Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2012/14-1538 E. , 2013/255 K.
ÇOCUĞUN CINSEL ISTISMARI
CINSEL TACIZ
SUÇ NITELIĞINDE YANILGIYA DÜŞÜLMESI
YENIDEN YARGILAMA YASAĞI
OLAĞANÜSTÜ TEMYIZ
KANUN YARARINA BOZMA


Çocuğun cinsel istismarı suçundan sanık Hüseyin 'in 5237 sayılı TCK'nun 103/1-a, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Didim (Yenihisar) 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 17.01.2012 gün ve 375-18 sayılı hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Adalet Bakanlığınca; "Dosya kapsamına ve mahkemenin kabulüne göre, sanığın, cep telefonu ile 15 yaşını tamamlamamış olan mağdurenin kullanmakta olduğu cep telefonuna, 'ay çok tatlı alo deyişin var ya, tanışmak ister misin' şeklinde cinsel amaçlı mesaj gönderme eyleminin, 5237 sayılı TCK'nun 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde basit cinsel istismar suçundan mahkumiyet hükmü kurulmasında isabet görülmemiştir" görüşüyle kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 04.05.2012 gün ve 5627-5110 sayı ile;

"Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden Didim (Yenihisar) 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.01.2012 gün ve 2011/375 Esas, 2012/18 Karar sayılı hükmünün CMK.nın 309. maddesi uyarınca bozulmasına, müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına" karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 16.10.2012 gün ve 93679 sayı ile;

“...Mahkumiyete ilişkin hükmün bozulması üzerine mahkemece yeniden yargılama yapılmasını gerektiren durum, 5271 sayılı CMK'nun 309/4-b bendinde sınırlı bir biçimde sayılmıştır. Buna göre mahkumiyete ilişkin hükmün bozulması üzerine kararı veren mahkemece yeniden yargılama yapılabilmesi için, bozma nedeninin davanın esasını çözmeyen yönüne, savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul hükmüne ilişkin olması gerekmektedir.

Bozma nedeni, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, bu hafif cezaya Özel Dairece karar verilmesi yerine dosyanın mahkemesine gönderilmesi yerinde değildir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 gün ve 2011/15- 409- 2012/107 sayılı kararında da, suçun nitelendirilmesinde yapılan hata sonucu daha az cezayı içeren maddenin uygulanması için kanun yararına bozma isteminin kabul edilmesi halinde, bozma nedeni, 5271 sayılı Kanun’un 309/4-d maddesi kapsamında kabul edilip, daha az cezayı öngören maddenin Özel Dairece uygulanması gerektiğine karar verilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında;

Hükümlü Hüseyin hakkında yerel mahkemece 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. Maddesi yerine aynı Yasanın 103/1-a maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası tayin edilmesi, uygulanan yasa maddesinin yanlış olması ve fazla ceza tayin edilmesi nedeniyle isabetsiz olup, Özel Dairece kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmesi yerindedir. Ancak yeniden yargılama yasağı nedeniyle belirlenen hukuka aykırılığın Özel Dairece, 5237 sayılı Kanun’un 105. maddesi uygulanarak ceza belirlenmesi suretiyle giderilmesine karar verilmesi gerektiğinden, kararın bozularak, müteakip işlemlerin mahkemesince yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatine varılmıştır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 07.11.2012 gün ve 13376-10966 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, kanun yararına bozma nedeninin sanık hakkında daha az ceza verilmesini gerektirmesi halinde, lehe olan cezaya Özel Dairece mi yoksa yerel mahkemece mi hükmolunacağının belirlenmesine ilişkindir.

Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Kanunun 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK'da ise “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nun 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.

Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak bu husus maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Buna göre bozma nedenleri;

5271 sayılı CMK'nun 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

Aynı kanun maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Katılan Mine'ye karşı fiziki bir temas olmaksızın kullandığı cep telefonundan katılanın kullandığı cep telefonuna; "ay çok tatlı alo deyişin var ya, tanışmak ister misin" şeklinde mesaj gönderen sanık hakkında yerel mahkemece 5237 sayılı TCK’nun 105. maddesi yerine, aynı kanunun 103/1. maddesi uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasına hükmolunması isabetsiz olup, Özel Dairece kanun yararına bozma isteminin kabulüne ve kararın bozulmasına karar verilmesi kanuna uygundur.

Ancak, bu aykırılık 5271 sayılı CMK’nun 309/4-d maddesi kapsamında kalmakta olup, yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, belirlenen hukuka aykırılığın Özel Dairece 5237 sayılı TCK’nun 105. maddesi uygulanarak cezanın belirlenmesi suretiyle giderilmesine karar verilmesi yerine, hükmün bozulduktan sonra müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, belirtilen hukuka aykırılığın giderilmesi için 5271 sayılı CMK’nun 309/4-d maddesi uyarınca karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi A. Kınacı "a) İddia ve yerel mahkeme kararı:

Sanığın, cep telefonuyla 18 yaşından küçük olan mağdureye gönderdiği mesajlarda 'ay çok tatlı alo deyişin var ya, tanışmak ister misin' diyerek, mağdureye yönelik cinsel tacizde bulunduğu ileri sürülerek sanık hakkında 'çocuğun cinsel istismarı' suçundan kamu davası açılmış ve sanığın TCK'nın 103. maddesinin 1. fıkrası gereğince cezalandırılması istenmiştir.

Yerel Mahkeme, sanığın fiilini sabit görmüş ve TCK'nın 103. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi ve 62. maddeleri uyarınca sonuç olarak 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

Hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

b) Kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin verdiği karar:

Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 105. maddesine uyan "cinsel taciz" suçunu oluşturduğu halde, suç vasfında yanılgıya düşülerek aynı Kanunun 103. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hüküm kurulması yasaya aykırı bulunarak, hükmün bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına karar verilmiştir.

c) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı:

Belirlenen hukuka aykırılığın, yeniden yargılama yasağı nedeniyle, Özel Dairece TCK'nın 105. maddesi uyarınca ceza belirlenmek suretiyle giderilmesi gerekirken, hükmün bozulmasından sonraki işlemlerin mahkemesince yapılmasına karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

d) Tartışmanın konusu:

Özel Daire tarafından, 'kanun yararına bozma' talebine uygun olarak, hükmün, daha az cezayı gerektiren 'suç niteliği' yönünden bozulması durumunda, gerekli hükmün Yargıtay Özel Dairesi'nce mi, yoksa bozma üzerine Yerel Mahkeme tarafından mı verilmelidir?

e) Konuyla ilgili yasa hükümleri:

1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226. maddesi:

Suçun niteliğinin değişmesi

Madde 226 – (1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.

2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesi:

Kanun yararına bozma

Madde 309 – (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.

(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.

(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.

(4) Bozma nedenleri:

a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.

b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.

c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.

d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.

(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.

e) Konunun irdelenmesi:

Somut olayda, 'daha az ceza verilmesi gereken durum' değil, 'suç niteliği' söz konusudur. CMK'nın 226. maddesinin 1. fıkrası gereğince, değişen suç niteliğine göre sanığa ek savunma hakkı tanınması zorunludur. Bu nedenle Yargıtay'ın hükmü bozup kendisinin hüküm kurma yetkisi yoktur. Özel Dairenin kararı doğru olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın İtirazının REDDİ gerekir.

f) Sonuç:

Yerinde olmayan itirazın reddine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun aksi görüşüne katılmıyorum" düşüncesiyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle,

1-Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 04.05.2012 gün ve 5627-5110 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,

3-Belirtilen hukuka aykırılığın giderilmesiyle ilgili olarak 5271 sayılı CMK’nun 309/4-d maddesindeki yetkiye istinaden karar verilmesi için dosyanın Yargıtay 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2011/8-26 E., 2011/30 K.

ADLİ PARA CEZASI
ATEŞLİ SİLAH
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
KANUN YARARINA BOZMA



Sanık O.... K........hakkında kasten yaralama suçundan açılan davanın şikayetten vazgeçme nedeniyle düşürülmesine, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan ise, sanığın eylemine uyan 6136 sayılı Yasanın 13/1, 5237 sayılı TCY'nın 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca hapis cezasına seçenek yaptırım olarak belirlenen 6.000 Lira ve doğrudan hükmolunan 375 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, adli emanette kayıtlı bulunan 1 adet B..... G..... V.T. marka 2303 seri nolu silahın 5237 sayılı TCY'nın 54/4. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin, Bozüyük Asliye Ceza Mahkemesince 24.04.2008 gün ve 120-125 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 01.04.2009 gün ve 15446-5077 sayı ile;

"Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesindeki koşulların varlığı halinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması zorunluluğu" isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmadan sonra yeniden yargılama yapan Bozüyük Asliye Ceza Mahkemesince 17.09.2009 gün ve 196-279 sayı ile;

"Mahkememizin 24.04.2008 gün ve 120-125 sayılı gerekçeli kararında, '5271 sayılı CYY'nın 231. maddesinin değerlendirilmesi' başlığı altında sanığın geçmişteki hali ve kişilik özellikleri değerlendirilerek 'sanığın daha önce kasıtlı suçlardan mahkum olmuş olması ve duruşmadaki tutum ve davranışları ile gözlenen kişilik özellikleri göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu bir kanaatin oluşmamış olması' gerekçesi ile tayin olunan hükmün açıklanmasına karar verildiği halde bu husus gözden kaçırılarak Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 15446-5077 sayılı bozma ilamına konu edildiği anlaşılmakla; suçun sübutuna ve delillerin değerlendirilmesine ilişkin gerekçe saklı kalmak şartıyla mahkememizin 24.04.2008 gün ve 120-125 sayılı kararında direnilmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla" gerekçesi ile direnilerek ilk hükümdeki gibi karar verilmiştir.

Hükmün üst Cumhuriyet savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 13.01.2011 gün ve 14294 sayılı tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkemenin 24.04.2008 günlü ilk kararında sanık hakkında 5271 sayılı CYY'nın 231/5. maddesinde düzenlenmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanıp uygulanmayacağı konusunda bir değerlendirme yapılıp yapılmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; direnme hükmünün 5271 sayılı CYY'nın 230. maddesi anlamında gerekçeyi içerip içermediği konusu öncelikle değerlendirilmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.03.2002 gün ve 81-207 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararı ile Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında vurgulandığı üzere, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından yerel mahkemelerce direnme kararlarında da 5271 sayılı CYY'nın 230, 231, 232 ve 309. maddeleri gereğince yeniden hüküm kurulmalıdır.

Karar; sorun, gerekçe ve sonuç bölümlerinden oluşur. "Sorun" bölümünde, somut olay ile suçun işlenmesindeki özellikler ve suçun ne şekilde işlendiği açıklanmalı, "gerekçe" kısmında mevcut deliller irdelenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ, diğer bir söylemle neden bu sonuca varıldığı anlatılmalı ve hukuki nitelendirme yer almalıdır. "Sonuç", hüküm kısmında ise, CYY'nın 232. maddesi uyarınca, verilen kararın ne olduğu, uygulanan yasa maddeleri, hükmolunan ceza miktarı, yasa yollarına başvurmanın olanaklı bulunup bulunmadığı duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.

İncelenen dosyada, yerel mahkeme bu ilkeler doğrultusunda işlem yapmamış, bozulmakla ortadan kalkan eski hükümde direnilmesine karar verdikten sonra, sadece direnme nedenlerini açıklamakla yetinmiş, suçun sübutu ve delillerin değerlendirilmesi noktasında bozulmakla ortadan kalkan hükümdeki gerekçeye yollama yapılmıştır. Direnme kararında, olay anlatılmamış, neden bu sonuca ulaşıldığı açıklanmamış ve hukuki nitelendirmeye yer verilmemiştir.

Bu itibarla, direnme kararının, sorun ve gerekçe bölümünü ihtiva etmemesi nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle bu usuli nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- Bozüyük Asliye Ceza Mahkemesinin 17.09.2009 gün ve 196-279 sayılı direnme hükmünün belirtilen usule aykırılık nedeniyle sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.03.2011 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oybirliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2013/529 E. , 2015/106 K.

KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNA MUHALEFET SUÇU
HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
KANUN YARARINA BOZMA
KAMU DAVASININ DÜŞMESİ


2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa muhalefet suçundan sanık H.. T..'ın aynı kanunun 74/2 ve 5237 sayılı TCK'nun 50/1-a, 52/1-2. maddeleri uyarınca 1.800 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.06.2010 gün ve 509-310 sayılı kesin nitelikteki hükme karşı Adalet Bakanlığının 17.09.2010 gün ve 56447 sayılı yazısına istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 04.10.2010 gün ve 234012 sayı ile kanun yararına bozma talebinde bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 10.10.2012 gün ve 20629-21387 sayı ile;
"Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2010 tarihli ve 2009/509 esas, 2010/310 sayılı kararı ile ilgili olarak;
1- Kayden 14.02.1991 doğumlu olan sanığın suçun işlendiği 16.06.2008 tarihinde 18 yaşını ikmal etmediğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında belirlenen cezadan, 5237 sayılı Kanunun 31/3. maddesi uyarınca indirim yapılması gerekirken, indirim yapılmaksızın fazla cezaya hükmedilmesinde,
2- 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerekip gerekmediği hususunun tartışılmamasında isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığının 17.09.2010 gün ve 24662 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.06.2011 gün ve 56447 sayılı tebliğnamesi ve Yargıtay yüksek 7. Ceza Dairesi'nin 16.01.2012 tarih, 2010/11388 Esas ve 2012/132 Karar sayılı görevsizlik kararı ile Daireye ihbar ve dava evrakı tevdi kılınmakla;
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Kanun yararına bozma, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesini ve ülke sathında uygulama birliğine ulaşılmasını sağlama amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu denetimin konusu, maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklardır. Ancak, gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması nedeniyle dar kapsamlıdır; her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. Nitekim, yasa yolunun bu özelliği nedeniyle, hakimin takdirini hatalı kullanmasına ilişkin hususlardaki hukuka aykırılıklar olağan bir denetim yolu olan temyiz incelemesi sırasında dikkate alınabilecek ise de, kanun yararına bozma istemine konu edilemezler, nitekim; 14.11.1977 gün ve 3/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da, erteleme istemi hakkında olumlu ya da olumsuz bir kararı kapsayan, ya da yasal gerekçe gösterilmeden bu isteklerin reddine ya da kabulüne ilişkin olan ve temyiz edilmeden kesinleşmiş bulunan hükümlere karşı, kanuna aykırılıkta bulunulduğundan bahisle, yazılı emir kanun yoluna başvurulamayacağının açıkça belirtildiği,
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için, maddedeki objektif ve subjektif şartların gerçekleşmesi yanında mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği yönünde kanaate ulaşılması gerektiği, dolayısıyla müessesenin uygulanıp uygulanmaması yönünde hakimin subjektif kanaatinin önem taşıdığı, 6008 sayılı Kanun ile 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasına eklenen sanığın kabulü şartının da müessesenin hukuki niteliğini değiştirdiği, kesin hükmün otoritesini kaldıran kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulduğunda, CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) ve (b) bentlerindeki hallerde yeniden yargılamanın kabul edildiği, diğer hallerde ilgili dairece karar verilmesinin zorunlu olduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının değerlendirilmediğine yönelik bir kanun yararına bozma istemi üzerine, maddenin (a) ve (b) bentlerinde belirtilen yeniden yargılama şartlarının bulunmadığı, bu müessese konusunda karar verme yetkisinin de münhasıran hükmü veren mahkemeye ait bulunması nedeniyle, Yargıtay’ca karar verilemeyeceği, taktire ilişkin bu hususun kanun yararına bozma istemine de konu edilmeyeceği anlaşıldığından, CMK'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunun kararda tartışılmaması" sebebine dayalı kanun yararına bozma isteminin reddine;
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki kayden 14.02.1991 doğumlu olan ve suç tarihi olan 16.06.2008 tarihi itibariyle 18 yaşını ikmal etmeyen hükümlü hakkında tayin edilen cezada yaş küçüklüğü sebebiyle 5237 sayılı Kanun'un 31/3. maddesi uyarınca indirim yapılmaması sebebine dayalı kanun yararına bozma isteği, incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2010 tarih ve 2009/509 Esas ve 2010/310 sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca Bozulmasına, bozma nedenine göre uygulama yapılarak; hükümlünün 2863 sayılı kanuna muhalefet suçundan anılan kanunun 74/2. maddesi uyarınca tayin olunan 3 ay hapis cezasından 5237 sayılı TCK'nın 31/3. maddesi uyarınca 1/3 oranında indirim yapılarak 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hürriyeti bağlayıcı cezasının 5237 sayılı TCK'nın 50/1-a maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilmesine, TCK'nın 52/3. maddesi uyarınca adli para cezasının belirlenmesine esas tam gün sayısının 60 gün olarak tespitine, TCK'nın 52/2. maddesi uyarınca bir gün karşılığı adli para cezasının sanığın sosyal ve ekonomik durumu ile diğer şahsi halleri göz önünde bulundurularak takdiren 20 TL olarak belirlenmesine, adli para cezasının belirlenmesine esas 60 tam gün sayısının, bir gün karşılığı belirlenen adli para cezası miktarı ile çarpımı suretiyle hesaplanan 1.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, kararın diğer kısımlarının aynen bırakılmasına, infazın buna göre yapılmasına, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Tevdiine" karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 09.01.2013 gün ve 234012 sayı ile;
“...Sanık H.. T..'ın, 2863 sayılı Kanunun, 74/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50/1, 52/1-2. maddeleri uyarınca 1.800 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırıldığı dava da, sanık hakkında tayin olunan cezanın türüne, daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunmasına, suçtan dolayı maddi bir zararın oluşmamış bulunmasına ve yüklenen suçun yasaklı suçlardan olmamasına göre, hükmün verildiği 08.06.2010 tarihinde yürürlükte bulunan 5728 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemesince değerlendirilmesi zorunlu olduğundan, yerel mahkemece bu değerlendirmenin yapılmaması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilip verilmeyeceğinin düşünülmemesi istemine dayanan kanun yararına bozma talebi yerindedir.
Mahkumiyete dair bir kararda, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının hükümde tarlışılmamasına ilişkin bozma nedeni de mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne dair bir bozma nedeni olduğundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi kapsamında kalmaktadır. Bu bozma nedeninin kabulü halinde, mahkemesince yeniden yargılama yapılıp, bu müessesenin uygulanıp uygulanmayacağı hususu değerlendirilerek, sonucunda ya mahkumiyet hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yada önceki cezayı geçmeyecek şekilde bir mahkumiyet hükmüne karar verilecektir.
Bu itibarla, Özel Dairenin, mahkumiyet hükmünde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının değerlendirilmediğine ilişkin bozma yapılması halinde. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. Fıkrasının (b) bendindeki yeniden yargılama şartlarının bulunmadığına dair gerekçesi de yerinde değildir.
Bu nedenle, Özel Dairenin, hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının mahkemesince değerlendirilmemesine ilişkin kanun yararına bozma isteminin takdire ilişkin olduğundan bahisle reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 16.05.2013 gün ve 2456-13937 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkemenin kesinleşen kararında uygulanması mümkün olduğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışmasız bırakılmasının kanun yararına bozmaya konu edilip edilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
14.02.1991 doğumlu olup suç tarihi olan 16.06.2009 tarihi itibariyle onsekiz yaşını tamamlamış bulunan sanık H.. T..’ın, inceleme dışı sanıklar S.. S.. ve F.. Ö.. ile birlikte Kars şehir merkezindeki tren garı civarında izinsiz define kazısı yaparken yakalandığı, 2863 sayılı Kanunun 74/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda 2863 sayılı Kanunun 74/2, 5237 sayılı TCK’nun 50/1-a ve 52. maddeleri gereğince 1.800 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün ceza miktarı itibariyle kesin nitelikte olduğu, yerel mahkeme kararında sabıkasız olup yargılama sırasında suçunu ikrar eden, işlediği suç nedeniyle herhangi bir zarara yol açmayan ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine ilişkin bir beyanı bulunmayan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tartışmasız bırakıldığı, cezanın infazı sırasında Adalet Bakanlığınca sanığın suç tarihi itibariyle onsekiz yaşını doldurmadığı halde 5237 sayılı TCK’nun 31/3. maddesinin uygulanmaması ve 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerekip gerekmediğinin kararda tartışılmaması nedenlerine dayalı olarak kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu, Özel Dairece yaş indirimi ile ilgili kanun yararına bozma talebinin kabul edildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili talebin ise uygulanması takdire bağlı bu hususun kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı gerekçesiyle reddedildiği,
Anlaşılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkrayla büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı kanunun 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla çocuk suçlular ile yetişkin suçlular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tâbi kılınmıştır.
Başlangıçta yalnızca yetişkin sanıklar yönünden şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak hükmolunan, bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması 5728 sayılı Kanunun 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, maddeye 6545 sayılı Kanunla "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" hükmü eklenmiştir.
5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlarla 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
1) Suça ilişkin olarak;
a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,
b- Suçun Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
2) Sanığa ilişkin olarak;
a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
c- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
d- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve onsekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulacaktır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağına ilişkin bir değerlendirme yapılması için, yargılamanın herhangi bir sujesinin istemde bulunması şart değildir. Maddede öngörülen şartların oluşup oluşmadığı ve bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı hakim tarafından her olayda re'sen değerlendirilip takdir edilmeli ve denetime olanak sağlayacak biçimde kararda gösterilmelidir.
Kanun yararına bozma ise, karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesini ve ülke sathında uygulama birliğine ulaşılmasını sağlama amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak Ceza Muhakemesi Kanununun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu denetimin konusu, maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklardır. Ancak, gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması nedeniyle dar kapsamlıdır; her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. Nitekim, kanun yolunun bu özelliği nedeniyle, hakimin takdirini hatalı kullanmasına ilişkin hususlardaki hukuka aykırılıklar, örneğin; temel ceza miktarının saptanmasında kullanılan ölçütlerin hatalı takdir edilmesi, cezada artırma ve indirme yapılırken kullanılan oranların seçimindeki isabetsizlik gibi hususlar, Yargıtay’ın sadece olağan bir denetim yolu olan temyiz incelemesi sırasında dikkate alabileceği hukuka aykırılıklardandır.
Objektif şartları oluştuğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaması hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması nedeniyle kanun yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde bir şüphe bulunmamaktadır. Zira bu halde Yargıtay’ca denetlenen ve hukuka aykırılığı vurgulanıp kanun yararına bozma konusu yapılan husus hakimin takdirini yanlış kullanmasıyla ilgili değildir. Denetlenen husus, hakimin bir değerlendirme yaparak sonuca varıp, bunu da hükmünde açıklaması zorunluluğuna uyulmamış olmasıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 gün 130-213, 14.07.2009 gün 163-202, 13.11.2007 gün 171-235 sayılı kararlarında da bu yöndedir.
Öteyandan yerel mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen ele alınması gereken hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun hiç tartışılmamasına ilişkin olan hukuka aykırılık, yerel mahkemece verilen mahkûmiyet hükmünün, davanın esasını çözmeyen yönüne ilişkin olup 5271 sayılı CMK’nun 309/4-b maddesi kapsamında kalmaktadır. Burada kanun yararına bozma nedenine göre yargılamanın tekrarlanması yasağı da söz konusu olmadığından, kanun yararına bozma kararı verilmesi ve bu bozma doğrultusunda yerel mahkemece sanık hakkında yeniden yapılacak yargılama neticesinde ulaşılacak kanaate göre gereken hükmün tesis edilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nun 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, hiçbir talebe bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmak zorundadır. Objektif şartları oluştuğu halde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmaması hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması nedeniyle kanun yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde bir şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle Özel Dairece bu yöne ilişen kanun yararına bozma talebinin taktire taalluk ettiğinden bahisle reddine karar verilmesi isabetli değildir.
Diğer taraftan sanığın suç tarihinde onsekiz yaşını tamamladığı halde tamamlamadığından bahisle cezasından indirim yapılması gerektiğine ilişkin kanun yararına bozma talebi yerinde değil ise de; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili kabul edilen kanun yararına bozma nedenine göre yeniden yapılacak yargılamada yerel mahkemece bu hususunun gözetilebileceği düşünülerek Ceza Genel Kurulunca bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına, Adalet Bakanlığının 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerekip gerekmediğinin kararda tartışılmaması nedenine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile yerel mahkeme hükmünün 5271 sayılı CMK’nun 309/4-b. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 10.10.2012 gün ve 20629-21387 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3- Adalet Bakanlığının 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması gerekip gerekmediğinin kararda tartışılmaması nedenine dayalı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile Kars 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2010 gün ve 509-310 sayılı hükmünün 5271 sayılı CMK'nun 309/4-b. maddesi uyarınca YASA YARARINA BOZULMASINA, MÜTEAKİP İŞLEMLERİN MAHALLİNDE YAPILMASINA,
4- Dosyanın mahalline iade edilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.04.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Hukuk Bölümü 2007/158 E., 2007/114 K.

OLUMSUZ GÖREV UYUŞMAZLIĞI

O L A Y
: Torbalı Belediye Encümeni'nin, davacı tarafından eksik tartım işlemi yapıldığından bahisle 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümlerine göre suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin 10.8.2004 gün ve 403 sayılı kararının ve 1608 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca davacının 7 tam gün sanat ve ticaretini icradan men edilmesine ilişkin 10.8.2004 gün ve 394 sayılı kararının iptali istemiyle davacı vekilince adli yargı yerinde dava açılmıştır.

TORBALI SULH CEZA MAHKEMESİ; 14.10.2004 gün ve E:2004/181 D.iş, K:2004/181 D.iş sayılı itirazın reddi yolundaki kararının, YARGITAY 7. CEZA DAİRESİ'nin 29.12.2005 gün ve E:2005/4187, K:2005-22093 sayılı kararı ile, "İşyerinde eksik tartı ile kıyma satmak suçundan Pehlivanoğlu Marketçilik Gıda Pazarlama Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 19.4.1340 tarih ve 486 numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanunun 1. maddesi gereğince 7 tam gün sanat ve ticaretin icrasının men'i cezası ile cezalandırılmasına dair, Torbalı Belediye Encümeninin 10.8.2004 gün ve 394 ile 403 sayılı kararlarına vaki itirazın reddine ilişkin, TORBALI Sulh Ceza Mahkemesinin 14.10.2004 gün ve 2004/181 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 14.3.2005 gün ve 11474 sayılı yazılı emre müsteniden dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 23.3.2005 gün ve Y.E.2005-53783 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkûr ihbarnamede;Tüm dosya kapsamına göre anılan Belediye Encümeni tarafından verilen işyeri kapatma cezasının idari tasarrufa konu teşkil etmesi karşısında, itirazın bu yönden inceleme yetkisinin idare mahkemesine ait bulunduğu gözetilmeden görevsizlik kararı verilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü. Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emre dayalı ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden Torbalı Sulh Ceza Mahkemesinin 14.10.2004 gün ve 2004/181 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309. (1412 sayılı CMUK.nun 343.)maddesi uyarınca BOZULMASINA" karar verilmesi üzerine, 22.3.2006 gün ve 2006/172 D.İş sayı ile, itiraz eden vekili tarafından Mahkemelerine verilen 23.8.2004 tarihli dilekçe ile, Torbalı Belediye Başkanlığı'nın 10.8.2004 tarih ve 394 ve 403 sayılı encümen kararlarına itiraz edilerek her iki encümen kararının iptali, ayrıca 394 sayılı encümen kararı ile verilen cezanın infazının yargılama sonucuna kadar geri bırakılmasına karar verilmesinin talep edildiği, itiraz eden vekilinin talebi doğrultusunda, 1608 sayılı Yasa'nın 1. maddesi uyarınca verilen "7 tam gün sanat ve ticaretini icradan men" cezasının 1608 sayılı Yasa'nın 5. maddesi uyarınca infazının Mahkemelerine yapılan itirazın sonuçlanmasına kadar geri bırakılmasına karar verildiği, değişik dosyasının incelenmesinden, 4.8.2004 tarihinde şikayet üzerine yapılan inceleme sırasında yapılan kontrol neticesinde, itiraz eden şirketin et reyonunda bulunan terazinin 1 kg yerine 745 gram kıyma tarttığının tespit edilip, tutanak tanzim edilerek aynı tarihte tebliğ edildiğinin, şirket tarafından yine aynı tarihte itiraz olunduğunun, Belediye Encümeni tarafından itiraz konusu 394 ve 403 sayılı kararların verildiğinin anlaşıldığı, 1608 sayılı Umumi Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, belediye encümeninin ceza verme yetkisi, 4. maddesinde, ceza verme usulü, 5. maddesinde, söz konusu ceza kararlarına itiraz, 6. maddesinde ise, itirazın incelenmesi usulünün sınırlayıcı bir şekilde düzenlendiği, anılan Yasanın 6. maddesine göre, itirazı inceleyen hakimin; eylemin yasaklanmış olup olmadığı, kararın yasal mercii tarafından verilip verilmediği, itirazın süresinde olup olmadığı, 1608 sayılı Yasa'nın 1. maddesine uygun olup olmadığı, tutanağın sahte olup olmadığı, karara etkili fahiş ve maddi hata bulunup bulunmadığı hususları ile itiraz nedenlerini inceleyebileceğinin açık ve sınırlayıcı bir şekilde düzenlendiği, anılan madde uyarınca yapılan inceleme neticesinde Mahkemelerinin 14.10.2004 tarih ve 2004/181 D.İş sayılı kararı ile itirazın reddi ile kararın onanmasına karar verildiği, Mahkemelerinin anılan kararına karşı Torbalı C. Başsavcılığı'nın yazılı emir ile bozma talebi uyarınca Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2005/4187 Esas, 2005/22093 Karar sayılı kararı ile "belediye encümeni tarafından verilen işyeri kapatma cezasının idari tasarrufa konu teşkil etmesi karşısında itirazı bu yönden inceleme yetkisinin idare mahkemesine ait bulunduğu gözetilmeksizin görevsizlik kararı verilmesi yerine yazılı şekilde karar verildiğinden bahisle bozulmasına" karar verildiği, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda, itiraz eden Pehlivanoğlu Market Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili tarafından Torbalı Belediye Encümeni'nin 10.8.2004 tarih ve 394 ve 403 sayılı Encümen kararlarına yapılan itiraz yönünden görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 2. İDARE MAHKEMESİ; 3.5.2006 gün ve E:2006/966, K:2006/760 sayı ile, davanın, davacıya ait işyerinde eksik tartım işlemi yapıldığından bahisle 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümlerine göre sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin 10.8.2004 gün ve 403 sayılı Encümen kararının ve 1608 sayılı Kanun hükümlerine göre davacıya 7 gün sanat ve ticaretten men cezası verilmesine ilişkin 10.8.2004 gün ve 394 sayılı Encümen kararının iptali istemiyle açıldığı, 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinde, dava dilekçelerinin görev yönünden ve iptali istenen işlemin idari davaya konu olacak kesin ve yürütülebilir bir işlem olup olmadığı yönünden ilk incelemeye tabi tutulacağı, 15. maddesinde ise, her iki halde de aykırılığın varlığı halinde davanın reddine karar verileceği hükmüne yer verildiği, 1608 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara hafif para cezası tertibine ve üç günden on beş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men'e yetkili olduğu; aynı Kanunun 5. maddesinde ise, bu ceza kararlarına karşı tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaat ile şifahi veya yazılı olarak itiraz olunabileceği hükmüne yer verildiği, dava dosyasının incelenmesinden, davacının sahibi bulunduğu gıda işletmesinde eksik tartım yapıldığından bahisle dava konusu 10.8.2004 gün ve 403 sayılı Encümen kararı ile, 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümleri uyarınca gerekli yasal işlemlerin yapılması için Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve İzmir Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü'ne suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği, diğer dava konusu 10.8.2004 gün ve 394 sayılı Encümen kararı ile de, davacının 1608 sayılı Kanun hükümlerine göre 7 gün süre ile ticaret ve sanat icrasından men edilmesine karar verildiği, bu kararlara karşı Torbalı Sulh Ceza Mahkemesi'ne itiraz edildiği ve anılan Mahkemenin 14.10.2004 gün ve E:2004/181 D.İş, K:2004/181 D.İş sayılı kararı ile itirazın reddedildiği, ancak yapılan başvuru üzerine Adalet Bakanlığı'nın 14.3.2005 gün ve 11474 sayılı yazılı emir istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 23.3.2005 gün ve Y.E.:2005-53783 sayılı ihbarnamesi ile anılan Mahkemenin kararının, görev konusu gözetilmeksizin verildiği gerekçesiyle 5271 sayılı C.M.K'nun 309. maddesi uyarınca bozulmasına karar verildiği, Torbalı Sulh Ceza Mahkemesi'nin 22.3.2006 gün ve E:2006/172 D.İş sayılı kararı ile de, dava konusu uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili yargı kolunun idari yargı olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği, bu kararın davacıya tebliği üzerine Mahkemelerinde adı geçen encümen kararlarının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, Türk Hukukunda adli yargı ve idari yargı düzeni içinde olağan ya da olağanüstü kanun yolları ile bir hükmün bozulması halinde, bu bozma hükmünün kendi yargı düzeni içinde geçerliliğinin bulunduğu ve görev konusunun kamu düzenine ilişkin olduğu dikkate alındığında, davaya bakan mahkemenin görevsizliği nedeniyle kanun yararına bozma hallerinde dahi görevli olduğu belirtilen diğer yargı kolunun da uyuşmazlığın kendi görev alanına ilişkin olup olmadığı araştırmasını yapabileceği, bu duruma göre, 10.8.2004 gün ve 394 sayılı Encümen kararı ile 1608 sayılı Kanun hükümlerine göre belediye encümeni tarafından verilen dava konusu cezaya ilişkin itirazın, Kanunda belirtildiği gibi öncelikle mahsus hakimlere ve bunların olmaması halinde sulh hakimliğine yapılacağı hükmünden anlaşıldığı üzere adli yargı düzeni içindeki mahkemelere yapılacağı, cezanın idari işlem niteliğinde olması hususunun ise Kanun ile getirilen bu hüküm karşısında, kamu düzenine ilişkin bulunan görev için yeterli olmadığı, bu nedenle bu encümen kararı yönünden bakılan davanın Mahkemelerinin görev alanı içinde bulunmadığı sonucuna varıldığı, 1608 sayılı Kanun'dan doğan uyuşmazlıklarda adli yargının görevli olduğuna ilişkin Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün E:1993/24, K:1993/24 sayılı kararının da bu yönde olduğu, davanın 10.8.2004 gün ve 403 sayılı Encümen kararı ile 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu hükümleri uyarınca gerekli yasal işlemlerin yapılması için Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve İzmir Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü'ne suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin kısmına gelince; suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin bu kararın idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülebilir nitelikte olmaması nedeniyle Mahkemelerinde incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın, 10.8.2004 gün ve 394 sayılı Encümen kararına ilişkin kısmının, 2577 sayılı Yasa'nın 15.maddesinin 1/a bendi uyarınca görev yönünden reddine, 10.8.2004 gün ve 403 sayılı Encümen kararına ilişkin kısmının ise, incelenmeksizin reddine karar vermiş; bu karar, DANIŞTAY SEKİZİNCİ DAİRESİ'nin 1.12.2006 gün ve E:2006/5019; K:2006/4768 sayılı kararı ile onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili tarafından, 07.02.2007 kayıt günlü dilekçe ile yürütmenin durdurulması isteminde bulunulması üzerine, İzmir 2. İdare Mahkemesi, 12.2.2007 gün ve E:2006/966 sayı ile, Mahkemelerinin 03.05.2006 gün ve E:2006/966, K:2006/760 sayılı kararı ile, 10.08.2004 gün ve 374 sayılı Encümen kararı yönünden davanın, görev yönünden reddine, 10.08.2004 gün ve 403 sayılı Encümen kararı yönünden ise, incelenmeksizin reddine karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Sekizinci Dairesi'nin 01.12.2006 gün ve E:2006/5019, K:2006/4768 sayılı kararı ile onandığı anlaşılmakta olup, ortada derdest bir dava bulunmadığından, 2577 sayılı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yürütmenin durdurulması talebinin incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davacının yürütmenin durdurulması isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.

Bunun üzerine, davacı vekili, olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi ve iptali dava edilen idari işlemin yargılama sonuna kadar yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle Mahkememize başvurmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü'nün, Ahmet AKYALÇIN'ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z.Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU'nun katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu'nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, 'ceza uyuşmazlıkları' ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının 'hukuk uyuşmazlığı' sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar 'ceza davası' olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde davacının 1608 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca 7 tam gün sanat ve ticaretini icradan men edilmesine ilişkin Torbalı Belediye Encümeni'nin 10.8.2004 gün ve 394 sayılı kararı yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının fotokopisi 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ'un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU'nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının 1608 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca 7 tam gün sanat ve ticaretini icradan men edilmesine ilişkin Torbalı Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 (1924) Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil 15.5.1930 tarih ve 1608 sayılı Kanun'un, 3.1.1940 tarih ve 3764 sayılı Kanun'la değişik 1. maddesi, "Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara elli liraya kadar hafif para cezası tertibine üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men'e ve Türk Ceza Kanununun 536,538,557,559 ve 577. maddeleriyle 553.maddesinin birinci fıkrasında yazılı cezaları tayine belediye encümenleri salahiyettardır. Şubelere ayrılan belediyelerde bu cezaları encümen namına ve yerine şube müdürleri tayin ederler."; 5.7.1934 tarih ve 2575 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesinin birinci fıkrasında, "Ceza kararlarına tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir. " denilmekte; 6. maddesinde de, itiraz üzerine tetkikatın evrak üstünde yapılacağı, itirazlar varit ise hakimin ceza kararını iptal ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmedeceği, itiraz varit görülmezse kararın tasdik olunacağı, itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesinin mecburi olduğu, hakimin izahat almak üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini celbederek dinleyebileceği belirtilmekte ve 7. madde ile, yazılı emir ile bozma yolu saklı kalmak kaydıyla, itiraz sonucunda hakim tarafından verilecek kararların kesin olduğuna ve temyiz edilemeyeceğine işaret edilmektedir.

Anılan Yasa ile, belediyeyi ilgilendiren yasal düzenlemelerin emrettiği fiilleri yapmayanlara veya yasakladığı fiilleri işleyenlere 1. maddede yazılı diğer cezaların yanı sıra üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men cezası verilmesi konusunda belediye encümeni yetkili kılınmış ve bu cezalara itiraz edilmesi üzerine uygulanacak usul ve esaslar özel olarak düzenlenmiş olup, uyuşmazlığa konu edilen davada görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için söz konusu itiraz yolunun açıklanması gerekmektedir.

1924 tarih ve 486 sayılı Yasa'da, belediye cezalarına karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı kabul edilmiş iken, bu Yasanın 6. ve 7. maddelerini tadil eden 1927 tarih ve 959 sayılı Yasa ile bu cezalara idare heyetleri önünde itiraz edilebilmesine olanak tanınmış, daha sonra yasa koyucu tarafından, idare heyetlerinin kuruluş, nitelik ve görevleri bakımından uygun görülmeyen bu uygulamadan vazgeçilerek, 1930 tarih ve 1608 sayılı Yasa ile, konuya daha uygun bir çözüm şekli getirmek amacıyla, itirazların öncelikle bir "mahsus hakim" tarafından, bulunmayan yerlerde ise, sulh hakimi tarafından incelenebilmesini olanaklı kılan bir düzenleme yapılmıştır.

Bu açıklamalara göre, Yasada sözü edilen "mahsus hakim" ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili cezalara yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin amaçlandığı; ancak, mahsus hakimin bulunmadığı yerlerde sulh hakimliğine başvurulacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında, bu tür cezalara karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği açıktır.

Açıklanan nedenlerle, 1608 sayılı Yasa'nın 1. maddesi uyarınca verilen 7 tam gün sanat ve ticaretini icradan men cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Torbalı Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen 22.3.2006 gün ve 2006/172 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj