dairece, yapılan ilk temyiz incelemesi sırasında yerel mahkemece eylemin kasten öldürme olarak nitelendirilmesi uygun görülmüş ve suçun vasıflandırılmasına ilişkin temyiz itirazları reddedilmiş olsa dahi, haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim miktarıyla sınırlı ilgili bozma ilamına uyulmasına karar verilmesinden sonra, yerel mahkemece "uymadan sonra serbestlik kuralı" gereğince bozma nedeni dışında kalan hususlarda 1412 sayılı CMUK'nun 326/son maddesi de gözetilerek sanığın hukuki durumu yeniden serbestçe değerlendirilebilecektir.
Bu nedenle, sanığın kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmünün Özel Dairece suç niteliğine yönelik itirazlar reddedilerek yalnızca haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim miktarı yönünden bozulmasına karar verilmesi üzerine, bozma ilamına uyulmasına karar veren yerel mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda haksız tahrik nedeniyle asgari indirim oranına yakın olacak şekilde indirim yapılırken, suçun bu kez kasten yaralama sonucu ölüme neden olma olarak nitelendirilmesinin mümkün olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, bozma kararına uyulmasına karar verilmesinden sonra yapılan değerlendir- mede suç niteliğinin değiştirilebileceği yönündeki yerel mahkemenin usule ilişkin direnme gerekçesi isabetlidir.
Bu uyuşmazlık konusunda çoğunluk görüşüne katılmayan on Genel Kurul Üyesi; "Özel Daire bozma kararına uyulmasına karar verilmesinden sonra yerel mahkemece suç niteliğinin değiştirilemeyeceği"düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yerel mahkemenin usule ilişkin direnme gerekçesinin isabetli olduğu sonucuna ulaşılmasından sonra, hükmün esasıyla ilgili temyiz incelemesinin Ceza Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiğine ilişkin ikinci uyuşmazlık konusuna gelince;
Yerel mahkemece sanığın eyleminin kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair verilen ilk hükmün Özel Daire tarafından; "12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası öngören TCK'nun 29. maddesi ile yapılan uygulama sırasında, haksız tahrik nedeniyle daha vahim olaylar dikkate alındığında üst sınıra yakın ceza verilmesi yerine yazılı şekilde 15 yıl hapis cezası verilerek eksik ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği, yerel mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verildikten sonra bu kez eylemin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın 5237 sayılı TCK'nun 87/4, 29 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile mahkumiyetine hükmolunduğu anlaşılmaktadır.
Görüldüğü gibi, haksız tahrike ilişkin bozmaya uyan yerel mahkemece ilk hükümden farklı olarak sanığın eyleminin nitelendirilmesi değiştirilmiş ve ilk hükümde kasten öldürme suçundan 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilen sanık bu kez kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edilmiştir. İlk hükümden tamamen farklı olan bu husus Özel Dairece denetlenmemiş olup, Özel Daire denetiminden geçmemiş olan bu yeni hükmün ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesinde kanuni imkan bulunmamaktadır.
Bu itibarla, dosyanın esasına ilişkin temyiz incelemesinin Özel Dairece yapılması gerekmektedir.
Sonuç olarak; yerel mahkemenin usule ilişkin direnme nedenlerinin isabetli olduğuna ve hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Muğla 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.07.2012 gün ve 155-231 sayılı direnme hükmündeki usule ilişkin direnme nedenlerinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Dosyanın, Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.02.2015 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oyçokluğuyla, ikinci uyuşmazlık yönünden ise oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj