4. sayfa (Toplam 5 sayfa)

Nefret söylemi

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:21
gönderen Admin
"...hoşgörü ve tüm insanların eşit haysiyetine saygı; demokratik, çoğulcu bir toplumun
temellerini oluşturur. Dolayısıyla, ilkesel olarak bazı demokratik toplumlarda
hoşgörüsüzlük temelinde nefreti yayan, teşvik eden, yücelten ya da
gerekçelendiren tüm ifade türlerine karşı yaptırımlar getirmek ve hatta bu ifade
türlerin engellemek zorunlu görülebilir..."
(Daire kararı, Erbakan – Türkiye davası, no. 59405/00, par. 56, 6.07.2006)
Genel ilkeler
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yazarları, aşırılıkları önlemek amacıyla
demokratik değerler üzerine kurulu bir kurumsal çerçeve oluşturmayı
hedeflemişlerdir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), saldırgan ve Sözleşmeye aykırı
olduğu düşünülen çeşitli ifade biçimleri (ırkçılık, yabancı düşmanlığı,
antisemitizm, saldırgan milliyetçilik ve azınlık ve göçmenlere uygulanan ayrımcılık
gibi) tespit etmiştir.
1
AİHM bununla birlikte bu tespitlerinde bir yanda aşırılığa yönelik ciddi ve
gerçek bir kışkırtma ile öte yanda bireylerin (gazeteciler ve siyasetçiler dahil)
görüşlerini özgürce ifade etme ve başkalarını "kızdırma, şok etme ya da
rahatsız etme"
2 hakları arasında bir ayrım yapma konusunda daha dikkatli
olmuştur.
"Nefret söylemi (hate speech)" ifadesinin genel kabul görmüş, evrensel bir
tanımı bulunmamaktadır. AİHM içtihatları, ifade özgürlüğü (10. Madde) ya da
toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne (11. Madde) sağlanan korumadan ayırt
edilmesine imkan verecek şekilde "nefret söyleminin" karakterize edilmesini
mümkün kılan belirli parametreler ortaya koymuştur.
AİHM, aşağıda belirtildiği üzere Sözleşmede öngörülen iki yaklaşım sayesinde
nefret söylemini koruma dışında tutmaktadır:
1 Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin "nefret söylemi" hakkındaki R 97 (20) numaralı
tavsiye kararı
2 Handyside – Birleşik Krallık davası (no. 5493/72), par. 49, 7.12.1976Bilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
(a) söz konusu ifadelerin nefret söylemine varması ve Sözleşmenin temel
değerlerini inkar etmesi durumunda 17. Maddeyi (Hakları kötüye kullanma yasağı
3
) uygulamak suretiyle ya da
(b) 10. Maddenin ikinci fıkrası ve 11. Maddede
4
öngörülen kısıtlamaları
uygulamak suretiyle (söz konusu ifadelerin nefret söylemi olduğu halde
Sözleşmenin temel değerlerini yok etme kapasitesine sahip olmadığı durumlarda
bu yaklaşım benimsenmiştir).
Haklarında basın duyurusu yapılmamış kararlar yıldız işareti (*) ile gösterilmiştir.
Irksal nefret söylemi
Aksu - Türkiye davası (no. 4149/04 ve 41029/04)
15.03.2012
Roman kökenli olan Bay Aksu, devlet destekli üç yayının (Romanlar hakkındaki bir
kitap ve iki sözlük), Roman karşıtı duyguları yansıtan yorum ve ifadeleri içerdiğini
iddia etmiştir.
14. Madde (ayrımcılığın yasaklanması)
AİHM, 14. Madde kapsamındaki ayrımcılığın, herhangi bir nesnel ya da makul
dayanak olmaksızın birbirleriyle alakalı olarak benzer durumlarda bulunan
insanların farklı muamelelere tabi tutulması olarak anlaşılması gerektiğini
yinelemiştir. Bununla birlikte, Bay Aksu söz konusu yayınların ayrımcı bir niyet ya
da etkisi olduğunu kanıtlayan bir dava oluşturamamıştır. Dolayısıyla Bay Aksu'nun
davası, farklı muameleyle ilgili olmadığı için AİHM, davayı sadece 8. Madde
bağlamında incelemeye karar vermiştir.
8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlali söz konusu değildir
AİHM, söz konusu kitap ve sözlüklerde Romanlara hakaret edilmediğine karar
vermiştir. Özellikle Türk yetkililerin Bay Aksu'nun Roman topluluğunun bir üyesi
olarak özel hayatına saygı hakkını korumak amacıyla 8. Maddeden kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli her türlü önlemi aldığını tespit
etmiştir. Bununla birlikte AİHM, sözlüklerde "Çingene" sözcüğünün ikinci anlamını
ifade etmek üzere seçilen “tamahkar” ifadesinin mecazi olmaktan çok
“küçümseyici” ve “aşağılayıcı” olduğundan da bahsetmiştir.
Féret - Belçika davası (no. 15615/07)
16.07.2009
Daniel Féret Belçika'da kurulmuş bir parti olan Ulusal Cephe (National Front) adlı
siyasi partinin başkanı ve Parlamento’da milletvekilidir. Başvurucu tarafından
3 Bu hüküm, kişilerin Sözleşmeyi Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesini
amaçlayan bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkı verecek şekilde
yorumlamasını engellemeyi amaçlamaktadır.
4 Ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi,
sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olan
sınırlamalar.Bilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
seçim kampanyası sırasında, "Belçika'nın İslamlaştırılmasına karşı çıkın,"
"Düzmece entegrasyon politikasına son verin" ve "Avrupalı olmayan iş arayanları
evlerine gönderin" gibi sloganlar içeren çeşitli broşürler dağıtılmıştır. Bay Féret ırk
ayrımcılığına kışkırtmadan dolayı mahkum olmuştur. Kendisi topluluk hizmetiyle
cezalandırılmış ve 10 yıllığına milletvekilliğinden mahrum bırakılmıştır. Başvurucu
ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
AİHM, Bay Féret'in ifadelerinin açık bir şekilde özellikle toplumun daha az bilgili
üyeleri arasında yabancılara karşı güvensizlik, reddetme ve hatta nefret
uyandırma potansiyeline sahip olduğuna karar vermiştir. Özellikle seçim
ortamında dile getirilmiş olması hasebiyle Bay Féret'in mesajı daha fazla bir
etkiye sahip olmuş ve açık bir şekilde ırksal nefrete tahrike kadar varmıştır.
Başvururucunun mahkumiyeti, düzenin sağlanması ve söz gelimi göçmen
topluluğun üyelerinin haklarının korunması amacıyla gerekçelendirilmiştir. Sonuç
olarak AİHM 10. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Leroy - Fransa davası (no. 36109/03)
2.10.2008
Denis Leroy karikatüristtir. 13 Eylül 2011 tarihinde haftalık bir Bask gazetesinde
yayınlanan çizimlerinden birinde Dünya Ticaret Merkezine yapılan saldırıyı ele
almış ve çizimin altına şu yazıyı yazmıştır: "Hepimiz bunun hayalini kurduk... Ama
Hamas gerçekleştirdi." Başvurucu, “terörü mazur göstermek” suçundan para
cezasına çarptırılır. Bay Leroy, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini öne sürmüştür.
AİHM, başvuranın söz konusu eseriyle Amerikan emperyalizminin şiddete dayalı
şekilde yıkılmasını yücelttiğini, 11 Eylül saldırılarının faillerine manevi desteğini
ifade ettiğini, binlerce sivile karşı işlenen şiddet konusunda onaylayıcı ifadelerde
bulunduğunu ve kurbanların haysiyetini azalttığını tespit etmiştir. Her ne kadar
söz konusu gazetenin tirajı düşük olsa da AİHM, çizimin yayınlanmasının
insanlarda belli bir düzeyde tepkiye yol açtığını ve bunun Bask ülkesinde şiddeti
tahrik etme ve kamu düzeni üzerinde açık bir etkiye yol açma kapasitesinin
olduğunu gözlemlemiştir. AİHM 10. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Jersild - Danimarka davası (no. 15890/89)(*)
23.09.1994
Gazeteci Jens Olaf Jersild, kendilerine "Greenjackets" (Yeşil Ceketliler) adını veren
ve Danimarka'daki göçmenler ve etnik gruplar hakkında aşağılayıcı ifadelerde
bulunan gençlerin oluşturduğu bir grubun üç üyesiyle yapmış olduğu bir
televizyon röportajından alıntılar içeren bir belgesel yapmıştır. Bay Jersild, ırkçı
yorumlara yardım ve yataklık etmekten mahkum olmuştur. Başvurucu ifade
özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
AİHM, açık bir şekilde ırkçı yorumlarda bulunan "Greenjackets" grubunun üyeleri
ile gençlerden oluşan bu grubu ortaya çıkarmak, analiz etmek ve açıklamak ve
"toplumda halihazırda büyük kaygılar uyandırmış bir konunun spesifik
boyutlarına" değinmek amacında olan Bay Jersild arasında bir ayrım yapmıştır.
Başvurucu, bütün olarak belgesel, ırkçı görüş ve fikirleri yaymayı değil, birBilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
toplumsal sorun hakkında kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlamıştır. Dolayısıyla
AİHM, 10. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Karar sonrasında alınan önlemler
5
: Bay Jersild'e karşı yürütülen davanın
yeniden açılmasına izin verilmiştir. Ayrıca, başka bir davada kamuya açık olmayan
bir alana izin bulunmaksızın girerek gizliliği ihlalle suçlanan bir gazeteci hakkında,
Danimarka Yüksek Mahkemesi, AİHM'in Jersild hakkındaki bulgularına referansla
sanığın beraatine karar vermiştir.
Ayrıca bkz:
Glimmerveen ve Haqenbeek - Hollanda, no. 8348/78 ve 8406/78, 11.10.1979 –
bir devletin çıkarlarına en uygun durumun etnik açıdan homojen bir nüfus olduğu
inancı üzerine kurulu bir siyasal parti.
Cinsel yönelim nefret söylemi
Vejdeland ve Diğerleri - İsveç davası (no. 1813/07)
09.02.2012
Dava, başvuranların lisede dağıttıkları 100 adet el ilanı nedeniyle mahkemeler
tarafından homoseksüellere ilişkin saldırgan ifadeler içermesi nedeniyle mahkum
olmaları ile ilgilidir. Başvuranlar Ulusal Gençlik adında bir örgütün hazırladığı
ilanları öğrencilerin dolaplarının içine ve üzerine koymak suretiyle dağıtmışlardı. El
ilanındaki ifadeler özellikle homoseksüelliğin "sapkın bir cinsel eğilim" olduğu ve
"toplumun özü üzerinde ahlaken yıkıcı bir etkiye sahip olduğu" ve HIV ve AIDS'in
yayılmasından sorumlu olduğu şeklinde suçlamalar içermekteydi. Başvuranlar, bir
grup olarak homoseksüellere hakaret amacında olmadıklarını savunmuş ve
eylemlerinin amacının, İsveç okullarındaki eğitimin nesnellikten uzak olduğu
konusunda bir tartışma başlatmak olduğunu ifade etmişlerdir.
AİHM, başvuranların ifadelerinin, nefret dolu eylemlere doğrudan bir çağrı olmasa
dahi ciddi ve önyargılı suçlamalar içerdiğini tespit etmiştir. AİHM, cinsel yönelim
temelinde yapılan ayrımcılığın, "ırk, köken ya da renk" temelinde yapılan
ayrımcılık kadar ciddi olduğunu vurgulamıştır.
AİHM, İsveç makamlarının makul bir şekilde başkalarının itibar ve haklarını
koruma amacıyla demokratik bir toplumda gerekli şekilde başvuranların ifade
özgürlüğü hakkını kullanmalarına müdahalesini dikkate alarak Sözleşme’nin 10.
Maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
5 Bir karar nihai hale gelince Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine iletilmektedir ve söz
konusu komite kararın uygulanmasını izlemektedir. Bu süreç hakkında ayrıntılı bilgi için
bkz. http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/execution.Bilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
Dini nefret söylemi
Pavel Ivanov - Rusya davası (no. 35222/04)(*)
20.02.2007 Kabul edilebilirlik kararı
Pavel Ivanov, bir dizi makale yazıp yayınlayarak Yahudileri Rusya'da kötülüğün
kaynağı olarak göstermiştir. Ivanov, Yahudileri Ruslara karşı entrikalar kurmakla
suçlamıştır; ifadelerinin tonu belirgin bir şekilde antisemitiktir. Kendisi etnik,
ırksal ve dinsel nefrete teşvikten mahkum olmuştur. Bay Ivanov özellikle
mahkumiyetinin birbiriyle çelişen kanıtlara dayandığını ileri sürerek etkili başvuru
hakkının (13. Madde) ihlal edildiğinden şikayet etmiştir. Rus mahkemelerini,
Yahudilerin bir millet olmadığı şeklindeki iddiasını kanıtlayacağını düşündüğü bir
uzman raporu talep etmemekle eleştirmiştir. Ayrıca dini inançları dolayısıyla
kendisinin ayrımcılığa uğradığını da iddia etmiştir (14. Madde).
AİHM, Bay Ivanov'un özünde 10 Madde uyarınca sahip olduğu ifade özgürlüğü
hakkının ihlal edildiğinden şikayet ettiğini tespit etmiştir. Mahkeme yayınlarında
"Yahudilere karşı nefreti teşvik etmeyi" amaçlayan ve belirli bir etnik gruba karşı
şiddeti savunan başvuranın 10. Madde kapsamında koruma talep edemeyeceği
görüşünü benimsemiştir. AİHM, başvurunun kabul edilemez olduğunu ilan
etmiştir.
Norwood – Birleşik Krallık davası (no. 23131/03) (*)
16.11.2004 Kabul edilebilirlik kararı
Mark Anthony Norwood, kendisinin üye olduğu İngiliz Ulusal Partisi tarafından
kendisine verilen ve İkiz Kuleleri alevler içinde gösteren bir posteri penceresine
asmıştır. Resmin altında "İslam, Britanya'dan dışarı - Britanya Halkını koruyun"
yazısı yer almaktaydı. Sonuç olarak bir dini gruba karşı ağır düşmanlıktan dolayı
mahkum olmuştur. Bay Norwood'un iddiaları arasında ifade özgürlüğü hakkının
ihlal edildiği vardı.
AİHM, söz konusu şekilde bir dini gruba karşı genel ve öfkeli bir saldırının ve söz
konusu grubun bir bütün olarak son derece ağır bir terörizm eylemiyle
ilişkilendirilmesinin başta hoşgörü, toplumsal barış ve ayrımcılıktan kaçınma gibi
Sözleşmenin ilan edip güvence altına aldığı değerlerle bağdaşamaz olduğunu
tespitle Bay Norwood'un 10. Madde uyarınca koruma talep edemeyeceğini tespit
etmiştir. AİHM, başvurunun kabul edilemez olduğunu ilan etmiştir.
Gündüz - Türkiye davası (no. 35071/97)
4.12.2003
Müslüm Gündüz kendi iddiasına göre bir İslami tarikatın üyesidir. Gece
televizyonda yayınlanan bir tartışma programında demokrasi hakkında son derece
eleştirel konuşmuş, çağdaş laik kurumları "dinsiz" olarak nitelemiş ve laik ve
demokratik ilkeleri yoğun şekilde tenkit etmiş ve açık bir şekilde Şeriat kanunların
uygulanması çağrısında bulunmuştur. Bir dine ya da mezhebe mensubiyet
temelinde haklı alenen nefret ve düşmanlığa kışkırtmaktan mahkum olmuştur.
Bay Gündüz ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.Bilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
AİHM, Bay Gündüz'ün kamuoyunun halihazırda aşina olduğu tarikatının aşırıya
giden görüşlerini temsil ettiğini ve halkın önünde canlı bir tartışmaya aktif bir
şekilde katıldığını kaydetmiştir. Bu çoğulcu tartışma, tarikatının ve demokratik
değerlerin İslam'ın anlayışıyla bağdaşmaz olduğu düşüncesi de dahil olmak bu
tarikatın alışılmışın dışındaki görüşlerini kamuoyuna sunma amacı gütmekteydi.
Bu konu, Türk medyasında kapsamlı bir tartışma konusu olmuş ve genel bir ilgi
oluşturmuştur. AİHM, Bay Gündüz'ün ifadelerinin, şiddete çağrı ya da dini
hoşgörüsüzlük temelinde "nefret söylemi" olarak değerlendirilemeyeceği
sonucuna varmıştır. 10. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Örneğin bkz:
W.P. ve Diğerleri - Polonya davası (kabul edilebilirlik kararı), no. 42264/98,
2.09.2004.
Hizb Ut-Tahrir ve Diğerleri - Almanya davası (no. 31098/08)
19.06.2012 Kabul edilebilirlik kararı
Bu dava, İslami olmayan devletlerin yıkılıp yerlerine İslami Hilafetin kurulmasını
savunan bir İslami derneğin faaliyetlerinin Almanya'da yasaklanmasıyla ilgiliydi.
AİHM, oy çokluğuyla başvurunun kabul edilemez olduğunu ilan etmiştir.
Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. Maddesi uyarınca (hakları
kötüye kullanma yasağı) Sözleşmede belirtilen hakların herhangi birini yok etmeyi
amaçlayan bir faaliyete katılma hakkının Sözleşmeden çıkarılamayacağını
belirtmiştir. Dolayısıyla söz konusu dernek, 11. Maddeye (toplantı ve dernek
kurma özgürlüğü) dayanarak faaliyetlerinin yasaklanması hakkında şikayette
bulunma hakkına sahip değildir.
İnkarcılık
Garaudy - Fransa davası (no. 65831/01)
24.06.2003 Kabul edilebilirlik kararı
İsrail Mitler ve Terör (Les Mythes fondateurs de la politique israélienne) adlı
kitabın yazarı olan Roger Garaudy, insanlığa karşı suçların varlığını reddetme, bir
grubun (bu durumda Yahudi toplumu) alenen kötülenmesi ve ırksal nefrete teşvik
suçlarından mahkum olmuştur. Bay Garaudy, ifade özgürlüğü hakkının ihlal
edildiğini savunmuştur.
AİHM, başvuranın ifadelerinin muhtevasının Yahudi soykırımının reddine vardığını
değerlendirerek "insanlığa karşı suçların reddinin, Yahudilerin ırksal olarak
aşağılanmasının ve onlara karşı nefreti kışkırtmanın en ciddi biçimlerinden biri"
olduğuna işaret etmiştir. Açık bir şekilde ortaya konulmuş tarihsel olayların
varlığının inkar edilmesi, bilimsel ya da tarihsel araştırma oluşturmamaktadır; asıl
amaç, Nasyonal Sosyalist rejimi geri döndürmek ve kurbanların kendilerini tarihi
çarpıtmakla suçlamaktır. Bu tür eylemler, Sözleşmenin savunduğu temel
değerlere açık biçimde aykırı olduğu için Mahkeme 17. Maddeyi devreye sokmuş
ve Bay Garaudy'nin 10. Maddeden yararlanamayacağına hükmetmiştir. Başvuru
kabul edilemez ilan edilmiştir.Bilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
Lehideux ve Isorni - Fransa davası (no. 24662/94)(*)
23.09.1998
Marie-François Lehideux ve Jacques Isorni, Le Monde gazetesinde yayınlanan bir
yazı yazmış ve bu yazılarında Marshal Pétain'i iyi bir açıdan göstermiş ve Pétain'in
Nazi rejimiyle işbirliği politikasını gizlemişlerdir. Bu yazının sonunda okuyucular
Marshal Pétain'in hatırasını savunmak, davasının yeniden açılmasını sağlamak,
Pétain'i ölüm cezasına mahkum eden 1945 tarihli mahkeme kararının ve medeni
haklardan mahrum bırakılmasının iptalini sağlamak ve Pétain'in eski haline
iadesini mümkün kılmak üzere kurulmuş olan iki derneğe yazı yazmaya davet
edilmişlerdir. Direnişin Eski Üyeleri Ulusal Derneği (National Association of Former
Members of Resistance) tarafından yapılan başvuru sonrasında iki yazar, alenen
savaş suçlarını ve düşmanla işbirliği suçlarını savunmaktan mahkum olmuştur.
Başvurucular, ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
Mahkeme, yazarlar söz konusu metni kendi adlarına değil, yasal olarak teşkil
edilmiş iki dernek namına yazdıkları ve söz konusu şahıs kadar Nazi yanlısı
politikaları övmedikleri için yazının tartışmalı olsa bile inkarcı olarak
düşünülemeyeceğini değerlendirmiştir. Son olarak AİHM, yazıda bahsi geçen
olayların 30 yılı aşkın bir süre önce meydana geldiğini ve "zaman aşımı dolayısıyla
bu tür ifadelere günümüzde gösterilecek sertliğin on-yirmi yıl öncesinde
gösterilecek sertlik kadar güçlü olması gerekmediğini" kaydetmiştir. Dolayısıyla
AİHM, 10. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Karar sonrası alınan önlemler: Sözleşmenin ve AİHM içtihatlarını Fransız
hukukundaki yerini dikkate alan Fransız mahkemeleri, işbirlikçilik suçlarının
alenen savunulması suçunun, Lehideux ve Isorni davasındaki AİHM tarafından dile
getirildiği üzere ifade özgürlüğü hakkına gerekli saygıyı göstermek suretiyle
kovuşturulacağı taahhüdünde bulunmuştur.
Ayrıca bkz:
Honsik - Avusturya davası, no. 25062/94, 18.10.1995 – Nasyonal Sosyalizm
idaresi altında toplama kamplarındaki gaz odalarında soykırım suçu işlendiğini
inkar eden yayın.
Marais - Fransa davası, no. 31159/96, 24.06.1996 – "iddia edilen gaz odalarında
imhanın" bilimsel olarak imkansız olduğunu göstermeyi amaçlayan bir dergi
yazısı.
Totaliter doktrin temelli söylem
İslami köktencilik
Refah Partisi ve Diğerleri - Türkiye davası (no. 41340/98, 41342/98,
41343/98 ve 41344/98)
13.02.2003
1998 yılında Refah Partisi, "laiklik karşıtı eylemlerin odağı" olduğu gerekçesiyle
kapatılmış ve parti lideri ve üyelerinin birtakım eylem ve ifadelerinin, Şeriat
kanunlarının getirilmesi ve teokratik bir rejim kurulması gibi partinin bazıBilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
hedeflerinin demokratik toplumun gerekleriyle uzlaşmaz olduğuna karar
verilmiştir. Partinin bazı üyeleri, dernek kurma özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini
iddia etmiştir.
AİHM, Refah Partisinin eylem ve ifadelerinin, Şeriat temelli bir rejim kurma
şeklinde uzun yıllardan beri devam eden bir politikası olduğunu ve partinin bu
yolda şiddet kullanımını da hariç tutmadığını tespit etmiştir. AİHM'e göre Refah
Partisinin planlarını eyleme dökmek için bulduğu fırsatlar, demokrasi açısından
yakın bir tehlike oluşturmuş ve partinin kapatılmasını haklılaştırmıştır. Sonuç
olarak, AİHM 11. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
AİHM prensip olarak, totaliter doktrinlerden esinlenen ya da demokratik düzene
tehdit oluşturan fikirleri ifade eden ve totaliter bir rejimin ihyasını sağlamaya
yönelik olan başvuruları Sözleşmenin değerlerine aykırı oldukları gerekçesiyle
kabul edilemez ilan edecektir.
(Neo-)Nazizm; Nasyonal Sosyalizm: Almanya Komünist Partisi - Almanya
Federal Cumhuriyeti davası, no. 250/57, 20.07.1957; B.H; M.W; H.P; G.K. -
Avusturya davası, no. 12774/87, 12.10.1989.
Milliyetçilik (Kürt) : Medya FM Reha Radyo ve İletişim Hizmetleri A.Ş. - Türkiye
davası, no. 32842/02, 14.11.2006.
Siyasal söylem
Faruk Temel - Türkiye davası (no. 16853/05) (*)
01.02.2011
Yasal bir siyasal partinin başkanı olan Faruk Temel, partisinin bir toplantısı
sırasında basın mensuplarına verdiği beyanatında Amerika Birleşik Devletleri'nin
Irak'a müdahalesini ve bir terör örgütü liderinin hücre hapsinde tutulmasını
eleştirmiştir. Ayrıca polis nezaretine alınan kişilerin ortadan kaybolmasını da
eleştirmiştir. Konuşmasının ardından Bay Temel, alenen şiddet ve diğer terör
yöntemlerinin kullanımını savunduğu gerekçesiyle propaganda yapmaktan
mahkum olmuştur. Bay Temel ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini
savunmuştur.
AİHM, başvuranın siyasal bir aktör ve muhalefetteki bir siyasal partinin bir üyesi
olarak konuştuğunu ve toplumda genel ilgi gören birtakım konularda partisinin
görüşlerini sunduğunu kaydetmiştir. AİHM, Temel'in konuşmasının genel
hatlarıyla başkalarını şiddet kullanımı, silahlı direniş ya da isyana kışkırtmadığı ve
nefret söylemine varmadığı görüşünü benimsemiştir. Sonuç olarak, AİHM 10.
Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Otegi Mondragon - İspanya (no. 2034/07)
15.03.2011
Solcu Bask ayrılıkçı meclis grubunun sözcüsü olan Otegi Mondragon bir basın
toplantısı sırasında bir Bask gazetesinin (ETA ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle)Bilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
kapatılmasına ve polis operasyonu sırasında tutuklanan kişilerin uğradığı iddia
edilen kötü muameleye göndermede bulunmuştur. Konuşmasında İspanya Kralına
"İspanyol silahlı kuvvetlerinin yüce başkanı, başka bir ifadeyle işkencecileri
komuta eden, işkenceyi savunan ve monarşik rejimini işkence ve şiddet yoluyla
insanlarımıza dayatan kişi" olarak seslenmiştir. Bay Mondragon, Krala karşı ağır
hakaret suçundan hapis cezası almıştır. Başvurucu ifade özgürlüğü hakkının ihlal
edildiğini iddia etmiştir.
AİHM, söz konusu ifadelerin Krala karşı kişisel bir saldırı olmadığını ve Kralın
kişisel yaşamı ya da kişisel onurunu ilgilendirmediği tespitini yapmıştır. Söz
konusu ifadeler sadece Kralın, devletin ve başvurana göre gazete editörlerine
işkencede bulunan güvenlik kuvvetlerinin başı ve sembolü olarak kurumsal
sorumluluğuna ilişkindir. AİHM ayrıca Bay Mondragon'un siyasal açıklamalarının,
İspanyol güvenlik kuvvetlerinin terörle mücadelede işkence yapıp yapmadıkları
konusunda daha geniş katılımlı bir toplumsal tartışmaya katkıda bulunduğunu ve
dolayısıyla da toplumsal ilgiyi çeken bir konuya değindiğini de kaydetmiştir.
Sonuç olarak AİHM, 10. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Ayrıca bkz:
Erbakan - Türkiye davası, no. 59405/00, 6.07.2006 – siyası yoldan halkı açık bir
şekilde dini, ırksal ve bölgesel farklılıklar temelinde nefret ve düşmanlığa
kışkırtmak ile ilgilidir.
Anayasaya aykırı/milliyetçi nefret söylemi
Derdest dava
Beleri ve Diğerleri - Arnavutluk davası (no. 39468/09) - Maddi olaylara
ilişkin açıklama
Başvuru 23 Haziran 2009 tarihinde yapılmış ve Hükümete Mayıs 2010 tarihinde
bildirilmiştir.
Başvuranlar, Arnavutluk'ta Yunanca konuşan bir azınlığa mensup olduklarını iddia
etmektedirler. 2003 yerel seçimleri sırasında adaylardan birine destek vermek
amacıyla Yunan bayrakları taşıyıp slogan atarak gösteride bulunmuşlardır.
Arnavutluk makamları tarafından, milliyetçi nefreti kışkırtma ve Devleti ve
sembollerini aşağılama suçlarından haklarında dava açılmıştır. Başvuranlar ifade
özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
Dink - Türkiye (no. 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09)
14.09.2010
Ermeni kökenli Türk gazeteci Fırat (Hrant) Dink, Ermeni kökenli Türk
yurttaşlarının kimliği hakkında birtakım makaleler yayınlamıştır. Özellikle
Ermenilerin 1915 soykırımının mağdurları olarak konumlarının tanımlanması
konusunda takıntılı oldukları, ama Türklerin bu ihtiyaca karşı duyarsız kaldıklarını,
bunun da Ermenilerin çektiği travmaları açıkladığını iddia etmiştir. Ayrıca ErmeniBilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
diasporasının ülkeyle bağlarının güçlendirilip daha sağlıklı bir Ermeni kimliği
oluşturulması gerektiği fikrini de dile getirmiştir. Bay Dink'in ifadeleri, aşırı
milliyetçi gruplar arasında hızla yayılan bir tepki oluşturmuştur. "Türklüğü" (Türk
kimliğini) aşağılamaktan suçlu bulunmuştur. Yaklaşık bir buçuk yıl sonra aşırı
milliyetçiler tarafından öldürülmüştür. Ölümünden sonra ailesinin yaptığı
başvuruda yer alan şikayetler arasında ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği
iddiası da yer almıştır.
AİHM temel olarak Türk mercilerinin Bay Dink'in hayatını koruma konusunda
yetersiz kaldığını tespit etmiştir. Kendisinin ifadelerine bakılacak olursa bir
gazeteci sıfatıyla genel olarak toplumda ilgi gören bir konuda yazı yazıp tarihi bir
olguyu ortaya koymaya çalışmıştır. AİHM, Bay Dink’in Türk Devletinin Ermeni
soykırımını kabul etmemesine yönelik eleştirileri nedeniyle Türk yargı organlarının
kendisine karşı suçlamalarda bulunmak suretiyle Bay Dink'i dolaylı olarak
cezalandırdığını ve böylelikle Bay Dink'in ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini
kaydetmiştir. Sonuç olarak AİHM, 10. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Yurttaş Birliği “Radko” & Paunkovski - “Makedonya Eski Yugoslav
Cumhuriyeti” davası, (no. 74651/01)
15.01.2009
Resmi olarak tescil olmuş olan ve (60 yıldan fazla Makedonya Kurtuluş
Hareketinin liderliğini yapmış olan) Ivan Mihajlov-Radko'nun adını alan "Radko"
isimli bir yurttaş birliği daha sonra "Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti"
yetkilileri tarafından feshedilmiştir. Yetkililer, Birliğin Makedonyalıların Bulgar
kökenleri konusunda faşist fikirler savunmak suretiyle Makedonyalıların kimliğini
inkar ettiğini değerlendirmiştir. Bunun da anayasal düzene aykırı olduğu ve
milliyetçi ya da dini nefret ve hoşgörüsüzlüğü teşvik edeceği düşünülmüştür.
Birlik ve başkanı Bay Paunkovski dernek kurma özgürlüğü haklarının ihlal
edildiğini iddia etmişlerdir.
AİHM, derneğin adının nüfusun çoğunluğu tarafından olumsuz şekilde algılanan
bir şahsiyetten alınmasının tek başına kamu düzenine karşı açık ve yakın tehlike
olarak değerlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla bunun Birliğin kapatılmasına bir
gerekçe olarak kabul edilemeyeceği tespitini yapmıştır. Ayrıca Birliğin, düşmanlığı
savunduğunu ya da anayasal düzeni yıkma imkanı olan şiddete dayalı yöntem ya
da yöntemlerin kullanılmasını amaçladığını gösteren herhangi bir kanıt da mevcut
değildir. Birliğin ülke tarihine ilişkin yorumunun birçok kişiyi şok etme potansiyeli
taşıdığını kabul etmekle birlikte AİHM, bunun demokrasinin kurallarına karşı bir
saldırıya ya da şiddetin alenen savunulmasına varmadığını ve Birliğin
kapatılmaması gerektiğini değerlendirmiştir. Dolayısıyla AİHM, 11. Maddenin
ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Sürek - Türkiye davası (no.1) (no. 26682/95) (*)
8.07.1999
Kamil Tekin Sürek, Türkiye'nin güneydoğusunda yetkililerin askeri eylemlerini
şiddetle kınayan ve onları bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi veren Kürtleri
acımasızca bastırmakla suçlayan iki okur mektubunu yayınlayan haftalık bir
derginin sahibidir. Başvuran, "Devletin bölünmezliğine karşı propagandaBilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
yapmaktan ve insanları kin ve düşmanlığa sevk etmek" suçundan mahkum
olmuştur. Bay Sürek ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini savunmuştur.
AİHM, suç konusu mektupların kanlı bir intikam çağrısına vardığını ve
mektuplardan birinin kişilerin adlarını açıkça vererek bunlara karşı nefreti
kışkırttığını ve bu kişileri fiziksel şiddet riskine maruz bıraktığını tespit etmiştir.
Bay Sürek mektuplarda ifade edilen görüşlerle kendini şahsen ilişkilendirmese de
bu mektupların yazarlarına şiddet ve nefreti tahrik etmelerine yarayan bir araç
sağlamıştır. AİHM, derginin sahibi olarak bilgilerin toplanması ve halka yayılması
bağlamında derginin yayın ve gazetecilik personelinin üstlendiği "görev ve
sorumluluklara" dolaylı olarak tabi olduğunu ve bu sorumlulukların çatışma ve
gerginlik durumlarında daha büyük önem arz ettiğini göz önünde bulundurmuştur.
Sonuç olarak AİHM 10. Maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Ayrıca bkz:
Partidul Comunistilor (Nepeceristi) ve Ungureanu - Romanya davası, no.
46626/99, 3.02.2005 – Komünist doktrin temelinde Devlet kurma tehlikesi
gerekçesiyle bir siyasal partiyi özel sicile kaydetmeme.
Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden - Bulgaristan davası, no. 29221/95
ve 29225/95, 2.10.2001 – toplantıları kamu düzenine olası bir tehdit oluşturduğu
gerekçesiyle bir partinin anayasal düzene aykırı ilan edilmesi ve kapatılması.
Sidiropoulos ve Diğerleri - Yunanistan davası, no. 57/1997/841/1047, 10.07.1998
– kurulduktan sonra ülkenin toprak bütünlüğü, ulusal güvenlik ve kamu düzenini
sarsmaya yönelik faaliyetlerde bulunabileceği gerekçesiyle bir derneğin tescil
edilmesine izin vermeme.
Ek okuma
Avrupa Konseyinin "nefret söylemi" sorununa ilişkin belgeleri mevcuttur:
- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin "nefret söylemi" hakkındaki R 97 (20)
numaralı Tavsiye Kararı
- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin dinleri dolayısıyla kişilere karşı işlenen
kutsal değerlere hakaret, dini hareketler ve nefret söylemi hakkındaki 1805
(2007) numaralı Tavsiye Kararı
- Venedik Komisyonunun kutsal değerlere hakaret, dini hakaretler ve dini nefrete
tahrik konusundaki çalışması (406/2006)
- Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonunun (ECRI) ırkçılık ve ırk
ayrımcılığıyla mücadeleye yönelik ulusal mevzuat hakkındaki 7 numaralı Genel
Politika Tavsiye Kararı
- İnsan Hakları Sorunu Komiseri tartışma belgesi: Etnik gazetecilik ve insan
hakları
- Nefret söylemi kılavuzu6
6 Anne Weber'in "Nefret söylemi kılavuzu," Avrupa Konseyi Yayınları, 2009, ISBN 978-92-
871-6614-2. Bu kılavuz, neyin nefret söylemi olarak değerlendirilebileceğini irdelemekte
ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında uyguladığı kriterler hakkında kararBilgi Notu – Nefret Söylemi Basın Birimi
- Avrupa Konseyi Bilgi notu 4 "Nefret söylemi"
Basın irtibat: echrpress@echr.coe.int | tel: +33 3 90 21 42 08
AİHM'in basın bildirilerine aşağıdaki adresten üye olabilirsiniz (RSS akışı):
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
alıcılar, uzmanlar ve tüm topluma yol göstermeyi amaçlamaktadır.

Serbest seçim hakkı

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:22
gönderen Admin
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi: serbest seçim hakkı
Avrupa vatandaşlarının serbest ve demokratik seçim hakkı, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 1 Numaralı Protokolünün 3. Maddesi ile güvence altına
alınmaktadır.
Her ne kadar kapsamı “yasama organı”nın seçilmesiyle sınırlı olsa ve sınırsız bir
hak olmasa dahi, Avrupa’da serbest seçim hakkının korunması büyük önem arz
etmektedir; zira bu hak AİHM için “gerçekten demokratik siyasal bir rejimin
temel ilkelerinden biridir”.
AİHM “aktif” ve “pasif” seçim hakkı, yani seçime oy kullanarak katılma hakkı ile
seçimlerde aday olma hakkı arasında ayrıma gitmektedir. “Pasif” seçim hakları
“aktif” haklara nazaran daha az korunmaktadır.
Oy kullanma hakkı
Yurtdışında yaşayan vatandaşların oy kullanma hakkı
Sitaropoulos ve Giakoumopoulos – Yunanistan Davası (no. 42202/07)
Büyük Daire Kararı
15.03.2012
Başvuranlar, Yunanistan’da 2007 yılında yapılan parlamento seçimlerinde
yaşadıkları ülkede (Fransa) oy kullanamamışlardır. Çünkü yurtdışında yaşayan
Yunan vatandaşlarının için oy kullanabilmelerine dair bir hüküm mevcut değildi.
1. Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlali söz konusu değildir.
AİHM ilgili uluslararası ve bölgesel hukukta veya Üye Devletlerin konuya ilişkin
uygulamalarında farklılıklar görüldüğünü ve Devletlerin yurtdışında yaşayan
vatandaşlarının oy kullanma haklarına ilişkin düzenleme yapmaları yönünde bir
fikirbirliği veya yükümlülük söz konusu olmadığını kaydetmiştir.
Mahkumların oy kullanma hakkı
Scoppola – İtalya Davası (no. 3) (no.126/05)Bilgi Notu – Serbest seçim hakkı Basın Birimi
22.05.2012
Bu dava, başvuranın bir ceza davası sonucunda mahkumiyetinin ardından
haklarından mahrum bırakılması ile ilgili idi.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlali söz konusu değildir.
AİHM, İtalyan hukukunda mahkumların haklarından mahrum bırakılmalarının, 1
Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlaline yol açacak genel, otomatik ve ayrım
gözetmeyen bir tedbir (Hirst – Birleşik Krallık davası (no. 2)) olmadığına
hükmetmiştir. İtalyan hukuku bu tedbiri, başta cezanın süresi olmak üzere
davanın özel koşullarına uyarlamıştır.
Konuyla ilgili olarak bkz:
- Büyük Dairenin Scoppola (no. 3) kararının doğurduğu sonuçlar
- Hirst (II) – Birleşik Krallık Davası (no. 74025/01) – Büyük Daire, 06.10 2005
tarihli karar
- Bilgi notu: “Mahkumların oy kullanma hakkı”
Derdest davalar
Ivanovich Kuchmara - Rusya Davası (no. 4664/10), Ocak 2012’de tebliğ
edilmiştir
Vladimir Gladkov – Rusya Davası (no. 15162/05), Ekim 2009’da tebliğ edilmiştir
Koruma altına alınan kişilerin oy kullanma hakkı
Alajos Kiss – Macaristan Davası (no. 38832/06)
20.05.2010
Başvuran, bir psikiyatrik tedavi kurumunda koruma altına alındığı için oy
kullanma hakkını yitirmiştir. Macaristan Anayasasına göre, koruma altına alınan
şahısların oy kullanma hakkına otomatik ve genel kısıtlama getirilmekteydi.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM, Hükümet tarafından ifade edildiği üzere oy kullanma hakkından
mahrumiyet ile meşru bir amaç, diğer bir deyişle, yalnızca kararlarının doğuracağı
sonuçlarını değerlendirebilen kişilerin kamuyu ilgilendiren konulara dahil
olmalarını sağlama amacının güdüldüğünü kabul etmekle birlikte, koruma altına
alınan insanların halihazırdaki ruhsal melekelerinin durumundan bağımsız olarak
oy kullanma hakkından topyekun mahrum bırakılmalarını kabul edemeyeceğini
vurgulamıştır.
Kişinin ulusal kökeni nedeniyle oy kullanma hakkının kısıtlanması
Aziz – Kıbrıs Davası (no. 699949/01)
22.06.2004
Başvuran, Kıbrıs Anayasası uyarınca Kıbrıslı Rumların seçmen listelerinde Kıbrıslı
Türklere yer verilmemesi nedeniyle 2001 parlamento seçimlerinde oy
kullanamamıştır.
1. Numaralı Protokolün 3. Maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşmenin 14. Maddesi
(ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Serbest seçim hakkı Basın Birimi
AİHM, Devletlerin parlamento seçimlerinde uygulanmak üzere kural getirme
konusunda oldukça geniş bir takdir hakkına sahip olduklarını, fakat bu kuralların
makul ve nesnel biçimde gerekçelendirilmesi gerektiğini kaydetmiştir. Başvuranın
şikayetçi olduğu, Kıbrıs Türkü olmasından kaynaklanan bu muamele farklılığının,
özellikle kendi durumundaki Kıbrıs Türklerinin hiçbir parlamento seçiminde oy
kullanamadıkları gerçeği göz önünde tutulduğunda makul ve nesnel biçimde
gerekçelendirildiği söylenemez.
Seçilme yeterliliği
Resmi seçilme yeterliliği koşulları
Podkolzina – Letonya Davası (no. 46727/99)
09.04.2002
Başvuran, Ekim 1998’de gerçekleştirilen Parlamento seçimlerinde “Ulusal Uyum
Partisi” adına Latgale bölgesinden aday olmuştur. Devlet Dil Merkezinden işyerine
iki kez müfettiş gelmiş ve sonrasında Letonca seviyesinin yeterli bulunmadığı
gerekçesiyle adaylığı iptal edilmiştir. Parlamento seçimleri hakkında kanuna göre
Devletin resmi dili olan Letonca bilgisi seçilme yeterliliği kriterleri arasında idi.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM, bir ulusal parlamentonun çalışma dilini seçme yetkisinin yalnızca Devlete
ait olduğunu ve ortak resmi dili bilme kriterinin kurumsal sistemin normal
işleyişini temin etme yolunda meşru bir amaç güttüğünü kaydetmiştir. Ancak
AİHM, başvuranın elinde dil yetkinlik sertifikası bulunduğunu ve bunun
geçerliliğinin Letonya mercilerince tartışma konusu edilmediğini gözlemlemiştir.
Dolayısıyla, başvuranın tabi tutulduğu teftiş herhangi bir nesnel gerekçeden
yoksundur ve seçilme yeterliliğine ilişkin herhangi bir yasal kritere tekabül
etmemektedir.
Krasnov ve Skuratov – Rusya Davası (no 17864/04 ve 21396/04)
19.07.2007
Başvuranlar Duma seçimleri için adaylıklarını koyarken yanlış bilgi vermekle
suçlanmışlardır; ayrıca, ikinci başvuranın Komünist Partiye üye olduğunu teyit
etmediği iddia edilmiştir. Bu nedenle adaylıkları geçersiz sayılmıştır.
Birinci başvuranla ilgili olarak 1 Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlali söz
konusu değildir; bu kişi kasıtlı olarak seçmeni yanlış yönlendirecek bilgiler
vermiştir.
İkinci başvuranla ilgili olarak 1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi ihlal edilmiştir:
başvuranın kasıtlı olarak yanlış bilgi verdiğini gösterir herhangi bir unsur
bulunmamaktadır; bu kişi Komünist Partiye üye olduğunu asla gizlememiştir.
Sonuç olarak, adaylığının iptali, siyasi eğilimleri konusunda seçmeni yanlış
yönlendirmekten kaçınmak gibi bir gerekçeyle açıklanamaz.
Sukhovetskyy – Ukrayna Davası (no. 13716/02)
28.03.2011 Bilgi Notu – Serbest seçim hakkı Basın Birimi
Başvuran Ocak 2002 parlamento seçimlerinde aday olmak istemiştir. Adaylık için
218.10 Avro tutarında harç yatırılması gerekli idi. Başvuran, bu harcın yıllık
gelirinden fazla olduğunu ve yatıramayacağını öne sürmüştür. Bunun sonucunda
ismi aday listesine dahil edilmemiştir.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlali söz konusu değildir.
AİHM bazı Avrupa Devletlerinin seçim kanunlarında manasız adaylıkların önünü
almak adına bazı tedbirler öngörüldüğünü gözlemlemiştir. AİHM ayrıca Ukrayna
hukukunda öngörülen harcın Avrupa genelinde en düşük tutar olduğunu
gözlemlemiştir. AİHM, başvurandan talep edilen harcın aşırı veya seçimlerde aday
olma konusunda kararlı bir aday için aşılmaz bir idari ve mali engel teşkil edecek
ölçüde olmadığı sonucuna varmıştır.
Önceki tavır ve davranışlar veya mensubiyetler nedeniyle menedilme
Zdanoka – Letonya Davası (no. 58278/00), Büyük Daire kararı
16.03.2006
Başvuran, Letonya’da seçimlerde aday olmak istemiş, fakat önceden Anayasaya
aykırı bulunan bir siyasal partiye geçmişte üye olması ve bu partideki faaliyetleri
nedeniyle adaylıktan menedilmiştir. 1995 yılında çıkarılan bir kanunla 1991
sonrası Letonya Komünist Partisinin faaliyetlerinde yer alan kişilerin seçimlerde
aday olmaları yasaklanmıştı.
AİHM 1 Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir:
böylesi bir tedbir belirli bir demokratik sistem bağlamında, sözgelimi müesses
demokratik kurumları on yıllara veya yüzyıllara sari bir demokratik çerçeveye
sahip bir ülkede çoğu zaman kabul edilir görülmemekle birlikte, Letonya’yı bu
tedbiri almaya iten tarihi ve siyasi bağlamında ve ayrıca yeni demokratik düzenin
yüz yüze olduğu eski totaliter rejime dönme tehlikesi göz önünde tutularak bu
ülkede makul kabul edilebilir. AİHM demokratik düzeni tesis etme ve koruma
yolunda karşılaşılan güçlükleri değerlendirecek en iyi makamın Letonya ulusal
mercileri olduğu gerçeğini kabul etmiştir. Ancak, Letonya Parlamentosu bu yasal
kısıtlamayı sürekli gözden geçirmeli ve mümkün olduğunca kısa sürede
sonlandırmalı idi.
Herri Batasuna ve Batasuna – İspanya Davası (no. 25803/04);
Etxeberria ve Diğerleri – İspanya Davası (no. 35579/03); Henrritarren
Zerrenda – İspanya Davası (no. 43518/04)
30.06.2009
İspanya Parlamentosu 27 Ocak 2002 tarihinde siyasal partiler hakkında bir temel
(organik) kanun
1
çıkarmıştır. Bu kanunla siyasal partilerin örgütlenmesi, işleyişi,
mahkemelerce kapatılması ve faaliyetlerinin askıya alınması ile ilgili yeni
düzenlemeler yapılmıştır. Herri Batasuna ve Batasuna partileri
2
bu Kanun
uyarınca yasadışı ilan edilerek kapatılmışlardır. Bu partiler kapatıldıktan sonra,
yerel seçimlerde bu partilerin adayları, kapatılmış partilerin faaliyetlerini
yürüttükleri gerekçesiyle seçimlere katılmaktan menedilmişlerdir.

1
Kamu mercilerinin teşkilat yapısı ve işleyişi hakkında kanun. Parlamento tarafından çıkarılan bu kanunda
Anayasa hükümlerini tamamlayıcı hükümler yer almaktadır.
2
Aşırı solcu, ayrılıkçı Bask siyasal partileri. Bilgi Notu – Serbest seçim hakkı Basın Birimi
AİHM öncelikle Herri Batasuna ve Batasuna – İtalya davasında 11. Maddenin
(toplanma ve dernek kurma özgürlüğü) ihlalinin söz konusu olmadığına
hükmetmiştir: bu partilerin kapatılması, “kargaşanın önlenmesi ve başkalarının
hak ve özgürlüklerinin korunması adına ve özellikle kamu güvenliği için
demokratik bir toplumda gerekli idi”.
AİHM, Etxeberria ve Diğerleri – İspanya davasında 1 Numaralı Protokolün 3.
Maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. AİHM İspanyol mahkemelerinin,
şiddeti ve terör örgütü ETA’nın faaliyetlerini destekledikleri için kapatılan
Batasuna ve Herri Batasuna’nın faaliyetlerini yürütmeyi amaçlayan yasadışı
gruplaşmaların mevcudiyetini yeterli biçimde kanıtladıklarını kaydetmiştir. Ayrıca
İspanya’daki mevcut siyasi ortamın, yani, başta Bask bölgesi olmak üzere bazı
özerk toplulukların hükümet organları içerisinde ayrılıkçı siyasal partilerin
bulunduğu bir ortamın, ayrılıkçı fikirlerin ifadesine yönelik bir yasaklama niyeti
güdülmediğinin kanıtı olduğunu ifade eden AİHM, ayrılıkçı görüşlerin ifade
edilmesinin kendi içinde Devletin toprak bütünlüğü ve ulusal güvenliği için bir
tehdit teşkil etmediği yolundaki içtihadına uygun davranıldığını kaydetmiştir.
Dolayısıyla, insanların fikirlerini özgürce ifade edebilmeleri engellenmemiştir.
AİHM Herritarren Zerrenda – İspanya davasında vardığı sonuçlarla aynı sonuçlara
varmıştır.
Bir siyasal partinin kapatılması hakkında görülmeyi bekleyen dava
Demokratik Toplum Partisi ve diğer 6 başvuran – Türkiye Davası (no. 3840/10),
Ocak 2012’de tebliğ edilmiştir.
Paksas – Litvanya Davası (no. 34932/04), Büyük Daire Kararı
06.01.2011
Dava, başvuranın milletvekilliğinin iptali ile ilgili idi. Başvuran, eski
Cumhurbaşkanı olup Anayasayı ağır ihlal ve anayasal yeminine aykırı hareket
etme suçlamalarıyla cezai sorumluluk işlemleri
3
uygulanması sonucunda
görevinden istifa etmiştir.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM, 1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi kapsamında, kamu görevini ciddi
biçimde kötüye kullanan veya tavır ve davranışlarıyla hukukun üstünlüğünü veya
demokratik kurumları tehlikeye atan vb. kişilerin seçilme haklarına kısıtlama
getirilebileceğini kaydetmiştir. Ancak, bu davadaki kısıtlamaya süre sınırı
getirilmemesinin yanı sıra istinat ettiği kural da Anayasada hüküm altına alınmıştı.
AİHM ayrıca ilgili kanun hükmünün, belirli durumların ciddi etkisi altında kalınarak
yapılan bir düzenlemenin sonucu olduğunu gözlemlemiştir.
Kişinin ulusal kökeni nedeniyle adaylıktan menedilmesi
Sejdic ve Finci – Bosna Hersek Davası (no. 27996/06 ve 34836/06)
Büyük Daire Kararı
22.12.2009

3
Impeachment Proceedings: Yasama organının kanunu veya Anayasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle Devlet
Başkanını, üst düzey kamu görevlilerini veya hâkimleri görevden almak amacıyla uyguladığı resmi işlemler. Bilgi Notu – Serbest seçim hakkı Basın Birimi
(Biri Roman ve diğeri Yahudi) başvuranlar Parlamentonun iki organından biri olan
Halk Meclisi seçimleri ve Devlet başkanlığı için adaylıklarının engellendiğinden
şikayetçi idiler. 1995 Dayton Barış Anlaşmalarının ardından hazırlanan Bosna
Hersek Anayasasının Dibacesinde vatandaşlık iki kategoriye ayrılmıştı: “kurucu
halklar” olarak anılan vatandaşlar (Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar) ve “diğerleri”
(Yahudiler, Romanlar, diğer ulusal azınlıklar, hangi bir etnik kökene mensup
olduğunu açıklamayanlar). Halk Meclisine ve Devlet Başkanlığına yalnızca bu üç
kurucu halkın temsilcileri seçilebilmekte, dolayısıyla etnik azınlıklar hariç
tutulmakta idi.
Halk Meclisine seçilebilme ile ilgili olarak, 1. Numaralı Protokolün 3. Maddesi ile
bağlantılı olarak Sözleşmenin 14. Maddesi (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Devlet başkanlığına adaylık ile ilgili olarak, 12 Numaralı Protokolün 1. Maddesi
ihlal edilmiştir.
AİHM bu sistemin, ülkede derin izler bırakan bir etnik savaşın bütün taraflarınca
kabul edilen çok hassas bir ateşkes döneminde uygulamaya konduğunu ve barışın
yeniden tesisi gibi meşru bir amaç güttüğünü kabul etmektedir. Ancak, AİHM
sonrasında Bosna Hersek’te durumun kayda değer ölçüde düzeldiğini kaydetmiş
ve buna karşın başvuranların Bosna Hersek Halk Meclisine seçilme yeterliliğine
hala sahip olamamalarının nesnel ve makul bir gerekçeden yoksun olduğuna
hükmetmiştir.
Tanase – Moldova Davası (no. 7/08) Büyük Daire Kararı
27.04.2010
Dava, çifte vatandaşlığı bulunan Moldova vatandaşı milletvekillerinden seçildikten
sonra diğer ülkelerin vatandaşlıklarından feragat etmeyenlerin milletvekillerinin
geçersiz sayılması hakkında idi. Başvuran Moldova ve Romen vatandaşı idi ve
2009 parlamento seçimlerinde milletvekili seçilmişti.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM birden fazla vatandaşlığa sahip kişilerin milletvekili seçilememesine ilişkin
yasağın, Moldova’nın bağımsızlığını kazanmasından yaklaşık 17 yıl sonra
getirildiğini, bunun yaklaşık 5 yıl sonrasında kanunlar yumuşatılarak çifte
vatandaşlığa izin verildiğini kaydetmiştir. AİHM, bu tedbirle Moldova’nın
kanunlarını, kurumlarını ve ulusal güvenliğini korumanın amaçlandığı yolundaki
argümanı kabul etmemiştir. AİHM ayrıca seçim haklarına getirilen kısıtlamaların,
hiçbir grubu ülkenin siyasi hayatına katılma imkanından mahrum bırakma
sonucunu doğurmaması gerektiğini vurgulamıştır.
Seçim usulsüzlükleri
Kovach - Ukrayna Davası (no. 39424/02)
07.02.2008
Başvuran 2002 parlamento seçimlerinde Zakarpattya bölgesinden aday olmuştur.
Dava, başta oylamanın iptali ve oyların yeniden sayımı olmak üzere başvuranın
seçim bölgesinde oy sayımı işleminin adil olmadığına yönelik bir şikayet ile
ilgilidir.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Serbest seçim hakkı Basın Birimi
AİHM özellikle Seçim Komisyonunun dört seçim bölgesinde yapılan oylamayı iptal
etmesinin keyfi olduğuna ve Hükümetin iddiasının aksine hiçbir meşru amaçla
orantılı olmadığına hükmetmiştir.
Namat Aliyev – Azerbaycan Davası (no. 18705/06)
08.04.2010
Başvuran, Parlamento seçimlerinde adaylığını koyduğu bölgede seçim gününde
seçim kanununa yönelik bazı çok ciddi ihlaller yaşandığını ve usulsüzlükler
yapıldığını, seçim bölgesindeki seçmenin gerçek eğilimini belirlemenin mümkün
olmadığını ve serbest seçimlerde aday olma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM, seçim komisyonlarının ve mahkemelerin tutum ve kararlarının, başvuranın
seçimlerde aday olma hakkına ilişkin gerçek bir kaygıdan yoksun olduğunu
kaydetmiştir.
Derdest dava
Rushen Mehmed Riza ve DPS – Bulgaristan Davası (no. 48555/10)
26.04.2011’de tebliğ edilmiştir.
Rushen Mehmed Riza 5 Temmuz 2009 parlamento seçimlerinde milletvekili
seçilmiştir. Ancak, seçim sonuçları hakkında Anayasa Mahkemesine başvurulmuş
ve Anayasa Mahkemesi, aralarında Riza’nın da bulunduğu DPS partisine mensup
üç kişinin milletvekilliklerini iptal etmiştir. Riza, 1 numaralı Protokolün 3.
Maddesine atıfta bulunmaktadır.
Seçim sistemleri
Yumak ve Sadak – Türkiye Davası (no. 10226/03) Büyük Daire Kararı
08.07.2008
Başvuranlar, parlamento seçimlerinde uygulanan ulusal %10 seçim barajının,
insanları yasama organını tayin etmede fikirlerini özgür biçimde ifade etmekten
alıkoyduğunu iddia etmekteydiler (Türk seçim kanununa göre bir siyasal partinin
Parlamentoya girebilmek için toplam ulusal oyların en az %10’unu alması gerekli
idi).
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlali söz konusu değildir.
AİHM, %10 seçim barajının genel itibarla fazla yüksek göründüğünü, zira bu
barajın siyasal partileri seçim sürecinin şeffaflığına katkıda bulunmayan
manevralar geliştirmeye ittiğini kaydetmiştir. Ancak AİHM, bu davada bahse konu
seçimlerin siyasi bağlamı ile uygulamada barajın etkisini azaltan düzeltici tedbirler
ve güvenceler dikkate alındığında, seçim barajının başvuranların 1 numaralı
Protokolün 3. Maddesi kapsamındaki haklarının özüne zarar verdiği konusunda
ikna olmamıştır.
Grosaru – Romanya Davası (no. 78039/01)
02.03.2010 Bilgi Notu – Serbest seçim hakkı Basın Birimi
Başvuran Kasım 2000 parlamento seçimlerinde Romanya’da yaşayan İtalyan
azınlık için ayrılan kontenjandan adaylığını koymuştur. Merkezi seçim ofisi, 1992
yılında çıkarılan Temsilciler Meclisi ve Senato Seçimleri Kanununa istinaden
İtalyan azınlığa ayrılmış kontenjanı “Romanya’da Yaşayan İtalyan Topluluğu” adlı
örgüte tahsis etmiştir. Grosaru bu örgütün adayı olmasına ve çoğunluğun oylarını
almasına karşın, merkezi seçim ofisi milletvekilliğini aynı örgütün diğer bir
adayına vermiştir.
1. Numaralı Protokolün 3. Maddesi (serbest seçim hakkı) ile bağlantılı olarak
Sözleşmenin 13. Maddesi ihlal edilmiştir.
AİHM Devletlerin seçim kurallarını belirleme konusunda geniş bir takdir hakkına
sahip olduklarını dikkatlere sunmuştur. Ancak AİHM, seçim kanunundaki
muğlaklık ve tarafsız bir hukuk yolu konusunda yeterli güvenceler bulunmaması
nedeniyle 1 Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
2004 yılında değiştirilen Temsilciler Meclisi ve Senato Seçimleri Hakkında
Kanunda, parlamentoda belirli bir ulusal azınlığa tahsis edilen kontenjanın,
adayların oyların çoğunluğunu elde ettikleri seçim bölgesine tahsis edileceği
hükmüne yer verilmiştir.
Saccomanno ve Diğerleri – İtalya Davası (no. 11583/08)
Mart 2012’de kabul edilemez ilan edilmiştir
Davanın konusu kapalı liste sistemi idi. Başvuranlar, İtalyan hukukunda
temsilcilerin doğrudan seçmen oyuyla seçilmelerine izin verilmediği için (siyasal
partiler tarafından “kapalı” aday listesi sunulmaktadır: aday sırası ilgili siyasal
parti tarafından belirlenmekte, seçmenler herhangi bir aday için tercihte
bulunamamaktadırlar), parlamento seçimlerinde aday tercihlerini ifade
edemediklerinden şikayetçi idiler.
AİHM, dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle şikayeti reddetmiştir. AİHM
“Devletlerin bu bağlamda geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarından ve bir
bütün olarak seçim mevzuatının ülkedeki siyasi gelişmeler ile ülkenin tarihi ve
siyasi bağlamı temelinde değerlendirilmesi gerektiğinden” bahisle, kapalı liste
sisteminin 1 Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlali anlamını taşımadığına
hükmetmiştir.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi Davası (ÖDP) – Türkiye Davası (no.
7819/03)
10.05.2012
Dava, Türk Anayasası uyarınca siyasal partilere sağlanan doğrudan kamu mali
desteğinin asgari temsil oranına (önceki parlamento seçimlerinde toplam oyların
%7’si) ulaşamadığı gerekçesiyle ÖDP’ye verilmemesi hakkında idi.
1. Numaralı Protokolün 3. Maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşmenin 14.
Maddesinin (ayrımcılık yasağı) ihlali söz konusu değildir.
AİHM, ÖDP’ye ve mali destek verilen diğer partilere yönelik muamele farklılığının
demokratik çoğulculuğu güçlendirirken aday listelerinin fazla parçalanmasının
önünü alma yönündeki amaçla makul biçimde orantılı olduğuna hükmetmiştir.
Seçim sürecinde medyada yer bulma Bilgi Notu – Serbest seçim hakkı Basın Birimi
Rusya Komünist Partisi ve Diğerleri – Rusya Davası (no. 29400/05)
19.06.2012
Dava, Rusya’daki siyasi muhalefet partilerinin ve siyasetçilerinin, 2003
parlamento seçimleri sürecinde siyasal partilerin seçim kampanyalarına
öndegelen 5 TV kanalında eşit yer verilmemesi sonucu seçimlerin serbest biçimde
yapılmadığı yönündeki şikayetleri hakkında idi.
Sözleşmenin 13. Maddesinin (etkili başvuru hakkı) ve 1. Numaralı Protokolün 3.
Maddesinin ihlali söz konusu değildir.
AİHM, o sırada yürürlükte olan kanun ve usullerin muhalefetin televizyon
erişimlerine dair asgari süreleri güvence altına aldığını Devlet medyasının
tarafsızlığını öngördüğüne hükmetmiştir. 2003 seçimlerinde ekrana çıkma
konusunda eşitlik sağlanmamış olsa da bu durum, seçimlerin Sözleşme anlamında
“serbest” olmadığı sonucuna varacak düzeye ulaşmamıştır.
Görülecek davaların seçilmesi
Sabri Demirdöğen – Türkiye Davası (no. 33231/107)
Mart 2011’de tebliğ edilmiştir.
Başvuran, yurtdışında yaşayan ve oylarını gümrük noktalarında kurulan oy
verme kabinlerinde kullanabilecek seçmenlerin oylarını alabileceği umuduyla 22
Temmuz 2007 seçimlerinde “bağımsız adaylığını” koymuştur. Başvuran, ilgili
kanunda insanların bu kapsamda yalnızca siyasal partiler için oy
kullanabilecekleri öngörüldüğü için seçilme ihtimalinin azaldığından şikayetçidir.
Benzer dava: Baskın Oran – Türkiye Davası (no. 28881/07, Nisan 2011’de
tebliğ edilmiştir).
Sema Timurhan – Türkiye Davası (no. 28882/07, Nisan 2011’de tebliğ
edilmiştir).
Başvuran, bir seçmen olarak aynı kanunun kendisine yalnızca siyasal partilere oy
vermesine imkan tanıdığından, fakat adayların isimlerini öğrenme veya bağımsız
bir adaya oy verme olanağı vermediğinden şikayetçidir.
Basın İrtibat:
+33 (0) 3 90 21 42 08
echrpress@echr.coe.int
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)

Vicdani ret

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:23
gönderen Admin
Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun İçtihadı
Grandrath – Almanya Davası (2299/64)
12.12.1966 tarihli Komisyon raporu.
Yehova Şahitleri papazı Grandrath, hem askerlikten hem kamu hizmetinden muaf
tutulmak isteyen bir “topyekun retçi” idi. Grandrath, askerlik hizmeti yerine kamu
hizmeti görmeyi reddettiği için hakkında açılan ceza davasında mahkum
edildiğinden şikayetçi idi ve Roma Katolik ve Protestan papazlarının bu hizmetten
muaf tutulduklarından bahisle kendisine ayrımcılık uygulandığını iddia etmekteydi.
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu davayı 9. Madde (din özgürlüğü), 14. Madde
(ayrımcılık yasağı) ve 4. Madde (zorla ve zorunlu çalıştırma yasağı) kapsamında
incelemiştir. Komisyon, vicdani retçilerin askerlik hizmetinden muafiyet hakkına
sahip olmadıkları ve Yüksek Sözleşmeci Taraflardan her birinin böylesi bir hak
tanıma veya tanımama kararını verme özgürlüğüne sahip olduğu gerekçesiyle
Sözleşmenin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Bu hakkın tanınması durumunda
retçilerin alternatif bir kamu hizmeti görmeleri gerekli kılınabilir ve bundan
muafiyet hakkı söz konusu olamazdı.
X – Avusturya Davası (5591/72)
02.04.1973 tarihli Komisyon kararı.
Başvuran, Roma Katoliği olmasından kaynaklanan dini inançları gereğince zorunlu
askerlik hizmetini yetine getirmeyi reddetmesinden ötürü Avusturya
mahkemelerince mahkum edilmesinden şikayetçi idi.
Komisyon, davayı özellikle Sözleşmenin 4. Maddesinin 3(b) fıkrası kapsamında
kabul edilemez ilan etmiştir. Zorla ve zorunlu çalıştırmanın yasaklandığı bu
maddedeki “askeri nitelikli herhangi bir hizmet veya vicdani reddin meşru
sayıldığı ülkelerde, vicdani reddi seçen kişilere zorunlu askerlik hizmeti yerine
gördürülebilecek başkaca bir hizmet” hükmüyle Devletlere vicdani retçileri tanıma
konusunda serbesti getirilmekte, bu imkanı tanımaları durumunda bunun yerine
başka bir hizmet ihdas etme hakkı verilmektedir. 4. Maddenin 3(b) fıkrasıyla
bağlantılı olarak 9. Madde, Devlete vicdani retçileri tanıma ve bunun sonucunda
din ve vicdan özgürlüğünü zorunlu askerlik hizmeti yükümlüğünü etkileyecek
biçimde kullanmalarını sağlayacak özel düzenlemeler yapma yükümlülüğü
getirmemekteydi. Bu nedenle, Komisyon bu Maddelerin Devleti, tanımadığıBilgi Notu – Vicdani ret Basın Birimi
vicdani retçileri askerlik hizmetini reddetmeleri sonucunda cezalandırmaktan
alıkoymayacağını kaydetmiştir.
X – Almanya Davası (7705/76)
05.07.1977 tarihli Komisyon kararı.
Yehova Şahidi olmasının yanısıra yetkili mercilerce vicdani retçi olarak kabul
edilen başvuran, askerlik hizmeti yerine kamu hizmeti görmesi yönündeki çağrıyı
reddetmiştir. Başvuran hizmetten kaçma suçundan 4 ay hapis cezasına mahkum
edilmiş, ardından kamu hizmetinden muaf tutulmasını sağlayacak şekilde bir
hastanede veya başka bir kurumda sosyal çalışma yapması kaydıyla cezasının
infazı geri bırakılmıştır. Başvuran böyle bir hizmet anlaşması yapamadığı için
cezası Aralık 1976’da infaz edilmiştir. Başvuran 3. Maddeye (insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele yasağı), 7. Maddeye (kanunsuz ceza olmaz) ve 9. Maddeye
istinaden infazın geri bırakılması kararının kaldırılmasından şikayetçi idi.
Komisyon davayı kabul edilemez ilan etmiştir. Komisyon özellikle 4. Maddenin
3(b) fıkrası kapsamında vicdani retçilerin zorunlu askerlik hizmeti yerine başkaca
bir kamu hizmeti görmelerinin gerekli kılınabileceğinin açıkça hükme
bağlandığından bahisle, 9. Maddenin alternatif kamu hizmetinden muafiyet gibi
bir hak ima ettiği sonucuna varılamayacağını kaydetmiştir. Komisyon 7. Madde ile
ilgili olarak, ceza gerektiren suçları tanımlama yetkisinin ulusal kanun koyucuya
ait olduğunu vurgulayarak, Sözleşmenin, devleti kamu hizmeti görmeyi reddeden
kişilere yaptırım uygulamaktan alıkoymadığını kaydetmiştir. Komisyon ayrıca
başvuranın mahkum edildiği cezanın süresi, bu cezanın ertelenmiş olması ve
başvuranın şartla salıverildiği göz önünde bulundurulduğunda, 3. Maddeye
istinaden dile getirdiği iddialarını destekleyecek ikna edici bir argüman
bulunmadığını ifade etmiştir.
N. – İsveç (10410/83)
11.10.1984 tarihli Komisyon kararı.
Barış yanlısı (pasifist) başvuran, zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmeyi
reddetmiştir. Bunu ikame edecek bir kamu hizmeti görme talebinde
bulunmamıştır. Başvuran Komisyon önünde ayrımcılık mağduru olduğunu, çünkü
farklı dini grupların mensupları askerlikten muaf tutulurken barış yanlılığı gibi
felsefi nedenlerin zorunlu askerlik hizmeti yükümlülüğünden muafiyet için yeterli
zemin teşkil etmediğini iddia etmekteydi.
Komisyon davayı kabul edilemez ilan etmiştir. Komisyon, askeri hizmetten tam
muafiyete kısıtlama getirmenin ve mensuplarını manevi ve ahlaki açıdan genel ve
katı disipline tabi tutan bir dini topluluğa bağlı vicdani retçilere alternatif kamu
hizmeti getirilmesinin ayrımcılık olmadığından bahisle 9. Maddeyle bağlantılı
olarak 14. Maddenin ihlalinin söz konusu olmadığına karar vermiştir.
Peters – Hollanda – Davası (22793/93)
30.11.1994 tarihli Komisyon kararı.
Felsefe öğrencisi Peters, vicdani retçi olarak kabul edilmekle birlikte askerlik
hizmeti yerine başka bir kamu hizmeti görmesine karar verilmiştir. Başvuran,
ilahiyat öğrencilerinin ilke olarak her iki tarz hizmetten de muafiyet hakkına sahip
olduklarından bahisle ayrımcılığa uğradığını iddia etmekteydi.Bilgi Notu – Vicdani ret Basın Birimi
Komisyon davayı kabul edilemez ilan etmiştir. Komisyon, Peters tarafından dile
getirilen sorun 9. Maddesine kapsamına girmekle birlikte, 9. Maddeyle bağlantılı
olarak 14. Maddenin ihlalinin söz konusu olmadığına karar vermiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihadı
Ülke – Türkiye Davası (39437/98)
24.01.2006 tarihli Daire kararı.
Ülke, kati barış yanlısı inançları nedeniyle askerlik hizmetini yerine getirmeyi
reddetmiş, bir basın toplantısında çağrı pusulasını aleni şekilde yakmıştır.
Başvuran, ilk olarak, halkı askerlikten soğutmak suçundan mahkum edilmiştir.
Askeri birliğine nakledildikten sonra üniforma giymeyi reddettiği için hakkında
defaatle mahkumiyet kararları verilmiştir. Yaklaşık 2 yıl hapis cezası çektikten
sonra mercilerden saklanma yoluna gitmiştir.
AİHM, özellikle yürürlükteki yasal çerçevenin inançları nedeniyle zorunlu askerlik
görevine karşı çıkılması ile ilgili durumları düzenlemek bakımından yeterli
olmadığından bahisle, 3. Maddenin (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı)
ihlal edildiğine hükmetmiştir. Ülke, durumuna uygulanan genel mevzuatın
uygunsuzluğu nedeniyle sonu gelmeyen kovuşturma ve mahkumiyetlere konu
olduğu gibi, bu durumun sürmesi tehlikesi altında idi. Arkası gelmeyen
kovuşturmalar ve hapis cezalarının yanısıra hayatının sonuna kadar hakkında
kovuşturma ihtimali bulunması, askerlik hizmetini yerini getirmesini temin
amacıyla orantılı değildi.
Thlimmenos – Yunanistan Davası (34369/97)
06.04.2000 tarihli Büyük Daire kararı.
Yehova Şahidi Thlimmenos, Yunanistan’da vicdani retçiler için alternatif bir hizmet
bulunmadığı bir sırada askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddettiği için hakkında
açılan ceza davası neticesinde mahkum edilmiştir. Birkaç yıl sonra yeminli
muhasebecilik için açılan yarışmalı sınavda iyi bir puan elde etmesine rağmen bu
mahkumiyeti nedeniyle yeminli mali müşavir olarak ataması yapılmamıştır.
AİHM, Thlimmenos’un mali müşavirlik mesleğinden çıkarılmasının, ülkelerine
hizmet etmeyi reddeden kişilerin uygun biçimde cezalandırılması amacıyla
orantısız olduğundan, zira ilgilinin bu sebeple iki yıl hapis cezası çekmiş
olduğundan bahisle, 9. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Maddenin ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
Bayatyan – Ermenistan Davası (23459/03)
07.07.2011 tarihli Büyük Daire kararı
Yehova Şahidi Bayatyan, askerlik hizmetine celbedildiği 2001 yılında vicdani
nedenlerle bu hizmeti yerine getirmeyi reddetmiş, bunun yerine alternatif bir
kamu hizmeti görmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Yetkili merciler, Ermenistan’da
alternatif hizmetle ilgili yasal düzenleme olmadığını, bu nedenle askerlik hizmetini
yapmak zorunda olduğunu kaydetmişlerdir. Bayatyan askerlikten kaçma
suçundan hapis cezasına mahkum edilmiştir. Bayatyan, bu mahkumiyetin 9.
Madde kapsamındaki haklarının ihlali anlamına geldiğinden şikayetçi idi ve bu
Maddenin bugünün mevcut koşullarında, yani Avrupa Konseyine Üye DevletlerinBilgi Notu – Vicdani ret Basın Birimi
çoğunluğunun vicdani reddi kabul ettiği gerçeği ışığında yorumlanması gerektiğini
ileri sürmekteydi.
AİHM, Avrupa Devletlerinin önemli bir çoğunluğunda farklı menfaatleri gözeten
etkili alternatifler bulunduğundan ve Bayatyan’ın mahkumiyetinin Ermenistan’ın
alternatif bir hizmet getirme taahhüdünde bulunmuş olduğu bir sırada
gerçekleştiğinden bahisle, 9. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Savda – Türkiye Davası (42730/05)
12.06.2012 tarihli Daire kararı.
Dava, Türkiye’de vicdani ret hakkının tanınmaması ile ilgili idi. AİHM, zorunlu
askerlik hizmeti sisteminde vicdani ret bağlamında hiçbir istisnaya yer
bırakılmadığını ve askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddedenlere ağır cezai
yaptırımlar uygulandığını yinelemiştir. Genel toplum yararı ile vicdani retçilerin
menfaatleri arasında uygun bir denge kurulmamıştır. Askerlik yükümlülüklerinin
vicdan ve kanaatlerinin gerekliliklerinin dikkate alındığı hiçbir tedbirin
öngörülmediği bir ortamda bu cezaların, yaptırımların, mahkumiyetlerin ve
kovuşturmaların demokratik bir toplumda zorunlu olduğu düşünülemez.
Askeri mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı gerekçesiyle 3. Madde, 9.
Madde ve 6. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
Basın İrtibat: Nina Salomon
+33 (0)3 90 21 49 79
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)

Yaşama hakkı

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:24
gönderen Admin
2. MADDE (Yaşama hakkı)

1. Herkesin yaşama hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı
bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi
dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç
kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş
sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;
b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya
usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;
c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması.
Devlet tarafından ölümcül zor kullanılması
Gereklilik ilkesi
Mc Cann ve Diğerleri - Birleşik Krallık Davası: "daha katı ve zorlayıcı bir
zorunluluk testi"
Devlet tarafından ölümcül zor kullanılması, ilk olarak Mc Cann ve Diğerleri -
Birleşik Krallık Davasında (başvuru no. 18984/91, 27.09.1995 tarihli karar)
ayrıntılı biçimde ele alınmıştır: 2. madde yaşama hakkının istisnalarına ancak
"kesinlikle gerekli (mutlak zorunlu)" olması durumunda izin vermektedir. Bu
terim, “bir Devletin eyleminin Sözleşme’nin 8. ve 11. maddelerinin 2. fıkralarında
düzenlenen 'demokratik bir toplumda gerekli’ olup olmadığını belirlerken
normalde uygulanandan daha katı ve daha zorlayıcı bir zorunluluk testi
uygulanması gerektiğini" (p. 149) göstermektedir.
Bu dava, üzerilerinde bomba patlamaya yarayan bir uzaktan kumanda cihazı
bulunulduğundan şüphelenilen ve Cebelitarık'ta Özel Hava Kuvvetleri askerleri
tarafından vurularak öldürülen üç IRA üyesiyle ilgilidir. Operasyonun şüphelileri
öldürme zorunluluğu olmayacak şekilde planlanabileceğini ve kontrol
edilebileceğini tespit eden AİHM, 2. maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Son dönem örnekler:
Andreou - Türkiye Davası (no. 45653/99)
27.10.2009
Bu dava Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler tampon bölgesindeki gerginlikler sırasında
Türk silahlı kuvvetleri tarafından vurulup yaralanan bir İngiliz vatandaşıyla
ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Başvurana karşı ölümcül güç kullanımı "kesinlikle
gerekli" değildi ve 2. maddede izin verilen istisnalardan hiçbiri tarafından haklı
görülemez.
Perişan ve Diğerleri - Türkiye Davası (12336/03)
20.05.2010
2. madde ihlal edilmiştir: Mahkeme cezaevindeki kargaşayı bastırmak için
mahkûmlara karşı güç kullanılarak sekizinin ölümüne neden olunmasının
"kesinlikle gerekli" olmadığına ve ölen sekiz ve yaralanan altı mahkûm
bakımından 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Putintseva - Rusya Davası (no. 33498/04)
10.05.2012
Dava, zorunlu askerlik hizmeti sırasında kaçmaya çalışırken üstü tarafından
vurulan bir gencin ölmesiyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Bir askerin firar etmesini önlemek için zor kullanılması
hakkındaki yasal çerçevenin (mevzuatın) yetersiz olduğuna ve yetkililerin ölümcül
güç kullanımına başvurmayı minimize etmediklerine kara vermiştir.
2. madde uyarınca polis memurlarının ölümcül güç kullanımı, bazı
durumunda haklı görülebilir ancak 2. madde “sınırsız” yetki
vermemektedir. Polis operasyonlarına iç hukuk tarafından izin verilmelisi
ve yeterli şekilde düzenlenmesi gereklidir.
Ateşli silah kullanımının net bir şekilde düzenlenmesi zorunludur ve silah
kullanımında ihtiyatlı olmak demokratik bir toplumun göstergesidir (Mc Cann ve
Diğerleri - Birleşik Krallık Davası, p. 212).
Son dönem örnekler:
Nachova ve Diğerleri - Bulgaristan Davası (no. 43577/98)
06.07.2005 tarihli Büyük Daire kararı
Dava, kendilerini yakalamaya çalışan bir askeri inzibat tarafından başvuranların
yakınlarının öldürülmeleriyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Mahkeme, kolluğun, sadece ilgili düzenlemelerin lafzını
değil, aynı zamanda temel bir değer olarak insan yaşamına saygının önemini
dikkate alarak ateşli silahların kullanılmasının kesinlikle gerekli olup olmadığını
değerlendirebilecek şekilde eğitilmesi gerektiğini hatırlatmıştır.
2 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Soare ve Diğerleri - Romanya Davası (no. 24329/02)
22.02.2011
Dava, 19 yaşında bir adamın yakalanmasıyla ilgili koşullar ve özellikle de bir polis
memuru tarafından başından vurulmasıyla (hayatta kalmış ama yarı felçli hale
gelmiştir) ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Yasal çerçeve, yaşama hakkının "yasayla" korunmasını
istenen seviyede sağlamak için yeterli görülmemiştir.
Gorovenky ve Bugara - Ukrayna (no. 36146/05 ve 42418/05)
12.01.2012
Başvuranlar, izinde olan bir polis memuru tarafından vurulan iki adamın
akrabalarıdır.
2. madde ihlal edilmiştir: Yetkililerin, ateşli silah vermeden önce polis memuruna
gerekli eğitimleri vermemeleri nedeniyle 2. madde ihlal edilmiştir.
Sašo Gorgiev - Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti (no. 49382/06)
19.04.2012
Dava, karakolda görevli olması gereken yedek polis memuru tarafından bir barda
vurulan garsonla ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Mahkeme, özellikle Hükümetin resmi silahlarının kolluk
kuvvetleri tarafından kötüye kullanılmasını önlemeye yönelik yönetmeliklerle ilgili
bilgi vermediğini ve ayrıca yedek polis memurunun işe alınmaya ve kendisine
silah verilmeye uygun olup olmadığının değerlendirilip değerlendirilmediği
konusunda da açıklama yapmadığını tespit etmiştir.
Orantılılık ilkesi
Orantılılık ilkesi 2. maddenin metninde geçmemekle birlikte Mahkeme'nin
içtihatlarında açık bir şekilde ortaya konulmuştur.
Son dönem örnekler:
Wasilewska ve Kalucka - Polonya (no. 28975/04 ve 33406/04)
23.02.2010
Dava, bir terör operasyonu sırasında bir şüphelinin ölümüyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Polonya Hükümeti, polis tarafından kullanılan gücün
seviyesinin orantılılığı, polis operasyonunun organizasyonu ve insanları keyfilik ve
gücün kötüye kullanılmasına karşı korumak üzere yeterli bir yasal ve idari
çerçevenin kurulup kurulmadığı konularında herhangi bir açıklamada
bulunmamıştır.
Finogenov ve Diğerleri - Rusya Davası (no. 18299/03 ve 27311/03)
20.12.2011
Dava, Ekim 2002 tarihinde Moskova'daki "Dubrovka" tiyatrosunun Çeçen
teröristler tarafından kuşatma altına alınması ve teröristleri gaz kullanarak etkisiz
hale getirme ve rehineleri kurtarma kararıyla ilgilidir.
3 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Rehine krizini güç ve gaz kullanarak çözme kararı konusunda 2. madde ihlal
edilmemiştir.
Kurtarma operasyonunun yetersiz şekilde planlanıp uygulanması konusunda 2.
madde ihlal edilmiştir.
Yetkililerin kurtarma operasyonunu planlayıp uygulama ve rehinelere tıbbi yardım
sağlama konusunda ihmalleri olduğu yönündeki iddiaları incelemek üzere
başlatılan soruşturmanın etkisiz olması bakımından 2. madde ihlal edilmiştir.
2. madde kapsamında pozitif ve usulü yükümlülükler - tanımlar
Pozitif yükümlülükler
Devletler, sadece kasıtlı ve hukuka aykırı şekilde yaşama son vermekten
kaçınmakla yetinmemeli, aynı zamanda kendi yargı yetki içerisindeki
kişilerin yaşamlarını korumak amacıyla, özellikle kolluk mekanizmasıyla
desteklenen etkin ceza hukuku hükümlerini oluşturarak, uygun adımları
atmalıdır (L.C.B. - Birleşik Krallık Davası, 9.06.1998 tarihli karar; Osman -
Birleşik Krallık Davası, no. 14/1997/798/1001, 28.10.1998 tarihli karar). Bir
bireyin ölümünde Devletin doğrudan herhangi bir sorumluluğunun olmaması 2.
maddenin uygulanmasına istisna oluşturmaz (Angelova ve Iliev - Bulgaristan
Davası, no. 5523/00, 26.07.2007, par. 93).
Bununla birlikte, 2. maddeden kaynaklanan pozitif yükümlülükler "yetkililere
imkânsız ya da orantısız bir külfet getirecek şekilde yorumlanmamalıdır".
"Yetkililerin yaşama hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerini ihlal
ettikleri iddiası söz konusu ise (...) yetkililerin belirli bir birey ya da
bireylerin yaşamına karşı üçüncü kişinin suç oluşturan eylemlerinden
kaynaklanan gerçek ve yakın risk bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri
gerektiği ve makul bir şekilde değerlendirildiğinde bu riski önleyebilecek
önlemleri almadıkları [Mahkeme’yi] tahmin edici şekilde ortaya
konulmalıdır" (Osman - Birleşik Krallık Davası, par. 116).
Osman - Birleşik Krallık Davası (no. 23452/94)
28.10.1998 tarihli Büyük Daire kararı
Dava, okula giden bir çocuğun babasının -saldırıda Bay Osman vurularak
öldürülmüş, oğlu ise yaralanmıştır- geçmişte giderek artan ciddiyette bir dizi
olaya karışmış olan ve bir psikiyatri değerlendirmesi sonrasında görevi askıya
alınmış olan bir öğretmen tarafından öldürülmesiyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmemiştir: Başvuranlar, yetkililerin çocuğun ve babasının
yaşamlarının öğretmenden kaynaklanan gerçek ve yakın bir risk altında olduğunu
bildiklerini ya da bilmeleri gerektiğini; veya öğretmeni suçlamak ya da onu bir
psikiyatri hastanesine zorla yatırmak için yeterli delil bulunduğunu
gösterememişlerdir.
4 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Berü - Türkiye Davası (no. 47304/07)
11.01.2011
Dava, tehlikeli oldukları zaten bilinen sokak köpeklerinin saldırısı sonucu bir
çocuğun ölmesiyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmemiştir: Ölümcül saldırıdan önce gerçekleşmiş olan olaylar
silsilesi, Mahkeme'nin yetkililerin önleyici tedbirler almaya yönelik "pozitif
yükümlülüğü" olduğuna karar vermesi için yeterli değildir. Yetkililerin, ölen kız
çocuğunun yaşamına karşı yakın bir risk olduğunu bildiklerini ya da bilmeleri
gerektiğini gösteren herhangi bir delil mevcut değildir. Hiç kuşkusuz çok üzücü
olan bu olay, gerçekte şans eseri meydana gelmiştir ve dolayısıyla, sorumluluğun
kapsamını aşırı derecede genişletmeksizin, Türkiye'nin sorumluluğuna karar
verilemez.
Choreftakis ve Choreftaki - Yunanistan Davası (no. 46846/08)
17.01.2012
Dava, başvuranların oğlunun daha önce kasten adam öldürmekten mahkûm olan
ve şartlı tahliyeyle serbest bırakılmış biri tarafından öldürülmesiyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmemiştir: Mahkeme, Yunanistan'daki şartlı tahliye sisteminin,
toplumu korumak için yeterli güvence sağladığına hükmetmiştir.
Kemaloğlu - Türkiye Davası (no. 19986/06)
10.04.2012
Dava, başvuranların yedi yaşındaki oğlunun fırtına yüzünden okulların erken
kapandığı ve belediye otobüsünün zamanında gelmediği bir günde eve yürüyerek
dönmeye çalışırken donarak ölmesiyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Mahkeme, yaşama karşı her türlü riskin gerçekleşmesini
önlemek için yetkililerin operasyonel tedbirler almasını gerektirmediğini
tekrarlamakla birlikte bu olayda, belediye otobüslerine okulların erken kapandığını
zamanında haber vermeyerek, Türk yetkililer çocuğun yaşamına karşı olan riski
önleyebilecek tedbirleri almamışlardır.
Kayak - Türkiye Davası (no. 60444/08)
10.07.2012
Dava, bir okulun önünde bıçaklanarak öldürülen 15 yaşındaki bir çocuğun
ölümüyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Yetkililer, okul çevresini denetimini sağlama görevlerini
yerine getirmemişlerdir.
Derdest dava: Tagayeva ve Diğerleri - Rusya (no. 26562/07)
Nisan 2012’de Rus Hükümeti’ne tebliğ edilmiştir.
Dava, 2004 tarihinde Beslan'daki rehine krizi sırasında Devletin yaşamı koruma
yükümlülüğünü ihlal ettiği iddiasıyla ilgilidir.
Pozitif yükümlülüklerin usulü yönü
2. madde, pozitif yükümlülüklerin, Devletlerin Sözleşme’yi ihlal edecek şekilde
5 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
gerçekleşen ölümleri soruşturma görevini içeren, usulü bir yönünün olduğunu
ima etmektedir (McCann ve Diğerleri - Birleşik Krallık Davası).
"Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, yaşama hakkını koruyan iç hukukun
etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da
kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen
ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır (Anguelova - Bulgaristan Davası, no.
38361/97, par. 137, Jasinskis - Letonya Davası, no. 45744/08, 21.12.2010
tarihli karar, par. 72).
Soruşturmanın gereklilikleri: bağımsızlık, çabukluk ve hız, gerçekleri
ortaya çıkarma kapasitesi ile kamuya ve ölenin yakınlarına ulaşılabilirlik.
Paul ve Audrey Edwards - Birleşik Krallık Davası (no. 46477/99)
14.03.2002
Dava, tehlikeli bir suçlu tarafından serbest bırakıldığı gün işlenen iki cinayetle
ilgilidir.
Soruşturma, diğer gerekliliklerin çoğunu karşılamasına rağmen iki kusur
nedeniyle 2. madde ihlal edilmiştir: Soruşturmanın tanıkları zorla dinleme yetkisi
yoktu ve gizli yürütülmüştür -başvuranlar soruşturmanın sadece üç gününe
katılabilmişlerdir.
(Ayrıca bkz: Seidova ve Diğerleri - Bulgaristan Davası, no. 310/04, 18.11.2010
tarihli karar; bu davada ölenin yakınları, kocalarının ve babalarının ölümüyle ilgili
soruşturmaya dâhil edilmemişlerdir).
Birçok davada, soruşturmayı yürüten savcılar tarafından ciddi bir işlem
yapılmadığı gerekçesiyle 2. maddenin ihlal edildiğine karar verilmiştir. Örneğin
Kolevi - Bulgaristan Davası, no. 1108/02, 05.11.2009 tarihli kararı: Cinayetin
soruşturulmasındaki eksiklikler ve ailenin cinayeti tasarladığından şüphelendikleri
bir başsavcı tarafından yürütülen soruşturmanın denetlenmesi.
Mahkeme, polis tarafından zor kullanılmasıyla ilgili ölüm ve yaralama olaylarının
yetersiz soruşturulduğu gerekçesiyle Bulgaristan karşı açılan birçok davada 2.
maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Angelova ve Iliev - Bulgaristan Davası,
26.07.2007 tarihli karar; Ognyanova ve Choban - Bulgaristan Davası, 23.02.2006
tarihli karar, Anguelova - Bulgaristan Davası, 13.06.2002 tarihli karar).
Her türlü ırkçı saikleri ortaya çıkarmak ve etnik nefret ya da ön yargının
bir rol oynayıp oynamadığını tespit etmek amacıyla tüm makul adımları
atma" görevi.
Nachova ve Diğerleri - Bulgaristan Davası (no. 43577/98)
06.07.2005 tarihli Büyük Daire kararı
6 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Angelova ve Iliev - Bulgaristan Davası (no. 55523/00)
26.7.2007
Yetkililer, başvuranların yakınlarının ölümlerinin arkasındaki olası ırkçı saikleri
araştırmadıkları için 2. madde ile bağlantılı olarak 14. madde (ayrımcılık yasağı)
ihlal edilmiştir.
Mizigárová - Slovakya Davası (no. 74832/01)
14.12.2010
Bu davada başvuran 2. madde ile bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edildiğini
iddia etmiştir. Başvuran, polis nezaretinde Romanlara uygulanan yaygın kötü
muamele mirası da dikkat alındığında, Roman olan kocasının ölümünün arkasında
olası bir ırkçı saik olabileceğini ve Devletin bunu araştırmasının bir yükümlülük
olduğunu öne sürmüştür.
2. madde ihlal edilmiştir (ölüm ve etkin soruşturma yokluğu).
14. madde ihlal edilmemiştir: Mahkeme, yetkililerin polis memurunun davranışı
arkasındaki olası ırkçı saikleri araştırma yükümlülüklerini devreye sokmak için
yeterli bilgiye sahip olduklarını değerlendirmemiştir.
Geniş kapsamlı olaylara ilişkin davalarda etkin soruşturma sorunu
Sandru ve Diğerleri - Romanya Davası (no. 22465/03)
08.12.2009
2. madde ihlal edilmiştir. Mahkeme, Aralık 1989 tarihinde yapılan komünizm
karşıtı gösterilerin şiddetli bir biçimde bastırılmasından sonra Romanyalı
yetkililerin etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna varmıştır.
Aynı olaylar çerçevesinde başvuranın oğlunun hükümet karşıtı gösterilerde
hayatını kaybetmesi ile ilgili 21 Aralık 1989 Derneği ve Diğerleri - Romanya (no.
33810/07, 24.05.2011 tarihli karar).
Bu ölümle ilgili etkin bir soruşturma yürütülmemesinden dolayı 2. madde ihlal
edilmiştir. Mahkeme, etkin soruşturma yapılmaması nedeniyle 2. maddenin ihlal
edildiğiyle ilgili tespitlerinin geniş kapsamlı bir sorunla ilgili olduğunu belirtmiştir.
Çünkü söz konusu ceza davasına yüzlerce kişi mağdur taraf olarak katılmıştır. 21
Aralık 1989 Derneği ve Diğerleri - Romanya Davasının kararının uygulanması
bağlamında kuşkusuz tüm ülkede genel önlemlerin alınmasının gerekli olacağını
da eklemiştir.
Jularic - Hırvatistan Davası (no. 20106/06)
20.01.2011
Dava, başvuranın kocasının Sırp milis güçleri (ya da Yugoslav Halk Ordusu)
üyeleri tarafından öldürülmesiyle ilgilidir.
Skendzic ve Krznaric - Hırvatistan Davası (no. 16212/08)
20.01.2011
Dava, başvuranın kocasının ve babasının Hırvat polisi tarafından yakalandıktan
sonra kaybolmasıyla ilgilidir.
7 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Hırvat iç savaşı sırasında işlenen suçlarla ilgili olan bu davalarda Mahkeme, Hırvat
yetkililerin 1991 savaş suçları hakkındaki soruşturmaların, özellikle yetkililerin
pasifliği ve çıkar çatışmalarından dolayı, yeterli olmadığını tespit etmiştir.
Giuliani ve Gaggio - İtalya Davası (no. 23458/02)
24.03.2011 tarihli Büyük Daire kararı
Dava, 2001 yılında Cenova'da yapılan G8 zirvesi sırasında küreselleşme karşıtı bir
protestoya katılan gencin ölümüyle ilgilidir.
Ölümcül güç kullanımı bakımından 2. madde ihlal edilmemiştir: Bir kişinin
yasadığı şiddetten korunması için kesinlikle gerekli olan güç aşırı ya da orantısız
değildi.
Ölümcül silah kullanımını düzenleyen iç hukuktaki yasal çerçeve ve Cenova'daki
G8 zirvesinde kolluk kuvvetlerine verilen silahlar açısından 2. madde ihlal
edilmemiştir.
Cenova'daki G8 zirvesindeki polis operasyonlarının düzenlenmesi ve planlanması
açısından 2. madde ihlal edilmemiştir: Her ne kadar yetkililerin yasal gösterilerin
barışçıl biçimde yürütülmesini sağlamaya ve yurttaşların güvenliğini temin etme
yönünde bir görevi olsa da, "bunu mutlak şekilde garanti edemezler ve
kullanılacak yöntemlerin seçiminde geniş bir takdir yetkisine sahiptirler".
Ölüme ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediği iddiasıyla bağlantılı olarak 2.
maddenin ihlal edilmemiştir. Mahkeme, ölümcül güç kullanımı yerinde olduğu için
Taraflar arasında ihtilaf konusu olan ölüme yol açan mermi konusunda ayrıntılı bir
soruşturmanın çok önemli olmadığına karar vermiştir.
Janowiec ve Diğerleri - Rusya Davası (no. 55508/07 ve 29520/09)
16.04.2012
Dava, 1940 Katyn katliamı hakkında yetkililer tarafından yürütülen soruşturmanın
yeterliliği konusundaki şikayetlerle ilgilidir.
Rusya katliam soruşturmasındaki takipsizlik kararının bir nüshasını kendisine
göndermediği için Mahkeme, Rusya'nın 38. madde (davanın gerekli tüm
belgelerini incelenmek üzere temin etme yükümlülüğü) uyarınca işbirliği yapma
yükümlülüğünü ihlal ettiğini tespit etmiştir. Bununla birlikte Mahkeme,
başvuranların 2. madde uyarınca Katyn katliamı konusundaki soruşturmanın etkili
olmadığı şeklindeki şikayetlerinin dayanaklarının inceleyememiştir; zira
kurbanların ölümleri ile Sözleşme’nin Rusya'da 1998 tarihinde yürürlüğe girişi
arasında tam bir bağlantı kuramamıştır.
Mahkeme, söz konusu ölüm, Sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihten önce
meydana gelmiş olsa bile bir Devletin 3. maddeden (insanlık dışı veya aşağılayıcı
muamele yasağı) kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirme sorumluluğunu
incelemesini engellemediğine karar vermiştir. 2 ve 3. madde arasındaki farka
vurgu yapmıştır: 2. madde uyarınca yetkililerin sorumluların tespit edilip
cezalandırılmasını sağlayacak özel eylemlerde bulunması zorunlu iken, 3. madde
uyarınca yetkililer yakınlarını kaybetmiş akrabaların zor durumuna insani ve
şefkatli bir şekilde tepki vermek zorundadır.
Mahkeme, yetkililerin Katyn'da Sovyet gizli polisi tarafında infaz edilen Polonyalı
mahkumlara ne olduğunu yeterli bir şekilde açıklayamadığı gerekçesiyle
başvuranların onuyla ilgili olarak 3. maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
8 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Gözaltında yaşama hakkı
Mahkeme'nin yerleşik içtihadına göre Devletler, gözaltında meydana gelen ölüm
ve yaralanmalar için makul açıklamalar yapmakla yükümlüdürler (Salman -
Türkiye Davası, no. 21986/93, 27.06.2000 tarihli Büyük Daire kararı, par. 99).
Polis tarafından alıkonulan kişilerin kaybolması
Carabulea - Romanya Davası (no. 45661/99)
13.07.2010
Dava, başvuranın erkek kardeşi olan Roman bir hırsızlık şüphelisinin polis
nezaretinde iken işkence görmesi, ailesiyle irtibat kurmasına izin verilmemesi ve
yoğun bakımda hayatını kaybetmesi ile ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir (ölüm ve etkili soruşturma yapılmaması): Yetkililer
sadece başvuranın erkek kardeşine zamanında tıbbi yardım sağlayamamakla
kalmamışlar, aynı zamanda 27 yaşındaki son derece sağlıklı birinin polis
nezaretinde ölmesini de tatmin edici bir şekilde açıklayamamışlardır.
Mizigárová - Slovakya Davası (no. 74832/01)
14.12.2010
Başvuranın kocası bir polis sorgulaması sırasında karnından vurulmuş ve dört gün
sonra hastanede hayatını kaybetmiştir.
2. madde ihlal edilmiştir (ölüm ve etkili soruşturma yapılmaması).
Jasinskis - Letonya Davası (no. 45744/08)
21.12.2010
2. madde ihlal edilmiştir: Yetkililer, ağır şekilde yaralanan ve polis nezaretinde 14
saatten fazla tutulduktan sonra ölen sağır ve dilsiz bir adama tıbbi yardım
sağlamamışlardır.
Cezaevinde ölüm
Paul ve Audrey Edwards - Birleşik Krallık Davası (no. 46477/99)
14.03.2002
Iorga ve Diğerleri - Romanya Davası (no. 26246/05)
25.01.2011
2. madde ihlal edilmiştir: Cezaevi yetkilileri, bireyleri diğer mahkûmların
saldırılarından koruyamamıştır.
Kats ve Diğerleri - Ukrayna Davası (no. 29971/04)
18.12.2008
9 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Gagiu - Romanya Davası (no. 63258/00)
24.02.2009
2. madde ihlal edilmiştir: Yetkililer, gerekli tıbbi tedaviyi sağlayamamışlardır.
Raducu – Romanya Davası (no. 70787/01)
21.04.2009
Tutukluluk sırasında tedavi edilmemesi ile başvuranın ölümü arasında açık bir
bağlantı bulunmadığından 2. madde ihlal edilmemiştir.
Peker - Türkiye Davası (no. 2) (no. 42136/06)
12.04.2011
2. madde ihlal edilmiştir: Türk Hükümeti, cezaevinde yürütülen güvenlik
operasyonu sırasında bir mahkûmun aldığı ateşli silah yarası hakkında makul bir
açıklama sunmamıştır. Bu operasyon, 19 Aralık 2000 tarihinde, Türkiye'deki 20
cezaevinde yürütülen ve açlık grevlerine son vermeyi amaçlayan bir dizi
operasyon kapsamında gerçekleştirilmiş ve bu operasyonlar sırasında mahkumlar
ölmüş ve yüzlercesi de yaralanmıştır (ayrıntılar için bkz. İsmail Altun - Türkiye
Davası, no. 22932/02, 21.09.2010 tarihli karar; Keser ve Kömürcü - Türkiye
Davası, no. 5981/03, 23.06.2009 tarihli karar; Gülbahar ve Diğerleri - Türkiye
Davası, no. 5264/03, 21.10.2008 tarihli karar.
Daha yakın dönem davalar: Makbule Akbaba - Türkiye Davası (no. 48887/06) ve
Sat - Türkiye Davası (no. 14547/04), 10.07.2012 tarihli kararlar).
Ayrıca aşağıdaki Alıkoyma Sırasında İntiharlar bölümüne bakınız.
Silahlı çatışmalarda yaşama hakkı
Mc Cann - Birleşik Krallık Davasında barış zamanları için belirlenen ilkeler, silahlı
çatışma durumları için de uygulanmıştır ve Kelly - Birleşik Krallık Davası gibi
davalarda olduğu üzere ispat külfeti, özellikle de olaylarda arada kalan siviller
bakımından, Türkiye'nin güneydoğusu ve Kuzey Kafkasya dahil, daha geniş (iç)
silahlı çatışma durumlarını içerecek şekilde genişletilmiştir (bkz. aşağı kısımlardaki
Çeçenistan'daki olaylarla ilgili davalar).
Aydınlatılmamış ölümler ve kayıplar
Isayeva - Rusya Davası (24.02.2005 tarihli karar), Estamirov ve Diğerleri - Rusya
Davası (12.10.2006 tarihli karar) ve Chitayev - Rusya Davası (18.01.2007 tarihli
karar) Çeçenistan'daki olaylarla ilgili davaların ilk grubunu oluşturuyordu; bu grup
özellikle şu konularla ilgili idi: rastgele ölümcül güç kullanılması, yargısız infazlar,
hukuka aykırı alıkoymalar, işkence ve kötü muamele, kayıplar, mülkiyete zarar
verme, kara mayınları, hareket özgürlüğünün kısıtlanması ve etkili başvuru
yolunun bulunmaması. Davaların çoğunda en az bir ihlal tespit edilmiştir.
10 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
2011 yılında karar verilen davalar şunlardır: Sambiyeva - Rusya Davası
(08.11.2011 tarihli karar), Tashukhadzhiyev - Rusya Davası (25.10.2011 tarihli
karar), Khashuyeva - Rusya Davası (19.07.2011 tarihli karar).
Daha yakın dönemden davalar: 28.02.2012 tarihli Edilova - Rusya Davası (no.
14662/07) ve Khamzatov ve Diğerleri - Rusya Davası (no. 31682/07),
27.03.2012 tarihli Inderbiyeva - Rusya Davası (no. 56765/08) ve Kadirova ve
Diğerleri - Rusya Davası (no. 5432/07), 03.05.2012 tarihli Shafiyeva - Rusya
Davası (no. 49379/09), 12.06.2012 tarihli Umarovy - Rusya Davası (no.
2546/08) ve Umayevy - Rusya Davası (no. 47354/07).
Er ve Diğerleri - Türkiye Davası (23016/04)
31.07.2012
Dava, başvuranların 44 yaşındaki babaları ve erkek kardeşlerinin Temmuz 1995
tarihinde kaybolmasıyla ilgilidir. Başvuranlar babalarının Kurudere köyünde
yapılan askeri bir operasyon sonrasında yakalandığını ve bölgedeki jandarma
karakoluna götürüldüğünü; o zamandan sonra kendisinden haber alamadıklarını
iddia etmişlerdir.
Başvuranların yakınının kaybolması ve öldüklerinin farz edilmesiyle ilgili olarak 2.
madde ihlal (yaşam hakkı ve etkin soruşturma yokluğu) edilmiştir.
Mahkeme:
- sadece uluslararası silah çatışmalar bağlamında değil, aynı zamanda ulusal
bağlamda da kaybolma olaylarındaki Mahkeme’nin altı aylık süre sınırına uyma
konusunu incelerken daha az katı olan bir yaklaşımın mazur görülebileceğini teyit
etmiştir (bkz. Varnava ve Diğerleri - Türkiye Davası).
- başvuranların yakınının kaybolmasıyla ilgili şikâyetlerini yapmak için dokuz yıl
beklemesinin eleştirilemeyeceğini, zira bu süre zarfında bir soruşturmanın
yürütüldüğünü (umut verici yeni gelişmeler ortaya çıkardığını) ve yetkililere
yardımcı olmak için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını tespit etmiştir.
Silahlı çatışmalarda güç kullanımı
Kıbrıs - Türkiye Davası (no. 25781/94)
10.05.2001 tarihli Büyük Daire kararı
Ülkenin bölünmesinden bu yana Kuzey Kıbrıs'taki durumla ilgili 1994’de Kıbrıs
tarafından açılan devletlerarası dava.
2. madde ihlal edilmiştir. Bu davada Mahkeme, istisnai bir şekilde Sözleşme’yi
sınır dışı eylemlere uygulamış ve özellikle kayıp Kıbrıslı Rumlar ve akrabalarıyla
ilgili olarak 2. maddenin devam eden bir ihlali olduğunu tespit etmiştir.
Benzer şekilde Varnava ve Diğerleri - Türkiye Davasında (no. 16064/90,
18.09.2009 tarihli Büyük Daire kararı) 1974 yılındaki askeri operasyonlar
sırasında Türk ordusu tarafından yakalanan ve alıkonulan dokuz Kıbrıs
vatandaşının kaybolmasıyla ilgilidir; Mahkeme, 2. maddenin devam eden ihlalinin
olduğuna karar vermiştir.
Al-SKeini - Birleşik Krallık Davası (no. 55721/07)
07.07.2011 tarihli Büyük Daire kararı
11 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Dava, Güney Irak'ta Irak vatandaşlarının Birleşik Krallık silahlı kuvvetleri
tarafından öldürülmesiyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Başvuranların altı akrabasından beşinin ölümüyle ilgili
etkin soruşturma yürütülmemiştir. Mahkeme, Basra'da Birleşik Krallık askerleri
tarafından yürütülen güvenlik operasyonları sırasında öldürülen siviller açısından
Irak'ın güneydoğusunda güvenliğin sağlanmasına yönelik yetkiyi üstlenmesinden
kaynaklanan istisnai durumlarda Birleşik Krallık'ın 1. madde (insan haklarına
saygı yükümlülüğü) uyarınca yetki alanına sahip olduğunu kaydetmiştir.
Çeçen savaşı sırasında Rus askeri uçakları tarafından sivil binaların
bombalanmasıyla ilgili (3.05.2001 tarihli karar) iki davada (Kerimova ve Diğerleri
- Rusya Davası, no. 17170/04 ve Khamzayev ve Diğerleri - Rusya Davası, no.
1503/02) Mahkeme, Kerimova ve Diğerleri Davasında başvuranların yakın
akrabaları olan sekiz kişinin ölümleri ve toplamda 19 başvuranın yaşamlarını
korunmadığı gerekçesiyle 2. maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme,
ayrıca başvuranların akrabalarının ölümlerine ve başvuranların yaşamlarını riske
atan olaylara ilişkin şartlar konusundaki usul incelemesinde de 2. maddenin ihlal
edildiğine hükmetmiştir.
Silahlı bir çatışmayla ilgili derdest devletlerarası dava (33. Madde): Gürcistan -
Rusya Davası (II) (no. 38263/08). Bu dava giderek artan gerilim, provokasyon
ve olaylarla dolu uzunca bir dönemin ardından Ağustos 2008 tarihinde başlayan
Gürcistan ile Rusya arasındaki silahlı çatışmayla ilgilidir. Mahkeme, 19.12.2011
tarihinde başvurunun kabuledilebilir olduğunu ilan etmiştir. Mahkeme kararında
özellikle Devletlerin 2. maddeden kaynaklanan etkili soruşturma yapma
yükümlülüğünün, silahlı çatışma durumları da dahil olmak üzere güvenlik
koşullarının çok zorlu olduğu şartlarda da devam ettiğini kaydetmiştir.
Uluslararası çatışma bölgelerinde, Sözleşme’ye taraf olan Devletler, düşmanlık
yapmayan ya da artık düşmanlık yapmayan insanların yaşamlarını korumakla
yükümlüdür.
Güvenlik/çevre konularıyla bağlantılı olarak yaşama hakkı
Çevre konularıyla bağlantılı olarak yaşam hakkı, gübre üreten bir kimyasal
fabrikadan kaynaklanan kirlenme ve tehlikelere ilişkin Guerra ve Diğerleri - İtalya
Davasında (no. 14967/89, 19.02.1998 tarihli karar) ilk kez açık bir biçimde dile
getirilmiştir.
L.C.B. - Birleşik Krallık Davası (no. 23413/94)
09.06.1998
Başvuran, 1950'li yıllarda İngiliz Hava Kuvvetleri’nde görev yapmış olan ve 1957
ve 1958 yıllarında yürütülen nükleer testlerden ortaya çıkan radyasyona maruz
kalmış bir adamın kızıdır. Babasının radyasyona maruz kalmasının, çocukken
geçirdiği lösemi hastalığının muhtemel nedeni olduğuna inanmaktadır.
12 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
2. madde ihlal edilmemiştir: Babanın radyasyona maruz kalmasıyla daha sonra
dünyaya gelen çocukta lösemi görülmesi arasında neden-sonuç ilişkisi olduğu
ortaya konulamamıştır.
Öneryıldız - Türkiye (no. 48939/99, 30.11.2004 tarihli Büyük Daire kararı)
kararında Mahkeme, Devletin 2. maddeden kaynaklanan pozitif yükümlülüğünün
kamuya ait olsun ya da olmasın her türlü faaliyet ve özellikle de doğası gereği
tehlikeli olan endüstriyel faaliyetler açısından geçerli olduğunu değerlendirmiştir.
Bu karar, tehlikeli faaliyetler sonucunda meydana gelen ölümlerin önlenmesine
ilişkin genel ilkeleri ortaya koymuştur.
Daha ayrıntılı bilgi için bkz. "Bilgi Notu: Çevre".
Paşa ve Erkan Erol - Türkiye Davası (no. 51358/99)
12.12.2006
Koyunlarını otlatırken anti personel mayın tarafından yaralanan ve patlamadan
sonra bacağı kesilen Erkan Erol hakkında 2. madde ihlal edilmiştir. Mahkeme,
hayvan otlatılan bir alana mayın döşenmesini ve bu alanın etrafının bir birinden
ayrık döşenmiş ve çocukların geçişini engelleyemeyecek şekilde yetersiz olan iki
sıra tel örgü ile çevrilmesini anlaşılmaz bulmuştur. Dolayısıyla Türkiye'nin ölüm ya
da yaralanma riskinden korumayı sağlamayacak gerekli bütün önlemleri
almadığına kanaat getirmiştir.
Budayeva ve Diğerleri - Rusya Davası (no. 15339/02)
20.03.2008
Dava, art arda toprak kaymalarıyla vurulan bir bölgenin sakinleriyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Rusya, toprak kaymasını önleyici altyapının yetersiz
bakımı ve bir erken uyarı sistemi kurmaması nedeniyle bölgede yaşayanları
koruyamamıştır.
Kalender - Türkiye Davası (no. 4314/02)
15.12.2009
Dava, bir demiryolu kazasının kurbanlarıyla ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir (yaşam hakkı ve etkin soruşturma yokluğu): Yetkililer,
yolcuların yaşamlarını korumaya yönelik düzenlemeleri uygulama (Mahkeme
tarafından atanan uzmanlar, tren istasyonundaki minimum güvenlik
gerekliliklerinin yerine getirilmediğini tespit etmiştir) ve sorumlulukları belirleme
görevlerini yerine getirmemiştir.
Derdest dava: Vilnes ve Diğerleri - Norveç Davası (no. 52806/09, 22703/10)
Bu davada duruşma 18 Eylül 2012 tarihinde yapılacaktır.
Davalar, Norveç petrol endüstrisi için Kuzey Denizinde ve Devletin kısmen
hissedarı olduğu “Norveç Sualtı Müdahale Ltd”ye (NUI/NUTEC) ait test tesislerinde
çalışan dalgıçların şikayetleri ile ilgilidir. Başvuranlar, dalgıçlık nedeniyle sakat
kaldıklarından ve işgöremez hale geldiklerinden şikayetçidirler. Başvuranlar ayrıca
Norveç makamlarının kendilerinin korunmasına yönelik emniyet düzenlemeleri
13 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
konusunda yasal bir çerçeve tesis etmediğini, emniyet düzenlemelerine istisnalar
getirdiğini, yeterli denetim uygulamalarını gerçekleştirmediğini ve bazı dalgıçların
NUI/NUTEC’de test dalışı yapmalarını önlemediğini, bu testler ve sonuçları
hakkında kendilerini bilgilendirmediğini ve önceden bu konuda rızalarını
almadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar 2, 3 (insanlık dışı veya aşağılayıcı
muamele yasağı), 8. (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 14. maddeyi
(ayrımcılık yasağı) dayanak olarak kullanmaktadırlar.
Kamu sağlığı ve tıbbi uygulama hatası
Pozitif yükümlülükler, Devletlerin "hastaneleri hastalarının yaşamlarının
korunmaya yönelik uygun önlemleri almaya zorlayan düzenlemeler yapmasını" ve
"tıpçıların gözetimindeki hastaların ölüm nedeninin (...) belirlenip sorumluların
ortaya çıkarılmasını ve bu kişilerin hesap vermelerini mümkün kılacak etkili ve
bağımsız bir yargı sistemini" kurmasını zorunlu kılar ve bu yükümlülükler hem
kamu hem de özel sağlık sektörü açısından geçerlidir (Calvelli ve Ciglio - İtalya
Davası, no. 32967/96, 17.01.2002 tarihli karar, par. 49).
Nitecki - Polonya Davası (no. 65653/01)
21.03.2002 tarihli kabul edilemezlik kararı
Bu davada, son derece nadir ve ölümcül bir hasta olan başvuran, tıbbi tedavisinin
masraflarını ödeyecek durumu olmadığından ve yetkililerin tedavisinin tüm
masraflarını geri ödemeyi reddettiğinden şikâyetçidir.
Başvuru kabul edilemez bulunmuştur: Sözleşme’ye taraf bir Devletin yetkilileri,
halkın genelinin ulaşımına elverişli hale getirme yükümlülüğünde bulundukları
sağlık hizmetini reddetmek suretiyle söz konusu bireyin yaşamını riske attığı
gösterilebilseydi 2. madde kapsamında bir sorun ortaya çıkabilirdi, ama Mahkeme
başvuranın durumun böyle olmadığına karar vermiştir.
Šilih - Slovenya (no. 71463/01)
09.04.2009 tarihli Büyük Daire kararı
Dava, başvuranların alerjisinin olduğu bir ilaç enjekte edilen oğullarının tıbbi
ihmal yüzünden öldüğü ve ölümüyle ilgili etkin bir soruşma yürütülmediği
konusundaki şikâyetleriyle ilgilidir.
Slovenya yargı sisteminin, ölümünün nedenini ve ölümünden kimin sorumlu
olduğunu ortaya çıkarma konusundaki etkisizliğinden dolayı 2. madde ihlal
edilmiştir.
G.N. ve Diğerleri - İtalya Davası (no. 43134/05)
01.12.2009
Dava, kirlenmiş (kontamine) kan olayıyla ilgilidir.
Başvuranların ve akrabalarının yaşamlarını koruma yükümlülüğüyle ilgili 2. madde
ihlal edilmemiştir.
Hukuk davalarının yürütülmesi bakımından 2. madde ihlal edilmiştir.
14 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
İtalyan Hükümeti, Kanun gereğince, sadece hemofili hastalarıyla mahkeme dışı
uzlaşma yaptığı için 2. maddeyle bağlantılı olarak 14. madde (ayrımcılık yasağı)
ihlal edilmiştir.
Eugenia Lazar - Romanya Davası (no. 32146/05)
16.02.2010
Dava, bir gencin hastanede ölümü konusundaki soruşturmayla ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Adli tıp raporları hakkındaki kuralların yetersizliği
yüzünden soruşturma olumsuz etkilenmiştir.
Bununla birlikte, belirli durumlarda, sorumlulukların belirlenmesi ve tazminata
karar verilmesi yetersizdir. Oyal - Türkiye Davasında (no. 4864/05, 23.03.2010
tarihli karar) Mahkeme, doğumunda kan nakli sırasında HIV bulaşmış bir gence
ömür boyu sağlık masraflarının karşılanmasına hükmetmiştir.
2. madde ihlal edilmiştir: Mahkeme, ayrıca idari işlemlerin aşırı şekilde uzun
sürmesini (dokuz yıldan fazla) de dikkate almıştır.
Panaitescu - Romanya Davası (no. 30909/06)
10.04.2012
Romen yetkililer, özel kanser ilaçlarını başvurana ücretsiz olarak sağlamadığı için
2. madde ihlal edilmiştir. Mahkeme, yerel mahkemelerin kararları uyarınca
Devletin başvuranın ihtiyaç duyduğu ilacı ücretsiz olarak temin etmiş olması
gerektiğine hükmetmiştir.
Bireylerin başkalarının şiddetinden korunması
Gazetecilerin ölümü
Gongadze - Ukrayna Davası (no. 34056/02)
08.11.2005
2. madde ihlal edilmiştir (ölüm ve etkin soruşturma yokluğu): Yetkililer,
gazetecinin yaşamını koruyamamış, kaybolması ve ölümü hakkında etkili olmayan
bir soruşturma yürütmüştür.
Dink - Türkiye Davası (no. 2668/07)
14.09.2010
Dava, milliyetçiler tarafından öldürülen gazeteci Fırat Dink ile ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir (ölüm ve etkili soruşturma yapılmaması): Mahkeme,
Devletin ifade özgürlüğüne ilişkin pozitif yükümlülükleri arasında gazetecilerin
korunmasını sağlayan etkin bir sistem kurma görevinin de olduğunu
vurgulamıştır. Mahkeme, yetkililerin gazetecinin yaşamını ve ifade özgürlüğünü
koruma görevlerini yerine getirmediklerini tespit etmiştir. Suikast girişimi olasılığı
ve hatta şüphelilerin kimliği konusunda önceden bilgilendirilmelerine rağmen
yetkililer suikastı önlemek için hiçbir önlem almamışlardır. Mahkeme, ayrıca
15 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
yetkililerin Fırat Dink'in hayatının korunması konusunda meydana gelen kusurlar
konusunda etkin bir soruşma yürütmediğine de karar vermiştir.
Trévalec - Belçika Davası (no. 30812/07)
14.06.2011
Dava, özel bir polis birimini görev sırasında filme alırken polis memurları
tarafından silahla yaralanan bir muhabir ile ilgilidir.
Soruşma konusunda 2. madde ihlal edilmemiştir.
Polis, çekim konusunda önceden izin vermiş olmasına rağmen başvuranın hayatı
polis memurların silah atışlarının yol açtığı yaralar yüzünden tehlikeye atıldığı için
2. madde ihlal edilmiştir.
Aile içi şiddet
Bkz. "Bilgi Notu: Kadına Karşı Şiddet".
Özellikle: Branko Tomašic ve Diğerleri - Hırvatistan Davası (no. 46598/06,
15.01.2009 tarihli karar), Opuz - Türkiye Davası (no. 33401/02, 09.06.2009
tarihli karar), Velcea ve Mazare - Romanya Davası (no. 64301/01, 01.12.2009
tarihli karar), Kontrovà - Slovakya Davası (no. 7510/04, 31.05.2007 tarihli
karar).
İnsan ticareti
Rantsev - Kıbrıs ve Rusya (no. 25965/04)
07.01.2010
Dava, çalışmak için gittiği Kıbrıs'ta ölen 20 yaşındaki bir Rus kabare sanatçısı ile
ilgilidir.
Kıbrıs açısından:
-2. maddenin ihlal edilmemiştir: Mahkeme, başvuranın kızının ölümüne yol açan
olaylar zincirinin, Kıbrıs makamları tarafından öngörülemeyeceğini ve dolayısıyla
söz konusu şartlarda kızın yaşamına yönelik bir riski önlemek üzere pratik
önlemler alma yükümlülüğünde olmadıklarını tespit etmiştir.
-Usule ilişkin kısmı itibariyle 2. madde ihlal edilmiştir: Kıbrıs mercileri tarafından
yürütülen soruşturmada bir dizi kusur bulunmaktadır.
Rusya açısından Mahkeme, 2. maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir: Zira Rus
mercileri kendi yetki çevreleri dışında meydana gelmiş olan Rantseva'nın ölümünü
soruşturmaya yapmak zorunda değildirler. Mahkeme, Rus yetkililerinin birkaç kez
Kıbrıs'tan ilave soruşturma yapmasını talep ettiğini ve Kıbrıslı yetkililerle işbirliği
yaptığını vurgulamıştır.
M. ve Diğerleri - İtalya ve Bulgaristan Davasında (no. 40020/03, 31.07.2012
tarihli karar), Mahkeme, insan ticareti şikayetini destekleyecek herhangi bir delil
bulunmadığına karar vermiştir.
16 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Bireylerin kendilerine karşı korunması: intihar
Gözaltında intihar
Renolde – Fransa Davası (no. 5608/05)
16.10.2008
Dava, akut psikotik bozuklukları olan bir adamın tutuklu bulunduğu sırada intihar
etmesiyle ilgiliydi.
2. madde ihlal edilmiştir: Mahkeme, akıl hastalarının hassas durumda olmalarının
özel korumayı gerekli kıldığını yinelemiş ve daha önce intihara teşebbüs etmesine
ve ruhsal durumuyla ilgili teşhise rağmen, bir psikiyatri servisine yatırılması
konusunda hiçbir görüşme yapılmaması hususu çarpıcıdır. Renolde, ilk intihar
teşebbüsünden üç gün sonra disiplin kurulu tarafından maksimum ceza olan 45
gün süreyle hücreye konulmasına karar verilmişti.
Benzer şekilde AİHM, Ketreb - Fransa Davasında (no. 38447/09) 19.07.2012
tarihli kararında 2. maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Dava, silahlı saldırı
suçundan mahkum olan bir uyuşturucu bağımlısının cezaevinde intiharıyla ilgiliydi.
Mahkeme, Devletin hassas durumundaki mahkumun intihar etmesini önleme
konusunda özel önem gösterme görevini yerine getirmediğini (mahkum disiplin
cezası nedeniyle hücreye konulmuştu) tespit etmiştir.
Horoz - Türkiye Davası (no. 1639/03)
31.03.2010
Dava, "F-tipi" cezaevlerini protesto etmek amacıyla açlık grevine katılmış bir
mahkum ile ilgilidir.
2. maddenin ihlali söz konusu değildir: Mahkumun sağlık durumu yaşamını tehdit
edici duruma geldiği halde açık bir şekilde her türlü tıbbi müdahaleyi reddetmesi
Mahkeme'in Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin başvuranın oğlunu serbest
bırakmaması ile daha sonra ölmesi arasında neden-sonuç ilişkisi kurmasını
imkansız hale getirmiştir.
Jasinska - Polonya Davası (no. 28326/05)
01.06.2010
Mahkeme, ruhsal rahatsızlığı bulunan, sağlık durumu kötüleşmiş olan ve ilk defa
cezaevine giren birinin, ilaçlarının verilmesinde sorumlu tıp personelinin bilgisi
olmadan ölümcül dozda ilaç alıp müteakiben intihar etmesine izin veren sistemde
açık bir kusuru bulunduğu gerekçesiyle 2. maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Yetkililerin sorumluluğu sadece ilaç reçetesi yazmakla sınırlı değildir. Yetkililer
aynı zamanda özellikle de ruhsal bozukluklardan muzdarip mahkumlar söz konusu
ise bu ilaçların uygun şekilde alındığından da emin olmalıdır.
De Donder ve De Clippel - Belçika Davası (no. 8595/06)
06.12.2011
Dava, ruhsal rahatsızlığı bulunan bir gencin cezaevinin genel bölümünde intihar
etmesi ile ilgilidir.
17 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
İntihar nedeniyle 2. madde ihlal edilmiştir.
Soruşmanın etkinliğiyle ilgili 2. maddenin ihlal edilmemiştir.
Mahkeme, askerde intihar/ölüm konusunda Türkiye'ye karşı açılan pek çok
davada 2. maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir:
- Kılavuz - Türkiye Davası (no. 8327/03, 21.10.2008 tarihli karar). Dava, "ciddi
paranoya delüzyonu" olan bir tutuklunun intiharı ile ilgilidir. Mahkeme, Türk
mercilerinin, söz konusu tutuklunun hassas ruhsal durumundan dolayı ihtiyaç
duyduğu yakın gözetimi sağlamadığını tespit etmiştir. (Ayrıca bkz. Lütfi Demirci
ve Diğerleri - Türkiye Davası, no. 28809/05, 02.03.2010 tarihli karar: askerlik
hizmeti sırasında psikolojik rahatsızlıkları olduğu bilinen bir askerin intiharı).
- Beker - Türkiye Davası (no. 27866/03, 24.03.2009 tarihli karar). Dava, 2001
yılında askeri kışlada başından vurulmuş şekilde bulunan Mustafa Beker’in
ölümüyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmiştir: Türk Hükümeti, Beker'in ölümüne bir açıklama
getirememiştir.
- Servet Gündüz ve Diğerleri - Türkiye Davası (no. 4611/05, 11.01.2011 tarihli
karar). Başvuranların akrabası, zorunlu askerlik hizmetlerini yaptığı sırada üstüyle
girdiği bir tartışmadan sonra mayınlı araziye girmek suretiyle intihar etmiştir.
Mahkeme, askeri yetkililerin, söz konusu kişinin hassas ruhsal durumunu dikkate
almadığını tespit etmiştir. Başvuranlar, bunun akrabalarının intiharını tetiklediğini
iddia etmişlerdi.
Başka durumlarda intihar
Mikayil Mammadov - Azerbaycan Davası (no. 4762/05)
17.12.2009
Dava, başvuranın karısının, zorla evden tahliyeye yönelik bir polis operasyonu
sırasında iddialara göre bazı Devlet görevlerinin gözlerinin önünde intihar
etmesiyle ilgilidir.
2. madde ihlal edilmemiştir: Başvuranın ailesini evden tahliye etmek üzere bir
operasyon düzenleyen yetkililerin, başvuranın karısının yaşamını kasıtlı olarak
tehlikeye attığı düşünülemez. Hükümet ve başvuran tarafından olayların farklı
şekilde anlatıldığı dikkate alındığında yetkililerin, yangını mümkün olan en kısa
sürede önleyecek ya da söndürecek şekilde zamanında tehlikenin farkına varıp
varmadığını tespit etmek imkânsızdır (başvuranın eşi yetkililerin evi tahliye etme
niyetini protesto etmek amacıyla üzerine gazyağı dökmüş ve ateşlemiştir).
2. madde ihlal edilmiştir: Başvuranın karısının ölümüyle ilgili yürütülen
soruşturma, Devletin olaydaki sorumluluğunun değerlendirilmesine yönelik tüm
hususları kapsamadığından yetersiz bulunmuştur.
18 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
Ölüm cezası
Lütfen bkz. "Bilgi notu: Ölüm cezasının kaldırılması".
Yaşamın başlangıcı ve ötenazi sorunu
Yaşamın başlangıcı
Boso - İtalya Davasında (no. 50490/99, 05.09.2002 tarihli karar) Mahkeme, bir
cenine bir kişinin sahip olduğu aynı hakları vermenin, halihazırda doğmuş olan
kişilerin 2. maddeden kaynaklanan hakları üzerine makul olmayan kısıtlamalar
getireceğini yinelemiştir (bkz. H. - Norveç Davası, no. 17004/90, 19.05.1992
tarihli Komisyon kararı; X - Birleşik Krallık Davası, no. 8416/78, 13.05.1980
tarihli Komisyon kararı).
Vo – Fransa Davası (53924/00)
08.07.2004 tarihli Büyük Daire kararı
Dava, hukuk sisteminin bir doktorun ihmali sonucunda zarara uğrayan bir cenini
koruma konusundaki yeterliliği konusuyla ilgilidir.
Mahkeme, yaşama hakkının ne zaman başladığı konusunun ulusal düzeyde karara
bağlanacak bir husus olduğunu değerlendirmiştir: Birincisi, bu konu Üye
Devletlerin çoğunluğunda karara bağlanmamış bir konudur; ikincisi, yaşamın
başlangıcının bilimsel ya da yasal tanımı konusunda Avrupa düzeyinde bir
uzlaşma yoktur. En fazla, Devletlerarasında embriyo/ceninin insan ırkına ait
olduğuna dair bir anlaşma zemini bulunduğu kabul edilebilir. Dolayısıyla, 2.
madde kapsamında yaşama hakkına sahip bir insan yapmaksızın, bir insan olma
potansiyeli ve kapasitesi, insanlık onuru adına korumayı gerektirmektedir.
Evans – Birleşik Krallık Davası (başvuru no. 6339/05)
10.04.2007 tarihli Büyük Daire kararı
Başvuran, eski partnerinin embriyoların saklanmasına yönelik rızasını geri çektiği
an bu embriyoların yok edilmesini gerektiren İngiliz hukuku hükümlerinin
embriyoların yaşama hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
2. madde ihlali edilmemiştir. Mahkeme, "embriyoların (...) 2. madde anlamında
yaşama hakkına sahip olmadığına ve dolayısıyla bu maddenin ihlal edilmediğine"
(par. 56) hükmetmiştir.
Ölme hakkı?
Diane Pretty – Birleşik Krallık Davası (no. 2346/02)
29.04.2002
Başvuran, felçli ve bir motor nöron hastalığının ilerlemiş evresindedir. İngiliz
hukukundaki yardımlı intihara karşı olan genel yasağın kendisinin yaşama hakkını
ihlal ettiğini iddia etmektedir.
19 Bilgi Notu – Yaşama hakkı Basın Birimi
20
2. maddenin ihlal edilmemiştir: Mahkeme, "2. madde ile güvence altına alınan
yaşama hakkının negatif bir unsur içerecek şekilde yorumlanabileceği konusunda
ikna olmadığını" ve "yaşama hakkının tam tersi bir hak, yani ölüm hakkı şeklinde
yorumlanmasının 2. maddenin lafzının saptırılması anlamına geleceğini" ve
"Sözleşme’nin 2. maddesinden ister üçüncü bir şahsın eliyle olsun, isterse de
kamu görevlilerinin yardımıyla olsun, ölme hakkı çıkarılamayacağını"
kaydetmiştir.
Koch – Almanya Davası (no. 497/09)
19.07.2012
Dava, tamamen felçli durumunda olan ve yapay solunuma ihtiyaç duyan
başvuranın eşine, Alman makamlarının ölümcül dozda ilaç alıp intihar etme iznini
vermemesi üzerine, başvuranın yaptığı şikâyetin Alman mahkemelerin
reddetmesiyle ilgilidir.
Mahkeme, başvuranın söz konusu karar hakkındaki şikâyetinin esastan
incelenmesinin reddedilmesi nedeniyle 8. maddenin (özel ve aile hayatına saygı
hakkı) usulen ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bununla birlikte Koch'un şikâyetinin
esası bakımında Mahkeme, bu şikâyeti esastan inceleme hususunun Alman
mahkemelerine aittir çünkü Avrupa Konseyi Üye Devletleri arasında yardımlı
intihara izin verip vermeme konusunda herhangi bir uzlaşı yoktur. Karşılaştırmalı
araştırma, incelenen 42 Devletten sadece dördünde tıp doktorlarına hastanın
yaşamını sona erdirmesi için ölümcül bir ilaç yazma izni verdiğini ortaya
çıkarmıştır. Alman mercilerinin şikâyeti esastan inceleme yükümlülüğüne sahip
olduğunu tespit ettiği için Mahkeme bu davada, kendisini 8. maddeyi usulü açıdan
incelemekle sınırlandırmıştır.
Basın İrtibat: Céline Menu-Lange
+33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)

AİHM’nin içtihadında çevreyle ilgili davalar

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:27
gönderen Admin
Gürültü kirliliği
Havalimanı gürültüsü:
Powell ve Rayner – Birleşik Krallık Davası (no. 9310/81)
21.02.1990


Heathrow havalimanı çevresinde yaşayan başvuranlar, izin verilen gürültü
seviyesinin kabul edilemez olduğunu ve Hükümet tarafından alınan gürültü
azaltıcı tedbirlerin yetersiz olduğunu iddia etmekteydiler.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uluslararası hava trafiğine açık ve yoğun
yerleşim birimlerine yakın büyük havalimanlarının ülkelerin refahı için gerekli
olduğunu kaydetmiştir. Heathrow havalimanı dünyanın en yoğun, ticari, uluslar
arası bağlantı ve Birleşik Krallık için ekonomisi için kilit bir öneme sahip iken;
çevre üzerindeki olumsuz etkileri bütünüyle ortadan kaldırılamasa dahi
havalimanının bu faydaları olumsuz sonuçlaratelafi edebilmektedir.. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesinin ihlali söz konusu değildir.
Hatton – Birleşik Krallık Davası (başvuru no. 9310/81)
Büyük Daire kararı
08.07.2003
Heathrow havalimanı yakınlarında yaşayan başvuranlar, 1993 yılından itibaren
Hükümetin gece uçuşlarına müsaade etmesi nedeniyle maruz kaldıkları
gürültünün arttığından şikayetçi idiler. Başvuranlar gece inen ve kalkan uçaklar
nedeniyle uykularının sürekli kesintiye uğramasının sonucu olarak sağlıklarının
zarar gördüğünü iddia etmekteydiler.
AİHM 1993 yılındaki politika değişikliğinin gece gürültü seviyesinde gerçekten bir
artışa yol açıp açmadığı konusunda bir karara varamamış olsa dahi, gece
uçuşlarının da normal uçuş düzeni içerisinde gerçekleştirilmesinde ekonomik bir
yararın söz konusu olduğunu, gürültüden rahatsız olanların sayıca az olduğunu,
konut fiyatlarında bir düşüş yaşanmadığını ve başvuranların herhangi bir maddi
kayba uğramaksızın başka bir yere taşınabileceklerini kaydetmiştir. 8. Madde ihlal
edilmemiştir.Bilgi Notu – AİHM içtihadında çevreyle ilgili davalar Basın Birimi
Mahalle gürültüsü:
Moreno Gomez – İspanya Davası (başvuru no. 4143/02)
16.11.2004
Başvuran, evinin yakınındaki gece kulüplerinin gece boyu devam eden
gürültüsünden ve bu gürültünün uykusunu sürekli kesintiye uğratmasından
şikayetçi idi.
AİHM, yetkililerin gece gürültüsü sorununu çözüme kavuşturmamaları nedeniyle
başvuranın konutuna saygı hakkının ciddi biçimde ihlal edildiğini kaydetmiştir.
AİHM gürültünün boyutu, gece boyu, çok yüksek düzeyde ve uzun yıllardır devam
ettiği gerekçesiyle 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
DEÉS – Macaristan Davası (başvuru no. 2345/06)
09.11.2010
Başvuran, 8. Madde kapsamındasokağındaki düzensiz trafiğin meydana getirdiği
ciddi gürültü, sallantı ve kirlilikten rahatsız olduğundan şikayetçi idi.
AİHM yetkililerin Deés’in sokağındaki trafiği sınırlama ve yeniden düzenleme
yönündeki gayretlerine karşın, başvuranın uzun süredir devam eden aşırı
gürültüden doğrudan ve ciddi biçimde rahatsız olduğunu kaydetmiştir. Dolayısıyla,
başvuran konutuna ve özel hayatına saygı gösterilmesi hakkından istifade
edememiştir. 8. Madde ihlal edilmiştir.
Mileva ve Diğerleri – Bulgaristan Davası (başvuru no. 43449/02 ve
21475/04)
Başvuranlar, dairelerinin bitişiğindeki bir ofisten, bilgisayar oyunu işletmesinden
ve bilgisayar kulübünden kaynaklanan aşırı gürültüden şikayetçi idiler.
AİHM, yetkililerin başvuranların şikayetleri karşısında pasif kaldıklarını
kaydetmiştir. Bir dönem kulüplerin faaliyetlerini sonlandırmak için iki yasaklama
kararı verilmiş olsa da bu kararlar uygulanmamıştır. Sonuç olarak, başvuranlar
dört yıldan uzun bir süre boyunca özel ve aile hayatlarına müdahale anlamına
gelecek düzeyde gürültüye ve rahatsızlığa maruz kalmışlardır. 8. Madde ihlal
edilmiştir.
Dubetska ve Diğerleri – Ukrayna Davası (başvuru no. 30499/03)
Başvuranlar, 8. Maddeye istinaden evlerinin yakınında faaliyet gösteren bir kömür
madeninin ve fabrikanın kendilerinde sağlık sorunlarına yol açtığından ve evlerine
ve çevrelerine verdiği zarardan şikayetçi idiler.
AİHM madenin ve fabrikanın başvuranların sağlık sorunlarında ve evlerinin
gördüğü zararda payı olduğunu ve çevrede meydana gelen kirlilik nedeniyle
evlerinin değerinin çok düşmesi sonucunda başka yere taşınacak mali
imkanlarının kalmadığını kaydetmiştir. Yetkililer madenin ve fabrikanın çevre
üzerindeki olumsuz etkilerinin farkında olmalarına rağmen başvuranları başka bir
yerde iskan etmemiş ya da kirliliği evleri sanayi tesislerine yakın olan kimselere
zarar vermeyecek seviyelere düşürecek farklı bir çözüm getirmemişlerdir.
Dolayısıyla, 8. Madde ihlal edilmiştir. AİHM ihlal kararının yanısıra Ukrayna
Hükümetinin başvuranların durumunu düzeltecek uygun tedbirleri almakla
yükümlü olduğuna karar vermiştir.Bilgi Notu – AİHM içtihadında çevreyle ilgili davalar Basın Birimi
Zammit Maempel ve Diğerleri – Malta Davası (başvuru no. 24202/10)
22 Kasım 2011
Dava, bir ailenin yaşadıkları çevrede yılda iki kez izinli havai fişek gösterisi
yapılmasının 8. Madde kapsamındaki haklarını ihlal ettiği ve hayatlarını ve
mülklerini tehlikeye attığı şikayeti ile ilgili idi.
AİHM 8. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. AİHM özellikle yetkililerin
insanların ve mülklerinin zarar görmemesi adına gerekli sistematik tedbirleri
aldığından ve havai fişek gösterilerinin ayriyeten izlendiğinden bahisle
başvuranların hayatına veya vücut bütünlüklerine yönelik gerçek ve yakın bir
tehlike söz konusu olmadığını kaydetmiştir. Son olarak, başvuranlar burada mülk
edindiklerinde şikayetçi oldukları bu durumun farkında idiler.
Derdest davalar:
Miroslawa ve Janusz PAWLAK – Polonya Davası (başvuru no. 29179/06)
Başvuranlar, 8. Maddeye istinaden evlerinin yakınına kanuna aykırı biçimde inşa
edilen bir ticaret merkezinin faaliyetlerinden kaynaklanan gürültüden, kirlilikten
ve diğer sıkıntı verici unsurlardan rahatsız olduklarından şikayetçidirler.
Ekim 2009’da Hükümete tebliğ edilmiştir
Martinez Martinez ve Maria Pino Manzano – İspanda Davası (başvuru no.
61654/08)
Evleri bir taş ocağına yaklaşık 200 m uzaklıkta bulunan başvuranlar, 8. Maddeye
istinaden ocaktan gelen ve evlerine nüfuz eden gürültü ve toz nedeniyle hiçbir
şekilde tazmin edilmediklerinden şikayetçidirler. Oysa maruz kaldıkları gürültü
seviyesinin kanunda belirtilen kabul edilebilir sınırın üzerinde olduğuna dair bir
mahkeme kararı da mevcuttur.
Mart 2010’da Hükümete tebliğ edilmiştir.
Endüstriyel kirlilik
İnsan sağlığının zarar görmesi
Öneryıldız – Türkiye Davası (başvuru no. 48939/99)
Büyük Daire kararı
30.11.2004
Başvuranın evi, dört belediye tarafından ortak kullanılan bir çöp dökme alanının
yakınındaki hazine arazisi üzerinde inşa edilmişti ve ruhsatsızdı. Nisan 1993’te
çöp dökme alanında meydana gelen metan gazı patlaması sonucunda yanarak
çevreye saçılan atıklar başvuranın evi de dahil 10’dan fazla evi kül etmiş ve
başvuran bu yangında 9 akrabasını kaybetmiştir. Başvuran, yetkililerin dikkatiniBilgi Notu – AİHM içtihadında çevreyle ilgili davalar Basın Birimi
bu tarz bir patlama ihtimaline çeken bir bilirkişi raporu hazırlanmış olmasına
karşın, yetkililerin önleyici tedbir almadıklarından şikayetçi idi.
AİHM 2. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Hükümet, söz konusu gecekondu
bölgesinin sakinlerini burada yaşamanın arz ettiği riskler konusunda
bilgilendirmemiştir. Hükümet bu konuda bilgilendirme yapmış olsaydı dahi
insanların hayatını tehlikeden koruyacak gerekli uygulama tedbirlerini alma
sorumluluğu devam etmekteydi. Düzenleyici çerçeve eksikti; zira çöp dökme
alanının açılması veya faaliyetleri ile ilgili tutarlı bir denetim sistemi mevcut
değildi. Aynı şekilde, imar planlama politikası da yetersizdi ve bunun kuşkusuz
söz konusu kazaya yol açan olaylar zincirinde payı vardı.
Lopez Ostra – İspanya Davası (başvuru no. 16798/90)
09.12.1994
Başvuran, yaşadıkları yerin yakınındaki endüstriyel deri atığı arıtma tesisinden
çıkan gaz dumanlarından, kokulardan, kirlilikten ve bunların çevredeki insanlarda
meydana getirdiği sağlık sorunlarından şikayetçi idi. Özellikle, başvuranın kızı
bulantı, kusma ve anoreksiya sorunları yaşamakta idi ve doktoruna göre bu
sorunlar kirlilikten kaynaklanmakta idi.
AİHM, İspanya’nın kentin ekonomik refahı (yani atık arıtma tesisi kurulması) ile
başvuranın konutuna, özel ve aile hayatına saygı hakkı arasında adil bir denge
kuramadığı gerekçesiyle 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Fadeyeva – Rusya (başvuru no. 55723/00)
09.06.2005
Başvuran, evinin yakınlarındaki büyük bir çelik fabrikasının çalışmalarının sağlığını
ve afiyetini tehlikeye attığından ve buna karşın yetkililerin kendisine fabrikanın
uzağında bir konut tahsis etmediğinden şikayetçi idi.
AİHM, fabrikanın yakın çevresinde yaşayanlara özel muamele gösterilmesi
ihtiyacına karşın, Devlet başvurana bu tehlikeli bölgeden uzaklaşması için hiçbir
etkili çözüm sunmamıştır. Fabrika faaliyetlerini ulusal çevre standartlarını ihlal
eder biçimde sürdürdüğü halde, Devlet endüstriyel kirliliğin kabul edilebilir
düzeylere indirilmesini sağlayacak etkili tedbirler geliştirmemiş ve
uygulamamıştır. 8. Madde ihlal edilmiştir.
Giacomelli – İtalya Davası (başvuru no. 59909/00)
02.11.2006
Başvuran evine 30 m mesafede bulunan, “tehlikeli atık da dahil özel atık” arıtma
işlemleri yapılan bir tesisten kaynaklanan zararlı emisyonlardan şikayetçi idi.
Başvuran tesisin sağlığı ve konutu için tehlike arz ettiğini iddia etmekteydi.
Devlet mercileri ulusal çevre mevzuatının gereklerini yerine getirmemişlerdir; zira
kanun gereğince herhangi bir faaliyetten önce hazırlanması zorunlu olan çevresel
etki değerlendirme raporu, tesisin faaliyete geçmesinden 7 yıl sonra
hazırlanmıştır. Ulusal mahkemelerin tesisin faaliyetlerinin çevre koruma
düzenlemelerine uygunluk sağlanana kadar durdurulması yönündeki kararına
rağmen idari makamlar tesisi kapatmamışlardır. AİHM, başvuranın konutuna
saygı hakkının tesisin tehlikeli faaliyetleri sonucunda yıllar boyunca ağır biçimde
göz ardı edilmiş olduğunu kaydederek 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.Bilgi Notu – AİHM içtihadında çevreyle ilgili davalar Basın Birimi
Guerra ve Diğerleri – İtalya Davası (no. 14967/89)
19.02.1998
Başvuranlar gübre üretimi yapan bir kimyasal fabrikanın yaklaşık 1 km uzağında
yaşamaktaydılar. Fabrikada meydana gelen arızaların yol açtığı kazalardan birinde
çevreye toksik arsenik içeren tonlarca madde yayılması sonucunda 150 kişi akut
arsenik zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştır. Başvuranlar, fabrikanın
çalışmalarından kaynaklanan kirliliğin seviyelerini ve büyük kaza riskini azaltıcı
uygulamaya dönük tedbirlerin alınmamasının yaşam haklarını ve vücut
bütünlüklerini ihlal ettiğinden şikayetçi idiler.
AİHM ciddi çevre kirliliğinin insanların sağlığını ve konuta saygı haklarından
yararlanmalarını olumsuz biçimde etkileyebileceğine dikkat çekmiştir.
Başvuranlar, fabrikada bir kaza meydana gelmesi durumunda büyük bir tehlikeyle
yüz yüze gelecek kentlerinde yaşamaya devam etmeleri halinde maruz
kalabilecekleri risklere ilişkin temel bilgileri edinebilmek için gübre üretiminin
durdurulduğu 1994 yılına dek beklemişlerdir. AİHM, İtalya’nın başvuranların özel
ve aile hayatına saygı hakkını temin etme yükümlüğünü yerine getirmediğini
kaydederek 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Taşkın ve Diğerleri – Türkiye Davası (başvuru no. 46117/99)
10.11.2004
Başvuranlar, altın çıkarmak için siyanür liç yöntemi kullanılmasına izin veren bir
maden işletme ruhsatının iptalini talep etmekte idiler. Başvuranlara göre işletmeci
tarafından kullanılan siyanürleme işleminin insan sağlığını tehlikeye atma, su
kaynaklarını kirletme ve yerel ekosistemi tahrip etme riski bulunmaktaydı.
AİHM altın madenine ruhsat verme kararının Danıştay tarafından iptal edildiğini,
Danıştay’ın farklı menfaatleri tartarak ruhsatın kamu yararına olmadığı sonucuna
vardığını kaydetmiştir. Buna karşın, altın madeninin kapatılması talimatı bu
karardan ancak 10 ay, kararın yetkililere tebliğinden ise 4 ay sonra verilmiştir.
Dolayısıyla, kararın infazındaki gecikme nedeniyle başvuranlara verilen adli
teminatlar yerini bulmamıştır.
Çevre üzerindeki diğer olumsuz etkiler
Tatar – Romanya Davası (başvuru no. 657021/01)
27.01.2009
Başvuranların evinin yakınlarında bulunan ve altın çıkarma işleminde sodyum
siyanür kullanan bir altın madeninde Ocak 2000’de meydana gelen bir çevre
kazasının ardından çevreye yaklaşık 100.000 m3
siyanürle kontamine cüruf
yayılmıştır. Maden, kazadan sonra faaliyetlerini durdurmamıştır. Başvuranlar,
madencilik faaliyetinin madenin yakınında yaşayan insanların sağlığını tehlikeye
attığından, çevreyi tehdit ettiğinden ve oğullarının astım hastalığını
alevlendirdiğinden şikayetçi idiler.
AİHM başvuranların oğullarının sodyum siyanüre maruziyeti ile astım hastalığı
arasında bir illiyet bulunduğunu ispat edemediklerini kaydetmiştir. Ancak, maden
işletmecisi ihtiyat ilkesine aykırı olarak kazadan sonra faaliyetlerini sürdürmüştür.
İhtiyat ilkesi gereğince, bir konuda kesin bilimsel ve teknik bilgilerin
bulunmaması, Devletin etkili ve orantılı tedbirler almamasına gerekçe teşkil
edemez. AİHM, Romen makamlarının işletmenin faaliyetinin doğurabileceğiBilgi Notu – AİHM içtihadında çevreyle ilgili davalar Basın Birimi
riskleri tatmin edici düzeyde değerlendirmedikleri ve insanların 8. Madde
kapsamında özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi haklarını ve daha genel
anlamda sağlıklı ve korunaklı bir çevrede yaşama haklarını koruyucu tedbirler
almadıkları sonucuna varmıştır. 8. Madde ihlal edilmiştir.
l’Erablière – Belkiça Davası (başvuru no. 49230/07)
24.02.2009
Lüksemburg’un Walloon bölgesinde çevrenin korunmasına yönelik kampanyalar
yürüten kâr amacı gütmeyen bir dernek olan başvurucu kuruluş, bir atık toplama
sahasının genişletilmesine yönelik planlama izni verildiğinden şikayetçi idi. Talebi
usule dair gerekçelerle Belçika Danıştay’ı tarafından reddedilmiştir. Danıştay,
talepte uyuşmazlığın gerisinde yatan olguların açıklanmadığına karar vermişti.
AİHM başvuranın mahkemeye erişemediğini kaydederek 6. Maddenin 1. fıkrasının
ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM, Danıştay’a adli denetim talebiyle yapılan
başvurularda olguların açıklanmasının ulusal hukuk usulü gereklerinden olduğunu
kabul etmekle birlikte, Danıştay’ın ve karşı tarafın olguları bu beyan olmaksızın da
öğrenebileceklerini kaydetmiştir.
Mangouras – İspanya Davası (başvuru no. 12050/04)
Büyük Daire Kararı
28.09.2010
Mangouras Prestige adlı bir geminin eski kaptanı idi. Prestige, Kasım 2002’de
İspanya sahili açıklarında seyir halinde iken taşıdığı 70.000 ton akaryakıtı Atlantik
Okyanusuna sızdırmıştı. Açılan ceza soruşturması neticesinde başvuran
tutuklanmış olup 3.000.000 Avro kefaletle serbest bırakılmıştır. Mangouras 83
gün tutuklu kaldıktan sonra, Prestige’nin ait olduğu firmanın sigortacıları
tarafından kefaleti ödenerek salıverilmiştir. Başvuran, istenen kefalet tutarının
aşırı yüksek olduğundan ve kendi kişisel durumu göz önünde bulundurulmadan
belirlendiğinden şikayetçi idi.
AİHM 5. Maddenin 3. fıkrasının gerekliliklerini yorumlamada ortaya çıkan yeni
gerçekliklerin, diğer bir deyişle, Avrupa’da ve uluslararası düzeyde çevre suçlarına
dair artan haklı kaygıların ve Avrupa hukukunun ve uluslararası hukukun
öngördüğü çevresel yükümlülüklerin uygulanmasında ceza hukukunu bir araç
olarak kullanma eğiliminin dikkate alınması gerektiğini kaydetmiştir. AİHM,
başvuranın davasının istisnai niteliği ve deniz kirliliğinin çevrede yol açtığı büyük
çaplı zarar düşünüldüğünde, adli mercilerin sorumluların adaletten kaçmalarının
önünü almak adına kefalet tutarını hasıl olan yükümlülüğe uygun olarak
artırmalarının şaşırtıcı olmadığı sonucuna varmıştır. 5. Maddenin 3. fıkrası ihlal
edilmemiştir.
Di Sarno ve Diğerleri – İtalya Davası (başvuru no. 30765/08)
10.01.2012
Dava, başvuranların yaşadıkları ve/veya çalıştıkları İtalya’nın Campania
bölgesinde 5 aydır toplanmayarak sokaklarda biriken çöplerin toplanması,
arıtılması ve bertarafı ile ilgili olarak (11 Şubat 1994 – 31 Aralık 2009 arasında)
olağanüstü hal uygulanması hakkında idi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesi (özel ve aile hayatına saygı hakkı)
ihlal edilmiştir; İtalyan makamlarının başvuranların maruz kalabilecekleri risklereBilgi Notu – AİHM içtihadında çevreyle ilgili davalar Basın Birimi
dair bilgi verme yükümlülüğü konusunda 8. Maddenin ihlali söz konusu değildir;
13 madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmiştir.
Ormanların yok edilmesi ve kentsel gelişim
Hamer – Belçika Davası (başvuru no. 21861/03)
27.11.2007
Başvuranın, ailesi tarafından inşaat izni verilmeyen ormanlık arazi üzerinde inşa
edilmiş bir evi bulunmaktaydı. Yürürlükteki orman mevzuatına aykırı olarak konut
inşa etmekten dolayı hakkında dava açılmış, mahkemeler araziyi eski haline
getirmesine hükmetmiştir. Ev cebren yıkılmıştır. Başvuran özel hayata saygı
hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi idi.
Sözleşmede açık bir koruma hükmü bulunmamakla birlikte AİHM, tarihinde ilk kez
çevrenin kendi içerisinde bir değer teşkil ettiğine ve toplumun ve kamu
mercilerinin bu değere yakın ilgi göstermek durumunda olduklarına hükmetmiştir.
Bilhassa Devletin mevzuat düzenlemesi yaptığı konularda, çevre kaygıları
karşısında ekonomik mülahazalara ve hatta mülkiyet hakkına öncelik tanınamaz.
Bu nedenle, kamu mercileri çevreyi koruma adına hareket etmekle
yükümlüdürler. 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi ihlal edilmemiştir.
Kyrtatos – Yunanistan Davası (başvuru no. 41666/98)
22.05.2003
Başvuranlar, Tinos adasının güneydoğu kesiminde kentsel gelişimin fiziksel
çevrelerini tahrip ettiğinden ve özel hayatlarını olumsuz etkilediğinden şikayetçi
idiler. Başvuranlar özellikle anılan bölgenin bütün manzara güzelliğini yitirdiğini,
doğal yaşam ve yaban hayatı yok edilerek bir turist merkezine dönüştüğünü iddia
etmekteydiler.
AİHM, başvuranların doğrudan etkilenmiş olmamaları nedeniyle 8. Maddenin
ihlalinin söz konusu olmadığını kaydetmiştir. Bölgedeki kentsel gelişim çalışmaları
nedeniyle çevre zarar görmüş olsa dahi başvuranlar, kuşlara ve koruma altındaki
diğer bataklık türlerine verilen zararın kendilerinin 8. Madde kapsamındaki
haklarını nasıl etkilediğini gösterememişlerdir. Şikayetçi olunan çevre tahribatının,
yakınlarındaki ormanlık alanda meydana gelmesi halinde durum farklı olabilirdi;
zira bu durumda başvuranların sağlık durumları bundan doğrudan etkilenecekti.
Pasif içicilik
Florea – Romanya Davası (başvuru no. 37186/03)
14.09.2010, kesinleşmemiştir
Kronik hepatit ve arteriyel hipertansiyon hastası olan başvuran, bir cezaevinde
tutuklu bulunduğu yaklaşık 8-9 ay boyunca yalnızca 35 yatağı bulunan bir
koğuşta 110-120 mahkumla birlikte yaşamak zorundakalmasından şikayetçi
olmuştur.. Başvurana göre koğuş arkadaşlarının %90’ı sigara içicisiydi. Sağlığının
kötüleşmesi nedeniyle kaldırıldığı cezaevi revirinde kaldığı 3 gün süresince de
sigara içenlerin arasında kalmıştı.
AİHM Florea’ya ayrı bir oda verilmediğini ve cezaevi revirinde ve kronik hastaların
bulunduğu serviste dahi doktorunun uyarılarının aksine sigara içenBilgi Notu – AİHM içtihadında çevreyle ilgili davalar Basın Birimi
tutuklu/hükümlülere tahammül etmek durumunda bırakıldığını kaydetmiştir.
Ayrıca, 2002 Haziranında çıkarılan bir kanunla sağlık kurumlarında sigara içilmesi
yasaklanmış, Romanya mahkemeleri sıklıkla sigara içenlerin ve içmeyenlerin ayrı
tutulmaları yönünde kararlar vermişlerdir. Dolayısıyla, başvuranın tutulma şartları
ve maruz kaldığı pasif sigara dumanı nedeniyle 3. Madde ihlal edilmiştir.
Basın irtibat:
Kristina Pencheva-Malinowski
+33 (0)3 90 21 42 08
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)

Ruh Sağlığı

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:28
gönderen Admin
“Özel hayat” (8. Madde) kişinin vücut ve ruhsal bütünlüğünü kapsar
“Ruhsal istikrarın muhafazası, kişinin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkından
yararlanmasının vazgeçilmez bir önkoşuludur” (Bensaid – Birleşik Krallık Davası,
06.02.2001).
Özel hayata müdahale kanuna uygun olmalıdır
A.G. – İsviçre Davası, 09.04.1997: başvuru kabul edilemez ilan edilmiştir. AİHM
“kişiyi vesayet altına alma kararının özel hayatına müdahale anlamına geldiğini
kaydetmiştir. Bu müdahale kanuna dayalı olmalı ve meşru bir amaç
güdülmelidir”.
Storck – Almanya Davası, 16.06.2005: Başvuranın mahkeme kararı olmaksızın
mükerreren tedavi kurumuna kapatılması nedeniyle 8. Madde ve 5. Maddenin 1.
fıkrası (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edilmiştir.
Bu davada ayrıca zorla ilaç tedavisinden de şikayet edilmekteydi. AİHM bu
şikayetle ilgili olarak 8. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir (başvuranın
tıbbi tedaviye geçerliliği bulunan bir onam vermediği kanıtlanamamıştır). AİHM
Schneiter – İsviçre Davasında (31.03.2005: başvuru kabul edilemez ilan
edilmiştir) zorla ilaç tedavisinin yasal zemininin bulunduğunu ve bununla meşru
bir amaç (başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması) güdüldüğünü
kaydederek 8. Maddeye dayandırılan şikayetin dayanaktan yoksun olduğuna
hükmetmiştir. Çeşitli manik-hezeyan bozuklukları ve çoklu ilaç bağımlılığı
nedeniyle bir psikiyatri hastanesinde tedavi görmekte olan başvuran, bir
hemşirenin yüzüne vurmuştu.
Shopov – Bulgaristan Davası, 02.09.2010: 5 yıldan fazla bir süreyle psikiyatrik
tedavi için alıkoyma uygulaması. 8. Madde ihlal edilmiştir: Başvuranın özel
hayata saygı hakkına sürekli müdahalenin yasal zemini bulunmakla birlikte, ilgili
mevzuatın gerekli kıldığı düzenli adli denetim yerine getirilmemiştir.
X. – Finlandiya Davası, 03.07.2012: Dava, bir anneye kızını kaçırmasında yardım Bilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın Birimi
ve yataklık ettiği gerekçesiyle hakkında ceza davası açılan bir pediyatri
uzmanının adli işlemler çerçevesinde bir ruh sağlığı hastanesine konması ve
kendisine zorla ilaç verilmesi ile ilgili idi. 5. Maddenin 1. fıkrası (özgürlük ve
güvenlik hakkı) ve 8. Madde ihlal edilmiştir: başvuranın kendi istemi dışında ruh
sağlığı hastanesine konması ve zorla ilaç verilmesi yasal olmakla birlikte ilgili
kanunda keyfiliğe karşı gerekli güvenceler öngörülmemekteydi.
- X. ve Y. – Hollanda Davası, 26.03.1985: 16 yaşında ve ruhsal engeli
bulunan bir kız çocuğu, kaldığı özel ruh sağlığı kurumunun müdiresinin
damadı tarafından cinsel istismara uğramıştı. 8. Madde ihlal edilmiştir:
Hollanda hukukunda 16 yaş veya üzeri ruhsal engelli küçüklere yönelik
cinsel şiddet olaylarında adli işlem başlatılması öngörülmemekteydi.
Bensaid – Birleşik Krallık Davası, 06.02.2001: Şizofreni tedavisi gören
başvuran, hakkındaki Cezayir’e sınırdışı kararının uygulanması halinde
yeterli tıbbi tedaviden mahrum kalacağından ve dolayısıyla vücut ve ruhsal
bütünlüğünün tehlikeye gireceğinden şikayetçi idi. 8. Madde ihlal
edilmemiştir: AİHM başvuranın ruh sağlığına ilişkin risklerin büyük ölçüde
varsayımsal etkenlere dayalı olduğunu ve ruhsal bütünlüğünün bu
durumdan kayda değer biçimde etkileneceğinin tespit edilmediğini
kaydetmiştir.
- K. ve T. – Finlandiya Davası, 12.07.2001: Dava, şizofreni hastalığı
nedeniyle defaatle hastaneye yatırılan başvuranın çocuklarının bakım
kurumlarına yerleştirilmeleri ile ilgili idi. Çocuklardan birinin bakım
kurumuna yerleştirilmesine ilişkin olarak 8. Madde ihlal edilmiştir. Daha
önceden başvuranların rızasıyla bakım kurumuna yerleştirilen diğer çocukla
ilgili ihlal söz konusu değildir. Bu çocukla ilgili acil bakım emri
çıkarılmasının nedeni, çocuğun özel bakıma muhtaç olması idi.

Kanuni ehliyet sorunu
Shtukaturov – Rusya Davası, 27.03.2008 (ayrıca bkz. aşağı): Başvurana
annesinin talebiyle vasi tayin edilmiştir. 8. Madde ihlal edilmiştir: mahkeme,
kararını başvuranın ehliyetsizliğinin düzeyinin yeterince tahlil edilmediği bir sağlık
raporuna dayandırmıştır.
Berková – Slovakya Davası, 24.03.2009: Dava, ruhsal bozukluğu bulunan
başvurana vasi tayin edilmesi ile ilgili idi. 8. Madde ihlal edilmiştir: başvuran,
uzun bir süre kanuni ehliyetinin iadesini talep edememiştir.
Salontaji-Drobnjak – Sırbistan Davası, 13.10.2009: Dava, nizalı paranoya tanısı
konan başvurana vasi tayin edilmesi ile ilgili idi. Başvuranın kanuni ehliyetinin
ciddi ölçüde sınırlı olması (davalara yardım almaksızın katılamamakta, kendi tıbbi
tedavisi hakkında karar verememekte idi) ve ulusal mahkemelerin karar
usulünün kusurlu olması nedeniyle 8. Madde ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın Birimi
Derdest dava (Ocak 2011’de kabul edilebilir ilan edilmiştir): Aleksandr Petrovich
Lashin – Rusya Davası: Dava, Yerel Mahkeme tarafından şizofreni hastası
başvuranın kanuni ehliyetinin olmadığı yönündeki kararı ve bunun sonucunda
başvuranın bir psikiyatri hastanesine kapatılması ile ilgilidir.
Başvuran 5. Maddenin 1 ve 4. fıkrasına (özgürlük ve güvenlik hakkı) istinaden
uygulanan kısıtlamanın hukuksuz ve keyfi olduğundan ve bu karara itiraz
edemediğinden şikayetçidir. Başvuran 8. Maddeye (özel hayata saygı hakkı)
atıfla ehliyetsiz ilan edilmesinden ve durumunun etkili biçimde gözden
geçirilmesinin sağlanmamasından şikayetçidir. Başvuran 13. Maddeyle (etkili
başvuru hakkı) bağlantılı olarak 12. Maddeye (evlenme hakkı) istinaden
nişanlısıyla olan evliliğini tescil etmesine izin verilmemesinden şikayetçidir.
Kapatılma
5. Maddenin 1. fıkrası: Özgürlük ve güvenlik hakkı
Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve
yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun
bırakılamaz:
(…)
e) Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek
kişilerin, akıl hastalarının*, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılarının veya
serserilerin yasaya uygun olarak tutulması.
* “Bu tabire tek ve kati bir yorum getirilemez: … bu tabirin ifade ettiği mana
psikiyatri araştırmalarının sürekli ilerlemesi, tedavilerin giderek esnek hale
gelmesi ve toplumun ruhsal hastalıklara yönelik tutumunun değişmesiyle birlikte
sürekli gelişim sergilemektedir…”
1
Akıl hastası bir kişinin kapatılmasının Sözleşmeye uygun olması için, Winterwerp
– Hollanda kararında (24.10.1979) yer verilen şu şartların bulunması gerekir:
- kişide gerçekten ruhsal bozukluk bulunduğu, nesnel tıbbi uzmanlar
tarafından güvenilir biçimde tespit edilmiş olmalıdır;
- ruhsal bozukluk türü ve düzeyi, zorunlu kapatılmaya cevaz verir
nitelikte olmalıdır;
- bir kuruma kapatılma halinin devamının geçerliliği, bozukluğun devam
etmesine bağlı olmalıdır.
 Ashingdane – Birleşik Krallık Davası, 28.05.1985: 5. Maddenin 1. fıkrası
ihlal edilmemiştir. Paranoid şizofreni hastası başvuran, ruhsal durumunun

1
Winterwerp – Hollanda kararı, Par. 37. Bilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın Birimi
gerektirdiğinden daha uzun bir süreyle, 19 boyunca yeni bir psikiyatri
kurumunda daha katı bir rejime maruz bırakılmış olsa dahi, başvuranın
tutulduğu yer ve tutulma şartları, “akıl hastası bir kimsenin tutulma
şartları”na uygun idi.
 Johnson – Birleşik Krallık Davası, 24.10.1997: Çeşitli suçlardan
mahkumiyeti bulunan başvuran 1984 yılında hâkim kararıyla yüksek
güvenlikli bir psikiyatri kurumuna konmuş, 1989 yılında burada
kapatılmasının gerekçeleri ortadan kalkınca tahliyesi emredilmiştir. O
tarihten sonra psikiyatri kurumunda tutulmasının uzatılması nedeniyle
(yeterli güvencelerin, bilhassa başvuranın tahliyesinin aşırı gecikmemesini
teminen adli denetimin bulunmaması) 5. Maddenin 1(e) fıkrası ihlal
edilmiştir.
 Aerts – Belçika Davası, 30.07.1998: Başvuran, yetkili Ruh Sağlığı Kurulu
tarafından belirlenen bir sosyal koruma merkezinde değil, genel bir
cezaevinin psikiyatrik sorunları bulunan kişilerin konduğu bir kısmında
tutulmaktan şikayetçi idi. 5. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir: cezaevinin
psikiyatri servisi, akıl hastalarının tutulması için uygun bir kurum olarak
değerlendirilemez.
 Nielsen – Danimarka Davası, 28.11.1998: 5. Maddenin 1. fıkrası ihlal
edilmemiştir. Sinir hastalıkları bulunan ve velayeti ebeveynleri arasında
uyuşmazlık konusu olan başvuranın bir Çocuk Psikiyatri Servisine
yerleştirilmesi, “annenin velayet haklarını kullanarak çocuğun yararına
karar verdiği sorumlu bir uygulama” idi.
 Varbanov – Bulgaristan Davası, 05.10.2000: Başvuran, mahkeme işlemleri
esnasında savcı emriyle testler yapılmak üzere zorla bir psikiyatri
hastanesine götürülmüştür. 5. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir:
başvuranın özgürlüğünden mahrumiyetinin yasal dayanağı yoktu ve iç
hukukta keyfiliğe karşı gerekli koruma sağlanmamaktaydı.
 Hutchinson Reid – Birleşik Krallık Davası, 20.02.2003: 5. Maddenin 1.
fıkrası ihlal edilmemiştir. Bir psikiyatri kurumuna kapatılan başvuranın
muhtemelen cinsel nitelikli başka suçlar işleme riski vardı; yasal dayanağı
da bulunan tahliye etmeme kararı gerekçelendirilmişti.
 Herz – Almanya Davası, 12.06.2003.
5. Maddenin 1(e) fıkrası ihlal edilmemiştir. Başvuranın geçici olarak
psikiyatri kurumuna konmasının nedeni ruhsal hastalığı bulunup
bulunmadığının tespit edilmesi idi ve buna yönelik mahkeme kararı tıbbi
görüş ışığında verilmişti.
5. Maddenin 4. fıkrası ihlal edilmiştir. Başvuran, süresi sona eren geçici
kapatılma önleminin hukukiliğine itiraz etme hakkından yoksun
bırakılmamalıdır. Bilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın Birimi
 Nowicka – Polonya Davası, 03.12.2009: 5. Maddenin 1. fıkrası ihlal
edilmiştir. Başvuranın komşularıyla arasındaki bir anlaşmazlıktan
kaynaklanan dava sürecinde emredilen psikiyatrik testlerin uygulanması
için 83 gün tutulmuştur.
 M.R.L. ve M.-J.D – Fransa Davası, 19.05.2004: 5. Maddenin 1(e) fıkrası
ihlal edilmiştir. Başvuranın polis merkezinin psikiyatri revirinde tutulması
tıbbi değil tümüyle idari gerekçelere dayalıydı (komşularıyla tartışan
başvuran hastaneye götürülerek bir psikiyatra gösterilmiştir. Psikiyatr
başvuranın ruhsal durumunu tam tespit edememiş ve psikiyatri revirine
kaldırılmasına karar vermiştir).
 H.L. – Birleşik Krallık Davası, 05.10.2004: Dava, ajite davranış emareleri
gösteren otistik bir kimseye istemsiz kısıtlama uygulanması ile ilgili idi. 5.
Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir: usul düzenlemesi bulunmaması ve sınır
belirlenmemesi nedeniyle, kuşkusuz iyi niyetli olan sağlık personeli
savunmasız ve ehliyetsiz bir bireyin özgürlüğünü ve kontrolünü bütünüyle
ellerine almışlardı.
 Enhorn – İsveç Davası, 25.01.2005: 5. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
Başvuranın HIV virüsünü bulaştırmasını engellemek için zorunlu tecritten
daha hafif tedbirler öngörülmemiştir; başvuranın zorunlu tecridini
neredeyse 7 yıl boyunca uzatan yetkililer, HIV virüsünün yayılmaması
ihtiyacı ile başvuranın özgürlük hakkı arasında adil bir denge
kuramamışlardır.
 Schneiter – İsviçre Davası, 31.03.2005: başvuru reddedilmiştir (Madde
5(1) kapsamındaki şikayetten dayanaktan yoksun idi). Başvurana tecrit
uygulanması “kanunda belirlenen usule uygun idi”; kısıtlama keyfi değildi,
çünkü başvuran çeşitli manik-hezeyanlı bozukluklar ve çoklu uyuşturucu
bağımlılığı nedeniyle bir psikiyatri hastanesine konmuştu ve muhtemelen
kendisi ve başkaları için tehlike arz etmekteydi (babasıyla kavgalıydı ve bir
hemşirenin yüzüne vurmuştu).
 Storck – Almanya Davası, 16.06.2005: Başvuranın özel kliniğe yargı
kararıyla konmadığı için 5. Maddenin 1. fıkrası ve 8. Madde ihlal edilmiştir.
 Gajcsi – Macaristan Davası, 03.10.2006: 5. Maddenin 1. fıkrası ihlal
edilmiştir. Mahkemeler başvuranın zorunlu psikiyatri tedavisini uzatırken
ulusal hukukta öngörülen hastanın arz ettiği tehlikenin değerlendirilmesi
kuralını gözetmemişlerdir.
 Filip – Romanya – Davası, 14.12.2006: Dava, (başvuran hakkında eski
karısı ve oğlu tarafından açılan ceza davasında) mahkemeyi tahkir etmesi
sonrasında savcının başvuranın psikiyatri kurumuna kapatılmasına karar
vermesi ile ilgili idi. Bu kısıtlamanın yasal dayanağı bulunmadığı için 5.
Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın Birimi
 Gulub – Atasanov – Bulgaristan Davası, 06.11.2008: 5. Maddenin 1. fıkrası
ihlal edilmiştir. Başvuranın mahkeme öncesi işlemler esnasında ev
hapsinde tutulduğu konutundan psikiyatri hastanesine nakledilmiş ve
hastanede bazı testler için 26 gün tutulmuştur. Hastaneye nakil kararı
yetkili bir merci tarafından verilmemiştir.
 Shopov – Bulgaristan Kararı, 02.09.2010: Dava, 5 yıldan uzun bir süreyle
zorunlu psikiyatri tedavisi uygulanması ile ilgili idi. 5. Maddenin 1. fıkrası
ihlal edilmiştir. Savcı ve polis, psikiyatri hastanesinde değil bir poliklinikte
tedavi öngören mahkeme kararının sınırlarının ötesine geçmiştir.
AİHM aşağıdaki davalarda şu Maddelerin ihlal edildiğine hükmetmiştir:
- 3. Madde (aşağılayıcı muamele yasağı). Büyük Dairenin aşağıda yer alan
Stanev – Bulgaristan kararına müracaat ediniz.
- 5. Maddenin 3. fıkrası (özgürlüğünden mahrum bırakılan kişinin derhal hâkim
önüne çıkarılma, makul sürede yargılanma veya tutuksuz yargılanmak üzere
serbest bırakılma hakkı):
Winterwerp – Hollanda Davası, 24.10.1979
- 5. Maddenin 4. fıkrası (özgürlüğünden mahrum bırakılan kişinin tutulma
işleminin yasaya uygunluğu hakkında mahkeme tarafından karar verilmesi
hakkı):
Varbanov – Bulgaristan Davası, 05.10.2000
Hutchinson Reid – Birleşik Krallık Davası, 20.02.2003
Megyeri – Almanya Davası, 12.05.1992: Davasının yıllık incelenmesi bağlamında
avukat talebi reddedilen başvuran bir psikiyatri hastanesine kapatılmıştır.
Shtukaturov – Rusya Davası, 27.03.2008
Gulub Atanasov – Bulgaristan Davası, 06.11.2008
H.L. – Birleşik Krallık Davası, 05.10.2004
- 5. Maddenin 5. fıkrası (özgürlüğünden 5. Maddeye aykırı olarak yoksun
bırakılan kişinin tazminat hakkı)
Gulub Atanasov – Bulgaristan Davası, 06.11.2008

- 6. Maddenin 1. fıkrası (makul sürede adil yargılanma hakkı):
H.F. – Slovakya Davası, 08.11.2005 (kanuni ehliyetten mahrumiyet davası)
Shtukaturov – Rusya Davası, 27.03.2008
Salontaji-Drobnjak – Sırbistan Davası, 13.10.2009
Nenov – Bulgaristan Davası, 16.07.2009: Ruhsal hastalığı bulunan ve bu nedenle
eski karısının çocuklarıyla temasının kesilmesini talep ettiği başvurana davasını
etkili biçimde savunmasını sağlayacak bir avukat tahsis edilmemiştir.
C.B. – Romanya Davasında (20.04.2010) AİHM aşağıdaki gibi hükmetmiştir: Bilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın Birimi
5. Maddenin 1(e) fıkrası ihlal edilmiştir: Başvuranın kötü niyetli ithamları
nedeniyle polis tarafından açılan dava bağlamında kapatılması kanuna aykırı idi
(başvurana yönelik bu kısıtlama, soruşturma görevlilerinin ruh sağlığına ilişkin
kuşkuları nedeniyle ve kendisini hiç görmeyen bir pratisyen hekim tarafından
verilen sağlık raporuna dayalı olarak getirilmiştir; yakalama esnasında güç
kullanılmıştır).
5. Maddenin 4. fıkrası ihlal edilmiştir: Kısıtlama tedbiri hiçbir mahkeme
denetimine konu edilmemiştir.
Shtukaturov – Rusya Davasında (27.03.2008) AİHM aşağıdaki gibi hükmetmiştir:
5. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir: Başvuranın hastaneye yatırılması kararı
sadece 10 ay öncesinde tespit edildiği haliyle yasal statüsüne dayalı olarak
gerçekleştirilmiştir; bu nedenle, AİHM başvuranın ruhsal durumunun bu
kapatılmayı gerekli kıldığının “güvenilir biçimde ortaya konmadığını” kaydetmiştir.
5. Maddenin 4. fıkrası ihlal edilmiştir: Başvuranın, kanuni ehliyetinden mahrum
bırakıldığı için tutukluluk halinin devamına itiraz edebileceği bir kanun yolu
bulunmamaktaydı.
6. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir: Annesinin talebi üzerine başvuranı kanuni
ehliyetten mahrumiyetine ilişkin dava usul sorunlarının (özellikle duruşmaların 10
dakika içerisinde tamamlanması) gölgesinde kalmıştır.
8. Madde ihlal edilmiştir (bkz yukarı).
34. Madde (bireysel başvuru hakkı) ihlal edilmiştir: Rusya, AİHM’nin
kararlaştırdığı geçici tedbiri (başvuran ve avukatına AİHM önündeki davaya
hazırlanmak için gerekli süre ve imkanların verilmesine dair geçici tedbir)
uygulamamıştır.
Stanev – Bulgaristan Davası (17.01.2012 tarihli Büyük Daire kararı): Dava, 10 yıl
boyunca pis ve bakımsız bir psikiyatrik kurumda zorla tutulan bir kişiyle ilgili idi;
bu kurumda gıda ve ısıtma yetersizdi ve hastalar için hiçbir aktivite
düzenlenmemekteydi.
AİHM bu davada aşağıdaki gibi hükmetmiştir:
5. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir: Başvuran söz konusu kurumda hukuksuz
biçimde tutulmuştur;
5. Maddenin 4. fıkrası ihlal edilmiştir: Başvuran tutulmasının hukukiliğinin
incelenmesi için dava açamamıştır;
5. Maddenin 5. fıkrası ihlal edilmiştir: Başvuran hukuksuz biçimde tutulması ve
tutulmasının hukukiliğinin mahkeme tarafından denetlenmemesi nedeniyle
tazminat talebinde bulunamamıştır;
3. Madde (aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir: Başvuranın yaşamaya
zorlandığı koşullar;
13. Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmiştir: Başvuran, aşağılayıcı yaşam
koşulları nedeniyle tazminat talebinde bulunamamıştır;
6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir: Başvuran kanuni
ehliyetinin iadesi için mahkemeye başvuramamıştır.
Orduda ruh sağlığıBilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın Birimi
AİHM bu davalarda, özellikle askerlik hizmetini yerine getirenlerin
izlenmesine yönelik düzenleyici çerçevedeki kusurlar nedeniyle 2.
Maddenin (yaşam hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir.
Kılınç ve Diğerleri – Türkiye Davası, 07.06.2005: Atipik depresyon hastası bir
asker, zorunlu askerlik hizmeti sırasında intihar etmiştir.
2. Madde ihlal edilmiştir: Kılınç’ın, askere alınmadan önceki ve askere alındıktan
sonraki ruh sağlığını tespit edip izlemek için, askeri doktorlar tarafından
uygulanan düzenleme kusurlu idi.
Abdullah Yılmaz – Türkiye Davası, 17.06.2008: Zorunlu askerlik hizmetini yapan
bir asker, bir çavuş tarafından azarlanıp dövüldükten sonra intihar etmiştir.
2. Madde ihlal edilmiştir: (askeriye mensubu çavuş, emrine verilen askerlerin
vücut ve ruhsal bütünlüğünü korumakla yükümlü idi; AİHM’ye göre çavuşun
emrindeki birime vaziyet edecek mesleki yeterliğine ve bu davaya konu olan
durum gibi hassas durumlarla karşılaştığında yerine getirmesi gereken görev ve
sorumluluklarına ilişkin düzenleyici çerçeve kusurlu idi).
Servet Gündür ve Diğerleri – Türkiye Davası, 11.01.2011: Bir asker 2002 yılında
Türkiye’nin güneydoğu sınırında bulunan Hakkari ilinde zorunlu askerlik hizmetini
yapmakta iken, üstüyle girdiği bir tartışmadan sonra mayınlı araziye girmek
suretiyle intihar etmiştir.
2. madde ihlal edilmiştir.
Basın İrtibat: Céline Menu-Lange
+33 3 90 21 42 08Bilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın BirimiBilgi Notu – Ruh Sağlığı Basın Birimi
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)

Sağlık, İlaç satışı

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:30
gönderen Admin
İlaç satışı
Cantoni – Fransa Davası
15 Kasım 1996


Bir süpermarket yöneticisi olan Cantoni, ilaç ürünlerini hukuka aykırı satmaktan
dolayı hakkında açılan ceza davası sonucunda para cezasına çarptırılmıştır.
Cantoni, eczane dışındaki işletmeler tarafından tıbbi maddelerin satışını
yasaklayan kanunun muğlak olduğundan şikayetçidir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Fransa’da en azından 1957’den bu yana,
yerleşik yargısal içtihada göre hangi ürünlerin tıbbi madde kapsamına girdiği
hususunun açık olduğunu kaydetmiştir. Cantoni, hukuki yardıma başvurmak
suretiyle, bu tür ürünleri hukuka aykırı şekilde satmakla ciddi bir soruşturma
riskiyle yüz yüze kalacağını bilebilmeliydi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7.
Maddesi (kanunsuz ceza olmaz) ihlal edilmemiştir.
Tıbbi tedavi ödemeleri
Nitecki – Polonya Davası
21 Mart 2002 (kabul edilemezlik kararı)
Nadir ve ölümcül bir hastalığı bulunan başvuran, tıbbi tedavisinin masraflarını
karşılama gücü olmadığını iddia etmekteydi. Başvuran, yetkili mercilerin tedavi
giderlerinin bütününü karşılamamalarından şikayetçidir (genel sağlık sigortası
kapsamında bu tedavi masraflarının %70’inin ödenmesi öngörülmekteydi).
AİHM, başvurunun Sözleşmenin 2. maddesi (yaşam hakkı) kapsamında bir
sorun teşkil etmesi için, Yüksek Sözleşmeci Tarafların yetkili mercilerinin
toplumun geneline sunmakla mükellef oldukları sağlık hizmetlerini kişiden
esirgemek suretiyle yaşamını tehlikeye attıklarının ortaya konmasının gerekli
olduğunu kaydetmiştir. Nitecki’nin durumunda bu söz konusu değildi.
Kişisel tıbbi kayıtlara erişimBilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
K.H. ve Diğerleri – Slovakya Davası (no. 32881/04)
28 Nisan 2009
Roman kökenli 8 Slovak kadın iki değişik hastanenin jinekoloji bölümlerindeki
tedavilerinin ardından artık gebe kalamayacaklarını öğrenmişlerdir. Bunun
hastanede kaldıklarında kısırlaştırılmalarından kaynaklandığından
şüphelenmişleridir. Başvuranlar, tıbbi kayıtlarının nüshalarının kendilerine
verilmediğinden şikayetçidirler.
AİHM başvuranlara tıbbi kayıtlarının nüshalarının verilmemesi nedeniyle 8.
Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM
sonradan yapılan değişiklikle mevzuatın Sözleşmeye uygun hale getirilmesine
karşın başvuranlar için çok geç kalındığını kaydetmiştir.
Kişisel tıbbi kayıtlara erişim
Open Door ve Dublin Well Woman – İrlanda Davası
29 Ekim 1992
İrlanda menşeli iki başvurucu şirket, gebe kadınlara yurtdışında kürtajla ilgili bilgi
vermelerinin mahkeme kararıyla engellendiğinden şikayetçi idi.
AİHM başvurucu şirkete uygulanan kısıtlamanın, kürtaj hakkında bilgi edinmek
amacıyla alternatif araçları araştıracak ve kullanacak kaynaklardan veya eğitim
düzeyinden yoksun kadınların sağlığı üzerinde bir risk teşkil ettiğini kaydetmiştir.
Ayrıca, bu tarz bilgilere başka yerlerde ulaşılabildiği ve İrlanda’daki kadınların
prensipte kürtaj için Büyük Britanya’ya gidebilecekleri dikkate alındığında, bu
kısıtlamalar büyük ölçüde etkisiz olmuştur. 10. Madde (bilgi alma ve ifade
özgürlüğü) ihlal edilmiştir.
Tıbbi dosyaların savcılara açılması
Derdest dava
Avilkina ve Diğerleri – Rusya Davası (no. 1585/09)
Başvuranlar, 3 kişiden ve Rusya’da bulunan Yehova Şahitleri İdare Merkezi adlı
bir dini kuruluştan müteşekkildir.
Başvurucu kuruluş, özellikle faaliyetleri hakkında yürütülen soruşturmanın
tarzından ve savcıların Yehova Şahitlerini aşırı dincilikle ilişkilendirmesinden
şikayetçidir. Diğer başvuranlar ise asıl olarak, kovuşturmanın, kendilerinin onayı
alınmadan ve bunu gerektirecek bir ceza soruşturması söz konusu olmadan,
doktorları tıbbi dosyalarındaki bilgileri açıklamaya zorladığından, ayrıca bir kamu
hastanesinde tedavi görme taleplerinin dini inançlarından dolayı reddedildiğinden
şikayetçidirler.
Hekimlerin görevi kötüye kullanmalarıBilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
Diennet – Fransa Davası
26 Eylül 1995
Fransız hekim Dr. Diennet hastalarına uzaktan kilo verme tavsiyelerinde
bulunmaktaydı. Bunu itiraf ettikten sonra görevi kötüye kullanma gerekçesiyle
tabipler sicilindeki kaydı silinmiştir. Diennet hastalarıyla hiçbir araya gelmemekte
ve tavsiye ettiği tedavileri izlememekteydi; sıklıkla bulunmadığı zamanlarda ise
bu tavsiyeler sekreteri tarafından verilmekteydi. Diennet, durumuyla ilgili karar
veren mesleki disiplin organlarının taraflı olduklarından ve aleni duruşma
düzenlenmediğinden şikayetçidir.
AİHM duruşmaların aleni yapılmaması nedeniyle 6. Maddenin 1. fıkrasının (adil
yargılanma hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Disiplin organlarının tarafsız
olmadıkları yönündeki şikayetle ilgili olarak 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlali söz
konusu değildir.
Draon – Fransa Davası
Maurice – Fransa Davası
Büyük Daire kararları
6 Ekim 2005
Başvuranların ihmal nedeniyle gebelik sürecinde tespit edilemeyen bir engeli
bulunan çocukları vardır. Başvuranlar tazminat davası açmışlardır. Ancak, dava
devam ederken, derdest davalara da uygulanması öngörülen bir kanun çıkarılmış
ve başvuranların talep ettikleri tazminatın bütününü almaları mümkün olmamıştır.
Başvuranlar bu durumdan şikayetçi idiler.
AİHM 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin (mülkiyet hakkı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir: zira yeni kanunun geriye yürürlüğü açık ve net şekilde büyük
miktarda paraların söz konusu olduğu temel tazminat türlerinden birini ortadan
kaldırmıştır. Aksi halde başvuranlar bu miktarı talep etme hakkına sahip
olacaklardı. Bu kanun nedeniyle başvuranlar, uğradıkları zarara ilişkin taleplerinin
önemli bir kısmından, yeterli tazminat verilmemesi sonucu mahrum
bırakılmışlardır.
Spyra ve Kranczkowski – Polonya Davası (no. 19764/07)
25.09.2012
Bu davada başvuranlar (bir anne ve oğlu) çocuğun engelliliğinin doğumu sırasında
hastanede uygun tıbbi tedavi uygulanmamasından, özellikle hemşirelerin yeni
doğan bakımının gerektirdiği standartlara uymamalarından kaynaklandığını iddia
etmekteydiler. Özellikle 8. Maddeye (özel ve aile hayatına saygı hakkı) istinat
etmekteydiler. Çocuk doğumundan itibaren başka rahatsızlıklarının yanısıra
solunum sorunları nedeniyle tedavi görmüş ve pek çok kez ameliyat geçirmiştir.
Çocuk artık ağır engelli idi; sürekli desteğe, yeniden adaptasyona ve özel bir
diyete ihtiyaç duymaktaydı. Çocuk 2002 yılında doğumdan %100 engelli ilan
edilmiştir. Başvuranlar ayrıca Polonya mercilerinin engelliliğin menşeini
aydınlatmaya yönelik işlemleri etkili biçimde yürütmediklerinden şikayetçi idiler.
8. Madde ihlal edilmemiştir. AİHM, bilirkişi raporlarına göre başvuranlara sağlanan
tedavinin yeterli ve tıbbi uygulama kurallarına uygun olduğunu kaydederek
Devletin 8. Maddenin esası anlamında bir sorumluluğunun bulunmadığına karar
vermiştir. AİHM 8. Maddenin usulü bakımından, öncelikle başvuranların, çocuğunBilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
engelliliğinin menşeinin ortaya çıkarılmasına ilişkin mevcut başvuru yollarından
yeterince yararlandıklarını kaydetmiştir. Ayrıca, başvuranların davası hukuk
mahkemelerince üç aşamada incelenmiş ve şikayetleri tabipler derneğinin disiplin
kurulunca ele alınmıştır. Bu işlemlerde eleştiriye konu olabilecek bir husus
bulunmamaktaydı. Bütün bu işlemler, sorunun kaynağını aydınlatarak sağlık
personelinin eylemleriyle başvuranın engelliliği arasında herhangi bir bağlantı
olmadığını ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle, ceza soruşturmasını yürütme biçiminin
8. Madde kapsamında sorun teşkil etme ihtimali bulunmakla birlikte, bir bütün
olarak Polonya hukuk sistemi, başvuranlara davalarının yeterince
değerlendirilmesine imkan tanıyacak yolları sağlamıştır.
Derdest davalar
Ismailova – Azerbaycan Davası (no. 27860/07)
Ismailova, vücudundan bir kist ile yumurtalığının alındığı bir operasyondan aylar
sonra ağır kanama geçirmiştir. Tıbbi ihmal nedeniyle maruz kaldığı zarar
nedeniyle tazminat davası açmıştır.
Başvuran, ulusal mahkemelerin bütün delilleri dikkate almadıklarından ve
davanın çok uzun sürdüğünden şikayetçidir.
Bulai – Moldova Davası (no. 12740/09)
Başvuranlardan Bulai, doğum yaptığı sırada cerrahi işlemle yumurtalıkları ve
fallop tüpleri alınırken yanlışlıkla kısırlaştırılmıştır. Bunun sonucunda 32 yaşında
erken menopoza girmiş ve bununla bağlantılı olarak uzun süreli psikolojik travma
yaşamıştır.
Bay ve Bayan Bulai, Moldova mahkemelerinin ilgili hekimin cezai sorumluluğunun
bulunmadığı yönündeki kararlarını yeterince gerekçelendirmediklerinden,
yeterince tazmin edilmediklerinden ve lehlerine verilen kararın zamanında
uygulanmadığından şikayetçidirler.
Csoma – Romanya Davası (no. 8759/05)
Csoma, onay vermiş olduğu kürtaj nedeniyle gerçekleştirilen tıbbi işlemlerin
sonucu olarak ağır kanamanın yanı sıra başka komplikasyonlar geçirmiştir.
Başvuran yapılan ciddi tıbbi hatalar sonucunda artık çocuk doğuramayacağından
şikayetçidir.
Hastanede ölüm
Šilih – Slovenya Davası
Büyük Daire kararı
9 Nisan 2009
Bay ve Bayan Šilih’in 20 yaşındaki oğulları, 1993 yılında bulantı ve ciltte kaşıntı
şikayetleriyle gittiği hastanede alerjisi bulunan olduğu ilaçların enjekte edilmesiyle
hayatını kaybetmiştir. Başvuranlar oğullarının tıbbi ihmal nedeniyle öldüğünden
ve ölümüyle ilgili etkili soruşturma yapılmadığından şikayetçidirler.Bilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
AİHM 2. Maddenin (yaşam hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir: başta soruşturma
olmak üzere ceza davası çok uzun sürmüştür. Dava ilk derece mahkemesinde
devam ederken altı kez hâkim değişmiştir ve dava başlamasından 13 yıl geçtikten
sonra hala derdesttir.
Derdest dava
Jovanovic – Sırbistan Davası (no. 21794/08)
Janovic’in dünyaya getirdiği sağlıklı bebeği, doğumundan birkaç gün sonra ve
hastaneden taburcu edilmesi planlanan zaman öncesinde kaybolmuştur. Sağlık
personeli anne-babaya bebeklerinin öldüğünü söylemiştir. Ancak, ölüm nedenini
belirtmemiş ve oğullarının bedenini, otopsi için başka bir şehre nakledildiğini
söyleyerek teslim etmemişlerdir.
Jovanovic, yetkililerin kendisine oğlunun gerçek akıbeti ile ilgili bilgi
vermemelerinden şikayetçidir; bebeğinin yetkililer tarafından yasadışı biçimde
evlatlık verildiğinden kuşkulanmaktadır ve bu konuda başvurabileceği etkili bir
kanun yolunun olmadığından şikayetçidir.
Askeriyede ölüm
Derdest dava
Panovy – Rusya Davası (no. 21024/08)
Bay ve Bayan Panovy’nin oğlu orduya kabul edildiğinde düşük kilolu idi ve
kendisine kış mevsiminde bir hava meydanında birtakım askeri görevler
yaptırılmıştı. Başvuranların oğlu Ocak 2005’te zatürreden ölmüştür. Açılan hukuk
davasında Rus mahkemeleri, başvuranların oğluna kış mevsiminde ağır işler
gördürülmesinin, buna karşın günlük muayene edilmemesinin ve besin takviyesi
yapılmamasının ölümüne yol açtığını kaydederek tazminat ödenmesine karar
vermişlerdir.
Başvuranlar, oğullarının askerlik hizmeti sırasında ölümünden ve yetkilerin bu
durumu etkili biçimde soruşturmamasından şikayetçidirler.
Medikososyal kurumda ölüm
Derdest dava
Valentin CAMPEANU adına Hukuki Kaynaklar Merkezi – Romanya Davası
(no. 47848/08)
Roman kökenli olup doğumunun hemen ardından terk edilmiş bir genç olan
Valentin Campeanu yetimhanede büyümüştür ve 5 yaşında HIV teşhisi
konmuştur. Ayrıca, Campeanu’da “ağır zeka geriliği” olduğu ve zeka düzeyinin 30
olduğu tespit edilmiştir. Campeanu’da sonraları HIV ile bağlantılı olarak
tüberküloz, zatürre ve kronik hepatit hastalıkları ortaya çıkmıştır. Eylül 2003’teBilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
18 yaşına girdiğinde yetkililer Devlet kurumlarında bakımını sonlandırmışlardır.
Kendisini kabul edecek bir kurum bulunması aylar sürmüş, 5 Şubat 2005’te bir
medikososyal birimine yerleştirilmiştir. O sırada boyu 168 cm ve kilosu 45 kg
olan Campeanu’nun üzerinde eski bir eşofman vardı. Çamaşırı veya ayakkabısı
yoktu ve zaman-mekan algısını yitirmişti. Kendi başına yemek yiyemiyor, kişisel
temizliğini sağlayamıyordu. Campeanu’ya ancak 9 Şubat 2004 tarihinde
retroviral tedavi uygulanmıştır. Campeanu 20 Şubat tarihinde soğuk bir odada
yalnız başına, üzerinde yalnızca bir üst pijaması bulunduğu halde ölmüştür.
Kendi kendine yemek yiyemediği ve tuvalete gidemediği halde Campeanu’ya
hiçbir destek verilmemişti.
Valentin Campeanu adına Hukuki Kaynaklar Merkezi, farklı Devlet kurumlarının
özellikle Campeanu’nun yaşamının son birkaç ayındaki eylemleri veya harekete
geçmemeleri nedeniyle 2. Maddenin (yaşam hakkı), 3. Maddenin (insanlık dışı
veya aşağılayıcı muamele yasağı), 5. Maddenin (özgürlük ve güvenlik hakkı), 8.
Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı), 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı)
ve 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Kan nakli
Derdest dava
Bochkareva – Rusya Davası (no. 49973/10)
Bochkareva’nın böbrek kanseri hastası kocası Mart 2005 yılında ameliyat olmuş
ve operasyon sırasında kan nakli yapılmış, birkaç ay sonra kanser
komplikasyonlarından ötürü hayatını kaybetmiştir.
Başvuran müteveffa kocasının kanser tedavisi sürecinde uygulanan tedavi
yöntemi nedeniyle acı çektiğinden ve kocasına yapılan kan nakliyle ilgili
soruşturmada yetkililerin ve sağlık personelinin sorumluluklarının ortaya
çıkarılamadığından şikayetçidir.
Çevresel tehlikelere maruziyet
Roche – Birleşik Krallık Davası
Büyük Daire kararı
19 Ekim 2005
1938 doğumlu olup 1992’de engelli olarak tescil edilen Roche, 1960’ların başında
İngiliz ordusunda görev yaptığı esnada kendisine uygulanan testler sırasında
zehirli kimyasallara maruz kalmasının sonucu olarak, sağlık sorunları yaşıyordu.
Başvuran, bu testlere katılmasının yol açacağı riskleri değerlendirmesine imkan
verecek uygun ve yeterli bilgiye erişiminin bulunmadığından şikayetçidir.
AİHM 8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir: başvuranın ordu tarafından düzenlenen testlere katılmasından
doğabilecek risklerle ilgili bilgi edinmesini sağlayacak bir usul mevcut değildi.Bilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
Derdest davalar
Vilnes – Norveç Davası (no. 52806/09)
Muledal ve Diğerleri – Norveç Davası (no. 22703/10)
Davalar, Norveç petrol endüstrisi için Kuzey Denizinde ve Devletin kısmen
hissedarı olduğu “Norveç Sualtı Müdahale Ltd”ye (NUI/NUTEC) ait test
tesislerinde çalışan dalgıçların şikayetleri ile ilgilidir.
Başvuranlar, dalgıçlık nedeniyle sakat kaldıklarından ve işgöremez hale
geldiklerinden şikayetçidirler. Başvuranlar ayrıca Norveç makamlarının
kendilerinin korunmasına yönelik emniyet düzenlemeleri konusunda yasal bir
çerçeve tesis etmediğini, emniyet düzenlemelerine istisnalar getirdiğini, yeterli
denetim uygulamalarını gerçekleştirmediğini ve bazı dalgıçların NUI/NUTEC’de
test dalışı yapmalarını önlemediğini, bu testler ve sonuçları hakkında kendilerini
bilgilendirmediğini ve önceden bu konuda rızalarını almadığını iddia
etmektedirler.
18 Eylül 2012 tarihinde AİHM’de duruşma yapıldı.
Hasta kimselerin sınırdışı edilmesi
D. – Birleşik Krallık Davası
2 Mayıs 1997
Aslen St Kitts’li (Karayipler) olan başvuran Birleşik Krallık’a geldiğinde madde
bulundurmaktan tutuklanmış ve 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvuranın
AIDS hastası olduğu anlaşılmıştır. Tahliyesinden önce St Kitts’e geri
gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuran, sınırdışı edilmesinin yaşam
beklentisini azaltacağını, zira Birleşik Krallık’ta görmekte olduğu tedavinin St
Kitts’te mevcut olmadığını iddia etmekteydi.
AİHM, hapis cezası infaz olunduktan sonra sınırdışı edilecek yabancıların sınırdışı
işlemini uygulayan Yüksek Sözleşmeci tarafın topraklarında kalmaya devam
ederek o ülkedeki tıbbi, sosyal veya diğer destek imkanlarından yararlanmayı
talep etme haklarının ilkesel olarak mümkün olmadığını vurgulamıştır. Ancak,
başvuranın davasındaki koşullar hayli istisnai idi. Hastalığının çok ileri bir
aşamada olması ve görmekte olduğu tedaviye bağımlılığı göz önünde
tutulduğunda, St Kitts’teki olumsuz yaşam koşullarının yaşam beklentisini
azaltma ve ciddi açılar çekmesine yol açma ihtimali yüksek idi. Bu nedenle,
sınırdışı kararının uygulanması, 3. Maddenin (insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele)
ihlali anlamına gelecektir.
N. – Birleşik Krallık Davası (no. 26565/05)
Büyük Daire kararı
27.05.2008
Uganda vatandaşı olan başvuran, Birleşik Krallık’a geldikten birkaç gün sonra
ciddi biçimde rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmıştır. Başvuranın ayrıca AIDS ile
bağlantılı hastalıkları vardı. Sığınma başvurusu olumsuz neticelenmiştir.
Başvuran, Uganda’da gerekli tıbbi tedavi imkanlarının bulunmadığından bahisle,Bilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
iade edilmesinin insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele anlamına geleceğini iddia
etmiştir.
AİHM, Birleşik Krallık mercilerinin başvurana, sığınma başvurusunun ve
taleplerinin İngiliz mahkemeleri ve AİHM tarafından değerlendirildiği 9 yıl
süresince tıbbi tedavi sağladığını kaydetmiştir. Sözleşme, Taraflara, kendi
topraklarında kalma hakkı olmayan bütün yabancılara ücretsiz ve sınırsız tıbbi
tedavi imkanı sunmak yoluyla Sözleşmeye taraf olmayan ülkelerdeki tıbbi tedavi
eksikliklerini giderme yükümlülüğü getirmemektedir. Bu nedenle, Birleşik
Krallık’ın başvuranın bakımını devam ettirme gibi bir görevi bulunmamaktaydı.
Başvuranın Uganda’ya sınırdışı edilmesi durumunda 3. Maddenin ihlali söz konusu
olmayacaktır.
Ötenazi
Pretty – Birleşik Krallık Davası
29.04.2002
Başvuran, dejeneratif bir kas hastalığı olan ve çaresi bulunmayan motor nöron
hastalığından ölmekteydi. Hastalığının son aşamaları çok sıkıntı verici ve onurunu
zedeleyici biçimde geçeceği için, ne zaman ve nasıl öleceğini kontrol etmek
istiyordu. İngiliz hukukunda intihar suç olmasa da intihara yardım etmek suç
teşkil etmekteydi. Petty, hastalığı nedeniyle intihar edemiyordu ve kocasının
kendisine yardım etmesini istiyordu. Yetkili merciler bu isteğini reddettikleri için,
ölümüne yardım etmesi halinde kocasının kovuşturulma tehlikesi bulunmasından
şikayetçi idi.
2. Madde (yaşam hakkı) ihlal edilmemiştir. AİHM yaşam hakkının tam tersi bir
hak, yani ölüm hakkı şeklinde yorumlanmasının lafzın saptırılması anlamına
geleceğini kaydetmiştir.
3. madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmemiştir. AİHM
Devletin Sözleşme kapsamında insan hayatını sonlandırmaya yönelik eylemlere
cevaz vermekle yükümlü olmadığını kaydetmiştir.
Koch – Almanya Davası
19 Temmuz 2012
2002 yılında evinin önünde düşen Koch’un karısı o tarihten bu yana tamamen felç
olmuş ve suni oksijen desteği ile hemşirelerin sürekli bakımına muhtaç hale
gelmiştir. Kadın, insan onuruna aykırı gördüğü bu hayatı intihar ederek
sonlandırmak istiyordu. Başvuranın, karısı adına yaptığı ölümcül ilaç enjeksiyonu
talebi, bu tarz yetkilerin yaşamı sonlandırmak değil desteklemek veya sürdürmek
amacıyla verilebileceğini kaydeden yetkililerce reddedilmiştir.
AİHM Alman mahkemelerinin Koch’un bu kararla ilgili olarak müteveffa karısı ve
kendisi adına yaptığı şikayeti esastan incelememelerinin 8. Madde kapsamındaki
usul haklarını ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Daha fazla bilgi için aynı seri altında yayımlanan cezaevlerinde sağlık, üreme
hakları veya ruh sağlığı bilgi notlarına müracaat edebilirsiniz.Bilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
Basın İrtibat:
tel: +33 (0) 3 90 21 42 08Bilgi Notu – Sağlık Basın BirimiBilgi Notu – Sağlık Basın Birimi
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)

Sosyal refah

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:31
gönderen Admin
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme), medeni ve siyasi hakları
(yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı ve adil yargılanma hakkı vb.)
teminat altına almaktadır. Bu arada, Avrupa Sosyal Şartı gibi diğer
belgelerde ekonomik ve sosyal haklar (örn. konut, sağlık, eğitim,
istihdam, yasal koruma ve sosyal refah) düzenlenmektedir.
Ancak, “[ekonomik ve sosyal haklar alanı] Sözleşme kapsamındaki
alandan kesin çizgilerle ayrılmış değildir”; Sözleşme kapsamında
“özünde medeni ve siyasi haklara yer verilmekle birlikte bu hakların pek
çoğu sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurmaktadır” (Airey – İrlanda
Davası, 9 Ekim 1979). Bunlar, diğerlerinin yanısıra sosyal refah ile
ilgilidir.
Tıbbi bakım
Tıbbi tedavi geri ödemeleri
Nitecki – Polonya Davası
21 Mart 2002 (kabul edilemezlik kararı)
Nadir ve ölümcül bir hastalığı bulunan başvuran, tedavi masraflarını karşılama
gücü olmadığını iddia etmekteydi. Başvuran, yetkili mercilerin tedavi giderlerinin
bütününü geri ödememelerinden şikayetçi idi (genel sağlık sigortası kapsamında
bu tedavi masraflarının %70’inin ödenmesi öngörülmekteydi).
AİHM, başvurunun Sözleşmenin 2 maddesi (yaşam hakkı) bir sorun teşkil etmesi
için Yüksek Sözleşmeci Tarafların yetkili mercilerinin toplumun geneline sunmakla
mükellef oldukları sağlık hizmetlerini kişiden esirgemek suretiyle yaşamını
tehlikeye attıklarının net biçimde ortaya konmasının gerekli olduğunu
kaydetmiştir. Nitecki’nin durumunda bu söz konusu değildi.
Hasta olan bir yabancının sınırdışı edilmesi
D. – Birleşik Krallık Davası
2 Mayıs 1997 (karar)
Aslen St Kitts’li (Karayipler) olan başvuran Birleşik Krallık’a geldiğinde madde
bulundurmaktan tutuklanmış ve 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvuranın Bilgi Notu – Sosyal refah Basın Birimi
AIDS hastası olduğu anlaşılmıştır. Tahliyesinden önce St Kitts’e geri
gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuran, sınırdışı edilmesinin yaşam
beklentisini azaltacağını, zira Birleşik Krallık’ta görmekte olduğu tedavinin St
Kitts’te mevcut olmadığını iddia etmekteydi. Başvuran ayrıca sınırdışı edilmesinin
yoksulluk içerisinde yaşamaya mahkum edilmesi anlamına geleceğini öne
sürmekteydi.
AİHM, hapis cezası infaz olunduktan sonra sınırdışı edilecek yabancıların sınırdışı
işlemini uygulayan Yüksek Sözleşmeci tarafın topraklarında kalmaya devam
ederek o ülkedeki tıbbi, sosyal veya diğer destek imkanlarından yararlanmayı
talep etme haklarının ilkesel olarak mümkün olmadığını vurgulamıştır. Ancak,
başvuranın davasındaki koşullar hayli istisnai idi. Hastalığının çok ileri bir
aşamada olması ve görmekte olduğu tedaviye bağımlılığı göz önünde
tutulduğunda, St Kitts’teki olumsuz yaşam koşullarının yaşam beklentisini
azaltma ve ciddi acılar çekmesine yol açma ihtimali yüksek idi. Bu nedenle,
sınırdışı kararının uygulanması, 3. Maddenin (insanlık dışı veya aşağılayıcı
muamele yasağı) ihlali anlamına gelecektir.
Sosyal refah, asgari yaşam standardının güvenceye alınması
Pancenko – Letonya Davası
28 Ekim 1999 (kabul edilemezlik kararı)
(Eski SSCB vatandaşı olup Letonya’da kalıcı oturma izni bulunan, sonradan Rus
vatandaşlığına, ardından Ukrayna vatandaşlığına geçen) başvuranın Letonya’da
kalıp kalamayacağına ilişkin uzun bir yargılama süreci yaşanmıştır. Bu arada
yüklü miktarda vergi borcu biriken başvuran, Letonya’daki durumunun
belirsizliğinden ve ücretsiz sağlık hizmeti alamamaktan şikayetçi idi.
AİHM Sözleşmenin çalışma hakkı, ücretsiz sağlık hizmetleri veya belirli bir yaşam
standardını idame ettirebilmek için Devletten mali yardım talep etme hakkı gibi
sosyoekonomik hakları güvence altına almadığına dikkat çekmiştir. Ancak, AİHM
kişinin yaşam koşullarının gerekli asgari düzeyin altına inmesi durumunda 3.
Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) kapsamına
girebileceğini kaydetmiştir. Pancenko’nun durumu böyle değildi.
Larioshina – Rusya Davası
23 Nisan 2002 (kabul edilemezlik kararı)
Yaşlı bir kadın olan başvuran geçimini emeklilik aylığıyla ve diğer sosyal
yardımlarla sürdürmekte idi. Başvuran, bu ödeneklerin düzgün bir yaşam
standardını idame ettirmede yeterli olmadığını iddia etmekteydi.
AİHM emeklilik aylığının veya diğer sosyal ödeneklerin yetersizliğinin ilke olarak
3. Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) kapsamına
girebileceğini kaydetmiştir. Ancak, Larioshina’nın durumunun ağırlığı ihlale yol
açacak asgari düzeye ulaşmamıştır.
Sosyal yardımlarda ayrımcılık Bilgi Notu – Sosyal refah Basın Birimi
Sosyal yardımlar/ödenekler hangi koşullarda Sözleşme tarafından
korunan “mülkiyet” kapsamına girer?
Bu karmaşık konuyla ilgili geniş ve gelişmekte olan bir içtihat zemini
mevcuttur. Kayda değer bazı kararlar aşağıya alınmıştır:
 Müller – Avusturya Davası (16 Aralık 1974, Avrupa İnsan Hakları
Komisyonunun kabul edilebilirlik kararı
1
): “sosyal güvenlik sistemine katkı
payı ödeme yükümlülüğü … bu şekilde tesis edilen varlıkların bir kısmı
üzerinde mülkiyet hakkı doğurabilir”.
 Stec ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (6 Temmuz 2005, kabul
edilebilirlik kararı, Büyük Daire): “Şayet … bir Yüksek Sözleşmeci Tarafın,
prim ödeme koşuluna bağlı olsun veya olmasın, sosyal yardım veya
ödenek hakkına ilişkin mevzuatı mevcut ise, bu mevzuatın, gerekliliklerini
yerine getirenler için 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi uyarınca mülkiyet
menfaati doğurduğu kabul edilir.”
Cinsiyete dayalı ayrımcılık
Wessels-Bergervort – Hollanda Davası
4 Haziran 2002 (karar)
Başvuran ve kocası hayatları boyunca Hollanda’da yaşamışlardır. Başvuranın
kocası önceden Almanya’da çalışmış ve 19 yıl sosyal güvenlik primi ödemiştir.
Kendisine Hollanda’da evli emeklilerin hakkı olan emekli aylığı bağlanmış, fakat
söz konusu 19 yıl boyunca Hollanda’da prim ödememiş olduğu için emekli
aylığından %38 kesinti yapılmıştır. Başvuranın emekli aylığı da aynı oranda
düşürülmüştür. Başvuran, emekli aylığının miktarının kendisi ve eşinin prim
ödeme sürelerine göre belirlendiğinden, oysa yurtdışında prim ödeyenin kocası
değil kendisi olması durumunda bu durumun söz konusu olmayacağından
şikayetçi idi.
AİHM benzer bir durumda başvurana evli bir erkekten farklı muamele
gösterilmesinin nesnel ve makul bir gerekçesinin bulunmadığını kabul etmiştir. 1
Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin korunması) ile bağlantılı olarak 14.
Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Milliyete dayalı ayrımcılık
Gaygusuz – Avusturya Davası
16 Eylül 1996 (karar)
Avusturya’da yaşayan bir Türk vatandaşı olan başvuran, uzun sürecek bir işsizlik
dönemi öncesinde Avusturya’da çalışmaktaydı. Başvuran belli bir süre sonra
işsizlik aylığı hakkını yitirmiştir. Avusturya mercileri, Avusturya vatandaşı

1
1954-1999 yılları arasında Komisyon, AİHM ve Avrupa Konseyi bakanlar Komitesi ile birlikte Yüksek Sözleşmeci
Tarafların Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini uyup uymadıklarını denetlemekte idi. Bilgi Notu – Sosyal refah Basın Birimi
olmadığı gerekçesiyle “acil durum yardımı” kapsamında emekli aylığından avans
çekmesine izin vermemişlerdir.
AİHM acil durum yardımının işsizlik sigorta fonuna katkı payı ödenmesine bağlı
olduğunu ve Gaygusuz’un bu koşulu yerine getirdiğini kaydetmiştir. Avusturya
mercileri, yalnızca başvuranın milliyeti nedeniyle ret kararı vermişlerdir. AİHM
Avusturya vatandaşı olanlarla olmayanlara yönelik muamele farklılığının hiçbir
“nesnel ve makul” gerekçesinin bulunmadığını kaydetmiştir. 1 Numaralı
Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin korunması) ile bağlantılı olarak 14. Madde
(ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Koua Poirrez – Fransa Davası
30 Eylül 2003 (karar)
Başvuran, Fransa’da ikamet etmekte olan bir Fildişi Sahili vatandaşı idi.
Başvurana Fransa’da kendisine engelli olduğuna ve (21 yaşında iken) bir Fransız
vatandaşı tarafından evlat edinildiğine dair bir vesika verilmesine karşın Fransız
makamları, milliyeti nedeniyle kendisine engelli yetişkin aylığı (DAA) bağlamayı
reddetmişlerdir.
AİHM DAA gibi katkı payı ödenmeksizin alınan ödeneklerin Sözleşme kapsamında
maddi bir hak doğurabileceğini kaydetmiştir. Fransız vatandaşları (veya
mütekabiliyet anlaşması yapan ülkelerin vatandaşları [Fildişi Sahili ile Fransa
arasında bu tür bir anlaşma yoktu]) ile diğer yabancılar arasında muamele
farklılığının nesnel ve makul bir gerekçesi yoktu. 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesi (mülkiyetin korunması) ile bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık
yasağı) ihlal edilmiştir.
Sosyal yardımların/ödeneklerin haksız yere durdurulması
Kjartan Ásmundsson – İzlanda Davası
12 Ekim 2004 (karar)
Başvuran bir trol teknesinde ağır biçimde yaralanmış ve balıkçılık mesleğini
bırakmak zorunda kalmıştır. Engellilik düzeyinin %100 olduğunun tespit
edilmesinin ardından, kaza öncesindeki işini artık yapamaz hale gelmesi nedeniyle
Denizci Emekli Sandığından engellilik aylığı almaya hak kazanmıştır. 1992 yılında,
Sandığın yaşadığı mali güçlükler gerekçe gösterilerek engellilik
değerlendirilmesinde değişikliğe gidilmiştir. Bu değişiklikle birlikte aynı işi
yapamama belirleyici faktör olmaktan çıkarılmış, hiçbir iş görememe şartı
getirilmiştir. Başvuranın engellilik durumu da yeniden değerlendirilmiş ve
engellilik düzeyi %25 olarak tespit edilmiştir. Bu oran %35 eşiğinin altında
olduğundan Sandık engellilik aylığını kesmiştir.
AİHM, Sandığın mali sorunlarını çözüme kavuşturma yönündeki meşru kaygısı ile
yeni kurallar getirilmesi öncesinde engelli aylığı alan 689’unun büyük
çoğunluğunun değişiklik sonrasında da bu aylığı almaya devam ettikleri ve
başvuran dahil yalnızca 54 kişinin bu hakkı yitirdiği gerçeğiyle bağdaştırmanın
pek kabil olmadığını, bu uygulamanın aşırı ve orantısız olduğunu kaydetmiştir.
Engelli aylığındaki düşüşün makul ve orantılı olması halinde durum farklı olacaktı.
1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin korunması) ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Sosyal refah Basın Birimi
Sosyal yardım/ödenek tahsisinde ve ödenmesinde usul güvenceleri
Bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önüne çıkma hakkı
Kovachev – Bulgaristan Davası
Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun 28 Ekim 1997 tarihli raporu ve Bakanlar
Komitesinin 11 Haziran 1998 tarihli kararı (Sözleşmenin eski 32. Maddesi)
Başvuran engellilik ödeneğinin artırılmaması şikayetiyle ulusal mahkemelere
başvurmuştur. Mahkemeler sosyal yardım mevzuatında adli işlem öngörülmemesi
ve bu konuda münhasıran idari mercilerin yetkili kılınması nedeniyle davayı
esastan incelememişlerdir.
AİHM başvurana taleplerini bağımsız ve tarafsız bir mahkemede dile getirme
imkanının verilmesi gerektiğini kaydetmiştir. 6. Maddenin 1. Fıkrası
(mahkemeye erişim) ihlal edilmiştir.
Mahkeme işlemlerinin hızlandırılmasını gerektiren özel nedenler
Mocie – Fransa Davası
8 Nisan 2003
Başvuran, özellikle asker malul aylığının artırılması talebiyle yetkili mahkemelere
başvurmuştur. 1988 yılında başlayan ilk yargılama süreci, AİHM 15 yıl sonra
kararını verdiğinde hala derdest idi; ikinci dava ise yaklaşık 8 yıl sürmüştür.
AİHM başvuranın gelirinin büyük bölümünü malul aylığının teşkil ettiğini
kaydetmiştir. Başvuranın esasen sağlık durumunun kötüleşmesi nedeniyle emekli
aylığının artırılmasını talep ettiği ilk dava bilhassa önemliydi ve mercilerin “özel
titizlik” sergilemesi gerekirdi. 6. Maddenin 1. fıkrası (makul sürede adil
yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir.
İdari/adli kararları infaz yükümlülüğü
Burdov – Rusya – Davası
7 Mayıs 2002
Çernobil nükleer felaketinin meydana geldiği sahada acil durum operasyonlarına
katılan başvuran, bu sebeple sağlık sorunları yaşamış ve tazminat hakkı
kazanmıştır. Tazminat kararı mahkemelerce onanmıştır. Başvuran, kaynak
sıkıntısı gerekçesiyle tazminatının ödenmemesinden şikayetçi idi.
AİHM Devlet makamlarının mahkeme kararıyla hükmolunmuş bir borcu
ödememek için kaynak sıkıntısı mazeretine başvuramayacaklarını kaydetmiştir.
Devletin kaynak sıkıntısı yaşadığı gerekçesiyle Burdov’un lehine karar verilen
yargı sürecinin sonucundan istifade etmesi engellenmemeliydi. 6. Maddenin 1. Bilgi Notu – Sosyal refah Basın Birimi
fıkrası (adil yargılanma hakkı) ve 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyet
hakkı) ihlal edilmiştir.
Bazı derdest davalar
Gegia – Gürcistan Davası
Sorumlu Hükümete 12 Mayıs 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Başvuran 1949-1986 yılları arasında savcılıkta çalışmış, bu sürecin ilerleyen
dönemlerinde savcılık yapmıştır. Emekli olduğu sırada yürürlükte olan mevzuat
uyarınca, ömür boyu savcı emekli aylığı almaya hak kazanmıştır. 2005 yılında
çıkarılan bir kanunla bu hüküm değiştirilmiş ve bunun neticesinde Gegia’nın
emekli aylığı düşürülmüştür. Başvuran kanunun geriye yürürlüğü konusunda dava
açmış, fakat başarılı bir netice alamamıştır. Tespit edilmesi gereken konu,
başvuranın emekli aylığının düşürülmesinin 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin
(mülkiyetin korunması) ihlali anlamına gelip gelmediğidir.
Thior – İsviçre Davası
Sorumlu Hükümete 12 Eylül 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
1996 yılında Senegal’de dünyaya gelen başvuranın beyninde hasar ve ağır
öğrenme engeli bulunmaktadır. Başvuran 2002 yılında annesiyle birlikte İsviçre’ye
taşınmıştır. Annesi burada bir İsviçre vatandaşıyla evlenmiştir. Başvuranın annesi
ilgili mercilerden oğlunun özel bir eğitim kurumundaki öğrenim giderlerinin
karşılanmasını talep etmiştir. Bu talep, başvuran ve ebeveynlerinin tabiiyetlerinin
yabancı olduğu, İsviçre’de aralıksız ikamet sürelerinin 10 yılı bulmadığı ve kamu
sosyal sigorta programına prim ödemedikleri gerekçeleriyle reddedilmiştir. Tespit
edilmesi gereken konu, başvuranın özel eğitim giderlerinin karşılanmamasının tek
başına veya 14. Maddeyle (ayrımcılık yasağı) bağlantılı olarak 8. Maddenin (özel
ve aile hayatına saygı hakkı) ihlali anlamına gelip gelmediğidir.
Mauriello – İlatya Davası
Sorumlu Hükümete 5 Ekim Mayıs 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Başvuran 1990-2000 yılları arasında mahkeme daktilografı olarak çalışmış ve
Ulusal Devlet Memurları Sigorta Fonuna toplam 45.000 Avro ödeme yapmıştır.
Başvuran, yaş haddinden emekliye ayrılmıştır. Emekli aylığına hak kazanacak
denli uzun süre prim ödemediği için 70 yaşına kadar çalışmaya devam etme
talebiyle ulusal mahkemelere başvurmuştur. Ödemiş olduğu primler zorunlu
yaşlılık, malullük, ve dul/yetim sigorta programına aktarılmıştır. Kendisi
halihazırda yalnızca dul ve yetim aylığı almaktadır. Tespit edilmesi gereken konu,
Devlet tarafından toplanan emekli aylığı primleri karşılığında başvurana hiçbir
etkili ödenek tahsis edilmemesinin 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin
(mülkiyetin korunması) ihlali anlamına gelip gelmediğidir. Bilgi Notu – Sosyal refah Basın Birimi
Basın İrtibat: Frédéric Dolt
+33 (0) 3 90 21 42 08
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)

Tutuklu/hükümlülerin sağlık hakları

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:31
gönderen Admin
Ayrıca bkz. Tutukluluk şartları ve tutuklu/hükümlülere muamele
Ruhsal bozukluğu bulunan tutuklu/hükümlülerin tıbbi bakımı
Kudla – Polonya Davası (30210/96)
26.10.2000 (Büyük Daire)
AndrzejKudla yaklaşık dört yıl tutuklu kalmıştır. Bu süre zarfında kronik
depresyon sorunu yaşamış ve iki kez intihar girişiminde bulunmuştur. Kudla,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. Maddesine atıfla (işkence ve insanlık dışı
veya aşağılayıcı muamele yasağı) özellikle tutulduğu sırada yeterli psikiyatrik
tedavi sağlanmadığından şikayetçi idi.
AİHM intihar girişimlerinin, ilgili makamların belirgin bir eksikliğiyle
ilintilendirilemeyeceğini, Kudla’nın uzman hekimler tarafından muayene edildiğini
ve sıklıkla psikiyatrik destek gördüğünü kaydetmiştir. AİHM, 3. Maddenin ihlaline
hükmetmemekle birlikte, Devletin bu Madde kapsamında tutukluların/
hükümlülerin tutulma şartlarında kaçınılmaz olan düzeyin ötesinde sıkıntı ve
güçlüğe maruz bırakılmamalarını ve gerekli tıbbi desteğin sağlanmasını
sağlayarak sağlık ve iyilik hallerinin muhafazasını temin etmekle yükümlü
olduğunu vurgulamıştır.
Dybeku – Arnavutluk Davası (41153/06)
18.12.2007 (Daire)
IlirDybeku kronik paranoid şizofreni hastası idi ve 2003 yılında adam öldürme ve
yasadışı patlayıcı bulundurma suçlarından müebbet hapse mahkumiyeti öncesinde
çeşitli psikiyatri hastanelerinde yıllarca tedavi görmüştü. Dybeku normal bir
hapishaneye konmuş ve burada sağlıklı mahkumların bulunduğu koğuşlarda
kalmıştır. Kendisine normal bir mahkum muamelesi gösterilmiştir. Babası ve
avukatı hapishanenin revir idaresinin Dybeku’ya yeterli tıbbi tedaviyi
sağlamadığından ve bunun sonucunda sağlığının kötüye gittiğinden
şikayetçiolmuşlardır. Şikayetleri reddedilmiştir.
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM bilhassa Dybeku’nun
psikolojik durumunun kendisini ortalama bir hükümlüye/tutukluya oranla daha
savunmasız kıldığını ve bu şekilde tutulmasının yaşadığı sıkıntıyı, ıstırabı ve Bilgi Notu – Tutuklu/hükümlülerin sağlık hakları Basın Birimi
korkuyu alevlendirmiş olabileceğini kaydetmiştir. Arnavutluk Hükümetinin,
Dybeku’nun hastalığına rağmen diğer mahkumlarla aynı muameleyi gördüğünü
kabul etmiş olması, Avrupa Konseyinin ruhsal hastalığı bulunan mahkumlara
muamele ile ilgili önerilerine uyulmadığını göstermiştir.
Renolde – Fransa Davası (no. 5608/05)
16.10.2008 (Daire)
JoselitoRenolde 2000 yılında eski partnerine ve partnerinden olan kızına saldırı
suçlamasıyla tutuklu bulunduğu sırada intihar etmiştir. Renolde birkaç hafta
öncesinde yine intihara teşebbüs etmişti. Bu ilk teşebbüsün ardından akut
hezeyan epizodu tanısı konan Renolde, psikiyatrik hastalık geçmişi
bulunduğundan bahsetmişti. Bu tanının ardından Renolde’yeantipsikotik ilaç
reçete edilmiş, hafta boyunca kullanması amacıyla haftada iki kez bu ilaçlar
kendisine teslim edilmiş ve ilaç kullanımına gözetim uygulanmamıştı. Renolde, ilk
intihar teşebbüsünden birkaç gün sonra bir gardiyana saldırmış ve disiplin kurulu
tarafından 45 gün süreyle disiplin hücresine konmasına karar verilmişti.
AİHM 2. Maddenin (yaşam hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. İntihar girişimine
ve ruhsal hastalık tanısı konmasına karşın, Renolde’nin bir psikiyatri kurumuna
konulup konmamasına ilişkin herhangi bir tartışma yapılmamıştır. Ayrıca, vakayı
değerlendiren uzmanlar, ilaç kullanım düzenine uyulmamasının Renolde’nin bir
hezeyan anında intihara teşebbüs etmesine katkıda bulunmuş olabileceğini
kaydetmişlerdir. AİHM, günlük ilaç kullanımının gözetim altında
bulundurulmamasının ölümünde rol oynadığı sonucuna varmıştır.
Bunun yanısıra, AİHM oybirliğiyle 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
AİHM, Renolde’ye ruhsal durumu hiçe sayılarak en yüksek disiplin cezasının
uygulanması, bu çerçevede ziyaretçilere ve diğer mahkumlarla temasına izin
verilmemesi karşısında hayrete düşmüştür. AİHM ciddi ruhsal rahatsızlığı ve
intihar eğilimi olduğu bilinen mahkumlar içindurumlarına uygun özel tedbirler
alınması gerektiğinin altını çizmiştir.
RaffrayTaddei – Fransa Davası (36435/07)
21.12.2010 (Daire)
Anoreksiya da dahil bir dizi tıbbi hastalığı bulunduğu halde Rennes’de tutuklu
bulunan Raffray, tutukluluk halinin devam etmesinden ve sağlık sorunları için
gerekli tedavilerin uygulanmamasından şikayetçiydi.
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM özellikle yetkili mercilerin
Raffray’auygun bir kurumdasağlık durumunun gerektirdiği uzman tıbbi bakımın
verilmesi ihtiyacını yeterince dikkate almamalarının, durumunun özellikle hassas
olmasına rağmen sık sık nakledilmesinin ve erteleme taleplerinden sonra yaşanan
uzun süreli belirsizliklerin kendisinde, tutulma şartlarında kaçınılmaz olan düzeyin
ötesinde sıkıntıya yol açtığını kaydetmiştir.
M.S. – Birleşik Krallık Davası (24527/08)
03.05.2012
Dava, ruhsal hastalığı bulunan bir kişinin polis tarafından üç günden fazla
gözaltında tutulması ile ilgili idi. Bilgi Notu – Tutuklu/hükümlülerin sağlık hakları Basın Birimi
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM, polisin kasıtlı ihmali
bulunmamakla birlikte, özellikle başvuranın gerekli psikiyatrik tedavi verilmeden
uzun süre gözaltında tutulmasının insanlık onurunu zedelediğini kaydetmiştir.
Ciddi fiziksel hastalıkları bulunan tutuklu/hükümlülerin tıbbi bakımı
Khudobin – Rusya Davası (59696/00)
26.10.2006 (Daire)
HIV pozitif olmasının yanısıra epilepsi, viral hepatit ve çeşitli ruhsal hastalıklar da
dahil pek çok kronik hastalığı bulunan başvuran, 1 yıldan uzun süren tutukluluğu
sırasında kızamık, bronşit ve akut zatürre gibi bir dizi ciddi hastalığa daha
yakalanmıştır. Sağlık sorunları nedeniyle sık sık cezaevirevirinekaldırılan
başvuran, burada bulaşıcı hastalıkları bulunan hastaların bulunduğu bir serviste
tutulmuştur. Ancak, babasının kapsamlı tıbbi muayene talebi reddedilmiştir.
AİHM başvurana ihtiyaç duyduğu tıbbi desteğin verilmediğinden bahisle 3.
Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Başvuran hapishane revirinde iken dahi
hastalıklarının fiziksel etkilerinin yarattığı sıkıntılara maruz kalmıştır. Başvuran
HIV pozitif olduğu ve ciddi ruhsal rahatsızlığı bulunduğu için, nitelikli ve
zamanında tıbbi bakım verilmemesi ve bağımsız sağlık muayenesi talebinin
reddedilmesi, başvurandaki güvensizlik hissini ciddi biçimde artırmış olmalıdır.
AİHM hapishane revirlerindeki tıbbi bakım imkanlarınınhalka hizmet veren iyi
hastanelerdeki seviye ile aynı olmayabileceğini kabul etmekle birlikte, Devletin
gerekli tıbbi bakımı sağlamak suretiyle tutukluların sağlık ve iyilik halini yeterince
muhafaza etme yükümlülüğü bulunduğunu vurgulamıştır.
Mouisel – Fransa Davası (67263/01)
14.11.2002 (Daire)
15 yıllık hapis cezasını çeken Jean Mouisel’e 1999 yılında lenfositik lösemi tanısı
konmuştur. Durumu kötüleştiğinde Mouisel’e gündüzleri bir hastanede kemoterapi
tedavisi uygulanmaya başlamıştır. Hastaneye nakli sırasında zincirlenmekte,
iddiasına göre kemoterapi seanslarında ayakları zincirli bırakılmakta ve
bileklerinden hasta yatağına kelepçelenmekte idi. Mouisel, bu şartlar ve
gardiyanların kendisine yönelik saldırgan tutumları nedeniyle 2000 yılında
tedaviyi bırakmaya karar vermiştir. Sonrasında hastaneye daha yakın bir
cezaevine nakledilmiş, 2001 yılında tıbbi tedavi veya bakım görme şartıyla tahliye
edilmiştir.
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM, özellikle Mouisel’in şartlı
tahliyesine kadar geçen süre zarfında sağlık durumu giderek kötüleşmesine
rağmen tutulmaya devam edildiğini ve cezaevi mercilerinin bu konuda özel bir
tedbir almadıklarını kaydetmiştir. Hastalığının durumu, hastaneye yatırılmış
olması ve tedavinin niteliği dikkate alındığında AİHM, Mouisel’in
kelepçelenmesinin mevcut güvenlik riskiyle orantılı olmadığını kaydetmiştir. Bu
muamele, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya
Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) tutuklu/hükümlülerin nakil ve tıbbi
muayene koşullarına ilişkin tavsiyelerine de aykırı idi. Bilgi Notu – Tutuklu/hükümlülerin sağlık hakları Basın Birimi
Xiros – Yunanistan Davası (1033/04)
09.09.2010 (Daire)
Bir terör örgütünün faaliyetlerine katılmak suçundan mahkum olduğu hapis
cezasını çekmekte olan SavvasXiros, 2002 yılında bir saldırı hazırlığı yaparken
bombanın elinde patlaması sonucu ciddi biçimde yaralanmıştır ve halen bu
yaralarından dolayı acı çekmektedir. Özellikle görme, duyma ve hareket kabiliyeti
ile ilgili ciddi sağlık sorunları bulunmaktadır. Gözünden geçirdiği bir dizi
operasyona rağmen görme yeteneğini giderek kaybettiği için, kendisini muayene
eden 4 göz uzmanından üçünün tavsiyesi doğrultusunda uzman bir göz kliniğinde
yataklı tedavi görmek amacıyla 2006 yılında cezasının infazının durdurulması
başvurusunda bulunmuştur. Ulusal mahkeme başvurusunu reddetmiştir.
AİHM, Xiros’un göz sorunlarının tedavisindeki eksiklikler nedeniyle 3. Maddenin
ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM, ulusal mahkemenin dışarıda bir hastanede
tedavi başvurusunu nasıl ele alması gerektiği konusunda nazari bir karar verme
konumunda olmamakla birlikte, mahkemenin, özünde tıbbi olan bir mesele
hakkında karar vermek yerine bu tedavinin gerekliliği konusunda bir bilirkişi
raporu talep etmesi tercih olunurdu.
Bu mülahazalara ağırlık kazandıran diğer bir unsur ise, Xiros’un tutulduğu
cezaevindeki tıbbi bakım olanaklarının hastaneye nazaran daha sınırlı olması idi ki
bu husus, biri CPT’ye ait olmak üzere çeşitli raporlarda dile getirilmiştir.
Vasyukov – Rusya Davası (2974/05)
05.04.2011
Vasyukov tutukluluğu sırasında tüberküloza yakalandığını ve hastalığına geç tanı
konduğu için yeterli tıbbi bakım göremediğini iddia etmekteydi.
AİHM, yetkili mercilerin başvuranın 2004 Eylülü öncesinde tutukluluğu esnasında
zamanında tüberküloz tanısı koymadıkları ve kendisine yeterli tıbbi bakım imkanı
sağlama yükümlülüğünü yerine getirmedikleri gerekçesiyle 3. Maddenin ihlal
edildiğine hükmetmiştir.
Logvinenko – Ukrayna Davası
14.10.2011 (Daire)
Müebbet hapis cezası infaz edilmekte olan Logvinenko HIV pozitiftir ve ayrıca
kronik tüberküloz, bronşit, hepatit ve zatürre hastasıdır.Logvinenko, hiç HIV
tedavisi görmediğinden ve gecikmeksizin HIV tedavisi görmesi gerekip
gerekmediğini belirlemede esas olan spesifik kan testlerinin yapılmadığından
şikayetçi idi.
AİHM, Logvinenko’nuntüberküloz ve HIV için kapsamlı tıbbi gözetim ve tedavi
imkanı sağlanmaması sonucu ve cezaevi koşullarının uygunsuz olması nedeniyle
insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kaldığını kaydetmiştir. 3. Madde
(insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
A.B. – Rusya Davası
14.10.2011 (Daire)
HIV pozitif bir hükümlü olan başvuran, Ekim 2004’te hücre tecridine alınmıştır;
hücrenin sıcaklığı kışın 7-10 (°C) dereceye kadar düşmekteydi. Başvuran hiç
antiviral HIV tedavisi görmemiş ve yer olmadığı için revire kaldırılmamıştır.
Başvuranın tutulduğu koğuşlar fena bir durumda olup havalandırma, ısıtma ve Bilgi Notu – Tutuklu/hükümlülerin sağlık hakları Basın Birimi
sıcak su yoktu. Sağlık personeli nadiren koğuşlara uğruyorlar, geldiklerinde ilaç
vermiyorlardı.
A.B.’ninhastalığının6 yıldan fazla bir süre boyunca izlenmediğini göz önünde tutan
AİHM, Hükümetin kendisine antiviral tedavi uygulanmasının gereksiz olduğu
sonucuna varmasının fazlasıyla rahatsız edici olduğunu kaydetmiştir. AİHM,
tutukluluğu sırasında başvurana duçar olduğu HIV enfeksiyonunun zamanında
tedavisi için asgari tıbbi gözetimin sağlanmaması nedeniyle 3. Maddenin (insanlık
dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
IacovStanciu – Romanya Davası
24.07.2012 (Daire)
Dava, Stanciu’nun tutulduğu cezaevlerindeki aşırı kalabalık, kötü hijyen koşulları
ve yetersiz tıbbi tedavi gibi şartlar ile ilgili idi.
3. madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir: bu
eksikliklerin doğurduğu etkileri bir bütün olarak değerlendiren AİHM, Stanciu’nun
tutulma şartlarının insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye karşılık geldiğine karar
vermiştir. AİHM başvuranın durumunun Romanya cezaevlerinde yaygın bir sorun
olduğunu ve Romanya’nın halihazırdaki durumu düzeltme gayretlerinin yanısıra
bir tazminat programı da dahil yeni adımlar atması gerektiğini kaydetmiştir.
Fiziksel engelli hükümlü/tutuklulara muamele
Price – Birleşik Krallık Davası (33394/96)
10.7.2001 (Daire)
El ve ayaklarından sakat, Thalidomide mağduru ve ayrıca böbrek sorunları
bulunan AdelePrice, yargılandığı bir hukuk davasında mahkemeye hakaretten
hapis cezasına çarptırılmıştır. Bir gece tutulduğu nezarethanedeki yatak engelliler
için uygun olmadığından tekerlekli sandalyesinde uyumuştur. Mekanın soğuk
olduğundan şikayet etmiştir. Ardından, normal bir hapishanede iki gün
geçirmiştir. Burada tuvaleti kullanmak için erkek gardiyanların yardımına
başvurmak zorunda kalmıştır.
AİHM ağır engelli bir kişinin tehlikeli seviyede soğuk şartlarda tutulmasının, yatağı
kullanmasının çok zor veya imkansız olmasının ve tuvalete gitmek ve kişisel
temizliğini temin etmek için büyük zahmetlere katlanmak zorunda kalmasının
aşağılayıcı muamele anlamına geldiğine ve 3. Maddenin ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
Yaşlı mahkumun tutulması
Papon – Fransa Davası (64666/01)
07.06.2001, Kabul edilemezlik kararı
İnsanlığa karşı işlenen suçlara yardım ve yataklık etme suçundan mahkum olduğu
hapis cezasını çeken Maurice Papon, şikayette bulunduğunda 90 yaşında idi.
Papon, bu yaşta bir kişinin cezaevinde tutulmasının 3. Maddeye aykırı olduğunu Bilgi Notu – Tutuklu/hükümlülerin sağlık hakları Basın Birimi
ve cezaevi şartlarının aşırı yaşlılar ve sağlık durumu kendisi gibi olan kişiler için
uygun olmadığını iddia etmekteydi.
AİHM bu davada Papon’un genel sağlık durumu ve cezaevi şartları göz önünde
tutulduğunda, gördüğü muamelenin 3. Madde kapsamında ele alınmasını
gerektirecek ağır seviyeye ulaşmadığını, kalp ile ilgili problemleri bulunmasına
rağmen genel durumunun bilirkişi raporuyla “iyi” olarak tespit edildiğini
kaydetmiştir.
AİHM, belirli durumlarda yaşlı bir kimsenin uzun süre tutulma şartlarının 3. Madde
kapsamında bir sorun teşkil edebileceğini göz ardı etmemekle birlikte, bu hususun
her davanın özel koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
AİHM ayrıca Yüksek Sözleşmeci Tarafların hiçbirinde tutulma ile ilgili bir üst yaş
sınırı bulunmadığını kaydetmiştir.
Yoksunluk semptomu yaşayan bir uyuşturucu bağımlısına muamele
McGlinchey ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (50390/99)
29.4.2003 (Daire)
Uzun süredir madde bağımlısı olanJudithMcGlinchey, Aralık 1998’de hırsızlık
suçundan 4 ay hapis cezasına mahkum edilmiştir. Cezaevinde eroinden yoksunluk
semptomları baş göstermiş, sık sık istifra krizlerine tutulmuş ve çok fazla kilo
kaybetmiştir. McGlinchey bir hekim tarafından tedavi edilmiş, cezaevindeki ilk
haftasının ardından durumu kötüleşerek hastaneye kaldırılmış ve Ocak 1999’da
hastanede hayatını kaybetmiştir. Akrabaları McGlinchey’inölümü öncesinde
cezaevinde insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kaldığından şikayetçi
idiler.
AİHM, tıbbi raporlar başta olmak üzere dosyadaki delillere bakarak
McGlinchey’inakrabalarının, cezaevi mercilerinin yoksunluk sendromuiçin ilaç
tedavisi uygulamadıkları ve kendisini cezalandırmak amacıyla hücreye koydukları
iddialarının temelsiz olduğunu kaydetmiştir. Ancak, AİHM 1’e karşı 6 oyla cezaevi
mercilerinin McGlinchey’e gerekli tıbbi tedaviyi vermediklerine, dolayısıyla 3.
Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Derdest dava
IurieMatcenco – Moldova ve Rusya Davası (10094/10)
Mart 2010’da Hükümetlere tebliğ edilmiştir.
Tiraspol tutukevinde yolsuzluk şüphesiyle tutuklu bulunan Matcenco, 3. Maddeye
atıfla ayrılıkçı Transdinyester bölgesindeki milislerin kötü muamelesine maruz
kaldığını ve gördüğü bu muamele ve yaptığı açlık grevi sonrasında gerekli tıbbi
bakımı görmediğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca 5. Maddeye (özgürlük ve
güvenlik hakkı) istinaden hukuki yardımdan mahrum bırakıldığından ve 8.
Maddeye (özel ve aile hayatına saygı hakkı) atıfla aylarca ailesini görmesine izin
verilmediğinden şikayetçidir. Bilgi Notu – Tutuklu/hükümlülerin sağlık hakları Basın Birimi
Basın İrtibat: Nina Salomon
nina.salomon@echr.coe.int
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)

Sınırdışı ve iade uygulamaları

Gönderilme zamanı: 19 Şub 2013 00:33
gönderen Admin
Soering – Birleşik Krallık Davası (07.07.1989)
AİHM, tarihinde ilk kez iadesi istenen bir kimsenin iade talebinde bulunan ülkede
kötü muameleye maruz kalma riski olduğu hallerde iade eden Devletin bunda bir
sorumluluğu olabileceğine hükmetmiştir.
Bu davada AİHM, başvuranın ABD’ye iadesi halinde 3. Maddenin ihlalinin
söz konusu olacağına hükmetmiştir (başvuran gerçek bir “idam” riskiyle
karşı karşıya idi ve bu ise 3. Maddede öngörülen sınırın ötesine geçmek
anlamına gelmekteydi).
“Gerçek kötü muamele riski”:
Kabul ülkesi Sözleşmeye Taraf olsun veya olmasın1
, şayet başvuranın kötü
muameleye maruz kalma konusunda “gerçek bir risk” ile yüz yüze olduğuna dair
maddi gerekçeler varsa iade/sınırdışı eden Devletin sorumluluğu söz konusudur.
Kabul ülkesinde kötü muamele
Vilvarajah ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (30.10.1991): AİHM, aralarında
Tamil topluluğuna mensup bir kişinin de bulunduğu başvuranların Sri Lanka’ya
sınırdışı edilmeleri için iddia edilen tarzda gerekçeler olmadığına ve 3. Maddenin
ihlal edilmediğine2
karar vermiştir.
Chahal – Birleşik Krallık Davası (15.11.1996): AİHM, ulusal güvenlik gerekçesiyle
sınırdışı edilmesine karar verilen ayrılıkçı Sih davasının savunucusu şahsın,
1
“İade, sınırdışı ve iltica hukuku” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin kapsamına
girmemektedir. Ancak, Taraf Devletler “yabancıların giriş, ikamet ve sınırdışı edilmelerini
kontrol” haklarını uygularken (Vilvajarah ve Diğerleri – Birleşik Krallık kararı) Sözleşme
kapsamında teminat altına alınan haklara riayet etmekle yükümlüdürler.
2
“Şayet iade edilecek firarinin kabul ülkesinde işkence veya insanlık dışı veya aşağılayıcı
muameleye veya cezaya maruz kalma konusunda gerçek bir riskle yüz yüze kalacağına
dair maddi nedenler mevcut ise (Soering kararı, Cruz-Varas – İsveç kararında atıfta
bulunulmuştur, 20.03.1991, Par. 70), Taraf Devletin iade kararı 3. Madde kapsamında
sorun çıkarabilir ve dolayısıyla Sözleşme kapsamında o Devlete sorumluluk doğurabilir.Bilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
Hindistan’a gönderilmesi halinde gerçek bir kötü muamele riskiyle yüz yüze
olduğuna karar vermiştir (AİHM, Hint Hükümetinin verdiği güvencelerle tatmin
olmamıştır). Hindistan’a sınırdışı kararının uygulanması, 3. Maddenin ihlali
anlamına gelecektir.
Hirsi Jamaa ve Diğerleri – İtalya Davası, Büyük Daire Kararı (23.02.2012)
Bu dava, Libya’dan gelirken İtalyan makamları tarafından denizde yakalanan ve
Libya’ya geri gönderilen Somalili ve Eritreli göçmenlerle ilgili idi. AİHM,
başvuranların Sözleşmenin 1. Maddesi bağlamında İtalya’nın yetki
alanına girmiş olduklarını kaydetmiştir: başvuranlar, gemilere bindikleri
zamanla Libya makamlarına teslim edildikleri zaman arasındaki süre zarfında
sürekli ve münhasıran İtalyan mercilerinin hukuki ve fiili kontrolü altında idiler.
AİHM:
3. Maddenin (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) iki bakımdan ihlal
edildiğine hükmetmiştir: zira başvuranlar Libya’da kötü muameleye maruz
kalma veya Somali ya da Eritre’ye iade riskiyle karşı karşıya bırakılmışlardı. AİHM,
şartlardan bütünüyle haberdar olan İtalyan makamlarının başvuranları Libya’ya
göndermekle Sözleşmenin yasakladığı bir muameleye maruz kalma tehlikesine
attıklarını, kendilerini keyfi şekilde menşei ülkelerine geri gönderilme riskinden
koruyacak yeterli güvencelerin bulunmadığını bildiklerini veya bilmekle yükümlü
olduklarını kaydetmiştir.
4 Numaralı Protokolün 4. Maddesinin (yabancıların topluca sınırdışı edilmeleri
yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu davada AİHM’den ilk kez 4 Numaralı
Protokolün 4. Maddesinin, yabancıların ulusal topraklar dışında üçüncü bir Devlete
sınırdışı edilmelerine (bkz. Bilgi Notu: “Toplu Sınırdışılar”) uygulanıp
uygulanmayacağını incelemesi istenmiştir.
3. Madde ile bağlantılı olarak 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) ihlal
edildiğine hükmetmiştir: zira başvuranlar sınırdışı tedbiri uygulanmadan önce
yetkili bir merciye şikayette bulunma ve taleplerinin ayrıntılı ve kapsamlı biçimde
değerlendirilmesini temin etme imkanından mahrum bırakılmışlardı.
4 Numaralı Protokolün 4. Maddesi ile bağlantılı olarak 13. Maddesinin
ihlal edildiğine hükmetmiştir: zira gemide bulunan askeri personel hakkında
başvurulabilecek ceza yolu, askıya alma etkisi kriterine uygun değildi.
Siyasi muhalifler, yasadışı örgüt üyeleri, terör suçu isnat
edilen kimseler…
 Chahal – Birleşik Krallık Davası, 15.11.1996 (bkz. yukarı)
 Shamayev ve Diğerleri – Gürcistan ve Rusya Davası, 12.04.2005:
Gelogayev’in Çeçenistan’daki savaşa iştirak etmiş bir terörist isyancı olduğuBilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
gerekçesiyle Rusya’ya iade kararının infazı durumunda 3. Maddenin ihlali
söz konusu olacaktı.
 Müslim – Türkiye Davası, 26.04.2005: Baas Partisinin öndegelen
isimlerinden ve Saddam Hüseyin’in kurmaylarından birinin ateşli silahla
yaralanmasıyla sonuçlanan bir kavgaya karıştıktan sonra Irak gizli servisleri
tarafından aranan başvuran 1998 Eylülünde Türkiye’ye kaçmıştır.
Başvuranı Irak’a sınırdışı etme kararının infazı durumunda 3. Maddenin
ihlali söz konusu olmayacaktı.
 Saadi – İtalya Davası, 28.02.2008 (Büyük Daire): Başvuranın (2005 yılında
terör örgütüne üyelikten gıyabında 20 yıl hapis cezasına mahkum edildiğini
iddia ettiği) İtalya’ya sınırdışı edilmesi durumunda 3. Maddenin ihlali söz
konusu olacaktı.
 Baysakov ve Diğerleri – Ukrayna Davası 18.02.2010: Kazakistanlı muhalif
aktivistlerin ülkelerine iadesi durumunda 3. Maddenin ihlali söz konusu
olacaktı; AİHM, Kazakistan makamlarınca verilen güvencelerin güvenilir
olmadığını, işkencenin önlenmesine yönelik etkili bir sistem bulunmaması
nedeniyle bu güvencelere riayet edilmesini temin etmenin zor olacağını
kaydetmiştir.
 Klein – Rusya Davası 01.04.2010: Ceza davası sonucunda mahkum olan
İsrailli “paralı asker”in Rusya’dan Kolombiya’ya iadesi durumunda 3.
Maddenin ihlali söz konusu olacaktı. AİHM uluslararası kaynaklarca
Kolombiya hakkında hazırlanan raporları, Kolombiya Başkan Yardımcısının
başvuran hakkındaki demeçlerini ve Kolombiya mercilerinin verdiği
güvencelerin muğlaklığını göz önünde tutmuştur.
 Khaydarov – Rusya Davası, 20.05.2010: (iç savaş sonrasında yetkililerce
terör suçlarından aranan) başvuranın Tacikistan’a iadesi durumunda 3.
Maddenin ihlali söz konusu olacaktı. Ayrıca bkz. Khodzhayev – Rusya
Davası, 12.05.2010.
 Yasadışı yollarla Türkiye’ye girmiş ve halihazırda veya önceden yasadışı
örgüt üyesi olan kimselerle ilgili davalar.
Abdolkhani – Karimnia – Türkiye Davası, 22.09.2009: İran veya Irak’a
iadeleri durumunda Halkın Mücahitleri Örgütünün eski üyelerinin kötü
muameleye maruz kalma riski mevcut idi.
Bkz 13.04.2010 tarihli basın duyurusu: Charahili – Türkiye Davası (Tunus’a
sınırdışı) Keshmiri – Türkiye Davası, Ranjbar ve Diğerleri – Türkiye Davası,
Tehrani ve Diğerleri – Türkiye Davası (İran veya Irak’a sınırdışı emirleri).
 Y.P. ve L.P. – Fransa Davası, 01.09.2010: bir rejim muhalifi ile ailesinin
Belarus’a sınırdışı edilmesi durumunda 3. Maddenin ihlali söz konusu
olacaktı; AİHM zaman geçmiş olmasının başvuran ve ailesinin, AİHM’ye
göre özellikle rejim muhaliflerine yönelik tacizler bakımından durumun halaBilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
istikrarsızlığını koruduğu Belarus’ta yüz yüze kalacakları riski otomatik
olarak azaltmadığına hükmetmiştir.
 Iskandarov – Rusya Davası, 23.09.2010: Tacikistan’daki siyasi muhalefetin
eski liderlerinden biri olan başvuran, hukuka aykırı olarak tutulduğundan ve
Tacikistan’a sınırdışı edildiğinden, bunun sonucunda siyasi görüşleri
nedeniyle kötü muameleye ve zulme uğradığından şikayetçi idi. 3. Madde
ihlal edilmiştir: başvuranın Tacikistan’da gerçekten kötü muameleye
maruz kalıp kalmadığını tespit etmek mümkün olmamış olsa da, farklı
özellikleriyle ön plana çıkması ve mevcut durum nedeniyle Tacikistan’da
kötü muameleye maruz kalabileceğini Rus makamlarının öngörmesi
gerekirdi.
 Omar Othman – Birleşik Krallık Davası, 17.01.2012: (Abu Qatada adıyla da
tanınan) başvuran Omar Othman, gıyabında farklı terör suçlarından
mahkum edildiği Ürdün’e sınırdışı edilmesi kararına karşı başvuruda
bulunmuştur. AİHM, Birleşik Krallık Hükümetinin Ürdün Hükümetinden
aldığı diplomatik güvencelerin Othman’ın korunması için yeterli olduğuna
ve bu nedenle kötü muamele riski bulunmadığına, dolayısıyla Othman’ın
Ürdün’e sınırdışı edilmesi durumunda 3. Maddenin ihlalinin söz konusu
olmayacağına hükmetmiştir. Ancak AİHM, Othman Ürdün’de yeniden
yargılanırken işkence ile alınmış ifadesinin kabul edilmesi yönünde gerçek
bir risk bulunması nedeniyle 6. Maddenin (adil yargılanma hakkı)
ihlalinin söz konusu olacağına karar vermiştir. Bu dava, AİHM’nin bir
sınırdışı etme işleminin 6. Maddenin ihlali anlamına geleceğine hükmettiği
ilk dava idi. Bu karar, işkenceyle elde edilen delillerin adil yargılanmayı
imkansız kıldığı yönündeki uluslararası konsensüsü yansıtmaktaydı. AİHM
ayrıca başvuranın sınırdışı edilmesi halinde 13. (etkili başvuru hakkı) ve 5.
Maddenin (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlalinin söz konusu olmayacağına
hükmetmiştir.
 I.M. – Fransa Davası, 02.02.2012
Dava, başvuranın, bir öğrenci hareketi içerisindeki faaliyetleri ve
Darfur’daki isyancı gruplarla bağlantısının olduğu iddiasıyla polis tarafından
tutuklandığı Sudan’a iadesi halinde maruz kalacağı riskler ve ayrıca
Fransa’ya yaptığı sığınma başvurusu hakkında hızlı işlem usulü
uygulanması sonucunda başvurabileceği yolların etkililiği hakkında idi.
AİHM, başvuranın Fransa’da sığınmacı statüsü kazanması nedeniyle artık
Fransa’da kalabileceğinin kesinleştiğinden ve Sudan’a iade ihtimali
bulunmadığından bahisle, 3. Madde kapsamındaki şikayeti
reddetmiştir.
13. Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmiştir: teoride başvuranın
kullanabileceği kanun yolları bulunmakla birlikte başvurusunun otomatik
olarak hızlı işlem usulü uygulanacak işlemler arasına kaydedilmesi,
belirlenen sürelerin çok kısa olması ve uygulama ve usul ile ilgili güçlükler
ve ayrıca başvuranın tutuklu olması ve ilk kez sığınma başvurusu yapıyor
olması nedeniyle uygulamada bu kanun yollarına erişim imkanı kısıtlı idi
(hızlı işlem usulü kapsamındaki ikinci incelemeler ile ilgili olarak bkz.Bilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
Sultani – Fransa Davası, 20.09.2007 tarihli karar, Par. 65-66). Başvuranın
iadesi, ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtüzüğünün 39.
Maddesinin uygulanmasıyla önlenmiştir. AİHM bu çerçevede özellikle
Ulusal Sığınma Mahkemesine yapılan temyiz başvurusunun hızlı işlem usulü
üzerinde askıya alma etkisi doğurmadığını kaydetmiştir.
 Mannai – İtalya Davası, 27.03.2012
Dava bir İslami köktendincinin Tunus’a sınırdışı edilmesi ile ilgili idi. AİHM
başvuranın İtalya’da cezasını çektikten sonra Tunus’a sınırdışı edilmesinin
gerçek bir işkence riski doğuracağını, bunun ise 3. Maddenin ihlali
anlamına geleceğini kaydetmiştir. AİHM 2010 yılında İçtüzüğünün 39.
Maddesi (geçici tedbirler) gereğince sınırdışı kararının ikinci bir emre kadar
uygulanmaması gerektiğini kaydetmiştir. AİHM ayrıca Hükümete bu tedbire
uyulmamasının 34. Maddenin (bireysel başvuru hakkı) ihlali ile
sonuçlanabileceğini bildirmiştir
 Babar Ahmad ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası, 10.04.2012)
Bu dava, uluslararası terörist oldukları iddia olunan kişileri Amerika Birleşik
Devletleri’ne iadeleri halinde muhtemelen en yüksek güvenlikli
hapishanelerden birine (ABD’deki “maksimum güvenlikli” hapishanelerden
biri olan ADX Florence Hapishanesi) konma riskinin yüksek olduğundan
şikayetçi idiler.
Ahmad, Ahsan, Abu Hamza, Bary ve Al-Fawwaz’ın ABD’ye iade edilmeleri
durumunda ADX Florence Hapishanesinde tutulacakları koşullarla ilgili
olarak 3. Maddenin ihlali söz konusu değildir.
İade edilmeleri halinde alacakları muhtemel cezanın süresi nedeniyle 3.
Maddenin ihlali söz konusu değildir.
AİHM, taraflardan daha fazla bilgi ve belge talep ederek Aswat’ın
başvurusunun incelenmesini ertelemiştir.
Bkz. Bilgi Notu: “Terörizm”
 Labsi – Slovakya Davası, 15.05.2012
Dava, Fransa’da bir terör eylemi hazırlığında bulunmaktan mahkum edilen
bir Cezayir vatandaşının Slovakya’da yaptığı sığınma talebinin olumsuz
neticelenmesi sonucunda bu ülkeden sınırdışı edilmesi ile ilgili idi.
3. Madde, 13. Madde (etkili başvuru hakkı) ve 34. Madde (bireysel
başvuru hakkı) ihlal edilmiştir. AİHM, özellikle terör şüphelilerinin o
sırada Cezayir’de ciddi bir kötü muamele riski altında bulunduğunu ve
başvuranın AİHM’nin geçici tedbir kararına aykırı olarak sınırdışı edilmesinin
AİHM’nin ilgilinin şikayetlerini gereği gibi incelemesini engellediğini
kaydetmiştir.
 S.F. ve Diğerleri – İsveç Davası, 15.05.2012Bilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
Dava, Kürt haklarını savunan bir siyasal parti nezdindeki faaliyetleri
nedeniyle zulme uğrama korkusuyla İran’dan kaçan İranlı bir ailenin İran’a
sınırdışı edilmeleri halinde işkence veya kötü muamele göreceklerine dair
şikayetleri ile ilgili idi.
AİHM başvuranların özellikle İsveç’te bulundukları siyasi faaliyetler
çerçevesinde kendi ülkelerindeki insan hakları ihlallerini ifşa ettikleri göz
önünde tutulduğunda, İran’a gönderilmeleri halinde işkenceye ya da
insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz kalma korkusunun haklı bir
korku olduğunu ve bu yüzden sınırdışı edilmeleri durumunda 3. Maddenin
ihlalinin söz konusu olacağını kaydetmiştir.
AİHM H.N. – İsveç davasında (No. 30720/09, 15.05.2012 tarihli karar),
Burundi’ye sınırdışı edilmesi durumunda öldürülme veya kötü muamele
görme riskinin bulunduğunu iddia eden bir Burundi vatandaşı hakkında 2.
ve 3. Maddelerin ihlalinin söz konusu olmadığına hükmetmiştir.
Damgalanmış bir etnik gruba mensubiyet
 Makhmudzhan Ergashev – Rusya Davası, 16.10.2012: Özbek kökenli Kırgız
vatandaşı olan başvuranın Kırgızistan’a sınırdışı kararının uygulanması
durumunda 3. Maddenin ihlali söz konusu olacaktır. AİHM, başvuranın,
bilhassa Kırgızistan’ın güney bölgesindeki Özbek azınlığa karşı yaygın
biçimde işkenceye başvurulması nedeniyle işkenceye veya kötü muameleye
maruz kalacağı yönündeki korkusunda haklı olduğuna karar vermiştir.
AİHM ilk kez bu davada Kırgızistan’da 3. Maddeye aykırı muamele riskine
ilişkin bir iddiayı esastan incelemiştir (2010 yılında Kırgızistan’da Kırgız ve
Özbek toplumları arasında çatışmalar yaşanmaktaydı).
Sağlık
 D. – Birleşik Krallık Davası, 02.05.1997: Hastalığının son aşamasına gelmiş
bir AİDS hastası olan başvuranın Saint-Kitts’e sınırdışı edilmesi durumunda
3. Maddenin ihlali söz konusu olacaktı.
3
 Aoulmi – Fransa Davası, 17.01.2006: Hepatit C hastası olan başvuranın
Cezayir’e sınırdışı edilmesi durumunda 3. Maddenin ihlali söz konusu
olmayacaktı. AİHM, başvuranın ciddi bir hastalığa duçar olduğunun
ayırdında olmakla birlikte, Cezayir’e sınırdışı edilmesinin 3. Maddeye aykırı
biçimde yeterince gerçek bir risk teşkil etmediğine hükmetmiştir.
 Balogun – Birleşik Krallık Davası, 10.04.2012: 8. Madde ihlal
edilmemiştir. Nijerya vatandaşı olan başvuran, sınırdışı edilmesinin kötü
muameleye maruz kalma ve özel hayata saygı haklarının ihlali anlamına
3
Bu kararın uygulanmasına ilişkin bilgi burada bulunabilir. AİHM kararlarının uygulanmasına ilişkin daha fazla
bilgi için bkz. http://www.coe.int/t/dghl/monitoring/execution.Bilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
geleceğini iddia etmekteydi. AİHM, başvuran her ne kadar yerleşik bir
göçmen olsa dahi, bir yetişkin olarak işlemiş olduğu çok sayıdaki
uyuşturucu suçunun ve Birleşik Krallık makamlarının intihar riskini
azaltmak için gerekli adımları titizlikle atmalarının sınırdışı kararı için yeterli
gerekçe teşkil ettiğini kaydetmiştir.
Üçüncü taraflarca kötü muamele riski
 N. – Finlandiya Davası, 26.07.05: başvuran, Kongo’daki geçmişi ve özellikle
önceki Başkan Mobutu ile olan yakın bağlantıları nedeniyle Demokratik
Kongo Cumhuriyeti’ne sınırdışı edilmesi durumunda insanlık dışı
muameleye maruz bırakılacağı iddiasında idi. Sınırdışı kararının
uygulanması durumunda 3. Maddenin ihlali söz konusu olacağına
hükmedilmiştir.
 Sufi ve Elmi – Birleşik Krallık Davaları, 28.06.2011: her iki dava da
başvuranların Somali’ye iade edilmeleri halinde gerçek kötü muamele
riskine maruz kalacakları iddiası ile ilgili idi. Azınlık kabilelerinden Reer
Hamar mensubu olan Sufi Hawiye milisleri tarafından zulme uğradığını ve
ciddi biçimde yaralandığını ve bu milislerin kız kardeşini ve babasını da
öldürdüklerini ileri sürmektedir. 19 yaşında iken Birleşik Krallık’a gelen Elmi
ise Batılılaşmış ve İslam dininden çıkmış gibi görüleceğini ve uyuşturucu
bağımlısı olduğunun ve hırsızlık nedeniyle mahkumiyetlerinin
bulunduğunun bilinmesi durumunda aleni biçimde kırbaçlanacağını veya
öldürüleceğini iddia etmektedir. Somali’ye sınırdışı durumunda 3.
Maddenin ihlali söz konusu olacaktır.
 Collins ve Akaziebe – İsveç Davası: (başvuru 08.03.2007 tarihli kararla
kabul edilemez ilan edilmiştir) başvuranlar, Nijerya’ya geri gönderilmeleri
durumunda gerçek ve somut kadın sünneti riskine maruz kalacakları
yönündeki iddialarını gerekçelendirememişlerdir.
 Omeredo – Avusturya Davası, no. 8969/10 (başvuru 29.09.2011 tarihli
kararla kabul edilemez ilan edilmiştir): Nijerya’da aile desteği olmaksızın
bekar bir kadın olarak yaşamak zor olsa da AİHM, başvuranların
Nijerya’daki durumlarının Avusturya’dakine nazaran daha elverişsiz olması
hususu 3. Madde açısından kati bir etken olarak kabul edilemez.
 Izevbekhai ve Diğerleri – İrlanda Davası, no 43408/08, başvuru
17.05.2011 tarihli kararla kabul edilemez ilan edilmiştir): başvuru, bir
anne ve iki kızı ile ilgili idi. AİHM, Nijerya’ya sınırdışı edilmeleri halinde
annenin ve kocasının kızlarını FGM’den koruyabileceklerini kaydetmiştir.
 N – İsveç Davası, 20.07.2010: Afganistan’a sınırdışı durumunda özellikle
aile içi şiddet riski mevcuttur. AİHM, raporlar ışığında Afgan kadınlarının
%80’inin aile içi şiddete maruz kaldığını, yetkililerin bunu meşru kabulBilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
ederek kovuşturmadığını kaydetmiştir. 3. Maddenin ihlali söz
konusudur.
 A.A. ve Diğerleri – İsveç Davası (no. 14499/09), 28.06.2012: dava,
İsveç’te yaşayan ve haklarında sınırdışı kararı verilen Yemen vatandaşları
(bir anne ve 5 çocuğu) ile ilgili idi. Başvuranlar, kocasının/babalarının izni
olmaksızın ülkeden ayrıldıkları için Yemen’e sınırdışı edilmeleri halinde
namus gerekçesiyle öldürülmeleri riskinin yüksek olduğunu iddia
etmekteydiler. İsveç mahkemeleri başvuranın aile sorunlarının kişisel
hayatlarını ilgilendirdiğine ve konunun namus meselesinden değil mali
sorunlardan kaynaklandığına hükmetmişlerdir. AİHM 2. Maddenin ve 3.
Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. AİHM ayrıca (AİHM
İçtüzüğünün 39. Maddesi uyarınca) İsveç Hükümetine karar kesinleşmeden
veya ikinci bir emre kadar başvuranların sınırdışı edilmemelerini
bildirmiştir.
“Ölüm cezasıyla ilgili durumlar”4
 Soering – Birleşik Krallık Davası (bkz. yukarı)
 Jabari – Türkiye Davası, 11.07.2000: İran vatandaşı olan başvuran, Şeriat
hukukunda ceza gerektiren bir suç olan zina nedeniyle recmedilme veya
kırbaçlanma yoluyla ölüm cezasına çarptırılma korkusuyla İran’dan
Türkiye’ye kaçmıştır. İran’a iadesi durumunda 3. Maddenin ihlali söz
konucu olacaktı.
 Harkins ve Edwards – Birleşik Krallık Davası, 17.01.2012: dava, Birleşik
Krallık tarafından Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmeleri halinde
idam cezasına veya şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasına
mahkumiyet riskiyle yüz yüze kalacaklarından şikayetçi iki kişi hakkında idi.
AİHM, ABD’den Birleşik Krallık’a verilen Harkins ve Edwards hakkında idam
cezası uygulanmayacağı yönündeki diplomatik güvencenin net olduğunu ve
bilhassa demokrasi ve insan haklarına saygı konusunda uzun bir geçmişe
sahip ABD’ye iadeleri halinde başvuranların idam edilmelerine dair her türlü
riski bertaraf ettiğini kaydederek başvuranların şikayetinin kabul edilemez
olduğuna hükmetmiştir. AİHM ayrıca ABD mahkemelerinin başvuranları
şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasına çarptırmalarının dahi ciddi
bir orantısızlık teşkil etmeyeceğini kaydetmiştir. Sonuç olarak, iade
durumunda 3. Maddenin ihlali söz konusu olmayacaktır.
Erken tahliye imkanı olmaksızın müebbet hapis cezası
 Nivette – Fransa Davası: kız arkadaşını öldürdüğünden şüphelenilen
başvuran hakkında uluslararası arama kararı çıkarılmıştı. Başvuru kabul
edilemez ilan edilmiştir (03.07.2001 sayılı karar): California Eyaleti,
4
Soering – Birleşik Krallık Davası, Par. 104Bilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
başvuranın erken tahliye ihtimali olmaksızın müebbet hapis cezasına
çarptırılmayacağı konusunda güvence vermiştir.
 Ayrıca bkz. Harkins ve Edwards – Birleşik Krallık Davası, 17.01.2012: ABD
mahkemelerinin başvuranları şartlı tahliye seçeneği olmaksızın müebbet
hapis cezasına çarptırması durumunda dahi bu ceza ciddi bir orantısızlık
teşkil etmeyeceği için 3. Maddenin ihlali söz konusu değildir.
Dublin Tüzüğü uyarınca sınırdışı halinde kötü muamele riski
Dublin sisteminin amacı, Avrupa Birliğine Üye Devletlerden birinin topraklarında
bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından yapılan iltica başvurusunu inceleme
sorumluluğunun hangi Üye Devlete ait olduğunu tespit etmektir (Dublin
Sözleşmesi ve Dublin II Tüzüğü).
 T.I. – Birleşik Krallık Davası: başvuran, Almanya’da gönderilmesi halinde
yargılanmaksızın Sri Lanka’ya
5
sınırdışı edilmekten korkmaktaydı. Sri
Lanka’da kendisinin Tamil Kaplanlarına mensup olduğundan şüphelenen
güvenlik güçlerinin kötü muamelesine maruz kalmaktan endişeli idi.
Başvuru kabul edilemez ilan edilmiştir (07.03.2000 tarihli karar): AİHM
Almanya’nın başvuranı 3. Madde hilafına Sri Lanka’ya sınırdışı edeceği
konusunda gerçek bir riskin tespit edilmiş olmadığını kaydetmiştir.
6
 K.R.S – Birleşik Krallık Davası: Dava, Yunanistan üzerinden Birleşik
Krallık’a gelen bir İranlı ile ilgili idi. Birleşik Krallık, Dublin II Tüzüğü
gereğince Yunanistan’dan başvuranın iltica talebini inceleme sorumluluğunu
üstlenmesini talep etmiş, Yunanistan da bu talebi kabul etmiştir. Başvuran,
Yunanistan’daki sığınmacıların durumu nedeniyle Birleşik Krallık’tan
Yunanistan’a gönderilmesinin 3. Maddeye aykırı olacağını iddia etmekteydi.
Başvuru kabul edilemez ilan edilmiştir (02.12.2008 tarihli karar): ”Aksine
bir kanıt temin edilmedikçe, Yunanistan’ın iade edilen kimselerle ilgili
yükümlülüklerini yerine getirileceği varsayılmalıdır.”
7
 M.S.S – Belçika ve Fransa Davası: Dava, Yunanistan üzerinden Belçika’ya
gelen bir Afgan vatandaşı ile ilgili idi. Belçika, Dublin II Tüzüğü gereğince
Yunanistan’dan başvuranın iltica talebini inceleme sorumluluğunu
üstlenmesini talep etmiş, Yunanistan makamları da bu talebi kabul
5
Birleşik Krallık Hükümeti Dublin Sözleşmesi gereğince Almanya’dan başvuranın iltica talebini inceleme
sorumluluğunu üstlenmesini talep etmişti.
6
AİHM kararında başvuranın bir ara ülkeye sınırdışı edilmesinin, Birleşik Krallık’ın başvuranın sınırdışı kararı
nedeniyle 3. Maddeye aykırı muameleye maruz kalmamasını sağlama sorumluluğunu etkilemediğini
kaydetmiştir.
7
AİHM ayrıca Yunanistan’ın başvuranı İran’a sınırdışı etmediğini de kaydetmiştir.Bilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
etmişlerdir. Yabancılar Bürosunun emriyle Belçika’dan Yunanistan’a hareket
eden başvuran, mültecilerin Yunanistan’daki durumu nedeniyle geri
gönderilmesi sonucu 3. Maddenin (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele)
ihlal edildiğini iddia etmekteydi. AİHM, diğer hususların yanısıra ulusal ve
uluslararası raporlar ile hükümet dışı kuruluşların raporları ışığında,
başvuranın Yunanistan’da tutulduğu şartlar nedeniyle Yunanistan’ın 3.
Maddeyi ihlal ettiğine hükmetmiştir. AİHM ayrıca başvuranın durumunda
sığınma usulündeki eksiklikler nedeniyle 3. Madde ile bağlantılı olarak
13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir.
Belçika makamlarının Yunanistan’daki başvuru usulünün eksikliklerini,
sığınmacıların tutulma ve yaşama koşullarını bilmekle yükümlü olduklarını
kaydeden AİHM, başvuranı anılan eksikliklere ve tutulma ve yaşama
koşullarına maruz bıraktığı gerekçesiyle Belçika’nın 3. Maddeyi ihlal
ettiğine hükmetmiştir.
Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Büyük Dairesinin 21 Aralık 2011 tarihli
bir kararında AİHM’ninkine benzer bir tutum benimsenmiş ve M.S.S –
Belçika ve Yunanistan davasına açıkça atıfta bulunulmuştur (özellikle bkz.
ABAD kararının 88-91. paragrafları).
 Halihazırda AİHM’de derdest pek çok sınırdışı davası bulunmaktadır. Bu
başvuruların çoğu Belçika, Hollanda, Finlandiya, Birleşik Krallık ve Fransa
aleyhinedir.
Bkz. Bilgi Notu: “Dublin davaları”
Geçici tedbirler (AİHM İçtüzüğünün 39. Maddesi)
AİHM sınırdışı/iade işlemleriyle ilgili çok sayıda davada geçici tedbir
uygulamaktadır. Bu tedbirler, dava AİHM’de görülürken uygulanmakta olup
AİHM’nin sonunda kabul edilebilirlik/esas hakkında nasıl bir karar vereceğini
göstermez. Geçici tedbir genellikle ilgilinin başvurusu incelenirken sınırdışı
kararının yürütmesinin durdurulması biçiminde uygulanmaktadır.
Örnekler:
- AİHM Kasım 2008’de 11 Afganlı tarafından yapılan geçici tedbir başvurusunu kabul
etmiştir.
- AİHM, Mamatkulov ve Askarov – Türkiye Davasında 3. Maddenin ihlal edilmediğine
hükmetmiştir; Türkiye’nin geçici tedbirlere uymaması (AİHM bu nedenle 34. Maddenin
ihlaline hükmetmiştir), AİHM’nin Türkiye’den Özbekistan’a iade edilen başvuranlarla ilgili
bir risk bulunup bulunmadığı konusunda gerekli gördüğü biçimde değerlendirme
yapmasını engellemiştir.
Halihazırda iş yükü haddinden fazla olmasına karşın geçici tedbir
başvurularındaki kaygı verici artış karşısında, AİHM Başkanı Şubat 2011’de bir
demeç yayınlayarak Hükümetlere ve başvuranlara AİHM’nin göç konularındaki
kendine özgü fakat sınırlı rolüne dikkat çekmiş ve AİHM ile tam işbirliğine ilişkin
sorumluluklarını vurgulamıştır (bkz. basın duyurusu).Bilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
Ayrıntılı bilgi:
Geçici tedbir istatistikleri 2008-2011
Sorumlu Devletlere ve hedef ülkelere göre geçici tedbir istatistikleri.
Ara tedbirler: tanım ve uygulama
Diğer riskler
“Adil yargılanma hakkı tanınmaması” (6. Madde, makul
sürede adil yargılanma hakkı)
“AİHM, firarinin iade talebinde bulunan ülkede adil yargılanma hakkının bariz
biçimde ihlal edildiği bir iade kararında, istisnai olarak 6. Madde kapsamında
şikayette bulunulabileceği ihtimalini hariç tutmamaktadır.” (Soering kararı, Par.
113).
 Stapleton – İrlanda Davası: dolandırıcılıktan yargılanan başvuran,
hakkındaki Avrupa yakalama emri gereğince İrlanda mahkemelerinin
kararıyla Birleşik Krallık’a iadesinin 6. Maddeye aykırı olacağını ve özellikle
adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geleceğini iddia etmekteydi.
Başvuru reddedilmiştir (04.05.2010): başvuran Birleşik Krallık
mahkemelerine, ardından gerekirse AİHM’ye başvurabilirdi. Zira, Birleşik
Krallık Yüksek Sözleşmeci Taraflardan biri idi. Ayrıca bkz. Mamatkulov ve
Askarov – Türkiye Davası.
 Omar Othman – Birleşik Krallık Davası, 17.01.2012. Bu bilgi notunun 4.
sayfasında yer verilmiştir.
Yakın zamandaki ilgili davalar: sınırdışı edilen veya sınırdışı
edilmeyi bekleyen kişilerin tutulma şartları
Sınırdışı edilmeden önce
 Garabayev – Rusya Davası, 07.06.2007: başvuranın Türkmenistan’a iadesi
nedeniyle 3. Madde ihlal edilmiştir; başvuranın iade öncesinde tutulması
nedeniyle 5. Maddenin 1(f) fıkrası (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal
edilmiştir; iade öncesinde tutulma ile ilgili olarak yargı yolu bulunmaması
nedeniyle 5. Maddenin 4. fıkrası (tutulma işleminin yasaya uygunluğu
hakkında kısa sürede karar verilmesi için mahkemeye başvurma hakkı)
ihlal edilmiştir; başvuranın Türkmenistan’dan döndüğünde ivedilikleBilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
hâkim karşısına çıkarılmaması nedeniyle 5. Maddenin 3. fıkrası (derhal
hâkim karşısına çıkarılma hakkı) ihlal edilmiştir; 13. Madde (etkili
başvuru hakkı) ihlal edilmiştir.
 Abdolkhani ve Karimnia – Türkiye Davası (no. 2), 27.07.2010: mültecilerin
polis merkezinin bodrum katında 3 ay tutulmaları nedeniyle 3. Madde
ihlal edilmiştir.
 A.A. – Yunanistan Davası, 22.07.2010: sığınmacının Yunanistan’da bir
tutukevinde çok uygunsuz şartlarda tutulması nedeniyle 3. Madde ihlal
edilmiştir. AİHM, Yunan hukukunda sınırdışı edilecek kişilerin tutulması
hakkında yargı denetimine ilişkin eksiklikleri önceden tespit ettiğini
kaydetmiştir.
 Popov – Fransa Davası, 19.01.2012
Dava, bir ailenin Kazakistan’a sınırdışı edilmeden önce Fransa RouenOissel’de 2 hafta boyunca idari tutuklulukları ile ilgili idi.
- çocukların idari tutuklulukları ile ilgili olarak:
3. Madde ihlal edilmiştir. AİHM yetkili makamların, (5 ve 3 yaşındaki)
çocukların 3. Madde kapsamında gerekli görülen asgari ağır şartların
ötesinde koşullara sahip bir tutukevinde tutulmalarının kaçınılmaz olarak
doğuracağı zararlı etkileri dikkate almadıklarına hükmetmiştir.
5. Maddenin 1 ve 4. (özgürlük ve güvenlik hakkı) fıkraları ihlal
edilmiştir: AİHM anne ve baba tutulmalarının hukukiliğinin incelenmesi
için mahkemeye başvurma imkanına sahipken, yanlarındaki çocuklarının
yasal bir boşluğa düştüklerini, böyle bir yoldan mahrum olduklarını
kaydetmiştir.
- anne ve babanın idari tutukluluğu ile ilgili olarak: 3. Madde ihlal
edilmemiştir.
- bütün aile ile ilgili olarak: 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı
gösterilmesi hakkı) ihlal edilmiştir.
AİHM Muskhadzhiyeva ve Diğerleri – Belçika Davasında (19 Ocak 2010
tarihli karar) başvuranlarınkine benzer bir şikayeti reddetmişti. Ancak,
AİHM çocuk göçmenlerin tutulması bağlamında “çocuğun iyiliği” ile ilgili
yakın zamandaki içtihatları ışığında, çocuğun iyiliği için ailenin bir arada
bulunması gerekliliğinin yanısıra küçük çocukları olan ailelerin tutulma
sürelerinin sınırlanması gerektiğini kaydetmiştir.
Çocuk göçmenlerin tutulması hakkında ayrıca bkz. Rahimi – Yunanistan
kararı (5 Nisan 2011).
Sınırdışı esnasındaBilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
 Shchukin ve Diğerleri – Kıbrıs Davası, 29.07.2010: Kıbrıs makamlarının
sınırdışı esnasında Ukraynalı bir gemi mürettebatına yönelik kötü muamele
iddialarını soruşturmamaları nedeniyle 3. Madde ihlal edilmiştir.
Sözleşmenin sınırdışı davaları ile ilgili diğer Maddeleri
4 Numaralı Protokolün 4. Maddesi (yabancıların topluca sınırdışı
edilmeleri yasağı)
Örneğin bkz. Conka – Belçika Davası, 05.02.2002 (ihlal söz konusudur: sınırdışı
usulü, ilgililerin her birinin kişisel durumlarının gerçek anlamıyla ve tek tek
dikkate alındığını gösterir yeterli güvencelerden yoksun idi) veya Sultani – Fransa
Davası, 20.09.2007 (ihlal söz konusu değildir: yetkili makamlar, iltica
başvurularını reddettikleri kararlarında Afganistan’daki genel durumu ve
başvuranın beyanlarını dikkate almışlardır).
Bkz. Bilgi Notu: “Toplu Sınırdışılar”
7 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (yabancıların sınırdışı edilmelerine
ilişkin usul güvenceleri)
Örneğin bkz:
Kaushai ve Diğerleri – Bulgaristan Davası, 02.09.2010: Bulgaristan ulusal
güvenlik gerekçesiyle sınırdışı işlemine karşı argümanları incelemediği için 7
Numaralı Protokolün 1. Maddesi ihlal edilmiştir.
Gelerie – Yunanistan Davası, 15.02.2011: dava, bir siyasi mültecinin ulusal
güvenlik gerekçesiyle sınırdışı edilmesi ile ilgili idi. 7 Numaralı Protokolün 1.
Maddesi ihlal edilmiştir: sınırdışı emri ile birlikte keyfiliğe karşı gerekli
güvenceler mevcut değildi.
Takush – Yunanistan Davası, 17.01.2012: bir Arnavut vatandaşı polis tarafından
yakalanarak yabancıların Yunanistan’a yasadışı biçimde girmelerine yardım ve
yataklık ettiği suçlamasıyla derhal Ceza Mahkemesine çıkarılmıştır. Sınırdışı kararı
alınması sürecinde, kamu düzeni ve emniyeti için tehdit oluşturduğu ve kaçma
ihtimali bulunduğu gerekçesiyle ilgilinin tutuklanmasına karar verilmiştir. Sınırdışı
kararında Takush’un adının ulusal istenmeyen şahıslar siciline ve Schengen Bilgi
Sistemine kaydedilmesi de öngörülmekteydi. 7 Numaralı Protokolün 1.
Maddesi ihlal edilmiştir: başvuranın davası gerçek anlamıyla incelenmemiştir.
Diğer Maddeler
- 5. Madde (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 13. Madde (etkili başvuru hakkı). Bu
boyut ayrıca 3. Maddenin usule dair kısmı kapsamında da ele alınmaktadır.
Sözgelimi bkz:
Garabayev – Rusya Davası (bu bilgi notunun 11. sayfasında yer verilmiştir)
Gebremedhin – Fransa Davası, 26.04.2007 (başvuran Fransız hukukunda ülkeye
girişi engelleyen kararlara veya sınırdışı kararlarına karşı askıya alma etkisineBilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
sahip bir kanun yolu bulunmadığından şikayetçi idi. 3. Madde ile bağlantılı
olarak 13. Madde ihlal edilmiştir.
Adamov – İsviçre Davası, 21.06.2011: dava, İsviçre’de tutulan Rusya’nın eski bir
enerji bakanı ile ilgili idi. Bakan, Amerika Birleşik Devletlerinden Rusya’ya ödenen
paraları zimmetine geçirme suçundan yakalanmıştı ve ABD’ye iade edilmesi
amaçlanmaktaydı. 5. Maddenin. 1. fıkrası ihlal edilmemiştir: Adamov, sınır
aşırı suçla mücadele amacıyla Devletler arası işbirliği çerçevesinde geçerli bir
yakalama emrine dayalı olarak tutulmakta idi. Dolayısıyla geçiş izni veya iyi niyet
ilkesi ihlal edilmemiştir.
Mathloom – Yunanistan Davası, 24.04.2012:dava, hakkında şartlı salıverme
kararı verilmesine karşın sınırdışı edilmek amacıyla iki yıl üç aydan uzun bir süre
boyunca tutulan bir Irak vatandaşı ile ilgili idi. 5. Maddenin 1(f) fıkrası ve 4.
fıkrası ihlal edilmiştir: haklarında mahkemelerce sınırdışı kararı verilen kişilerin
tutulmasına ilişkin Yunan mevzuatında azami tutulma süresi belirlenmemiş olması
5. Maddenin 1. fıkrası kapsamındaki öngörülebilirlik gerekliliğine aykırı idi.
- 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı)
AİHM yabancıların sınırdışı edilmesine ilişkin davalarda 8. Maddenin ihlaline ilişkin
çok sayıda karar vermiştir: Boultif – İsviçre Davası, 02.08.2001; Benhebba –
Fransa Davası, 10.07.2003; Maslov Avusturya Davası, 23.06.2008 (Büyük Daire);
Kaushal ve Diğerleri – Bulgaristan Davası, 02.09.2010, Gelerie – Romanya
Davası, 15.02.2011.
K.A.B. – İspanya Davasında (10.04.2012) AİHM, annesinin sınırdışı edilmesinin
ardından babasının rıza göstermemesine karşın evlat edinilen bir çocuk ile olarak
8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
AİHM özellikle yetkili makamların harekete geçmemelerinin, annenin önceden
doğrulama yapılmaksızın sınırdışı edilmesinin, durumu halihazırda belirsiz olan
başvurana formaliteler konusunda yardım edilmemesinin, çocuğunu terk etme
konusunda yegane sorumluluğun başvurana yüklenmesinin baba ve oğlunun
yeniden birleşme olasılığını engellediğini ve bu nedenle başvuranın özel hayata
saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğini kaydetmiştir.
Derdest dava, De Souza Ribeiro – Fransa Davası: dava, Fransız Guyana’sında
(Fransa’ya bağlı denizaşırı bir il) yaşayan bir Brezilya vatandaşının sınırdışı
edilmesi ile ilgilidir. Başvuran, Brezilya’ya sınırdışı edilmesinin 8. Madde
kapsamında korunan aile ve özel hayata saygı hakkına gerekçesiz müdahale
anlamına geldiğini iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, 13. Maddeye (etkili başvuru
hakkı) istinaden, infaz edilmezden önce sınırdışı kararının geçerliliğine itiraz hakkı
olmadığından şikayetçidir. AİHM, 30 Haziran 2011 tarihli Daire kararında, 8.
Madde ile birlikte alındığında 13. Maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Dava başvuranın talebi üzerine Büyük Daireye havale edilmiştir. 21 Mart 2012
tarihinde bir duruşma yapılmıştır.
Basın İrtibat:
Céline Menu-LangeBilgi Notu – Sınırdışı ve iade uygulamaları Basın Birimi
Tracey Turner-Tretz
tel: +33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)