Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

ETKİLİ SORUŞTURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İLE İLGİLİ AİHM KARARI

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

ETKİLİ SORUŞTURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İLE İLGİLİ AİHM KARARI

Mesaj gönderen Admin »

Etkili Soruşturma Yükümlülüğü
Dumlu / Türkiye (65159/17), 20 Nisan 2021


Başvuru, 9 Eylül 2014 günü saat 23:30 sularında otobüs durağında beklerken sözlü
tacize ve fiziksel saldırıya uğrayan başvuranın yakınmasına ilişkindir. Saldırıda bulunan kişi
kaçmış, yoldan geçenlerin polisi araması sonucu polis sokaklarda saldırganı aramaya
başlamıştır. Bornova Hastanesinin acil servisine nakledilen başvuranın sol gözünde kızarıklık
ve şişlik, sağ kolun üst kısmında, göğüs bölgesinde ve sırtın sağ tarafında kızarıklık ve hareket
kaybı olduğunu belirtmiştir. Aynı raporda kati raporun Tepecik Hastanesinde göz doktoru,
ortopedi ve adli tıp uzmanları tarafından yapılacak muayenenin ardından verileceği
belirtilmiştir.

Başvuranın karakolda olayla ilgili bilgisi alındıktan sonra başvuran, doktorun kendisini
düzgün bir şekilde muayene etmediğini düşündüğü için şikâyette bulunmuştur. Başvuran, polis
ve Bornova Hastanesi tarafından verilen belgelerin nüshalarını aldığını ve yukarıda belirtilen
nihai adli tıp raporunun bir nüshasını temin etmeyi taahhüt ettiğini belirten bir belgeyi
imzalamıştır. Ardından polis başvuranı evine bırakmıştır.

Olayın ertesi günü başvuran Alsancak Hastanesi’ne gitmiştir. Doktor, başvuranın talep
ettiği nihai sağlık raporunu, ilgili talebin Tepecik Hastanesine yöneltilmiş olan adli bir mesele
ile ilgili olması nedeniyle veremeyeceğini yazılı olarak belirtmiştir.

Başvuran aynı gün Tepecik Hastanesi’ne gitmiştir. Sol gözünde kanama,
subkonjonktival kanama ve iris kayması olduğunu belirten göz muayenesinde doktorlar bir
tedavi planı da hazırlamıştır. 11 Eylül 2014 tarihinde başvuran, aynı hastanede bir ortopedist
tarafından muayene edilmiştir. Hastanedeki adli tıp doktorunun ertesi gün verdiği rapor,
başvuranla ilgili bulguları özetlemiş ve yaralanmaların basit bir tıbbi müdahale ile tedavi
edilemeyeceğini belirtmiştir. Bu rapor, 15 Eylül 2014 tarihinde karakola gönderilmiştir.
15 Eylül 2014 günü polis, bir görgü tanığı tespit etmek ve mağaza kameralarından
kayıtları bulmak için saldırının gerçekleştiği sokakta bir inceleme gerçekleştirmiştir.

27 Ekim 2014 tarihinde soruşturmadan sorumlu savcı, dosyayı daimi aramaya almaya
karar vermiş ve polisten üç aylık raporlar istemiştir. Dava dosyasında yer alan bilgilere göre
soruşturma devam etmektedir ve saldırganın kimliği halen belirsizdir.

Başvuranın göz doktoru tarafından tedavisine Tepecik Hastanesi’nde bir süre devam
edilmiştir. Başvuran, 7 Aralık 2014 tarihinde Gazi Üniversitesi Hastanesi'nde muayene edilmiş
ve doktorlar sol gözünün görme keskinliğinin % 5'e düştüğünü belirtmiştir.

Başvuran maruz kaldığı şiddet karşısında genel bir pasiflik gösterdiklerini ve kendisini
acil bir müdahale için Tepecik Hastanesi'ne nakletmediklerini açıklayarak, polis memurları
aleyhine şikâyette bulunmuştur. Ayrıca memurların ona "sarhoş kadın" ve "uygunsuz davranan
kadın" diyerek kendisine hakaret ettiklerini iddia etmiştir. Savcı saldırıya ilişkin soruşturma
dosyasının bir nüshasını talep etmiştir. 9 Ocak 2015 tarihinde savcı, iddiaları destekleyecek
delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu karar,
aleyhine yapılan itiraz 6 Mart 2015 tarihinde İzmir Sulh Ceza Mahkemesi tarafından
reddedilmiştir.

Başvuran Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuruda hem saldırıya ilişkin
soruşturmanın hem de polis memurları aleyhindeki soruşturmanın etkisizliğinden şikâyetçi
olmuştur. Ayrıca, cinsiyetine dayalı olarak kendisine karşı ayrımcı bir tutumdan şikâyetçi
olmuştur. Anayasa Mahkemesi başvurana yapılan saldırıya ilişkin soruşturmanın etkisizliği
şikâyetine ilişkin olarak, soruşturma devam ettiği için şikâyetin erken olduğuna karar vermiştir.
Polis memurlarının ihmaline yönelik soruşturmanın etkisizliğine ilişkin şikâyet bakımından
konu bakımından yetkisiz olduğunu değerlendirmiş ve başvuranın bu bakımdan idari veya
medeni hukuk yollarını tüketmediğini vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca, başvuranın
kendisine yönelik suiistimalle ilgili iddialarını yeterince delillendiremediğini belirtmiştir.

Başvuran, AİHM’e yaptığı başvurusunda Sözleşmenin 3, 8, 13 ve 14. maddelerine
dayanarak; kendisini muayene eden ilk doktorun belirttiği ikinci hastaneye polis memurlarının
kendisini hemen nakletmeleri konusunda ihmalkâr davrandıklarından, gece geç saatlerde
dışarıda bulunmasıyla bağlantılı olarak cinsiyeti nedeniyle polis memurları tarafından
aşağılayıcı davranışlara maruz kaldığından ve iddialarına yönelik yürütülen soruşturmanın
etkisiz olduğundan şikâyetçi olmuştur.

AİHM, olayla ilgili olarak polis memurlarının ihmalkar davrandığı iddiasına ilişkin
olarak, polisle temasa geçildiğinde polisin derhal başvuranın saldırıya uğradığı sokağı aradığına
dikkat çekmiştir. Aynı zamanda, başvuranı bir hastaneye nakletmişlerdir. İlk tıbbi rapor
olaylardan yaklaşık iki saat sonra alındığını ve bu arada radyolojik incelemeler yapıldığını
dikkate alan Mahkeme, başvuranla hızlı ve yeterli bir şekilde ilgilenildiği sonucuna varmıştır.

AİHM ayrıca, başvuranın kendi seçtiği bir hastaneye gitmesinin ve tedavi görmesinin
nasıl engellendiğini açıklamadığına da dikkat çekmiştir. Mahkeme’ye göre başvuran yalnızca,
ilk tıbbi müdahalenin ardından nihai raporun Tepecik Hastanesi'ndeki doktorlar tarafından
hazırlanacağını belirtmesine odaklanmış ve tedavi görmek yerine saldırgan aleyhindeki cezai
soruşturma dosyasının tamamlanması için çabalarını sürdürmeyi seçmiş görünmektedir. Bu
nedenle Mahkeme, yaralı gözünün görme keskinliğindeki bozulmanın bir gecikmeden
kaynaklanıyor olsa bile bunun yalnızca kendi seçiminden kaynaklandığı sonucuna varmıştır.
Buna göre, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur.

Polis memurlarının uygunsuz davranışlarına maruz kaldığı iddiasına ilişkin olarak
yaptığı değerlendirmede ise Mahkeme, 3. maddeye aykırı kötü muamele iddialarının uygun
delillerle desteklenmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Mevcut davada başvuran polisin gözetiminde
değil şikâyette bulunmak için karakoldadır. Bu nedenle, koşulların polis memurları karşısında
bir savunmasızlık durumu ortaya koyma olasılığı daha düşüktür. Öte yandan, polis hemen
sokaklarda arama başlattığı ve başvuranı bir hastaneye naklettiği için olayların seyri, başvuranın
iddiasını daha az inandırıcı kılmaktadır. Mahkeme, polis memurlarının, başvuranın evine
götürülme talebini kabul ettiğine de dikkat çekmiştir. Son olarak, polis memurları ile başvuran
arasında iddia edilen konuşmalar olması durumunda bile, dava dosyasında bu tür yorumların
Sözleşme'nin 3. maddesinin uygulanması için gerekli asgari ciddiyet düzeyine ulaştığını
gösteren hiçbir şey yoktur. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı da açıkça dayanaktan
yoksundur. Ayrıca AİHM bu tespitleri çerçevesinde, başvuranın inandırıcı bir iddiada
bulunmaması nedeniyle etkili bir soruşturma yürütme konusunda yetkililerin pozitif bir
yükümlülük altında olduklarının da söylenemeyeceğini ifade ederek, Sözleşme'nin 3.
maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddenin de ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.


http://hudoc.echr.coe.int/tur?i=001-210344


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla