Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ

Madde 308
- (1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.

(2) (Ek fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./99.md.) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

(3) (Ek fıkra: 02/07/2012-6352 S.K./99.md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

20. Ceza Dairesi 2016/2077 E. , 2016/3871 K.

İtirazla Mahkeme Kararı: Ağır Ceza Mahkemesi- 29.06.2015-2015/93 esas ve 2015/275 karar
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
A) KONUYLA :
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık hakkında Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu 29.06.2015 tarihinde 2015/93 esas ve 2015/275 karar sayı ile sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce 07.04.2016 tarihinde 2016/16338 esas ve 2016/1944 karar sayı ile sanık hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında özetle;
Suç tarihinde, CMK’nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde, arama yapılmadan önce usulüne göre alınmış bir adli ya da önleme araması kararı ya da yazılı arama emri temin edilip edilmediği araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi bozma nedeni yapılmıştır.
Somut olayda sanığın yapılan kaba üst aramasında uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.
Devriye görevi yapan emniyet görevlileri tarafından sanığın şüpheli hareketler yapması üzerine göz teması ile takip edilmesi, markete giren sanığın dışarıdan ne yaptığına bakılması, sonra yanına gidilerek arkasında bir şey saklamaya çalıştığının görülmesi üzerine, kaba üst aramasında suça konu 13 fişek gazete kağıdına sarılı uyuşturucuların bulunması yukarıda açıklanan şekliyle hukuka uygun olarak kabul edilmesi ve sanığa verilen mahkûmiyet hükmünün onanması istenmiştir,
C)CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA YASA HÜKÜMLERİ:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi:
(1) ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
(1) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308 inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1- Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2- 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
16/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

10. Ceza Dairesi 2016/2279 E. , 2016/1793 K.

Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Suç tarihi :11/02/2015


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER:
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık T.. B.. hakkında Çorum 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu 15.10.2015 tarihinde 2015/72 esas ve 2015/175 karar sayı ile verilen mahkûmiyet hükmü sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce 19.04.2016 tarihinde ... esas ve ...karar sayı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Dairemizin bozma kararına itiraz edilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında; Dosya incelendiğinde yargılamaya konu olayın oluşumunun şu şekilde gerçekleştiği görülmektedir: Sanığın uyuşturucu ticareti yaptığına dair ihbarlar alınıyor. Suç tarihinde sanık yürür vaziyette görülüyor. Durumundan kuşkulanılıyor. Durduruluyor. Polis oldukları söyleniyor. Üzerinde suç unsuru olup olmadığı soruluyor. Sanık cebinden 9 adet beyaz kağıda sarılmış halde uyuşturucuyu çıkarıp veriyor. Sanığın verdiği maddelerin sentetik uyuşturucu olduğu tespit ediliyor.
Aşağıda ayrıntısına değinildiği üzere polisin yaptığı durdurma işlemi adli ve önleme aramaları yönetmeliğin 27. Maddesine uygun "durdurma" işlemidir. Aynı maddede durdurmanın amacı, nasıl yapılacağı ayrıntısı ile düzenlenmiştir. Durdurma işlemi bir arama işlemi değildir. Durduran kolluk görevlisi kişinin üst aramasını yapabilir. Uyuşturucu suçun konusu ise arama izni olmaksızın ayrıntılı arama da yapabilir. Yönetmeliğin uygulayıcıya verdiği bu yetki yönetmelik danıştay kararı ile iptal edilmediği sürece geçerlidir ve uygulanma zorunluluğu vardır. Dolayısıyla durdurma ve suç unsuru uyuşturucunun ele geçirilme şekli sanığın iradesine dayalı değildir. Sanık kendisi üzerindeki uyuşturucuyu teslim etmese dahi polis yönetmeliğin 27. Maddesi kapsamında ele geçirecekti. Olayda TCK 192/3 maddesi ve fıkrasının unsurları oluşmamıştır.
Mevzuat şu şekildedir:
Kolluk tarafından kişilerin üstlerinin, eşyalarının, araçlarının, özel kâğıtlarının, konut, işyeri ve eklentilerinin aranmasında uygulanacak usul ve esasları kapsayan, adli ve önleme aramasına karar verme yetkisi ve aramalarında uyulacak usul ve esasları gösteren yönetmelik adli ve önleme aramaları yönetmeliğidir.
Beş bölümden oluşan yönetmeliğin ikinci bölümünde “adli aramalar”, üçüncü bölümde “önleme aramaları”, dördüncü bölümde ise “aramaların yapılma şekli” bölüm başlığı altında “durdurma ve kontrol işlemleri” başlığı ile 27. maddede durdurma ve kontrol işlemleri düzenlenmiştir. Esasen yönetmelik üç hususu düzenlemektedir. Birincisi adli aramaları, ikincisi önleme aramalarını, üçüncüsü ise durdurma ve kontrol işlemlerini. Durdurma ve kontrol işlemleri bir adli arama veya önleme araması değildir. Bu nedenle adli arama veya önleme araması usulüne de tabi değildir. Durdurma ve kontrol işlemlerinin ne olduğu, şartları, karar alma yetkisi, uygulanma usulü yine yönetmeliğin aynı maddesinde ayrıntısıyla tanımlanmıştır. Buna göre;
DURDURMA VE KONTROL İŞLEMLERİ:
Kolluk görevlisi, Kolluk görevlisi, tecrübesine dayanarak, izlediği davranışlarından, o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde eder veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı kanaatine varırsa kişiyi durdurabilir. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, "umma" derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Denetim için araçların durdurulması da mümkündür. Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz.
Durdurma üzerine aşağıdaki işlemler yapılır:
a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda, kişide silâh bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse, memur kendiliğinden silâh ve diğer suç eşyası araması yapabilir.
d) Bir kişinin veya aracın durdurulma süresinin, şartlara göre makul olması ve kontrol için ayrılan süreyi aşmaması gerekir.
f) Yapılan kontrolün neticesinde suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır.
g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin, kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa, daha geniş çaplı kontrol yapılabilir.
h) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılamaz.
i) Makul sebebi oluştuğu takdirde, daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir.
Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir.
Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir.
Açıklandığı şekli ile işlem yönetmeliğin 27. maddesine uygundur. Yüksek dairenin 1 numaralı bozma nedeni usul ve yasalara aykırıdır.
Bu nedenlerle; Dairemizin, 19.04.2016 tarihli bozma ilamında belirtilen birinci bozma nedeninin çıkartılarak, ikinci bozma nedeni de yeniden yargılamayı gerektirmediğinden ve infaz aşamasında dikkate alınabileceğinden sanık hakkındaki bozma

ilamının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün onanması istenmiştir.
C) CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA İLGİLİ YASA HÜKÜMLERİ :
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi:
(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) itiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanunla eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2-5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
07.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2014/593 E. , 2016/269 K.


Kasten öldürme suçuna azmettirmeden sanık ...'ın 5237 sayılı TCK’nun 38/1-2, 82/1-d, 62/1, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsup ve müsadereye ilişkin, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve ...-... sayılı re'sen temyize tâbi olan hükmün sanık müdafii, katılan ... vekili, katılanlar ..., ... ve ... tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince ... gün ve ...-... sayı ile;
“Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık ...'nin maktul ...'i kasten öldürme suçunun, sanık ...'in annesi olan maktule ...'yi kasten öldürme suçu ile kardeşi olan maktul ...'e yönelik eyleminin sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ... müdafiinin sübuta ilişen, sanık ... müdafiinin vesaireye yönelen, katılanlar ..., ... ve ... ile katılan ... vekilinin suçun niteliğine, sanıklar hakkında takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
Ancak:
1-) Sanıklar ... ve ...'le ilgili olarak;
Sanıklar ... ve ...'in 15 gün süreyle ... Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde müşahade altında kaldıkları ve sanık ...'in ceza ehliyetinin tam olduğunun, sanık ...'de ise sınır zeka potansiyeli ve işitme azlığı bulunmasına rağmen ceza ehliyetinin tam olduğunun tespit edildiği, ancak her iki sanığın savunmalarına, olayı gerçekleştiriş şekli ve biçimlerine göre ceza ehliyeti ile ilgili her türlü şüpheyi ortadan kaldırmak amacıyla dosyası ile birlikte bir kez de Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'na gönderilerek genel kurulda bizzat muayenesi yaptırıldıktan sonra aldırılacak rapora göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik inceleme ile hüküm kurulması,
2-) Sanık ... hakkında, maktul ...'in öldürülmesi eyleminden kurulan hükümle ilgili olarak;
Sanık ... ile annesi olan maktule ... ve kardeşi olan ... arasında yaklaşık 15 yıl önce ölmüş bulunan babalarının mallarının paylaşımından kaynaklanan bir husumetin bulunduğu, bu nedenle sık sık tartıştıkları, Antalya'da ikamet etmekte olan ...’in olaydan bir gün önce mirasçılık belgesi almak suretiyle, sanıkların da tarlaların bakımını yapmak için köye geldikleri, olay günü ...'in annesi olan ...'nin evinin bahçesinde bulunduğu sırada, sanık ... ile onun kızı olan sanık ...'ın, ...'nin kullandığı traktörle evin önüne geldikleri, bu sırada ...'in elinde bir av tüfeğinin bulunduğu, onların geldiğini gören ...’in eve doğru yöneldiği, bunun üzerine ...'in elindeki av tüfeğini traktörden inmiş olan kızı ...'ye verip ...'i kastederek 'vur onu' dediği, bir bacağı sakat olan ...'in elindeki koltuk değneği ile olay yerinden uzaklaşmak için çaba harcadığı sırada ...'nin bir el ateş ederek ...'i bacağından vurduğu, daha sonra da yere düşen ...'in yanına yaklaşıp kafasına ateş etmek suretiyle onu öldürdüğü olayda;
Somut olayla ilgili olarak hukuki nitelendirmeye geçmeden önce; TCK'da yer alan 'suça iştirak hükümleri' hakkında genel bir açıklama yapmak gerekmektedir.
Çok failli suçlar, zorunlu olarak ancak birden çok kişinin ortak katılımıyla gerçekleşebilirler, çok failli suçlar dışında, bir kişi tarafından işlenebilen suçların birden fazla kişi tarafından işlenmesi halinde ise suça iştirakten bahsedilir. Buna göre; suça iştirak hükümleri, bazı istisnalar dışında bir kişinin işleyebileceği bir suçu birden fazla kişinin işlemesi halinde suç ortaklarının sorumluluk statülerini belirler.
765 sayılı Yasada, 'asli iştirak' 'fer’i iştirak' ayrımı kabul edilirken; asli iştirak (64.m.), asli maddi iştirak (64/1.m) ve asli manevi iştirak (64/2.m) olarak ikiye ayrılmıştır. Bu ayrımda fiili irtikap etme ve doğrudan doğruya beraber işleme; asli maddi iştirak şekilleri olarak öngörülmüştür. Buna karşılık azmettirme, asli manevi fail olmayı gerektirmektedir. Tek tek sayılmak suretiyle belirlenen fer’i iştirak (65.m.) hallerinde ise, cezadan indirim yapılması yöntemi benimsenmiştir. Zorunlu fer'i iştirakte ise (65/son m.) indirim yapılmamaktadır.
5237 sayılı Yasanın sisteminde, asli iştirak-fer’i iştirak ayrımı kaldırılmış ve bu Yasanın gerekçesinde iştirakle ilgili olarak sistem değişikliğinin nedenleri belirtilmiştir. Buna göre, eski sistemin en önemli sakıncası, kişinin suçun işlenişine katkısının, gerçekleştirilen suçun bütünlüğü içerisinde değil, ondan bağımsız olarak ele alınmasıdır. Eski sistemde, suçun işlenişine iştirak eden kişilerin çoğu zaman asli fail olarak mı, yoksa fer’i fail olarak mı sorumluluğu gerektirdiği duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanamamaktadır. Halbuki, yeni sistemde, kişinin katkısının suçun gerçekleşmesine olan etkisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, diğer suç ortaklarıyla birlikte suçun işlenişi üzerinde ortak hakimiyet kurup kurmadığı rahatlıkla anlaşılabilmektedir.
Yine gerekçede belirtildiğine göre; Hükümet Tasarısı’nda da benimsenen asli iştirak, fer’i iştirak ayrımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı sonuçlaması ve uygulamada zorluk ve duraksamalara neden olması dolayısıyla, bu ayrımı esas alan düzenleme tasarıdan çıkarılmıştır. Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir.
5237 sayılı Yasaya göre; suçun işlenişine yaptığı katkı tek başına yasal tanıma uygun bulunmayan diğer suç ortakları şerik olarak kabul edilmekte, şerikliğe ilişkin genel hükümler sorumluluk alanını genişleten hükümler olarak nitelendirilmektedir. Şeriklikte azmettirme ve yardım etme biçiminde iki farklı görünüş şekli vardır. Şeriklerin, gerçekleşen yasal tanıma uygun haksızlıktan ancak bağlılık kuralı vasıtasıyla sorumlu tutulmaları mümkündür.
5237 sayılı Kanundaki düzenlemeye göre;
Kanunda tanımlanan haksızlığı yalnız başına gerçekleştiren kişiye doğrudan fail (müstakil fail) denir. (Örneğin, bir kişiyi bıçakla yaralayan kişi yaralama suçunun doğrudan failidir.) Doğrudan fail, işlediği suçun gerektirdiği ceza ile cezalandırılır. Kanunda tanımlanan haksızlığın birden fazla suç ortağı tarafından müştereken gerçekleştirildiği durumda ise müşterek faillik suç konusudur (m.37/1), (Örneğin, bir kişiyi her birisi bıçak kullanan 3 kişi bıçaklarla yaralamak suretiyle öldürdüklerinde, her üçü de kasten öldürme suçunun müşterek failidir.)
Müşterek (ortaklaşa) faillikte; birlikte suç işleme kararına bağlı olarak, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesi ve dolayısıyla, suç oluşturan eylemin icrası üzerinde ortaklaşa hakimiyet kurulması söz konusudur. Burada, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, eylem üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir.
Müşterek faillikten bahsedebilmemiz için iki koşul bulunmaktadır. Buna göre, öncelikle, failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır, ayrıca suçun işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurulması gerekir.
Aralarında irade birliği oluşsa bile, sırf garantörlüğün yerine getirilmemesi suretiyle bir başkasının icrai suçuna müşterek fail olarak iştirak etmek mümkün değildir. Burada kişi kendi ihmali suçundan sorumlu olur. Bunun sebebi de failliğin şerikliğe asliliği prensibidir. Bunun yanında taksirli suçlara iştirak hükümleri uygulanmaz.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki haksızlığı gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmektedir. Kanunun şerikliğe ilişkin hükümleri (m.38 ve 39) sorumluluk alanını genişleten hükümler olma niteliğini taşımaktadır. Şerikliğin, 5237 sayılı Yasada azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlendiği görülmektedir. Eğer 40. maddede yer alan bağlılık kuralı olmasa idi, bu sistemde şerikleri işlenen suçtan sorumlu tutmak mümkün olmayacaktı. Buna göre, fiil üzerinde hakimiyet kuramadığı veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen haksızlıktan bağlılık kuralı vasıtasıyla sorumlu tutulabilmektedir. Bu yönüyle bağlılık kuralının çifte fonksiyonundan bahsedilir. Şeriklik halinde cezalandırılabilirliğin dayanağını teşkil eden bağlılık kuralının söz konusu fonksiyonu ifa edebilmesi için; esas fiilin mutlaka kasten işlenmesi ve hukuka aykırı olması gerekir ve yeterlidir. Esas fiili gerçekleştiren failin ayrıca kusurlu olmasına gerek yoktur. Keza, cezayı hafifleten veya ortadan kaldıran şahsi sebepler, ancak ilgili suç ortağı açısından hukuki sonuç doğururlar. (Niteliksel bağlılık kuralı) (m.40/1) Bu sebeple taksirli suçlarda 'suça iştirak' hükümleri kapsamında iştirak mümkün değildir.
İhmali davranışla kasten öldürme suçuna şerik olarak katılmak mümkündür. Bu durumda, ayrıca şeriklerin ölüm neticesini önleme yükümlülüğünün olması gerekmez. Örneğin; azmettiren, harekete geçme yükümlülüğü altında bulunan kişiyi, harekete geçmemeye, yükümlü olduğu icrai davranışı ihmal etmeye azmettirdiği hallerde gerçekleşen suçtan azmettiren olarak sorumlu tutulur.
Bu suça manevi yardım şeklinde katılmakta mümkündür. Ancak, maddi yardım biçiminde katılmak olanaklı görülmemektedir.
İştirakten dolayı sorumluluk için, suçun en azından teşebbüs aşamasında kalmış olması gerekir (m.40/3) (Nicelikli bağlılık kuralı), suç teşebbüs aşamasına gelmemiş ise akim kalmış azmettirme cezalandırılmaz.
5237 sayılı Yasa, iki tür şeriklik haline yer vermiştir. Bunlar birisi 'yardım etme' iken diğeri 'azmettirme'dir. Azmettiren 765 sayılı Yasada 'asli fail' sayılırken, 5237 sayılı Yasada 'şerik' sayılmıştır.
Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer, kişi daha önce suçu işlemeye karar vermiş ise, bu taktirde azmettirme olmaz, artık manevi yardım olabilir. Azmettirme, yeni yasada bir şeriklik hali olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte, izlenen suç politikasının gereği olarak, azmettirenin de, failin cezası ile cezalandırılacağı kabul edilmiştir. Hatta 38. maddenin 2. fıkrasındaki hallerde azmettirene failden daha fazla ceza öngörülmüştür.
Yukarıda da belirtildiği gibi ancak kasten işlenebilen bir suça azmettirme mümkündür. Azmettirme, daima eylem üzerinde manevi bir etkiyi ifade etmektedir, ihmali davranışla azmettirme mümkün değildir. Azmettirenin kasten hareket etmesi gerekir. Bu kastın, failde belli bir suçu işleme hususunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması gerekir. Eylemin yer ve zamanının veya eylemin işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur. Yine, kişi ancak belli bir suça azmettirilebilir. Suç işlemesi istenen kişinin belli olmaması halinde de azmettirmeden söz edilemez. Azmettirmeden ceza verilebilmesi için bu suçun tamamlanmış veya en azından teşebbüs aşamasında kalmış olması gerekir. Sonuçsuz kalmış azmettirmeden ceza verilmez. Ancak, bu hal ayrı bir suç olarak yasada ayrıca düzenlenmişse o zaman cezalandırılabilir. Azmettirilenin sınırı aşması halinde, önemsiz sapmalar, işlenen suçtan dolayı kişinin azmettiren sıfatıyla sorumlu tutulmasına engel oluşturmaz. Bunun dışında azmettirilenin, nitelik veya nicelik olarak azmettirilen suçun sınırlarını aşması halinde, azmettiren ancak azmettirdiği suçtan cezalandırılabilir. Aşılan kısımdan sorumlu tutulamaz. Ayrıca, azmettireni azmettirmek de mümkündür. Bu durumda, hem azmettireni azmettiren, hem de azmettiren aynı şekilde sorumlu olurlar.
Şerik olarak sorumlu tutulabilmek için, failin kusurlu olması şart değildir. (Örneğin, bir akıl hastasını, suç işlemek için azmettiren şerik olarak sorumlu olur. Oysa burada akıl hastası kusuru bulunmadığından sorumlu tutulamayacaktır.)
5237 sayılı Yasada, şahsi ya da fiili ağırlaştırıcı sebeplerin sirayeti hükümlerine yer verilmemiştir. (765 sayılı Yasa m.66-67) Yine, kavga suçu bu yasada düzenlenmemiştir. (765 sayılı Yasa m. 464, 466) Buna göre, şahsa bağlı sebeplerden yalnızca ilgilisi yararlanabilecektir. Şahsa bağlı sebeplerin cezayı artırdığı durumlarda da aynı uygulama yapılacaktır. Kavga suçuna ilişkin hükümler yerine, iştirak hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
Suça iştirak ile ilgili olarak; uygulamada ortaya çıkan sorunların en önemlilerinden birisi şeriklerin sorumluluklarının kapsamının belirlenmesi ile ilgilidir:
Müşterek fail işlediği haksızlıkla doğrudan muhatap olduğundan, onun cezalandırılabilmesi için başka bir kurala ihtiyaç yoktur. Bu nedenle suçu birlikte işleyen failler, kendi fiillerine göre cezalandırılırlar. Zira, müşterek faillerin her birinin fiili haksızlık niteliğini kendi fiilinden alır ve diğerine bağlılık arz etmez. Bu nedenle, müşterek faillerden birisinde bulunan nitelikli hal, diğerleri tarafından bilinse de onu etkilemez.
Buna karşılık, şeriklerin sorumluluğu doğrudan değildir, şerikler, suçtan bağlılık kuralı gereğince sorumlu tutulurlar. Başka bir anlatımla, şeriklerin suçla irtibatları failin şahsına ve işlediği fiile bağlılık arz etmektedir. Bu nedenle, şerikler kendilerince bilinen ve failin işlediği fiilden veya şahsından kaynaklanan nitelikli hallerden etkilenirler.
Sonuç olarak; ister fiilden, isterse failin veya mağdurun şahsından ya da özelliklerinden kaynaklanmış olsun, eylemin 'nitelikli kasten öldürme' suçunu oluşturup oluşturmadığı faile göre belirlenir ve bu hal şeriklere sirayet ettirilir. Bu durum, TCK'nın 82. maddesinde sayılan tüm nitelikli haller için geçerlidir. Örneğin; (A) kendi babasını öldürmesi için (F)'yi azmettirdiğinde, suçun gerçekleşmesi halinde, her ikisi de 81. madde uyarınca sorumlu olurlar. Çünkü, failin işlediği suç 'basit kasten öldürme' suçudur. Aksine, (F)'nin, (A)'yı, (A)'nın babasının öldürülmesine azmettirdiği durumda ise, hem (A)'nın, hem de (F)'nin '82/1-d' maddesi uyarınca nitelikli hallerden olan 'yakın akrabayı kasten öldürme suçunda' sorumlu tutulması gerekir. Zira, failin işlediği suç 'nitelikli öldürme'dir. Azmettiren ise, azmettirirken failin bu suçu işleyeceğini bilmektedir, (A)’nın babasını, (A) ile (F)'nin birlikte öldürmeleri haline gelince; bu durumda ikisi de müşterek fail olacaklarından, (A) nitelikli kasten öldürmeden, (B) basit kasten öldürmeden cezalandırılmalıdır.
Buna göre somut olayda;
Sanık ...'in, kızı olan ...'yi, kardeşi olan ...'i öldürmeye azmettirdiği anlaşılmakla; sanık ... hakkında basit kasten öldürmeye azmettirmeden TCK'nın 38 ve 81. maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine bağlılık kuralına yanlış anlam verilmek suretiyle nitelikli (akrabayı kasten öldürme) kasten öldürmeye azmettirmeden, TCK’nın 38 ve 82/1-d maddeleri uyarınca hüküm kurulması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise ... gün ve ... sayı ile;
“...azmettirenden kaynaklanan kişisel nedenler cezasının belirlenmesinde dikkate alınmalı, kendisi fail olarak suçu işleseydi hangi hükümlere göre cezalandırılacak idi ise cezası o şekilde tespit edilmelidir. Buna göre sanık ...'ın TCK'nun 38/2 ve 82/1-d maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine 38/2 ve 81. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiğine ilişkin Özel Dairenin bozma kararında isabet bulunmamaktadır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma ilamındaki (2) numaralı bozma nedeninin kaldırılmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.09.2014 gün ve 4360-3911 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...'ın, diğer sanık ...'ı kardeşi olan ...'i öldürmeye azmettirme eyleminden dolayı hakkında 5237 sayılı TCK’nun 38/2 ve 81. maddelerinin mi, yoksa aynı kanunun 38/2 ve 82/1-d maddelerinin mi uygulanacağının belirlenmesine ilişkin ise de, itiraza konu bozma nedeninin "kabule göre bozma" niteliğinde olup olmadığı, bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunup bulunmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
1412 sayılı CMUK ile 5271 sayılı CMK’ndaki düzenlemeler karşılaştırıldığında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı kurumu, 1412 sayılı CMUK'nda temyize ilişkin hükümler içerisinde düzenlenmişken, 5271 sayılı CMK'nda olağanüstü kanun yolları kısmında yer almıştır. 1412 sayılı CMUK’nun 322/4. maddesi; “Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumi Heyetine itiraz edebilir” biçiminde iken, 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi; “Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesinde yer alan “lehe itirazda süre aranmayacağına” ilişkin cümle dışında madde metinleri benzerlik arz etmektedir.
05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle, 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesine;
"(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir" şeklindeki (2) ve (3) numaralı fıkralar eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır.
Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay ilgili Ceza Dairesince hükmün onanması ile olağan kanun yolları sona ermektedir. Bu aşamadan sonra ancak 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı gündeme gelebilecektir.
5271 sayılı CMK’nun olağanüstü yasa yolları bölümünde yer alıp 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazının, Özel Ceza Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevinin yanı sıra kamuoyunun tatminini amaçlayan diğer bir yönü de bulunmaktadır. Ancak bu kanun yolu ile hangi hukuka aykırılıkların denetleneceği yönünde gerek 1412 sayılı CMUK’nun 322/4. maddesinde, gerekse 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesinde bir açıklık bulunmamaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamı günümüze kadar çeşitli Ceza Genel Kurulu kararlarına konu olmuş, bu bağlamda; "eleştiriye ilişkin düşüncelerin reddine dair daire kararlarının itiraz olunabilecek nitelikte kararlardan olmadıkları" (CGK’nun 16.11....4 gün ve 470-464), "kabule göre yapılan bozmalara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yoluna başvuramayacağı" (CGK'nun 17.03.1998 gün ve 18-91) “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının olağanüstü bir kanun yolu olması nedeniyle sonuca etkili olmayacak türden hukuka aykırılıkların bu kanun yoluna konu olamayacağı” (CGK’nun 30.11.2010 gün ve 233-241) “Yargıtay Ceza Daireleri tarafından verilen sanığının tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunmadığı” (CGK’nun 29.03.2011 gün ve 49-28), “görev konusunun Yargıtayca inceleme konusu dahi yapılamayacağı bir durumda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kesin nitelikteki merci tayini kararını hükümsüz kılacak bir sonuç doğmasına neden olacak şekilde itiraz kanun yoluna başvurma imkanının bulunmadığı” (CGK’nun 27.12.2011 gün ve 158-296) kabul edilmek suretiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin belirli yönlerden sınırlandırılması gerektiğine karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 30.06.2009 gün ve 169-186, 14.04.2015 gün ve 29-107 ile 05.05.2015 gün ve 36-143 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da; Özel Daireler tarafından “kabule göre” yapılan bozmaların yerel mahkeme uygulamasının hatalı görülen yönüne, uyarma ve yol gösterme amacıyla değinmekten ibaret olup, direnmeye konu olamayacağı istikrarlı olarak kabul edilmiş, 07.02.2012 gün ve 297-22 sayılı kararında, Özel Dairelerce öğretici ve yol gösterici nitelikte yapılan “kabule göre” bozmalara, 03.12.2013 gün ve 1521-576 sayılı kararında ise, "kabule göre bozma" niteliğinde kalacak bir hususta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin bulunmadığı vurgulanmıştır.
Görüldüğü üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz kanun yoluna başvurabilmesi için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerektiği, sonuca etkili olmayan kanuna aykırılıkların bu yöntemle denetlenmesinin, itirazın amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacağı söylenebilecektir.
Bu bilgiler ışığında önsorun değerlendirildiğinde;
Yerel mahkeme hükmü Özel Dairece; sanık ...'in ceza ehliyeti ile ilgili her türlü şüpheyi ortadan kaldırmak amacıyla bir kez de Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'ndan aldırılacak rapora göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik inceleme yapıldığı gerekçesi ile bozulmuş, ayrıca sanığın maktul ...'e yönelik eylemine ilişkin olarak basit kasten öldürmeye azmettirme yerine, bağlılık kuralına yanlış anlam verilerek nitelikli kasten öldürmeye azmettirmeden cezalandırılmasına karar verilmesi de isabetsiz bulunarak bozma sebebi yapılmıştır. Bu ikinci bozma nedeni öğretici ve yol gösterici mahiyette olup, eksik araştırmaya dayalı bozma nedenine uyulması halinde bu bozma nedeninin geçerliliğinin kalmaması mümkün olacak ve bu açıdan "kabule göre" bozma niteliğinde kalacaktır.
Bu nedenle, "kabule göre bozma" niteliğinde kalacak bir hususta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurmasında hukuki bir yarar bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının esası incelenmeksizin saptanan önsorun nedeniyle reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, "kabule göre bozma" niteliğinde kalacak bir hususta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurmasında hukuki bir yarar bulunmadığından esası incelenmeksizin REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.05.2016 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2015/210 E. , 2015/30 K.

GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ KARAR VERİLİNCEYE KADAR İTİRAZINI GERİ ALMASI



Güveni kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucu sanığın beraatine ilişkin, Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 13.03.2013 gün ve 758 - 388 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 15 Ceza Dairesince 16.12.2014 gün ve 21690-21265 sayı ile bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 07.01.2015 gün ve 155259 sayı ile itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
CMK'nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Daire tarafından 29.01.2015 gün ve 34-1621 sayıyla, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle dosya, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmişse de, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.02.2015 gün ve 155259 sayı ile itirazın geri alınması talebinde bulunulmuştur.
Ceza Genel Kurulunca 01.10.2013 gün ve 314-394 ile 315-395 sayı ve oybirliğiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının karar verilinceye kadar itirazını geri almasının mümkün olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, itirazın geri alınması nedeniyle dosyanın mahalline gönderilmek üzere İNCELENMEKSİZİN YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA İADESİNE, 03.03.2015 tarihinde karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2012/15-1310 E. , 2013/369 K.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI İTİRAZI



Sanığın hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Denizli 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25.11.2005 gün ve 1057-1167 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.09.2008 gün ve 5477-9642 sayı ile;

"08.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile değişik CMK’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının takdir ve değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu" gerekçesiyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyarak 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinin uygulanma şartlarını değerlendiren yerel mahkemece 04.03.2009 gün ve 792-130 sayı ile; sanığın 5237 sayılı TCK’nun 141/1. maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, zararı gidermediğinden bahisle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.

Bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 03.07.2012 gün ve 15138-40506 sayı ile;

"Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.

Güveni kötüye kullanma suçunda ise, başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere ziyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine cezalandırılmaktadır. Zilyetlik rızayla faile devredilmelidir.

Somut olayda; sanık ve müştekinin yanlarında arkadaşları olduğu halde parkta birlikte alkol aldıkları sırada, müştekinin sanığın istemesi üzerine suça konu cep telefonunu çağrı atması için sanığa rızaen verdiğinin anlaşılması karşısında; cep telefonunun zilyedliğinin, belirli bir süre için müşteki tarafından sanığa devredilmiş olması nedeniyle eylemin güveni kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hırsızlık suçundan hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 21.08.2012 gün ve 176370 sayı ile;

"...Suça konu telefonun müştekinin rızasına istinaden kısa bir süre kullanması için sanığa verilmesinden sonra, çeşitli bahanelerle müştekiyi oyalayarak kaçan sanığın kesintisiz takip sonucunda henüz hırsızlık suçunun tamamlanmadığı bir aşamada arkadaşlarının müştekinin direncini kırarak susturmalarından istifade etmek suretiyle telefonu hakimiyet alanına geçirip geçirmediği konusundaki delilleri takdir ve münakaşanın üst derecede görevli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devam eden Denizli 4. Asliye Ceza Mahkemesinin kararının öncelikle bu yönden bozulması, eylemin yağma suçunu oluşturmadığının tespiti halinde de telefonun zilyetliğinin koşulsuz bir şekilde devredilmediğinin dosya içeriğinden açıkça anlaşılması nedeniyle sanığın eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. Zaten sanığı hiç tanımayan müştekinin adı geçenin ismini ve adresini dahi öğrenmeden telefonu koşulsuz bir şekilde teslim etmesi düşünülemez. Kaldı ki müşteki telefonu geri almak için kıyasıya bir mücadeleye girmesine karşın bu mücadelesinde başarıya ulaşamamıştır.

Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere kendisinin de bulunduğu bir ortamda suça konu telefonu kısa süre konuşması için sanığa veren müştekinin, cep telefonunun zilyedliğini kendi rızası ile sanığa devrettiğinden bahisle telefonu iade etmeyen sanığın eyleminin TCK’nun 155. maddesinde yazılı suçun oluşacağını kabul eden Yargıtay Yüksek 15. Ceza Dairesinin kararının uygulamada ve teoride benimsenen görüşlere aykırı olacağı gibi dosya içeriğine de aykırı olduğu açıkça anlaşılmıştır" gerekçesiyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılarak, öncelikle eylemin yağma suçunu oluşturabileceğinden bahisle görevsizlik kararı verilmesi gerektiği yönünden hükmün bozulması, bunun kabul edilmemesi halinde ise eylem hırsızlık suçunu oluşturduğundan yerel mahkeme hükmünün onanması talebinde bulunmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 24.09.2012 gün ve 12203-41888 sayı ile; itirazın kabulü ile, bozma kararının kaldırılarak, itirazda talep edildiği üzere yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmiştir.

Özel Dairenin bu kararına karşı Yargıtay C.Başsavcılığınca 22.10.2012 gün ve 176370 sayı ile; eylemin yağma suçunu oluşturabileceği, dolayısıyla yerel mahkeme hükmünün görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinden bahisle bozulması gerektiği görüşüyle yeniden itiraz kanun yoluna başvurularak, dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturması ihtimali nedeniyle yerel mahkeme hükmünün görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinden bahisle bozulması gerekip gerekmediği noktasında toplanmakta ise de, Ceza Genel Kurulunca incelenmesi gereken bir itiraz bulunup bulunmadığı hususu öncelikle değerlendirilecektir.

Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için uygulama ve öğretide Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı olarak adlandırılan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazının incelenmesinde fayda bulunmaktadır.

5271 sayılı CMK'nun "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi" başlıklı 308. maddesi; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz" şeklinde düzenlenmişken, maddeye 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile ;

“ İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir” şeklinde ikinci ve üçüncü fıkralar eklenmiş,

Yapılan değişikliğin gerekçesi ise “İtiraz üzerine dosyanın kararına itiraz edilen daireye gönderileceği ve itirazın mümkün olan en kısa sürede dairece inceleneceği ve itirazın yerinde görülmesi durumunda dairenin kararını düzelteceği; itiraz yerinde görülmezse dairenin dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndereceğinin hüküm altına alınmakta olduğu” şeklinde açıklanmıştır.

Buna göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 308. madde uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulması üzerine dosya kararına itiraz edilen daireye gönderilecek, dairece mümkün olan en kısa sürede itirazın yerinde olup olmadığı konusunda inceleme yapılacak ve itirazın tamamen kabulüne veya reddine karar verilebileceği gibi, itirazın kısmen kabulüne de karar verilebilecektir.

Dairece itirazın kısmen kabulüne karar verilmesi durumunda itirazın yerinde görülmeyen kısmı yönüyle değerlendirme yapılmak üzere dosya Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilecektir.

İtiraz üzerine dosyanın gönderildiği ilgili Dairece, itiraz incelendikten sonra verilen karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz kanun yoluna başvurmasını engelleyici bir düzenleme bulunmamaktadır. CMK'nun 308. maddesinin 1. fıkrasında, Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, re'sen veya talep üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebileceği düzenlendiğinden, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile yapılan değişiklikten sonra itiraz üzerine dosyanın gönderildiği Dairece, itiraz incelendikten sonra verilen karara karşı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz kanun yoluna başvurulması mümkündür.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın eyleminin güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğundan bahisle Yargıtay 15. Ceza Dairesince verilen bozma kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, öncelikle eylemin yağma suçunu oluşturabileceği, dolayısıyla görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulması gerektiği, bunun kabul edilmemesi halinde ise eylem hırsızlık suçunu oluşturduğundan, bozma kararının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği görüşüyle yapılan itiraz başvurusunu tüm yönleriyle değerlendiren Özel Dairece, Yargıtay C. Başsavcılığının hırsızlık suçunun oluştuğuna dair itirazının kabulü ile bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı Yargıtay C.Başsavcılığınca ikinci olarak yapılan itirazda, ilk itirazda yer almayan yeni bir itiraz nedeni ileri sürülmeyip, ilk itirazda da belirtilmiş olan, eylemin yağma suçunu oluşturabileceği, dolayısıyla görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinden bahisle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği görüşüne yer verildiğinden, Ceza Genel Kurulunca değerlenderilmesi gereken yeni bir itiraz söz konusu değildir.

Bu itibarla, Ceza Genel Kurulunca incelenmesi gereken bir itiraz bulunmadığından, dosyanın incelenmeksizin mahalline gönderilmesine karar verilmelidir.



SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Ceza Genel Kurulunca incelenmesi gereken bir itiraz bulunmadığından itirazın İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2013/7-314 E. , 2013/394 K.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI İTİRAZI
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZDAN, İTİRAZIN SANIK LEHİNE YA DA ALEYHİNE OLDUĞU FARK ETMEKSİZİN, CEZA GENEL KURULUNCA BİR KARAR VERİLİNCEYE KADAR VAZGEÇEBİLECEĞİ



5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa aykırılık suçundan sanığın aynı kanunun 3/5, 5237 sayılı TCK'nun 62 ve 50. maddeleri uyarınca özgürlüğü bağlayıcı cezadan çevrilen 3000 TL, doğrudan hükmolunan 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve suça konu sigaraların müsaderesine ilişkin, Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.09.2009 gün ve 1062-899 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 28.11.2012 gün ve 7646-30361 sayı ile;

"Sanıkta ticari miktar ve mahiyette kaçak ve bandrolsüz 203 paket sigara ele geçirildiği, bu itibarla eyleminin 5607 sayılı Yasanın 3/5. maddesinde öngörülen kaçakçılık ve sigaraların bandrolsüz olmaları karşısında aynı zamanda 4733 sayılı Yasanın 8/4. maddesinde öngörülen suçları oluşturacağından, 5237 sayılı TCK'nun 44. maddesi uyarınca sanığın 4733 sayılı Yasanın 03.04.2008 gün ve 5752 sayılı Kanunun 3. maddesiyle değişik 8/4. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır" eleştirisi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 11.01.2013 gün ve 67780 sayı ile;

"...Öğreti ve Ceza Genel Kurulu kararları birlikte değerlendirildiğinde 1412 sayılı CMUK'nun 326/son maddesindeki hakkın sanığa sadece ceza yönünden kazanılmış hak verdiği, ortada fikri içtima kapsamında iki ayrı suç bulunması halinde her bir suçun varlığını, gerek maddi ceza gerekse usul hukuku açısından koruduğu, anılan suçların her ikisinin de hükümde gösterilmesi gerektiği, bu hususun her iki suç açısından da hem kovuşturma şartlarının (izin, talep, karar, şikayet vb.) bulunup bulunmadığı, hemde zamanaşımı, af, şikayetten vazgeçme ve ön ödeme gibi genel nitelikli düşme sebeplerinin varlığının denetlenmesi bakımından zorunlu olduğu anlaşıldığından, cezası hafif olan kaçakçılık fiilinden hüküm kurulması ve aleyhe temyiz bulunmaması halinde cezası ağır olan 4733 sayılı Yasanın 8/4. maddesi yönünden öncelikle hüküm kurularak, kurulmadığı gözetildiğinde ise özel dairece hükmün bozularak, sanığın sonuç cezası itibariyle kazanılmış hakkının saklı tutulması gerektiği anlaşılmaktadır.

Bu sebeplerle sanığın eyleminin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3/5. maddesindeki kaçakçılık suçunu ve aynı zamanda 4733 sayılı Yasanın 8/4. Maddesindeki fiilini oluşturduğu, ancak aleyhe temyiz edenin bulunmadığı belirlendiğinden hükmün vasıf yönünden bozulmasına ve CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına karar verilmesi yerine yazılı şekilde hükmün onanması hatalı olmuştur" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 06.02.2013 gün ve 467-3189 sayı ile; itirazın yerinde görülmemesi sonrasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 29.03.2013 gün ve 67780 sayılı itirazdan vazgeçme dilekçesi ile birlikte dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin 5607 sayılı Kanunun 3/5. maddesi ile 4733 sayılı Kanunun 8/4. maddesine uyduğunun kabulü halinde, 5237 sayılı TCK’nun 44. maddesi uyarınca fikri içtima hükmünün uygulanması gerektiğinden bahisle yerel mahkeme hükmünün bozulmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmakta ise de, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazını geri almasının mümkün olup olmadığı hususu ön sorun olarak öncelikle değerlendirilecektir.

Ön sorunun sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle, uygulama ve öğretide Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı olarak adlandırılan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazının genel hatlarıyla incelenmesinde fayda bulunmaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı 1412 sayılı CMUK'nun "Kanun Yolları" başlıklı üçüncü kitabının, "Temyiz" başlıklı üçüncü fasılının 322. maddesinin dördüncü fıkrasında; "Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumi Heyetine itiraz edebilir." şeklinde düzenlenmiş iken, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun "Kanun Yolları" başlıklı altıncı kitabının, "Olağanüstü Kanun Yolları" başlıklı üçüncü kısmının, "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi" başlıklı 308. maddesinde başlangıçta; "Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz" şeklinde düzenlenmiş, maddeye 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile;

“İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir” şeklinde ikinci ve üçüncü fıkralar eklenmiştir.

Esas itibarıyla, her iki düzenleme arasında, kanun maddesinin bulunduğu yer, 5271 sayılı Kanunda lehe itirazda süre aranmaması ve 308. maddeye sonradan eklenen fıkralar ile itirazın öncelikle ilgili dairece değerlendirileceği hususları dışında önemli bir fark bulunmamakta olup, her iki maddenin açık düzenlemesinden de anlaşıldığı üzere, Yargıtay Ceza Dairelerince verilen bozma kararlarıda dahil tüm kararlarda esaslı hukuka aykırılık olduğunu düşünen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, lehe itirazda süre şartı olmaksızın, resen veya istem üzerine bu kararlara karşı itiraz kanun yoluna başvurabilir. Olağanüstü itiraz da denilen bu kanun yoluna başvurma hakkı yanlızca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınmış olup, Başsavcı resen veya istem üzerine bu kanun yoluna başvurabilir. Bu kanun yoluna başvurulmasında menfaati bulunanlar, başvuru için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilirler. Ancak, Başsavcı taleplerle bağlı olmaksızın bu kanun yoluna başvurup başvurmamakta serbestir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı da dahil olmak üzere, kanun yollarına başvurudan vazgeçilmesinin mümkün olup olmadığının değerlendirilmesine gelince;

5271 sayılı CMK'nda kanun yolları, olağan ve olağanüstü kanun yolları olmak üzere iki grupta ele alınmış, kanun yollarına ilişkin genel hükümler kanunun 260 ila 266. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, başvurudan vazgeçilmesi konusu ise "Başvurudan vazgeçilmesi ve etkisi" başlıklı 266. maddede;

"(1) Kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez.

(2) Müdafiin veya vekilin başvurudan vazgeçebilmesi, vekâletnamede bu hususta özel yetkili kılınmış olması koşuluna bağlıdır.

(3) 150 nci Maddenin ikinci fıkrası uyarınca, kendisine müdafi atanan şüpheli veya sanıklar yararına kanun yoluna başvurulduğunda veya başvurulan kanun yolundan vazgeçildiğinde şüpheli veya sanık ile müdafiin iradesi çelişirse müdafiin iradesi geçerli sayılır" şeklinde hükme bağlanmıştır.

Maddenin birinci fıkrasının açık düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere, kanun yoluna başvurulduktan sonra bundan vazgeçilmesi, mercii tarafından karar verilinceye kadar geçerlidir. Bu düzenleme olağan ve olağanüstü tüm kanun yollarını kapsayan genel bir hüküm olup, dolayısıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bir kanun yolu olan itirazdan Ceza Genel Kurulunca karar verilinceye kadar vazgeçmesi mümkündür.

Nitekim öğretide de, "Başsavcı, yersizliğini gördüğü davasını geri alabilir." (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Baskı, s.1516), "Yargıtay C.Başsavcısı bu itirazı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca karar verilinceye kadar her zaman geri alabilir." (Bahri Öztürk Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Beşinci Baskı, s.742) şeklinde görüşlere yer verilmek suretiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazdan Ceza Genel Kurulunca bir karar verilinceye kadar vazgeçebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı CMK'nun 266. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, Cumhuriyet savcısının sanık lehine yaptığı temyiz başvurusundan ancak sanığın rızası halinde vazgeçeceği hükmü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından sanık lehine yapılan itiraz yönüyle de geçerli olup olmayacağı da değerlendirilmelidir.

Öğreti de bir kısım yazarlar; "Başsavcı, yersizliğini gördüğü davasını geri alabilir. Sanığın muvafakati aranmaz" (Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Baskı, s.1516), "İtirazın, sanık veya hükümlü lehine olup olmadığına bakılmaksızın ve ilgilinin muvafakati gerekmeksizin geri alınabilmesi mümkün olmalıdır" (Cumhur Şahin, İzzet Özgenç, itirazın geri alınıp alınamayacağı konusunda Ceza Genel Kuruluna sundukları yazılı görüş), "Sanığın doğrudan olağanüstü itiraz yoluna başvurması mümkün olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, geri alma için ayrıca sanığın onayının alınmasına gerek yoktur" (Bahri Öztürk, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Beşinci Baskı, s.742), şeklindeki görüşleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ister sanık lehine, isterse de sanık aleyhine olsun, itirazından herhangi bir şarta bağlı olmaksızın vazgeçebileceğini kabul etmişlerdir.

Bir kısım yazarlar ise; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın itirazı sanık lehinde ise sanığın onayı olmadan geri alınamaz" (Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Baskı, s.784), "Ancak kanımca kuralın gerekçesi ne olursa olsun sanık lehine bir düzenlemenin kapsamının daraltılmaması gerekir. 266/1. Herhangi bir istisna getirmediğine göre başsavcılığın itirazında da bu kuralın uygulanması ve lehe başvuruların geri alınmasında muvafakat aranması yerinde olacaktır" (Serdar Talas, Ceza Muhakemesi Hukukunda Başsavcılığın İtirazı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt 70, sayı 1, s. 165, 2012) şeklinde açıkladıkları görüşlerle, sanık lehine itirazdan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ancak sanığın onayı olması halinde vazgeçebileceğini belirtmişlerdir.

Olağan kanun yollarından temyize ilişkin olarak Cumhuriyet savcısının sanık lehine yaptığı başvurusundan onun rızası olmadan vazgeçemeyeceği kuralının gerekçesi, kendiside hükmü temyiz etme hak ve yetkisine sahip olan, ancak Cumhuriyet savcısının başvurusuna güvenerek kanun yoluna başvurmayan sanığın bu güveni nedeniyle zarar görmemesidir. Çünkü sanık, Cumhuriyet savcısının başvurusuna güvenerek kendisi temyizi başvurusunda bulunmamış, bu nedenle kanuni başvuru süresini geçirmiş olabilir. Onun onayı bulunmaksızın Cumhuriyet savcısının temyiz başvurusunu geri almasının kabul edilmesi halinde, başvuru süresini geçirmiş olan sanığın bundan zarar göreceği bir gerçektir.

Bu kuralın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazında da uygulanması gerektiğinin kabulü mümkün değildir. Zira, olağanüstü kanun yollarından biri olarak kabul edilen itiraza başvurma yetkisi sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına tanınmış olup, Başsavcı dışındaki tarafların bu kanun yoluna başvurma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanunen tek başına kullanmaya yetkili kılındığı bu olağanüstü kanun yolundan vazgeçmesi noktasında ister aleyhe, isterse lehe itiraz olsun herhangi bir tarafın onayına gerek olmaksızın vazgeçebileceğinin kabulü gerekmektedir. Aksi takdirde yalnızca temyiz kanun yolunda, Cumhuriyet savcısının sanık lehine yaptığı başvuru için kabul edilen ve olağan kanun yolu için kabul edilmiş olan bu istisnai düzenlemenin kanun koyucunun amacına aykırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır.

Nitekim, 09.05.1956 gün ve 6-4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da, olağan bir kanun yolu olan temyiz kanun yoluna hasren kabul edilen bir usulün, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazına kıyas yoluyla uygulanmasının imkan dahilinde olmadığı kararlaştırılmıştır.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 28.11.2012 gün ve 7646-30361 sayılı onama kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca, "sanığın 5607 sayılı Kanunun 3/5. maddesine uyan eyleminin, ayrıca 4733 sayılı Kanunun 8/4. maddesine de uyduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nun fikri içtimayı düzenleyen 44. maddesi uyarınca daha fazla cezayı gerektiren 4733 sayılı Kanunun 8/4. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğinden, ceza süresi yönünden kazanılmış hakkın korunması suretiyle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği" görüşüyle, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi istemiyle yapılan 11.01.2013 gün ve 67780 sayılı itiraz kanun yolu başvurusundan, 29.03.2013 gün ve 67780 sayı ile vazgeçildiği anlaşılmakta olup,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazını geri alması nedeniyle dosyanın incelenmeksizin iadesine karar verilmelidir.

Ön soruna ilişkin olarak ulaşılan bu sonuç karşısında, esasa ilişkin uyuşmazlık değerlendirilmemiştir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca itirazdan vazgeçilmiş olması nedeniyle itirazın incelenmeksizin İADESİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.10.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2012/2-1422 E. , 2013/385 K.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ (SÜRE BAKIMINDAN)



Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan sanık Hülya Ö.'ın 5237 sayılı TCK’nun 228/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 54. maddeleri uyarınca 500 TL hapisten çevrilme ve 80 TL doğrudan hükmolunan adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 2.765 TL değerindeki suça konu eşyaların zoralıma ilişkin, Bakırköy 7. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 19.02.2009 gün ve 605-90 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 01.12.2011 gün ve 33528-40354 sayı ile;

"Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250, 2009/13 karar sayılı kararında da kabul edildiği gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde dikkate alınacak zararda, mahkemece kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi gerektiği, olayda katılanın bir tazminat talebi bulunmadığı gibi, dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinde sanığa yüklenen kumar oynanması için yer ve imkan sağlamak suçundan doğan herhangi bir maddi zararın da bulunmadığı ve adli sicil kaydındaki 3167 sayılı Yasa'nın 13/1. maddesi ile verilen mahkumiyetinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olmadığı gibi, adli sicilden silinme koşullarının da oluştuğu anlaşılan sanık hakkında 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinin 6. fıkrasının (b) bendinde belirtilen 'sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması' koşulunun oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, 'sabıkasının bulunduğu, kamu zararının karşılanmadığı, yeniden suç işlemeyeceğine dair vicdani kanaatin oluşmadığı' biçimindeki gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.02.2012 gün ve 335612 sayı ile;

“...5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesine 5560 sayılı Kanun’un 23. maddesi ile eklenen beşinci fıkrası ile:

'Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için,

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,

b) Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği konusunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekir' hükmünü getirmiştir.

...Sanığın sabıka kaydında; 18.08.1997 tarihinde 3167 sayılı Kanuna aykırılıktan para cezasına mahkum olduğu anlaşılmış ise de, bu mahkumiyetin CMK’nun 231. maddesinin uygulanmasına engel olmadığı uygulamalarla sabittir.

Sanığa isnat edilen suçtan dolayı herhangi bir maddi zararın oluşmadığı da anlaşılmaktadır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının sübjektif şartı olan;

Sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması şartının incelenmesinde; yerel mahkeme 'sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde vicdani kanaat oluşmadığını' kararın gerekçesinde belirterek sanık hakkında bu maddeyi uygulamak istemediğini göstermiş, objektif şartları da belirterek uygulamama iradesini güçlendirmiştir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 01.11.2012 gün ve 23571-44837 sayı ile, itirazın süresinde yapılmadığından bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan sanığın mahkûmiyetine karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5271 sayılı CMK'nun 231/5. maddesinin uygulanmaması yönünde gösterilen gerekçenin yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazın süresinde olup olmadığı hususunun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya içeriğinden; yerel mahkeme hükmünün sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yeterli olmadığından bahisle bozulmasına ilişkin Özel Daire ilamının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 22.12.2011 tarihinde teslim edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.02.2012 tarihinde sanık aleyhine olacak şekilde yerel mahkeme gerekçesinin kanuni ve yeterli olduğu görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, 5271 sayılı CMK'nun olağanüstü kanun yollarının düzenlendiği "Altıncı Kitap", "Üçüncü Kısım", "Birinci Bölüm"de yer alan 308. maddede;

"(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.

(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir" şeklinde düzenlenmiştir.

Buna göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren 30 gün içinde ceza daireleri kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvurabileceği öngörülmüş, ancak 1412 sayılı CMUK'ndaki düzenlemeden farklı bir hüküm getirilmek suretiyle sanık lehine itirazlarda süre aranmayacağı kuralı benimsenmiştir. Bu düzenleme uyarınca sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde belirlenen aykırılıklarla ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan ve olağanüstü bir kanun yolu olan itiraz 30 günlük bir süre ile sınırlandırılmış olup, bu süre Daire kararının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verildiği tarihten itibaren başlayacak ve süre geçtikten sonra sanık aleyhine itiraz kanun yoluna gidilemeyecektir.

CMK'nun 308. maddesinin 2. fıkrası uyarınca inceleme yapan ilgili Ceza Daireleri ile dosyanın gönderildiği Ceza Genel Kurulunca da öncelikle itirazın süresinde yapılıp yapılmadığı değerlendirilecek, ön inceleme sonucunda itirazın süresinde olduğunun belirlenmesi halinde, esasa girilip kararın hukuka uygun olup olmadığı saptanacak, sürenin geçtiğinin anlaşılması durumunda ise itiraz reddedilecektir.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçundan mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmünün, Özel Dairece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yeterli olmadığından bahisle bozulmasına karar verilmesinden sonra, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yerel mahkeme gerekçesinin kanuni ve yeterli olduğu görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır. Özel Dairece Sanık lehine verilen bozma kararının kaldırılmasına ilişkin olan ve sanık aleyhine olduğunda şüphe bulunmayan bu itirazın 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca Özel Daire ilamının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiinden itibaren 30 günlük süreye tabi olduğu, dosya içeriğine göre 22.12.2011 tarihinde başlayan itiraz süresinin son günün resmi tatile rastlaması nedeniyle 23.01.2012 tarihinde sona erdiği, itiraz kanun yoluna ise 01.02.2012 tarihinde başvurulduğu görülmektedir.

Bu nedenle, 30 günlük kanuni süreden sonra yapılan sanık aleyhindeki itirazın Ceza Genel Kurulunca görüşülmesi mümkün değildir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kanunun öngördüğü 30 günlük süre içinde yapılmaması nedeniyle reddine karar verilmelidir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının süre yönünden REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.09.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2013/8-220 E. , 2013/138 K.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZI
6136 SAYILI KANUNA AYKIRILIK



6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanık Orhan 'ın aynı kanunun 13/1, 5237 sayılı TCK’nun 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, kişiliği ve sair halleri, suçun işlenmesindeki özellikler, geçmişi ve sabıkalı oluşu nedeniyle TCK’nun 51, 52 ve 5271 sayılı CMK’nun 231/5. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına ilişkin, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.09.2008 gün ve 182–246 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 03.05.2012 gün ve 1988–15152 sayı ile;

"Tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık hakkında TCK'nun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanan kanıtlara, hükmün dayandığı gerekçe ve takdire göre yerinde görülmeyen sair itirazların reddine, ancak:

1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereğince cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Sanık müdafiinin 23.09.2008 tarihli oturumda sanık hakkında lehe hükümlerin uygulanması isteminin TCK'nun 50. maddesi uyarınca tayin edilen kısa süreli hapis cezasının paraya ve seçenek yaptırımlara çevrilmesini de kapsadığı halde, bu konuda bir karar verilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.07.2012 gün ve 36001 sayı ile;

"1) Yüksek Dairenin 1 numaralı bozma nedeninde yer alan '5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yazılı sanığın kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan koşullu salıverme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise 2. fıkra gereğince cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması' temyiz merciince düzeltilerek onanması mümkün bir eksikliktir. Yüksek Dairemizin bu yönde birçok kararı mevcuttur.

2)Yerel mahkemenin hükmünde 'sanığın kişiliği ve sair halleriyle suçun işlenmesindeki özelliklere, sanığın geçmişi ve sabıkalı oluşuna binaen hakkında TCK 51, 52 ve 5271 sayılı CMK'nun 231/5. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmasına yer olmadığına' karar verildiği görülmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 50. maddesindeki düzenlemeye göre 'kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre' hürriyeti bağlayıcı cezaya seçenek yaptırımlara çevrilebilmektedir. Yerel mahkeme hürriyeti bağlayıcı cezayı şahsileştirirken TCK 50. maddede yer alan ölçütleri değerlendirmiş, ancak uygulama maddesini 'TCK 50 şeklinde' hüküm yerinde göstermemiştir. Yüksek Dairelerimizin yerleşik uygulamalarına göre 'uygulama maddesinin hüküm yerinde gösterilmeyişi' düzeltilerek onama suretiyle giderilebilir eksiklik olarak değerlendirilmektedir" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca dosyanın gönderildiği Yargıtay 8. Ceza Dairesince 18.01.2013 gün ve 24122–1792 sayı ile, itirazın süresinde yapılmadığından bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmış olup, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkeme tarafından 5237 sayılı TCK'nun 50. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir değerlendirme yapılıp yapılmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itirazın süresinde olup olmadığı hususunun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya içeriğinden; yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından 03.05.2012 gün ve 1988-15152 sayı ile bozulduğu, Özel Daire bozma ilamının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 05.06.2012 tarihinde teslim edildiği, Özel Daire bozma ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 06.07.2012 tarihinde itiraz kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, 5271 sayılı CMK'nun olağanüstü kanun yollarının yeraldığı "Altıncı Kitap", "Üçüncü Kısım", "Birinci Bölüm"de 308. maddede;

"(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.

(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir"şeklinde düzenlenmiştir.

Bu düzenleme ile, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren 30 gün içinde ceza daireleri kararlarına karşı itiraz yasa yoluna başvurabileceği öngörülmüş, ancak farklı bir hüküm getirilmek suretiyle sanık lehine itirazlarda süre aranmayacağı kuralı benimsenmiştir. Buna göre, sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde belirlenen aykırılıklarla ilgili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan ve olağanüstü bir kanun yolu olan itiraz 30 günlük bir süre ile sınırlandırılmış olup, bu süre Daire kararının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verildiği tarihten itibaren başlayacaktır. Süre geçtikten sonra sanık aleyhine itiraz yoluna gidilemeyecektir.

Ceza Genel Kurulunca öncelikle itirazın süresinde yapılıp yapılmadığı değerlendirilecek, ön inceleme sonucunda itirazın süresinde olduğunun belirlenmesi halinde, esasa girilip daire kararının hukuka uygun olup olmadığı saptanacak, sürenin geçtiğinin anlaşılması durumunda ise başvuru reddedilecektir.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Yerel mahkemece sanığın 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyetine ilişkin hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Özel Dairece hükmün 5237 sayılı TCK'nun 50. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir değerlendirme yapılmadığından ve 53. maddenin hatalı uygulandığından bahisle iki nedenden dolayı bozulmasına karar verilmesinden sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, 50. maddeye ilişkin değerlendirme yapıldığı, 53. maddenin uygulanmasına ilişkin isabetsizliğin ise düzeltilmesinin mümkün olduğu gereçesiyle yerel mahkeme hükmünün düzeltilerek onanması gerektiği görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır. Sanık lehine bozulan hükmün onanmasına ilişkin olan ve sanık aleyhine olduğunda kuşku bulunmayan bu itirazın 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca 30 günlük süreye tabi olduğu, dosya içeriğine göre 06.06.2012 tarihinde başlayan itiraz süresi 05.07.2012 tarihinde sona erdiği halde, itiraz kanun yoluna Özel Daire ilamının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiinden 31 gün sonra olacak şekilde 06.07.2012 tarihinde başvurulduğu görülmektedir.

Bu nedenle 30 günlük kanuni süreden sonra yapılan sanık aleyhindeki itirazın Ceza Genel Kurulunca görüşülmesi mümkün değildir.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kanunun öngördüğü 30 günlük süre içinde yapılmaması nedeniyle reddine karar verilmelidir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının süre yönünden REDDİNE,

2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZ YETKİSİ - CMK 308. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2013/8-33 E. , 2013/237 K.

YARGITAY CUMHURIYET BAŞSAVCISININ ITIRAZ YETKISI
YARGITAY CUMHURIYET BAŞSAVCILIĞINCA YAPILAN ITIRAZIN ÖNCELIKLE ÖZEL DAIRECE INCELENMESI GEREKLILIĞI



Sanık Şakir hakkında tedavüle sahte para sürmek suçundan açılan kamu davasında eylemin sahte para kabul etmek suçunu oluşturduğu kabul edilerek lehe olan 5237 sayılı TCK’nun 197/2, 62 ve 52. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 80 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.06.2006 gün ve 327-145 sayılı hükmün sanık müdafii ile Cumhuriyet savcısınca eylemin tedavüle sahte para sürmek suçunu oluşturduğu görüşüyle sanık aleyhine temyiz edilmesine karşın Cumhuriyet savcısının temyiz istemi dikkate alınmadan dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.10.2010 gün ve 3507-11553 sayı ile;

"Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın piyasaya sürmek amacıyla sahteliğini bilerek aldığı parayı üzerinde bulundurma şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı TCK'nun 197/1 madde ve fıkrası ile 765 sayılı TCK'nun 316/4 ve 318. maddelerinde tanımlanan suçları oluşturacağı ve ceza süresi itibariyle de 765 sayılı TCK'nun 316/3 ve 318. maddelerinin sanık lehine olduğu gözetilmeden, suç niteliğinin tayininde yanılgıya düşülerek 5237 sayılı TCK'nun 197/2. madde ve fıkrası ile uygulama yapılması" isabetsizliğinden ceza süresi yönüyle kazanılmış hak korunmak suretiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmadan sonra mahalline giden dosyayı esasa kaydederek yeniden yargılama yapan yerel mahkeme tarafından ara kararla Cumhuriyet savcısının temyiz istemi dikkate alınmaksızın inceleme yapıldığının Özel Daireye bildirilmesi üzerine, Özel Dairece maddi hata olduğundan bahisle karar düzeltme yoluna gidilmesinin talep edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 17.06.2011 gün ve 161695 sayı ile; "...O yer Cumhuriyet savcısının CMUK'nun 310. maddesine uygun bir şekilde yasal süresi içerisinde açmış olduğu temyiz davası hakkında bir karar verilmesi gerektiği değerlendirilmekle, bu doğrultuda düzenlenen 'Ek Tebliğname' ile birlikte bir karar verilmesi" istemiyle karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.

Yargıtay 8. Ceza Dairesince 13.10.2011 gün ve 10462-11005 sayı ile; "...yerel Cumhuriyet savcısının aleyhe temyizi ile ilgili karar verilmesi yönünden, Dairemizce verilen 12.10.2010 tarih, 2008/3507 esas ve 2010/11553 sayılı kararının ortadan kaldırılması hususunda Ceza Genel Kuruluna itiraz edilip edilmeyeceğinin takdiri için dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına Tevdiine" karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.12.2011 gün ve 161695 sayı ile;

" Dosyanın incelenmesinde, 01.06.2011 tarihli hükme ilişkin esas hakkındaki mütalaasına aykırı karar verildiği anlaşılan yerel Cumhuriyet savcısının 02.06.2006 hakim havale tarihli dilekçesi ile süre tutum talebinde bulunduğu ve 31.07.2006 tarihli dilekçesi ile de mütalaası doğrultusunda sanığın eyleminin 'Tedavüle sahte para sürmek' suçunu oluşturduğu gerekçesiyle sanık aleyhine temyiz itirazında bulunduğu anlaşılmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımızca mahkeme hükmüne ilişkin olarak yalnız sanık müdafiinin temyiz talebi nazara alınarak tebliğname düzenlenmiş ve Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 12.10.2010 tarihli kararı ile de hüküm yalnız sanık müdafiinin temyiz talebi doğrultusunda inceleme konusu yapılarak CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakları korunmak suretiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

YCGK’nun 12.12.1994 gün ve 1/317-338 E.K. ve 24.6.1997 gün ve 1/195-185 E.K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, temyiz bir davadır ve temyiz incelemesi yapılabilmesi için bir temyiz davasının varlığı gerekir. 1412 sayılı CMUK'nun 310. maddesi uyarınca temyiz davasından söz edilebilmesi için de süresi içerisinde yapılmış bir istek koşulunun varlığı gerekmektedir.

YCGK’nun 15.10.1984 gün ve 297/820 E.K. sayılı kararında da; 'CMUK.nun 312. maddesine göre müddeti içinde verilen temyiz istidası hükmün katileşmesine mani olacaktır... Hükmün kesinleşmesi için, kanun yoluna gidilmemesi veya gidilip geri alınması veya temyiz isteğinin ister usulden, ister esastan reddedilmesi gerekir…Yerel Cumhuriyet Savcısı hükmü sanık aleyhine temyiz etmekle hükmün kesinleşmesini önlemiştir…Bir sanık hakkında bir suçtan verilen hüküm bir bütün teşkil eder, bir noktadan kanun yoluna gidildi veya bozuldu o halde öteki noktalar kesinleşti demeye yani kısmi kesinleşmeye olanak yoktur. Böylece kesinleşen kısım olmayınca olağanüstü yasal yola da gidilemez (Kunter No:514, s.737).. Hal böyle olunca, hata sonucu görülüp incelenmeyen Yerel Cumhuriyet Savcısının itirazlarının incelenmesi…' gerektiği karara bağlanmıştır.

Dosyada, yerel Cumhuriyet savcısının CMUK'nun 310. maddesine uygun olarak süresi içerisinde sanık aleyhine açmış olduğu bir temyiz davası mevcuttur, ancak bu dava karara bağlanmamıştır. Bu hususta bir karar verilmediği için de 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesinde yer alan süre şartının olayda söz konusu olamayacağı değerlendirilmiş ve bu nedenlerle Yüksek Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 12.10.2010 gün ve 2008/3507 Esas 2010/11553 Karar sayılı sanık hakkındaki hükmün CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca bozulması ilamına karşı sanık aleyhine itiraz yoluna gitmek zorunluluğu doğmuştur" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

Ceza Genel Kurulunca 10.07.2012 gün ve 667-478 sayı ile, 5271 sayılı CMK’nun 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile değişik 308/2-3. maddesi uyarınca itiraz konusunda bir karar verilmek üzere dosya Özel Daireye gönderilmiş, ancak Özel Dairece 29.11.2012 gün ve 27273-36402 sayı ile; "Dairemizin 13.10.2011gün, 2011/10462-11005 sayılı kararında ayrıntılarıyla açıklandığı üzere Cumhuriyet savcısının aleyhe temyiz istemi nazara alınmadan verilen 12.10.2010 gün, 2008-3507 esas ve 2010/11553 sayılı Dairemiz kararının Ceza Genel Kurulunca incelenmesi için itirazda bulunması gerektiği cihetle, itirazın incelenmesi için dosyanın Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine" şeklindeki gerekçeyle itirazın yerinde görülüp görülmediği konusunda bir karar verilmeden Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık aleyhine yapılan ve Özel Dairece incelenmeyen yerel Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin incelenmesinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de, 5271 sayılı CMK’nun 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile değişik 308/2. maddesi uyarınca itirazın gönderildiği Özel Daire tarafından itirazın kabulü veya reddi konusunda bir karar verilmeden Ceza Genel Kurulunca değerlendirme yapılmasının mümkün olup olmadığı öncelikle değerlendirilmelidir.

Olağanüstü kanun yolları arasında yer alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun 308. maddesinde; " Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz" şeklinde düzenlenmiş olup, 05.07.2012 gün ve 28344 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile,

"(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.

(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir" şeklinde iki fıkra eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna 6352 sayılı Kanunun 101. maddesi ile, "Ceza Muhakemesi Kanununun 308 inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulunda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır" şeklindeki geçici madde eklenmek suretiyle de kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Ceza Genel Kurulunda bulunan dosyalarında itiraz konusunda bir karar verilmek üzere Dairelere gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir.

5271 sayılı CMK'nun 308. maddesine 6352 sayılı Kanunla eklenen fıkralar birlikte değerlendirildiğinde; Özel Daire kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz edildiğinde dosyanın itiraz konusunda bir karar verilmek üzere öncelikle Özel Daireye gönderilmesi gerekmekte olup, en kısa sürede itirazı inceleyecek olan Özel Dairenin itirazı yerinde gördüğü takdirde kararını düzeltmesi, aksi takdirde itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle itiraz konusunda bir karar verilmek üzere dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermesi gerekmektedir.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Özel Dairenin 12.10.2010 gün ve 3507-11553 sayılı bozma kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan itiraz üzerine dosyanın gönderildiği Özel Dairece itiraz nedenlerinin yerinde olup olmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, bozma kararına karşı itiraz edilmesi gerektiği görüşüyle dosya Ceza Genel Kuruluna gönderilmiş olup, 5271 sayılı CMK'nun 6352 sayılı Kanunla değişik 308. maddesi uyarınca itiraz nedenlerinin yerinde görülüp görülmediği konusunda öncelikle Özel Dairece karar verilmesi gerektiğinden, dosyanın itiraz konusunda karar verilmek üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi ise;" itiraz nedenlerinin Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

5271 sayılı CMK'nun 6352 sayılı Kanunla değişik 308. maddesi uyarınca itiraz nedenlerinin yerinde olup olmadığı konusunda öncelikle karar verilmesi için dosyanın

Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.05.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj