Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI

Madde 310
- (1) 309 uncu Maddede belirtilen yetki, aynı Maddenin dördüncü fıkrasının (d) bendindeki hâllere özgü olmak üzere ve kanun yararına olarak re'sen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından da kullanılabilir.

(2) 309 uncu Madde gereğince Adalet Bakanlığı tarafından başvurulduğunda bu yetki, artık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kullanılamaz.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 20. Ceza Dairesi 2016/2173 E. , 2016/3583 K.

İtirazla Mahkeme Kararı : Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.11.2015 gün ve 2015/298 esas ve 2015/372 sayılı kararı
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
A) KONUYLA :
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ... hakkında... Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu 12.11.2015 tarihinde 2015/298 esas ve 2015/372 karar sayı ile sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Hüküm sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce 21.04.2016 tarihinde 2016/88 esas ve 2016/2338 karar sayı ile sanık hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
.... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında özetle;
“CMK'ya uygun olarak düzenlenmiş ve 01/06/2005 tarihinde CMK ile birlikte yürülüğe girmiş adli ve önleme aramaları yönetmeliği esas olarak işlemi düzenlemektedir. Bunlardan biri arama işlemleri, diğeri ise durdurma işlemleridir. Arama işlemleri de kendi içinde ikiye ayrılır. Adli aramalar, önleme aramaları. Olayımızda yer alan arama eylemi bir arama işlemi değildir. Durdurma işlemidir. Durdurma işleminin niçin ve ne şekilde yapılacağı ve durdurulan kişiye yönelik nelerin yapılabileceği yönetmeliğin 27. maddesinde ayrıntısı ile sayılmıştır. Buna göre;
Kolluk görevlisi, tecrübesine dayanarak, izlediği davranışlarından, o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde eder veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı kanaatine varırsa kişiyi durdurabilir. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, "umma" derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Denetim için araçların durdurulması da mümkündür. Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz.
Durdurma üzerine aşağıdaki işlemler yapılır:
a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda, kişide silâh bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse, memur kendiliğinden silâh ve diğer suç eşyası araması yapabilir.
d) Bir kişinin veya aracın durdurulma süresinin, şartlara göre makul olması ve kontrol için ayrılan süreyi aşmaması gerekir.
f) Yapılan kontrolün neticesinde suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır.
g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin, kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa, daha geniş çaplı kontrol yapılabilir.
h) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılamaz.
i) Makul sebebi oluştuğu takdirde, daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir.
Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir.
Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir.
Açıklandığı üzere kolluk görevlilerinin suç eşyasını ele geçirmeye yönelik işlemleri yönetmeliği 27. maddesine uygundur ve yasak yöntemle ele geçirilen delil sayılamaz, mahkûmiyet hükmüne esas alınması usul ve yasalara uygun olup” denilerek bozma ilamında yer alan birinci bozma nedeninin usul ve yasalara aykırı olduğu, ikinci bozma nedenin de infaz aşamasında dikkate alınabileceği gerekçesiyle, yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi istenmiştir.
C) CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA KANUN HÜKÜMLERİ:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi:
(1) ...ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı ...Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308 inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde ... Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından, ...Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın...Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1- ...Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2-5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın ...Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2016/2279 E. , 2016/1793 K.


Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Suç tarihi :11/02/2015


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER:
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık T.. B.. hakkında Çorum 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu 15.10.2015 tarihinde 2015/72 esas ve 2015/175 karar sayı ile verilen mahkûmiyet hükmü sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce 19.04.2016 tarihinde ... esas ve ...karar sayı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Dairemizin bozma kararına itiraz edilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında; Dosya incelendiğinde yargılamaya konu olayın oluşumunun şu şekilde gerçekleştiği görülmektedir: Sanığın uyuşturucu ticareti yaptığına dair ihbarlar alınıyor. Suç tarihinde sanık yürür vaziyette görülüyor. Durumundan kuşkulanılıyor. Durduruluyor. Polis oldukları söyleniyor. Üzerinde suç unsuru olup olmadığı soruluyor. Sanık cebinden 9 adet beyaz kağıda sarılmış halde uyuşturucuyu çıkarıp veriyor. Sanığın verdiği maddelerin sentetik uyuşturucu olduğu tespit ediliyor.
Aşağıda ayrıntısına değinildiği üzere polisin yaptığı durdurma işlemi adli ve önleme aramaları yönetmeliğin 27. Maddesine uygun "durdurma" işlemidir. Aynı maddede durdurmanın amacı, nasıl yapılacağı ayrıntısı ile düzenlenmiştir. Durdurma işlemi bir arama işlemi değildir. Durduran kolluk görevlisi kişinin üst aramasını yapabilir. Uyuşturucu suçun konusu ise arama izni olmaksızın ayrıntılı arama da yapabilir. Yönetmeliğin uygulayıcıya verdiği bu yetki yönetmelik danıştay kararı ile iptal edilmediği sürece geçerlidir ve uygulanma zorunluluğu vardır. Dolayısıyla durdurma ve suç unsuru uyuşturucunun ele geçirilme şekli sanığın iradesine dayalı değildir. Sanık kendisi üzerindeki uyuşturucuyu teslim etmese dahi polis yönetmeliğin 27. Maddesi kapsamında ele geçirecekti. Olayda TCK 192/3 maddesi ve fıkrasının unsurları oluşmamıştır.
Mevzuat şu şekildedir:
Kolluk tarafından kişilerin üstlerinin, eşyalarının, araçlarının, özel kâğıtlarının, konut, işyeri ve eklentilerinin aranmasında uygulanacak usul ve esasları kapsayan, adli ve önleme aramasına karar verme yetkisi ve aramalarında uyulacak usul ve esasları gösteren yönetmelik adli ve önleme aramaları yönetmeliğidir.
Beş bölümden oluşan yönetmeliğin ikinci bölümünde “adli aramalar”, üçüncü bölümde “önleme aramaları”, dördüncü bölümde ise “aramaların yapılma şekli” bölüm başlığı altında “durdurma ve kontrol işlemleri” başlığı ile 27. maddede durdurma ve kontrol işlemleri düzenlenmiştir. Esasen yönetmelik üç hususu düzenlemektedir. Birincisi adli aramaları, ikincisi önleme aramalarını, üçüncüsü ise durdurma ve kontrol işlemlerini. Durdurma ve kontrol işlemleri bir adli arama veya önleme araması değildir. Bu nedenle adli arama veya önleme araması usulüne de tabi değildir. Durdurma ve kontrol işlemlerinin ne olduğu, şartları, karar alma yetkisi, uygulanma usulü yine yönetmeliğin aynı maddesinde ayrıntısıyla tanımlanmıştır. Buna göre;
DURDURMA VE KONTROL İŞLEMLERİ:
Kolluk görevlisi, Kolluk görevlisi, tecrübesine dayanarak, izlediği davranışlarından, o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde eder veya kişinin silâhlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı kanaatine varırsa kişiyi durdurabilir. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, "umma" derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Denetim için araçların durdurulması da mümkündür. Sebebin oluşmasına veya şüpheye yol açan davranışları hakkında, durdurulan kişiye sorular yöneltilebilir. Kişi bu sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Durdurma yetkisinin kullanılmasına neden olan şüphe, yapılan açıklama ile ortadan kalkarsa, kişinin gitmesine engel olunmaz.
Durdurma üzerine aşağıdaki işlemler yapılır:
a) Durdurulan kişi üzerinde giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, yoklama biçiminde bir kontrol yapılır. Bu işlem sonucunda, kişide silâh bulunduğu sonucunu çıkarmaya yeterli şüphe meydana gelirse, memur kendiliğinden silâh ve diğer suç eşyası araması yapabilir.
d) Bir kişinin veya aracın durdurulma süresinin, şartlara göre makul olması ve kontrol için ayrılan süreyi aşmaması gerekir.
f) Yapılan kontrolün neticesinde suça ilişkin iz, eser, emare ve delil elde edilirse, kişi yakalanır.
g) Uyuşturucu gibi belirli bir şeyin, kişinin herhangi bir yerinde gizlendiği düşünülüyorsa, daha geniş çaplı kontrol yapılabilir.
h) Yoklama suretiyle kontrol, kişinin veya aracın ilk durdurulduğu yerde veya o yerin yakınında, mümkün olduğu kadar başkalarının göremeyeceği tarzda yapılır. Başka yere götürülerek kontrol yapılamaz.
i) Makul sebebi oluştuğu takdirde, daha geniş kapsamlı kontrol yapılması için, kolluk aracından veya yakındaki kapalı bir yerden yararlanılabilir.
Bu maddede yazılı işlemler gece de yapılabilir.
Bir kişiyi geçici olarak durdurmak, yakalama sayılmaz; yakalama sayılması için kişinin fiilen denetim altına alınması gerekir.
Açıklandığı şekli ile işlem yönetmeliğin 27. maddesine uygundur. Yüksek dairenin 1 numaralı bozma nedeni usul ve yasalara aykırıdır.
Bu nedenlerle; Dairemizin, 19.04.2016 tarihli bozma ilamında belirtilen birinci bozma nedeninin çıkartılarak, ikinci bozma nedeni de yeniden yargılamayı gerektirmediğinden ve infaz aşamasında dikkate alınabileceğinden sanık hakkındaki bozma

ilamının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün onanması istenmiştir.
C) CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA İLGİLİ YASA HÜKÜMLERİ :
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi:
(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) itiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanunla eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2-5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
07.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 21. Ceza Dairesi 2016/6471 E. , 2016/4869 K.

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na muhalefet
HÜKÜM : Kovuşturmaya yer olmadığına


"Kanun yararına bozma" müessesesi, 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesinde düzenlenmiş olup, anılan maddenin birinci fıkrasında; "Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir" hükmü yer almakta olup, aynı maddenin ikinci fıkrası ise "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay'ın ilgili ceza dairesine verir" biçimindedir.
Bu düzenlemeye göre; Adalet Bakanlığının, kanun yararına bozma istemini yazılı olarak alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, CMK'nun 309. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay'ın ilgili ceza dairesine vermesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğine göre; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 30.09.2013 gün ve .... sayılı kanun yararına bozma istemi üzerine Yargıtay .... Ceza Dairesinin 08.01.2014 gün ve .... Esas, .... sayılı kararıyla "213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçu yönünden zarar gördüğü ve açık bir hakkının zedelendiğine ilişkin delil bulunmayan şikayetçilerin şüpheliler hakkında bu suç yönünden de verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı vaki itirazının sıfat yokluğu nedeniyle usulden reddi yerine işin esasına girişilerek itirazın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu" gerekçesiyle Adalet Bakanlığınca bu yönden de kanun yararına bozma isteminde bulunup bulunulmayacağının takdir ve ifası için dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilmesini müteakip, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce düzenlenen 11.03.2014 gün ve..... sayılı kanun yararına bozma istemi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu istem yazısının, düzenlenecek ihbarnameye aynen yazılarak, dosyanın kanun yararına bozma yasa yoluna ilişkin usulle Daireye gönderilmesi gerekirken, 08.07.2014 tarih ve ..... Tebliğname No sayılı yazı ekinde dosyanın Daireye gönderildiği görülmekle, anılan eksikliğin giderildikten sonra, kanun yararına bozma isteminin incelenmesi için iadesi amacıyla dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.05.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

20. Ceza Dairesi 2016/1315 E. , 2016/3307 K.

İtirazla Mahkeme Kararı : Ağır Ceza Mahkemesi'nin 03.02.2015 tarih ve 2014/301 esas, 2015/48 karar sayılı kararı
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A) KONUYLA
Uyuşturucu ticareti suçundan sanık ... İş hakkında sürülen "uyuşturucu madde ticareti yapma" suçundan, ... Ağır Ceza Malıkemesi'nce yapılan yargılama sonunda: 03.02.2015 tarih ve 2014/301 esas, 2015/48 karar sayılı hüküm ile; TCK'nın 188/3, 62/1, 52/2, 53/1-3, 63, 54. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 80 TL adli para cezasına, hak yoksunluğuna, mahsup ve müsadereye ilişkin karar verilmiştir. Hüküm sanık, müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizce 16.02.2016 tarihli 2015/14844 esas ve 2016/796 karar sayılı karar ile sanık hakkındaki hükmün bozulmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
....Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Dairemizin sanık ... İş hakkındaki hükmün bozulmasına ilişkin kararına itiraz edilmiş; dava dosyası 6352 sayılı Kanun'un 99 ve 101. maddeleri uyarınca Dairemize gönderilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ :
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında özetle; somut olayda sanığın üzerinden ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerin, hukuka uygun yöntemle elde edildiği, buna bağlı olarak hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı; hukuka aykırı yöntemle elde edildiği kabul edilse dahi, bu delilin, sanığın arama işleminin içeriğine yönelik bir itirazının bulunmaması, arama sonucunda elde edilen delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun söz konusu olmaması, sanığın aşamalardaki suç konusu maddelerin kendisine ait olduğuna ilişkin değişmeyen savunmaları, sanığın yakalanış şekli, suç yeri ve zamanı, suç konusu uyuşturucu maddenin ele gcçirilliş biçimi, miktarı, paket sayısı, hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında, suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu itibarla Yüksek Yargıtay 20.Ceza Dairesi'nin bozma gerekçesi yerinde olmadığından, yerel mahkeme kararının onanması için itiraz etmek gerekmiştir, denilerek; Dairemizin sanık ... İş hakkındaki bozma ilamının kaldırılması ve yerel mahkeme hükmünün onanması istenmiştir.
C) CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA YASA HÜKÜMLERİ
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi :
(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
(1) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308'inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde ... Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ :
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından,... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1- ...Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2- 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın ...Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
31.05.2016 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY Ceza Genel Kurulu 2014/593 E. , 2016/269 K.

Kasten öldürme suçuna azmettirmeden sanık ...'ın 5237 sayılı TCK’nun 38/1-2, 82/1-d, 62/1, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsup ve müsadereye ilişkin, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve ...-... sayılı re'sen temyize tâbi olan hükmün sanık müdafii, katılan ... vekili, katılanlar ..., ... ve ... tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince ... gün ve ...-... sayı ile;
“Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık ...'nin maktul ...'i kasten öldürme suçunun, sanık ...'in annesi olan maktule ...'yi kasten öldürme suçu ile kardeşi olan maktul ...'e yönelik eyleminin sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık ... müdafiinin sübuta ilişen, sanık ... müdafiinin vesaireye yönelen, katılanlar ..., ... ve ... ile katılan ... vekilinin suçun niteliğine, sanıklar hakkında takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
Ancak:
1-) Sanıklar ... ve ...'le ilgili olarak;
Sanıklar ... ve ...'in 15 gün süreyle ... Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde müşahade altında kaldıkları ve sanık ...'in ceza ehliyetinin tam olduğunun, sanık ...'de ise sınır zeka potansiyeli ve işitme azlığı bulunmasına rağmen ceza ehliyetinin tam olduğunun tespit edildiği, ancak her iki sanığın savunmalarına, olayı gerçekleştiriş şekli ve biçimlerine göre ceza ehliyeti ile ilgili her türlü şüpheyi ortadan kaldırmak amacıyla dosyası ile birlikte bir kez de Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'na gönderilerek genel kurulda bizzat muayenesi yaptırıldıktan sonra aldırılacak rapora göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik inceleme ile hüküm kurulması,
2-) Sanık ... hakkında, maktul ...'in öldürülmesi eyleminden kurulan hükümle ilgili olarak;
Sanık ... ile annesi olan maktule ... ve kardeşi olan ... arasında yaklaşık 15 yıl önce ölmüş bulunan babalarının mallarının paylaşımından kaynaklanan bir husumetin bulunduğu, bu nedenle sık sık tartıştıkları, Antalya'da ikamet etmekte olan ...’in olaydan bir gün önce mirasçılık belgesi almak suretiyle, sanıkların da tarlaların bakımını yapmak için köye geldikleri, olay günü ...'in annesi olan ...'nin evinin bahçesinde bulunduğu sırada, sanık ... ile onun kızı olan sanık ...'ın, ...'nin kullandığı traktörle evin önüne geldikleri, bu sırada ...'in elinde bir av tüfeğinin bulunduğu, onların geldiğini gören ...’in eve doğru yöneldiği, bunun üzerine ...'in elindeki av tüfeğini traktörden inmiş olan kızı ...'ye verip ...'i kastederek 'vur onu' dediği, bir bacağı sakat olan ...'in elindeki koltuk değneği ile olay yerinden uzaklaşmak için çaba harcadığı sırada ...'nin bir el ateş ederek ...'i bacağından vurduğu, daha sonra da yere düşen ...'in yanına yaklaşıp kafasına ateş etmek suretiyle onu öldürdüğü olayda;
Somut olayla ilgili olarak hukuki nitelendirmeye geçmeden önce; TCK'da yer alan 'suça iştirak hükümleri' hakkında genel bir açıklama yapmak gerekmektedir.
Çok failli suçlar, zorunlu olarak ancak birden çok kişinin ortak katılımıyla gerçekleşebilirler, çok failli suçlar dışında, bir kişi tarafından işlenebilen suçların birden fazla kişi tarafından işlenmesi halinde ise suça iştirakten bahsedilir. Buna göre; suça iştirak hükümleri, bazı istisnalar dışında bir kişinin işleyebileceği bir suçu birden fazla kişinin işlemesi halinde suç ortaklarının sorumluluk statülerini belirler.
765 sayılı Yasada, 'asli iştirak' 'fer’i iştirak' ayrımı kabul edilirken; asli iştirak (64.m.), asli maddi iştirak (64/1.m) ve asli manevi iştirak (64/2.m) olarak ikiye ayrılmıştır. Bu ayrımda fiili irtikap etme ve doğrudan doğruya beraber işleme; asli maddi iştirak şekilleri olarak öngörülmüştür. Buna karşılık azmettirme, asli manevi fail olmayı gerektirmektedir. Tek tek sayılmak suretiyle belirlenen fer’i iştirak (65.m.) hallerinde ise, cezadan indirim yapılması yöntemi benimsenmiştir. Zorunlu fer'i iştirakte ise (65/son m.) indirim yapılmamaktadır.
5237 sayılı Yasanın sisteminde, asli iştirak-fer’i iştirak ayrımı kaldırılmış ve bu Yasanın gerekçesinde iştirakle ilgili olarak sistem değişikliğinin nedenleri belirtilmiştir. Buna göre, eski sistemin en önemli sakıncası, kişinin suçun işlenişine katkısının, gerçekleştirilen suçun bütünlüğü içerisinde değil, ondan bağımsız olarak ele alınmasıdır. Eski sistemde, suçun işlenişine iştirak eden kişilerin çoğu zaman asli fail olarak mı, yoksa fer’i fail olarak mı sorumluluğu gerektirdiği duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanamamaktadır. Halbuki, yeni sistemde, kişinin katkısının suçun gerçekleşmesine olan etkisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, diğer suç ortaklarıyla birlikte suçun işlenişi üzerinde ortak hakimiyet kurup kurmadığı rahatlıkla anlaşılabilmektedir.
Yine gerekçede belirtildiğine göre; Hükümet Tasarısı’nda da benimsenen asli iştirak, fer’i iştirak ayrımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı sonuçlaması ve uygulamada zorluk ve duraksamalara neden olması dolayısıyla, bu ayrımı esas alan düzenleme tasarıdan çıkarılmıştır. Yeni yapılan düzenlemeyle, iştirak şekilleri fiilin işlenişi üzerinde kurulan hakimiyet ölçü alınarak belirlenecektir. Bu sistemde birer sorumluluk statüsü olarak öngörülen iştirak şekilleri ise, faillik, azmettirme ve yardım etmeden ibarettir.
5237 sayılı Yasaya göre; suçun işlenişine yaptığı katkı tek başına yasal tanıma uygun bulunmayan diğer suç ortakları şerik olarak kabul edilmekte, şerikliğe ilişkin genel hükümler sorumluluk alanını genişleten hükümler olarak nitelendirilmektedir. Şeriklikte azmettirme ve yardım etme biçiminde iki farklı görünüş şekli vardır. Şeriklerin, gerçekleşen yasal tanıma uygun haksızlıktan ancak bağlılık kuralı vasıtasıyla sorumlu tutulmaları mümkündür.
5237 sayılı Kanundaki düzenlemeye göre;
Kanunda tanımlanan haksızlığı yalnız başına gerçekleştiren kişiye doğrudan fail (müstakil fail) denir. (Örneğin, bir kişiyi bıçakla yaralayan kişi yaralama suçunun doğrudan failidir.) Doğrudan fail, işlediği suçun gerektirdiği ceza ile cezalandırılır. Kanunda tanımlanan haksızlığın birden fazla suç ortağı tarafından müştereken gerçekleştirildiği durumda ise müşterek faillik suç konusudur (m.37/1), (Örneğin, bir kişiyi her birisi bıçak kullanan 3 kişi bıçaklarla yaralamak suretiyle öldürdüklerinde, her üçü de kasten öldürme suçunun müşterek failidir.)
Müşterek (ortaklaşa) faillikte; birlikte suç işleme kararına bağlı olarak, suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesi ve dolayısıyla, suç oluşturan eylemin icrası üzerinde ortaklaşa hakimiyet kurulması söz konusudur. Burada, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, eylem üzerinde müşterek hakimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir.
Müşterek faillikten bahsedebilmemiz için iki koşul bulunmaktadır. Buna göre, öncelikle, failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır, ayrıca suçun işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurulması gerekir.
Aralarında irade birliği oluşsa bile, sırf garantörlüğün yerine getirilmemesi suretiyle bir başkasının icrai suçuna müşterek fail olarak iştirak etmek mümkün değildir. Burada kişi kendi ihmali suçundan sorumlu olur. Bunun sebebi de failliğin şerikliğe asliliği prensibidir. Bunun yanında taksirli suçlara iştirak hükümleri uygulanmaz.
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki haksızlığı gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmektedir. Kanunun şerikliğe ilişkin hükümleri (m.38 ve 39) sorumluluk alanını genişleten hükümler olma niteliğini taşımaktadır. Şerikliğin, 5237 sayılı Yasada azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlendiği görülmektedir. Eğer 40. maddede yer alan bağlılık kuralı olmasa idi, bu sistemde şerikleri işlenen suçtan sorumlu tutmak mümkün olmayacaktı. Buna göre, fiil üzerinde hakimiyet kuramadığı veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen haksızlıktan bağlılık kuralı vasıtasıyla sorumlu tutulabilmektedir. Bu yönüyle bağlılık kuralının çifte fonksiyonundan bahsedilir. Şeriklik halinde cezalandırılabilirliğin dayanağını teşkil eden bağlılık kuralının söz konusu fonksiyonu ifa edebilmesi için; esas fiilin mutlaka kasten işlenmesi ve hukuka aykırı olması gerekir ve yeterlidir. Esas fiili gerçekleştiren failin ayrıca kusurlu olmasına gerek yoktur. Keza, cezayı hafifleten veya ortadan kaldıran şahsi sebepler, ancak ilgili suç ortağı açısından hukuki sonuç doğururlar. (Niteliksel bağlılık kuralı) (m.40/1) Bu sebeple taksirli suçlarda 'suça iştirak' hükümleri kapsamında iştirak mümkün değildir.
İhmali davranışla kasten öldürme suçuna şerik olarak katılmak mümkündür. Bu durumda, ayrıca şeriklerin ölüm neticesini önleme yükümlülüğünün olması gerekmez. Örneğin; azmettiren, harekete geçme yükümlülüğü altında bulunan kişiyi, harekete geçmemeye, yükümlü olduğu icrai davranışı ihmal etmeye azmettirdiği hallerde gerçekleşen suçtan azmettiren olarak sorumlu tutulur.
Bu suça manevi yardım şeklinde katılmakta mümkündür. Ancak, maddi yardım biçiminde katılmak olanaklı görülmemektedir.
İştirakten dolayı sorumluluk için, suçun en azından teşebbüs aşamasında kalmış olması gerekir (m.40/3) (Nicelikli bağlılık kuralı), suç teşebbüs aşamasına gelmemiş ise akim kalmış azmettirme cezalandırılmaz.
5237 sayılı Yasa, iki tür şeriklik haline yer vermiştir. Bunlar birisi 'yardım etme' iken diğeri 'azmettirme'dir. Azmettiren 765 sayılı Yasada 'asli fail' sayılırken, 5237 sayılı Yasada 'şerik' sayılmıştır.
Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer, kişi daha önce suçu işlemeye karar vermiş ise, bu taktirde azmettirme olmaz, artık manevi yardım olabilir. Azmettirme, yeni yasada bir şeriklik hali olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte, izlenen suç politikasının gereği olarak, azmettirenin de, failin cezası ile cezalandırılacağı kabul edilmiştir. Hatta 38. maddenin 2. fıkrasındaki hallerde azmettirene failden daha fazla ceza öngörülmüştür.
Yukarıda da belirtildiği gibi ancak kasten işlenebilen bir suça azmettirme mümkündür. Azmettirme, daima eylem üzerinde manevi bir etkiyi ifade etmektedir, ihmali davranışla azmettirme mümkün değildir. Azmettirenin kasten hareket etmesi gerekir. Bu kastın, failde belli bir suçu işleme hususunda karar oluşturmayı, suçun bu kişi tarafından işlenmesi hususunu ve azmettirilen suçun kanuni tanımındaki unsurlarını kapsaması gerekir. Eylemin yer ve zamanının veya eylemin işleniş tarzına ilişkin ayrıntıların belirlenmesine gerek yoktur. Yine, kişi ancak belli bir suça azmettirilebilir. Suç işlemesi istenen kişinin belli olmaması halinde de azmettirmeden söz edilemez. Azmettirmeden ceza verilebilmesi için bu suçun tamamlanmış veya en azından teşebbüs aşamasında kalmış olması gerekir. Sonuçsuz kalmış azmettirmeden ceza verilmez. Ancak, bu hal ayrı bir suç olarak yasada ayrıca düzenlenmişse o zaman cezalandırılabilir. Azmettirilenin sınırı aşması halinde, önemsiz sapmalar, işlenen suçtan dolayı kişinin azmettiren sıfatıyla sorumlu tutulmasına engel oluşturmaz. Bunun dışında azmettirilenin, nitelik veya nicelik olarak azmettirilen suçun sınırlarını aşması halinde, azmettiren ancak azmettirdiği suçtan cezalandırılabilir. Aşılan kısımdan sorumlu tutulamaz. Ayrıca, azmettireni azmettirmek de mümkündür. Bu durumda, hem azmettireni azmettiren, hem de azmettiren aynı şekilde sorumlu olurlar.
Şerik olarak sorumlu tutulabilmek için, failin kusurlu olması şart değildir. (Örneğin, bir akıl hastasını, suç işlemek için azmettiren şerik olarak sorumlu olur. Oysa burada akıl hastası kusuru bulunmadığından sorumlu tutulamayacaktır.)
5237 sayılı Yasada, şahsi ya da fiili ağırlaştırıcı sebeplerin sirayeti hükümlerine yer verilmemiştir. (765 sayılı Yasa m.66-67) Yine, kavga suçu bu yasada düzenlenmemiştir. (765 sayılı Yasa m. 464, 466) Buna göre, şahsa bağlı sebeplerden yalnızca ilgilisi yararlanabilecektir. Şahsa bağlı sebeplerin cezayı artırdığı durumlarda da aynı uygulama yapılacaktır. Kavga suçuna ilişkin hükümler yerine, iştirak hükümlerinin uygulanması gerekecektir.
Suça iştirak ile ilgili olarak; uygulamada ortaya çıkan sorunların en önemlilerinden birisi şeriklerin sorumluluklarının kapsamının belirlenmesi ile ilgilidir:
Müşterek fail işlediği haksızlıkla doğrudan muhatap olduğundan, onun cezalandırılabilmesi için başka bir kurala ihtiyaç yoktur. Bu nedenle suçu birlikte işleyen failler, kendi fiillerine göre cezalandırılırlar. Zira, müşterek faillerin her birinin fiili haksızlık niteliğini kendi fiilinden alır ve diğerine bağlılık arz etmez. Bu nedenle, müşterek faillerden birisinde bulunan nitelikli hal, diğerleri tarafından bilinse de onu etkilemez.
Buna karşılık, şeriklerin sorumluluğu doğrudan değildir, şerikler, suçtan bağlılık kuralı gereğince sorumlu tutulurlar. Başka bir anlatımla, şeriklerin suçla irtibatları failin şahsına ve işlediği fiile bağlılık arz etmektedir. Bu nedenle, şerikler kendilerince bilinen ve failin işlediği fiilden veya şahsından kaynaklanan nitelikli hallerden etkilenirler.
Sonuç olarak; ister fiilden, isterse failin veya mağdurun şahsından ya da özelliklerinden kaynaklanmış olsun, eylemin 'nitelikli kasten öldürme' suçunu oluşturup oluşturmadığı faile göre belirlenir ve bu hal şeriklere sirayet ettirilir. Bu durum, TCK'nın 82. maddesinde sayılan tüm nitelikli haller için geçerlidir. Örneğin; (A) kendi babasını öldürmesi için (F)'yi azmettirdiğinde, suçun gerçekleşmesi halinde, her ikisi de 81. madde uyarınca sorumlu olurlar. Çünkü, failin işlediği suç 'basit kasten öldürme' suçudur. Aksine, (F)'nin, (A)'yı, (A)'nın babasının öldürülmesine azmettirdiği durumda ise, hem (A)'nın, hem de (F)'nin '82/1-d' maddesi uyarınca nitelikli hallerden olan 'yakın akrabayı kasten öldürme suçunda' sorumlu tutulması gerekir. Zira, failin işlediği suç 'nitelikli öldürme'dir. Azmettiren ise, azmettirirken failin bu suçu işleyeceğini bilmektedir, (A)’nın babasını, (A) ile (F)'nin birlikte öldürmeleri haline gelince; bu durumda ikisi de müşterek fail olacaklarından, (A) nitelikli kasten öldürmeden, (B) basit kasten öldürmeden cezalandırılmalıdır.
Buna göre somut olayda;
Sanık ...'in, kızı olan ...'yi, kardeşi olan ...'i öldürmeye azmettirdiği anlaşılmakla; sanık ... hakkında basit kasten öldürmeye azmettirmeden TCK'nın 38 ve 81. maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine bağlılık kuralına yanlış anlam verilmek suretiyle nitelikli (akrabayı kasten öldürme) kasten öldürmeye azmettirmeden, TCK’nın 38 ve 82/1-d maddeleri uyarınca hüküm kurulması” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise ... gün ve ... sayı ile;
“...azmettirenden kaynaklanan kişisel nedenler cezasının belirlenmesinde dikkate alınmalı, kendisi fail olarak suçu işleseydi hangi hükümlere göre cezalandırılacak idi ise cezası o şekilde tespit edilmelidir. Buna göre sanık ...'ın TCK'nun 38/2 ve 82/1-d maddeleri uyarınca cezalandırılması yerine 38/2 ve 81. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiğine ilişkin Özel Dairenin bozma kararında isabet bulunmamaktadır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma ilamındaki (2) numaralı bozma nedeninin kaldırılmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.09.2014 gün ve 4360-3911 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ...'ın, diğer sanık ...'ı kardeşi olan ...'i öldürmeye azmettirme eyleminden dolayı hakkında 5237 sayılı TCK’nun 38/2 ve 81. maddelerinin mi, yoksa aynı kanunun 38/2 ve 82/1-d maddelerinin mi uygulanacağının belirlenmesine ilişkin ise de, itiraza konu bozma nedeninin "kabule göre bozma" niteliğinde olup olmadığı, bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunup bulunmadığının öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
1412 sayılı CMUK ile 5271 sayılı CMK’ndaki düzenlemeler karşılaştırıldığında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı kurumu, 1412 sayılı CMUK'nda temyize ilişkin hükümler içerisinde düzenlenmişken, 5271 sayılı CMK'nda olağanüstü kanun yolları kısmında yer almıştır. 1412 sayılı CMUK’nun 322/4. maddesi; “Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilamın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumi Heyetine itiraz edebilir” biçiminde iken, 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi; “Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesinde yer alan “lehe itirazda süre aranmayacağına” ilişkin cümle dışında madde metinleri benzerlik arz etmektedir.
05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle, 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesine;
"(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir" şeklindeki (2) ve (3) numaralı fıkralar eklenmek suretiyle madde son şeklini almıştır.
Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay ilgili Ceza Dairesince hükmün onanması ile olağan kanun yolları sona ermektedir. Bu aşamadan sonra ancak 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca olağanüstü kanun yolu olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı gündeme gelebilecektir.
5271 sayılı CMK’nun olağanüstü yasa yolları bölümünde yer alıp 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazının, Özel Ceza Daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevinin yanı sıra kamuoyunun tatminini amaçlayan diğer bir yönü de bulunmaktadır. Ancak bu kanun yolu ile hangi hukuka aykırılıkların denetleneceği yönünde gerek 1412 sayılı CMUK’nun 322/4. maddesinde, gerekse 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesinde bir açıklık bulunmamaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamı günümüze kadar çeşitli Ceza Genel Kurulu kararlarına konu olmuş, bu bağlamda; "eleştiriye ilişkin düşüncelerin reddine dair daire kararlarının itiraz olunabilecek nitelikte kararlardan olmadıkları" (CGK’nun 16.11....4 gün ve 470-464), "kabule göre yapılan bozmalara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yoluna başvuramayacağı" (CGK'nun 17.03.1998 gün ve 18-91) “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının olağanüstü bir kanun yolu olması nedeniyle sonuca etkili olmayacak türden hukuka aykırılıkların bu kanun yoluna konu olamayacağı” (CGK’nun 30.11.2010 gün ve 233-241) “Yargıtay Ceza Daireleri tarafından verilen sanığının tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurma yetkisinin bulunmadığı” (CGK’nun 29.03.2011 gün ve 49-28), “görev konusunun Yargıtayca inceleme konusu dahi yapılamayacağı bir durumda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kesin nitelikteki merci tayini kararını hükümsüz kılacak bir sonuç doğmasına neden olacak şekilde itiraz kanun yoluna başvurma imkanının bulunmadığı” (CGK’nun 27.12.2011 gün ve 158-296) kabul edilmek suretiyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin belirli yönlerden sınırlandırılması gerektiğine karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 30.06.2009 gün ve 169-186, 14.04.2015 gün ve 29-107 ile 05.05.2015 gün ve 36-143 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında da; Özel Daireler tarafından “kabule göre” yapılan bozmaların yerel mahkeme uygulamasının hatalı görülen yönüne, uyarma ve yol gösterme amacıyla değinmekten ibaret olup, direnmeye konu olamayacağı istikrarlı olarak kabul edilmiş, 07.02.2012 gün ve 297-22 sayılı kararında, Özel Dairelerce öğretici ve yol gösterici nitelikte yapılan “kabule göre” bozmalara, 03.12.2013 gün ve 1521-576 sayılı kararında ise, "kabule göre bozma" niteliğinde kalacak bir hususta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin bulunmadığı vurgulanmıştır.
Görüldüğü üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca itiraz kanun yoluna başvurabilmesi için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerektiği, sonuca etkili olmayan kanuna aykırılıkların bu yöntemle denetlenmesinin, itirazın amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacağı söylenebilecektir.
Bu bilgiler ışığında önsorun değerlendirildiğinde;
Yerel mahkeme hükmü Özel Dairece; sanık ...'in ceza ehliyeti ile ilgili her türlü şüpheyi ortadan kaldırmak amacıyla bir kez de Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'ndan aldırılacak rapora göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik inceleme yapıldığı gerekçesi ile bozulmuş, ayrıca sanığın maktul ...'e yönelik eylemine ilişkin olarak basit kasten öldürmeye azmettirme yerine, bağlılık kuralına yanlış anlam verilerek nitelikli kasten öldürmeye azmettirmeden cezalandırılmasına karar verilmesi de isabetsiz bulunarak bozma sebebi yapılmıştır. Bu ikinci bozma nedeni öğretici ve yol gösterici mahiyette olup, eksik araştırmaya dayalı bozma nedenine uyulması halinde bu bozma nedeninin geçerliliğinin kalmaması mümkün olacak ve bu açıdan "kabule göre" bozma niteliğinde kalacaktır.
Bu nedenle, "kabule göre bozma" niteliğinde kalacak bir hususta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurmasında hukuki bir yarar bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının esası incelenmeksizin saptanan önsorun nedeniyle reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, "kabule göre bozma" niteliğinde kalacak bir hususta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurmasında hukuki bir yarar bulunmadığından esası incelenmeksizin REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.05.2016 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 20. Ceza Dairesi 2016/1227 E. , 2016/2232 K.


İtiraz Eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
İtiraz Yazısının Tarihi-Sayısı : 18/03/2016- 2015/330009
İtiraz Edilen Daire Kararı : Dairemizin 01/03/2016 tarih ve 2015/15825 esas, 2016/1213 karar sayılı kararı
İtirazla Mahkeme Kararı : Ağır Ceza Mahkemesi 15/07/2015-2015/21 esas ve 2015/267 karar
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
A) KONUYLA :
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ... hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu 15/07/2015 tarihinde 2015/21 esas ve 2015/267 karar sayı ile sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce 01/03/2016 tarihinde 2015/15825 esas, 2016/1213 karar sayılı karar ile sanık hakkındaki hükmün bozulmasıan karar verilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında;
''... Cumhuriyet Başsavcılığı ile Yüksek ... Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; somut olayda sanıklarda ele geçen uyuşturucuların, hukuka aykırı yöntemle elde edilip edilmediği, buna bağlı olarak hükme esas alınıp alınmayacağı ve adli arama kararı olup olmadığının araştırılmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Ceza Muhakemesinin amacı; sosyal düzenin korunması ile kişilerin hak ve özgürlüklerine saygı arasında bir denge kurulması suretiyle hukuken geçerli kanıtlarla hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.
Ceza Muhakemesi hukukumuz "delil serbestliği" ilkesini benimsemiş, delilleri değerlendirmede de hakime tam bir serbestlik tanımıştır. Delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanması zorunludur. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağında şüphe yoktur. Ancak, somut olayda olduğu gibi istihbari bilgi elde eden, PVSK.na göre suçların işlenmesinin önlenmesi ve tehlikelerin önlenmesi hususlarında da görevli olan ve elinde mahkeme tarafından verilmiş bir önleme araması kararı bulunan kolluk görevlilerinin, emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhal bilgi vermesi ve CMK'nın 116-117 ve 119.maddelerine uygun "adli arama" kararı alması gerekli midir? bir başka deyişle Yüksek Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin sözü edilen bozma ilamında belirtilen; somut olayda istihbari bilgi edinilmesi nedeniyle, "adli arama" kararı alınması gerekli olduğundan, önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama sonucu elde edilen suç konusu ve delili olan uyuşturucu maddeler, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olup hükme esas alınmaması gerekir şeklindeki gerekçe yerinde midir?
Aşağıda arzetmeye çalıştığımız nedenlerle suç konusu ve delili olan uyuşturucu maddelerin, hukuka uygun yöntemlerle elde edildiği, buna bağlı olarak hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve suçun unsurlarının oluştuğu değerlendirilmiştir.
1-Suç konusu uyuşturucu maddeler, ....Sulh Ceza Mahkemesinin 02/12/2014 tarih ve 2014/2505 değişik iş sayılı önleme araması kararı üzerine yapılan aramada ele geçirilmiştir.
Bilindiği üzere, istihbarı bilgi; duyum, söylenti, tahmin ve varsayıma dayanan, doğruluğu şüpheli bilgidir. Kaynağı belli bir kişiye ya da somut bir olguya dayanmadığı için, istihbarı bilginin tek başına delil değeri yoktur. Somut olaylara dayanmayan, soyut iddia, bilgi ve tahminler, adli soruşturmanın başlatılması için yeterli görülemez. Olay tutanağında alındığı belirtilen istihbari bilgi, başlangıç şüphesi oluşturacak nitelikte olmayıp "tehlike" boyutunda değerlendirilmesi gereken bir bilgi olduğu için, önleme arama kararı ile yapılan aramanın hukuka uygun olduğu düşünülmektedir.
Nitekim; hangi hallerde adli arama kararı verilebileceğini düzenleyen 5271 sayılı CMK'nın 116. Maddesinde; "Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir." denilmekte olduğundan, uygulamada istihbari bilgi olduğu gerekçesiyle "adli arama" kararı verilmesine yönelik taleplerin bir kısmında, istihbari bilginin "makul" şüphe oluşturmadığı değerlendirilerek "adli arama" kararları verilmemektedir.
Somut olayda olduğu gibi, alındığı belirtilen istihbari bilginin, "tehlike" boyutunda değerlendirilmeyip, adli soruşturmanın başlangıç şüphesi niteliğinde görülerek, sanıkların araçları ancak "adli arama" kararı ile aranabilir denilmesi halinde;
a-Soyut iddia, bilgi ve tahminlerden ibaret olan her ulaşılan istihbari bilgide, kişileri adli soruşturmanın şüphelisi yaparak arama sonunda suç delili elde edilmediği durumlarda o kişilerin hak ve özgürlüklerinin ihlal edilebileceği,
b-Çoğu zaman aslı çıkmayan, hatta bazen "iftira" boyutuna ulaşabilen istihbari bilgilerle, adli mercilerin boş yere meşgul edilebileceği,
c-CMK'nın 116, 117 ve 119 maddelerine göre "adli arama" kararı vermeye yetkili mercilerin, istihbari bilgiyi adli arama için yeterli görmeyip adli arama kararı ya da izni vermemesi durumunda veya adli arama kararı almak için uğraşılan zamanda, suçluların suç konusu delilleri kaçırması halinde; çok az miktarı (bazen 1 gramı) dahi ölümcül sonuçlara yol açan, insan hayatı ve toplum sağlığı için "tehlike" oluşturan uyuşturucu maddeler ile mücadelenin sekteye uğrayabileceği, suçların işlenmesinin önlenmesi ve tehlikelerin önlenmesi görevleri de bulunan kolluk görevlilerinin, bu görevlerini yapmalarının zaafa uğrayabileceği, bunun da sosyal düzenin bozulmasına neden olabileceği,
Değerlendirilmektedir.
2-Somut olayın anlatımı sırasında belirtildiği üzere, kolluk görevlilerinin istihbari bilgiyi elde ettikleri zaman ile sanıkları yakaladıkları an arasında çok kısa bir süre bulunmaktadır. Bu kadar kısa bir süre içerisinde adli arama kararı alınması mümkün görülmemekte ve sanıkların suç konusu maddeleri kaçırması tehlikesi bulunmaktadır. Bu itibarla ellerinde önleme araması kararı bulunan görevlilerin, bu karara istinaden arama yapmaları hukuka uygun olarak kabul edilmesi gerekir.
3-Arama işlemi, sanıkların konutları veya işyerleri gibi kamuya kapalı yerde değil de, kamuya açık herkesin gelip geçtiği sokak üzerinde yapılmış olup, bu yer sözü edilen önleme araması kararında belirtilen yerlerdendir. Bu itibarla da söz konusu aramanın hukuka aykırı olmadığı anlaşılmıştır.
4-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, sunulan kanıtların kabul edilebilir olup olmadığına karar verme usulünü gösteren ve hangi kanıtların kabul edilebilir olduğunu, hangilerinin kabul edilemez olduğunu belirleyen bir kural olmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de “ İç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması kural olarak, başvurucuya gerekli usulü güvencelerin sağlanmış olması ve materyelin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması şartıyla, sözleşmenin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz ” ( Chalkley/ Birleşik Krallık [kk] B.No: 6383/100, 26.09.2002) ve "Bir delilin, diğer yan delillerle desteklenmemiş olması, mutlak suretle adil yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturmaz. Mahkemece hükme esas alınan bir delilin çok kuvvetli olması ve güvenilirliği konusunda herhangi bir risk bulunmaması, destekleyici delillere olan ihtiyacın yoğunluğunu azaltır. Buna karşılık gücü ve güvenilirliği konusunda birtakım şüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan vicdani kanaat bakımından belirleyici olması halinde, bu durum hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabilir ” (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542 04.11.2014) şeklinde kararlar vermiştir.
Bu kararlar ışığında somut olaya baktığımızda; suç konusu uyuşturucu maddelerin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı yöntemlerle elde edilmediği ve güvenilirliği konusunda herhangi bir risk ve şüphe bulunmadığı dikkate alındığında, hükme esas alınmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
5-Somut olayda önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama sonucunda ele geçen suç konusu uyuşturucu maddelerin hukuka uygun olarak elde edildiği kabul edilmiştir. Kaldı ki, aksi halin kabulü halinde dahi, önleme araması kararı da olsa sonuçta bir mahkeme kararı ile arama yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, bu arama sonucu elde edilen delillerin "mutlak hukuka aykırı delil" niteliğinde görülmeyip, "nisbi hukuka aykırı delil" olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu düşünülmektedir. Yüksek ...Ceza Genel Kurulu'nun ve Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarında, nisbi hukuka aykırı delillerin bazı şartların varlığı halinde hükme esas alınmalarında isabetsizlik görülmemiştir. Örnek olarak;
CGK, 26.06.2007 tarih ve 2007/147, 2007/159 sayılı kararında; aramanın hukuka aykırı olduğu kabul edilmiş ancak delil yasaklarına ilişkin olarak öğretideki “mutlak delil yasakları” ve “nisbi delil yasakları” ayırımından hareketle, somut olaylarda, sanıkların arama kararı ve işlemine, arama yapılırken haklarının ihlal edildiğine yönelik bir itiraz ve yakınmalarının bulunmaması karşısında, sırf arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması, sonuca etkili olmayan "şeklî-nisbî hukuka aykırılık" olarak değerlendirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi de 15/04/2015 tarih ve 2013/2392 başvuru numaralı kararında; başvurucunun konutunda icra edilen arama işlemi sırasında bulundurulması gereken kişilerden birinin eksik olmasının yol açtığı, arama işleminin ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini şüpheye düşüren somut bir durum veya risk tesbit edilemediği gibi, başvurucu tarafından da bu kapsamda herhangi bir itiraz ve somut iddia ileri sürülmediğini, dolayısıyla arama sırasında her ne kadar ihtiyar heyeti azalarından veya komşularından bir kişinin eksik bulundurulmuş olması bir kanuna aykırılık teşkil etmekte ise de, delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun söz konusu olmadığını belirttikten sonra, arama işlemindeki söz konusu eksikliğin, elde edilen delillerin güvenilirliğine zarar vermediğinin ve dolayısıyla bu deliller esas alınarak mahkûmiyetle sonuçlanan yargılamanın adilliğini zedelemediğinin kabulü gerekir diyerek, adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Somut olayda da, sanıkların arama kararı ve arama işleminin içeriğine, arama yapılırken haklarının ihlal edildiğine yönelik bir itiraz ve yakınmalarının bulunmaması karşısında, arama sonucunda elde edilen delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun söz konusu olmadığı, dolaysıyla bu delillerin hükme esas alınmalarında bir isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmiştir.
6....Ceza Genel Kurulu 29.11.2005 tarih ve 2005/144 esas, 2005/150 karar sayılı kararında: “usulüne göre alınmış bir arama kararı olmadan yapılan arama hukuka aykırı olduğundan, arama işleminde elde edilen maddi delilin hükme esas alınamayacağı belirtilmiş ancak, sanığın özgür iradesine dayalı, ihbarla uyumlu ikrarının varlığı karşısında, suçun sübuta erdiği kabul edilmiştir.
Bu karar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların soruşturma aşamasında ele geçen uyuşturucuları ticaret amacıyla aldıklarına ilişkin özgür ve samimi beyanları ve hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında, suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, somut olayda ihbar üzerine sanık ...'de ele geçen uyuşturucu maddelerin, hukuka uygun yöntemle elde edildiği, buna bağlı olarak hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı; hukuka aykırı yöntemle elde edildiği kabul edilse dahi,
bu delilin "nisbi hukuka aykırı delil" niteliğinde olduğu ve sanıkların arama kararı ile arama işlemine, arama yapılırken haklarının ihlal edildiğine yönelik bir itiraz ve yakınmalarının bulunmaması karşısında, arama sonucunda elde edilen delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun söz konusu olmadığı, dolayısıyla bu delillerin hükme esas alınmalarında bir isabetsizlik bulunmadığı; suç konusu uyuşturucu maddelerin "mutlak hukuka aykırı delil" niteliğinde görülmeleri halinde bile, sanığın istihbari bilgi ile uyumlu ve hayatın olağan akışına da uygun düşen özgür ve samimi ikrara yönelik mahkeme huzurundaki beyanı ve hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında, suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.'' gerekçeleriyle sanığa verilen mahkûmiyet hükmünün onanması istenmiştir,
C)CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA YASA HÜKÜMLERİ:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi:
(1).... ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı ...Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
(1) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308 inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde .... Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın ... Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1- ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2- 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın ...Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
19/04/2016 tarihinde, oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2016/1275 E. , 2016/1231 K.


Suç : Uyuşturucu madde ticareti
Suç Tarihi : 13.07.2014


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER :
Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık U.. G.. hakkında Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu 25/08/2015 tarihinde 2015/295 esas ve 2015/298 karar sayı ile mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce 19/02/2016 tarihinde ... esas ve.... karar sayı ile sanık hakkındaki hükmün, olay yerini kapsayan önleme araması kararı olup olmadığının araştırılması varsa getirtilip duruşmada okunması ve denetime imkan verecek şekilde dosyada bulundurularak sonucuna göre tartışılması gerektiği belirtilerek, bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Dairemizin onama kararına itiraz edilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ :
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında özetle; Ceza muhakemesi hukukumuzun delil serbestliği ilkesini benimsediği, kanıtları değerlendirmede de hakime tam bir serbestlik tanındığı, delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanmasının zorunlu olduğu, Anayasa'nın 38'inci maddesinin 6'ıncı fıkrası ile CMK'nın 206'ıncı maddesinin 2'inci fıkrasının (a) bendi, 217'inci maddesinin 2'inci fıkrası, 230. maddesinin 1'inci fıkrasının (b) bendi ve 289'uncu maddesinin 1'inci fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağı,
Somut olayda, 13.07.2014 tarih saat 00.50'de düzenlenen olay, yakalama ve muhafaza altına alma tutanağına göre, Ki... Mahallesi, 2734 Sokak, Sarıçam Deresi kenarında, market önünde bekleyen, iki şahıstan sanığın, ekipleri görünce kaçması ve dere içerisinde yakalanması sonrasında, sanığın üzerinde ve trafo altında uyuşturucu maddeler ele geçirildiği, sanık üzerindeki ve trafo altındaki aramanın, Adana 3'üncü Sulh Ceza Mahkemesi'nin 11.07.2014 tarih 2014/1608 sayılı, Adana il sınırı polis sorumluluk bölgelerindeki araçlar, şahıslar ve şahısların eşyaları üzerinde arama yapılması kararına dayanılarak icra edildiği, 10.03.2016 tarihli yazıları sonrası, Adana 3'üncü Sulh Ceza
Mahkemesi'nin 11.07.2014 tarih 2014/1608 sayılı karar örneğinin dosya içerisine alındığı, belirtilen mahkeme kararının, 5271 sayılı CMK'nun 116'ıncı, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 9'uncu ve Adli ve Önleme Arama Kararları Yönetmeliği'nin 18-26 maddelerinde düzenlenmiş, önleme arama kararı olduğu,
Kaçan sanığın, suçüstü yakalanması sonrasında, üzerinde 34 adet ekstazi niteliğinde uyuşturucu maddeler ele geçirildiği, suçun sabit olduğu, sanığın da 05.09.2014 tarihli dilekçesinde uyuşturucu madde sattığını, kaçarken uyuşturucu madde ile yakalandığını ikrar ettiği, bozma sonrasındaki tutanak düzenleyicileri beyanlarına göre, sanık gösterimi olmaksızın, zabıtaca yapılan aramada trafo altında 22 rulo esrar niteliğindeki uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği, sanığın suçunun veya ortağının suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardımının olmadığı, sanığın suçüstü, pantolon cebinde 34 ekstazi ile yakalandığı, sanık üzerindeki aramanın, Adli ve Önleme Arama Yönetmeliği'nin 8/f maddesine de uygun olduğu, ele geçirilen uyuşturucu maddelerin, suçun maddi konusu olduğu, mahkeme kararına dayanan aramanın, hukuka aykırı olmadığı, maddenin hükme esas alınmasında isabetsizlik olmadığı, mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanması gerektiği belirtilerek, bozma kararı verilmesi yerinde görülmeyerek itiraz edilmiştir.
C) YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ İTİRAZIYLA İLGİLİ YASA HÜKÜMLERİ :
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi :
(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
(1) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308'inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ :
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç tarihini ve suç yerini kapsayan Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 11.07.2014 tarihli, 2014/1608 D. İş sayılı önleme araması kararı temin edilerek dosya içerisine konulduğundan, itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
E) KARAR : Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının KABULÜNE,
2- Dairemizin 19.02.2016 tarihli ... esas ve ...karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Sanık hakkındaki hükmün incelenmesi;
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenin dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA; ancak bu durumun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK'nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili bölümün hüküm fıkrasından çıkarılması ve yerine “Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli iptal kararından sonra oluşan durumuna göre, sanık hakkında, TCK'nın 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına” ibaresinin yazılması suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 15.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 10. Ceza Dairesi 2016/401 E. , 2016/967 K.


Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma
Suç Tarihi : 21.11.2014



İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık K.. T.. hakkında, B...Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu ... tarihinde ...esas ve ...karar sayı ile sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş, hüküm sanık müdafii tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce ...tarihinde ....esas ve ...karar sayı ile sanık hakkındaki hükmün bozulmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, Dairemizin kararına itiraz edilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında özetle; "Yargıtay 10. Ceza Dairesi her ne kadar eksik inceleme nedeniyle kararın bozulmasına karar vermiş ise de; bu karara karşı itiraz yoluna gidilmesi zorunlu görülmüştür. Zira Başsavcılığımızca itiraz yoluna gidilmemesi ve Yerel Mahkemenin bozma ilamına uyması halinde, adli arama kararı bulunup bulunmadığı araştırılacak, adli arama kararının bulunmaması halinde de, delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiğinden bahisle beraat kararı verilerek yargılama sonlandırılacaktır. Bu durumda kararın temyiz edilmemesi halinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz yolu kapanacağı ve hukuki bir hataya yol açılacağı düşüncesi ile bu aşamada itiraz yoluna gidilmiştir.
İtiraza konu uyuşmazlık, sanığa ait çantada arama yapılarak ele geçirilen net 3.942 gram esrarın hukuka aykırı yöntemle elde edilip edilmediği, adli arama kararı olmaksızın, önleme arama kararı ile elde edilen uyuşturucu maddenin hükme esas alınıp alınamayacağı hususlarında toplanmaktadır.
Yargılama konusu olayda; sanığın, .... plakalı yolcu minibüsü ile Genç ilçesinden Bingöl' e esrar getireceğinin öğrenilmesi üzerine, Bingöl Genç karayolu üzerinde tertibat alınıp beklendiği, yolcu minibüsünün uygulama noktasına yaklaşması üzerine durdurulduğu ve B...Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan 07.11.2014 tarihli önleme arama kararına dayanılarak sanığa ait çantada arama yapılarak suça konu esrarın ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi; sanık hakkında alınan istihbari bilginin kapsamı nedeniyle, niteliği ve faili belli olan bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşan somut olayda, "adlî arama kararı" alınmadan, olaydan önce alınan "önleme araması kararına" dayanılarak sanığın yolcu olarak bulunduğu minibüste ve sanığın çantasında arama yapılmasının hukuka aykırı olduğu, dolayısıyla bu arama sonucu sanığa ait valizde bulunan uyuşturucu maddenin de hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinden bahisle mahkumiyet kararını bozmuştur.
Ceza Yargılamasının temel amacı, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması delil ya da delillerin toplanması ile mümkün olur. Ceza Yargılamasında "delil serbestliği" ilkesi benimsenmesine rağmen delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanmasının da zorunlu olduğu kabul edilmiştir. Anayasanın 38/6, CMK' nın 206/2-a, 217/2, 230/1-b ve 289/1-i bendi gereğince hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı tartışmasızdır. Bu ana ilke çerçevesinde yargılama konusu olayın özellikleri dikkate alınarak, uyuşturucunun hukuka aykırı yöntemlerle ele geçirilip geçirilmediğinin tartışılması ve bu çerçevede Yargıtay 10. Ceza Dairesinin bozma ilamı nedeniyle ilk anda akla gelen aşağıdaki soruların cevaplanması zorunluluk arz etmektedir.
Yargılama konusu olayın gelişimi içinde elde edilen uyuşturucu maddeler için adli arama kararı gerekli midir? Önleme arama kararı ile elde edilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiğini ileri sürmek mümkün müdür? Sanığın ya da müdafinin arama kararına yönelik hiç bir aşamada itiraz ileri sürmemeleri ve sanığın özgür iradesi ile uyuşturucu madde naklettiğine yönelik ikrarının hukuki bir değeri yok mudur? Tartışmasız bir şekilde maddi gerçeğin ortaya çıkması halinde dahi, şekli unsurları öne çıkartarak gerçeğin görmezden gelinmesi toplumsal vicdanı ve adalet duygusunu yaralamayacak mıdır? Yine toplumsal yaşamın düşmanı olan uyuşturucu ile mücadelede zafiyet ile kişisel hak ve özgürlüklere saygı arasında nasıl bir denge sağlanmalıdır?
Yargılama konusu uyuşturucu madde, B... Sulh Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu 07/11/2014 tarihli önleme arama kararına dayanılarak ele geçirilmiştir. Henüz gerçekliği konusunda şüphe bulunan istihbari bilgi nedeniyle kolluğun önleme arama kararı ile bahsi geçen aracı takip edip, oluşturulan kontrol noktasında aracın durdurularak yapılan aramada uyuşturucu maddenin ele geçirilmesinde hukuka aykırı bir husus bulunmadığı değerlendirilmektedir. Zira, teyide muhtaç her ihbarda ya da istihbari bilgide adli arama kararı almanın güçlüğü açıktır. Şöyle ki, adli arama kararını düzenleyen CMK'nın 116 maddesindeki makul şüphenin varlığı konusunda şüphe taşıyan Sulh Ceza Hakimliklerinin bu kararı vermek konusunda isteksiz davrandıkları da bilinmektedir. Ya da çoğu zaman ihbar ile olayın gerçekleşme anı arasındaki zaman darlığı yine adli arama kararı almayı güçleştirmektedir. Bu durum anında müdahale edilmediği zaman delillerin büyük ölçüde kaybolacağı bir suç tipi olan uyuşturucu ticareti ile mücadelede ciddi zafiyet oluşturacak, toplumsal düzeni bozacaktır.
Kaldı ki somut olayda önleme arama kararını veren Sulh Ceza Hakimliği olduğu gibi adli arama kararını verecek olan da Sulh Ceza Hakimliğidir. Bu gerçekten hareketle arama kararının başlığında yer alan "adli" ya da "önleme" şeklindeki ayrımın bu boyutta önemsenmesi ve sanığın dahi kabullendiği mutlak gerçeğin görmezden gelinmesini savunmak kanaatimizce mümkün görünmemektedir.
Diğer yandan Sulh Ceza Hakimliğince verilen "adli" ya da "önleme" arama kararının somut olaydaki sonuçları açısından ne gibi fark doğuracağı izaha muhtaçtır. Nitekim arama işlemi kamuya açık olan karayolunda seyreden bir minibüsteki yolcunun çantasında yapılmıştır. Söz konusu yer önleme arama kararı ile aranabilecek yerlerdendir. Bu açıdan da ellerinde önleme arama kararı bulunan kolluğun, bu karara dayanarak arama yapması ve delil elde etmesinde hukuka aykırı bir yön olmadığı düşünülmektedir.
Yargıtay 10. Ceza Dairesinin kabulü ile, "niteliği ve faili belli olan bir suçun işlendiği hususunda şüphe oluşan" istihbari bilginin kolluğa ulaşmadığını, kolluğunda yine daha önce alınan önleme arama kararı ile yaptığı aramada suça konu uyuşturucuyu tespit ettiğini düşünecek olursak, önleme arama kararı ile bulunan uyuşturucu maddeyi yine mi görmezden geleceğiz? "Çoğun içinde az da vardır" kuralı burası için geçerli olmayacak mıdır? Tartışmasız bir şekilde maddi gerçeğin ortaya çıkması halinde dahi, şekli unsurları öne çıkartarak gerçeğin görmezden gelinmesi toplumsal vicdanı ve adalet duygusunu yaralamayacak mıdır? Aksi yorum Suçla mücadele temel felsefesi ile hareket eden Kanun koyucunun amacı ile çelişmeyecek midir?
Şüphesiz hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delil ya da delillerin hükme esas alınması mümkün değildir. Ancak somut olayda, önleme arama kararına dayanılarak yapılan aramada ele geçirilen uyuşturucu madde sonuçta bir mahkeme kararına dayanarak ele geçirilmiştir. Bu nedenle delillerin hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinin ileri sürülmesi mümkün değildir.
Yine somut olayda, sanık ya da müdafi hiç bir aşamada arama kararının mahiyetine, içeriğine ve uygulanma şekline ilişkin itiraz ve yakınmada bulunmamış olması da, elde edilen delillerin sıhhati konusundaki şüpheyi ortadan kaldırmaktadır. Diğer yandan sanığın yargılama aşamasındaki özgür iradesi bildirdiği ikrar içeren beyanları suçun sübutu için yeterli görülmeli, bu durumda etkin pişmanlık hükümleri tartışılmalıdır.
Bu nedenlerle suçun sübutuna ilişkin yerel Mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir." gerekçesiyle sanık hakkındaki hükmün onanması istenmiştir.
C) YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NIN İTİRAZIYLA İLGİLİ YASA HÜKÜMLERİ:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi :
(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
(1) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308'inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanun'un yayımı tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Dairemizin itiraza konu kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2- 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
25.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 20. Ceza Dairesi 2016/5 E. , 2016/415 K.

Tebliğname No : KD - 2015/203961
İtiraz Yazısının Tarihi-Sayısı : 23.12.2015 tarih ve 10-2015/203961
İtirazla İlgili Mahkeme Kararı : Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi 21.04.2015-2014/413 esas ve 2015/122 sayılı kararı
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER:
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanıklar E.. K.., A.. Ç.. ve S.. M.. hakkında Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu 21.04.2015 tarihinde 2014/413 esas ve 2015/122 karar sayı ile sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.
Hüküm sanıklar müdafileri ve sanık E. tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce 05.11.2015 tarihinde 2015/15114 esas ve 2015/4534 karar sayı ile sanıklar hakkındaki hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında özetle;
İncelenen yargılamaya konu dosya kapsamına göre; Vaki ihbar üzerine kolluk görevlilerince olay yerine gidildiğinde, sanıklar E.. K.. ve S.. M..’in olay yerinden yaklaşık 10 metre uzaklıktaki mesafeden aldıkları siyah poşeti aracın arka koltuğuna yerleştirirken, her iki şüphelinin kolluk görevlilerince yakalandıklarında, poşet içerisinde net ağırlığı 935,3 gram gelen hint keneviri bitki kırıntılarının ele geçirildiği, sanık A.. Ç..'in tanık G.. Ü..'a sentetik kannabionid (bonzai) maddesi sattıktan hemen sonra kolluk görevlilerince tanık G. yakalanması üzerine cebinden çıkardığı uyuşturucu maddeleri görevlilere tevdii, aracında da uyuşturucu madde ele geçmesi, sanık E.. K..'ın gerek aracında gerekse iş yerinde satışa hazır hale getirilmiş uyuşturucu maddelerin ele geçmesi nedenleriyle uyuşturucu madde ticareti yaptıklarından dolayı, haklarında uyuşturucu madde ticareti suçundan dava açılıp; mahkûmiyet kararı verilmiştir.
5237 sayılı TCK' nın 1. maddesinde, kanunun amacı ortaya konulmuştur. Hükümde, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletinin, adalet ve
güvenliğin sağlandığı bir toplumda yaşama hakkının gereği olarak, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi, ceza kanunun temel amaçları arasında sayılmaktadır.
"Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi " başlığını taşıyan 5237 sayılı TCK' nun 3. maddesinin 1.fıkrasına göre, Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.
Hukuk kurallarının temel amaç ve işlevleri, bireylerin yaşamlarını güven ortamı içerisinde sürdürmelerini teminle, toplumsal düzeni sağlamaktır. Düzensiz toplumsal yaşam, kargaşayla birlikte, toplumun da sonu demektir.
Ceza Muhakemesi hukuku, hakimlerin ceza kanununu gereği gibi uygulayabilmeleri için sanıklar hakkında lüzumlu bilgileri toplarken, sosyal düzenin korunması ile kişilerin hak ve özgürlüklerine saygı arasında bir denge kurmak suretiyle hukuken geçerli kanıtlarla hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacını güder.
Suçluların meydana çıkarılarak süratle ve mutlaka cezalandırılmalarını sağlarken, toplum menfaatini; masumların gereksiz yere kovuşturulmaması ve haksız cezaya çarptırılmamalarını teminen de ferdin menfaatini gözetir.
Ceza Muhakemesi tedbirlerinden biri olan arama ile, A.İ.H. Sözleşmesi’nin 8., Anayasa’nın 20. ve 21. maddeleri ile koruma altına alınan kişinin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edildiğinden, Yasa koyucu, Sözleşme’ye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına ve Anayasa’nın 20. ve 21. maddelerine uygun olarak kişinin temel hak ve özgürlüklerine müdahale etme hakkı olan arama koruma tedbiri, 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 116 ve devamı maddeleri ile Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 5 ve devamı maddelerinde yer almaktadır.
Arama suçların önlenmesine yönelik olarak, önleme araması (PVSK m.9, 4)Arama Yönetmeliğinin 18vd.m.9), olarak; suç işlendikten sonra da yakalama delili elde etme ve müsadere tabi eşyayı bulma amacına yönelik olarak adli arama (CMKm.116-122 ) olarak düzenlenmiştir.
Arama kararı verme yetkisi kural olarak hâkime aittir.(A.Y.m20,21;CMK.m.119, f.1).Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının, Cumhuriyet Savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.
Kaldı ki, Kolluğun bir arama emri veya kararı gerekmeden arama yapabileceği hallerde bulunmaktadır. Bunlar, Adli ve önleme aramaları yönetmeliğinin Adli ve önleme aramaları yönetmeliğinin karar alınmadan yapılacak arama başlıklı 8., 9 ve 25, 27. maddesinde sayılmıştı
"......Suçüstü halinde yapılan aramalarda, ..suç işlenen yerlerde delillerin aranması, bulunması, el konulması, için.. , ....5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24 üncü maddesindeki kanunun hükmü ve amirin emrini yerine getirme, 25. maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hali ve 26. maddesindeki hakkın kullanılması ile diğer kanunların öngördüğü hukuka uygunluk sebepleri ve suçüstü halinde yapılan aramalarda toplum için veya kişiler bakımından hayati tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla veya kapalı yerlerden gelen yardım çağrıları üzerine, konut, işyeri ve yerleşim yeri ile ile eklentilerine girmek için."
Belirlenen hallerde, hakim veya savcı kararı alınmasına gerek bulunmamaktadır.
Arama ve elkoyma işlemi Anayasanın 20. maddesi ve CMK'nın 116 ve devamı maddeleri uyarınca istisnasız Hakim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı ve Cumhuriyet savcısına ulaşılmaması durumunda ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabileceği kuşkusuzdur.
Ancak çok istisnai ve acele hallerde kolluk amirinin yazılı emrinin dahi alınamayacağı bir durum söz konusu olursa kolluk görevlisinin doğrudan arama ve el koyma işlemi yapması sonucu elde edilen delillerin hukuka uygun sayılıp sayılmayacağı konusu tartışılmalıdır.
5271 sayılı CMK'nun m.2/1-j. bendi; Suçüstü halini, o sırada işlenmekte olan suçla sınırlı tutmamıştır; ayrıca suçüstü sayılan halleri de tanımlamıştır. Bu maddeye göre suçüstü hali; işlenmekte olan suç yanında, henüz işlenmiş olan suç ile suçun islenmesinden hemen sonra takip edilen veya suçun az önce islendiğine dair eşya ya da delille yakalanan kimsenin işlediği suçu da içermektedir. CMK. md. 90/1-2. ile md. 2/1 - (j) bendi birlikte değerlendirildiğinde, Bu gibi hallerde herhangi bir kişi veya makamın yazılı emrine gerek bulunmamaktadır.
Nitekim karara konu somut olay irdelendiğinde konunun suçüstü haline bağlı yakalama yetkisini düzenleyen hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekirdi. Somut olayın koşulları dikkate alınarak incelendiğinde de uygulanan ceza muhakemesi tedbirinin sanıkların özel yaşam alanını ihlal etmediğinden, ortada yasak ve hukuka aykırı bir delil de bulunmamaktadır.
Birleştirilen dosyalar kapsamında yer alan olay tutanaklarına göre; Mahkeme kararına konu somut olayda, 16.08.2014 günü saat 18:00 sıralarında; İhbar üzerine, gidilen olay yerinde emniyet görevlilerince, yapılan gözlem sonucu sanıklar E.. K.. ve S.. M..'in olay yerindeki ağaçlık alanda tedirgin şekilde çevreyi kontrol ederek şüpheli hareketlerle, olay yerinden yaklaşık 10 m uzaklıktaki mesafeden aldıkları görünür vaziyetteki siyah poşeti aracın arka koltuğuna yerleştirirken, her iki şüphelinin kolluk görevlilerince suçüstü yakalandıklarında, poşet içerisinde brüt ağırlığı 935.3, net 467.7 gram gelen hint keneviri bitki kırıntıları ele geçirilmiştir.
13.08.2014 günü saat 19 sıralarında da ihbar üzerine, emniyet görevlilerince gidilen olay yerinde yapılan gözlem sonucu, bir araya gelen şahısların birbirlerine birşeyler alıp verdikleri görülmüştür. Olay yerinden ayrılmakta olan kişiye, görevlilerin polis memuru olduklarını, söyleyerek; kimlik sormaları ve şahsın üzerinde suç unsuru olup olmadığını beyan etmesini istediklerinde, şahsın cebinden çıkardığı iki adet alüminyum folyoya sarılı, sentetik kannabionid (bonzai) maddesini ibraz ederek; sanık A.. Ç..' den aldığını ifade etmesi sonucunda, sanık A.. Ç..'in; tanık G.. Ü..'a sentetik kannabionid (bonzai) maddesi sattıktan hemen sonra kolluk görevlilerince yakalanması, aracında da uyuşturucu madde ele geçmesi, sanık E.. K..'ın gerek, aracında gerekse iş yerinde satışa hazır hale getirilmiş uyuşturucu maddeler ele geçirilmiş ve sanıklar yakalanmışlardır..
5271 sayılı CMK'nın 2/e-j, 161 ve 2559 sayılı PVSK'nın Ek 6. maddeleri uyarınca, Olayın hemen akabinde durum güvenlik görevlileri tarafından nöbetçi Cumhuriyet savcısına bildirilmiş ve onun talimatları doğrultusunda olaya el konularak soruşturmaya başlanmıştır.
Artık suçüstü halinin bulunduğu ve şüphelilerin suç delillerini yok etmeleri söz konusu olabileceğinden, suç delillerinin görevliler tarafından sanıkların yakalanmasından sonra, durum derhal nöbetçi Cumhuriyet savcısına bildirilerek görevli Cumhuriyet savcısının talimatları doğrultusunda hareket edilerek suçlular ve suç konusu eşyalar muhafaza altına alınmıştır. El koyma işlemi üzerine aynı gün işlem yetkili ve görevli hâkim tarafından onaylanmıştır. Bu nedenle yapılan işlem hukuka uygundur. Elde edilen kanıtların hükümde değerlendirilmesinde bir engel bulunmamaktadır.
Yukarıda arz ve izah edilen gerekçelerle sanıklardan suçüstü hükümleri uyarınca elde edilmiş olan delillerin hukuka uygun delil olarak kabul edilmesi ve sanıklar haklarında verilen mahkûmiyet hükümlerinin de düzeltilerek onanması gerektiği istenmiştir.
C)CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA İLGİLİ KANUN HÜKÜMLERİ:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi:
(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308 inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2- 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
28.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj