Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ

Madde 311
- (1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:

a)Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.

b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.

c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.

d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.

e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.

f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.

(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2014/26941 E. , 2014/19488 K.

CEZA HUKUKUNDA YARGILAMANIN YENİLENMESİ
İNFAZ HAKİMLİĞİ KARARINA KARŞI YARGILAMANIN YENİLENMESİ KANUN YOLU


Konya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü bulunan M.. Ö..’ın, uyuşturucu madde kullandığı gerekçesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44/3-g. maddesine aykırı hareket etmekten dolayı “11 gün süre ile hücreye koyma” disiplin cezası ile cezalandırılmasına dair anılan Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 27/02/2013 tarihli ve 2013/69 sayılı kararına itirazın reddine dair Konya İnfaz Hâkimliğinin 07/03/2013 tarihli ve 2013/650 esas, 2013/664 sayılı kararma yönelik itirazın reddine dair Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/03/2013 tarihli ve 2013/213 değişik iş sayılı kararını müteakiben kesinleşen disiplin cezasının 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 48/3-a maddesi gereğince onanmasına dair Konya İnfaz Hâkimliğinin 25/03/2013 tarihli ve 2013/811 esas, 2013/810 sayılı kararından sonra hükümlünün vaki 22/11/2013 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair Konya İnfaz Hâkimliğinin 26/11/2013 tarihli ve 2013/2965 esas, 2013/2962 sayılı karara vaki itirazın da reddine dair Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/12/2013 tarihli ve 2013/1279 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 15/04/2014 gün ve 2014/7478-26199 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05/05/2014 gün ve 149368 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
5271 sayılı CMK.nun 23/3. maddesindeki “Yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapan hakim aynı işte görev alamaz” şeklindeki düzenleme ile aynı Kanunun 318/1. maddesindeki “Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir” şeklindeki düzenlemeler karşısında, ilk kararı veren heyetin olayla ilgili kanaatinin oluştuğu, görüşünün ilk hükümde belirginleştiği, yeniden yargılama aşamasında ya da bu aşamaya götürecek talebin kabule değer olup olmadığına dair vereceği kararda önceki kanaat ve görüşünün etkisi altında kalabileceği, bu sebeple adil yargılanma hakkının bir uzantısı olarak, olaya tamamen yabancı, farklı bir hâkimin yargılamanın yenilenmesi talebini incelemesi gerektiği cihetle, somut olayda ilk yargılamada görev alan hâkimin, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine vermiş olduğu gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311.maddesinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kesinleşmiş hükümle sonuçlanmış davalar yönünden başvurulabilecek olağanüstü yasa yolu olup, hakim veya mahkeme tarafından verilen her tür karara karşı yargılamanın yenilenmesi yasa yoluna başvurulması olanağı bulunmamaktadır.
Hükümlünün, Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulunca verilen hücre hapsi cezasının onanmasına ilişkin Konya İnfaz Hakimliğinin 25.03.2013 günlü kararına karşı yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunması üzerine, CMK.nun 23/3 ve 289.maddelerine aykırı olarak onama kararını veren hakim tarafından değerlendirme yapılarak istemin reddine karar verilmiş ve istemin farklı bir hakim tarafından incelenmesi gerektiği gerekçesiyle itiraz mercii kararına karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulmuş ise de; infaz hakimliği kararı yargılamanın yenilenmesi yasa yoluna konu olamayacağından, bu konudaki istemin reddine karar verilmesinde sonucu itibariyle isabetsizlik bulunmayıp, bu kararın aynı hakim tarafından verilmesi de sonuca etkili olmadığından, Konya İnfaz Hakimliğinin, yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine dair 26.11.2013 günlü kararına itiraz üzerine merciince itirazın reddine karar verilmesinde de isabetsizlik görülmemekle, Konya 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 17.12.2013 gün ve 2013/1279 D.İş sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 09.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2012/4860 E., 2012/3949 K.

HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI
KESİN HÜKÜM
YARGILAMANIN YENİLENMESİ


Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

05.05.2010 tarihli ön inceleme sırasında, CMK'nın 318/1. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulüne karar verilmesi nedeniyle, aynı Yasa'nın 323/1. maddesi kapsamında önceki hükmün onaylanması niteliğindeki 15.09.2010 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin kararın temyizi kabil olduğu belirlenmekle yapılan incelemede;

Gaziantep Sekizinci Asliye Ceza Mahkemesi'nin, 30.03.2009 gün, 2008/977, 2009/356 sayılı kararı ile sanığın, elektrik enerjisi hırsızlığı suçundan mahkumiyetine ve 5271 sayılı Yasa'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun, 03.05.2011 gün, 2011/4-61,79 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, CMK'nın 223. maddesinde sayılan, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir hüküm değildir. Hükmün açıklanması, düşme kararı verilmesi veya yeni bir mahkumiyet hükmü kurulması halinde, temyiz incelemesine konu olabilecektir. CMK'nın 311 ve devamı maddelerinde düzenlenen yargılamanın yenilenmesi, ancak kesin hükümlere karşı başvurulabilecek olağanüstü bir yasa yolu olup, hüküm niteliğinde bulunmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yargılamanın yenilenmesi isteminin, CMK'nın 318/1. maddesi uyarınca kabule değer olmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, anılan madde uyarınca istemin kabulüne karar verilip, yargılama yapılarak yazılı şekilde karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 22.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 2. Ceza Dairesi 2015/16931 E. , 2015/22775 K.

HIRSIZLIK SUÇU
YARGILAMANIN YENİLENMESİ DURUMUNUN ŞARTLARININ BULUNMASI
OLAY VE DELİLİN YENİ OLDUĞUNUN KABULÜ
HÜKÜMLÜNÜN KİMLİĞİNİ KAYBETTİĞİ İDDİASI


Hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal etmek suçlarından sanık 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/1-b, 116/2. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair Beyşehir Asliye Ceza Mahkemesinin 19/11/2013 tarihli ve 2012/297 esas, 2013/215 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, anılan karara yönelik yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin Beyşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/03/2015 tarihli ve 2012/297 esas, 2013/215 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesinin 31/03/2015 tarihli ve 2015/198 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 08.09.2015 gün ve 2015-18588/59411 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.10.2015 gün ve 2015/313999 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre, her ne kadar hükümlü tarafından Beyşehir Asliye Ceza Mahkemesinin 19/11/2013 tarihli ve 2012/297 esas, 2013/215 sayılı kararına karşı yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuş ve Beyşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesince, hükümlünün ileri sürmüş olduğu iddialara ilişkin değerlendirme yapılmış olduğu gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiş ise de, hükümlü tarafından verilen yargılamanın yenilenmesi talep dilekçesi ile talebin reddine ilişkin karara karşı yaptığı itiraz dilekçesinde, kimliğini 2005 yılında kaybettiğini, bunun için gazete ilanı vererek karakola başvurduğunu, benzer olaylar nedeniyle hakkında davalar açıldığını ancak anılan dosyada ki suçu kendisinin işlemediğini, kendisine ait kimliğin başkası tarafından kullanıldığı konusunun Şereflikoçhisar Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/16 esas, 2013/118 sayılı kararı ile sabit olduğunu, ayrıca aynı kararın Kızılcahamam Asliye Ceza Mahkemesince de verildiğini belirtmiş olması karşısında, Şereflikoçhisar Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/16 esas, 2013/118 sayılı kararını kapsayan dosyanın getirtilerek incelenmesi, hükümlünün dilekçelerinde belirttiği konu hakkında Kızılcahamam Asliye Ceza Mahkemesince bir karar verilip verilmediğinin araştırılarak verilmiş ise dosyanın istenerek incelenmesi, anılan yerler Cumhuriyet Başsavcılıklarınca adına sahte kimlik belgesi düzenlenmesi eylemi nedeniyle yürütülen soruşturma yada soruşturmaların bulunup bulunmadığının araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi için itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
5271 sayılı CMK'nın 311. maddesinde, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri sınırlı olarak sayılmış olup, aynı maddenin 1.fıkra e bendi de, “yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olursa” şeklinde düzenlenmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.03.2014 gün ve 2012/3-909, 2014/121 sayılı kararında da belirtildiği üzere, delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için "yeni" olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın "yeni" olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da "yeni" sayılmalıdır.
Kimliğini kaybettiğini, daha önce de yargılandığını ve suçu Veli Öztürk isimli kişinin işlediğinin ortaya çıkması ile Şereflikoçhisar Asliye Ceza Mahkemesi'nce beraatine karar verildiğini belirterek yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunan hükümlü Şereflikoçhisar Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılandığını ilk kez ileri sürdüğü ve suç tarihinde Ankara'da olduğunu bilen tanıklar bulunduğuna ilişkin beyanı da mahkemece değerlendirilmemiş olduğu halde yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmesi karşısında, itiraz merciince itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden (SEYDİŞEHİR) Ağır Ceza Mahkemesinden kesin olarak verilen, 31.03.2015 gün ve 2015/198 D.İş sayılı kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309.maddesinin 4.fıkrasının (a) bendi uyarınca BOZULMASINA, sonraki işlemlerin merciince yerine getirilmesine, 09.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 3. Ceza Dairesi 2008/1812 E., 2008/3170 K.

YARGILAMANIN YENİLENMESİ


Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak, gereği görüşülüp düşünüldü:

Yargılanmanın yenilenmesi kesinleşmiş hükümler aleyhine başvurulabilecek bir yargılama yolu olup, bir defaya mahsus olmayıp, öne sürülecek yeni kanıtlar ve ortaya çıkan yeni olaylara bağlıdır.

Sanık ilk yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunurken, daha evvel temyiz aşamasında ileri sürdüğü iki belgeyi dilekçesine ekleyerek, kaçak orman emvallerinin, kendi köy hudutları dahilinde kesildiğini iddia etmişse de, bu talebi ret edilmiştir.

İkinci yargılamanın yenilenmesi talebinde ise, önceki iddiasını doğrulayan daha farklı dört adet resmi belgeleri dilekçeye eklemesi üzerine tereddütler hasıl olmuş ve yapılan araştırma ve keşifler sonucu, sanığın ileri sürdüğü iddiası, bilirkişiler tarafından doğrulanmıştır.

Yeni kanıtlar öne sürülüp, önceki dosyada mevcut diğer belgelerle birlikte gözönünde tutulduğunda, sanık yönünden daha hafif bir cezayı içermektedir. Yargılamanın yenilenmesindeki amaç, gerçeğin araştırılması ve böylece toplumun ve sanığın menfaatini korumayı amaçladığından, sanığın 03.12.2003 tarihinde mahkemeden talep ettiği, yargılamanın yenilenmesi talebi, yasaya uygun bir talep olduğu anlaşılmakla, tebliğnamedeki temyiz itirazının reddi gerektiği yolundaki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

Sanığın temyiz itirazları, oluşa, yapılan yargılamaya, toplanan delillere, gerekçeye ve uygulamaya göre yerinde görülmediğinden, reddiyle hükmün tebliğnamedeki düşünce hilafına (ONANMASINA), 27.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY Ceza Genel Kurulu 2012/909 E. , 2014/121 K.

YARGILAMANIN YENİLENMESİ


6831 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanık K.. K..'in aynı kanunun 93/2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Bornova Sulh Ceza Mahkemesince verilen 14.02.2002 gün ve 814-158 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 29.05.2003 gün ve 1945-3180 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Hükümlü vekilince 31.12.2003 tarihinde muhakemenin iadesi talebinde bulunulması üzerine İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesince 11.02.2004 gün ve 814-158 sayı ile, talebin kabulüne karar verilip, duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesince 16.07.2008 gün ve 224-1011 sayı ile;
"Yargılanmanın yenilenmesi talebinin reddine,
Bornova Sulh Ceza Mahkemesinin 14.02.2002 gün 2000/814 esas 2002/158 karar sayılı ilamının onanmasına ve aynen infaz edilmesi için İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine" karar verilmiştir.
Bu kararında hükümlü müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 23.12.2010 gün ve 8200-21802 sayı ile;
"1- Hükme esas alınan 19.11.2004 tarihli keşifte, keşfin doğru yerde yapılmasının temini açısından zabıt mümziilerinden birinin katılımı ve yer göstermesi suretiyle yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Keşif sonucu düzenlenen harita mühendislerinin raporunda orman tahdit haritası ve tutanakları ile zeminde görülen ve ölçüm suretiyle bulunan 2604-5 ve 2607 nolu orman sınır noktaları birbirini teyit etmemiş ve hatta 2606 nolu taş bulunamamışsa da orman tutanaklarında bahsedilen kuyunun yeri baz alınarak 32 ve 33 nolu parsellerin arasındaki sınırın haritada gösterilen 2606 nolu orman sınır noktasının olduğu başlangıç kabul edilmesi halinde evin orman tahdit alanı dışında kalabileceğinin teknik ve bilimsel olarak kesin sonuca gidilemeyeceğinin söz konusu ise de, kanaatlerince dava konusu evin orman tahdit sınırları içinde kaldığının; orman mühendisi bilirkişilerin ayrı ayrı raporlarında ise yerin orman tahdit sınırları içinde kaldığının ifade edilmek suretiyle çelişki yaratılması karşısında mahallinde zabıt mümziilerinin de hazır bulundurularak yer gösterimleri suretiyle ormancılık ve harita tekniğinden anlayan harita mühendisi ve orman mühendislerinden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyeti vasıtasıyla mahallinde yapılacak keşifte orman tahdidine ait harita ve tutanaklar tahdidin yapıldığı yöntem ve aletlerle uygulanarak suça konu yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığının dava konusu evin tahdit sınırları içinde kalıp kalmadığının kesin bir şekilde tesbitinden ve tüm dosya kapsamındaki bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderildikten sonra hukuki durumunun tayini gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 12.04.2011 gün ve 170-609 sayı ile;
"Yargılamanın yenilenmesi olağanüstü bir yargılama yoludur. Yargılamanın yenilenmesinin şartları CMK'nun 311. maddesinde sınırlı olarak sayılmıştır. Sanık müdafi raporlar ve kararlar arasında çelişki bulunduğunu belirterek İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinin tespite konu olan raporuna dayanmıştır. Ancak bu delil yeni bir delil değildir. Zira Bornova Kadastro Mahkemesinin kararına esas aldığı ve dava konusu yerin 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi ile orman dışına çıkartıldığına ilişkin rapor ile tespite konu olan rapor içerik ve sonuç olarak aynıdır. Sadece bilirkişilerin isimleri farklıdır. Raporlarda esas alınan orman sınır noktaları da aynıdır. Ayrıca tespit dosyasında mahkemece oluşturulan bilirkişi heyeti iki kişiden oluşmuştur. Oysa bilirkişinin tek ya da üç kişiden oluşması gerekir. Mahkumiyete ilişkin karar temyiz edilir iken Kadastro Mahkemesine sunulan rapor dilekçeye eklenmiş, buna rağmen Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu delili de değerlendirerek hükmü onamıştır. Bu aşamadan sonra artık yargılamanın yenilemesi talebinde bulunabilmek için yeni bir delile dayanmak gerekir. Oysa dayanılan delil yeni delil değildir. Yargılamanın yenilenmesinin kabulünde öncelikle yargılamanın yenilenmesinin kabule şayan olup olmadığının değerlendirilmesi daha sonra da yargılamanın yenilenmesinin kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerekir iken doğrudan doğruya talebin kabulüne karar verilmesi nedeniyle bu kararın sanık yönünden usulü müktesap hak doğurmadığı sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanık müdafinin dayandığı delilin yeni bir delil olmadığı, bu delilin mahkumiyet hükmünün onanmasından önce var olduğu, bu delilin de yargılama aşamasında değerlendirildiği, dolayısıyla yargılamanın yenilenmesinin yasal şartlarının oluşmadığı, dairenin öncelikle bu konuda inceleme yapması gerekir iken, yargılamanın yenilenmesinin kabulüne karar verildikten sonra mahallinde yapılan keşfin yasaya uygun olmadığını gerekçe göstererek hükmü bozması yerinde görülmediğinden önceki hükümde ısrar olunmuş ve istemin bu nedenlerle reddine karar vermek gerekmiştir" gerekçesiyle direnmiştir.
Bu hükmünde hükümlü vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "bozma" istekli 21.04.2012 gün ve 232624 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Ancak, Ceza Genel Kurulundaki inceleme sırasında bir Genel Kurul Üyesi tarafından, inceleme konusu dosya da zamanaşımının gerçekleştiğinin ileri sürülmesi üzerine, bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle ele alınıp “ön sorun” olarak değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Orman muhafaza memurlarınca 22.02.2000 tarihinde düzenlenen suç tutanağına istinaden sanık hakkında Bornova Sulh Ceza Mahkemesine 6831 sayılı Orman Kanununa muhalefet suçundan kamu davası açıldığı, yerel mahkemece, 21.03.2001 tarihinde mahallinde keşif yapıldığı, keşif sonucu düzenlenen 23.3.2001 tarihli bilirkişi raporu ve rapora ekli kroki hükme esas alınmak suretiyle, sanığın 6831 sayılı Kanunun 93/2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, temyiz dilekçesine dava konusu yere komşu İ.., B.., Y.. köyü 133 ada 33 parselin hazine adına tapuya tesciline ilişkin İzmir Kadastro Mahkemesinin 08.06.2000 gün ve 62-118 sayılı kararı, bu kararın onanmasına ilişkin Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 17.10.2000 gün 7053-8018 sayılı ilamı ve bu kararın düzeltilmesi talebi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince verilen 01.02.2001 gün ve 11068-461 sayılı karar düzeltme isteminin reddine ilişkin kararların eklendiği, yapılan temyiz incelemesi sonucu hükmün Yargıtay 3. Ceza Dairesince onandığı,
Hükmün onanmasından sonra hükümlü müdafiince Özel Daire kararına yönelik olarak karar düzeltme kanun yoluna başvurulması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulduğu, bu ihbar üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.12.2003 gün ve 173242 sayı ile karar düzeltme yoluna başvurulmasını gerektirir bir durum bulunmadığına karar verildiği,
Hükümlü vekilince bu kez İzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu taşınmazla ilgili olarak İzmir O.. M.. aleyhine bir tespit davasının açıldığı, mahkemece bir orman mühendisi ve bir harita mühendisi eşliğinde mahallinde keşif yapıldığı, keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ve krokinin tespit dosyasına sunulduğu, bu raporda dava konusu evin Hazine adına tescilline karar verilen İ.., B.., Y.. köyü 133 ada 33 parsel içerisinde kaldığının belirtildiği,
İzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin tespit davası sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ve kroki eklenmek suretiyle hükümlü müdafiince 13.12.2003 tarihli dilekçe ile muhakemenin iadesi talebinde bulunulduğu, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesince 11.02.2004 gün ve 814-158 sayı ile talebin kabulüne ve infazın durdurulmasına karar verildiği,
Duruşmalı olarak yapılan inceleme sırasında mahkemece suça konu yerde yeniden keşif yapılmasına karar verildiği, iki harita mühendisi ve bir orman yüksek mühendisinin iştiraki ile 19.11.2004 tarihinde mahallinde keşif icra edildiği, hükümlü müdafii ile katılan vekilinin keşfe iştirak ettiği,
Harita mühendisi bilirkişiler raporlarında; zeminde ve ofis ortamındaki tüm imkanlar kullanmak suretiyle eldeki verileri rapora yansıttıklarını, tespit dosyasına ibraz edilen raporda orman haritası ve kadastro tutanaklarının göz önüne alınmaması nedeniyle çelişkili ve hatalı sonuca ulaşıldığını, teknik ve bilimsel verilere göre yaptıkları değerlendirme sonucunda dava konusu evin orman sınırları içinde kaldığını, bazı ölçümleme farklılıkları olmakla birlikte kesinleşen hükme esas alınan ilk raporun sonucu itibarıyla doğru olduğunu belirttikleri, orman yüksek mühendisi bilirkişinin de aynı doğrultuda görüş bildirdiği,
Yerel mahkemece duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda 16.07.2008 gün ve 224-1011 sayı ile, hükümlü müdafiince ileri sürülen hususların “yeni delil” niteliğinde olmadığı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığından bahisle hükümlü müdafiinin talebinin reddine, önceki hükmün onanmasına karar verildiği, kararın hükümlü müdafiince temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verildiği, yerel mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilerek önceki hüküm gibi karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin önsorunla ilgili olarak yapılan değerlendirmede:
1412 sayılı CMUK'nun 327 ve devamı maddelerinde düzenlenen "muhakemenin iadesi", 5271 sayılı CMK'nun 311 ve devamı maddelerinde “yargılamanın yenilenmesi” adı altında benzer düzenlemeye konu edilmiştir. 5271 sayılı CMK’nun 311. maddesinde yer alan düzenleme, 1412 sayılı CMUK’nun 327. maddesinin kısmen tekrarı niteliğindedir. Ancak 1412 sayılı CMUK’nun aksine, 5271 sayılı CMK’nda olağan ve olağanüstü kanun yolları ayrımı yapılarak, 311. maddedeki düzenlemeye olağanüstü kanun yollarına ilişkin bölümde yer verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 17.03.1998 gün ve 18-91 sayılı kararında da belirtildiği üzere, Yargıtay Ceza Dairelerinin temyiz yargılaması sonunda verdikleri kararların kesinliği evrensel bir ilkedir. Ancak kanun koyucu bazı durumlarda kesinleşmiş hükümlere yönelik olarak olağanüstü kanun yollarına başvurma imkânı tanımıştır.
Olağanüstü kanun yollarının en temel özelliği, kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulan istisnai nitelikte kanun yolları olmalarıdır. Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir hüküm onanmakla kesinleşmekte ve kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımı bu aşamada sona ermektedir. Nitekim 09.05.1956 gün ve 6/4 sayılı İçtihadi Birleştirme Kurulu kararında; onama ile hükmün kaziye-i muhkem hale geleceği açıkça belirtilmiştir.
Ön sorunun sağlıklı şekilde çözülebilmesi için yargılanmanın yenilenmesi kanun yolunda zamanaşımının işleyip işlemeyeceği konusunun incelenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCK'nun 109. maddesi; "Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar muhakemesi görülmek lazımgelen mahkumünaleyhin ahiren vaki olan mahkumiyeti evvelki mahkumiyetinden daha hafif bir cezayı mutazammın ise müruru zaman müddeti sonraki hüküm ile tertip olunacak cezaya göre hesap olunur" şeklinde düzenlenmiş iken,
5237 sayılı TCK'nun "Dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesinin 5. fıkrası;
"Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar" şeklinde düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK'nda muhakemenin iadesine karar verilmesinin dava zamanaşımına tesir edeceğine ilişkin bir hüküm mevcut değildir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 28.01.1942 gün ve 16-16 sayılı kararında; kesinleşen hükümlerin muhakemenin iadesi yoluyla yeniden incelenmesinde dava zamanaşımının mevzu bahis olamayacağına hükmedilmiştir.
Yine Ceza Genel Kurulunun 29.05.1954 gün ve 84 sayılı kararında; "Muhakemenin yenilenmesine karar verilmekle asli dava advet etmiş olmayacağından zamanaşımı mevzu bahis olamazsa da, eski hüküm 1412 sayılı CMUK'nun 341. maddesine göre iptal olunur, yeniden hüküm kurulması gerekirse zamanaşımı nazara alınabilir. Şayet, eski hüküm iptal edilmez de tastik olunursa zamanaşımından bahisle hüküm bozulamaz" sonucuna ulaşılmıştır.
Bununla birlikte, 765 sayılı TCK'nun 109. maddesinde muhakemenin iadesi sonucu failin suçunun daha hafif cezayı gerektiren başka bir suç olduğunun belirlenmesi durumunda, bu suçun kanunda belirlenen zamanaşımının ilk yargılama süresi içinde gerçekleşmiş bulunduğunun belirlenmesi durumunda fail hakkındaki davanın düşmesine karar verileceği hükme bağlanmıştır. Diğer bir ifadeyle, muhakemenin iadesi sonucu değişen suç vasfının önceki muhakeme sırasında doğru tespit edilmesi durumunda davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilecek idiyse, muhakemenin iadesi sonucunda da davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine kararı verilecektir.
Buna göre, 765 sayılı TCK ve 1412 sayılı CMUK'nun yürürlükte olduğu dönemde muhakemenin iadesine karar verilmesi durumunda, muhakemenin iadesine konu edilen davada zamanaşımı söz konusu olmayacaktır. Ancak, muhakemenin iadesi sonucu suç vasfından değişme olmuş, değişen suç vasfına göre yeniden belirlenen zamanaşımı önceki yargılamada gerçekleşmiş ise, muhakemenin iadesi yargılaması sonucunda 765 sayılı TCK'nun 109. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasınında zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK açısından konu incelendiğinde ise, kanunun 66/5. maddesi uyarınca aynı fiilden dolayı tekrar yargılanmayı gerektiren hallerde zamanaşımının söz konusu olacağı, ancak zamanaşımının yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulünden itibaren yeni baştan işlemeye başlayacağı hükme bağlanmış ve yargılamanın yenilenmesinde zamanaşımının mümkün olduğu açıkça ortaya konulmuştur.
Görüldüğü gibi, yargılamanın yenilenmesinde eski hükmün iptal edilip failin daha az bir ceza ile cezalandırılmasına karar verilmesi hali dışında 765 sayılı TCK'na göre dava zamanaşımı söz konusu olmazken, sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 66/5. maddesinde ki açık düzenleme karşısında yargılamanın yenilenmesinde dava zamanaşımı söz konusu olacaktır. Bu nedenle, inceleme konusu dosyada hükümlü lehine olduğunda tereddüt bulunmayan 5237 sayılı TCK uyarınca zamanaşımının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu sonuca ulaşıldıktan sonra zamanaşımı bakımından daha kısa süreler öngören 765 sayılı TCK'nun 102 ve 104. maddelerinin esas alınması gerektiği ileri sürülebilir ise de; 765 sayılı TCK'nda yargılamanın yenilenmesi muhakemesinde dava zamanaşımının öngörülmemesi, bu nedenle 5237 sayılı TCK'nun lehe olduğunun kabul edilmesi karşısında, zamanaşımınında 5237 sayılı TCK'nun 66 ve 67. maddelerinde belirlenen esaslara göre hesaplanması gerekmektedir. Aksi yöndeki kabul, lehe kanun uygulamasında karma uygulama sonucunu doğuracak olup, usul ve kanuna aykırılık oluşturacaktır.
Nitekim, Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay Özel Dairelerinin istikrar kazanmış kararlarında; lehe kanunun uygulanmasına ilişkin olan 5252 sayılı Kanunun 9/3 maddesi, 23.02.1938 gün ve 23-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretide bu konuda ileri sürülen görüşler birlikte gözönüne alındığında, lehe kanunun belirlenmesi amacıyla sabit kabul edilen maddi olaya suç tarihinde yürürlükte bulunan kanunlar ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün halinde uygulanması ve uygulama sonucu ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu bilgiler ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;
Yargılamanın yenilenmesine konu olan somut olayda, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK hükümlerine göre yargılamanın yenilenmesi aşamasında eski hükmün iptal edilip failin daha az ceza ile cezalandırılmasına karar verilmesi hali dışında dava zamanaşımı söz konusu olmadığı, buna karşılık sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 66/5. maddesi uyarınca dava zamanaşımının yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edildiği tarihten itibaren yeni baştan işlemeye başlayacağı sabittir.
Hükümlünün sabit olan suçuna ilişkin olarak 6831 sayılı Kanunun 93/2. maddesinde belirlenen cezanın miktarına göre asli dava zamanaşımı 5237 sayılı TCK'nun 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıl, kesintili dava zamanaşımı ise aynı kanunun 67/4. maddesi uyarınca 12 yıldır.
Zamanaşımını kesme nedenlerini incelediğimizde ise, TCK'nun 67. maddesinin 2. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan kesme nedenlerinin yargılamanın yenilenmesine konu olabilecek bir ceza davasında gerçekleşmesi mümkün değildir. Ancak anılan fıkranın (d) bendinde belirtilen kesme nedeni yargılamanın yenilenmesinde söz konusu olabilecektir.
Bu kapsamda, yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edildikten sonra yapılan duruşma sonucunda CMK'nun 323/1. maddesine göre önceki mahkumiyet hükmünün onaylanmasına karar verilmesi durumunda sonuçları itibarıyla mahkumiyete hükmedilmiş olduğundan bu kararın TCK'nun 67/2-d maddesinde belirtilen zamanaşımının kesme nedenleri arasında sayılan "mahkumiyet kararı verilmesi" olarak kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Buna göre, yerel mahkemece muhakemenin iadesi talebinin kabul edildiği 19.11.2004 tarihinden, önceki hükmün onanmasına karar verildiği 16.07.2008 tarihine kadar 8 yıllık asli dava zamanaşımının, Genel Kurul inceleme tarihi itibarıyla da 12 yıllık uzatmalı dava zamanaşımının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, inceleme konusu olayda dava zamanaşımı gerçekleşmediğinden Ceza Genel Kurulunca direnme hükmünün incelenmesine geçilmesine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Ön soruna ilişkin olarak çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "İnceleme konusu olayda, 765 sayılı TCK'nun 102/2 ve 104/2. maddeleri uyarınca zamanaşımının gerçekleştiğinden sanık hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi gerektiği ve bu uygulamanın karma uygulama olmayacağı" görüşüyle ön sorun yönünden karşıoy kullanmışlardır.
Ön sorunun bu şekilde çözülmesinden sonra, yerel mahkeme direnme hükmünün isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlığa gelince;
1412 sayılı CMUK'nun "Mahkumun lehine muhakemenin iadesi sebepleri" başlıklı 327. maddesi;
"Kat'ileşen bir hükümle neticelenmiş olan bir dava aşağıda yazılı hallerde mahkümun lehine olarak muhakemenin iadesi yol ile tekrar görülür:
1- Duruşmada ihticaç olunan ve hükme tesir eden bir vesikanın sahteliği tebeyyün ederse.
2 - Yemin verilerek dinlenmiş olan bir şahid veya ehlihibrenin hükme müessir olacak surette mahküm aleyhine kasd veya ihmal ile hakikat hilafında şahitlikte bulunduğu veya rey verdiği anlaşılırsa.
3 - Bizzat mahküm tarafından sebebiyet verilmiş olan kusur müstesna olmak üzere hükme iştirak etmiş olan hakimlerden biri aleyhine ceza tatbikatını ve kanuni bir ceza ile mahkümiyeti istilzam edecek mahiyette olarak vazifelerini ifada kusur etmişse.
4 - Ceza hükmü, hukuk mahkemesinin bir hükmüne müstenid olup da bu hüküm kat'ileşmiş olan diğer bir hüküm ile bozulmuş ise.
5 - Yeni vakıalar veya yeni deliller dermeyan edilip de bunlar yalnız başına veya evvelce irad edilen delillerle birlikte nazara alındıkları takdirde maznunun beraetini veya daha hafif bir cezayı havi kanun hükmünün tatbiki ile mahküm olmasını istilzam edebilecek mahiyette olursa. Şu kadar ki kabahat hükümleri hakkında ancak evvelce mahküm tarafından öğrenilmemiş olan veya kendi kusurile olmıyarak evvelce irad edilmemiş bulunan vakıalar veya deliller dermeyan olunabilir.
6- Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde, muhakemenin iadesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir" şeklinde düzenlenmiş iken,
5271 sayılı CMK'nun "Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311. maddesi;
"(1) Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür.
a) Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliği anlaşılırsa.
b) Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
c) Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
d) Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
e) Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
f) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.
(2) Birinci fıkranın (f) bendi hükümleri, 4.2.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 4.2.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır" biçiminde düzenlenmiştir.
Görüldüğü gibi yargılamanın yenilenmesi, 1412 sayılı CMUK'nda "muhakemenin iadesi" 5271 sayılı CMK'nda ise "yargılamanın yenilenmesi" başlığı altında benzer şekilde düzenlenmiştir.
5271 sayılı CMK'nun 311. maddesinde hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenlerine yer verilmiş ve bunlar sınırlı biçimde sayılmıştır. Bunun dışındaki nedenlerle hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesinin istenilmesi mümkün değildir.
Kamu düzeninin sağlanması, davaların bir noktada sona ermesi sonucunu, yani kesin hükmü doğurmuştur. Kesin hükümle birlikte artık yargılamaya konu sorun çözülerek, maddi gerçeğe ulaşıldığından kesin hükümle sonuçlanmış bir ihtilaf kural olarak yeniden yargılama konusu yapılamayacaktır. Bununla birlikte bir yargılama faaliyeti sonucu verilen kesin hükümde adli hataların yapılması da mümkündür. Hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan maddi olaylar kesin hükmün maddi gerçeği yansıttığı kabulünü ve kesin hükmün ispatla ilgili temellerini sarsabilecektir. Bu durumda, bir yanda kesin hüküm, diğer yanda ise adli hatanın düzeltilmesi zorunluluğu söz konusu olacaktır. Bu iki değerden birinin tamamen gözardı edilmesi mümkün olmadığından kanun koyucu maddi temelleri sarsılmış kesin hükümden fedakarlık yapmak zorunda kalmış ve bunun şartlarını belirlemiştir. Bu açıdan yargılamanın yenilenmesi kesin hükmün dokunulmazlığının istisnasını oluşturmaktadır. Kesinleşen hükmün, maddi gerçeğe uymadığına ilişkin kanunda belirtilen şartları taşıyan taleplerin değerlendirilmesi ve yapılacak değerlendirme sonucunda şartların oluşması halinde kesinleşen hükmün düzeltilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenlerle kanun koyucu bu sorunu çözebilmek için yargılamanın yenilenmesi müessesesini şartlarını ayrıntılı olarak düzenlemek suretiyle ihdas etmiştir.
Yargılamanın yenilenmesi ancak kesinleşmiş hükümlerde başvurulacak bir yol olup hukuki niteliği itibarıyla CMK'nun sistematiği, düzenleniş şekli ve düzenlendiği yer dikkate alındığında tereddütsüz olağanüstü bir kanun yoludur. Yargılamanın yenilenmesindeki amaç, kanunda istisnai ve sınırlı olarak sayılan hallerin gerçekleşmesi halinde gerçeğin araştırılması, böylece toplum ve sanığın menfaatinin korunması olduğundan, kesin hükme yönelik olarak ileri sürülen ve gerekli şartları taşımayan her türlü yenilenme talebinin dikkate alınması da söz konusu olmayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında yargılamanın yenilenmesini; kanunda sınırlı şekilde sayılan yargılamanın yenilenmesi nedenlerinin en az birisine dayalı olarak kesinleşmiş bir hükümde adli hata bulunduğu iddiasıyla kural olarak hükmü veren mahkemeye başvurulmasıyla başlayan, hükmü veren hakimin katılımı olmaksızın, mahkemece başvurunun şekil ve esas açısından kabulüne karar verilmesi halinde devam edilerek hükme konu sanık ve fiil hakkında yeniden kovuşturma yapılmasına imkan sağlayan, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlamak mümkündür.
Yargılamanın yenilenmesi, mutlaka istek üzerine yapılabilecek, davasız yargılama olmaz ilkesinin doğal sonucu olarak mahkemece re'sen yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmesi mümkün olmayacaktır. Hükmün infaz edilmiş olması veya hükümlünün ölümü de yargılamanın yenilenmesine engel teşkil etmeyecektir.
Yargılamanın yenilenmesi başvurusu kural olarak herhangi bir süre sınırlamasına tâbi tutulmamış olup, talep hükmü veren mahkemeye yapılmalıdır. Yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması kesinleşen hükmün infazını kendiliğinden etkilemeyecek, ancak mahkemenin infazın geri bırakılmasına ya da durdurulmasına karar vermesi mümkün olabilecektir.
Yargılamanın yenilenebilmesi için hükümde önemli bir adli hatanın yapılmış olması gereklidir. Yargılamanın yenilenmesini gerektiren bu hata, hükümlünün lehine ya da aleyhine olarak yapılmış olabileceğinden hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi hem hükümlünün lehine hem de aleyhine olarak başvurulabilecek bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir.
CMK'nun 311. maddesinde belirtildiği üzere, kesinleşen bir hükümle sonuçlanan davanın, yargılamanın yenilenmesi yolu ile hükümlü lehine yeniden görülebilmesi için;
a - Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgenin sahteliğinin anlaşılması,
b- Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması veya görüş bildirmesi,
c- Kararı veren hakimlerden birinin görevini yaparken kusurlu davranması,
d- Kararın dayandığı hukuk mahkemesi kararının kesinleşmiş bir kararla bozulması,
e- Hükümlünün beraetini veya daha hafif bir suçtan cezalandırılmasını gerektirecek yeni delil ve olayların ortaya çıkması,
f- Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması gerekir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulması bakımından yargılamanın yenilenmesi nedenlerinden olan "yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması"nın üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır.
"Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulması"na ilişkin yenileme nedeni CMK'nun 311. maddesinin 1 fıkrasının (e) bendinde;
"Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa" şeklinde düzenlenmiştir.
Delil; ceza muhakemesinin konusu olan olayda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla kullanılan ispat aracı olup ceza muhakemesi hukukunda "delil serbestisi" ilkesi gereği akılcı ve gerçekçi olmak ve hukuka aykırı bulunmamak şartıyla her beyan, belge veya belirti, delil olarak kabul edilebilecektir.
Olay ise, doğrudan doğruya veya dolayısıyla muhakeme hukuku içinde ispat vasıtası olarak kabul edilen, diğer bir anlatımla doğrudan veya dolaylı olarak ispat aracı olarak kullanılabilecek ve yargılama sonucunu etkileyecek olgulardır.
Delil ve olayların, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilebilmesi için "yeni" olması gerekmektedir. Hükmü veren mahkemeye bildirilmemesi sebebiyle, hükümde dikkate alınmamış olan her olay ve delil hükümlü tarafından bilinip bilinmemesi önemli olmaksızın "yeni" olarak nitelendirilmektedir. Olay ya da delilin yeniliği, olayın kesin hükümden sonra meydana gelmiş olmasıyla değil, kesinleşmiş olan hükmün verilmesi sırasında değerlendirilip değerlendirilmediği ile bağlantılıdır. Kesin hükümden önce meydana gelen ancak mahkemenin bilgisine sunulmayan ya da mahkeme tarafından değerlendirilmeyen deliller ve olaylar da "yeni" sayılmalıdır. Bu doğrultuda hükmü veren mahkemeye bildirilmediğinden yargılama yapılırken değerlendirilemeyen her türlü olgu ve delil de "yeni" sayılmaktadır.
Daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular "yeni" değildir. Buradaki yenilikten anlaşılması gereken taraf bakımından değil, mahkeme bakımından olay ya da delilin yeni olmasıdır. Mahkemece bilinmeyen, incelenmeyen, yargılama konusu yapılmayan ve bu nedenle değerlendirilmeyen deliller "yeni delil veya olay" kapsamındadır. Yenilik açısından önemli olan delil vasfına sahip olacak biçimde içerikteki yeniliktir. Bu nedenle hükümlünün bildiği veya bilmesi gereken bir olay veya delil, mahkemece bilinmiyorsa veya öğrenilmekle birlikte değerlendirilmemişse yargılamanın yenilenmesi nedeni olabilecektir.
Yeni olay ya da delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olması için aynı zamanda "önemli" de olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile yeni deliller ve olaylar ortaya konulduklarında tek başlarına ya da önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir ceza uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır.
Yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmadığı konusunda şekil şartının yerine getirilmesi yeterli olmayıp, ikame olunan olay ve delillerin önceden ileri sürülmeyen ve tamamen yeni nitelik taşıyan yapıda olması ve tek başına veya diğer deliller birlikte incelendiğinde hükümlü lehine değerlendirmeye ve önceki hükmü değiştirmeye mahkemeyi yönlendirecek ciddiyette bulunması gerekmektedir. Bu özelliği taşımayan iddialarla, sırf şekli unsurların yeterliliğinden bahisle yargılamanın yenilenmesinde delil toplamaya ya da bu safha aşılarak duruşmalı incelemeye yönelmek kanun koyucunun amacıyla ve olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesinin yapısıyla uyuşmamaktadır. Diğer bir ifade ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilebilmesi için kesin hükümden dönülmesini gerektirecek, duruşma açılmasını haklı ve gerekli kılıcak ciddiyette yeni delil ve olayların ortaya konulması zorunludur.
Buna göre, yargılama aşamasında yerel mahkemece temas edilen, bilgi sahibi olunan, incelenen ve hüküm verilirken gözönüne alınan, temyiz aşamasında da Özel Dairece incelenip değerlendirilen bir delile ilişkin olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmak mümkün olmadığı gibi, bu tür nedenlere dayalı olarak yapılan taleplerin de kabul edilmemesi gerekmektedir.
Bu nedenle, gerek ilk derece yargılamasında gerekse temyiz aşamasında ileri sürülen, yargılama makamlarının bilgi sahibi olduğu, suçun sübutu ve nitelendirmesi bakımından göz önüne alınan, bu şekilde aşamalarda değerlendirilen olay ve delillere dayalı olarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulması durumunda, CMK'nun 318/3. maddesi uyarınca mahkemece yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule değer olmadığına karar verilmesi gerekmektedir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.06.1995 gün ve 164-190 sayılı kararında; "Yargılanmanın yenilenmesi bakımından yeni delil ve vakıanın varlığından bahsedebilmek için delil ve olayın daha önce mahkemeye sunulmamış, mahkemenin bilgisi dışında kalmış, yalnız başına veya diğer delillerle birlikte sonuca etkili olması gerekmektedir. Bu nitelikleri taşımayan delil veya olaylara 'yeni delil ve olay' niteliği yüklenemez", 15.10.1990 gün ve 214-236 sayılı kararında; "Yargı kararının verildiği tarihte, mahkemece bilinmeyen ve mahkûmiyet hükmü kurulurken değerlendirme dışı tutulan yeni delil veya yeni olay diye tanımlanabilecek yeni bir durum ortaya çıkmadığından, önceki hükmün tasdikine ilişkin yerel mahkeme kararı ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır", 01.10.1990 gün ve 190-212 sayılı kararında; "Yerel mahkeme yargılamanın yenilenmesi davası sırasında, sanığın ileri sürdüğü hususlarda gösterdiği tanıkları dinlemiş, bu tanıkların tümü de sanığın ileri sürdüğü hususları doğrular nitelikte anlatımda bulunmuşlardır. O halde sanığın dilekçesinde ileri sürdüğü hususların doğruluğu kanıtlandığına göre, bu hususların yargılamanın yenilenmesi davasına konu, yargı kararının verildiği tarihte, yargılama heyetinin bilmediği delil veya olay diye tanımlayabileceğimiz yeni delil veya yeni olay olup olmadığına bakılmalı, bu soruya bulunacak cevap olumlu olduğu takdirde, hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren yasa hükmünün uygulanmasını gerektirip gerektirmediğini saptamak gerekecektir", 27.05.1985 gün ve 72-306 sayılı kararında ise; "Öğreti ve uygulamada kabul olunduğu üzere 'yeni vakıa ve delil', evvelce yargıya sunulmamış olan onun bilgisi dışında kalmış olan delildir" sonucuna ulaşılmıştır.
Öğretide de; "Yeni vakıa, yahut yeni delil mahkemece bilinmeyen yani mahkemenin hüküm verdiği esnada vakıf olmadığı vakıa yahut delil demektir. Yenilik, vakıa veya delilin vukuu zamanına, yani kronolojik bir esasa göre değil, mahkemece bilinmiş olup olmadığına göre tâyin edilir" (Baha Kantar, Ceza Muhakemeleri Usulü Üçüncü Kitap Kanun Yolları, Ankara, 1953, s.411), "Muhakemenin yenilenmesi için sebep olarak gösterilen vakıa veya delillerin 'yeni' olması şarttır. Hükümlünün bildiği veya bilmesi lâzım geldiği bir vakıa veya delil, mahkemece malûm değil ise, yenilenme sebebi olabilir" (Faruk Erem, Muhakemenin Yenilenmesi Hakkında Genel Bilgiler, AÜHFD, S.1-4, C.19, Ankara, 1962, s.25), "Muhakemenin iadesi sebebi olabilmesi için dermeyan edilen vakıaların veya delillerin yeni olması gerekir. Yeni demek, hüküm tesis olunduğu zaman mahkemece bilinmeyen ve failin kusurluluğunu tesbitte tesir icra edebilen ve ilk hüküm tesisinde hiç nazara alınmamış bulunan hususlardır. Bir vakıa veya delil hüküm tesisi zamanında fail tarafından bilinse, fakat mahkemeye ikâme edilmemiş olsa ve bu sebeple de hükümde değerlendirilmemiş veya hükme tesir etmemiş olsa, bu iadei muhakeme sebebi olabilecektir; zira, bahis konusu olan yenilik fail bakımından değil mahkeme bakımından aranmalıdır" (Ayhan Önder, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Yeni Vakalar ve Yeni Deliller Sebebiyle Muhakemenin İadesi, İÜHFM, C.31, No:1-4, İstanbul 1966, s.63), "Hükmü veren mahkemede bildirilmemiş veya bildirilememiş ve bu sebeple hükümde nazara alınmamış olan her türlü vakıa ve deliller, mahkûm tarafından bilinip bilinmemelerinin bir ehemmiyeti olmaksızın yeni sayılırlar. Yani yenilik taraf bakımından değil, mahkeme bakımındandır. Delil ve vakıaların evvelki duruşmada dermeyan edilmemiş ve neticede mahkemenin malûmatı dışında kalmış olmaları yeni kabul edilmeleri için yeterlidir. Evvelki duruşmada dermeyan edilmiş fakat mahkemece inandırıcı görülmeyerek nazara alınmamış delil ve vakıalar 'yeni' sayılmazlar" (Eralp Özgen, Ceza Muhakemesinin Yenilenmesi, Ankara, 1968, s. 95), "Yargılaşan kararın verildiği tarihte hakimin bilmediği delil veya olay diye tarif edebileceğimiz yeni delil veya olayın yenileme sebebi olabilmesi için yalnız başına veya eskilerle birlikte nazara alındığında hükümlünün beraatini veya daha hafif bir cezayı havi kanun hükmünün, yani sonuç cezanın tayininde kullanılması takdire bırakılmayıp, kanun gereği olan normların uygulanması ile mahkum olmasını gerektirecek nitelikte olması gerekir" (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi, 18. Bası, İstanbul, 2010, s.1493), "Şüphesiz muhakemenin iadesi için ileri sürülen delil veya vakıanın yeni olması gerekir. Buradaki 'yenilik'ten kasıt, daha önce bilinmeyen, bildirilmemiş veya sonradan ortaya çıkan delil veya olay olabileceği gibi, bir tarafça bilinmekle birlikte mahkemece bilinmeyen veya mahkemeye ismen bildirilmekle birlikte incelenmemiş, üzerinde delil veya olay muhakemesi yapılmamış, kısaca hiç dikkate alınıp değerlendirilmemiş hususlar da olabilir. Çünkü buradaki 'yenilik', taraf bakımından değil, mahkeme bakımındandır. Dermeyan edilmeyip, sadece kendisinden bahsedilerek hiçbir şekilde dikkate alınmayan ve inceleme dışı tutulan delil ve olay arasında fark bulunmamaktadır. Bunlar da kendileri dikkate alınmadan yapılan yargılama açısından 'yenilik' vasıflarını yitirmeyip sürdürürler" (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, C. 2, 8. Baskı, Ankara, 2013, s. 494), "Yeni delil, mahkemeye sunulmamış, sunulsa bile mahkemece irdelenmemiş, dikkate alınmamış delildir. Bununla birlikte delil irdelenmiş ancak hükme esas alınmamış ise yeni değildir. Yeni delil aslında önceki hükmün yanlış olduğunu gösteren delildir. Buna göre fiil hakkında mahkemenin verdiği karar hukuksal dayanağını kaybediyor veya eski ispat olgusunda şüphe doğuruyorsa, bunu ortaya koyan vakıa ve/veya delil, yeni vakıa ve delildir" (Veli Özer Özbek/ Mehmet Nihat Kanbur/ Koray Doğan/ Pınar Bacaksız/ İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2012, s. 806), "Hükmü veren mahkemeye bildirilmediği için hüküm kurulurken dikkate alınmamış her türlü olgu ve deliller yeni sayılır. Daha önceden mahkemeye bildirilen, ancak mahkemece inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil veya olgular yeni sayılmaz" (Nur Centel- Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, İstanbul, 2013, s.793), "Muhakemenin yenilenmesi nedeninin oluşması için olay ve delilin yeni olması gerekmektedir. Kanun koyucu burada yeni kelimesini, oluş tarihinden itibaren çok zaman geçmemiş anlamında değil, daha önce söylenmemiş, görülmemiş, gösterilmemiş, düşünülmemiş anlamında kullanmıştır. Bu nedenle delilin yeni sayılması için ceza muhakemesi sırasında mahkemece varlığının bilinmemesi veya bilindiği halde olay yada delile ulaşılmaması gerekir" (Ahu Karakurt, Ceza Muhakemesi Hukukunda Muhakemenin Yenilenmesi, Ankara, 2009, s.111), "Mahkemece yargılama sırasında bilinmeyen, bilindiği halde ulaşılamayan ve bu nedenle de kısmen veya tamamen hükmün kurulmasında dikkate alınmamış olan delil yeni delildir" (İlhan Akbulut, Ceza Muhakemesi Usulü Hukukunda Muhakemenin İadesi, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 78, 2004/4, s. 1559), "Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunların yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkum edilmesini gerektirecek nitelikte olması yargılamanın lehe yenilenme nedenidir" (Sevi Bakım, Ceza Muhakemesi Hukukunda Yargılamanın Yenilenmesi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Özel Sayı, Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan, İstanbul, 2013, s. 933) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık hakkında 6831 sayılı Orman Kanununa muhalefet suçundan açılan kamu davasında yerel mahkemece mahallinde 21.03.2001 tarihinde keşif yapıldığı, keşif sonucu düzenlenen 23.3.2001 tarihli bilirkişi raporu ve rapora ekli kroki hükme esas alınmak suretiyle, sanığın orman sınırları içine ev yaptığı anlaşıldığından, 6831 sayılı Kanunun 93/2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, temyiz dilekçesinde dava konusu edilen taşınmazın orman sınırları içinde olmayıp komşu İzmir, Bornova, Yaka köyü 133 ada 33 parsel içinde yer aldığının ve bu taşınmazında hazine adına tapuya tesciline karar verildiğinin ileri sürüldüğü, buna ilişkin olarak İzmir Kadastro Mahkemesinin 08.06.2000 gün ve 62-118 sayılı kararı, bu kararın onanmasına ilişkin Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 17.10.2000 gün 7053-8018 sayılı ilamı ve bu kararın düzeltilmesi talebi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince verilen 01.02.2001 gün ve 11068-461 sayılı karar düzeltme isteminin reddine ilişkin kararın temyiz dilekçesine eklendiği, yapılan temyiz incelemesi sonucu hükmün Özel Dairece onandığı, hükmün onanmasından sonra hükümlü vekilince, İzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu taşınmazla ilgili olarak İzmir O.. M.. aleyhine tespit davası açıldığı, dava konusu yerin tespitinin istendiği, tespit dosyasında bir orman mühendisi ve bir harita mühendisi eşliğinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, dava konusu yerin hazine adına tescilli İzmir, Bornova, Yaka köyü 133 ada 33 parsel içerisinde kaldığının belirtildiği, bu rapor eklenmek suretiyle hükümlü müdafiince 13.12.2003 tarihli dilekçe ile muhakemenin iadesi talebinde bulunulduğu, İzmir 7. Sulh Ceza Mahkemesince 11.02.2004 gün ve 814-158 sayı ile muhakemenin iadesi talebinin kabulüne ve infazın durdurulmasına karar verildiği, duruşmalı olarak yapılan muhakemenin iadesi yargılaması sırasında iki harita mühendisi ve bir orman yüksek mühendisinin iştiraki ile 19.11.2004 tarihinde mahalinde keşif icra edildiği, harita mühendisi bilirkişilerce hazırlanan raporda; yenileme talebine gerekçe yapılan rapor düzenlenirken orman haritası ve kadastro tutanaklarının göz önüne alınmaması nedeniyle hatalı sonuca ulaşıldığını, teknik ve bilimsel verilere göre yaptıkları değerlendirme sonucunda dava konusu evin orman sınırları içinde kaldığını, bazı ölçümleme farklılıkları olmakla birlikte kesinleşen hükme esas alınan ilk raporun sonucu itibarıyla doğru olduğunu belirttikleri, orman yüksek mühendisi bilirkişinin de aynı doğrultuda görüş bildirdiği anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece, ilk hükmün dosyada bulunan orman mühendisi tarafından düzenlenen 23.03.2001 tarihli bilirkişi raporu ve bu rapora ekli kroki esas alınmak suretiyle kurulması, bu hükmün temyiz dilekçesine ekli komşu parsele ilişkin kadastro mahkemesi kararı, bu kararın onanmasına ve onama kararına yönelik karar düzeltme talebinin reddine ilişkin Yargıtay 20. Hukuk Dairesi kararları da değerlendirilmek suretiyle Özel Dairece onanması, hükümlü vekilinin yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer görülmesi üzerine yapılan yenileme yargılaması sırasında mahallinde icra edilen keşfe iştirak eden iki harita mühendisi ve bir orman yüksek mühendisi tarafından düzenlenen raporların ilk hükme esas alınan raporu teyit ederek, dava konusu yerin orman sınırları içinde olduğunu ve hükmün kesinleşmesinden sonra hükümlü müdafiince asliye hukuk mahkemesine açılan tespit dosyasında dava konusu yerle ilgili alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu belirlemeleri karşısında, hükümlü müdafiinin yargılamanın yenilenmesine dayanak olarak ileri sürdüğü bilirkişi raporunun mahkemenin yargılama sırasında temas ettiği, bilgi sahibi olduğu, incelediği ve değerlendirmeye tabi tuttuğu bir konuya ilişkin olup, sonuca etkili olacak yeni delil niteliğinde olmadığı açıktır.
Hükümlü müdafiinin yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine yerel mahkemece, 5271 sayılı CMK'nun 311 vd. maddeleri uyarınca gerekli inceleme yapıldıktan sonra, ileri sürülen olay veya delilin yukarıda açıklandığı üzere “yeni” olmaması nedeniyle aynı kanunun 319/1. maddesi gereğince yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule şayan görülmeyerek reddedilmesine karar verilmesi gerekirken, bu inceleme yapılmadan dilekçeye ekli sonradan hatalı ölçümleme sonucu düzenlendiği anlaşılan bilirkişi raporuna itibar edilerek yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer görülüp duruşmalı olarak yargılamanın yenilenmesi muhakemesine geçilmesi hatalı bir uygulama ise de; yerel mahkemece yürütülen yargılamanın yenilenmesi muhakemesinde talebe dayanak gösterilen raporun "yeni delil" niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşılarak, talebin reddine ve önceki hükmün onanmasına karar verilmesi sonucu itibarıyla isabetlidir.
Bu itibarla, sonucu itibarıyla isabetli olan yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; "yerel mahkeme direnme hükmü isabetsiz olduğundan bozulmasına karar verilmesi gerekir" düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Sonucu itibarıyla isabetli bulunan İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.04.2011 gün ve 170-609 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.03.2014 günü yapılan müzakerede ön sorun ve direnme hükmü yönünden oyçokluğuyla karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 16. Ceza Dairesi 2015/6439 E. , 2016/374 K.


TALEP:
Yasa dışı örgütün sair efradı olma suçundan hükümlü ...'in, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 168/2, 59/2 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına dair kapatılan Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarihli ve esas, sayılı kararının Yargıtay Ceza Dairesinin tarihli ve esas, sayılı ilamıyla onanarak kesinleşmesini müteakip, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun lehe hükümlerinin uygulanması talebi üzerine, yeniden yapılan yargılama sonucunda Ceza Mahkemesinin tarihli ve esas, sayılı kararı ile hükümlünün 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 314/2, 62 ve 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasını müteakip, hükümlü müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin Ağır Ceza Mahkemenin tarihli ve değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın keza reddine dair Ağır Ceza Mahkemesinin tarihli ve değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, hükümlü müdafii tarafından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile eklenen geçici 2. madde gereğince yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuş olup, mahkemece talebin 5271 sayılı Kanuna eklenen geçici 2. madde kapsamı dışında kaldığı gerekçesiyle reddine karar verilmesini müteakip, merci Ağır Ceza Mahkemesince de itirazın reddine karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Kanunun 311. maddesinin 1. fıkrasının f bendinde, ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması halinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulabileceği, 2. fıkrasında, birinci fıkranın (f) bendi hükümlerinin 04.02.2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile, 04.02.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanabileceğinin düzenlendiği, 5271 sayılı Kanuna eklenen geçici 2. maddede ise, ./..


"İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle bir ceza hükmünün verildiğini tespit eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararlarından, 15.06.2012 tarihi itibarıyla Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde denetlenmekte bulunanlar bakımından bu Kanunun 311'inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz. Bu durumda olanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunabilirler" hükmü yer almakta olup, Ağır Ceza Mahkemesince, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararının, 15.06.2012 tarihi itibarıyla Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde denetlenmekte bulunup bulunmadığı araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilerek, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü gün ve sayılı kanun yararına bozma talebine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tarih ve sayılı tebliğnamesiyle bozma talep edilmiş olmakla dosya incelenerek gereği düşünüldü:
I ) OLAY:
Hükümlü hakkında,Devlet Güvenlik Mahkemesinin gün ve esas, sayılı kararı ile hükümlünün "yasa dışı örgütün sair efradı olma suçunu işlediği" kabul edilerek 765 sayılı TCK'nın 168/2, 59/2, 31, 33 ve 3713 sayılı Kanunun 5. maddeleri uyarınca verilen 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası, Yargıtay Ceza Dairesinin tarihli ve esas, karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilerek kesinleşmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi nedeniyle hükümlü hakkında lehe kanunun belirlenmesi için yapılan uyarlama yargılaması sonucunda Ağır Ceza Mahkemesinin tarihli ek kararı ile hükümlünün 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 62, 53, 58/9 ve 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu karar da yine Yargıtay Ceza Dairesinin tarihli esas, karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.
Hükümlü müdafii 22.06.2001 tarihinde İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş (Başvuru no: ) ve Mahkeme tarihinde, Sözleşmenin ihlal edildiğini kararlaştırmıştır.
Hükümlü müdafii 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununa 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile eklenen geçici 2. madde gereğince yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş, Ağır Ceza Mahkemesinin tarihli ve değişik iş sayılı kararı ile talebin 5271 sayılı CMK'nın geçici 2. maddesi kapsamı dışında kaldığından reddedilmiş, hükümlü müdafii ret kararına tarihinde itiraz etmiş ve itirazı Ağır Ceza Mahkemesinin tarihli ve ./..


değişik iş sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir.
II ) KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI :
5271 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararının, 15.06.2012 tarihi itibarıyla Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde denetlenmekte bulunup bulunmadığı araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilerek, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesine dair Ağır Ceza Mahkemesinin tarihli ve değişik iş sayılı kararı yerinde olmadığından 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemine ilişkindir.
III ) HUKUKSAL DEĞERLENDİRME :
5271 sayılı CMK'nın 311/1-f maddesinde "ceza hükmünün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararı ile tespit edilmiş olması" hususu bir yargılamanın iadesi nedeni olarak kabul edilmiş, aynı Kanun maddesinin 2. fıkrasında ise bu tür başvurular bakımından engel nitelikteki tarih aralığı öngören bir düzenleme getirilmiştir.
Ancak, 30.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 21. maddesi ile 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 2. madde ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararlarından 15.06.2012 tarihi itibariyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde denetlenmekte bulunanlar, 5271 sayılı CMK'nın 311/2. maddesi ile öngörülen engel nitelikteki tarih aralığının kapsamı dışına çıkarılmıştır.
Somut olayda, hükümlü müdafii 22.06.2001 tarihinde İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş (Başvuru no: ) ve Mahkeme 16.06.2009 tarihinde, sözleşmenin ihlal edildiğini kararlaştırmıştır. Buna göre, hükümlü hakkındaki AİHM kararının, başvuru ve karar tarihleri bakımından, kanunda öngörülen yargılamanın yenilenmesi talebine engel nitelikteki tarih aralığının kapsamı dışına çıktığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, hükümlü hakkında kesinleşen hükümle sonuçlanmış davanın, hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülebilmesi için, ayrıca hükümlü hakkındaki kesinleşmiş AİHM kararının 15.06.2012 tarihi itibarıyla Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde denetlenmekte bulunanlar arasında olup olmadığının saptanması gerekmektedir.
Mahkemece bu husus araştırılıp tespit edilmeden ve AİHM kararının Türkçe'ye çevrilmiş onaylı bir örneği dosyaya konulmadan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi uygun görülmüştür.


IV ) SONUÇ VE KARAR :
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Ağır Ceza Mahkemesinin tarih ve değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 16. Ceza Dairesi 2015/6442 E. , 2016/373 K.

TALEP :

Anayasal düzeni zorla bozmaya kalkışmak suçundan hükümlü ...'ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146/1. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına dair ....Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 14.02.2002 tarihli ve 1999/... esas, 2002/... sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, hükümlü vekili tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin .... Ağır Ceza Mahkemesinin 26.07.2011 tarihli ve 2011/... değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair .... Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2011 tarihli ve 2011/... değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre;
Hükümlü vekilinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311/1-f maddesine göre yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, ancak mahkemece hükümlü vekilinin dilekçesinde belirttiği hususların yargılamanın yenilenmesi nedenleri arasında bulunmadığından bahisle yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar verildiği anlaşılmakla dosyanın incelenmesinde; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 26.01.2010 tarihli ve 4977/04 başvuru numaralı kararında hükümlünün yargılanması sırasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlâl edildiğinin tespit edildiği ve hükümlü vekilinin yargılamanın yenilenmesi talebinin de bu karara dayandığı, 5271 sayılı Kanunun 311/1-f maddesinde "Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması, bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir." şeklinde düzenleme yer aldığı, bu hali ile 5271 sayılı Kanunun 311/1-f bendinde yer alan yargılamanın yenilenmesi koşulunun gerçekleştiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 24.08.2015 gün ve 94660652-105-06-12733-2014-17073/54975 sayılı istemlerine dayanılarak anılan kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.09.2015 gün ve 2015/300825 sayılı tebliğnamesiyle bozma talep edilmiş olmakla dosya incelenerek gereği düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I ) OLAY:
Hükümlü hakkında, .... Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesinin 14.02.2002 gün ve 1999/... esas, 2002/... sayılı kararı ile hükümlünün "Anayasal düzeni zorla bozmaya kalkışmak suçunu işlediği" kabul edilerek 765 sayılı TCK'nın 146/1, 31, 33. maddeleri uyarınca verilen idam cezası, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 23.06.2003 tarihli ve 2002/... esas, 2003/... karar sayılı ilamı ile hükümdeki “idam cezası ile cezalandırılmalarına” dair ibarelerin çıkarılarak yerine “müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına” denilmek suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilerek kesinleşmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi nedeniyle hükümlü hakkında lehe kanunun belirlenmesi için yapılan uyarlama yargılaması sonucunda .... Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2005 tarihli ek kararı ile kesinleşen hükümdeki “sonuç cezanın diğer yönleri aynı kalmak suretiyle 'ağırlaştırılmış müebbet hapis' şeklinde düzeltilmesine, bu şekilde infazına” karar verilmiş ve bu karar da yine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 01.05.2006 tarihli 2006/... esas, 2006/... karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.
Hükümlü müdafii 24.12.2003 tarihinde İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş (Başvuru no: 4977/04) ve Mahkemenin İkinci Dairesi 26.01.2010 tarihinde, Sözleşmenin 6/3-c maddesinin ihlal edildiğini kararlaştırmıştır.
Hükümlü müdafiinin 5271 sayılı CMK'nın 311/1-f maddesi kapsamındaki 17.09.2010 tarihli yargılanmanın yenilenmesi talebi Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.07.2011 tarihli ve 2011/727 değişik iş sayılı kararı ile koşulları bulunmadığından ve kabule değer görülmediğinden reddedilmiş, hükümlü müdafii ret kararına 11.08.2011 tarihinde itiraz etmiş ve itirazı Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2011 tarihli ve 2011/463 değişik iş sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir.
II ) KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Hükümlü hakkında kesinleşmiş hükümle sonuçlanmış olan dava bakımından 5271 sayılı Kanunun 311/1-f bendinde yer alan yargılamanın yenilenmesi koşulunun gerçekleştiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine dair Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2011 tarihli ve 2011/463 değişik iş sayılı kararı yerinde olmadığından 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istemine ilişkindir.
III ) HUKUKSAL DEĞERLENDİRME :
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi 26 Ocak 2010 tarihli ve Başvuru no: 4977/04 sayılı Türkiye/Hasan Çoban (No: 2) kararı ile; hükümlü ...'ın yakalandıktan sonra polis tarafından sorgulanması sırasında, TKP/ML-TİKKO örgütünün üyesi olduğunu ve bu örgüt adına birçok eyleme katıldığını kabul ettiğini, Cumhuriyet savcısının huzurunda da, polise verdiği ifadeyi tekrar ettiğini, aynı tarihte, hâkimin huzuruna çıkarıldığını ve önceki beyanlarını doğruladığını, Devlet Güvenlik Mahkemesinin hükümlü hakkındaki mahkûmiyet kararını verirken, “diğerlerinin yanı sıra” hükümlünün avukat yardımını almadığı sırada polise, savcıya ve hâkime verdiği ifadelere dayandığını, bu nedenle de Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile birlikte 6. maddesinin 3. fıkrasının c) bendinin ihlal edildiği sonucuna vardığını, en uygun telafi şeklinin, hükümlünün talep etmesi koşuluyla, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası gereklerine uygun yeni bir dava açılması olacağı kanaatinde olduğunu belirterek; sonuç olarak hükümlünün gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımı almaması bağlamındaki şikayetinin kabul edilebilir olduğuna ve Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile birlikte 6. maddesinin 3. fıkrasının c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311. maddesinin 1. fıkrasının “f” bendine dayanılarak, kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir davanın, hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülebilmesi için;
1- Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verilmiş olması,
2- Hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması,
3- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istemde bulunulmuş olması,
4- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının 04.02.2003 tarihi itibariyle kesinleşmiş veya 04.02.2003 tarihinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru üzerine verilmiş olması, gerekmektedir.
Somut olaya bakıldığında;
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının 24.12.2003 tarihli başvuru üzerine verildiği, hükümlü hakkında kesinleşen mahkumiyet hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ile birlikte 6. maddesinin 3. fıkrasının c) bendinin ihlâli suretiyle verildiği ve hükmün bu aykırılığa dayandığının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olduğu, kararın kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde yargılamanın yenilenmesi isteminin yapıldığı, dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi için kanunun aradığı koşulların gerçekleşmiş olduğunun anlaşılması karşısında, itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi uygun görülmüştür.
IV ) SONUÇ VE KARAR :
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, .... Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.2011 tarih ve 2011/463 değişik iş sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.02.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 8. Ceza Dairesi 2015/12262 E. , 2015/22468 K.

İhbarname No : KYB - 2015/254693


Köy tüzel kişiliğine ait veya köylünün ortak yararlanmasındaki taşınmazlara tecavüz suçundan sanıklar H.. E.., N.. E.. ve K.. E..’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 154/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 1 yıl 6 ay hapis ve 9.000.00 Türk Lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Mustafakemalpaşa Asliye Ceza Mahkemesinin 18/05/2010 tarihli ve 2008/21 esas, 2010/365 sayılı kararının Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 10/07/2013 tarihli ve 2012/8349 esas, 2013/20588 sayılı kararı ile düzeltilip onanarak kesinleşmesini müteakip, sanıklar müdafiileri tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 21/02/2014 tarihli ve 2008/21 esas, 2010/365 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair (BURSA) 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/03/2014 tarihli ve 2014/423 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyasıyla ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre;
1- Yargılamanın yenilenmesi talebinde yeni delil olarak kira sözleş- mesinin ibraz edildiği, .....A.Ş. ile noterlikçe düzenlenen köy adına köy muhtarı tarafından imzalı sözkonusu kira sözleşmesi uyarınca, şirketin çalışması esnasında ruhsatlı saha dışına çıkması durumunda köyün bu duruma muvafakat ettiklerine dair kira sözleşmesi düzenlendiği ve bu sözleşme gereği müvekkillerin sahibi bulunduğu şirket tarafından köye kira ödendiği ve köy için ve köy halkının yararına kullanılmak üzere bir kısım araçlar alındığı, Mustafakemalpaşa Sulh Hukuk Mahkemesinin 24/12/2013 tarihinde yapılan tespit sonucu bilirkişi Harita Mühendisi M. Y. tarafından düzenlenen raporda, kum ocağı faaliyetinin ruhsatlı saha içerisinde olduğu, moloz malzemenin ve moloz malzemeye ulaşımı sağlayan yolun ruhsat sahası içinde kaldığı ve ruhsatın dava konusu Karaorman köyüne ait 1120 ve 1121 parsel sayılı meraların bir kısmını da kapsadığının belirtildiği, belirtilen bu durumun yargılama sırasında alınan raporla mübayenet oluşturduğu ve mübayenetin giderilmesinin gerektiği gibi mevcut kira sözleşmesine göre, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/1-(e) maddesi anlamında sanıklar lehine bir durum meydana gelebileceği ve yargılamanın sonucuna göre hükümlünün hukukî durumunun tayini gerekeceği nazara alınmaksızın yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde,

2- Kabule göre, sanıklar vekilince yeni delil olarak ortaya konulan belgelerin daha önceden var olduğu ve hükümlüler tarafından bilindiği gerekçesi ile talebin reddine karar verildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/1-e maddesi gereğince, kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa, hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülmesi ve itirazın bu yönden kabulü gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 06.07.2015 gün ve 45362 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2015 gün ve KYB/2015-254693 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Gereği görüşülüp düşünüldü:

Ceza Genel Kurulunun 2012/909 esas, 2014/121 karar sayılı 11.03.2014 tarihli kararında da belirtildiği üzere daha önceden mahkemeye bildirilen ancak mahkeme tarafından değerlendirilerek inandırıcı bulunmadığı için dikkate alınmayan delil ve olgular "yeni" değildir. Buradaki yenilikten anlaşılması gereken taraf bakımından değil, mahkeme bakımından olay ya da delilin yeni olmasıdır. Mahkemece bilinmeyen, incelenmeyen, yargılama konusu yapılmayan ve bu nedenle değer- lendirilmeyen deliller "yeni delil veya olay" kapsamındadır. Yenilik açısından önemli olan delil vasfına sahip olacak biçimde içerikteki yeniliktir. Bu nedenle hükümlünün bildiği veya bilmesi gereken bir olay veya delil, mahkemece bilinmiyorsa veya öğrenilmekle birlikte değerlendirilmemişse yargılamanın yenilenmesi nedeni olabile- cektir. İncelemeye konu olayda; hükümlüler H.. E.., N. E. ve K.. E.. müdafiileri tarafından yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak ileri sürülen kira sözleşmesinin, yargılama aşamasında gündeme gelmediği, CMK.nun 217. maddesi uyarınca mahkemece tartışılmadığı gözetildiğinde, yeni delil olarak kabulü ile yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alınarak, beraati veya daha hafif bir kanun hükmünün uygulanmasını gerektirir nitelikte olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre yargılamanın yenilenip yenilenmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde, sunulan delillerin yargılamanın tarafları tarafından

bilinen ve var olan deliller olduğundan bahisle, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair karara karşı yapılan itirazın, bu nedenle kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi,

Yasaya aykırı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.03.2014 gün, 2014/423 değişik iş sayılı kararının CMK.nun 309. maddesi uyarınca (BOZUL- MASINA), bozma nedenine göre infazın durdurulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 12.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: HÜKÜMLÜ LEHİNE YARGILAMANIN YENİLENMESİ NEDENLERİ - CMK 311. MD.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 4. Ceza Dairesi 2015/12014 E. , 2015/32286 K.

Tebliğname No : KYB - 2015/134132


Suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehdit suçundan sanık C.. T..'un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-d, 43/1-2 ve 62. maddeleri gereğince 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/06/2008 tarihli ve 2007/75 esas, 2008/337 sayılı kararının, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 21/03/2013 tarihli ve 2010/22860 esas, 2013/8080 sayılı ilâmı ile onanarak kesinleşmesini müteakip, hükümlü tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin, aynı Mahkemenin 03/05/2013 tarihli ve 2007/75 esas, 2008/337 sayılı ek kararına yapılan itirazın reddine dair, Uşak 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/05/2013 tarihli ve 2013/221 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/04/2015 gün ve 134132 sayılı istem yazısıyla, Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanık tarafından verilen yargılamanın yenilenmesi talep dilekçesi ile talebin reddine ilişkin karara yönelik itiraz dilekçesinde, müşteki E.. K.. ile aralarında kız arkadaşı meselesi nedeniyle problem olduğunu, mahkeme kararına konu mesajı kendisinin göndermediğini, müşteki tarafından kendisine ait telefonun alınarak söz konusu mesajın müşteki tarafından kendi kullanıcısı olduğu cep telefonuna gönderildiğini, müştekinin bu şekilde kendisine komplo kurduğunu, bu hususunda B.. S.. ve K.. T.. isimli arkadaşları tarafından kendisine bildirildiğini, bu kişilerin yeminli ifade verebileceklerini beyan ettiği hususları nazara alındığında, dilekçe içeriklerinde sanık tarafından belirtilen konuya ilişkin herhangi bir soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılıp yapılmadığının araştırılması, B.. S.. ve K.. T.. isimli tanıkların beyanlarına başvurularak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/l-e. maddesinde düzenlenen "Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür: ...e-Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa" hükmü kapsamında değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilerek, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:

Suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehdit suçundan sanık C.. T.. hakkında yapılan yargılama sonucunda, Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/06/2008 tarihli kararı ile, hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, yüze karşı verilen kararın sanık tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 21.03.2013 tarihli kararıyla hükmün onandığı, bu şekilde kesinleşen kararın infazı sırasında, sanık müdafiinin yeni deliller ortaya çıktığı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, talebin aynı mahkeme tarafından reddedilmesi üzerine, bu karara itiraz edildiği, itirazın da reddedilmesi üzerine merci kararına yönelik olarak kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

Yargıtay tarafından onanarak kesinleşen hükmün infazı sırasında, yeni deliller ortaya çıktığı gerekçesiyle yapılan yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine dair, yerel mahkeme kararıyla, bu karara yapılan itirazın reddine dair merci kararının, hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III- Hukuksal Değerlendirme:

5271 sayılı CMK'nın "Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedenleri" başlıklı 311. maddesinin (e) bendinde; “ Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa” hükmüne yer verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yargılamanın yenilenmesi konusunun ele alındığı 11.03.2014 tarih ve 2012/3-909 esas ve 2014/121 karar sayılı kararında; “Yeni olay ya da delilin yargılamanın yenilenmesi sebebi olması için aynı zamanda "önemli" de olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile yeni deliller ve olaylar ortaya konulduklarında tek başlarına ya da önceden sunulan delillerle birlikte değerlendirildiğinde sanığın beraatini veya daha hafif bir ceza uygulanmasını gerektirecek nitelikte olmalıdır.

Yargılanmanın yenilenmesi talebinin kabule şayan olup olmadığı konusunda şekil şartının yerine getirilmesi yeterli olmayıp, ikame olunan olay ve delillerin önceden ileri sürülmeyen ve tamamen yeni nitelik taşıyan yapıda olması ve tek başına veya diğer deliller birlikte incelendiğinde hükümlü lehine değerlendirmeye ve önceki hükmü değiştirmeye mahkemeyi yönlendirecek ciddiyette bulunması gerekmektedir. Bu özelliği taşımayan iddialarla, sırf şekli unsurların yeterliliğinden bahisle yargılamanın yenilenmesinde delil toplamaya ya da bu safha aşılarak duruşmalı incelemeye yönelmek kanun koyucunun amacıyla ve olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesinin yapısıyla uyuşmamaktadır. Diğer bir ifade ile yargılamanın yenilenmesi talebinin kabul edilebilmesi için kesin hükümden dönülmesini gerektirecek, duruşma açılmasını haklı ve gerekli kılıcak ciddiyette yeni delil ve olayların ortaya konulması zorunludur.” görüşlerine yer verilmiştir.

Yargılamanın yenilenmesi kurumu kesin hükme karşı öngörülen olağanüstü yasayolları arasında yer aldığından, bu yola başvurulabilmesi için ortaya konulan gerekçelerin, yeniden yargılamaya başlanmasını gerektirecek nitelik, önem ve ciddiyete sahip olması gerekmektedir.

İnceleme konusu somut olayda, yargılamanın yenilenmesi istemi yeni tanıkların ortaya çıktığına ilişkindir. Ancak sunulan bu gerekçe, yerel mahkeme tarafından CMK’nın 311. maddesinde düzenlenen koşulları taşımadığı gerekçesiyle reddedilmiş, bu karara yapılan itirazda Uşak 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yerinde görülmemiştir.

Yargılamanın yenilenmesine yönelik istemde, sanığın cep telefonundan mağdur E.. K..’ın cep telefonuna gönderilen tehdit içeren mesajın sanık tarafından gönderilmediği, suça konu mesajın mağdur tarafından sanığa ait telefon alınarak kendisine gönderilmek suretiyle komplo kurulduğu ve bu hususa isimleri bildirilen iki kişinin tanık olduğu ileri sürülmüştür.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için yargılama sürecindeki ifadelerin irdelenmesi gerekmektedir. İlk olarak, yargılamanın yenilenmesine yönelik istemde yer verilen komplo iddiasının yargılama sürecinde dile getirilmediği, isimleri bildirilen iki tanığın mahkumiyet kararından önce hiçbir ifadede yer almadıkları, ancak mahkumiyet kararının Yargıtay tarafından onanmasından sonra savunmanın argümanlarının değişerek komplo iddiasının ortaya konulduğu görülmektedir. İkinci olarak, kolluk tarafından düzenlenen 20.02.2007 tarihli tutanakta, mağdur Erdal’ın cep telefonunda sanığın kullandığı numaradan gönderilen tehdit mesajının görülerek kayıt altına alındığı, bu olayla ilgili 21.02.2007 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında müdafii eşliğinde ifadesi alınan sanığın, suça konu mesajı sinirlendiği için yazmış olabileceğini, siniri geçince mağduru arayarak özür dilediğini beyan ettiği, yargılama safhasında verdiği 24.07.2007 tarihli ifadesinde ise, mağdur Erdal’a “ikimiz de öğrenciyiz, böyle şeylerle uğraşmayalım, başımız derde girer, konuşup anlaşalım” tarzında mesaj gönderdiğini, ancak iddianamede geçen tehdit mesajını göndermediğini, müştekinin bu mesajı kendisinin oluşturmuş olabileceğini iddia ettiği, mahkemece alınan bilirkişi raporunda, mağdurun kendi cep telefonunda sanıktan gelmiş gibi bir mesaj oluşturmasının teknik olarak mümkün olmadığının bildirildiği anlaşılmıştır.

Bu itibarla, yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararındaki açıklamalar, soruşturma ve kovuşturma sürecindeki ifadeler ile dilekçelerdeki anlatımlara göre, yargılamanın yenilenmesine yönelik istemde ileri sürülen yeni tanıklar iddiasının, yerel mahkemece ve bu kararı denetleyen Ağır Ceza Mahkemesince, yargılamanın yenilenmesini gerektirecek nitelik ve ciddiyette görülmemesinde, hukuka aykırılık bulunmadığından talebin reddine karar verilmiştir.

IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 25.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj