Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

Aihm İçtihatlarına İlişkin Tematik Notlar

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Terör

Mesaj gönderen Admin »

15. Madde (olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma)
Belirli istisnai hallerde
1
Devletin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki
bazı yükümlülüklerini tek taraflı olarak askıya almasını (istisna) sağlayan bu
hüküm, bazı üye Devletler tarafından terör bağlamında kullanılmıştır.
AİHM’nin baktığı bu istisnalarla ilgili davalar
Lawless – İrlanda Davası, 01.07.1961 (AİHM’nin bu konudaki ilk
kararıdır)
Dava, Kuzey İrlanda ile bağlantılı bir terör eylemi sonrasında 1957 yılında İrlanda
tarafından getirilen bir istisna ile ilgili idi. IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) üyesi
olduğundan şüphelenilen başvuran, 1957 yılının Temmuz- Aralık ayları arasında
İrlanda Cumhuriyeti topraklarında bir askeri tutukevinde mahkeme önüne
çıkarılmaksızın tutulduğunu iddia etmekteydi.
7. Madde (kanunsuz ceza olmaz) ihlal edilmemiştir.
İrlanda – Birleşik Krallık Davası, 18.01.1978
Dava, Birleşik Krallık’ın Kuzey İrlanda üzerindeki hakimiyetine ilişkin olarak
1970’lerin başında getirdiği ve sonrasında bazı defalar yenilediği istisna ile ilgili
idi.
Brannigan ve Mc Mride – Birleşik Krallık Davası, 25.05.1993
Dava, Birleşik Krallık’ın Kuzey İrlanda ile ilgili olarak 1989’da getirdiği istisnayla
ilgili idi.
Aksoy – Türkiye Davası, 18.12.1996
Dava, Türk Hükümetinin ülkenin güneydoğusunda güvenlik güçleri ile terör
örgütü PKK (Kürdistan İşçi Partisi) arasındaki çatışmalar bağlamında getirdiği
istisnalarla ilgili idi.
A. ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası, 19.02.2009

1
“Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun
kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu
Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.”Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
Dava, Birleşik Krallık’ın ABD’de meydana gelen 11 Eylül terör saldırıları
sonrasında 2001 yılında getirdiği bir istisna ile ilgili idi.
1. Tutuklu teröristler (terör şüphelileri)
“Şahısların olağanüstü şartlarda teslim edilmesi” ile ilgili derdest
davalar
Al-Nashiri – Polonya Davası (no. 28761/11)
10.07.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Yemen kökenli Suudi Arabistan vatandaşı olan başvuran, El Kaide’nin en üst
düzey simalarından biri kabul edilmektedir. Başvuran, 2000 yılında USS Cole
zırhlısına ve 2002 yılında Fransız bandıralı sivil petrol tankeri MV Limburg’a
yönelik terörist saldırılarda bulunma suçlamasıyla Küba’da bulunan ABD’ye ait
Guantanamo Körfezi Deniz Üssünde tutulmaktadır. Başvuran Ekim 2002’de
Dubai’de (Birleşik Arap Emirlikleri) yakalandığını ve CIA’ya teslim edildiğini, birisi
Polonya’da olmak üzere gizli tutukevlerinde kötü muameleye maruz kaldığını
iddia etmektedir.
2. Madde (yaşam hakkı), 3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı),
5. Madde (özgürlük ve güvenlik hakkı), 6. Madde (adil yargılanma hakkı),
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 13. Madde (etkili başvuru hakkı).
Nasr ve Ghali – İtalya Davası (no. 44883/09)
22.11.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
İtalya’da siyasi sığınmacı statüsüne sahip Mısır vatandaşı başvuran İmam Abu
Omar, kaçırılarak Mısır’a götürüldüğünü ve ardından aylar boyunca gizli bir yerde
insanlık dışı koşullarda tutulduğunu iddia etmektedir. Abu Omar’ın karısı olan
ikinci başvuran, kocasının başına gelenler konusunda İtalyan makamlarının
kendisini belirsizliğe mahkum ettiğinden şikayetçidir.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı), 5. Madde (özgürlük ve
güvenlik hakkı), 6. Madde (adil yargılanma hakkı), 8. Madde (özel ve aile
hayatına saygı hakkı) ve 13. Madde (etkili başvuru hakkı).
El Masri – Yugoslavya Davası (no. 39630/09)
28.09.2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Lübnan kökenli Alman vatandaşı başvuran, Makedon polisi tarafından Aralık
2003’te tutuklandığını, 23 gün Üsküp’te bir otelde hapsedildiğini, terör
örgütleriyle olduğu iddia edilen bağlantısı konusunda sorgulandığını, ardından
CIA ajanlarına teslim edildiğini, CIA tarafından özel bir uçakla Afganistan’a
götürüldüğünü ve Mayıs 2004’e kadar Afganistan’da tutulduğunu iddia
etmektedir.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı), 5. Madde (özgürlük ve
güvenlik hakkı), 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı), 10. Madde (ifade
özgürlüğü) ve 13. Madde (etkili başvuru hakkı).Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
Kötü muamele
15. Madde, bazı tedbirlere hiçbir acil durumda dahi başvurulamayacağı
konusunda açıktır. Örneğin, 3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele
yasağı) hiçbir istisna kabul etmeyen mutlak bir haktır.
Amin ve Ahmed – Birleşik Krallık Davası – DERDEST DAVA
10.07.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir
Başvuranlar 2004 yılında Pakistan’da yakalanarak tutuklanmış, Birleşik Krallık’a
sınırdışı edilmiş ve teröre karıştıkları gerekçesiyle bu ülkede yargılanarak
mahkum edilmişlerdir. Başvuranlar, tutuklulukları sırasında Pakistanlı
yetkililerden işkence gördüklerinden, işkence gördüklerini bilen İngiliz ajanlarının
da işkence suçuna iştirak etmiş olduklarından şikayetçidirler. Başvuranlar ayrıca
Birleşik Krallık’ta haklarında açılan ceza davasında bazı unsurların kamu yararı
gerekçesiyle kendilerine gösterilmediğinden bahisle bu davanın adil olmadığından
şikayetçidirler.
3. Madde (işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ve etkili
soruşturma yapılmaması)
6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı)
Frérot – Fransa Davası
12.6.2007
Önceden “Action Directe” adlı aşırı sol bir silahlı örgüt üyesi olan başvuran, 1995
yılında adam öldürme ve silahlı soygun da dahil çeşitli suçlardan mahkum olduğu
30 yıl hapis cezasını çekerken cezaevinde tutulduğu dönemde defaatle soyularak
arandığından şikayetçi idi.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı), 6. Maddenin 1. fıkrası
(adil yargılanma hakkı), 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve
13. Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmiştir.
Ramirez Sanchez – Fransa Davası
04.07.2006
“Çakal Carlos” olarak bilinen ve 1970’lerde dünyanın en tehlikeli teröristi nazarıyla
bakılan başvuran, terör suçlarından mahkum olduktan sonra 8 yıl hücre tecridinde
tutulduğundan şikayetçi idi.
Hücre tecridinde geçirilen süre bakımından 3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı
muamele yasağı) ihlal edilmemiştir.
Fransız hukukunda başvuranın tecrit halinin devamına ilişkin karara itiraz edecek
bir kanun yolu bulunmaması nedeniyle 13. Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal
edilmiştir.
Öcalan – Türkiye Davası
12.05.2005
Dava, PKK’nın eski lideri olup Türk topraklarının bir bölümünün Türkiye’den
koparılmasına yönelik faaliyetler nedeniyle idam cezasına çarptırılan Abdullah
Öcalan’ın Türkiye’ye götürülme ve tutulma koşulları ile ilgili idi.Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
İdam cezası adil yargılanma şartlarında verilmediğinden 3. Madde (insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
5. Maddenin 4. fıkrası (tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında mahkeme
tarafından ivedilikle karar verilmesi hakkı) ve 5. Maddenin 4. fıkrası (5. Maddenin
3. fıkrası (özgürlüğünden mahrum bırakılan kişinin derhal hâkim önüne çıkarılma
hakkı) ihlal edilmiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) tek başına ve ayrıca 6. Maddenin
3(b) (savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı)
ve 3(c) (kendi seçeceği müdafiinin yardımından yararlanma hakkı) fıkrasıyla
bağlantılı olarak ihlal edilmiştir.
Martinez Sala – İspanya Davası
2.11.2004
AİHM İspanyol makamlarının, başvuranların 1992 yazında, Barselona Olimpiyat
Oyunlarının hemen öncesinde terör suçlarıyla bağlantılı bir soruşturma
kapsamında polis gözetimine alındıkları sırada kötü muameleye maruz kaldıkları
iddiaları ile ilgili etkili bir resmi soruşturma yürütmediklerine karar vermiştir.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
3. Madde (soruşturma) ihlal edilmemiştir.
Aksoy – Türkiye Davası
18.12.1996
Başvuran özellikle 1992 yılında PKK teröristlerine yardım ve yataklık ettiği
şüphesiyle tutuklanmasının kanuna aykırı olduğundan ve işkence gördüğünden
(“Filistin askısı”, yani çırılçıplak soyulup ellerin arkadan bağlanması ve kollardan
asılma) şikayetçi idi.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı), 5. Madde (özgürlük ve
güvenlik hakkı), ve 13. Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmiştir.
İrlanda – Birleşik Krallık Davası
18.01.1978
Birleşik Krallık makamları Ağustos 1971 – Aralık 1975 arasında Kuzey İrlanda’da
bir dizi “yargısız” yakalama, gözaltı ve tutuklama işlemi gerçekleştirmişlerdir.
Dava, İrlanda Hükümetinin bu tedbirlerin kapsamı ve uygulanmasına ve bilhassa
terör eylemleriyle bağlantılı olarak tutulanlara karşı psikolojik sorgulama (duvara
yaslama, yüzünü başlıkla kapatma, gürültüye maruz bırakma ve uykudan,
yemekten ve sudan mahrum bırakma gibi) tekniklerine başvurulmasına ilişkin
şikayeti ile ilgili idi.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
5. Madde (özgürlük ve güvenlik hakkı) veya 14. Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal
edilmemiştir.
Teröristlerin/terör şüphelilerinin iade / sınırdışı edilmesi
Bireyin bir başka devlette kötü muamele göreceği konusunda gerçek bir risk söz
konusu ise bu bireyin o devlete gönderilmemesi yükümlülüğü mutlaktır; kişinin
suçu veya davranışı ne olursa olsun, iade veya sınırdışı edilmesindeki kamu
yararının gönderildiği yerde kötü muameleye maruz kalma riskinden daha önemli
olduğu iddia olunamaz.Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
Babar Ahmad ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (başvuru no.
24027/07, 11949/08, 36742/08, 66911/09 ve 67354/09)
10.04.2012 – KESİNLEŞMEMİŞTİR
Aswat dışında bütün başvuranlar davanın Büyük Daireye havale edilmesini talep
etmişlerdir; halen Büyük Daire heyetinin kararı beklenmektedir.
Dava, uluslararası terörist oldukları iddia edilen, Birleşik Krallık’ta tutuklanan ve
Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmeyi bekleyen Babar Ahmad, Haroon
Rashid Aswat, Syed Tahla Ahsan, Mustafa Kamal Mustafa (daha çok Abu Hamza
ismiyle tanınmaktadır), Adel Abdul Bary ve Khaled Al-Fawwaz ile ilgili idi.
AİHM oybirliğiyle:
- Ahmad, Ahsan, Abu Hamza, Bary ve Al-Fawwaz’ın ABD’ye iade edilmeleri
halinde konacakları ADX Florence’deki (ABD’de bir maksimum güvenlikli cezaevi)
tutulma koşullarının 3. Maddenin (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı)
ihlali anlamına gelmeyeceğine,
- iade edilmeleri durumunda muhtemel ceza sürelerinin 3. Maddenin ihlali
anlamına gelmeyeceğine hükmetmiştir.
AİHM, Aswat’in şizofreni hastalığının ve Broadmoor Hastanesine yatırılmasının
ADX’te tutulmasını etkileyecek herhangi bir etken oluşturup oluşturmadığını tespit
etmek amacıyla, taraflardan daha fazla bilgi ve belge talep ederek Aswat’ın
başvurusunun incelenmesini ertelemiştir.
AİHM ayrıca karar kesinleşene kadar veya başvurucu tarafların birinin veya her
ikisinin davanın Büyük Daireye havale edilmesi talebinde bulunmasına değin,
(AİHM İçtüzüğünün 39. Maddesi uyarınca) Birleşik Krallık’ın uygulamasını talep
etmiş olduğu geçici tedbiri sürdürmesine ve başvuranları iade etmemesine karar
vermiştir.
Omar Othman – Birleşik Krallık Davası
17.01.2012
(Abu Qatada adıyla da tanınan) başvuran Omar Othman, gıyabında farklı terör
suçlarından mahkum edildiği Ürdün’e sınırdışı edilmesi kararına karşı başvuruda
bulunmuştur. AİHM, Birleşik Krallık Hükümetinin Ürdün Hükümetinden aldığı
diplomatik güvencelerin Othman’ın korunması için yeterli olduğuna ve bu nedenle
kötü muamele riski bulunmadığına, dolayısıyla Othman’ın Ürdün’e sınırdışı
edilmesi durumunda 3. Maddenin (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı)
ihlalinin söz konusu olmayacağına hükmetmiştir. Ancak AİHM, Othman Ürdün’de
yeniden yargılanırken işkence ile alınmış ifadesinin kabul edilmesi yönünde gerçek
bir risk bulunması nedeniyle 6. Maddenin (adil yargılanma hakkı) ihlalinin söz
konusu olacağına karar vermiştir. Bu dava, AİHM’nin bir sınırdışı etme
işleminin 6. Maddenin ihlali anlamına geleceğine hükmettiği ilk dava idi.
Bu karar, işkenceyle elde edilen delillerin adil yargılanmayı imkansız kıldığı
yönündeki uluslararası konsensüsü yansıtmaktaydı. AİHM ayrıca başvuranın
sınırdışı edilmesi halinde 13. (etkili başvuru hakkı) ve 5. Maddenin (özgürlük ve
güvenlik hakkı) ihlalinin söz konusu olmayacağına hükmetmiştir.
H.R. – Fransa Davası
22.09.2011Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
Dava, Fransa’da terör suçlarından mahkum edilen başvuranın Cezayir’e iade
edilmesi durumunda kötü muameleye maruz kalacağı iddiası ile ilgili idi.
Başvuranın Cezayir’e iade edilmesi durumunda 3. Maddenin (insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele yasağı) ihlali söz konusu olacaktır.
Beghal – Fransa Davası
06.09.2011
Dava, Fransa’da terör faaliyetlerinden mahkum edilen başvuranın Cezayir’e iade
edilmesi durumunda özellikle 3. Maddenin (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele
yasağı) hilafına kötü muamele riskine maruz kalacağı iddiası ile ilgili idi.
Başvuru reddedilmiştir (AİHM, başvuran hakkındaki ceza davasının ve
tutukluluk halinin devam etmesi nedeniyle sınırdışı edilmesinin artık mümkün
olmadığını kaydetmiştir. Bu nedenle, başvuranın 3. Madde kapsamında mağdur
olması söz konusu olmayacaktır).
Daoudi – Fransa Davası
03.12.2009
Cezayir vatandaşı başvuran, El Kaide ile bağlantılı bir radikal İslamcı grubu
çökertme operasyonu kapsamında tutuklanmış ve ABD’nin Paris Büyükelçiliğine
yönelik bir intihar saldırısı hazırlığında bulunmaktan mahkum edilmiştir.
Başvuranın Cezayir’e sınırdışı edilmesi durumunda 3. Maddenin (insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele yasağı) ihlali söz konusu olacaktır.
Saadi – İtalya Davası
28.02.2008
Başvuranın (2005 yılında terör örgütüne üyelikten gıyabında 20 yıl hapis cezasına
mahkum edildiğini iddia ettiği) Tunus’a sınırdışı edilmesi durumunda 3. Maddenin
(insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlali söz konusu olacaktır.
Shamayev ve Diğerleri – Gürcistan ve Rusya Davası
12.04.2005
Gelogayev’in Çeçenistan’daki savaşa iştirak etmiş bir terörist isyancı olduğu
gerekçesiyle Rusya’ya iade kararının infazı durumunda 3. Maddenin (insanlık dışı
ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlali söz konusu olacaktır.
Chahal – Birleşik Krallık Davası
15.11.1996
AİHM, ulusal güvenlik gerekçesiyle sınırdışı edilmesine karar verilen ayrılıkçı Sih
davasının savunucusu şahsın, Hindistan’a gönderilmesi halinde gerçek bir kötü
muamele riskiyle yüz yüze olduğuna karar vermiştir (AİHM, Hint Hükümetinin
verdiği güvencelerle tatmin olmamıştır).
Hindistan’a sınırdışı kararının uygulanması, 3. Maddenin (insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele yasağı) ihlali anlamına gelecektir.
AİHM’nin, AİHM İçtüzüğünün 39. Maddesinin (geçici tedbirler)
uygulanmasına yönelik kararına rağmen ilgili Devletin terör şüphelilerini
iade/sınırdışı ettiği iki davaBilgi Notu - Terör Basın Birimi
Ben Khemais – İtalya Davası
24.02.2009
Dava, Tunus’ta terör örgütüne üyelikten gıyaben yargılanarak 10 yıl hapis
cezasına mahkum edilen başvuranın aşırı İslamcıların faaliyetlerindeki rolü
nedeniyle Tunus’a sınırdışı edilmesi ile ilgili idi.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
34. Madde (bireysel başvuru hakkı) ihlal edilmiştir.
Mamatkulov ve Askarov – Türkiye Davası
04.02.2005
Dava, ERK muhalefet partisine üye olup Özbekistan’da bir bomba
patlatılmasından ve ülkenin Cumhurbaşkanına yönelik terör saldırısı girişiminde
bulunmaktan şüpheli iki kişinin 1999 yılında Özbekistan’a iadeleri ile ilgili idi.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmemiştir.
34. Madde (bireysel başvuru hakkı) ihlal edilmemiştir.
5. Madde (özgürlük ve güvenlik hakkı) ile ilgili sorunlar
Kuvvetli şüphe
5. Madde kapsamında kişinin yalnızca istihbarat toplama amacıyla sorgulanmak
için tutulmasına izin verilmemektedir (en azından ilke olarak suç isnadı niyeti
bulunmalıdır).
Murray – Birleşik Krallık Davası
28.10.1994
Başvuran, Geçici IRA adına para toplama şüphesiyle tutuklanmıştır.
O’Hara – Birleşik Krallık Davası
16.10.2001
Sinn Fein’in öndegelen üyelerinden biri, IRA tarafından işlenen bir cinayete
karıştığı şüphesiyle yakalanmıştır.
Bu davalarda 5. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmemiştir. AİHM başvuranların terör
suçları şüphesiyle tutuklanmalarının, terör faaliyetleriyle ilgili önceden planlanmış
operasyonların bir parçası olduğunu ve toplanan deliller veya istihbarat ışığında
hareket edildiğini, “makul şüphe veya kuvvetli gerekçe” standardına uygun
hareket edildiğini kaydetmiştir.
Fox, Campbell ve Hartley – Birleşik Krallık Davası
30.8.1990
Başvuranlar, Kuzey İrlanda’da bir polis memuru tarafından kendisine tanınan
terör şüphelilerini 72 saate kadar gözaltında tutma yetkisine istinaden
tutuklanmışlardır (bu yetki sonradan kaldırılmıştır). AİHM yakalamaların nesnel ve
“kuvvetli şüphe” temelinde yapıldığına ilişkin yeterli delil bulunmadığına
hükmetmiştir.
5. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
Yakalandıktan sonra derhal hâkim veya bir “başka kamu görevlisi”
karşısına çıkarılma hakkı
Yakalanan kişi derhal bir hâkim veya başka bir kamu görevlisi karşısına
çıkarılmalıdır; bu gereklilik yakalanma “ânı”ndan itibaren geçerlidir.
Brannigan – McBride – Birleşik Krallık Davası
25.5.1993
IRA şüphelilerinin Brogan davasına nazaran daha uzun bir süre tutulmaları ihlal
teşkil etmemiştir, zira Birleşik Krallık 15. Madde kapsamında bir acil durum
istisnası getirmişti (bkz. yukarıda 1. sayfa).
5. Maddenin 3. fıkrası ihlal edilmemiştir.
Brogan ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası
29.11.1988
Terör şüphelisi dört başvuran, Kuzey İrlanda’da polis tarafından gözaltına
alınmışlar, 4 gün altı saat ila 6 gün arası bir süre devam eden sorguları
sonrasında haklarında bir suç isnadı yapılmaksızın veya hâkim karşısına
çıkarılmaksızın salıverilmişlerdir. AİHM “ivedilik” gereğinin 4 gün 6 saatlik veya
daha uzun bir süreye uzatılamayacağına karar vermiştir.
5. Maddenin 3. fıkrası ihlal edilmiştir.
Süresiz tutulma
A. ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası
19.2.2009
Dava, Dışişleri Bakanlığı tarafından terör suçlarına karıştıkları şüphesi bulunduğu
kaydedilen yabancıların yüksek güvenlikli koşullarda süresiz tutulmalarına olanak
veren bir yasal rejim kapsamında tutulanların şikayetleri ile ilgili idi. AİHM
başvuranların tutukluluklarının, 3. Madde kapsamında ele alınabilecek insanlık dışı
ve aşağılayıcı muamele sınırına ulaşmadığını kaydetmekle birlikte 5. Maddenin
1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Zira, (Birleşik Krallık’tan ayrılmayı
tercih eden Faslı ve Fransız başvuranlar dışındaki) başvuranlar sınırdışı etmek
amacıyla tutulmamışlardır ve Lordlar Kamarasının kararında ifade edildiği üzere,
terör şüphesiyle süresiz tutulmalarına imkan veren istisnai tedbirler, ülke
vatandaşları ve yabancılar arasında gerekçelendirilemez bir ayrımcılığa yol
açmıştır.
6. Madde (adil yargılanma hakkı) ile ilgili sorunlar
Derdest davalar
Ibrahim, Mohammed ve Omar – Birleşik Krallık Davası
22.05.2012 tarihinde tebliğ edilmiş ve kabul edilemez ilan edilmiştir
Başvuranlar, 21 Temmuz 2005 tarihinde Londra ulaşım sitemine başarısızlıkla
sonuçlanan bir bombalama teşebbüsünden tutuklanmış ve yargılanmışlardır.
Başvuranlar bilhassa yakalandıktan hemen sonra avukatları hazır bulunmadığı
halde gerçekleştirilen emniyet sorgusuyla ilgili delillerin mahkemece kabul Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
edilmesinden şikayetçidirler.
6. Maddenin 1. ve 3(c) fıkrası (adil yargılanma hakkı)
Gulamhussein ve Tariq – Birleşik Krallık Davası
07.03.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir
Başvuranlar terör faaliyetlerine karıştıkları şüphesiyle İçişleri Bakanlığındaki
işlerinden çıkarılmışlardır. İşten çıkarma kararına karşı açtıkları dava görüldüğü
esnada yalnızca sınırlı ifşaatta bulunulmuş ve İş Mahkemesi Tariq’ın davasında
özel bir müdafaa usulü uygulamıştır. Başvuranlar silahların eşitliği ilkesinin,
duruşmaya katılma hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğinden
şikayetçidirler.
6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı)
Salduz – Türkiye Davası
27.11.2008
Başvuran, henüz reşit değilken PKK’nın cezaevindeki liderini desteklemek
amacıyla düzenlenen bir gösteriye katıldığı ve bir köprüye yasadışı afiş astığı
gerekçesiyle tutuklanmıştır. Başvurana sonradan PKK’ya yardım ve yataklık etme
isnadında bulunulmuştur. Dava, başvuranın yaşa bakılmaksızın devlet güvenlik
mahkemelerinin yetki çevresinde bulunan bir suçtan polis gözetiminde iken
avukata erişme hakkının kısıtlanması ile ilgili idi.
6. Maddenin 3(c) (kendi seçeceği müdafiinin yardımından yararlanma hakkı)
fıkrası ve 6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir.
Heaney ve McGuinnes – İrlanda Davası
21.12.2000
Dava, başvuranların ciddi terör suçlarına karıştıkları şüphesiyle gözaltına
alınmalarının ardından susma hakkı ve kendini itham etmeme hakkı ile ilgili idi.
6. Madde (adil yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir.
2. Terör kurbanları
Devletler, yetki çevrelerindeki herkesin terör eylemleri karşısında temel haklarını
korumak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler.
2
Finogenov ve Diğerleri – Rusya Davası ve Chernetsova ve Diğerleri –
Rusya Davası
20.12.2011
Dava, Moskova’da bulunan “Dubrovka” tiyatrosunun 2002 Ekiminde ayrılıkçı
Çeçenler tarafından ele geçirilmesi ve gaz kullanmak suretiyle teröristlerin
bertaraf edilmesi ve rehinelerin kurtarılması kararı ile ilgili idi.

2
Bkz. Avrupa Konseyi “İnsan Hakları ve Terörle Mücadele” Rehberi.Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
Rehine krizini güç ve gaz kullanarak çözüme kavuşturma kararıyla ilgili olarak
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesi (yaşam hakkı) ihlal
edilmemiştir;
Kurtarma operasyonunun yeterince planlanmadan uygulanması konusunda
Sözleşmenin 2. Maddesi ihlal edilmiştir;
Yetkili mercilerin rehine operasyonunun planlanması ve uygulanmasında
ihmallerinin bulunduğu ve rehinelere tıbbi destek verilmediği iddiaları ile ilgili
olarak 2. Madde ihlal edilmiştir.
İçyer – Türkiye Davası
12.01.2006
Başvuran, özellikle 8. Maddeye (özel ve aile hayatına ve konutuna saygı hakkı) ve
1 Numaralı Protokolün 1. Maddesine atıfla Türk makamlarının, bölgedeki terör
faaliyetleri nedeniyle 1994 yılında boşalttıkları köyüne dönmesine izin
vermediklerinden şikayetçi idi. Dava, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan
Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’la kurulan komisyona başvuru yolunun
etkililiği ile ilgili idi.
Başvuru reddedilmiştir. AİHM Kanunda yeterli tazminat öngörüldüğünü ve
başvuranın şu an köyüne dönmesine mani hiçbir durumun olmadığını
kaydetmiştir. Bu kapsamda, köye dönüşlerle ilgili yaklaşık 1500 dava, AİHM’nin
bu kararı ışığında kabul edilemez ilan edilmiştir.
3. Terörün önlenmesi
Devletler tarafından terörle mücadele konusunda alınan bütün tedbirlerde insan
hakları ve hukukun üstünlüğü gözetilmeli; hiçbir keyfiliğe, ayrımcı veya ırkçı
muameleye yol verilmemelidir ve bu tedbirler gereği gibi denetlenmelidir.
Nefsi veya başkasını müdafaa amacıyla güç kullanma (2. Madde)
2. Maddenin 2. fıkrası kapsamında güç kullanımı ancak “mutlak zorunlu” ise
meşrudur.
Armani da Silva – Birleşik Krallık Davası (no. 5878) – DERDEST DAVA
28.09.2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, Londra metrosuna intihar saldırısı düzenleyen bir şahısla karıştırılarak
vurulan bir Brezilya vatandaşı ile ilgilidir.
Özellikle 2. Madde (yaşam hakkı)
McCann ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası
27.09.1995
Üzerlerinde uzaktan kumandalı bomba infilak düzeneği bulunduğundan
şüphelenilen Geçici IRA’ya mensup üç kişi Cebelitarık’ta Özel Hava Kuvvetleri
askerleri tarafından vurularak öldürülmüştür. İhlal vuku bulmuştur; zira
operasyonun şüphelilerin ölümüyle neticelenmeyecek biçimde planlanması ve
yürütülmesi mümkündü.Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
2. Madde (yaşam hakkı) ihlal edilmiştir.
Siyasal partilerin kapatılması (11. Madde)
Herri Batasuna ve Batasuna – İspanya Davası
Etxeberria ve Diğerleri – İspanya Davası
Henrritarren Zerrenda – İspanya Davası
30.06.2009
İlk dava, ETA terör örgütüyle bağlantılı oldukları gerekçesiyle kapatılan Herri
Batasuna ve Batasuna partileri ile ilgili idi.
AİHM başvuranların projelerinin “demokratik toplum” kavramına muhalif
olduğunu ve İspanya demokrasisi için ciddi bir tehdit oluşturduğunu kaydetmiştir.
11. Madde (toplanma ve dernek kurma özgürlüğü) ihlal edilmemiştir.
İkinci ve üçüncü dava, yasadışı ilan edilerek kapatılan siyasal partilerdeki
(özellikle Herri Batasuna ve Batasuna partileri) faaliyetleri nedeniyle başvuranlara
seçimlerde aday olma yasağı getirilmesi ile ilgili idi.
Bilhassa 1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi (serbest seçim hakkı), 10. Madde
(ifade özgürlüğü) ve 13. Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmemiştir.
Türkiye Birleşik Komünist Partisi – Türkiye Davası
30.01.1998
Dava, Türkiye Birleşik Komünist Partisinin (TBKP) ve kapatılması ve yöneticilerinin
başka herhangi bir partide benzer görevlerde bulunmalarının yasaklanması ile
ilgili idi. AİHM bilhassa TBKP’nin Türkiye’deki terör sorunlarından sorumlu
olduğuna ilişkin bir delil bulunmadığından bahisle partinin kapatılmasının
“demokratik bir toplumda zorunlu” olmadığına karar vermiştir.
11. Madde (toplanma ve dernek kurma özgürlüğü) ihlal edilmiştir.
Benzer davalar
Sosyalist Parti ve Diğerleri – Türkiye Davası
25.5.1998
Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) – Türkiye Davası
8.12.1999
Yazar, Karataş, Aksoy ve Halkın Emek Partisi (HEP) – Türkiye Davası
9.4.2002
İfade özgürlüğü sorunları (10. Madde)
(Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun) iki kabul edilemezlik kararı
Brind – Birleşik Krallık Davası
9.5.1994 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir.
Davalar, başvuranların 10. Maddeye atıfla, IRA gibi terör örgütlerini temsil eden
veya destekleyen kişilerle ilgili röportajlara/haberlere veya bu kişilerin
söyleyecekleri her türlü söze kısıtlama getiren kararlara/tebliğlere ilişkin
şikayetleri ile ilgili idi. İlk davada Komisyon, şikayete konu kararın ulusal
güvenliğin korunması, suç ve kargaşanın önlenmesi amacına uygun olduğuna, Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
ikinci davada ise röportajların seslendirilmesinde bir oyuncunun sesinin
kullanılması şartının sınırlı bir müdahale teşkil ettiğine karar vermiştir.
Purcell ve Diğerleri – İrlanda
16.4.1991 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir
Ürper ve Diğerleri – Türkiye Davası
20.10.2009
Dava, başvuranların terör örgütü propagandası yaptıkları gerekçesiyle çıkardıkları
gazetenin yayın ve dağıtımının durdurulmasına ilişkin şikayetleri ile ilgili idi.
10. Madde ihlal edilmiştir.
Benzer davalar
Gözel ve Özer – Türkiye Davası
06.07.2010
Turgay ve Diğerleri – Türkiye Davası
15.06.2010
Leroy – Fransa Davası
2.10.2008
Karikatür sanatçısı başvuran, 11 Eylül 2001 saldırıları üzerine çizdiği bir eserle
terörü hoş gösterdiği gerekçesiyle mahkum edildiğinden şikayetçi idi.
10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmemiştir.
Falakaoğlu ve Saygılı – Türkiye Davası
19.12.2006
Dava başvuranların, Devlet görevlilerini terör örgütlerine hedef gösteren yazılar
yayımladıkları gerekçesiyle Terörle Mücadele Kanununa dayanılarak mahkum
edilmelerine ilişkin şikayetleri ile ilgili idi.
10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmiştir.
Ekin Derneği – Fransa Davası
17.7.2001
Dava, Bask kültürü üzerine bir kitabın dağıtımına yasak getirilmesi ile ilgili idi.
AİHM kitabın içeriğinde şiddete veya bölücülüğe kışkırtıcı hiçbir şey bulunmadığını
ve başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bu müdahalenin “demokratik bir
toplumda zorunlu” olmadığını kaydetmiştir.
10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmiştir.
Özel hayata müdahale teşkil eden tedbirler (8. Madde)
NADA – İsviçre Davası (no. 10593/08)
12.09.2012 tarihli Büyük Daire kararı
Dava, bir kişinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından El Kaide ve
Taliban ile mücadele çerçevesinde alınan kararlar temelinde “kara liste”ye
alınması ve bunun sonucunda kendisine bir dizi kısıtlama uygulanması ile ilgili idi.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 13. Madde (etkili başvuru hakkı)
ihlal edilmiştir.Bilgi Notu - Terör Basın Birimi
AİHM, İsviçre’nin Güvenlik Konseyi kararlarının bağlayıcılığına istinat etmektense
kendi takdir hakkı çerçevesinde bu yaptırımları başvuranın bireysel durumuna
uyarlayacak olası bütün tedbirleri almalı idi. İsviçre ihtilaflı görünen uluslararası
yükümlülükleri uyumlaştıramadığı için 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmedilmiştir.
Gillan ve Quinton – Birleşik Krallık Davası
12.01.2010
Dava, Birleşik Krallık’ta 2000 tarihli Terör Yasasının 44-47. Maddeleri gereğince
polise bireyleri makul suç şüphesi olmaksızın durdurma ve arama yetkisi verilmesi
ile ilgili idi.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Klass ve Diğerleri – Almanya Davası
6.09.1978
Dava, beş Alman avukatın Almanya’da yetkili mercilere yazışmalarını ve telefon
görüşmelerini sonradan kendilerine haklarında alınan bu tedbirlere ilişkin bilgi
vermeksizin takip etme yetkisi tanıyan mevzuattan şikayetleri ile ilgili idi. AİHM,
son derece gelişmiş casusluk ve terörizm biçimlerine dikkat çekerek gizli teknik
takibe olanak sağlayan mevzuatın istisnai koşullarda ulusal güvenlik adına
ve/veya kargaşa ya da suçun önlenmesi amacıyla “demokratik bir toplumda
zorunlu” olduğunu kaydetmiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmemiştir.
4. MÜTEFERRİK
Sabanchiyeva ve Diğerler Davası (no. 38450) – DERDEST DAVA
Kasım 2008’de kabul edilemez ilan edilmiştir
Dava, yetkili mercilerin terörist olduğu iddia olunan şahısların cesetlerini
yakınlarına teslim etmemeleri ile ilgilidir.
Bilhassa 3. Madde (işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı)
Basın İrtibat: Tracey Turner-Tretz
+33 (0)3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Çocuk hakları

Mesaj gönderen Admin »

Eğitim
Belçika Dil Davası (no. 1474/62, 1677/62, 1691/62, 1769/63, 1994/63 ve
2126/64)
23.07.1968
Çoğunlukla Flemenkçe konuşulan Belçika'nın bazı bölgelerinde yaşayan ve
Fransızca konuşan 800'den fazla çocuğun ebeveyni olan başvuranlar, çocuklarının
Fransız eğitimine erişimlerinin engellendiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bazı çocukların Brüksel'in varoşlarında yer alan
altı komündeki özel statüye sahip Fransızca eğitim veren okullara devam etmesini
sırf ebeveynleri bu komünlerin dışında yaşadığı için engellemenin Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 14. Maddesi (ayrımcılık yasağı) ile 1 Numaralı Protokolün
2. Maddesini (eğitim hakkı) ihlal ettiğini tespit etmiştir. Bununla birlikte AİHM
aynı zamanda Sözleşmenin, bir çocuğun devlet tarafından verilen ya da devlet
tarafından desteklenen ve ebeveynlerin dilinde verilen eğitim hakkını güvence
altına almadığını da kaydetmiştir. Alınan önlemler arasında yasada yapılacak bir
değişiklik de vardı.
Timishev - Rusya Davası (no. 55762/00 ve 00/55974)
13.12.2005
Başvuranın yedi ve dokuz yaşlarındaki çocukları, Çeçen olan babaları yaşadıkları
kentin bir sakini olarak kayıtlı olmadığı için ve artık göçmen kartı
bulunmadığından (bu kartı Çeçenistan'da kaybettiği mülkünün tazmini için iade
etmek zorunda kalmıştır) iki yıldır devam ettikleri okuldan çıkarılmışlardır.
Rus yasaları, çocukların eğitiminin, ebeveynlerinin ikamet yerinin kaydına bağlı
olmasına izin vermediği için AİHM, 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesinin ihlal
edildiğine hükmetmiştir. Bu kararın icrası devam etmektedir.
D.H. – Çek Cumhuriyeti (no. 57325/00)
13.11.2007 (Büyük Daire)
Dava, Çek vatandaşı olup 1996 ile 1999 yılları arasında zihinsel ve sosyal
engelliler de dahil olmak üzere özel ihtiyacı olan çocuklara yönelik okullara
yerleştirilen 18 Roman çocuk ile ilgilidir. Başvuranlar, iki kademeli bir eğitim
sisteminin bulunduğunu ve bu sistemde Roman çocukların (daha basit bir
müfredat uygulayan) bu tür okullara ayrılmasının neredeyse otomatik bir süreçBilgi Notu - Çocuk Hakları Basın Birimi
sonucunda gerçekleştiğini iddia etmişlerdir.
AİHM, söz konusu tarihte Çek Cumhuriyeti'ndeki özel okullardaki çocukların
çoğunluğunun Roman kökenli olduğunu kaydetmiştir. Ortalama/ortalamanın
üzerinde zekâ seviyesine sahip Roman çocuklar etnik kökenlerine adapte
edilmemiş psikolojik testler bahane edilerek sık sık bu okullara yerleştirilmektedir.
AİHM, söz konusu davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan yasanın, Roman
çocuklara karşı orantısız bir önyargı oluşturduğundan hareketle, Sözleşmenin 14.
Maddesinin ve 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Öte yandan yeni çıkarılan yasayla bu tarz özel okullar kaldırılmış ve normal
okulların hem özel eğitim ihtiyaçları olan çocuklara hem de sosyal açıdan
dezavantajlı çocuklara eğitim vermesi hükme bağlanmıştır. Bu kararın icrası
devam etmektedir.
Sampanis ve Diğerleri – Yunanistan Davası (no. 32526/05)
05.06.2008
Yunanistan mercileri (herhangi bir örgün eğitimden yoksun olan) bir grup Roman
kökenli Yunanistanlı çocuğu tüm bir akademik dönem boyunca okula
kaydetmemiştir. 50'den fazla çocuk daha sonra okulun ek binasındaki özel
sınıflara yerleştirilmiştir; burada normal sınıflara yeniden entegrasyonları
amaçlanmıştır.
AİHM, Roman çocuklar başlangıçta teste tabi tutularak hazır sınıflarına
gitmelerinin gerekip gerekmediğinin belirlenmediğini ve daha sonraki aşamalarda
da normal sınıflara katılacak şekilde ilerleme gösterip göstermediklerinin test
edilmediğini kaydetmiştir. AİHM, hem kayıt prosedürü hem de çocukların özel
sınıflara yerleştirilmesi bakımından 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesinin ve
Sözleşmenin 14. Maddesinin ihlal edildiğine ve ayrıca Sözleşmenin 13. Maddesinin
de (etkili başvuru hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu kararın icrası devam
etmektedir.
Oršuš ve Diğerleri - Hırvatistan Davası (no. 15766/03)
16.03.2010 (Büyük Daire)
Roman kökenli on beş Hırvat, sadece Romanların gittiği sınıflara devam etmeye
zorlandıkları ve bundan dolayı eğitsel, psikolojik ve duygusal zarara uğradıkları
için ırk ayrımcılığına maruz kaldıklarından şikayetçi olmuştur.
AİHM, söz konusu okullardaki özel sınıflara sadece Roman çocukların
yerleştirildiğini tespit etmiştir. Hükümet, söz konusu öğrencilerin Hırvatçayı yeteri
kadar bilmediklerinden söz konusu ayrıma tabi tutulduklarını ifade etmiştir;
ancak, bu öğrencilerin söz konusu sınıflara yerleştirilmesine ilişkin testler dil
becerileri üzerine odaklanmamıştır ve çocukların gelişimi net bir şekilde
izlenmemiştir. Dolayısıyla başvuranların sadece Roman kökenlilere yönelik
sınıflara yerleştirilmesi gerekçelendirilememiştir; Sözleşmenin 14. Maddesi ile 1
Numaralı Protokolün 2. Maddesi ihlal edilmiştir. Bu kararın icrası devam
etmektedir.
Horvàth és Vadàzi - Macaristan Davası (no. 2351/06)
09.11.2010 (kabul edilebilirlik hakkında karar)
Hafif zihinsel engeli olan Roman kökenli iki çocuk, özel eğitim ihtiyaçları olan
çocuklar konusunda herhangi bir eğitimi olmayan bir öğretmenin gözetimindeBilgi Notu - Çocuk Hakları Basın Birimi
durumlarını iyileştirme amacı güden bir sınıfa yerleştirilmiştir. Kendilerinin özel bir
sınıfa yerleştirilmesi kararının, etnik kökenleri dolayısıyla alındığından ve bu
yüzden de ayrımcı olduğundan şikayetçi olmuşlardır. Açtıkları davalardan bir
sonuç alamamışlardır.
AİHM, davanın kabul edilemez olduğunu ilan etmiştir; çünkü başvuranlar Kamu
Eğitim Yasasının 77. Maddesi uyarınca dava açmamışlar ve Macar hukuk
mercilerinin davaların birindeki kesinleşmiş kararından itibaren altı ay içinde
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurma şartına riayet etmemişler ve diğer
davada ise ayrımcılıktan şikayette bulunmamışlardır.
Ali - Birleşik Krallık Davası (no. 40385/06)
11.01.2011
Başvuran, okulunda çıkan yangın konusunda polisin yürüttüğü soruşturma
boyunca söz konusu yangın sırasında yakınlarda bulunduğu gerekçesiyle okula
gitmekten alıkonulmuştur. Kendisine başka bir okula gitme teklifi yapılmış ve
kendisine karşı suçlamalar düştükten sonra ebeveynleri, kendisinin okula yeniden
dönmesi hususunu görüşmek üzere okula davet edilmiştir. Ebeveynleri bu
toplantıya gelmemiş ve ayrıca kendisinin okula dönüp dönmeyeceği konusunda
karar vermekte gecikmişlerdir. Bu öğrenci yerine bir başka öğrenci alınmıştır.
AİHM, eğitim hakkının, belli bir okula devam etme hakkını gerektirmediğini ve
disiplin cezaları verilmeyeceği anlamına gelmediğini kaydetmiştir. Başvuran
yasalara uygun olarak bir ceza soruşturması kapsamında ve geçici olarak okuldan
uzaklaştırılmıştır ve bu süre zarfında kendisine alternatif eğitim imkanları
sunulmuştur. Ebeveynleri kendisinin yeniden okula dönmesine ilişkin toplantıya
katılmamış ve okuldan ihraç edilmesini önlemek üzere okulla zamanında irtibat
kurmamışlardır. Dolayısıyla 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesinin ihlali söz konusu
değildir.
Miras ve nesep tayini
Marckx - Belçika Davası (no. 6833/74)
13.06.1979
Evli olmayan bir Belçikalı anne, evli anne ve çocuklarına tanınan hakların
kendisine ve kızı Alexandra'ya verilmediğinden şikâyetçi olmuştur: Diğer
hususların yanı sıra nesep ilişkisi tesis etmek üzere çocuğunu tanıması (ya da bu
yönde dava açması) gerekiyordu (evli annelerin ise sadece doğum belgesini
göstermeleri yetiyordu); bu tanıma annenin çocuğuna miras bırakma yeteneğini
kısıtlıyordu ve çocukla annenin ailesi, onun anneannesi ve teyzesiyle yasal bir bağ
oluşturmuyordu. Kızının meşru bir çocuğun sahip olduğu aynı haklara sahip
olmasını sağlamak için annenin evlenmesi ve daha sonra Alexandra'yı evlat
edinmesi (ya da meşrulaştırma sürecinden geçmesi) gerekiyordu.
AİHM, Alexandra'nın annesiyle nesep oluşturması, annesinin ailesiyle ve miras
haklarıyla yasal bağ olmaması ve annesinin mülkiyetini istediği gibi dağıtma
özgürlüğü bakımlarından her iki başvuran açısından 8 ve 14. Maddelerin ihlal
edildiğine hükmetmiştir. Karar verildiği sıralarda evli ve evli olmayan ebeveynlerin
çocukları arasındaki farklı muameleleri gidermeye yönelik bir yasa teklifi Belçika
parlamentosundan geçiyordu. Alınan tedbirler (kanun değiştirilmiştir).Bilgi Notu - Çocuk Hakları Basın Birimi
Inze – Avusturya Davası (no. 8695/79)
28.10.1987
Başvuran, evlilik dışı doğduğu için annesi vasiyetname bırakmadan ölünce
annesinin çiftliği üzerinde yasal olarak miras hakkına sahip olmadığından
şikayetçidir. 23 yaşına kadar çiftlikte çalışmış olmasına karşın kendisinden genç
üvey erkek kardeşi tüm çiftliği tevarüs etmiştir. Başvuran sonunda kardeşinden
annesinin kendisine bırakılmasını istediği küçük bir arazi parçasını almıştır.
AİHM başvuranın daha fazla yer alamayacağını düşündüğü için anlaşmayı kabul
ettiğini kaydederek 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesiyle bağlantılı olarak 14.
Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Tedbirler alınmıştır.
Mazurek – Fransa Davası (no. 34406/97)
01.02.2000
Gayrimeşru bir ilişkiyle dünyaya gelen başvuranın miras hakkı, annesinin
mirasında meşrulaştırılmış bir çocuk daha hak sahip olduğu için o dönemde
(1990) yürürlükte olan yasaya göre yarıya indirilmiştir.
AİHM, Avrupa'da başvuranın durumundaki çocuklara oranla ayrımcılığın
önlenmesine yönelik net bir eğilim olduğunu kaydetmiştir. Bu çocuklar, kendi
kontrolleri dışındaki olaylardan dolayı haksızlığa uğratılmamalıdır. Dolayısıyla
AİHM 14. Maddeyle bağlantılı olarak 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin ihlal
edildiğine hükmetmiştir. Alınan tedbirler (kanun değiştirilmiştir).
Ayrıca bkz. Merger ve Cros - Fransa Davası (no. 68864/01)
22.12.2004
Camp ve Bourimi - Hollanda Davası (no. 28369/95)
03.10.2000
Eveline Camp ve bebeği Sofian, Sofian'ın babası Abbi Bourimi Sofian'ı tanımadan
ve Camp ile evlenmeden (açığa vurulan niyeti buydu) önce vasiyetname
bırakmadan ölünce ailece kaldıkları evden çıkmak zorunda kalmışlardır. O
dönemde yürürlükte olan Hollanda yasalarına göre Bourimi'nin mirasını
ebeveynleri ve kardeşleri paylaşmıştır. Sonra eve yerleşmişlerdir. Daha sonra
Sofian meşru ilan edilmiş, fakat bu karar geriye doğru işlemediği için Sofian
babasının varisi yapılmamıştır.
Bourimi'nin Camp ile evlenme ve Sofian'ı tanıma niyetini kaydeden AİHM,
Sofian'ın babasının mirasından mahrum bırakılmasının orantısız olduğunu ve 8 ve
14. Maddelerin ihlali anlamına geldiğini tespit etmiştir. Tedbirler alınmıştır.
Pla ve Puncernau - Andora Davası (no. 69498/01)
13.07.2004
Evlat edinilen bir çocuk olan Antoni, mirastan mahrum bırakılmıştır ve daha sonra
annesi aile mülkiyetindeki ömür boyu irtifa hakkını kaybetmiştir; bunda Andora
mahkemelerinin vasiyetteki bir maddenin (varisin "meşru ve kurallara uygun
evlilikten" doğması şartı) sadece biyolojik çocuklar için geçerli olduğu şeklindeki
yorumu etkili olmuştur.
AİHM, Antoni'nin ebeveynlerinin "meşru ve kurallara uygun bir evliliği" olduğunu
ve söz konusu vasiyetnamede evlat edinilen çocukların mirastan yoksunBilgi Notu - Çocuk Hakları Basın Birimi
bırakıldığına dair bir şey olmadığını kaydetmiştir. Mahkemelerin kararı "evlat
edinilen bir çocuğun yargı yoluyla miras haklarından mahrum bırakılması"
anlamına gelmiştir ki, bu da "açık biçimde ayrımcılık yasağına aykırıdır" ve 8. ve
14. Maddelerin ihlalini oluşturmaktadır. Bu kararın icrası devam etmektedir.
Brauer – Almanya Davası (no. 3545/04)
28.05.2009
Başvuran, 1 Temmuz 1949'dan önce evlilik dışı doğan çocukları etkileyen bir yasa
uyarınca kendisini tanımış olan babasından miras alamamıştır. Demokratik
Almanya Cumhuriyeti (başvuranın yaşamının büyük bir bölümünü burada
geçirmiştir) yasaları uyarınca geçerli olan eşit miras hakları, Almanya birleştiği
zaman Almanya Federal Cumhuriyetinde yaşayan babası açısından geçerli
olmamıştır.
AİHM 8 ve 14. Maddelerin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu kararın icrası devam
etmektedir.
Stagno - Belçika Davası (no. 1062/07)
07.07.2009
İki kız kardeş, annelerine karşı miraslarını kötü yönettiği iddiasıyla mahkemede
dava açamadıklarından şikayetçi olmuşlardır; küçüklerin bu tür davaları
açmalarına izin verilmiyordu ve rüşte erdiklerinde ise dava zamanaşımına
uğramıştı.
AİHM 6. Maddenin 1. Paragrafının (adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir. Bu kararın icrası devam etmektedir.
Derdest dava
Fabris – Fransa Davası (no. 16574/08)
21.07.2011 - Büyük Daire’ye gönderilmiştir
Dava, evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya gelen ve 40 yaşında iken annesiyle nesep
ilişkisi mahkeme kararıyla kurulan başvuranın miras haklarıyla ilgilidir.
Daire kararında AİHM, 1972 ve 2001 tarihli yasaların geçici hükümlerini uygulama
konusunda ulusal mahkemelerin, bir yanda M.'nin meşru çocuklarının uzun zaman
önce iktisap ettikleri haklar ve diğer yanda Fabris'in maddi çıkarları arasında
doğru bir denge kurduklarını kaydetmiştir. Dolayısıyla 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşmenin 14. Maddesi ihlal edilmemiştir. Mirasın
henüz dağıtılmamış olduğu Mazurek - Fransa Davasının tersine AİHM, Fabris ile
annesinin meşru çocukları arasındaki muamele farkının, söz konusu amaçla
orantılı olduğunu tespit etmiştir.
Dava Büyük Daireye havale edilmiştir ve 04.04.2012 tarihinde duruşması
yapılmıştır.
Tavel - İsviçre Davası (41170/07)
Başvuran ve annesi, annesinin yeniden evlenip ve soyadını değiştirmesi üzerine
bazı ödeneklerden ve aile mirasından mahrum kalmışlardır. 8 ve 14. Maddelere
dayanmaktadır.Bilgi Notu - Çocuk Hakları Basın Birimi
Kişisel Kimlik
Odièvre – Fransa Davası (no. 42326/98)
13.02.2003 (Büyük Daire)
Evlat edinilmiş olan başvuran, üç biyolojik erkek kardeşi olduğunu öğrenmiştir.
Kimliklerini öğrenmek için bilgi talebi, kendisi annenin adının gizli tutulduğu özel
bir işlemle dünyaya geldiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvuranın biyolojik
annesinin mirasçısı olması da mümkün değildi.
8. Madde veya 14. Madde ihlal edilmemiştir: Fransa söz konusu farklı menfaatler,
yani kamu yararı (başta yasadışı kürtaj olmak üzere kürtajların ve bebeklerin terk
edilmesinin önlenmesi), çocuğun kişisel gelişimi ve kökenlerini bilme hakkı,
annenin uygun tıbbi koşullarda doğum yapmak suretiyle sağlığını koruma hakkı
ve ilgili diğer ailelerin fertlerinin korunması arasında adil dengeyi gözetmiştir.
Ayrıca, başvuran, annesinin rızasının alınması yoluyla kimliğinin açıklanmasını
talep edebilirdi. Bunun yanı sıra, başvuran kendisini evlat edinen ebeveynlerinin
mirasçısı olabilirdi ve annesinin doğal çocuklarıyla aynı konumda değildi.
Jäggi – İsviçre Davası (no. 58757/00)
13.7.2006
Başvuranın, biyolojik açıdan babası olduğuna inandığı ölmüş bir şahsın bedeni
üzerinde DNA testi yaptırmasına izin verilmemiştir. Dolayısıyla babalık ilişkisi
kurulamamıştır.
AİHM, 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir: DNA testi için bedene çok fazla
müdahale edilmesi gerekmemektedir; aile herhangi bir felsefi ya da dini itirazda
bulunmamıştır ve başvuran ölen şahsın mezarının kira sözleşmesini uzatmamış
olsaydı, mezar zaten açılmış olacaktı.
Godelli – İtalya Davası (33783/09)
25.09.2012
Dava, bir çocuğun doğumuyla ilgili bilgilerin gizliliği ve annesi tarafından terk
edilmiş kişinin kökenlerini öğrenememesi ile ilgilidir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir: AİHM İtalyan
sisteminde çocuğun menfaatlerinin dikkate alınmadığını kaydetmiştir. AİHM,
annenin kimliğini ifşa etmemeyi tercih ettiği davalarda mevzuatın, doğumda
resmi olarak kabullenilmeyen ve sonradan evlatlık verilen çocuğun kökenleriyle
ilgili olan fakat kimlik saptayıcı nitelikte olmayan bilgilerin veya rızası dâhilinde
biyolojik annesinin kimliğinin açıklanmasını talep etmesine imkan tanımadığından
bahisle, farklı menfaatler arasında adil bir denge kurulmadığını kaydetmiştir.
Vatandaşlık
Genovese – Malta Davası (no. 53124/09)
11.10.2011
Dava, (İngiliz anne ile Maltalı babanın evlilik dışı ilişkisinden İskoçya'da (Birleşik
Krallık) dünyada gelen) İngiliz başvurana gayrimeşru çocuk olduğu gerekçesiyle
Malta vatandaşlığının verilmemesiyle ilgilidir. Evlilik ilişkisi dahilinde doğan ya da
annesi Maltalı olan çocuklar Malta vatandaşlığına hak kazanıyordu.Bilgi Notu - Çocuk Hakları Basın Birimi
1975 tarihli Avrupa Evlilik Dışı Doğan Çocukların Yasal Durumu Sözleşmesinin
20'den fazla Avrupa ülkesinde yürürlükte olduğunu ve evlilik dışı doğum
temelinde muamele farklılığı gerekçelendirmek için "son derece önemli
nedenlerin" olması gerektiğini kaydeden AİHM, 8. Maddeyle (özel hayata saygı
hakkı) bağlantılı olarak 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir. 2007 tarihinde Malta söz konusu yasayı değiştirerek başvuranın
durumundaki kişilere vatandaşlık hakkı getirilmiştir. Bununla birlikte AİHM,
şikayetin 2007'de yapılan bu değişikliklerden önce Genovese'nin vatandaşlık
hakkıyla ilgili olduğunu vurgulamıştır.
Basın İrtibat:
+33 (0)3 90.21.42.08
AİHM'in basın bildirilerine aşağıdaki adresten üye olabilirsiniz (RSS):
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Küçüklerin korunması

Mesaj gönderen Admin »

Fiziksel ceza
Tyrer – Birleşik Krallık Davası (başvuru no. 5756/72)
25.04.1978
Man Adasında 15 yaşında bir erkek çocuğu okulda kendisinden büyük başka bir
öğrenciye bedensel zarar verdiği için adli fiziksel ceza ile cezalandırılmıştı.
Kendisinden pantolon ve iç çamaşırını çıkararak orada bulunan masanın üzerine
eğilmesi istenmişti. Ardından iki polis kendisini tutmuş ve üçüncü bir polis de
sopayla üç kez vurmuştu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu cezanın “şiddetin kurumsallaşmış tezahürü”
olduğu kanaatine vararak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. Maddesinin
(insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza yasağı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
A. – Birleşik Krallık Davası (no. 25599/94)
23.09.1998
Bir üvey baba, “zor bir çocuk” olduğunu iddia ettiği 9 yaşındaki üvey oğlunu
sopayla birçok kez oldukça şiddetlice dövmüş, acı çeken çocuğun vücudu
berelenmiştir. Üvey baba saldırı sonucu yaralama suçlamasıyla yargılanmış, fakat
o sırada yürürlükteki İngiliz hukukuna göre sanığın “makul cezalandırma”
gerekçesi gösterebilmesi nedeniyle beraat etmiştir.
AİHM özellikle çocukların ve diğer savunmasız bireylerin bu tarz kötü
muamelelerden etkin caydırıcılıkla korunma hakları bulunduğunu kaydetmiştir.
AİHM, İngiliz hukukunun çocuğu yeterli düzeyde korumadığı gerekçesiyle 3.
Maddenin ihlaline hükmetmiştir.
Bu ve bu paralelde diğer karar ve hükümler neticesinde Birleşik Krallık’taki bütün
okullarda fiziksel cezalandırma yasaklanmıştır.
Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
Internet
K.U. – Finlandiya Davası (no. 2872/02)
02.12.2008
Mart 1999’da internette bir arkadaşlık sitesinde 12 yaşında bir erkek çocuğu
adına yayınlanan bir ilanda çocuğun internet sitesine bağlantı verilerek “kendisine
yol gösterecek” kendi yaşında veya daha büyük erkekle yakın ilişki kurmak
istediği ifadelerine yer verilmiştir. Çocuk, bu ilandan ancak kendisiyle ilgilenen bir
adamdan e-posta alınca haberdar olmuştur. Servis sağlayıcı, gizlilik ihlali olacağı
gerekçesiyle ilgili kişinin kimliğini açıklamayı reddetmiştir. Finlandiya mahkemeleri
servis sağlayıcının yasal olarak söz konusu bilgiyi açıklamaya mecbur
tutulamayacağına hükmetmişlerdir.
AİHM bu ilanın çıkmasının 18 yaşından küçük bir çocuğu pedofillerin hedefi haline
getirmesi nedeniyle ceza gerektiren bir eylem olduğunu kaydetmiştir. Finlandiya
Devleti bu tür durumlarda çocukları ve diğer savunmasız bireyleri koruyacak bir
sistem tesis etme görevini yerine getiremediği için 8. Maddenin ihlali söz
konusudur (AİHM’nin karar verdiği sırada Kitle İletişim Araçlarında İfade
Özgürlüğünün Uygulanması Yasası kapsamında yasal bir çerçeve belirlenmişti).
Çocuk bakımı
Scozzari ve Giunta – İtalya Davası (no. 39221/98 ve 41963/98)
13.07.2000 (Büyük Daire)
Başvuranların 1987 ve 1994 doğumlu iki çocuğu/torunu Eylül 1997’de mahkeme
kararıyla “Il Forteto” çocuk bakımevine konmuşlardır. Bu kurumun kurucularından
iki yönetici bakımından sorumlu oldukları üç özürlü çocuğa karşı cinsel tacizden
mahkum olmuşlardı ve ulusal mahkeme bu mahkumiyetten haberdardı. Büyük
çocuk bakımevine yerleştirilmeden önce pedofil olan bir sosyal hizmet görevlisi
tarafından cinsel tacize uğramıştı.
AİHM söz konusu iki yöneticinin bu iki çocuğun bakımında “çok aktif bir rol”
oynadıklarından bahisle, diğer hususların yanısıra çocukların sürekli kalmak üzere
“Il Forteto”ya konmaları nedeniyle 8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı)
ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Derdest davalar
Bencheva ve Diğerleri – Bulgaristan (no. 48609/06)
08.09.2009 tarihinde tebliğ edilmiştir
Valentin Campeanu adına Hukuk Kaynakları Merkezi Davası (no.
47848/08)
07.06.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir
Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
Aile içi şiddet – taciz
Z ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (no. 29392/95)
10.05.2001 (Büyük Daire)
Dört küçük çocuk/bebeğin ebeveynleri hakkında sosyal hizmetler birimlerine
şikayette bulunulmuş, çocuklar bundan ancak 4.5 yıl sonra bakım kurumuna
yerleştirilmişlerdir. Çocuklar ebeveynlerinden akıllara durgunluk verecek uzun bir
süre boyunca ihmale ve duygusal tacize maruz kalmış, fiziksel ve psikolojik zarar
görmüşlerdir. Sözgelimi, farklı zamanlarda duvarlara dışkı bulaşmış halde
odalarında kilitli halde bulunmuşlar, çöpten yiyecek toplarken görülmüşlerdir.
AİHM sistemin çocukları koruyamadığı ve etkin başvuru yolu bulunmadığı
gerekçesiyle 3. Maddenin ve 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
D.P. ve J.C. – Birleşik Krallık Davası (no. 38719/97)
10.10.2002
Kardeş olan bir kız ve erkek çocuğu, 8 ve 10 yaşlarından itibaren üvey babalarının
tacizine uğramışlardır. Çocuklar sosyal hizmetler birimlerine taciz olaylarını haber
vermişler, fakat yetkili makamlar kendilerini koruyamamışlardır. Ayrıca, kız
çocuğu üvey babasının tecavüzüne uğradıktan sonra intihara teşebbüs etmiştir.
Kız çocuğunda kişilik bozukluğu, erkekte epilepsi meydana gelmiştir. Her ikisi de
uzun süreli depresyon ve travma yaşamışlardır.
AİHM çocukları koruyacak bir sistem bulunmadığına ve bu iddialarla ilgili olarak
çocukların başvurabilecekleri etkili bir yol olmadığına, dolayısıyla 3. ve 13. (etkili
başvuru hakkı) Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
E. ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (no. 33218/96)
26.11.2002
Üç kız kardeş ve erkek kardeşleri yıllarca annelerinin erkek arkadaşı tarafından
fiziksel (dört çocuğun hepsi) ve cinsel (kızlar) tacize maruz kalmışlardır. Şahıs
kızlardan ikisine saldırı suçundan mahkum edilmiş, ardından şartlı tahliye
koşullarını ihlal ederek yaşamak üzere yeniden ailenin yanına yerleşmiştir. Şahıs,
diğer fiillerinin yanısıra çocukları zincir ve kırbaçla birbirine vurmaya zorlamış
bazen kendisi de bu dayak olaylarına katılmıştır. Kızlar ağır travma sonrası stres
bozukluğu, erkek çocuk ise kişilik sorunları yaşamıştır.
AİHM sosyal hizmetler kurumunun çocukları koruyamaması nedeniyle 3.
Maddenin, etkili başvuru yolu bulunmaması nedeniyle 13. Maddenin ihlal
edildiğine hükmetmiştir.
M.C. – Bulgaristan Davası (no. 39272/98)
04.12.2003
14 yaşındaki (Bulgaristan’da cinsel ilişki için rıza yaşı 14 idi) başvurucu kız
çocuğuna iki erkek tarafından tecavüz edilmiştir; tecavüz esnasında ve sonrasında
ağlayan başvuran, annesi tarafından hastaneye götürülmüş, hastanede kızlık
zarının yırtılmış olduğu tespit edilmiştir. Tecavüze direndiği veya yardım istediği
tespit edilemediğinden failler hakkında takibat yapılmamıştır. Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
AİHM, rıza verilmemesinin ırza geçme ve cinsel istismarın tespitinde temel bir
unsur teşkil ettiğinden ve buna ilişkin uluslararası eğilimlerden bahisle 3.
Maddenin (aşağılayıcı muamele yasağı) ve 8. Maddenin (özel hayata saygı hakkı)
ihlaline hükmetmiştir. AİHM, başta genç kızlar olmak üzere cinsel istismar
mağdurlarının psikolojik olarak (yani, istemeden boyun eğerek veya kendini
tecavüz olayından soyutlayarak) veya şiddetin devamının geleceği korkusuyla
direnemediklerini kaydetmiştir. Devletlerin rıza haricinde gerçekleşen cinsel
eylemleri kovuşturma yükümlülüğü bulunduğunu vurgulayan AİHM, mağdur
fiziksel olarak direnç göstermemiş olsa dahi hem soruşturma işlemlerinin hem
Bulgar hukukunun kusurlu olduğu sonucuna varmıştır.
Siliadin – Fransa Davası (no. 73316/01)
26.07.2005
15 yaşında Togolu bir kız çocuğunun pasaportu elinden alınarak ücretsiz ve
tatilsiz günde 15 saat ev işi yaptırmak ve çocuk baktırmak suretiyle
köleleştirilmiştir.
AİHM Fransız ceza hukukunun kız çocuğunu etkili biçimde koruyamadığını
kaydederek 4 maddenin (kölelik yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Kontrova – Slovakya Davası (no. 7510/04)
31.05.2007
Başvuran kocasının kendisine saldırdığı ve elektrik kablosuyla dövdüğü şikayetiyle
2 Kasım 2002 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur. Sonrasında, kocasıyla
birlikte karakola giderek şikayetini geri çekmek istediğini bildirmiş ve polis bu
talebi kabul etmiştir. Kocası 31 Aralık 2002 tarihinde 2001 doğumlu oğullarını ve
1997 doğumlu kızlarını öldürmüştür.
AİHM yetkili makamların çocukların hayatlarını koruyamadıkları gerekçesiyle 2.
Maddenin (yaşam hakkı) ve anneye tazminat için başvuru imkanı tanınmadığı
gerekçesiyle 13. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
E.S. ve Diğerleri – Slovakya Davası (no. 8227/04)
15.09.2009
Başvuran 2001 yılında kocasını terk etmiş ve kendisine ve (1986, 1988 ve 1989
doğumlu) çocuklarına kötü muamelede bulunduğu ve ayrıca kızlarından birini
cinsel olarak istismar ettiği şikayetiyle suç duyurusunda bulunmuştur. Şahıs 2 yıl
sonra şiddet ve cinsel istismar suçlarından mahkum olmuştur. Ancak, başvuranın
kocasının evlerinden uzaklaştırılması yönündeki istemi reddedilmiş, mahkeme
kocasının mülküne erişim hakkını engelleme yetkisinin olmadığını kaydetmiştir
(mülkiyet boşanma sonrasında sona ermekteydi). Başvuran ve çocukları
arkadaşları ve yakınlarını terk etmek zorunda kalmışlar, çocuklardan ikisinin
okulları da değişmiştir.
AİHM Slovakya’nın başvuranı ve çocuklarını koca şiddetine karşı derhal koruma
altına alma yükümlülüğünü yerine getirmediğini kaydederek 3. ve 8. Maddenin
ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
C.A.S ve C.S. – Romanya Davası (no. 26692/05)
20.03.2012
Dava, 7 yaşındaki bir erkek çocuğunun bir şahsın mükerrer tecavüzüne
uğramasına karşın yetkili makamların konuyu soruşturmalarının 5 yıl sürmesine
ve nihayetinde şahsın beraat etmesine ilişkin şikayeti ile ilgili idi. Şahıs 1998’in
Ocak ve Nisan ayları arasında çocuk okuldan eve döndüğünde ve ailesi evde
olmadığı sırada bu fiili işlemek için zorla eve girmiştir. C.A.S tecavüz eylemlerinin
işkence şiddetine ulaştığını, mahkemelerin ise taraflı davranarak anne-babasını ve
daha erken harekete geçmediği gerekçesiyle kısmen kendisini suçladıklarını ileri
sürmekteydi. Ayrıca, her iki başvuran aile hayatlarının alt üst olduğundan ve
kendilerine yeniden normal bir hayat kurabilmek için yaşadıkları şehirden
ayrılmak zorunda kaldıklarından şikayetçi idiler.
AİHM 3. Maddenin (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ve etkili
soruşturma yapılmaması) ve 8 maddenin (özel ve aile hayatına ve konutuna saygı
hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM bu kararında Devletlerin 3. ve 8.
Madde kapsamında çocuklara yönelik şiddet davalarının cezai soruşturmalarının
etkili biçimde yapılmasını temin etme yükümlülüklerine özellikle dikkat çekmiştir.
AİHM ayrıca Romanya’nın çocukların her türlü istismardan korunması,
toparlanmalarına ve yeniden topluma kazandırılmalarında destek olunması ile ilgili
uluslararası yükümlülüklerine
1
atıfta bulunarak C.A.S’ye tecavüz davası sürecinde
veya sonrasında nitelikli bir psikolog desteği verilmediğini veya gereğince nezaret
edilmediğini esefle kaydetmiştir.
E.S. – İsveç Davası (no. 5786/08)
21.06.2012
Dava, üvey babasının 14 yaşındaki bir kız çocuğuna ait çıplak görüntüleri
çekmeye teşebbüs ederek onun kişisel bütünlüğüne tecavüz etmesi karşısında,
kişinin rızası olmaksızın görüntülerinin kaydedilmesinin yasaklanmadığı İsveç
hukuk sistemine ilişkin şikayet ile ilgili idi.
AİHM, başvuranın üvey babasının en azından teoride çocuğa sarkıntılıktan veya
çocuk pornografisine teşebbüsten Ceza Kanunu kapsamında mahkum
edilebileceğini kaydetmiştir. Bunun dışında, İsveç kanuna aykırı görüntü kaydının
bazı türlerinin suç kapsamına alınmasına ilişkin bir teklifi kabul etmiş idi. Bu
nedenle, İsveç sistemi Sözleşme gerekliliklerine ters düşecek düzeyde kusurlu
değil idi.
I.G. – Moldova Cumhuriyeti Davası (no. 53519/07)
15.05.2012
Başvuran 14 yaşında bir kız çocuğu iken bir tanıdığının tecavüzüne uğradığından
şikayetçi idi (şahıs, büyükannesinin mahallesinde yaşayan 23 yaşında bir erkekti;
başvuran o sırada büyükannesini sık sık ziyaret ederdi).
AİHM 3. Maddenin (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ve etkili
soruşturma yükümlülüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM başvuranın davası
ile ilgili soruşturmanın, Devletin ırza geçme ve cinsel istismarın her türünü etkili
biçimde soruşturma ve cezalandırma yönündeki pozitif yükümlülüğünde

1
Romanya 1990 yılında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini, 2001 yılında ise Avrupa Konseyi
Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesini onaylamıştır. Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
mündemiç gereklilikleri yerine getirmediğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, 3. Madde,
Devletin bu madde kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini ihmali nedeniyle ihlal
edilmiştir.
C.N. ve V. – Fransa Davası
11.10.2012
Dava, 16 ve 10 yaşında Burundili öksüz iki kız kardeşin köleleştirildikleri veya
zorla ya da zorunlu çalıştırıldıkları (teyze ve eniştelerinin evinde ücretsiz ev işi
yaptırma) iddiaları ile ilgili idi.
Devletin köleleştirme ve zorla çalıştırmayla etkili mücadeleyi mümkün kılacak
yasal ve idari çerçeveyi tesis etmemesi nedeniyle ilk başvuranla (C.N.) ilgili olarak
4. Madde (kölelik ve zorla çalıştırma yasağı) ihlal edilmiştir;
Devletin köleleştirme ve zorla çalışma olaylarını etkili biçimde soruşturma
yükümlülüğü konusunda ilk başvuranla (C.N.) ilgili olarak 4. Maddenin ihlali söz
konusu değildir;
İkinci başvuranla (V.) ilgili olarak 4. Madde ihlal edilmemiştir;
AİHM özellikle C.N’nin Burundi’ye geri gönderilme tehdidiyle zorla veya zorunlu
çalıştırıldığı, bilhassa yaptırılanların niteliği ve miktarı açısından, ücretli bir meslek
erbabı tarafından yapılması halinde iş olarak nitelenecek faaliyetlerin aile
dayanışması veya aile yaşamını paylaşma kapsamında değerlendirilecek
faaliyetlerden ayrılması gerektiği sonucuna varmıştır. AİHM ayrıca C.N’nin
durumunun değişmediğini ve değişecek gibi görünmediğini düşünmesi nedeniyle
kendisinin köle olarak tutulduğunu kaydetmiştir. AİHM son olarak Fransa’nın
Sözleşmenin 4. Maddesi kapsamında zorla çalıştırmayla mücadele
yükümlülüklerini yerine getirmediğine hükmetmiştir.
Derdest davalar
S. H. H. – Türkiye Davası (no. 22930/08)
10.02.2010 tarihinde taraflara tebliğ edilmiştir
E.M. – Romanya Davası (no. 43994/05)
31.03.2010 tarihinde taraflara tebliğ edilmiştir

Polisin kötü muamelesi
Okkalı – Türkiye Davası (no. 52067/99)
17.10.2006
12 yaşındaki bir erkek çocuğu, işvereninden para çaldığını itiraf ettirmek isteyen
polis memurları tarafından dövülmüştür (hırsızlık suçlaması daha sonra geri
alınmıştır). Çocuk karakoldan ayrıldığında sendelemekte ve istifra etmekte idi.
Vücudu berelenmişti (berelerden biri 30 x 17 cm büyüklüğünde idi). Polis
görevlilerinin mahkumiyet kararının yürütmesi durdurulmuş ve bu memurlar
sonradan terfi ettirilmişlerdir. Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
AİHM polis memurlarının cezasız kalmaları ve 18 yaşından küçük bir birey için
özel bir koruma mekanizması bulunmaması nedeniyle 3. Maddenin ihlal edildiğine
hükmetmiştir. AİHM, yargı sürecinde bir çocuğun korunmasına yönelik herhangi
bir kaygı taşındığına dair bir emare görmediğini esefle kaydetmektedir. Sözgelimi,
başvuranın yaşının ağırlaştırıcı neden olması gerektiğine veya iç mevzuatta
küçüklerin korunmasına yapılan hiçbir atıf yoktur. Sorumlu memurların
masuniyetleri de adli sistemin caydırıcılığına ve herhangi bir insanı koruma
kabiliyetine şüphe düşürmüştür.
Stoica – Romanya Davası (no. 42722/02)
04.03.2008
14 yaşındaki başvuran, Roman olduğu gerekçesiyle polis tarafından dövüldüğünü
iddia etmekteydi. Bununla ilgili herhangi bir kovuşturma açılmamış, polis
memurlarına takibat yapılmamıştır.
AİHM başvuranın yaralarının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele neticesinde
meydana geldiğine, düzgün bir soruşturma yürütülmediğine, polis memurlarının
açıkça ırkçı saiklerle bu şekilde davrandıklarına, dolayısıyla 3. ve 14. Maddelerin
ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Darraj – Fransa Davası (34588(07)
04.11.2010
16 yaşındaki başvuran kimlik kontrolü için karakola getirilmiş, burada elleri
kelepçelenmiş fakat kendisine herhangi bir suçlamada bulunulmamıştır. Karakola
götürüldükten iki saat sonra testisi patlamış, yüzünde kesikler ve gözünde,
bileğinde, sırtında ve kafatasında morluklar olduğu halde hastaneye kaldırılmıştır.
Acilen ameliyata alınmış ve 21 gün işgöremez raporu verilmiştir. Genç, polislerin
kendisini dövdüklerini ve hayalarına tekme attıklarını iddia etmiştir; polis
memurları ise kendilerini savunduklarını ve başvuranın lavabonun üzerine
düştüğünü, testisinin bu sırada patladığını ileri sürmüşlerdir.
AİHM başvuranın savunmasız bir konumda olduğunu kaydetmiştir. Başvuran,
elleri kelepçeli olduğu halde, kendisini korumakla yükümlü olan polisin
(memurların en az ikisi kendisinden daha cüsseli idi) elindeyken ciddi biçimde
yaralanmıştır. Başvuranın neden kelepçelendiği de belirsizdir; zira karakola
getirildiği sırada sakin idi ve daha önce hiç göz altına alınmamıştı. AİHM, olaylarla
ilgili sonradan yürütülen soruşturmayı yeterli görmekle birlikte, sorumlulara
herhangi bir disiplin işlemi uygulanmadığını, olayın asgari para cezasıyla
geçiştirildiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, eylemin ciddiyeti ile verilen ceza
arasında bariz bir orantısızlık söz konusu idi. 3. Madde (insanlık dışı veya
aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
Ciğerhun Öner – Türkiye Davası (no. 2) (başvuru no. 2858/07)
23.11.2010
12 yaşında bir erkek çocuğu polis tarafından uygulanan kimlik kontrolü sırasında
adını söylemek istemediği için polis gözetimine alınmış (kayda geçirilmemiştir),
bu sırada polis memurlarının kötü muamelesine maruz kalmıştır. Çocuğun
kasığında ve sol gözünün yanında morluklar meydana gelmiştir.
AİHM çocuğun insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz bırakılması nedeniyle
3. Maddenin ihlal edildiğine, sorumlu polis memurunun etkili biçimde Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
cezalandırılmaması nedeniyle 3. Maddenin bir kez daha ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
Mahkemede küçüklerin durumu
T. - Birleşik Krallık Davası (no. 24724/94) ve
V. - Birleşik Krallık Davası (no. 24888/94)
16.12.1999 (Büyük Daire)
11 yaşında iki erkek çocuğu, bir yıl önce Jamie Bulger adında yürümeye henüz
başlamış bir bebeği öldürmek suçundan aleni olarak yargılanmışlardır. Basın ve
kamuoyunda büyük ilgi uyandıran bu davada çocuklar üç haftadan fazla süre
yetişkin mahkemesinde yargılanmışlar ve adam öldükten suçundan mahkum
olmuşlardı.
AİHM diğer hususların yanısıra, çocukların adil yargılanmadıkları gerekçesiyle 6.
Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Suç isnat olunan bir çocuğa
muamelede yaşı, olgunluk seviyesi ve zihinsel ve duygusal melekeleri titizlikle
dikkate alınmalıydı. İşledikleri suçun akabinde travma sonrası stres bozukluğu
yaşayan her iki çocuk da mahkeme ortamından son derece bunalmış ve
korkmuşlar, adli işlemler sırasında hiçbir şeye odaklanamamışlardı. Kraliyet
Mahkemesinin formaliteleri ve ritüelleri karşısında sinmişlerdir; oturdukları sanık
bölümünün yükseltilmesi ise huzursuzluklarını iyiden iyiye artırmıştır. Duruşma
salonunun içinde veya dışında avukatların taleplerine yanıt verebilmeleri de pek
mümkün olmuş görünmemektedir. AİHM başvuranların yaşı (Avrupa’da asgari
cezai sorumluluk yaşı konusunda net bir ortak standart mevcut değildi) veya
yargılamanın süresi ya da aleniyeti ile ilgili 3. Madde kapsamında herhangi bir
ihlal hükmü vermemiştir.
S.C. – Birleşik Krallık Davası (no. 60958/00)
15.06.2004
Yaşına göre zihinsel kapasitesi çok düşük 11 yaşında bir erkek çocuğu, 87 yaşında
bir kadının çantasını çalmaya teşebbüsten (kadın o sırada yere düşmüş ve kolu
kırılmıştır) yetişkin mahkemesinde yargılanmış ve mahkeme ıslahevinde 2.5 yıl
tutulmasına hükmetmiştir.
AİHM çocuğun yargılamaya tam katılma ehliyetine sahip olmadığı gerekçesiyle 6.
Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir; çocuk jürinin rolünün ne
olduğunu ve ıslahevine konmaması için jüri üzerinde iyi bir izlenim bırakması
gerektiğini algılama kapasitesine sahip değildi ve üvey babasıyla evine döneceğini
sanıyordu. Zihinsel yetenekleri sınırlı bir küçüğün ilgili ihtisas mahkemesinde
yargılanması gerekirdi. Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
Küçüklerin tutulması
Selçuk – Türkiye Davası (no. 21768/02)
10.01.2006
16 yaşında bir genç soruşturma evresinde salıverilmeden önce yaklaşık dört ay
tutuklu kalmıştır.
AİHM, başvuranın o sırada reşit olmadığından hareketle 5. Maddenin 3. fıkrasının
(özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Güveç – Türkiye Davası (no. 70337/01)
20.01.2009
Yetişkin mahkemesinde yargılanarak yasadışı bir örgüte üyelikten suçlu bulunan
15 yaşında bir genç yargılanmadan önce yetişkin cezaevinde 4.5 yıldan uzun bir
süre tutuklu kalmış, tutukluluğu sırasında psikolojik sorunları için tedavi
görememiş ve defaatle intihara teşebbüs etmiştir. Polis, savcı ve hâkim tarafından
yapılan sorguları esnasında hukuki destek alamamış, davasının görüldüğü 30
duruşmadan 14’ünde kendisi veya avukatı hazır bulunmamıştır.
AİHM gencin tutukluluğunun kuşkusuz intihar teşebbüslerini tetikleyen psikolojik
sorunlara yol açtığını kaydetmiştir. Yetkili makamlar gencin sorunlarından
doğrudan sorumlu olup gerekli tıbbi bakımı sağlamamışlardı. Başvuranın yaşı göz
önünde bulundurulduğunda yetişkinlerle bir arada tutulması, tutukluluğunun
süresi ve tıbbi bakım veya gerekli tedbirlerin mevcut olmaması nedeniyle 5.
Maddenin 3. fıkrası (tutukluluk süresi) ve 3. Madde ihlal edilmiştir. Ayrıca,
başvuran davasına katılamadığı için 6. Madde çeşitli bakımlardan ihlal edilmiştir.
Ichin ve Diğerleri – Ukrayna Davası (no.s 28189/04 ve 28192/04)
21.12.2010
13 ve 14 yaşında iki erkek çocuğu, okul kantininden yiyecek ve mutfak malzemesi
çaldıkları için 30 gün süreyle bir çocuk tutukevine konmuşlardır. Oysa çocuklar
işledikleri fiili itiraf etmiş, çaldıklarının bir kısmını iade etmişlerdi ve cezai
ehliyetleri yoktu.
AİHM, çocukların gerekli “eğitim ve gözetim” olanakları bulunmayan bir yerde
keyfi biçimde tutulmaları nedeniyle 5. Maddenin 1. fıkrasının (özgürlük ve
güvenlik hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Çoşelav – Türkiye Davası (no. 1413/07)
09.10.2012
Dava, bir çocuğun yetişkin hapishanesinde intiharı ile ilgili idi.
İntihar nedeniyle 2. Madde ihlal edilmiştir.
2. Madde ihlal edilmiştir (etkili soruşturma yapılmaması)
AİHM, Türk makamlarının başvuranların oğlunun ağır psikolojik sorunlarına
kayıtsız kalmalarının yanısıra, herhangi bir tıbbi veya psikolojik destek
vermeksizin yetişkinliklerle bir arada tutarak ruh halinin kötüye gidişinden ve
sonuçta intihara sürüklenmesinden sorumlu olduklarına hükmetmiştir. Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
İdari tutukluluk
İdari tutukluluk sırasında çocukların refakatsiz bırakılması ve ayrılması
Mubilanzila Mayeka ve Kaniki Mitunga – Belçika Davası (no. 13178/03)
12.10.2006
O sırada 5 yaşında olan Kongo vatandaşı Tabitha Kaniki Mitunga Brüksel
Havaalanına geldiğinde Belçika’ya giriş için gerekli belgeleri bulunmadığı
gerekçesiyle tutuklanmıştır. Amcasının havaalanında kendisini karşılayarak
Kanada’da mülteci olan annesine kavuşana dek kendisine bakması
beklenmekteydi. Tutulması için daha uygun bir yer bulamayan yetkililer, çocuğu
yasadışı yetişkin yabancı göçmenlerin tutulduğu bir tutukevine yerleştirmişlerdir.
Çocuk Demokratik Kongo Cumhuriyetine geri gönderilmesi öncesinde yaklaşık iki
ay burada tutulmuştur. Özel görevlendirilmiş nitelikli personel tarafından çocuğa
danışmanlık ve eğitim desteği verilmesi konusunda hiçbir tedbir alınmamıştır.
Kongo’ya döndüğü zaman ise aile fertlerinden çocuğu karşılamaya gelen
olmamıştır. Çocuk en nihayetinde Kanada ve Belçika Başbakanlarının devreye
girmesiyle Kanada’daki annesine kavuşmuştur.
AİHM başvuranın tutulduğu ve sınırdışı edildiği şartlar nedeniyle 3. Maddenin
(insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ve 8. Maddenin (özel ve aile
hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Yaşının küçüklüğü ve
ailesinden ayrı yasadışı bir göçmen durumuna düşmesi, çocuğu olağanüstü
savunmasız bir hale sokmuştur. Tutulma ve sınırdışı edilme şartları çocukta büyük
sıkıntılara yol açmıştır. Çocuktan esirgenen insani yakınlık, ancak insanlık dışı
muamele olarak tasvir edilebilir. Belçika makamları refakatsiz bir çocuğun
ailesiyle bir araya gelmesine yardımcı olma yükümlülüklerini getirmek bir yana,
çocuğun annesine kavuşmasını engellemişlerdir. Ayrıca, kaçması neredeyse
imkansız olduğu için bu kız çocuğunun tutulması için geçerli hiçbir neden
bulunmamaktaydı. Son olarak, yetkili makamlar Kinshasa’ya geri gönderildiğinde
birilerinin çocuğu karşılaması için hiçbir adım atmamışlardır.
Rahimi – Yunanistan Davası (no. 8687/08)
05.04.2011
Dava, Yunanistan’a yasadışı yollardan giren Afganistan göçmeni bir çocuğun
Lesbos adasındaki Pagani tutukevine konarak sınırdışı edilmek üzere sonradan
salıverilmesi ile ilgili idi.
3. madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ve 13. Madde (etkili
başvuru hakkı) ihlal edilmiştir: başvuranın Pagani tutukevinde tutulma şartları ve
ayrıca salıverilmesi sonrasında yetkili makamların refakatsiz bir küçükle
ilgilenmemeleri aşağılayıcı muamele kapsamına girmektedir ve 3. Maddeye
aykırıdır. AİHM başvuranın tutukluluk şartları ile ilgili şikayette bulunabileceği
hiçbir kanun yolunun olmadığını kaydetmiştir.
5. Maddenin 1. ve 4. fıkrası (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edilmiştir:
- Yunan makamları yaşı küçük olmasına karşın başvuranın menfaatlerini
gözetmemiş ve tutukluluk yerine daha yumuşak bir tedbir uygulama olasılığını
araştırmamışlardır.
- başvuran avukatla temasa geçememiş ve kendine verilen broşürü
anlayamamıştır; dolayısıyla hiçbir başvuru yolundan yararlanamamıştır. Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
İdari tutukluluk esnasında refakat edilen çocuklar
Muskhadzhiyeva ve Diğerleri – Belçika Davası (no. 41442/07)
19.01.2010
Dava, Çeçen kökenli Rus vatandaşı olup Belçika’ya sığınmak isteyen bir kadın ve
dört küçük çocuğunun bir ay süreyle idari tutuklulukları ve Belçika’ya gelirken
uğradıkları Polonya’da sınırdışı edilmeleri ile ilgili idi.
3. madde (insanlık dışı muamele ve aşağılayıcı muamele yasağı) ve 5. Maddenin
1. fıkrası (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edilmiştir. AİHM çocukların
tutulmasının hukuka aykırı olduğunu ve çocukların bulunması için hiç de uygun
olmayan tutulma koşullarının kabul edilemez olduğunu kaydetmiştir.
Popov – Fransa Davası (no. 39472/07 ve 39474/07)
19.01.2012
Dava, uçuşları kontrolleri dışında nedenlerden ötürü iptal olan bir ailenin 3
yaşında ve 5 aylık iki çocuklarıyla birlikte Kazakistan’a sınırdışı edilmeleri
öncesinde iki hafta boyunca bir tutukevinde tutulmaları ile ilgili idi.
AİHM çocuklarla ilgili olarak 3. Maddenin (insanlık dışı muamele ve aşağılayıcı
muamele yasağı), 8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı), 5. Maddenin
1(f) fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 5. Maddenin 4. fıkrasının (tutulma
işleminin yasaya uygunluğu konusunda kısa sürede karar verilmesi hakkı) ihlal
edildiğine hükmetmiştir.
AİHM yetkili makamların, çocukların 3. Madde kapsamında gerekli görülen asgari
ağır şartların ötesinde koşullara sahip bir tutukevinde tutulmalarının kaçınılmaz
olarak doğuracağı zararlı etkileri dikkate almadıklarına hükmetmiştir. AİHM ayrıca
kapalı bir kurumda iki hafta tutukluluğun gözetilen amaçla orantılı olmadığına,
dolayısıyla 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Bunların dışında, yetkili makamlar ailenin durumunu göz önünde tutmamış ve
idari tutukluluk yerine daha uygun bir tedbir arayışına girmemişlerdir. Dolayısıyla,
5. Maddenin 1(f) fıkrası ihlal edilmiştir. AİHM son olarak Fransız mahkemelerinin
çocuklar hakkında sınırdışı ve tutukluluk kararı vermedikleri için çocukların yasal
boşluğa düştüklerini, zira itiraz edebilecekleri bir mahkeme kararı olmadığını
kaydetmiştir. Dolayısıyla, 5. Maddenin 4. Fıkrası ihlal edilmiştir.
Kanagaratnam – Belçika Davası (no. 15297/09)
13.12.2011
Dava, sığınma talebinde bulunan bir anne ve üç çocuğunun, sınırdışı edilmeyi
bekleyen yasadışı göçmenlerin bulunduğu kapalı bir merkezde yaklaşık 4 ay
boyunca tutulmaları ile ilgili idi.
AİHM çocuklarla ilgili olarak, Belçika makamlarının çocukları endişeye ve aşağılık
duygusuna ittiklerini ve bilerek gelişimlerini riske attıklarını (insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele) 3. Maddenin (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı)
ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM ayrıca anne ve üç çocuğuyla ilgili olarak,
tutulma şartlarının bilhassa çocukların küçük olması hasebiyle kendilerini
olağanüstü savunmasız bir duruma düşürmesi bakımından son derece uygunsuz
ve annenin tutulmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle 5. Maddenin 1.
fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bilgi Notu – Küçüklerin korunması Basın Birimi
Bkz. Bilgi Notu: Sınırdışı ve İade Uygulamaları
Derdest dava
Bikir – Belçika Davası (no. 17161/10)
3 Mart 2012 tarihinde taraflara tebliğ edilmiştir.

Basın İrtibat:
+33 3 90 21 42 08
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Üreme Hakları , Tıbbi Destekli Üreme

Mesaj gönderen Admin »

Üreme Hakları
Tıbbi Destekli Üreme
Evans – Birleşik Krallık Davası (başvuru no. 6339/05)
10.4.2007

Yumurtalık kanseri olan Natallie Evans, yumurtalıklarını aldırmadan önce partneri
J. ile birlikte tüp bebek (IVF) uygulaması yaptırmıştır. Bu işlem neticesinde 6
embriyo oluşturulmuş ve saklamaya alınmıştır. Çiftin ilişkileri sona erdiğinde J.,
Evans’ın çocuğunun genetik babası olmak istemediği için embriyoların
kullanılmasına ilişkin önceden vermiş olduğu onamdan vazgeçmiştir. Ulusal hukuk
kuralları gereğince yumurtaların tahrip edilmesinin zorunlu olması nedeniyle
Evans’ın genetik bağ kurabileceği bir çocuk sahibi olması mümkün olmayacaktı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yaşadığı bu talihsizlik karşısında Evans’ın
hislerini paylaşmakla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesinin
(yaşam hakkı), 8. Maddesinin (aile hayatına saygı hakkı) veya 14. Maddesinin
(ayrımcılık yasağı) ihlal edilmediğine hükmetmiştir: oluşturulan embriyoların
yaşam hakkı yoktur; bu konuda Avrupa genelinde bir fikirbirliği oluşmamıştır ve
IVF işlemi öncesinde Evans’a açıklanan onam kuralları açıktır. Bu kurallar farklı
menfaatler arasında adil dengeyi gözeten kurallardır.
Dickson – Birleşik Krallık Davası (no. 44362/04)
4.12.2007
Cinayet suçundan mahkum olduğu 15 yıllık hapis cezasını çekmekte olan Kirk
Dickson, 1972 doğumlu olup kendisinin tahliyesi sonrasında gebe kalma ihtimali
çok düşük olan karısı Lorraine’den yapay döllenme yoluyla bir çocuk sahibi olmayı
talep etmiş, fakat bu talebi reddedilmiştir.
AİHM 5’e karşı 12 oyla, kamu yararı ile özel menfaatler arasında adil dengenin
gözetilmediği gerekçesiyle Sözleşmenin 8. Maddesinin ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
Hüküm sonrasında alınan tedbirler: Dickson şu an açık cezaevindedir ve ev iznine
çıkarılmaktadır; ayrıca hükümlülerin tıbbi destekli üreme kuruluşlarına erişimini
sağlayan yeni bir politika benimsenmiştir.
S.H. ve Diğerleri – Avusturya Davası (no. 57813/00)
3.11.2011 Bilgi Notu – Üreme hakları Basın Birimi
Dava, tüp bebek (IVF) yöntemiyle çocuk sahibi olmak isteyen Avusturyalı iki çift
ile ilgili idi. Çiftlerden birinin bir bağışçının spermini kullanması ve diğerinin ise
bağışlanan yumurtaları kullanması gerekmekteydi.
AİHM, Avrupa genelinde tüp bebek işleminde kullanılmak amacıyla gamet
bağışının olumlu karşılandığı açık bir eğilim mevcut olmakla birlikte, bu konuda
tam bir fikirbirliğine ulaşılmadığını ve yerleşik hukuki ilkelerin tesis edilmediğini
kaydetmiştir. Avusturya’da kanun koyucu diğer hususların yanısıra aynı çocuk
üzerinde iki kadının analık hakkı iddia etmesi ihtimalinin önünü almaya çalışmış,
karmaşık etik sorunlara yol açan bu ihtilaflı meseleye temkinle yaklaşmış,
bireylerin Avusturya’da mevcut olmayan kısırlık tedavisi için yurtdışına gitmelerini
ise yasaklamamıştır. AİHM Sözleşmenin ihlalinin söz konusu olmadığına karar
vermiş, buna karşılık, suni üreme alanındaki hukuki gelişmelerin yanısıra hızla
değişim gösteren bilimsel gelişmelerin denetim altında tutulmasının önemini
vurgulamıştır. Avusturya hukuku, tüp bebek uygulamasında sperm ve yumurtanın
bağışlanmasını genel olarak yasaklamaktadır.
Costa ve Pavan – İtalya Davası
29.08.2012
Dava, sağlıklı fakat kistik fibroz taşıyıcısı olup tıbbi destekli üreme ve genetik
tarama yardımıyla bu hastalığı çocuklarına bulaştırmamak isteyen bir İtalyan çift
ile ilgili idi.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
AİHM İtalyan hukukunda çifte embriyo taraması izni verilmezken fetüsün aynı
hastalığın semptomlarını taşıması durumunda tıbbi destekli gebelik
sonlandırmasına izin verilmesinin tutarsızlık olduğunu kaydetmiştir. AİHM
başvuranların özel ve aile hayatına saygı haklarına yönelik müdahalenin orantısız
olduğu sonucuna varmıştır.
AİHM, implantasyon öncesi tanı (PID) ve homolog döllenme
1
ile ilgili bu dava ile
bağışçı spermiyle döllenmeye ilişkin S.H. – Avusturya Davası arasında farklılık
olduğuna dikkat çekmiştir. PID işlemine erişim konusu hassas ahlaki ve etik
sorunlara yol açmakla birlikte, Parlamentoda sergilenen yasama tercihleri
AİHM’nin dikkatinden kaçmamıştır.
Derdest Dava
Daniela Knecht – Romanya Davası (no. 10048/10)
Başvuran, bir klinikte saklanan dondurulmuş embriyolarının bir ceza soruşturması
kapsamında Adli Tıp Enstitüsüne nakledilmesi sonucu embriyolarına erişimini
kaybetmiştir. Embriyoların hukuki ve tıbbi durumu muğlaktır. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi, dava önünde derdest iken Romanya Hükümetinden AİHM
İçtüzüğünün 39. Maddesi gereğince embriyoları tahrip etmemesini istemiştir.
Başvuran, 2. ve 8. Maddelere istinat etmektedir.
Doğum Öncesi Tıbbi Testler

1
Çiftin kendi gametlerinin kullanılması (mukayese için bkz. bağışçı gametleriyle döllenme). Bilgi Notu – Üreme hakları Basın Birimi
Vo – Fransa Davası (53924/00)
8.7.2004
Aynı soyada sahip bir hastayla karıştırılan başvuranın amniyotik kesesi yırtılmış,
bunun sonucunda tedavi amaçlı kürtaj yapılması gerekmiştir. Başvuran
çocuğunun kasıt olmaksızın öldürülmesinin adam öldürme olarak nitelendirilmesi
gerektiğini iddia etmekteydi.
AİHM 2. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Doğmamış bir çocuğun 2.
Madde kapsamında bir kişi olup olmadığının tespiti istenir veya mümkün değil idi.
Ayrıca, ceza hukuku kapsamında bir tazminata yer yoktur; başvuranın tıbbi ihmal
olduğunu ispat kaydıyla tazminat talep edebileceği başvuru yolları mevcuttu.
Draon – Fransa Davası (no. 1513/03)
Draon ve Maurice - Fransa Davası (no. 11810/03)
16.10.2005
Başvuranların çocuklarında, tıbbi ihmaller nedeniyle doğum öncesi tıbbi
incelemeler sırasında ortaya çıkarılamayan ağır konjenital [ırsi] engellilik
mevcuttur. Başvuranlar ilgili hastaneler hakkında davacı olmuşlardır. Dava süreci
devam ettiği sırada, 4 Mart 2002 tarihinde çıkarılan yeni bir kanunla, çocuğun
engelli olmasından kaynaklanan hayat boyu “özel külfetler”in meydana
gelmesinden sorumlu hastaneden/hekimden tazminat talep etme imkanı ortadan
kalkmıştır. Dolayısıyla, başvuranlara verilen tazminat kapsamında bu “özel
külfetler” dahil edilmemiştir.
AİHM, bahse konu kanunun, davanın bu kanun yürürlüğe girdiği sırada devam
etmekte olması nedeniyle Sözleşmenin 1 Numaralı Protokolünün 1. Maddesinin
ihlali anlamına geldiğine hükmetmiştir.
R.R. – Polonya Davası (no. 27617/04)
26.05.2011
İki çocuk sahibi ve ağır genetik anomalili olduğu düşünülen bir bebeğe gebe bir
kadın, kürtaj karşıtı hekimler tarafından hakkı olan genetik testlerden kasten
mahrum bırakılmıştır. Fetüste deformasyon ihtimali olduğunu gösteren birinci
ultrason taramasından amniyosentez testinin sonuçlarının alınmasına kadar 6
hafta geçmiş, bu arada kadının gebeliği sürdürme veya yasal kürtaj işlemine
başvurma konusunda bilgilendirilmiş bir seçim yapabileceği hukuki süre
dolmuştur. Nihayetinde kromozomlarında anomali (Turner sendromu
2
) bulunan
bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir. Kadın ağır hasta bir çocuğu büyütmenin ve
eğitmenin kendisini ve iki çocuğunu yıprattığını iddia etmekteydi. Ayrıca, üçüncü
çocuğun doğmasının ardından kocası kendisini terk etmişti.
AİHM 3. Maddenin (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir: o sırada çok savunmasız bir durumda bulunan başvuran
aşağılanmış ve “sefil” muamelesi görmüştür. Hekimlerinin önerdiği üzere genetik
test yaptırıp yaptırmama yönünde karar vermesi oyalama, kafa karışıklığı, düzgün
danışmanlık ve bilgilendirme hizmetlerinin verilmemesi nedeniyle mümkün

2
Yaklaşık her 2.500 kız çocuğundan birinde görülen bu genetik bozuklukta hastada, normal insanlarda bulunan
iki X kromozomu bulunmamaktadır. Hastalar ortalama insanlardan kısa boyludur ve kısırdır. Bu bozukluğun
getirdiği diğer hastalıklar arasında böbrek ve kalp anomalileri, yüksek tansiyon, obezite, diabetes mellitus,
katarakt, tiroid sorunları ve artrit yer almaktadır. Bazı hastalar öğrenme güçlükleri de yaşayabilmektedirler. Bilgi Notu – Üreme hakları Basın Birimi
olmamıştır. AİHM ayrıca, Polonya hukukunda başvuranın mevcut tanı hizmetlerine
erişimini ve bu tanı işlemlerinin sonucu ışığında kürtaj yaptırıp yaptırmama
konusunda bilgilendirilmiş bir seçim yapabilmesini sağlayacak etkili
mekanizmaların bulunmaması nedeniyle 8. Maddenin ihlal edildiğine
hükmetmiştir. Polonya iç hukukunda fetal malformasyon vakalarına kürtaj imkanı
tanındığı için, gebe kadınlara fetüslerinin sağlığı konusunda uygun, tam ve
güvenilir bilgi verilmesini temin edecek yeterli hukuk ve usul çerçevesi sağlanmalı
idi. AİHM, Polonya Hükümetinin, doğum öncesi genetik testlere erişim
sağlanmasının fiilen kürtaja erişim anlamına geldiği yönündeki görüşüne
katılmamıştır. Zira, kadınlar bu testlere farklı nedenlerle başvurmaktaydılar.
Ayrıca Devletler, sağlık hizmetlerini, sağlık profesyonellerinin meslek
bağlamındaki vicdan özgürlüklerini hastaların kanunen hakları olan hizmetlere
erişimini engellemeyecek tarzda kullanmalarını temin edecek biçimde
düzenlemekle yükümlü idiler.
Gebe Kadınların Sağlığının Korunması
Tysiac – Polonya Davası (no. 5410/03)
20.3.2007
Alicja Tysiac, gebeliğini normal süresi içerisinde tamamlayıp doğum yapması
durumunda halihazırda ağır düzeyde seyreden miyop hastalığının daha da kötüye
gidebileceğini öğrendikten sonra gebeliğini tıbbi kürtaj yoluyla sonlandırmak
istemiş, fakat bu talebi reddedilmiştir. Tysiac çocuğu doğduktan sonra retina
kanaması geçirmiş ve ağır engelli hale gelmiştir.
AİHM 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir: Tysiac’a yasal kürtaj hakkına
sahip olup olmadığının tespitine yönelik etkin bir mekanizma gösterilmemiştir.
A.B. ve C. – İrlanda Davası (no. 25579/05)
16.12.2010
İrlanda’da yaşayan ve planlamadan gebe kalan üç kadın, İrlanda’da tedavi amaçlı
yasal kürtaj imkanı bulunmadığı için kürtaj yaptırmak amacıyla Birleşik Krallık’a
gitmek zorunda kaldıklarından, kürtaj işleminin aşağılayıcı ve damgalayıcı biçimde
uygulandığından ve ayrıca sağlıklarını tehlikeye attığından şikayetçi idiler.
İrlanda’da kürtaj ve kürtaja yardımcı olmak ceza gerektiren bir suçtur. Ancak,
annenin hayatı için gerçek ve somut bir risk söz konusu olduğunda kürtaj
anayasal bir haktır. Başvuranlardan biri nadir görülen bir kanser geçirmişti ve
iyileşme süreci devam etmekteydi; kendisi gebe olduğundan habersizdi ve gebelik
sırasında yapılmaması gereken tıbbi kontrollerden geçmişti. Gebeliğinin geride
bırakmakta olduğu kanseri yeniden alevlendirebileceğini ve hayatını tehlikeye
atabileceğini öğrenmişti.
AİHM, İrlanda’nın Anayasa ile hükme bağlanmış yasal kürtaj hakkını
uygulamadığına karar vermiştir. Kanser hastalığı gerilemekte olan başvuranla
ilgili olarak 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir (diğer iki
başvuranla ilgili ihlal söz konusu değildir), zira mahkemeler veya İrlanda’da
mevcut tıbbi hizmetler aracılığıyla yasal kürtaj hakkını kullanamamıştır. AİHM, bir
kadının gebeliğinin hayatı için tehlike oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi Bilgi Notu – Üreme hakları Basın Birimi
sürecindeki belirsizliğin ve cezai kovuşturma tehdidinin hem hekimler hem de ilgili
kadınlar üzerinde “ciddi bir caydırıcı” etki doğurduğunu kaydetmiştir.
Derdest Dava
Z. – Polonya Davası (no. 46132/08)
Z., ülserli kolit hastalığı bulunan gebe kızının, doktorunun fetüse zarar vermekten
endişe etmesi nedeniyle ihtiyaç duyduğu tanı testlerinden ve tedavinden yoksun
bırakılarak öldüğünü iddia etmektedir. Z. özellikle vicdani ret hakkındaki
kanundaki düzenleme biçimine itiraz etmektedir.
Zorla Kısırlaştırma
K.H. ve Diğerleri – Slovakya Davası (no. 32881/04)
28.04.2009
Sezaryenle doğum yapmış Roman kökenli 8 Slovak kadın artık gebe
kalamayacaklarını öğrenmişlerdir. Sezaryen operasyonları sırasında habersizce
kısırlaştırıldıklarından şüphelenen kadınlar ilgili iki Slovak hastanesine dava
açmışlardır.
AİHM başvuranlara tıbbi kayıtlarının nüshalarının verilmemesi nedeniyle 8.
Maddenin ve 6. Maddenin 1. fıkrasının (mahkemeye erişim hakkı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir. Alınan tedbirler: bilgilendirilmiş onam ve tıbbi dosyalara erişim, 1
Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren Halk Sağlığı Yasası ile teminat altına
alınmıştır.
I.G., M.K. ve R.H. – Slovakya Davası (no.15966/04)
22.9.2009 ( Karar )
Roman kökenli 3 Slovak kadın (o sırada ikisi reşit değildi), Doğu Slovakya’da bir
hastanede “çingene odası” denen odalara alındıklarını, sezaryen operasyonu
sırasında bilgileri veya rızaları dışında kısırlaştırıldıklarını iddia etmekteydiler.
Ayrıca sosyal statülerini yitirdiklerini, partnerleriyle sorunlar yaşadıklarını ve bu
işlem nedeniyle ciddi tıbbi yan etkiler yaşadıklarını iddia etmekteydiler.
AİHM başvuruyu reddetmiştir.
V.C. – Slovakya Davası (no. 18968/07)
8.11.2011)
Roman kökenli başvuran, bir kamu hastanesinde ikinci çocuğunu dünyaya
getirdikten sonra tam olarak bilgilendirilmeden ve onamı alınmaksızın
kısırlaştırılmıştır. Bir daha doğum yaptığı taktirde kendisinin veya bebeğinin
öleceğinin söylenmesi üzerine doğum eylemi devam ederken onam formunu
imzalamış, fakat o sırada bunun ne manaya geldiğini ve geriye dönüşü olmayan
bir işlem olduğunu anlamamıştır. Başvuran bu olaydan sonra Roman topluluğu
tarafından dışlanmış ve eşinden boşanmıştır. Başvuran kısırlığının boşanmasının
nedenlerinden biri olduğunu iddia etmekteydi.
AİHM V.C.’nin kısırlaştırılması sonucunda ve kısırlaştırma işlemini kabul etmesi
için yapılan isteğin biçimi nedeniyle çok büyük ihtimalle korku, ıstırap ve aşağılık Bilgi Notu – Üreme hakları Basın Birimi
duyguları yaşamış olduğunu kaydetmiştir. Başvuran uzun bir süre fiziksel ve
psikolojik acılar çekmiş ve ayrıca o sırada boşanmamış olduğu kocası ve ait
olduğu topluluk ile ilişkilerinde sıkıntılar yaşamıştır. İlgili sağlık personelinin
kendisine kötü muamelede bulunma niyeti güttüğü konusunda kanıt olmamakla
birlikte, personel bir hasta olarak başvuranın özerklik ve seçim hakkını vahim
şekilde göz ardı etmiştir. Dolayısıyla, 3. Madde ihlal edilmiştir. Ayrıca, o sırada bir
Roman olarak üreme hakkını özellikle güvence koruma altına alan yasal
güvenceler bulunmaması nedeniyle 8. Madde ihlal edilmiştir. 2004 yılında
yürürlüğe giren yeni Sağlık Hizmetleri Yasasına göre kısırlaştırma, ancak yazılı
istekte bulunulduktan 30 gün sonra yapılabilmektedir. Aynı yasa gereğince kişinin
alternatif doğum kontrol yöntemleri, aile planlaması ve işlemin tıbbi sonuçları
hakkında önceden bilgilendirilmesi gereklidir.
Derdest Dava
Gauer ve Diğerleri – Fransa Davası (no. 61521/08)
Ruhsal bozukluğu bulunan 5 genç kız bilgilendirilmeden ve onayları alınmadan
kısırlaştırılmışlardır (onamlarının alınması gerekli değildi). Başvuranlar, 3.
Maddeye (aşağılayıcı muamele yasağı), 8. Maddeye (aile hayatına saygı hakkı),
12. Maddeye (evlenme hakkı) ve 14. Maddeye (ayrımcılık yasağı) atıfla bu
operasyonların vücut bütünlüklerini bozduğunu, aile kurma haklarını ortadan
kaldırdığını ve engellilikleri nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakıldıklarını iddia
etmektedirler.
Evde Doğum
Ternovski – Macaristan Davası (67545/09)
14.12.2010
Başvuran, ebelerin veya diğer sağlık profesyonellerinin kanunla evde doğuma
nezaret etmekten caydırıldıklarını, zira haklarında dava açılmasından
çekindiklerini iddia ederek evde doğum yapamadığından şikayetçi idi (Yakın
zamanda bu nedenle en az bir dava açılmıştı).
AİHM, sağlık profesyonellerinin kovuşturulma ihtimalinden sürekli çekinmeleri ve
konuyla ilgili spesifik ve kapsamlı mevzuat bulunmaması nedeniyle başvuranın
fiilen evde doğum yapma özgürlüğünden mahrum kaldığını kaydederek 8.
Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Derdest Dava
Gereb – Macaristan Davası (no. 64516/10)
Uluslararası üne sahip bir evde doğum uzmanı, çok deneyimli bir jinekoloji
uzmanı ve ebe olan Agnes Gereb, Ekim 2010’da bir annenin doğum eylemine
yardımcı olduğu sırada tutuklanmıştır. Gereb yanlış tedavi uygulaması, planlı evde
doğum esnasında meydana gelebilecek arızi doğum komplikasyonlarını önleyici
koşulları sağlamamak, meslek kurallarının ihlali ve anne ile bebeğin hayatını ve
sağlığını tehlikeye atmak ile suçlanmaktadır. Başvuran, kendisi hakkındaki
şüpheleri gerekçelendirecek herhangi bir delil olmaksızın tutuklandığından
şikayetçidir. Bilgi Notu – Üreme hakları Basın Birimi
Ayrıca bkz. Bilgi Notu: Ebeveyn Hakları
Basın irtibat: tel: +33 3 90 21 42 08
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Velayet hakları

Mesaj gönderen Admin »

Velayet haklarıyla ilgili davalar genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8.
Maddesi (özel ve aile hayatına saygı hakkı) kapsamına giren sorunları
kapsamaktadır.
AİHM, yetkili mercilerin başvuranların özel ve aile hayatına müdahalelerinin
demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı ve söz konusu farklı menfaatler
arasında adil bir denge gözetilip gözetilmediği konusunda, söz konusu
müdahalenin kanuna uygun, meşru bir amaca veya amaçlara matuf ve güdülen
amaç(lar)la orantılı olup olmadığını incelemektedir.
Nesep
Marckx – Belçika Davası (no. 6833/74)
13.06.1979
Başvuran, Belçika hukukunda bekar bir annenin analık bağının ancak annenin
gönüllü ikrarıyla veya bunu tespite yönelik adli işlemlerle belirlenebilmesinden
şikayetçi idi. Başvuran, bu ikrar kapsamında malvarlığını çocuğuna miras
bırakması konusunda kısıtlama getirildiğinden ve çocuk ile ailesi arasında yasal
bir bağ kurulamadığından şikayetçi idi. Bu çocuğun diğer yasal çocuklarının sahip
olduğu haklardan yararlanabilmesi için başvuranın evlenmesi ve kendi kızını evlat
edinmesi (veya yasal statüye kavuşturulması için başvuruda bulunması)
gerekliydi.
Analık bağının kurulması, çocukla annesinin ailesi arasında herhangi bir yasal bağ
bulunmaması, çocuğun babalık hakları ve annenin malvarlığı üzerinde arzu ettiği
biçimde tasarruf etmesinin kısıtlanması nedeniyle 8. ve 14. Madde (ayrımcılık
yasağı) ihlal edilmiştir.
Bu karar sonrasında Belçika ilgili mevzuatında değişiklik yapmıştır.
Rasmussen – Danimarka Davası (no. 8777/79)
28.11.1984
Dava, başvuranın eşinden ayrıldıktan bir çocukla ilgili babalık bağına itiraz etmek
için dava açamamasıyla ilgili idi; zira 1960 tarihli Yasada evlilikten doğan çocuğun Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
babalığı ile ilgili itirazda babaya süre sınırı getirilirken anneye böyle bir sınır
konmamaktaydı.
6. Madde (adil yargılanma hakkı) ve 8. Madde ile bağlantılı olarak 14.
Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmemiştir. "Bu noktada koca ile karı
arasındaki muamele farkı, anneyle çocuğun menfaatleri genelde birbiriyle çakıştığı
için ve boşanma veya ayrılık davalarının çoğunda velayetin anneye verilmesi
nedeniyle [neseple ilgili itiraz davası süresine yönelik sınırlamalara] kadının
kocaya nazaran daha az gereksinim duymasından kaynaklanmaktaydı. Danimarka
Parlamentosu, 1960 tarihli Yasanın gerisindeki düşüncenin artık toplumdaki
gelişmelerle uyuşmadığı mülahazasıyla yürürlükteki hükümleri 1982'de
değiştirmiştir; fakat buradan Yasanın durumu 22 yıl önce değerlendirme biçiminin
makul olmadığı sonucu çıkarılamaz.
Kroon ve Diğerleri Hollanda Davası (no. 18535/91)
27.10.1994
Dava, yetkililerin, başvuranın partnerinin, [başvuranın] çocuğunun babası
olduğunu kabul etmemeleri ile ilgili idi. Başvuranın kocasıyla uzun yıllardır teması
olmamıştı; ancak, boşanma işlemi oğlunun doğumundan bir yıl sonra
tamamlanmıştı. Bu nedenle, çocuk kocasının üzerine kaydedilmemişti.
AİHM, "aile hayatı" kavramının yalnızca evliliğe dayalı ilişkilerle sınırlı olmayıp
diğer "aile bağları"nı da kapsayabileceğinden bahisle 8. Maddenin ihlal
edildiğine hükmetmiştir (karşılaştırmak için bkz. Keegan - İrlanda Davası, no.
16969/90, 26.05.1994). Çocukla aile bağının bulunduğu tespit edilmiş ise, Devlet
doğumdan itibaren veya uygulamada mümkün olan en kısa sürede bu bağın
geliştirilmesini ve çocuğun ailesiyle bütünleşmesini sağlayacak yasal güvenceleri
tesis edecek biçimde hareket etmelidir.
X, Y ve Z – Birleşik Krallık Davası, (no. 21830/93)
22.04.1997
Dava, Y adlı bir kadınla düzenli bir ilişki yaşayan kadından erkeğe transseksüel X
ve bağışlanmış spermle ve tüp bebek yöntemiyle doğan çocukları Z ile ilgili idi.
Başvuranlar X'in Z'nin babası olarak kabul edilmediğinden ve bunun ayrımcılık
anlamına geldiğinden şikayetçi idiler.
8. Madde ihlal edilmemiştir. Avrupa'da genel kabul gören bir yaklaşım
bulunmaması sonucunda transseksüellik konusunun doğurduğu karmaşık sorunlar
nedeniyle, Birleşik Krallık'taki kanunda X ve Z arasındaki ilişkinin özel olarak
tanınmaması, bu hüküm anlamında aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlali
niteliğini taşımamaktaydı.
Mikulic – Hırvatistan Davası (no. 53176/99)
07.02.2002
Dava, evlilikten doğan bir çocuğun annesiyle birlikte babalık davası açması ile
ilgili idi. Başvuran, Hırvat hukukunda haklarında babalık davası açılan kişilerin
mahkeme emriyle DNA testine zorlanamamasından ve ulusal mahkemelerin
babalık davasını karara bağlamamaları sonucunda kişisel kimliğinin belirsiz
kalmasından şikayetçi idi. Başvuran ayrıca davanın uzunluğundan ve süreci
hızlandıracak etkili bir başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi idi. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
AİHM mahkemelerin etkin işlememesinin başvuranı kişisel kimliği konusunda uzun
süreli bir belirsizliğe ittiğinden bahisle 6. Maddenin 1. fıkrasının (adil
yargılanma hakkı), 8. Maddenin ve 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) ihlal
edildiğine hükmetmiştir.
Bkz. Bilgi Notu: Çocuk Hakları
Mizzi – Malta Davası (no. 26111/02)
12.01.2006
Başvuran, davasında kati babalık karinesi uygulanmasından ve ayrıca davada
babalığın tespit edilmesinde menfaati olan diğer tarafların aynı katı şartlara ve
süre sınırlarına tabi olmamalarından ötürü ayrımcılığa uğradığından şikayetçi idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Başvurana hiçbir şekilde babalığını reddetme imkanı
verilmemesi, güdülen meşru amaçlarla orantılı değildi. Bu nedenle, aile
ilişkilerinin hukuki kesinliğinin korunmasındaki kamu yararı ile başvuranın, babalık
karinesinin biyolojik deliller ışığında incelenmesi hakkı arasında adil bir denge
kurulmamıştır. AİHM ayrıca 6. Maddenin 1. fıkrası (mahkemeye erişim
hakkı) ve 8. Madde ile bağlantılı olarak 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı)
ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Ayrıca bkz. Grönmark - Finlandiya Davası ve Backlund - Finlandiya Davası (no.
17038/04 ve no. 36498/05). Bu davalarda AİHM babalık davası açmaya yönelik
süre sınırının otomatik olarak uygulanmaması gerektiğine hükmetmiştir.
Kruškovic – Hırvatistan Davası (no. 46185/08)
21.06.2011
Bu dava, kanuni ehliyetinden yoksun bırakılan bir babanın babalığının tanınması
ile ilgili olarak AİHM'de açılan ilk dava idi. Başvuran, evlilikten doğan çocuğunu
biyolojik babası olarak üzerine kaydettirme hakkı verilmediğinden şikayetçi idi.
Başvuran, uzun süreyle uyuşturucu kullanması sonucu yaşadığı kişilik bozuklukları
nedeniyle bir psikiyatrın tavsiyesiyle kanuni ehliyetinden yoksun bırakılmıştı.
AİHM, başvuranın babalık haklarına ilişkin olarak hukuki boşlukta bırakıldığını
kaydederek 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Chavdarov – Bulgaristan Davası (no. 3465/03)
21.11.2010
Dava, başvurana evli bir kadınla birlikte yaşadıkları sıradaki ilişkisinden doğan üç
çocuğuyla ilgili babalık hakkının tanınmaması ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmemiştir. Başvuranın çocuklarıyla babalık bağını tesis
etmeye veya babalık bağının olmamasından kaynaklanan uygulamaya dönük
olumsuzlukların üstesinden gelmeye yönelik iç hukuktaki mevcut imkanları
kullanmamasından yetkili merciler sorumlu değildiler.
AİHM ayrıca Devletin babalık bağını düzenlemedeki takdir hakkını dikkate almış
ve Avrupa genelinde ulusal mevzuatın biyolojik babaya kocanın babalık karinesine
karşı çıkma imkanı tanımasına ilişkin herhangi bir fikirbirliği bulunmadığını
kaydetmiştir. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
A.M.M. – Romanya Davası (no. 2151/10)
14.02.2012
Dava, kendisi de ağır engelli olan ve engelli (ve reşit olmayan) bir çocuğu
bulunan bir annenin açtığı babalık davası ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Ulusal mahkemeler babalık davasında çocuğun
menfaatlerinin korunması hakkı ile varsayılan babanın davaya katılmama veya
babalık testini reddetme hakkı arasında adil bir denge kuramamıştır.
Ahrens – Almanya Davası (no. 45071/09) ve Kautzor – Almanya Davası
(no. 23338/09)
22.03.2012
Davalar, Alman mahkemelerinin ilk davada şahıslardan birinin diğerinin ilk
başvuranın biyolojik babalığına, ikinci davada ise ilgilinin ikinci başvuranın kızının
biyolojik babalığına itiraz etme imkanı tanımamalarıyla ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmemiştir. AİHM her iki davada da başvuranların
babalıklarının yasal olarak tesis edilmesine yönelik taleplerinin özel yaşam
hakkına müdahale teşkil ettiğini kaydetmiştir. Buna karşılık, AİHM, bu kararların
8. Madde anlamında aile hayatına müdahale teşkil etmediğini kaydetmiştir; zira
başvuranlarla ilgili çocuklar arasında hiçbir zaman yakın bir ilişki söz konusu
olmamıştır.
14. Maddeyle (ayrımcılık yasağı) bağlantılı olarak 8. Madde ihlal
edilmemiştir. Çocukla yasal ailesi arasındaki ilişkiye biyolojik babasıyla olan
ilişkisine nazaran öncelik verme kararı, yasal statü bağlamında Devletin takdir
hakkı sınırları içerisine girmekteydi.
Derdest davalar
Habulinec ve Filipović – Hırvatistan Davası (no. 51166/10)
09.06.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir
Dava, başvuranın, doğumunun ardından ölmesi nedeniyle evlilikten olan biyolojik
çocuğunun babası olduğunu tasdik ettirememesi ile ilgilidir.
Mennesson ve Diğerleri – Fransa Davası (no. 65192/11)
12.02.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir
Dava, bir çiftin, ikiz kızlarının nesepleri bir başka ülkede yasal olarak tespit
edilmiş olmasına karşın Fransız mercilerin kendilerini çocukların ebeveynleri
olarak kabul etmemesi ile ilgilidir. Çift başvuranın gametlerini ve bağış yoluyla
elde edilmiş bir yumurta kullanarak tüp bebek işlemi yaptırmıştı ve bu şekilde
oluşturulan embriyolar Kaliforniya’da bir taşıyıcı anneye yerleştirilmişti.
X ve Diğerleri – Letonya Davası (no. 27773/08)
10.04.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir
Başvuranlar, velayet tespiti için mahkeme kararıyla genetik testlere tabi
tutulmaları gerektiğinden şikayetçidirler (şahıslardan biri çocuğun babası
olduğunu iddia ederken ikinci şahıs çocuğun kendine ait olduğunu resmi olarak
tescil ettirmişti). Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
Bkz. Bilgi notu: Üreme hakları
Doğum bilgilerinin gizliliği
Odièvre – Fransa Davası (no. 42326/98)
13.2.2003 (Büyük Daire)
Evlat edinilmiş olan başvuran, üç biyolojik erkek kardeşi olduğunu öğrenmiştir.
Kimliklerini öğrenmek için bilgi talebi, kendisi annenin adının gizli tutulduğu özel
bir işlemle dünyaya geldiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvuranın biyolojik
annesinin mirasçısı olması da mümkün değildi.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) veya 14. Madde (ayrımcılık yasağı)
ihlal edilmemiştir. Fransa söz konusu farklı menfaatler, yani kamu yararı (başta
yasadışı kürtaj olmak üzere kürtajların ve bebeklerin terk edilmesinin önlenmesi),
çocuğun kişisel gelişimi ve kökenlerini bilme hakkı, annenin uygun tıbbi
koşullarda doğum yapmak suretiyle sağlığını koruma hakkı ve ilgili diğer ailelerin
fertlerinin korunması arasında adil dengeyi gözetmiştir. Ayrıca, başvuran,
annesinin rızasının alınması yoluyla kimliğinin açıklanmasını talep edebilirdi.
Bunun yanısıra, başvuran kendisini evlat edinen ebeveynlerinin mirasçısı olabilirdi
ve annesinin doğal çocuklarıyla aynı konumda değildi.
Godelli – İtalya Davası (33783/09)
25.09.2012
Dava, bir çocuğun doğumuyla ilgili bilgilerin gizliliği ve annesi tarafından terk
edilmiş kişinin kökenlerini öğrenememesi ile ilgili idi.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir. AİHM İtalyan
sisteminde çocuğun menfaatlerinin dikkate alınmadığını kaydetmiştir. AİHM,
annenin kimliğini ifşa etmemeyi tercih ettiği davalarda mevzuatın, doğumda
resmi olarak kabullenilmeyen ve sonradan evlatlık verilen çocuğun kökenleriyle
ilgili fakat kimlik saptayıcı nitelikte olmayan bilgilerin veya rızası dahilinde
biyolojik annesinin kimliğinin açıklanmasını talep etmesine imkan tanımadığından
bahisle, farklı menfaatler arasında adil bir denge kurulmadığını kaydetmiştir.
Kamu bakım kurumlarına yerleştirme
T.P. ve K.M – Birleşik Krallık Davası (no. 28945/95)
10.05.2001 (Büyük Daire)
Dava, 4 yaşındaki bir kız çocuğunun yerel bir kamu kurumuna yerleştirilmesi ile
ilgili idi. Başvuran, cinsel istismara uğradığından ve annesinin kendisini
koruyamayacağına karar verildiğinden şikayetçi idi. Anne ve kızı, birbirlerinden
ayrılmalarına yol açan bu bakım kurumuna yerleştirme işlemine itiraz etmek için
mahkemeye erişimlerinin veya etkili bir başvuru imkanının bulunmadığını iddia
etmekteydiler.
Annenin kızının bakımıyla ilgili karar alma sürecine yeterince dahil edilmemesi
nedeniyle 8. Madde ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
Başvuranlar, yerel merciler hakkındaki ihlal davasının esastan görülmesi
konusunda herhangi bir haktan yoksun bırakılmadıkları için 6. Madde (adil
yargılanma hakkı) ihlal edilmemiştir.
Başvuranlar aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiğine yönelik iddialarının
tespiti konusunda uygun imkanlara sahip olmadıklarından ve bunun sonucunda
maruz kalınan zararın tazmini için infaz edilebilir bir karar elde edemediklerinden
dolayı 13. Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmiştir.
K.A. – Finlandiya Davası (27751/95)
14.04.2003
(Karısıyla birlikte çocuklarıyla ensest ilişkiye girdiklerinden ve çocuklarını cinsel
olarak istismar ettiklerinden şüphelenilen) başvuran çocuklarının kamu bakım
kurumlarına konmasından, bu konudaki karar alma usulünden ve bakım kararının
uygulanmasından şikayetçi idi.
Başvuranın ailesiyle yeniden birleşmesine yönelik yeterli adımların atılmaması
nedeniyle 8. Madde ihlal edilmiştir.
Çocukların bakım kurumuna yerleştirilmesi veya başvuranın karar alma sürecine
katılımıyla ilgili olarak 8. Madde ihlal edilmemiştir.
Wallova ve Walla – Çek Cumhuriyeti Davası (no. 23848/04)
26.10.2006
Başvuranlar, büyük bir aile olmaları nedeniyle barınma sorunları yaşamakta
oldukları nedeniyle beş çocuklarının kamu bakım kurumlarına konması sonucunda
çocuklarından ayrılmak zorunda kaldıklarından, Çek makamlarının bu konuda
kendilerine destek vermediğinden şikayetçi idiler.
8. madde ihlal edilmiştir. Sorun kaynak sıkıntısı olduğu için, Çek makamları
aileyi topyekun ayırmak yerine başka seçenekler düşünebilirlerdi.
Y.C. – Birleşik Krallık Davası (no. 4547/10)
13.03.2012
Dava, başvuranın 2001 doğumlu oğlu hakkındaki çocuk bakımı davası ile ilgili idi:
dava sonucunda çocuğun babasıyla olan ilişkisinden kaynaklanan kaygılar
nedeniyle evlatlık verilmesine karar verilmişti. Başvuran (anne), özellikle
mahkemelerin çocuğunun bakımından sadece kendisinin sorumlu olması
hususunu değerlendirmeyi reddetmelerinden şikayetçi idi.
8. Madde ihlal edilmemiştir. Hâkim, 8. Maddenin de gerektirdiği şekilde
çocuğun menfaatlerini ön planda tutarak ve ilgili etkenleri göz önünde
bulundurarak sosyal çalışmacının, vasinin ve psikoloğun raporlarına ve ifadelerine
atıfta bulunmuştur ki anılanların hepsi de mevcut sorunları ortaya koymuşlardır.
Bu çerçevede, çocuğun bakım amacıyla yerleştirilmesi kararı Devletin takdir hakkı
sınırlarını aşmamıştır ve karar uygun ve gereklidir. Başvurana davasını takdim
etmesi için her türlü fırsat tanınmıştır ve başvuran karar alma sürecine bütünüyle
iştirak etmiştir.
Derdest davalar
R.P. ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (no. 38245/08)
01.10.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
Dava, başvuranın kızının yerel kamu bakım kurumuna yerleştirilmesi ve Savcının
evlatlık verme sürecine başvuran adına müdahil olması ile ilgilidir. Başvuran 8.
Maddeye atıfla çocuğun bakım kurumuna konmasından ve 6. Maddeye
(mahkemeye erişim hakkı) istinaden özellikle Savcının evlatlık verme sürecine
kendi adına müdahil olmasından şikayetçidir.
A.E.L. – Finlandiye Davası (no. 59435/10)
26.03.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, başvuranın oğlunun kamu bakımına alınması ve kendi ruh sağlığı sorunları
nedeniyle oğluyla görüşmesine kısıtlama getirilmesi ile ilgilidir.
Evlatlık verilme
Keegan – İrlanda Davası (no. 16969/90)
26.05.1994
Başvuran, çocuğunun kendi bilgisi veya rızası dışında evlatlık verildiğinden ve
ulusal hukuk çerçevesinde fesholunabilir dahi olsa kendisine veli tayin edilme
hakkı tanınmadığından şikayetçi idi. Başvuran ayrıca Evlat Edindirme Kurulunun
işlemleri hakkında mahkemeye başvuramadığını (6. Maddenin 1. fıkrası) iddia
etmekteydi.
8. Madde ihlal edilmiştir. çocuğun babasının rızası olmaksızın evlatlık verilmesi,
başvuranın aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına demokratik bir toplumda
zorunlu olmadığı halde müdahale teşkil etmiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir. Başvuran İrlanda hukuku çerçevesinde
bu yerleştirme kararına itiraz etmek için Evlat Edindirme Kuruluna, mahkemelere
veya başka bir makama başvurma hakkına sahip değildi. Başvuranın kızının
evlatlık verilmesini engelleme adına gidebileceği tek yol velayet ve gözetim davası
açmak idi.
Fretté – Fransa Davası (no. 46515/97)
26.02.2002
Dava, başvuranın evlat edinmek için izin başvurusunun yalnızca cinsel yönelimiyle
ilgili olumsuz önyargı nedeniyle reddedildiği iddiası ile ilgili idi.
AİHM 8. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal
edilmediğine karar vermiştir: AİHM Sözleşmede evlat edinme hakkının
güvence altına alınmadığını kaydetmiştir. Aile hayatına saygı hakkında bir ailenin
var olduğu öngörülmekteydi, fakat 8. Madde aile kurma arzusunu
korumamaktaydı.
Wagner ve J.M.W.L. – Lüksemburg Davası (no. 76240)
28.06.2007
Dava, Peru’da verilen bir evlat edinme kararının Lüksemburg’da infazına yönelik
bir hukuk davası ile ilgili idi. Lüksemburg mahkemeleri, Medeni Kanunda bekar bir
kadının tam evlat edinmesine dair bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle başvuruyu
reddetmişlerdi. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
AİHM, Peru’da tam evlat edinme hakları verilmesi sonucunda kurulan aile
bağlarının Lüksemburg mahkemelerince kabul edilmemesi nedeniyle 8.
Maddenin, Lüksemburg vatandaşı olup yabancı bir mahkeme kararıyla tesis
edilen aile bağı Lüksemburg’da tanınmayan bekar bir annenin evlatlığı olması
nedeniyle çocuğun (ve netice itibariyle annesinin) günlük hayatında
cezalandırıldığı gerekçesiyle 8. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Maddenin
(ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Kearns – Fransa Davası (no. 35991)
10.01.2008
Dava, başvuranın çocuğu olup düzgün nesepli kaydedilmemiş bir çocuğun
zamanaşımı süresi dolduktan sonra kendi üzerine kaydedilmesi talebi ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmemiştir. iki aylık süre sınırı kısa gibi görünmekle birlikte,
biyolojik annenin çocuğu reddetme kararını düşünmesi ve gözden geçirmesi
yeterli idi. Ayrıca, başvuran o sırada 36 yaşında ve annesinin refakatinde idi ve
sosyal hizmetlerle uzun görüşmeler yapmıştı.
E.B. – Fransa Davası (no. 43546/02)
22.01.2008 (Büyük Daire)
Başvuran, yaptığı evlat edinme başvurusunun her aşamasında cinsel
yöneliminden dolayı ayrımcı muameleye maruz kaldığını ve bunun özel hayatına
saygı hakkının ihlali anlamına geldiğini iddia etmekteydi.
8. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Başvuranın talebini inceleyen ulusal idari merciler ve ardından mahkemeler evlat
edinme izni vermeme kararlarını hanede bir baba simgesi bulunmadığı olgusu
üzerine bina etmişlerdir ki bu meşru bir gerekçe değildir. Ayrıca, başvuranın
eşcinsel olması başvurusu, değerlendirilirken tespit edilmiş bir husus olmakla
kalmayıp verilen kararda belirleyici bir etken olmuştur.
Negrepontis-Giannisis – Yunanistan Davası (no. 56759/08)
03.05.2011
Dava, Yunan makamlarının, ABD’nin bir keşişin yeğenini tam evlat edinmesine
dair kararını tanımamaları ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Yunanistan’ın başvuranın evlat edinme kararını
uygulamaması, derhal vaziyet edilmesi gereken herhangi bir toplumsal ihtiyaçtan
kaynaklanmamaktaydı ve güdülen amaçla orantılı değildi.
8. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Evlatlık olarak başvurana biyolojik bir çocuğa nazaran farklı muamele gösterilmesi
ayrımcılığa tekabül etmekteydi ve bu muamelenin nesnel ve meşru bir gerekçesi
yoktu.
Özellikle Yunan Yargıtay’ının evlat edinme işlemini kabul etmeme konusunda
istinat ettiği metinler bakımından 6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı)
ihlal edilmiştir.
Başvuranın Yunan mahkemelerinin kararı sonucunda vâris statüsünden mahrum
kalması nedeniyle 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin korunması)
ihlal edilmiştir.
Kopf ve Liberda – Avusturya Davası (no. 1598/06)Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
17.01. 2012
Dava, bir çocuğun eski koruyucu ana ve babasının evlatlıklarını ziyaret etme izni
verilmemesine dair şikayetleri ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Avusturya mahkemeleri karar verdikleri sırada
çocuğun menfaatleri ile önceki koruyucu ailesinin çıkarları arasında adil bir denge
kurmuş olmakla birlikte, başvuranların eski evlatlıklarını ziyaret etme taleplerini
gereği gibi ivedilikle incelememişlerdir.
Gas ve Dubois – Fransa Davası (no. 25951/07)
15.03.2012
Dava, birlikte yaşayan iki kadından birinin, diğerinin çocuğunu sınırlı evlat edinme
başvurusunun reddedilmesi ile ilgili idi.
14. Madde (ayrımcılık yasağı) ve 8. Madde ihlal edilmemiştir. AİHM
başvuranların cinsel yönelimine dayalı farklı bir muamele emaresi görmediğini,
zira aralarında medeni birliktelik tesis edilen karşı cinsten çiftlerin de sınırlı evlat
edinme konusunda aynı muameleyi gördüklerini kaydetmiştir.
Harroudj – Fransa Davası (no. 43631/09)
04.10.2012
Dava, bir Fransız vatandaşının halihazırda bakımını üstlendiği Cezayirli bir bebeği
İslam hukukunda “kefalet” denilen bir velayet yöntemiyle evlat edinmesine izin
verilmemesi ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmemiştir. AİHM kamu yararı ile başvuranın menfaatleri
arasında adil bir denge kurulduğunu, yetkili mercilerin kültürel çoğulculuğu
dikkate alarak kefalet çocuklarının menşei ülkelerinin hukuklarıyla bağlarını
birdenbire kesmeksizin entegrasyonlarını sağlamayı amaçladıklarını kaydetmiştir.
Derdest dava
X ve Diğerleri – Avusturya Davası (no. 19010/07)
03.10.2012 tarihinde Büyük Daire’de duruşma yapılacaktır
Dava, düzenli bir eşcinsel birliktelik sürdüren iki kadının Avusturya mahkemeleri
hakkında şikayetleri ile ilgili idi. Mahkemeler başvuranlardan birinin partnerinin
çocuğunu evlat edinmek isteği karşısında önce annesinin çocukla olan hukuki
bağlarını koparması gerektiği yönünde karar vermişlerdir. Dairede 1 Aralık 2011
tarihinde bir duruşma yapılmıştır. Davaya bakan Daire 5 Ocak 2012 tarihinde
yetkisinden Büyük Daire lehine feragat etmiştir.
Velayet yetkisi, çocuğun gözetimi ve ziyaret hakları
Hoffman – Avusturya Davası (12875/87)
23.06.1993
Dava, başvuranın iki çocuğunun babasından boşandıktan sonra Yehova Şahidi
olduğu gerekçesiyle velayet haklarının elinden alınması ile ilgili idi.
14. Maddeyle (ayrımcılık yasağı) bağlantılı olarak 8. Madde ihlal edilmiştir.
Velayet yetkisinin geri alınmasının özünde başvuranın dini inançları yatmakta idi. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
Kutzner – Almanya Davası (46544/99)
26.02.2002
Başvuranlar, kızlarıyla ilgili velayet yetkilerinin kaldırılmasının ve kendilerinin
çocuklarını yetiştirecek zihinsel kapasiteye sahip olmadıkları gerekçesiyle
kızlarının koruyucu aileye verilmesinin özel hayata saygı haklarını ihlal ettiğinden
şikayetçi idiler.
8. Madde ihlal edilmiştir. Ulusal makamların ve mahkemelerin gösterdikleri
nedenler uygun olmakla birlikte, başvuranların aile hayatına bu denli ciddi bir
müdahaleyi gerekçelendirecek kadar yeterli değildi.
P.V. – İspanya Davası (no. 35159/09)
30.11.2010
Başvuran, mahkemenin (cinsiyet değiştirmesi sonrasındaki) duygusal
kararsızlığının o sırada 6 yaşında olan oğlunu rahatsız etme riski bulunduğu
gerekçesiyle oğluyla görüşmelerini kısıtlamasından şikayetçi idi.
8. Maddenin ihlali söz konusu değildir: AİHM, görüşme kısıtlamasının
başvuranın transseksüel olmasından dolayı değil getirilmediğine karar vermiştir.
Anayo – Almanya Davası (no. 20578/07)
21.12.2010
Dava, Alman mahkemelerinin başvurana daha önce birlikte yaşamadığı biyolojik
ikiz çocuklarını görmesine izin vermemesi ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. AİHM, özellikle yetkili mercilerin ikizlerle başvuran
arasındaki ilişkinin çocukların yararına olup olmayacağını incelemediklerini
kaydetmiştir.
Schneider – Almanya Davası (no. 17080/07)
15.09.2011
Dava, Alman mahkemelerinin başvurana biyolojik oğlu olduğunu iddia ettiği bir
erkek çocuğuyla temas kurma izni vermemesi ile ilgili idi. Çocuğun yasal babası,
annesiyle evli idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Başvurana karşı aile hayatının mevcut olmadığı
tezinin getirilmesi (başvuranın gerçekte çocuğun biyolojik babası olup olmadığı
tespit edilmemişti ve ikisi arasında asla kişisel yakın ilişki söz konusu olmamıştı)
mümkün değildi. Aile hayatı bulunmasa dahi başvuranın çocukla ilgili bilgilere
erişim hakkı olup olmadığı hususu kimliğinin, dolayısıyla “özel hayatının” önemli
bir parçasını teşkil etmekteydi.
Diamante ve Pelliccioni – San Marino Davası (no. 32250/08)
27.09.2011
Dava, annesi İtalyan ve babası San Marino vatandaşı olan bir çocuğun velayet
yetkisi ve gözetimine dair işlemle ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmemiştir. Ulusal mahkemeler genel olarak işlemleri gerekli
titizlikle yürütmüşlerdir; bahse konu tedbirle çocuk ve ana ve babasının hak ve
özgürlüklerinin korunması yönünde meşru bir amaç güdülmüştür; çocuğun
menfaatleri ve ailenin durumu dikkate alınmıştır ve gerekmesi halinde karar
değişikliği öngörülmüştür. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
Lyubenova – Bulgaristan Davası (no. 13786/04)
18.10.2011
Dava, çocuklarının gözetimini geçici olarak kocasının ailesine veren bir annenin
velayet hakları ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Sosyal hizmetlerin elinde tarafları zorunlu talimatlara
uymaya icbar edecek imkanları mevcuttu; fakat bu imkanlara başvurulmamıştır.
Ayrıca, yetkili merciler sosyal hizmetlerin harekete geçmemesi konusunda
herhangi bir gerekçe göstermemişlerdir.
Giszczak – Polonya Davası (no. 40195/08)
29.11.2011
Dava, Polonya’da cezaevinde bulunan bir mahkuma (otobüs çarpan ve yoğun
bakımda komada bulunan) kızını ziyaret etmesi için izin verilmemesi ile ilgili idi.
Başvuran, cezaevi giysileri içerisinde ve zincirli halde veya polis nezaretinde gidip
gitmeyeceği belli olmadığı için sonradan ölen kızının cenazesine katılmamıştı.
8. Madde iki bakımdan ihlal edilmiştir. AİHM başvuranın kızını hastanede
ziyaret etmesine izin verilmemesine gösterilen nedenlerin ikna edici olmadığını
kaydetmiştir; zira yetkililerin (şahsın mahkum olduğu suçun ciddiyetinden ve
başvuranın kaba tavırlarından kaynaklanan) kaygıları, başvuranın resmi görevliler
nezaretinde gönderilmesiyle izale edilebilirdi. Ayrıca, yetkili merciler başvuranın
kızının cenazesine katılma talebine zamanında ve uygun biçimde karşılık
vermemişlerdir.
Cengiz Kılıç – Türkiye Davası (no. 16192/06)
06.12.2011
Dava, çocuğuyla birlikte yaşamayan ebeveyne velayet yetkisi ve ziyaret hakları
verilmesi ile ilgili boşanma davasının aşırı uzun sürmesi ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Devlet yükümlülüklerini yerine getirmemiş ve bu tarz
durumlarda beklenmesi muhtemel tedbirlerin hepsini almamıştır.
6. Maddenin 1. fıkrası (makul sürede adil yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir.
Dava konusu durumun arz ettiği önem ve başvuranla oğlu arasındaki ilişki
açısından doğuracağı sonuçlar düşünüldüğünde, görülen iki davanın süresi aşırı
uzun idi.
AİHM Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin R (98) 1 sayılı Tavsiye Kararına atıfta
bulunmuştur. Bu tavsiye kararında aile arabuluculuğunun “aile üyeleri arasındaki
iletişimi iyileştirebileceği, uyuşmazlık yaşayan taraflar arasındaki anlaşmazlıkları
azaltabileceği, sulh yoluyla çözümler getirebileceği, ana ve babalarla çocuklar
arasında kişisel temasların devamı sağlayabileceği ve boşanma ve ayrılmanın
sosyal ve ekonomik maliyetlerini taraflar ve devletler bakımından düşürebileceği”
kaydedilmektedir.
Pontes – Portekiz Davası (no. 19554/09)
10.04.2012
Dava, başvuranların çocuklarının kendilerinden alınması, ardından velayet
yetkilerinin kaldırılması ve çocuğun evlatlık verilmesi yönündeki ulusal kararlarla
ilgili idi. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
AİHM 8. Maddenin iki bakımdan ihlal edildiğine hükmetmiştir. Yetkili
merciler başvuranların oğullarını düzenli olarak görmelerini sağlayacak tedbirleri
almamışlardır ve ayrıca çocuğun evlatlık verilmesi kararı uygun ve yeterli
nedenler üzerine bina edilmemiştir.
Santos Nunes – Portekiz Davası (no. 61173/08)
22.05.2012
Dava, oğlunun velayetinin başvurana verilmesine ilişkin kararın infazı ile ilgili idi.
Çocuk bakılması için annesi tarafından başka bir çifte verilmişti ve bu çift çocuğu
başvurana iade etmeye yanaşmamaktaydı. Başvuran söz konusu kararın infazı
için defaatle girişimde bulunmuş fakat bir netice elde edememişti.
8. Madde ihlal edilmiştir. bu davada yetkili makamlar biyolojik ana ve baba
arasında veya Devletle uyuşmazlığın ötesinde olağandışı bir durumla yüz yüze
olmalarına karşın, çocuğun velayetinin başvurana verilmesine yönelik kararın
infazını temin için ellerinden gelen gayreti göstermek durumunda idiler.
Derdest davalar
A.K. ve L.K. – Hırvatistan Davası (no. 37956/11)
30.05.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, hafif ruhsal engelli ve fiziksel engelli bir annenin velayet hakkının alınması
ile ilgilidir.
Jiaoqin Zhou – İtalya Davası (no. 33773/11)
06.07.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, bir evlatlık verilme davasında biyolojik annenin çocuğunu ziyaret
haklarının askıya alınmasıyla ilgilidir. Bu konuda bir uzman annesinin çocuğa
bakma kabiliyeti bulunmamakla birlikte tutumunun olumsuz olmadığını
kaydetmiştir.
Francine Bonnaud ve Patricia Lecoq – Fransa Davası (no. 6190/11)
03.02.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, başvuranlarının birbirinin çocuklarıyla ilgili velayet taleplerinin
reddedilmesiyle ilgilidir. Çift olarak yaşamakta olan başvuranların her birinin tüp
bebek yöntemiyle sahip oldukları birer çocuğu bulunmaktadır.
Çocuk kaçırma
Çocuğu diğer ebeveyn tarafından kaçırılan ebeveynlerin başvuruları
AİHM bu davalarda Sözleşmeyi, 25 Ekim 1980 tarihli Uluslararası Çocuk
Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi ışığında yorumlamıştır.
Sözleşmeci Devletler Lahey Sözleşmesinin Dibacesinde “Çocuğun çıkarının,
korunmasına ilişkin meselelerde hayati bir öneme sahip olduğu” inancını dile
getirerek “çocuğu, uluslararası alanda, kanuna aykırı bir yer değiştirmenin zararlıBilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
etkilerinden koruma ve çocuğun mutat ikametgâhı Devletine derhal dönüşünü
teminat altına almak için usuller tespit etmeyi ve ziyaret hakkının korunmasını
sağlama yönündeki arzularını” vurgulamışlardır.
Sözgelimi, çocuğun velayeti konularında “çocuğun çıkarı”nın gözetilmesinin iki
nedeni olabilir: ilk olarak, çocuğun emin bir ortamda gelişmesinin ve ebeveynin
çocuğun sağlık ve gelişimini tehlikeye atabilecek tedbirlere başvurmamasını
temin etmek ve ikinci olarak, ailenin çocukla temasının uygun olmadığına karar
verilen haller dışında, çocuğu köklerinden uzaklaştırmamak için ailesiyle
bağlarının devamını sağlamak.
1
Ignaccolo-Zenide – Romanya Davası (no. 31679/96)
25.01.2000
Fransız vatandaşı başvuran bir Rumen vatandaşıyla evlenmiş ve iki çocukları
olmuştur. Çift boşandıktan sonra Fransız mahkemeleri başvurana çocuklarını
ziyaret hakkı vermişlerdir. Babaları tarafından ABD’ye götüren çocuklar annelerine
gösterilmemişlerdir ve dolayısıyla başvuran ziyaret hakkını kullanamamıştır.
Başvuran, çocukların kendine iadesine yönelik Bükreş İlk Derece Mahkemesi
tarafından verilen acil kararın Rumen makamlarınca infaz edilmemesinden
şikayetçi idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Lahey Sözleşmesinin 7. Maddesinde öngörülen
tedbirlerin hiçbiri alınmamıştır (özellikle babaya karşı cebri tedbir veya çocukların
dönüşüne hazırlık niteliğinde anneleriyle görüşmelerine yönelik bir tedbir
alınmamış, ardından Bakanlık tarafından çocukların iade edilmemesine yönelik bir
karar verilmiş ve başvuranı çocuklarıyla bir araya getirecek başka hiçbir işlem
yapılmamıştır).
Iglesias Gil ve A.U.I. – İspanya Davası (no. 56673/00)
29.04.2003
Başvuran, İspanya makamlarının babası tarafından ABD’ye götürülen çocuğunun
velayetini ve velayet yetkisini münhasıran kendisine tevdi eden mahkeme
kararlarının uygulanması için gerekli uygun tedbirleri almadıklarını iddia
etmekteydi. Başvuran özellikle yetkili mercilerin, çocuğun kaçırıldığına ilişkin
şikayetini titizlikle ele almadıklarından şikayetçi idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Yetkili merciler Lahey Sözleşmesinin ilgili
hükümlerinde öngörülen gerekli tedbirleri uygulamakla ve çocuğun annesine
iadesini temin etmekle yükümlü idiler. Başvuran ve çocuğu lehine verilen
kararların uygulanması için hiçbir tedbir alınmamıştır.
Bianchi – İsviçre Davası (no. 7548/04)
22.06.2006
Dava, bir çocuğun İsviçreli annesi tarafından İtalyan babasından (başvuran)
kaçırılması ile ilgili idi. Başvuran, Luverne Kanton mahkemelerinde görülen
davanın uzunluğundan ve İsviçre makamlarının oğlunun İtalya’ya iade edilmesi
yönündeki mahkeme kararlarını uygulamamalarından şikayetçi idi.

1
Bkz. Maumousseau ve Washington – Fransa Kararı, Par. 67. Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
AİHM 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir: Yetkili mercilerin Lahey
Sözleşmesinin amaç ve hedefine aykırı olarak harekete geçmemiş olmaları,
bebekle babası arasındaki ilişkinin bütünüyle kopmasına yol açmıştır ve bu
ayrılığın çocuğun çıkarına olduğu ileri sürülemez.
Ayrıca bkz.
Monory – Romanya ve Maracistan Davası (no. 71099/01), 05.04.2005
Carlson – İsviçre Davası (no. 49492/06), 06.11.2008
Shaw – Macaristan Davası (no. 6457/09)
26.07.2011
Bu davada Macar makamları annesi tarafından Fransa’dan götürülen bir çocuğun
babasını görmek üzere Paris’e geri getirilmesini sağlamamaları ve ortak velayet
söz konusu olmasına karşın babanın çocuğunu görmesinin imkansız hale gelmesi
ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Yetkisi merciler, çocuğun iade kararının uygulanması
için hiçbir şey yapmamışlardır. Başvuran kızın 3.5 yıl görememiş, Macar
mahkemelerince de tespit edildiği üzere ziyaret haklarını kullanamamıştır.
Karrer – Romanya Davası (no. 16965/10)
21.02.2012
Bir baba ve kızına ait başvuru, babanın çocuğunun Avusturya’ya iadesine yönelik
Romanya mahkemelerinde görülen bir Lahey Sözleşmesi davası ile ilgili idi.
Başvuran Avusturya’da bir Rumen vatandaşıyla evlenmiş ve karısı, velayet davası
Avusturya’da devam ettiği halde kızını alarak Romanya’ya dönmüştü.
8. Madde ihlal edilmiştir. Rumen mahkemeleri çocuğun çıkarlarını
derinlemesine tahlil etmemiş ve babanın davasını Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinden öngörülen ivedilikle görmemiş ve Lahey Sözleşmesi ışığında
yorumlamamışlardır.

İlker Ensar Uyanık – Türkiye Davası (no. 60328/09)
03.05.2012
Dava, karısıyla birlikte ABD’ye yaşayan ilk başvuranın, çocuğunun bu ülkeye
iadesine yönelik açtığı dava ile ilgili idi. Karısı kızıyla birlikte tatil için geldiği
Türkiye’den geri dönmemiştir.
8. Madde ihlal edilmiştir. Türk mahkemeleri başvuranın aile durumunu
derinlemesine tahlil etmemiş, diğer hususların yanısıra konuyu Lahey Sözleşmesi
esasları ışığında incelememişlerdir.
Eskinazi – Chelouche – Türkiye Davası (no. 14600/05)
06.12.2005 (karar)
Fransız kökenli Türk anne ve kızı, Türk makamlarının çocuğun İsrail’e geri
gönderilmesine yönelik kararından şikayetçi idiler (anne babanın da rızasıyla
çocuğuyla birlikte tatil için Türkiye’ye gelmiş, ardından İsrail’e geri dönmemişti).
Başvuru reddedilmiştir (açıkça dayanaktan yoksundur).
Lahey Sözleşmesi anlamında haksız şekilde kaçırıldığına kanaat getirilen çocuğun
İsrail’e iade kararının yetkili mercilerin 8. Madde kapsamındaki yükümlülüklerini Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
ihlal ettiği ve bilhassa Türk makamlarının talebi reddetme konusunda maddi
gerekçeye sahip olmadıkları şeklinde yorumlanamaz.
Çocuğu kaçıran ebeveynlerin başvuruları
Maumousseau – Washington – Fransa Davası (no. 39388/05)
15.11.2007
Fransız vatandaşı ilk başvuran bir ABD vatandaşıyla evlenmiştir ve bir kızları
(ikinci başvuran) olmuştur. Anne, babanın rızasıyla bir seyahat için Fransa’ya
gitmiş, fakat geri dönmemiştir. İlk başvuran, çocuğun (New York Eyaletinde bir
mahkeme kararı uyarınca) ABD’ye geri gönderilmesinin çıkarına uygun olmadığını
ve henüz bebek olduğu için kendisini tahammülü imkansız bir duruma sokacağını
iddia etmekteydi. Başvuran ayrıca iade kararının infazı için polisin çocuğun
kreşine girmesinin kızında büyük bir psikolojik travmaya yol açacağını iddia
etmekteydi.
8. Madde ihlal edilmemiştir. AİHM Fransız mahkemelerinin “çocuğun
çıkarlarını” dikkate aldıklarını, durumu genel olarak ve derinlemesine inceledikten
sonra ve başvuranlara haklarını bütünüyle kullanma imkanı tanımak suretiyle
çocuğun alıştığı ortamına derhal yeniden kazandırılması yönünde bir karar
verdiklerini kaydetmiştir. Polisin müdahalesi en uygun seçenek olmamakla ve
travmaya yol açabilecek olmakla birlikte, polisin amiri konumundaki savcının
nezaretinde gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, başvuranları müdafaa edenlerin direnciyle
karşılaşan merciler, çocuğu götürme girişimlerine son vermişlerdir.
Neulinger ve Shuruk – İsviçre Davası (no. 41615/07)
06.07.2919 (Büyük Daire)
Dava, annesi (ilk başvuran) tarafından İsviçre’ye kaçırılan bir çocuğun (ikinci
başvuran) iade emrinin infazı ile ilgili idi. Tel Aviv’de yaşamakta olup “ChabadLubavitch” topluluğuna mensup olan baba, çocuğun ortak velayetine sahip idi.
AİHM iade emrinin infazının 8. Maddenin ihlali anlamına geleceğine karar
vermiştir. AİHM, bilhassa İdare Mahkemesi tarafından verilen ara tedbir kararı
(bu mahkeme çocuğun annesiyle birlikte kalmasına, babanın ziyaret haklarının
askıya alınmasına, çocuğun kimlik belgelerini yenileyebilmesi için velayet
yetkisinin anneye verilmesine karar vermişti) temelinde, çocuğun İsrail’e iadesinin
kendisinin yararına olacağına ikna olmamıştır.
Sneersone ve Kampanella – İtalya Davası (no. 14737/09)
12.07.2011
Dava, İtalyan mahkemelerinin Letonya’da annesiyle (ilk başvuran) yaşayan küçük
bir çocuğun İtalya’daki babasına iade edilmesine yönelik kararı ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. İtalyan mahkemelerinin kararı yeterli gerekçeden
yoksun olup çocukla annesi arasındaki yakın bağların birdenbire ve geri dönülmez
biçimde kesilmesinden kaynaklanacak psikolojik travma düşünülmeden
verilmiştir. Bunun yanısıra, mahkemeler çocukla babası arasında teması temin
edecek başka çözümleri dikkate almamışlardır.
M.R. ve L.R. – Estonya Davası (no. 13420/12) Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
04.06.2012 (karar)
Başvuranlar bir anne ve babası Lahey Sözleşmesine istinaden İtalya’ya iadesini
talep eden kızı idi. Başvuranlar bir seyahat amacıyla gittikleri Estonya’dan
İtalya’ya dönmemişlerdi.
AİHM, AİHM İçtüzüğünün 39. Maddesi (geçici tedbirler) gereğince Estonya
Hükümetinden Strasbourg’daki dava devam ederken çocuğu iade etmemesini
talep etmiştir. AİHM, durumun aciliyeti nedeniyle bu davayı üç aydan kısa bir
sürede incelemiştir.
Başvuru reddedilmiştir (açıkça dayanaktan yoksundur). Annenin İtalya’ya
dönemeyeceğine yönelik iddialarını reddeden Estonya makamları, takdir
haklarının sınırını aşmamışlardır. Çocuğun İtalya’ya iadesi kararının keyfi olduğu
veya yetkili mercilerin söz konusu menfaatler arasında adil bir denge kurmadıkları
yönünde bir bulgu da mevcut değildi.
AİHM ayrıca 39. Maddenin uygulanmasına yönelik kararını da iptal etmiştir.
B. – Belçika Davası (no. 4320/11)
10.07.2012
Dava, annesi tarafından babasının rızası veya ABD mahkemelerinin izni
alınmaksızın Belçika’ya götürülen bir çocuğun ABD’ye iade kararı ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir. Çocuğun ABD’ye iade edilmesi kararını verilen İstinaf
Mahkemesi, çocuğun babasına iadesinin doğuracağı riski yeterince
değerlendirmemiştir. Bu mahkeme ayrıca geçen süreyi ve çocuğun Belçika’daki
hayatına alıştığını dikkate almalı idi.
Derdest dava
X. – Letonya Davası (no. 27853/09)
10 Ekim 2012 tarihinde Büyük Daire’de duruşma yapılacaktır
Dava, bir annenin Letonya Mahkemelerinin 1980 tarihli Uluslararası Çocuk
Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesine istinaden kızının
Avustralya’ya iade edilmesine yönelik kararına yönelik şikayetiyle ilgilidir.
Sınırdışı
Üner – Hollanda Davası (no. 46410/99)
18.10.2006 (Büyük Daire)
Başvuran, oturma izni iptal edilerek 10 yıl boyunca ülkeye girişi yasağı
konmasından şikayetçi idi.
8. Madde ihlal edilmemiştir. Başvuran hakkındaki Hollanda’dan sınırdışı ve giriş
yasağı kararları güdülen amaçlarla (kamu güvenliğinin korunması, kargaşanın ve
suçun önlenmesi) orantılı olup demokratik bir toplumda gerekli idi. AİHM ayrıca 6
yaşında ve 18 aylık olan çocukların Türkiye’deki babalarına iade edilmeleri
durumda bu ortama alışma ve Hollanda’ya düzenli gelebilme olasılığının zayıf
olduğunu da dikkate almıştır. Başvuranın kız arkadaşının Türkiye’ye gitmesindeki
uygulamaya dönük güçlüklerin de ayırdında olan AİHM, diğer hususların yanısıra Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
başvuranın işlediği suçların ciddiyetinin ve sabıka kaydının, ailenin menfaatlerinin
ötesinde mülahazalar olduğunu kaydetmiştir.
Nunez – Norveç Davası (no. 55597)
28.06.2011
Dava, Dominik vatandaşı başvuranın, hakkındaki sınırdışı kararının infazının
küçük yaştaki çocuklarından ayrılması anlamına geleceği iddiası ile ilgili idi.
AİHM başvuranın hakkında sınırdışı ve 2 yıl boyunca Norveç’e giriş yasağı kararı
verilmesinin 8. Maddenin ihlali anlamına geleceğini, zira bu kararın
çocuklarını fazlasıyla etkileyeceğini kaydetmiştir.
Antwi ve Diğerleri – Norveç Davası (no. 26940/10)
14.02.2012
Başvuranlar, Bay Antwi’nin pasaportunun sahte olduğunu fark eden göç biriminin
hakkında verdiği sınırdışı ve 5 yıl boyunca giriş yasağı kararının kendisini eşinden
ve kızından ayıracağından şikayetçi idiler.
AİHM, Norveç makamlarının etkili göç kontrolündeki kamu yararı ile başvuranların
Antwi’ye Norveç’te kalmasına izin verilmesindeki aile menfaati arasında adil bir
denge kurduklarını kaydederek 8. Maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
K.A.B. – İspanya Davası (no. 59819/08)
10.04.2012
Dava, annesinin sınırdışı edilmesinin ardından terk edilmiş ilan edilen bir çocuğun
babasının muhalefetine rağmen evlatlık verilmesi ile ilgili idi.
AİHM bilhassa yetkili mercilerin harekete geçmemelerinin, annenin önceden
doğrulama yapılmaksızın sınırdışı edilmesinin, başvurana zor zamanlar geçirdiği
bir sırada formaliteler konusunda destek verilmemesinin ve çocuğunun terk
edilmesinin yegane sorumluluğunun başvurana yüklenmesinin babayla oğlunun
yeniden birleşmelerinin imkansız hale gelmesine ciddi biçimde katkıda
bulunduğunu ve dolayısıyla özel hayatına saygı hakkına aykırı olduğunu
kaydederek 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Konuyla ilgili yakın zamandaki diğer davalar:
Ndangoya – İsveç Davası (no. 17868/03), 22 Haziran 2004 (kabul edilebilirlik
kararı)
Mokrani – Fransa Davası (no. 52206/99), 15 Temmuz 2003
Najafi – İsveç Davası (no. 28570/03), 6 Temmuz 2004 (kabul edilebilirlik kararı)
Headley – Birleşik Krallık Davası (no. 39642/03), 1 Mart 2005
Mossi – İsveç Davası (no. 15017/03), 8 Mart 2005
McCalla – Birleşik Krallık Davası (no. 30673/04), 31 Mayıs 2005
Davydov – Estonya Davası (no. 16387/03), 31 Mayıs 2005
Keles – Almanya Davası (no. 32231/02), 27 Ekim 2005
Aoulmi – Fransa Davası (no. 50278/99), 17 Ocak 2006
Sezen – Hollanda Davası (no. 50252/99), 31 Ocak 2006
Doğum/babalık izni Bilgi Notu – Velayet hakları Basın Birimi
Konstantin Markin – Rusya Davası (no. 30078/06)
22.03.2012 (Büyük Daire)
Dava, Rus makamlarının başvurana babalık izni vermemeleri ile ilgili idi.
Başvuran, silahlı kuvvetlerdeki kadın personele yönelik muamelenin sivil kadınlara
yönelik muameleden farklı olmasından şikayetçi idi.
AİHM 8. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal
edildiğine hükmetmiştir. AİHM, Sözleşmenin kışlalarda da geçerli olduğunu
kaydetmiştir. Bay Markin’in yerine rahatlıkla bakabilecek kadın meslektaşları
bulunduğu için, babalık izni kullanamaması için bir neden yoktu. Başvuran
cinsiyet temelinde ayrımcılığa maruz kalmıştır.
Derdest dava
Diana Topčić-Rosenberg – Hırvatistan Davası (no. 19391/11)
05.03.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, Hırvat kamu mercilerinin başvurana doğum izni nedeniyle ücret
ödememeleri ile ilgilidir.
Basın İrtibat: Céline Menu-Lange
+33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Üye Devletlerin Egemenlik Alanı Dışında Yargı Yetkisi

Mesaj gönderen Admin »

Madde 1 (insan haklarına saygı yükümlülüğü)

Yüksek Sözleşmeci Taraflar yetki sınırları içindeki herkesin Sözleşmenin 1.
Bölümünde tanımlanan hak ve özgürlüklerini garanti edeceklerdir.
Devletin AİHM yetki sınırı içinde; ancak, Devletin kendi sınırları dışında meydana
gelen eylemleri
Diplomatik Binalar ve Müştemilatları
M.v. - Danimarka Davası (Başvuru No.17392/90)
14 Ekim 1992 (Avrupa Komisyonunun İnsan Hakları hususundaki Kararı)
Başvuran 1988 yılında Doğu Almanya’dan (Demokratik Alman Cumhuriyeti)
ayrılıp batıya (Federal Almanya Cumhuriyeti) geçmek isterken (Doğu) Berlin’deki
Danimarka Büyükelçiliği binasına girmiştir. Danimarka büyükelçisinin talebi
üzerine Doğu Almanya polisi Elçiliğe girmiş, başvuranı dışarı çıkarmış ve başvuran
sonuç olarak 33 gün gözaltında kaldıktan sonra koşullu hapis cezasına
çarptırılmıştır. Başvuru sahibi Doğu Almanya polisine teslim edilmesi nedeniyle
özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle şikayette bulundu.
Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun (1998 yılına kadar Sözleşme uygulamalarını
AİHM’ye gönderilmeden önce inceleyen organ) daimi içtihatlarında, diplomatik ya
da konsolosluk görevlileri dahil olmak üzere, bir Ülkenin yetkili görevlilerinin
üzerlerinde yetki kullandıkları başka kişi ve emtia üzerinde o Ülkenin yetki sınırı
kullanacağı açıkça belirtilmiştir. Bu nedenle, başvuranın aleyhinde şikayette
bulunduğu Danimarka Büyükelçisinin eylemleri Danimarka yetkililerinin üzerinde
yargı yetkisi bulunan kişileri etkilemiştir.
Okullarda alfabe kullanımı
Catan ve diğerleri – Moldova Cumhuriyeti ve Rusya Davası (No. 43370/04,
8252/05 ve 18454/06)
19.10.2012 (Büyük Daire)Bilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
Dava Transdinyester’deki Moldova toplumundan çocukların ve ebeveynlerinin
1992 ve 1994 yıllarında okullarda Latin alfabesi kullanımı yasaklayan ayrılıkçı
rejim tarafından kabul edilen dil politikalarının ve sonrasında bu politikanın
uygulanması amacıyla aldığı tedbirlerin etkisine ilişkin şikayet ile ilgilidir. Bu
tedbirler öğrenci ve öğretmenlerin Moldova/Romen dil okullarından zor
kullanılarak çıkarılması ile birlikte okulları kapatarak başka yerleşkelerde yeniden
açmaya zorlamayı içermekteydi.
AİHM ayrılıkçı rejimin Rusya’nın sürekli askeri, ekonomik ve siyasi desteği
olmadan ayakta kalamayacağına ve bu nedenle Sözleşme kapsamında okulların
kapatılmasının Rusya’nın yargı alanına girdiğine hükmetmiştir. Diğer yandan,
Moldova Cumhuriyeti rejimi savunmaktan imtina etmekle kalmamış, aynı
zamanda yeni okul binalarının kiraları ve yenilenmeleri ile birlikte ekipmanlar,
öğretmenlerin maaşları ve ulaşım masrafları için de ödeme yaparak başvuranları
desteklemek üzere önemli çaba sarf etmiştir.
Moldova Cumhuriyeti açısından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 Numaralı
Protokolün 2. Maddesinin (eğitim hakkı) ihlali yoktur; Rusya açısından 1 Numaralı
Protokolün 2. Maddesinin ihlali söz konusudur
Askeri varlık ve siyasi destek
Loizidou – Türkiye Davası (no. 15318/89)
23 Mart 1995
Loizidou özellikle Kıbrıs’ın kuzey bölgesinin, kendisini birkaç kez burada bulunan
evine ve mülklerine erişimden alıkoyan, Türk silahlı kuvvetlerinin sürekli işgali ve
kontrolü sonucunda mülkiyet hakkının ihlal edilmiş olduğu yönünde şikayette
bulunmuştur. Bu durumun Sözleşmenin 1. Protokolün 1. Maddesi hilafına
mülkiyet haklarının daimi olarak ihlal edilmesiyle birlikte 8. Madde hilafına evine
ilişkin daimi bir ihlal bulunduğunu iddia etmiştir.
AİHM, 1. Maddenin Sözleşmenin kapsama alanı üzerinde sınırlamalar getirmesine
rağmen, bu hüküm kapsamındaki “yargı yetkisi” kavramının Sözleşmeye Taraf
Ülkelerin ulusal sınırları ile kısıtlı olmadığına karar vermiştir. Özellikle, gerek
meşru gerekse gayrı meşru bir askeri faaliyet sonrasında ulusal sınırları dışındaki
bir bölgede etkin kontrol sağladığında, Ülkenin sorumluluğu başlayabilir. Bu gibi
bölgelerde Ülkenin Sözleşmeden doğan hakları ve özgürlükleri garanti altına alma
yükümlülüğü, gerek ülkenin silahlı kuvvetleriyle doğrudan gerekse desteklediği
yerel yönetim aracılığıyla, burada etkin kontrol sağlaması durumundan
kaynaklanmaktadır.
Türkiye Loizidou’nun mülkünün kontrolünü Kıbrıs’ın kuzey bölgelerinin ordusu
tarafından işgal edilerek burada “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” kurulmasının
neticesinde kaybetmiş olduğunu kabul etmiştir. Türkiye askeri varlığı ile Kıbrıs’ın
kuzeyinde tam olarak kontrolü sağlamıştır ve bunun neticesi olarak “KKTC”
yetkililerinin politikaları ve eylemleri için Sözleşme kapsamında sorumluluğu
ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, Türk ordusu tarafından desteklenen “KKTC”
yetkililerinin eylemleri Türk yetki sınırı kapsamına girmektedir.
Kıbrıs – Türkiye Davası (no. 25781/94)
10 Mayıs 2001 (Büyük Daire)Bilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
Dava Türkiye’nin Temmuz ve Ağustos 1974 tarihlerinde askeri müdahalede
bulunmasından sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşan durumla ve Kıbrıs bölgesinin
süregelen bölünmüşlüğüyle ilgilidir. Kasım 1983 tarihinde “Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti” (“KKTC”) kurulmuş olmasına rağmen, Kıbrıs bunun uluslararası
hukuk kapsamında kanunsuz bir yapı olduğunu, bu nedenle de buradaki geniş
kapsamlı Sözleşme ihlallerinden sorumlu olan Devletin Türkiye olduğunu ileri
sürmüştür. Türkiye “KKTC”nin siyasi açıdan Türkiye’den bağımsız olduğunu ve
bunun sonucunda KKTC’nin eylemlerinden Türkiye’nin sorumlu tutulamayacağını
ifade etmiştir.
AİHM Türkiye’nin Sözleşme kapsamındaki sorumluluklarının kuzey Kıbrıs’ta görev
yapan askerleri ve görevlileri ile sınırlanamayacağını, ayrıca Türk askeri ve diğer
destekler sayesinde ayakta kalan yerel yönetimin (“KKTC”) eylemleri dolayısıyla
da sorumlu olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle, Türkiye Sözleşme kapsamında
yetki sınırına sahiptir.
Andreas Manitaras ve Diğerleri Türkiye Davası (no. 54591/00)
3 Haziran 2008
Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs’ın kuzeyine müdahalesinin ardından Ioannis
Manitaras küçük bir Kıbrıs Rum grubuyla birlikte kalmıştır. Şubat 1998 tarihinde
Manitaras Avrupa İnsan Hakları Komisyonu delegasyonuna Lefkoşa’da bir otelde
yapılan duruşmada Kıbrıs – Türkiye Davası (no. 25781/94) kapsamında ifade
vermiştir. Nisan 1999 tarihinde Rizokarpaso’daki evinde ölü bulunmuştur. Yerel
yetkililerin ölüm nedeninin kalp krizi sonucu doğal yollardan ölüm oduğu
sonucuna varmış olmalarına rağmen, Manitaras’ın akrabası olan başvuranlar
öldürüldüğü gerekçesiyle şikayette bulunmuşlardır.
Mahkeme Kıbrıs – Türkiye Davasında (yukarıda verilen) elde ettiği kuzey Kıbrıs’ta
tam olarak kontrol sağlaması nedeniyle Türkiye’nin Sözleşme kapsamındaki
sorumluluklarının kuzey Kıbrıs’ta görev yapan askerleri ve görevlileri ile
sınırlanamayacağını, ayrıca Türk askeri ve diğer destekler sayesinde ayakta kalan
yerel yönetimin eylemleri dolayısıyla da sorumlu olduğunu tekrarlamıştır. AİHM
devamında Türkiye’ye isnat edilebilecek tüm Sözleşme ihlallerine ilişkin olarak
Türkiye’nin yetki sınırında olduğunu belirtmiştir. İddia edilen olayların meydana
geldiği yer “KKTC” sınırları içindedir. Bu nedenle, İoannis Manitaras Türkiye’nin
yetkisi ve/veya kontrolü altındadır ve bu nedenle de yetki sınırı içindedir.
Askeri, siyasi ve ekonomik etki
Ilaşcu ve Diğerleri – Moldova ve Rusya Davası (no. 48787/99)
8 Temmuz 2004
Başvuranlar Haziran 1992 tarihinde Tiraspol’deki evlerinde, bazıları eski
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) On Dördüncü Ordu
üniforması giyen, kişilerce tutuklanmışlardır. Başvuranlar Sovyet karşıtı
faaliyetler yürütmekle ve Transdinyester Devleti meşru hükümetine karşı
yasadışı mücadele etmekle ve ayrıca iki cinayet dahil olmak üzere bir dizi
suçla isnat edilmişlerdir. Aralık 1993 tarihinde “Transdinyester BölgesiBilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
Yüksek Mahkemesi” Ilaşcu’yu ölüm cezasına çarptırmış ve mallarının
müsadere edilmesine karar vermiş ve diğer başvuranları da 12 ile 15 yıl
hapis cezasına çarptırmış ve mallarının müsaderesine karar vermiştir.
Diğer hususların yanı sıra, başvuranlar haklarında hüküm veren
mahkemenin yargı yetkisi olmadığına ilişkin şikayette bulunmuşlardır.
Rusya’nın Yargı Yetkisi
AİHM 1991 – 1992 yıllarındaki Moldova’daki silahlı çatışmalar sırasında
Transdinyester’de konuşlanan eski SSCB On Dördüncü Ordusuna bağlı birliklerin
Transdinyester ayrılıkçı güçleriyle birlikte ve onlar adına savaştığını bildirmiştir.
Bunun yanı sıra, 21 Temmuz 1992 tarihinde imzalanan ateşkes anlaşmasından
sonra bile Rus yetkililerin ayrılıkçı rejime askeri, siyasi ve ekonomik destek
sağlamaya devam etmişlerdir. Dahası, başvuranların Rus askerleri tarafından
ayrılıkçı rejime teslim edilmeleri de bu rejimin faaliyetlerinden kaynaklanan
sonuçlar için Rusların sorumluluğunu doğurmaktadır. Bunun yanında, Rus ordusu
halen Moldova sınırları içinde konuşlanmış durumdaydı. Sözleşmenin Rusya
açısından yürürlüğe girdiği 5 Mayıs 1998 tarihinin öncesinde ve sonrasında
Transdinyester bölgesi Rusya’nın etkin kontrolü, ya da en azından karar verici
etkisi altında idi. Her halükarda, Transdinyester Rusya’nın vermiş olduğu askeri,
ekonomik, mali ve siyasi destek sayesinde ayakta kalmaktaydı. Sonuç olarak,
başvuranların kaderi üzerinde Rusya namına sürekli ve kesintisiz bir sorumluluk
bağlantısı bulunmaktaydı. Bu nedenle, başvuranlar Rusya’nın yargı yetkisi
içindeydiler ve şikayette bulundukları eylemlerden dolayı Rusya’nın sorumluluğu
vardı.
Ivantoc ve diğerleri – Moldova ve Rusya Davası (no. 23687/05)
15 Kasım 2011
Dava “Moldova Transdnistria Cumhuriyeti” (MTC) olarak bilinen ve resmi
olarak tanınmayan ülkede, AİHM’nin 2004 yılında Rusya ve Moldova’nın bu
kişilerin derhal bırakılmalarını sağlamasına yönelik kararına rağmen, iki
kişinin Transdinyester’deki 1991 – 1992 yıllarındaki silahlı çatışmalar
sırasında işlendiği iddia edilen terörist faaliyetler nedeniyle tutukluluk
hallerinin devam ettirilmesine ilişkindir. Bu kişiler en sonunda Haziran
2007 tarihinde serbest bırakılmışlardır. Bu dava kişilerin 8 Temmuz 2004
tarihinden sonra tutukluluk hallerinin devam etmesi ve aileleriyle irtibat
kurmalarının kısıtlanmasına ilişkindir.
Mahkeme Ilaşcu ve diğerlerinin serbest bırakılmalarından sonra bile, en
azından başvuranların serbest bırakıldıkları Haziran 2007 tarihine kadar,
Rusya’nın “MTC” ile yakın ilişkide olduğu ve ayrılıkçı rejime siyasi, mali ve
ekonomik destek sağladığını tespit etmiştir. Rusya gerek 8 Temmuz 2004
tarihinden sonra işlendiği iddia edilen Sözleşme ihlallerini önlemek gerekse
başvuranların Rus yetkililer tarafından içine sokuldukları duruma son
vermek için hiçbir şey yapmamaya devam etmiştir. Bu nedenle
başvuranlar Ivantovic ve Popa Sözleşmenin 1. Maddesi (insan haklarına
saygı yükümlülüğü) uyarınca serbest kalıncaya kadar Rusya’nın “yetkiBilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
sınırı” içinde kalmaya devam etmişlerdir ve bu nedenle şikayette bulunulan
eylemlere ilişkin olarak Rusya’nın sorumluluğu bulunmaktadır.
Rusya açısından iki kişinin tutukluluk şartlarına ilişkin olarak 3. Maddenin
(gayri insani ya da aşağılayıcı muamele ya da cezanın yasaklanması) ihlal
edilmesi;
Rusya açısından iki kişinin tutukluluk şartlarına ilişkin olarak 5. Maddenin
(özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edilmesi;
Rusya açısından iki kişinin tutukluluk şartlarına ilişkin olarak 13. Maddenin
(etkin yasal çözüm yoluna başvurma hakkı) ihlal edilmesi;
Rusya açısından iki kişinin eşine ve oğluna ilişkin olarak 8. Maddenin
(haberleşme, özel yaşam ve aile yaşamına saygı hakkı) ihlal edilmesi; ve
Moldova açısından 3., 5., 8. ve 13. Madde ihlali bulunmamaktadır.
Bunun dışında Rusya açısından AİHM’nin 2004 yılında iki kişinin
salıverilmesine yönelik verdiği kati kararı göz ardı etmesine bağlı olarak
AİHM özellikle ciddi (ağır) ihlaller tespit etmiştir.
Devletin AİHM yetki alanı dışında meydana gelen eylemleri
Devletin yurtdışında faaliyet yürüten güvenlik güçleri
Öcalan – Türkiye Davası (no. 46221/99)
12 Mayıs 2005 (Büyük Daire)
Abdullah Öcalan Türk Devleti aleyhine yürütmüş olduğu terörist faaliyetler
nedeniyle halen İmralı Cezaevinde (Bursa, Türkiye) ömür boyu hapis
cezasını çekmektedir. Olaylar meydana geldiğinde Öcalan Kenya’daydı. 15
Şubat 1999 günü akşamı Kenya’da, tartışmalı şartlar altında, Nairobi
havalanında bir uçağa bindirilmiş ve Türk yetkililer tarafından
tutuklanmıştır. Sonra uçakla Türkiye’ye getirilmiştir. Öcalan Türkiye’nin
Sözleşme kapsamındaki bir dizi hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle şikayette
bulunmuştur.
AİHM Öcalan’ın Türk güvenlik güçleri personeli tarafından Nairobi
Havaalanının uluslararası bölümünde Türkiye’de tescil edilmiş bir uçak
içinde tutuklanmış olduğunu ifade etmiştir. Kenya yetkilileri tarafından
Türk yetkililere teslim edilmesinin hemen ardından Öcalan’ın fiili olarak
Türk yetkisi kapsamına girdiği ve bu nedenle o anda Türkiye’nin yetkisini
sınırları dışında kullanıyor olmasına rağmen Türk yetki sınırı kapsamında
olduğu herkesçe kabul edilen bir gerçektir. Öcalan’ın Türk yetkililer
tarafında fiziki olarak Türkiye’ye dönmeye zorlandığı, yakalanmasının ve
Türkiye’ye dönmesinin ardından Türk yetkililerin yetkisi ve kontrolü altında
olduğu doğrudur.
Ilich Sanchez Ramirez – Fransa Davası (no. 28780/95)
24 Haziran 1996 (Komisyon kararı)Bilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
Carlos olarak bilinen başvuran Venezuela’da doğmuştur ve profesyonel
devrimci olarak tanımlamaktadır. Halihazırda Fransa’da cezaevindedir.
1994 yılında 14 Ağustos’u 15 Ağustos’a bağlayan gece Sudan polis
memurları kendisini kaçırarak Fransız polis memurlarına teslim etmişlerdir.
Fransız polis memurları Ramirez’i bir Fransız askeri uçağına bindirmişler,
bir Fransız askeri üssüne götürmüşler ve burada kendisine 1982 yılında
Paris’te meydana gelen bir araçta bomba patlaması olayıyla bağlantılı
olarak Fransız bir hâkim tarafından çıkarılan yakalama müzekkeresini
tebliğ etmişlerdir. Başvuran esasen Fransız yetkilileri tarafından
özgürlüğünden yoksun bırakılması nedeniyle şikayette bulunmuştur.
Komisyon başvuranın Fransız polis memurlarının gözetimi altına alındığını
ve bir Fransız askeri uçağı içinde özgürlüğünden yoksun bırakıldığını ifade
etmiştir. Bu nedenle, kendisinin Fransız polisine teslim edilmiş olduğu
andan itibaren, o şartlar altında yetkinin yurtdışında kullanılmış olmasına
rağmen, başvuran fiili olarak Fransa’nın yetkisi ve bu nedenle de yetki
sınırı içinde olmuştur.
Açık denizlerdeki faaliyetler
Hirsi Jamaa ve Diğerleri – İtalya Davası (no. 27765/09)
23 Şubat 2012 (Büyük Daire)
Dava Libya’dan yola çıkan ve İtalyan yetkilileri tarafından yolları kesilerek
Libya’ya geri gönderilen Somali’li ve Eritre’li mültecilerle ilgiliydi.
AİHM başvuranların Sözleşmenin 1. Maddesine göre İtalya’nın yetki sınırına
girmiş olduğunu tespit etmiştir. AİHM İtalya Seyrüsefer Kanununda altı
çizilen açık denizlerde seyretmekte olan bir geminin bayrağını çekmiş
olduğu ülkenin münhasır yetki sınırı içinde olduğuna ilişkin uluslararası
hukuk prensibini tekrarlamıştır. Olaylar tamamen İtalyan silahlı
kuvvetlerinin gemilerinin güvertesinde cereyan etmiştir. Bu gemilerin
personeli tamamen İtalyan askeri personelinden oluşmuştu. Gemilere biniş
ile Libyalı yetkililere teslim ediliş arasında geçen süre zarfında başvuranlar
hukuken ve fiilen İtalyan yetkililerin daimi ve münhasır kontrolü altında
idiler. Bunun sonucunda, iddia olunan ihlallere dayanak teşkil eden
eylemler 1. Madde uyarınca İtalya’nın yetki sınırına girmektedir.
Askeri varlık
Al-Saadoon ve Mufdhi – Birleşik Krallık Davası (no. 61498/08)
2 Mart 2010
Irak’ın Mart 2003 tarihinde uluslararası silahlı kuvvetler koalisyonu
tarafından işgal edilmesinin ardından başvuranlar iki İngiliz askerin
öldürülmesi dahil olmak üzere, koalisyon güçlerine karşı şiddet şüphesiyle
İngiliz silahlı güçleri tarafından tutuklanmış ve İngilizler tarafındanBilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
yönetilen gözaltı tesislerinde gözaltında tutulmuşlardır. Aralık 2005
tarihinde İngiliz yetkililer başvuranlar aleyhine açılan cinayet davasını Irak
Ceza Mahkemelerine devretmeye karar vermişlerdir. Başvuranlar BK
mahkemelerinde asılma tehlikeleri olduğu iddiasıyla bu karar itiraz
etmişler; ancak, başarılı olamamışlardır. 30 Aralık 2008 tarihinde Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi BK Hükümetine AİHM’nin bir sonraki kararına
kadar başvuranları transfer etmemesi gerektiğini bildirmiştir. BK Hükümeti
bir sonraki gün verdiği cevapta, prensip olarak İngiliz güçlerinin Irak’taki
tutuklama, gözaltına alma ve hapsetme görevlerinin 31 Aralık 2008 günü
gece yarısında sona ereceğine ilişkin BM Kararı nedeniyle istisnai olarak
BK’nın AİHM’nin talebine uyamayacağı ve başvuranları o gün erken
saatlerde Irak yetkililerin gözetimine transfer etmiş olduklarını bildirmiştir.
AİHM 30 Temmuz 2009 tarihli başvuranların şikayetinin kabulüne ilişkin
kararında BK yetkililerinin başvuranların tutuklu bulunduğu cezaevleri
üzerinde, ilk önce askeri güç uygulayarak daha sonra ise hukuken tam ve
münhasır kontrole sahip olduğunu tespit etmiştir. AİHM başvuranların
BK’nın yetki sınırı içinde olduğunu ve 31 Aralık 2008 tarihinde fiziksel
olarak Iraklı yetkililerin gözetimine devredilinceye kadar bu durumun
geçerli olduğunu tespit etmiştir.
Al-Skeini ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (no. 55721/07)
7 Temmuz 2011 (Büyük Daire)
Dava 2003 yılında BK işgal gücü iken başvuranın altı yakın akrabasının
Güney Irak, Al-Basra’da ölümüyle ilgilidir: mağdurlardan üç tanesi İngiliz
askerler tarafından ateşli silahla vurularak öldürülmüş ya da ağır şekilde
yaralanmış; bir tanesi İngiliz devriyeleri ile kimliği bilinmeyen silahlı bir kişi
arasındaki çatışma sırasında vurularak ağır şekilde yaralanmış; bir tanesi
İngiliz askerler tarafından dövülerek nehre girmeye zorlanmış ve nehirde
boğulmuş ve bir tanesi de İngiliz üssünde ölmüş ve vücudunda 93 tane
yara izi tespit edilmiştir.
AİHM Birleşik Krallığın Irak’ın güneyinde güvenliği sağlamak amacıyla 1
Mayıs 2003 tarihinden 28 Haziran 2004 tarihine kadar yetki sahibi
olmasından kaynaklanan istisnai şartlar altında, BK’nın Basra’da İngiliz
askerleri tarafından Basra’da yürütülen güvenlik operasyonları sırasında
öldürülen sivillere ilişkin olarak Sözleşmenin 1. Maddesi (insan haklarına
saygı yükümlülüğü) kapsamında yetki sınırına sahip olduğunu; başvuranın
altı akrabasından beşinin ölümü için bağımsız ve etkin bir soruşturma
yürütülmediğini ve bunun da Sözleşmenin 2. Maddesini (yaşam hakkı) ihlal
ettiğini tespit etmiştir.
Al-Jedda – Birleşik Krallık (no. 27021/08)
7 Temmuz 2011 (Büyük Daire)Bilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
Dava Iraklı bir sivilin üç yıldan fazla süreyle (2004-2007) Irak, Basra’da
İngilizler tarafından yönetilen bir gözaltı merkezinde gözaltında
tutulmasıyla ilgilidir.
Hükümet başvuranın gözaltında tutulmasının BK’ya değil Birleşmiş
Milletlere (BM) atfedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. AİHM oybirliği ile
iddiayı reddetmiştir. AİHM Mart 2003 tarihindeki işgal sırasında o zamanki
mevcut rejimin devrilmesi durumunda rol dağılımını sağlayan BM Güvenlik
Konseyi (BMGK) kararının olmadığını ifade etmiştir. Mayıs 2003 tarihinde
önceki rejimi devirmiş olan ABD ve BK Irak’taki güvenlik hükümleri
üzerinde kontrol sağlamıştır; BM’lere insani yardım sağlanması, Irak’ın
yeniden inşa edilmesinin desteklenmesi ve geçici Irak hükümetinin
oluşturulmasına yardımcı olması rolleri verilmiştir. AİHM bu karardan sonra
çıkarılan BMGK Kararının bu pozisyonu değiştirdiğini düşünmemektedir.
BMGK’nin Çok Uluslu Güçler içinde yer alan birliklerin faaliyetleri ya da
ihmalleri üzerinde ne etkin kontrolü ne de üst düzey yetki ve kontrolü
olması nedeniyle Al-Jedda’nın gözaltı durumu BM’ye atfedilemez. Gözaltı
kontrolü münhasıran İngiliz kuvvetlerinde olan Basra şehrindeki bir gözaltı
merkezinde vuku bulmuştur. Bu nedenle Al-Jedda bu süre boyunca BK
yetkisi ve kontrolü altındaydı. Bu nedenle Lordlar Kamarasının çoğunluğu
ile birlikte AİHM Al-Jedda’nın gözaltı durumunun BK’ya atfolunacağına ve
Sözleşmenin 1. Maddesi uyarınca gözaltında tutulduğu süre boyunca
BK’nın yetki sınırı içinde olduğuna hükmetmiştir.
Derdest dava
Pritchard – Birleşik Krallık (no. 1573/11)
Eylül 2011 tarihinde Birleşik Krallık Hükümetine bildirildi.
Dava Bridgend’li Birleşik elektronik mühendisi, evli ve iki çocuğu olan ve
Irak’ta görev yapan BK askeri Dewi Pritchard’ın ateşli silahla vurularak
öldürülmesi ile ilgilidir. Pritchard 23 Ağustos 2003 tarihinde 36
yaşındayken sürmekte olduğu araç ateş altında kalmış ve vurularak
ölmüştür.
Pritchard’ın babası 2. Madde (yaşam hakkı) ve 13. Madde (etkin yasal
çözüm yoluna başvurma hakkı) kapsamında UK yetkililerinin oğlunun
ölümü hakkında tam ve bağımsız bir soruşturma yapmadıklarını iddia
etmektedir.
Etkin kontrol sağlayan askeri müdahale
Markovic ve Diğerleri – İtalya Davası (no. 1398/03)
14 Aralık 2006 (Büyük Daire)
Başvuru 23 Nisan 1999 tarihinde NATO müttefikleri tarafından Yugoslavya
Federal Cumhuriyetine karşı yapılan hava saldırıları nedeniyle akrabalarınınBilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
ölmesine ilişkin olarak başvuranlar tarafından İtalyan Mahkemelerine açılan
tazminat davaları ile ilgilidir.
AİHM başvuranların İtalyan mahkemelerinde tazminat davası açtıkları anda
Sözleşmenin 1.Maddesi kapsamında tartışmasız olarak “yargı yetkisine
ilişkin bir bağlantı” ortaya çıktığına hükmetmiştir.
Mansur PAD ve Diğerleri – Türkiye Davası (no. 60167/00)
28 Haziran 2007 (kabul edilebilirlik kararı)
Başvuru Mayıs 1999 tarihinde İran’ın kuzey batısında Türk askeri
tarafından öldürüldüğü iddia edilen İranlı yedi kişi hakkındadır. Türkiye
orada olay sırasında teröristlerin bulunduğu şüphesiyle bölgeyi helikopterle
bombalamış olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca Türkiye, İran’la iyi ilişkilerini
devam ettirmek amacıyla, ölümler nedeniyle İranlı yetkililerin talep etmiş
olduğu tazminat miktarını ödemeyi kabul ettiğini bildirmiştir. Mağdurların
aileleri parayı almayı reddetmişlerdir.
AİHM bir Devletin, Sözleşmeye Taraf olan Devletlerin yasal sınırları içinde
olmayan diğer bir Devletin sınırları içinde olup da sonra belirtilen Devletin
sınırları içinde faaliyet gösteren görevlileri aracılığıyla, gerek meşru
gerekse gayrı meşru olarak, başta belirtilen Devletin yetki sınırı ve
kontrolü kapsamında olan kişilerin Sözleşme haklarının ihlali nedeniyle
sorumlu tutulabileceğini tekrarlamıştır. Mevcut davada, iddia olunan
olayların mağdurlarının Türkiye’nin yetki sınırı içinde olduğuna dair
tarafların ihtilafı bulunmamaktadır. AİHM, Türkiye Hükümeti’nin halihazırda
helikopterlerinden açılan ateşin başvuranların akrabalarının ölümüne neden
olduğunu kabul etmiş olması nedeniyle olayların tam yerinin tespit
edilmesine gerek olmadığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, olay sırasında
mağdurlar Türkiye’nin yetki sınırı içindedirler.
Medvedyev ve Diğerleri – Fransa Davası (no. 3394/03)
23 Mart 2010 (Büyük Daire)
Başvuranlar Kamboçya bandıralı bir kargo gemisinin personeli idiler.
Fransız yetkililerin geminin Avrupa’da dağıtımı amacıyla büyük miktarda
narkotik madde taşıdığından şüphelenmeleri nedeniyle Fransız Deniz
Kuvvetleri gemiye Cap Verde açıklarında el koyarak gemi personelini
Fransız askerlerinin gözetimi altında gemideki kamaralarına
hapsetmişlerdir. Başvuranlar gayrı meşru olarak özgürlüklerinin
kısıtlandığı, özellikle de Fransız yetkililerin yetki sınırı olmadığı
gerekçeleriyle şikayetçi olmuşlardır.
AİHM Fransa’nın geminin yolunun kesildiği andan itibaren sürekli ve
kesintisiz bir şekilde, en azından fiili olarak, Kamboçya bandıralı geminin
ve personelinin tam ve münhasır kontrolünü sağladığına karar vermiştir.
Geminin yolunun kesilmesinin yanı sıra, Fransız yetkililer tarafından
rotasının değiştirilmesi de emredilmiştir ve gemi personeli Fransa’dakiBilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
Brest’e seyri boyunca Fransız askerinin kontrolü altında kalmıştır. Sonuç
olarak, başvuranlar etkin bir biçimde Fransa’nın yargı yetkisi içinde idiler.
Etkin kontrol sağlamayan askeri müdahale
Bankovic ve Diğerleri – Belçika ve Sözleşmeye Taraf Diğer 16 Devlet
Davası (no. 52207/99)
19 Aralık 2001 (Büyük Daire)
Başvuru Belgrat’ta yaşayan altı kişi tarafından aynı zamanda Sözleşmeye
de taraf olan 17 NATO üyesi Devlet aleyhine açılmıştır. Başvuranlar Kosova
çatışmaları sırasındaki hava saldırıları kapsamında, NATO tarafından binada
hasara ve birkaç kişinin ölümüne neden olan Sırp Radyo Televizyon
merkezinin bombalanması nedeniyle şikayetçi olmuşlardır.
AİHM uluslararası hukukun bir Devletin sınır dışında yetki sınırı
kullanmasını engellememesi nedeniyle, genel kural olarak yetki sınırı diğer
ilgili Devletlerin ülke sınırları haklarıyla tanımlandığını ve sınırlandığını ifade
etmiştir. AİHM diğer yargı sınırı temellerinin istisnai olduğunu ve her bir
durumun belirli şartları için özel gerekçe gerektirdiğini tespit etmiştir.
Sözleşme aslında olarak bölgesel bağlamda, özellikle de Sözleşmeye Taraf
Devletlerin yasal alanında işleyen çok taraflı bir anlaşmaydı. O zamanki
adıyla Yugoslavya Federal Cumhuriyeti esasen bu yasal bölge içinde
değildi. AİHM mağdurlar ile davalı Devletler arasında yasal sınır bağlantısı
olduğuna ikna olmamış ve davanın kabul edilemez olduğunu açıklamıştır.
Issa ve Diğerleri – Türkiye Davası (no. 31821/96)
16 Kasım 2004
Irak vatandaşı olan başvuranlara göre, Türkiye sınıra yakın bir Irak
kasabasında çobanlık yapan bir grup akrabaları dağlarda, bölgede askeri
operasyon düzenlediği ve derhal kendilerine hakaret ettiği ve saldırdığı
iddia edilen Türk askerleriyle karşılaşmışlardır. Türk birliklerinin bölgeden
çekilmelerinden sonra çobanların cesetleri kurşun yaralarıyla ve ciddi
şekilde tahrip olmuş şekilde bulunmuştur.
AİHM Sözleşme kapsamında “yetki sınırının” Sözleşme Taraflarının ulusal
sınırlarıyla kısıtlı olmadığını tekrar etmiştir. İstisnai hallerde Sözleşmeye
Taraf Devletlerin sınırları dışında yürüttükleri ya da sınırları dışında etkisi
olan faaliyetler kendi yetki sınırları içinde yapılmış gibi kabul
edilebilmektedir. Bu tür durumlardaki hesap verme sorumluluğunun
Sözleşmenin 1. Maddesinden kaynaklanması Devletin Sözleşmeyi kendi
yetki sınırları içinde ihlal edemeyeceği gibi, diğer bir Devletin sınırları
içinde ihlal etmesine izin verilebileceği şeklinde yorumlanamaz.
Ancak, AİHM kendisine sunulan deliller temelinde başvuranların
akrabalarının Türk birliklerinin açmış olduğu ateşle öldürülüp
öldürülmediklerini tespit edememiştir. AİHM bu nedenle Sözleşmenin 1.Bilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
Maddesi uyarınca başvuranların akrabalarının Türk yetki sınırı içinde
oldukları konusunda tatmin olmamıştır.
Saddam Hüseyin – Koalisyon Güçleri (Arnavutluk, Bulgaristan, Hırvatistan,
Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Macaristan, İzlanda, İrlanda,
İtalya, Letonya, Litvanya, Hollanda, Polonya, Portekiz, Romanya,
Slovakya, Türkiye, Ukrayna ve Birleşik Krallık) Davası (no. 23276/04)
14 Mart 2006 (Kabul edilebilirlik kararı)
Irak eski devlet başkanı Saddam Hüseyin yakalanması, gözaltında
tutulması ile Irak yetkililerine teslim edilmesi, devam eden yargılaması ve
sonucu hakkında şikayette bulunmuştur. Saddam Hüseyin Irak işgal
kuvvetleri olmaları, bu devletlerin doğrudan yetki sınırları ve kontrolü
altında olması ya da yurtdışında görev yapan görevlilerinin eylemlerinden
sorumlu olmaları nedeniyle bütün davalı Devletlerin yetki sınırı içinde
olduğunu iddia etmiştir. Bunun yanı sıra, Saddam Hüseyin Haziran 2004
tarihinde Iraklı yetkililere yetki devrinin ve kendi devrinin ardından da
davalı Devletlerin fiili olarak Irak’ı kontrol altında tutmaları nedeniyle bu
Devletlerin yetki sınırı içinde olduğunu iddia etmiştir.
AİHM bir ABD generalinin komutasındaki koalisyon güçlerinin Mart 2003
tarihinde Irak’ı işgal etmiş olduklarını tespit etmiştir. Bu gücün ve desteğin
büyük bir kısmının Birleşik Devletler ve Birleşik Krallıktan gelmesine
rağmen AİHM bu dava kapsamında Sözleşmeye Taraf olan Devletlerden
koalisyon güçlerine destek sağlayanların her birisinin bu şikayette
sıralandığını varsaymaktadır. Ancak, AİHM Saddam Hüseyin’in dava edilen
Devletlerin rolünü, sorumluluklarını ya da ABD ile aralarındaki iş/güç
bölümünü tek tek saymadığını tespit etmiştir. Bunun yanı sıra, Saddam
Hüseyin (ABD dışında) hangi davalı Devletin yakalanmasında, gözaltında
tutulmasında ve teslim edilmesinde etkisinin olup olmadığını (varsa nasıl
olduğunu) belirtmemiştir. Sonuç olarak, AİHM Sözleşmenin 1. Maddesi
kapsamında Saddam Hüseyin ile Sözleşmeye Taraf Devletler arasında yetki
sınırı bağlantısı olmadığına hükmetmiştir.
Behrami ve Behrami – Fransa Davası (no. 71412/01)
31 Mayıs 2007 (Büyük Daire kabul edilebilirlik kararı)
Olaylar sırasında Mitrovica Fransa komutası altındaki çokuluslu askeri
birliğin sorumluluğundaki bir sektör içinde idi; bu askeri birlik BM Güvenlik
Konseyinin Haziran 1999 tarihli ve 1244 sayılı kararı ile yetkilendirilen ve
Kosova’daki uluslararası güvenlik kuvvetlerini (KFOR) oluşturan dört askeri
birlikten bir tanesi idi. Mart 2000 tarihinde bir erkek çocuk bu bölgede
arkadaşları ile oynarken 1999 yılındaki NATO bombardımanı sırasında
atılmış ve infilak etmemiş bir parça tesirli bomba bulmuşlar ve
patlatmışlardır. Patlama sırasında çocuklardan birisi ölmüş, diğerleri ağır
yaralanmıştır. Olayla ilgili ceza davası açılmasının reddedilmesinin ardından
başvuranlar çocukların ölümünün ve yaralanmasının KFOR’un söz konusuBilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
sektörde var olduğunu bildiği parça tesirli bombaların Fransız KFOR
birlikleri tarafından işaretlenmemesi ve/veya imha edilmemesi nedeniyle
olduğunu iddia etmişlerdir.
AİHM dava ile dile getirilen sorunun Fransa’nın Kosova’da sınırları dışında
yetki sınırı oluşturup oluşturmadığından çok AİHM’nin Sözleşme
kapsamında Kosova’da kontrolü elinde bulunduran ilgili sivil ve askeri
varlığa Fransa’nın katkısını incelemek için yetkili olup olmadığı idi. AİHM
UNMIK ve KFOR’un kurulmasına dayanak teşkil eden 1244 sayılı BM kararı
uyarınca Kosova’da mayın temizleme işinin kontrolü UNMIK’in, dolayısı ile
de BM’nin görevi idi. Üye devletlerden ayrı olarak BM Sözleşmeye Taraf bir
Devlet değil tüzel bir kişiliktir. UNMIK ve KFOR’un etkinliği için üye
devletlerin desteklerine bel bağlaması nedeniyle Sözleşme, Sözleşmeye
Taraf olan Devletlerin eylemleri ya da ihmalleri nedeniyle AİHM’nin
denetimine tabi oldukları şekilde yorumlanamaz. Bu şekilde yorumlamak
BM’nin kilit misyonu olan barışı koruma görevinin yerine getirilmesini
engelleyebilir. AİHM Fransa’nın sınırları dışındaki eylemleri ya da ihmalleri
hakkında şikayetleri dinlemek için yetkisi olup olmadığı sorusunun
incelenmesine gerek olmadığına karar verdi.
Devletin kendi sınırları içinde başka bir Devlette etki yaratan
eylemi
Suçlunun iadesi
Soering –Birleşik Krallık Davası (14038/88)
7 Temmuz 1989
Jens Soering kız arkadaşının ebeveynlerini öldürmesi nedeniyle cinayet
suçlaması isnat edilmesi amacıyla Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) iade
edilmek üzere İngiltere’de gözaltında tutulan bir Alman vatandaşı idi.
Soering, diplomatik garantilere rağmen, ABD’ye iade edilmesi halinde ölüm
cezasına mahkum edilme riski olduğu gerekçesiyle şikayette bulunmuştur.
Soering, özellikle insanların infaz edilmeyi beklerken maruz kaldıkları aşırı
stres ve psikolojik travma olan “ölüm sırası olgusu” nedeniyle, iade
edilmesi halinde, Sözleşmenin 3. Maddesi hilafına insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele ve cezalandırmaya tabi olabileceğini iddia etmiştir.
AİHM Sözleşmenin taraf olmayan Devletlerin eylemlerini kapsamadığını ve
Sözleşmeye Taraf olan Devletlerin Sözleşme standartlarını diğer Devletlere
uygulamasını gerektirmediğini hatırlatmıştır. Ancak, Sözleşmeye Taraf olan
bir Devletin bir kişiyi iade etme kararı, bu kişinin iade edilmesi halinde
işkenceye ya da diğer türlü kötü muameleye maruz kalma riskini mevcut
olması halinde, Sözleşme kapsamında Devletin sorumluluğunu doğurur.
İade edilen ülkeye sorumluluk oluşturmasına ilişkin şüphe yoktur. Bir kişiyi
yasaklanmış olan kötü muameleye maruz bırakması nedeniyle SözleşmeBilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
kapsamında sorumluluk iadeyi yapan Sözleşmeye Taraf olan Devlet
tarafından üstlenilmiştir. AİHM Soering’i ABD’ye iade etmesi halinde BK’nın
Sözleşmenin 3. Maddesini ihlal etmiş olacağı kararını verdi.
Tartışmalı karikatürlerin yayınlanması
Mohammed Ben El Mahi ve Diğerleri – Danimarka Davası (no. 5853/06)
11 Aralık 2006 (Kabul edilebilirlik kararı)
Eylül 2005 tarihinde özel bir Danimarka gazetesi Muhammed Peygamberin
on iki tane karikatürünü yayınlamıştır. Bu karikatürler arasında en çok
tartışılanı Muhammed Peygamberi başındaki türban içinde bir bomba ile
gösteren karikatürdü. Ekim 2005 tarihinde Danimarka’daki bazı Müslüman
kuruluşlar Danimarka polisine karikatürlerin dine küfür ve hakaret
oluşturduklarına yönelik şikayette bulunmuşlardır. Savcının gazete
aleyhine ceza soruşturması açmasını reddetmesinin ardından başvuranlar
Danimarka’nın yayına izin vermesi nedeniyle şikayette bulunmuşlardır.
AİHM Devletin öncelikli sınırsal yargı yetkisi istisnalarından hiçbirisinin bu
davada bulunmadığını belirtmiştir. Başvuranlar Fas’ta yaşayan Fas
vatandaşları ile Fas’ta kayıtlı ve burada faaliyet gösteren iki tane Faslı
dernektir. AİHM başvuranlar ile Danimarka arasında hiçbir yargı bağlantısı
olmadığını ya da herhangi bir sınırları dışındaki eylem nedeniyle
Danimarka’nın yetki sınırı içine girmediklerini değerlendirdi.
Göstericilere ateş edilmesi
Andreou – Türkiye Davası (no. 45653/99)
3 Haziran 2008 (Kabul edilebilirlik kararı)
Müteveffa başvuran 14 Ağustos 1996 tarihinde Dherynia (Kıbrıs)
yakınlarındaki Birleşmiş Milletler tampon bölgesindeki gerilim sırasında BM
tampon bölgesi dışında ve Kıbrıs Rum Mili Muhafızları kontrol noktası
yakınında ayakta beklerken Türk silahlı gücü tarafından kendisine ateş
edildiği ve yaralandığı nedeniyle şikayette bulunmuştur.
Başvurunun kabul edilebilirliğine dair kararında AİHM Türkiye’nin Sözleşme
kapsamında sorumluluğunun doğmuş olduğunu tespit etmiştir. Olaylar
hakkında BM’nin yapmış olduğu basın açıklamasına göre, Andreu’nun
yaralanmasına kalabalığa doğru ateş eden ve ateş edildiği sırada “KKTC”
sınırları içinde bulunan Türk ve/veya Kıbrıs Türkü üniforması giyen
personel sebep olmuştur. Andreu’ya mermi isabet ettiğinde kendisi tarafsız
tampon bölgenin dışında ayakta beklemekte ve Kıbrıs Rum Milli Muhafız
Kontrol Noktasının yakınlarında idi. Bankovic ve Diğerleri davasındaki
(yukarıda belirtilmiştir) başvuranların aksine, sonuç olarak Andreu
Sözleşme kapsamına giren sınırların içinde bulunmakta idi. Andreu’nun
Türkiye’nin kontrolü dışında bulunan sınırlar içinde yaralanmasına rağmen,
yaralanmanın doğrudan ve başlıca sebebini oluşturan, kalabalığa doğruBilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
yakın mesafeden ateş edilmesi Andreu’nun Türkiye’nin yetki sınırları içinde
olduğu şeklinde kabul edilmelidir.
İnsan kaçakçılığı
Rantsev – Kıbrıs ve Rusya Davası (no. 25965/04)
7 Ocak 2010
Başvuran Mart 2001 tarihinde çalışmak için gitmiş olduğu Kıbrıs’ta ölen
genç bir kadının babası idi. Kıbrıs polisinin kızı hayatta iken insan
kaçakçılığından korumak için ve ölümünden sonra da sorumluları
cezalandırmak amacıyla mümkün olan her şeyi yapmadıkları gerekçesiyle
şikayette bulunmuştur. Başvuran ayrıca Rus yetkililerin kızının kaçırılması
ve bu nedenle ölümü konusunu araştırmadıkları ve kızını kaçakçılık riskine
karşı korumadıkları gerekçesiyle şikayetçi olmuştur.
AİHM insan kaçakçılığına karşı yeterli yasal ve idari çerçeve oluşturmadığı
ve polisin, insan kaçakçılığı mağduru olabileceğine dair geçerli şüphe
oluşturan şartlara rağmen Bayan Ratseva’yı korumadığı gerekçesiyle
Kıbrıs’ın 4. Maddeyi ihlal ettiğini tespit etmiştir. Ayrıca AİHM başvuranın
kızını insan kaçakçılığına karşı korumak, insan kaçakçılığı iddialarını
soruşturmak ve onu ölüme götüren şartları soruşturmak için kendi
egemenlik sınırları içinde Rusya’nın atabileceği adımlar kapsamında
inceleme yapmaya yetkili olduğunu tespit etmiştir. AİHM Rusya
bağlamında Bayan Rantseva’nın nerede ve nasıl kaçırıldığını ve özellikle
onun kaçırılması olayına karışan kişilerin ve kaçırma amacıyla kullandıkları
yöntemlerin tespit edilmesi için gerekli adımları atmaması nedeniyle
Rusya’nın 4 Maddeyi ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
İnternet
İnternet yayınları
Perin – Birleşik Krallık Davası (5446/03)
18 Ekim 2005 (Kabul edilebilirlik kararı)
Dava Fransız vatandaşı Perrin’in Birleşik Krallık mahkemeleri tarafından
hüküm verilerek 30 ay hapis cezasına mahkum edilmesi ile ilgilidir. Perin
BK’da ikamet etmekte ve ana sayfasında herkesin erişimine açık, çocuklar
için uygunsuz olan müstehcen içerik sunan ABD’de kayıtlı bir internet
şirketi işletmekte idi. Perrin internetin dünyaya açık olan yapısı nedeniyle
yayıncıların materyale erişim sağlanabilen bütün ülkelerdeki yasal
gereksinimleri öngöremeyeceğini iddia etmiştir. Bunun yanı sıra, materyali
yayınlayan şirketin ABD’de kayıtlı olması ve işletilmesi nedeniyle BK’nın
kendisine suç ithamında bulunmak için yargı yetkisi olmadığını iddia
etmiştir.Bilgi Notu – Egemenlik Alanı Dışıda Yargı Yetkisi Basın Birimi
AİHM BK Temyiz Mahkemesinin, BK mahkemelerinin sadece yayının yerinin
mahkemelerin yetki alanı içine girmesi halinde yayınla ilgili davaları
inceleyebilecek olması halinde, bu durumun yayıncıları soruşturmanın
mümkün olmayacağı ülkelerde yayın yapmaya teşvik edeceğini bildirdiği
gerekçesini kabul etmiştir. Daha sonra AİHM Perrin’in BK’da ikamet
ettiğini, BK yasaların erişme imkanının olduğunu ve ülkede profesyonel
faaliyet yürütmesi nedeniyle daha fazla yasal tavsiye alması gerektiğini
tespit etmiştir. AİHM yürürlükteki BK kanununun (1959 tarihli Müstehcen
Yayın Kanunu) elektronik ortamda depolanan verilerin iletimi için de geçerli
olduğunu hatırlatmıştır. Sonuç olarak, AİHM BK Temyiz Mahkemesinin, BK
mevzuatının savunmasız kişilere sınırlı koruma sağlıyor olmasına rağmen,
sorumlu bir Hükümetin bu kişilerin korumasını terk etmesi için bir neden
olmadığı yönündeki gerekçesini kabul etmiştir. Başvuru kabul edilemez ilan
edilmiştir.
İnternet temelli faaliyetler
Premininy – Rusya Davası (no. 44973/04)
10 Şubat 2011
Başvuranlar 2001 yılında “Green Point” isimli Amerikan bankasının
çevrimiçi güvenlik sistemine yasadışı olarak girerek müşteri veri tabanını
çalmak ve bu ver tabanını internette yayınlamama sözü karşılığında
şantajla para sızdırmak şüphesiyle Rusya’da gözaltına alınan ve Rusya’da
yaşayan iki Rus vatandaşıdır. Banka para ödemeyi kabul etmiştir ve ilk
başvuran bankaya gerçek adını ve adresini vermiştir. Başvuranlar ilk
başvuranın Rusya’da kanunsuz olarak yakalandığı ve gözaltına alındığı ve
duruşma için beklerken gözaltında dövüldüğü gerekçesiyle şikayette
bulunmuşlardır.
Rusya mahkemeleri davayı görmüş ve başvuranlar mahkemenin bu dava
için yargı yetkisi olmadığını iddia etmemişlerdir. AİHM gözaltı ve kötü
muameleye ilişkin şikayetlerini esasa müteallik olarak incelemiş 3. Madde
ile 5. Maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Medya İrtibat
Tel: +33 (0)3 90 21 42 08
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Pilot Kararlar

Mesaj gönderen Admin »

Kökeni
Pilot karar usulü nedir?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde beklemekte olan 150.000’in üzerindeki
davanın pek çoğu, ulusal düzeydeki işleyiş sorunlarından kaynaklanan mükerrer
davalardır. Pilot karar usulü, bu tarz mükerrer davaların altında yatan yapısal
sorunları tespit ederek ilgili Devletlere bu sorunları ortadan kaldırma konusunda
yükümlülük getirme tekniği olarak geliştirilmiştir. Aynı temel nedenden
kaynaklanan çok sayıda başvurunun geldiği durumlarda AİHM, pilot karar usulü
çerçevesinde bu başvurulardan bir veya birkaçını öncelikli işleme tabi tutabilir.
Pilot karar usulünde AİHM’nin görevi yalnızca belirli bir davada Sözleşme ihlali
meydana gelip gelmediğine karar vermek değil, aynı zamanda başvuruya neden
olan sistemle ilgili sorunu tespit edip ilgili Hükümete bu sorunun halline dair ne
tür telafi edici tedbirler alınması gerektiğine açık biçimde işaret etmektir.
46. Madde (kararların bağlayıcılığı ve infazı) kapsamındaki bu yükümlülüğün nasıl
yerine getirileceği, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin denetimine tabi Devlete
bağlıdır. Ancak, AİHM 46. Maddenin 1. fıkrası çerçevesinde sistemle ilgili veya
yapısal sorunun çözümü adına Hükümetlere yol gösterme gereği de duyabilir.
Pilot karar usulünün en önemli özelliklerinden biri de, Hükümetin ivedilikle
harekete geçerek kararın gerektirdiği ulusal tedbirleri alması koşuluyla ilgili
davaların ertelenmesi veya “dondurulması” imkanının bulunmasıdır. Ancak, AİHM
adaletin menfaatlerinin gerektirdiği durumlarda ertelediği davaların incelenmesine
devam edebilir.
Pilot karar usulünün hedefleri aşağıdaki gibidir:
(i) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini kabul eden 47 Avrupa Devletine ulusal
düzeydeki sistemle ilgili veya yapısal sorunlarını çözmelerinde destek vermek;
(ii) İlgili bireylerin daha çabuk tazmin edilmeleri imkanını yaratmak;
(iii) Ayrıntılı biçimde incelenmesi gereken, genellikle karmaşık yapıdaki benzer
davaların sayısını azaltmak suretiyle AİHM’nin iş yükünü daha etkin ve titiz
biçimde yönetmesinde yardımcı olmak. Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
İlk pilot karar
AİHM ilk pilot kararını Broniovski-Polonya davasında (22 Haziran 2004 tarihli
karar) vermiştir. Karar Bug Nehrinin diğer tarafındaki mülkler ile ilgiliydi ve
yaklaşık 80.000 kişiyi ilgilendirmekteydi. Karara bu bilgi notunun ilerleyen
bölümlerinde değinilecektir.
Düzenleme: AİHM İçtüzüğünün 61. Maddesi
AİHM Mart 2011’de İçtüzüğüne yeni bir madde ekleyerek muhtemel sistematik
veya yapısal insan hakları ihlallerini nasıl ele aldığını netleştirmiştir.
Bu yeni madde ile AİHM’ye gelen ve ilgili ülkede mevcut sistemle ilgili veya
yapısal bir sorundan kaynaklanmakta olup benzer başvurulara mahal verebilecek
davalara ilişkin “pilot karar usulü”ne düzenleme getirilmektedir. AİHM’nin bu
usulü farklı ülkelerde ve durumlarda uygulama deneyimi de dikkate alınarak, bu
madde ile pilot kararlara yönelik açık bir düzenleme çerçevesi çizilmiştir. Bkz.
basın duyurusu.
Bu bilgi notunun kapsamı
Bu bilgi notunda yalnızca AİHM İçtüzüğünün 61. Maddesinin 3. fıkrasına uygun
olarak, kararın hüküm fıkrasında (sonuç bölümü) sisteme ilişkin sorunun ve
sorumlu Devletin alması gereken telafi edici tedbirlerin tespit edildiği pilot
kararlar ele alınmaktadır. Sistematik soruna ve alınması gerekli tedbirlere sadece
gerekçede (AİHM’nin gerekçesinde) değinilen kararlara burada yer verilmemiştir.
İnsanlık dışı veya aşağılayıcı muamele (3. Maddenin ihlali)
Ananyev ve Diğerleri – Rusya Davası
10 Ocak 2012
Yapısal sorun: ceza infaz sisteminde, ceza infaz kurumlarında şartların kötü
olmasının (odalarda/hücrelerde kişisel alan bulunmaması, yatak sayısının
yetersizliği, günışığına ve temiz havaya yeterince çıkamama, lavabo/tuvalet
kullanırken mahremiyet imkanı bulunmaması) yol açtığı sürgit bir yapısal
sorundan kaynaklanan işleyiş bozukluğu. AİHM 2002 yılından bu yana 3. ve 13.
Maddelerin (etkili başvuru hakkı) ihlaline dair 80’in üzerinde karar vermiştir ve
benzer derdest dava sayısı 250’den fazladır.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: Rus mercileri karar nihai hale geldikten
sonra 6 ay içinde Bakanlar Komitesi ile işbirliği içerisinde 3. Maddenin ihlaline
ilişkin iddialara dair önleyici ve tazmin edici tedbirlerin alınması konusunda
bağlayıcı bir takvim hazırlamalıdır. Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
Takip: AİHM, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılmama
hakkının temel bir hak olduğundan hareketle, bekleyen benzer başvuruların
incelenmesinin ertelenmemesine karar vermiştir.
Mahkeme kararlarının uzun süre infaz edilmemesi ve etkili bir iç hukuk
yolunun bulunmaması (6. ve 13. Maddelerin ihlali)
Burdov-Rusya Davası (no. 2)
15 Ocak 2009
Yapısal sorun: AİHM tarafından 2002 yılından bu yada 200’ün üzerinde davada
sürekli vurgulandığı üzere, Rus Devleti mahkeme kararıyla hükmolunan borçları
ödememekteydi. Bu davada başvuran, ulusal mahkemelerin kendisine sosyal
güvence ödemesi yapılmasına ilişkin kararlarının ilgili mercilerce
uygulanmadığından şikayetçi idi.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: karar nihai hale geldikten sonra 6 ay içinde
ulusal mahkemelerin bu konu ile ilgili kararlarının uygulanmaması ya da
uygulamada gecikmeler konusunda uygun ve yeterli tazmin sağlayacak etkili bir
iç hukuk yolu veya iç hukuk yolları manzumesi oluşturulması.
Takip: bu pilot kararın akabinde Rusya’da 68-FZ ve 69-FZ sayılı kanunlar çıkarılıp
4 Mayıs 2010 tarihinde yürürlüğe konmak suretiyle, ulusal mahkemelerin Devlet
aleyhine verdikleri kararların infazında gecikmeler ve uzun yargılama süreleri için
ulusal mahkemelere tazminat talebiyle başvurulabileceği hükmü getirilmiştir.
AİHM 24 Eylül 2010 tarihli iki kabul edilemezlik kararında (Nagovitsyn ve Nalgiyev
– Rusya ile Fakhretdinov ve Diğerleri – Rusya), başvuranların bu yeni iç hukuk
yolunu tüketmeleri gerektiğine hükmetmekle birlikte Rus mahkemelerinin
Sözleşme gerekliliklerine uygun içtihat oluşturma kabiliyetlerine bağlı olarak
gelecekte bu yaklaşımını gözden geçirebileceğini kaydetmiştir. AİHM Rusya’nın,
ulusal mahkeme kararlarının zamanında uygulanmasını temin etmek amacıyla
Bakanlar Komitesinin denetiminde gerekli reformları gerçekleştirme yönündeki
hukuki yükümlülüğünü hatırlatmıştır. AİHM, iç hukuk yolu oluşturmanın
Devletlerin Sözleşmenin ihlaline yol açan yapısal sorunları çözme yönündeki genel
yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığını kaydetmiştir.
Olaru ve Diğerleri – Moldova Davası
28 Temmuz 2009
Yapısal sorun: Moldova sosyal konut mevzuatında çok geniş bir yelpazede
insanlara ayrıcalıklar tanınmasına karşın, yerel idarelere aktarılabilecek kaynak
bulunamaması ve bu sorununun sürekliliği nedeniyle sosyal konut tahsisine ilişkin
nihai mahkeme kararları nadiren infaz edilmekteydi. Bu davada 6 başvuran
kendilerine sosyal konut tahsis edilmesine dair ulusal mahkeme kararlarının
uygulanmadığından şikayetçi idiler. Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: AİHM benzer davaların ertelenmesine ve
Moldova’nın kararın nihai hale gelmesinden itibaren 6 ay içinde sosyal konut
tahsisine ilişkin mahkeme kararlarının uygulanmaması veya infazda gecikmeler ile
ilgili etkili bir iç hukuk yolu tesis etmesine, kararın nihai hale gelmesinden itibaren
1 yıl içinde ise bu karar verilmezden önce bu konudaki mahkeme kararlarının
uygulanmaması şikayetiyle AİHM’ye başvuran bütün mağdurları tazmin etmesine
karar vermiştir.
Takip: bu kararın akabinde Moldova Hükümeti mevzuat değişikliğine giderek
Temmuz 2011’de nihai mahkeme kararlarının uygulanmaması ve uzun yargılama
süreleri ile ilgili yeni bir iç hukuk yolu oluşturmuştur. Bkz. Balan-Moldova
davasında kabul edilemezlik kararı (10 Şubat 2012).
Yuriy Nikolayevich Ivanov – Ukrayna Davası
15 Ekim 2009
Yapısal sorun: AİHM tarafından 2004 yılından bu yana 300’ün üzerinde davada
sürekli vurgulandığı üzere, Ukrayna mahkeme kararıyla hükmolunan borçları
ödememekteydi. Bu davada bir gazi, ilgili mercilerin kendisine emeklilik
ikramiyesinin bakiyesinin ödenmesine ilişkin mahkeme kararlarını uzun süre
uygulamamalarından şikayetçi idi.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: kararın nihai hale gelmesinden itibaren 1 yıl
içinde, ulusal mahkemelerin bu konu ile ilgili kararlarının uygulanmaması ya da
uygulamada gecikmeler konusunda uygun ve yeterli tazmin sağlayacak etkili bir
iç hukuk yolu veya iç hukuk yolları oluşturulması.
Takip: Benzer yaklaşık 2000 davanın incelenmesini erteleyen AİHM, 21 Şubat
2012 tarihinde (bkz. basın duyurusu) konuyla ilgili karara bağlanan davalara
karşın Ukrayna’nın ulusal mahkeme kararlarının uygulanmaması sorununa yönelik
gerekli tedbirleri almadığını kaydetmiştir. Sonrasında AİHM benzer konularla ilgili
başvuruları inceleme sürecini yeniden başlatmıştır.
Uzun yargılama süresi ve iç hukuk yolunun bulunmaması (6. ve 13.
Maddelerin ihlali)
Rumpf – Almanya Davası
2 Eylül 2010
Yapısal sorun: AİHM 2006 yılından bu yana sürekli vurgulandığı üzere
Almanya’nın idari mahkemelerde görülen davaların makul sürede görülmesini
temin edememesi ve aşırı yargılama süresi konusunda tazmin edici bir iç hukuk
yolu oluşturmaması. AİHM bu konuda görülmeyi bekleyen yaklaşık 55 başvurunun
bulunduğunu kaydetmiştir.Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: kararın nihai hale gelmesinden itibaren en
geç 1 yıl içinde aşırı idari yargılama sürelerini tazmin edici etkili bir hukuk yolu
oluşturulması.
Takip: bkz. bu kararın uygulanması ile ilgili bilgi.
Athanasiou ve Diğerleri – Yunanistan Davası
21 Aralık 2010
Yapısal sorun: yargı sistemindeki eksiklikler nedeniyle idari davaların aşırı uzun
sürmesi ve başvuranların davalarının makul sürede görülme haklarının ihlali
karşısında başvurabilecekleri bir tazminat yolunun bulunmaması. AİHM 1999 ve
2009 yılları arasında yaklaşık 300 benzer davayı karara bağlamıştır.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: kararın nihai hale gelmesinden itibaren 12
ay içerisinde uzun idari yargılama süreleri için uygun ve yeterli tazmin sağlayacak
etkili bir iç hukuk yolu veya iç hukuk yolları manzumesi oluşturulması.
Takip: bkz. bu kararın uygulanması ile ilgili bilgi.
Dimitrov ve Hamanov – Bulgaristan Kararı ile Finger – Bulgaristan Davası
10 Mayıs 2011
Yapısal sorun: yargı sistemindeki eksiklikler nedeniyle hukuk/ceza davalarının
aşırı uzun sürmesi ve başvuranların davalarının makul sürede görülme haklarının
ihlali karşısında başvurabilecekleri bir tazminat yolunun bulunmaması.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: kararın nihai hale gelmesinden itibaren 12
ay içerisinde makul süreyi aşan ceza yargılaması süreleri için başvurulabilecek
etkili bir iç hukuk yolunun veya yollarının ve daha da önemlisi, makul süreyi aşan
hukuk veya ceza davaları için bir tazmin yolu oluşturulması.
Ümmühan Kaplan – Türkiye Davası
20 Mart 2012
Yapısal sorun: AİHM halihazırda pek çok davada (hukuk ve ceza davaları, idari ve
ticari davalar, iş ve kadastro mahkemelerinde görülen davalar) yargılama
sürelerinin aşırı uzun olduğuna hükmetmiş durumdadır. Bu davanın konusu,
başvuranın uzun zaman önce ölmüş babası tarafından 1970 yılında parsel tasnifi
ile ilgili olarak kadastro mahkemesinde açtığı dava idi.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: AİHM’de derdest başvurular ve ayrıca
bugün ile Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru uygulamasının başlangıç
tarihi olan 22 Eylül 2012 tarihleri arasında yapılan başvurular ile ilgili olarak, bu
kararın nihai hale gelmesinden itibaren 1 yıl içerisinde uygun ve yeterli bir tazmin
yolunun oluşturulması. AİHM ayrıca görülmeyi beklemekte olup henüz Türk
Hükümetine iletilmemiş başvuruların (31 Aralık 2011 itibariyle 2.373 başvuru) ve
bugün ile 22 Eylül 2012 tarihleri arasında yapılacak başvuruların incelenmesini Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
ertelemiştir. AİHM, Hükümete iletilmiş olan 330 derdest davanın normal usulle
incelenmesine devam etme hakkını saklı tutmuştur.
Michelioudakis – Yunanistan Davası
3 Nisan 2012
Yapısal sorun: yargı sistemindeki eksiklikler nedeniyle davaların aşırı uzun
sürmesi. AİHM 2007’den bu yana ceza davalarının uzunluğu nedeniyle 6.
Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine dair 40’tan fazla karar vermiştir.
Yunanistan’dan AİHM’ye uzun yargılama süresi nedeniyle yapılmış ve görülmeyi
bekleyen 250’den fazla başvuru vardır. Bu başvuruların 50’si ceza davalarıyla
ilgilidir.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: kararın nihai hale gelmesinden itibaren 1 yıl
içerisinde makul süreyi aşan ceza yargılamaları için başvurulabilecek etkili bir iç
hukuk yolunun oluşturulması. AİHM benzer derdest davaların incelenmesini 1 yıl
süreyle donduracaktır.
Glykantzi – Yunanistan Davası
30 Ekim 2012
Yapısal sorun: Yunan hukuk sistemindeki eksiklikler nedeniyle hukuk davalarının
aşırı uzun sürmesi. AİHM 1999-2009 yılları arasında hukuk davaları da dahil aşırı
yargılama süreleri nedeniyle yaklaşık 300’ün üzerinde ihlal kararı vermiştir. AİHM
ayrıca bu kararlarında çoğunlukla bu bağlamda etkili bir iç hukuk yolu
bulunmadığını da kaydetmiştir. Yunanistan’dan AİHM’ye uzun yargılama süresi
nedeniyle yapılmış ve görülmeyi bekleyen 250’nin üzerindeki başvuru en azından
kısmen yargılama süreleriyle, 70’i ise özel olarak hukuk davalarının süreleriyle
ilgilidir.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: kararın nihai hale gelmesinden itibaren 1 yıl
içerisinde uzun yargılama sürelerine ilişkin davalar için uygun ve yeterli tazmin
sağlayacak etkili bir iç hukuk yolu oluşturulması. AİHM bu zaman zarfında Yunan
mahkemelerinde uzun yargılama süresi ile ilgili bütün davaların incelenmesini
donduracaktır.
Özel hayat ve aile hayatı (8. Maddenin ihlali)
Kurić ve Diğerleri – Slovenya Davası
26 Haziran 2012 – Büyük Daire Kararı
Yapısal sorun: AİHM, 1999 yılından bu yana gösterilen gayretlere rağmen
Slovenya mercileri, “silinenler” olarak adlandırılan, eski Yugoslavya Sosyalist
Federal Cumhuriyeti vatandaşı olup 1991 yılında Slovenya’nın bağımsızlığını ilan
etmesi sonrasında belirlenen süre içerisinde Slovenya vatandaşlığı için
başvurmadıkları gerekçesiyle daimi mukim statüsünü yitiren veya başvurularına Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
olumlu yanıt verilmeyen bir grup insanın durumunu kapsamlı ve ivedi biçimde
düzeltecek bir düzenleme getirmemişlerdir. Vatandaşlık kaydı silinen kişi sayısı
1991 yılında 25.671 idi; Slovenya, 2009 yılı itibariyle ise “silinenler”
kategorisindeki 13.426 kişinin durumu için herhangi bir düzenleme getirmemişti.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: Slovenya’daki “silinenler” için 1 yıl
içerisinde bir tazminat programı geliştirilmesi. AİHM, bu zaman zarfında benzer
bütün başvuruların incelenmesini ertelemeye karar vermiştir.
Mülkiyetin korunması (1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin ihlali)
Broniowski – Polonya Davası (1. pilot karar)
22 Haziran 2004 – Büyük Daire Kararı
Yapısal sorun: II. Dünya Savaşından ardından sınırları yeniden çizilen Polonya,
Bug Nehrinin diğer tarafındaki mülklerini terk etmek zorunda kalmış olup savaş
sonrasında iade edilen ve o sırada Ukrayna, Belarus ve Litvanya’da bulunan
Polonya vatandaşlarını tazmin etmek için bir çalışma başlatmıştır. AİHM, tazminat
hakkı olduğu halde mülkünü alamadığından şikayetçi olan bir Polonya
vatandaşının başvurusu üzerine, bu dava ile Polonya hukuk düzeninde bir bütün
olarak bir grup insanın (yaklaşık 80.000 kişi) malları üzerinde barış içerisinde
tasarrufta bulunmalarını engelleyen yapısal bir kusur olduğunun anlaşıldığına
hükmetmiştir.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: uygun yasal ve idari tedbirlerin alınması
suretiyle Bug Nehri davacılarının mülkiyet hakkının gereğinin yerine getirilmesi
veya bu hakka denk bir tazmin yolu oluşturulması
Takip: bu kararı ve AİHM’nin benzer başvuruları ertelemesini (bkz. basın
duyurusu) takiben, Polonya Temmuz 2005’te yeni bir kanun çıkararak Bug
Nehrinin diğer tarafında terk edilen mülklere karşılık mali tazminat ödenmesi
hükmünü getirmiştir. AİHM bu yeni kanunun ve tazminat programının
uygulamada etkin biçimde yürütüldüğünü tespit etmiş ve ertelemiş olduğu 200’ün
üzerindeki benzer başvuruyu 2007-2008 yıllarında düşürmüştür (bkz. 12 Aralık
2007 tarihli basın duyurusu ve 6 Ekim 2008 tarihli basın duyurusu).
Hutten-Czapska – Polonya Davası
19 Haziran 2006 – Büyük Daire Kararı
Yapısal sorun: iskan mevzuatındaki kira kontrolü hükümlerindeki eksiklikler.
Sistemde mülk sahiplerinin haklarına çeşitli kısıtlamalar öngörülmekte, özellikle
kira ücretlerine tavan sınırı getirilmekteydi. Çok düşük tutulan bu tava ücret ise
mülk sahiplerinin kâr etmek bir yana, bakım maliyetlerini dahi
karşılamamaktaydı. AİHM bu uygulamadan tahminen 100.000 civarında mülk
sahibinin etkilendiğini gözlemlemiştir. Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: Polonya ulusal hukuk düzeninde Sözleşme
kapsamındaki mülkiyet haklarının esaslarına uygun, mülk sahipleri ile toplumun
genel çıkarları arasında adil bir denge gözetecek bir mekanizma tesis edilmesi.
Takip: Polonya’nın mevzuatını değiştirerek yaptığı kira düzenlemelerinde mülk
sahiplerinin bakım giderlerini karşılayabildiklerini, sermaye yatırımlarını tedricen
çıkarabildiklerini, “makul düzeylerde kâr elde edebildiklerini ve geçmişte mülkiyet
haklarına yönelik ihlaller konusunda makul biçimde tazmin edildiklerini” gören
AİHM 2011 Mart’ında pilot karar usulünü kapatmıştır (bkz. basın duyurusu).
Suljagic – Bosna Hersek Davası
19 Haziran 2006 – Büyük Daire Kararı
Yapısal sorun: Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti dağılmadan önce
yatırılan dövizlere ilişkin geri ödeme planındaki aksaklıklar nedeniyle sistematik
bir sorun baş göstermiştir. Bosna vatandaşı olan başvuran, Bosna hukukunda
öngörülmesine karşın Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin dağılması
öncesinde yatırılan dövizlerin geri ödenmesini sağlayacak Devlet tahvillerinin
çıkarılmadığından şikayetçi idi. AİHM, buna benzer 1.350’nin üzerinde başvurunun
görülmeyi beklediğini gözlemlemiştir.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: kararın nihai hale gelmesinden itibaren 6 ay
içinde hükümet tarafından tahvil çıkarılması, bakiye taksitlerin ödenmesi ve
ödemelerde gecikme yaşanması durumunda ödemelerin gecikme faiziyle birlikte
yapılması.
Takip: karar uygulanmaktadır.
Atanasiu ve Poenaru – Romanya Davası ve Solon – Polonya Davası
12 Ekim 2010
Yapısal sorun: sistemde tazminat veya irca konusundaki arızalar. Bu ise Romanya
genelinde mükerrer sorunlara yol açmaktaydı. Üç başvuran, Romanya
mercilerinin, 1989 yılından önce Devlet tarafından kamulaştırılan veya el konan
mülklerinin ircası veya tazmini yolundaki başvurularını karara bağlamakta
gecikmelerinden şikayetçi idiler.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: kararın nihai gelmesinden itibaren 18 ay
içerisinde, irca hakkının etkili ve süratli biçimde güvence altına alınmasına dönük
genel tedbirlerin uygulamaya konması. AİHM, bu tedbirlerin getirilmesi sürecinde
aynı sorundan kaynaklanan bütün başvuruların incelenmesini ertelemiştir.
Manushaqe Puto ve Diğerleri - Arnavutluk Davası
31 Temmuz 2012
Yapısal sorun: komünist rejim zamanında Arnavutluk’ta el konan mülklere ilişkin
idari tazminat kararlarının uygulanmaması. Bu davada 20 başvuran, ellerinde
miras yoluyla intikal eden arazi tapuları bulunmasına ve bu tapuların gerçekliği Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
yetkililer tarafından da kabul edilmesine rağmen, arazilerine karşılık tazminat
ödenmesi yolundaki idari kararların uygulanmadığından şikayetçi idi.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: Arnavutluk, kararın nihai hale gelmesinden
itibaren 18 ay içerisinde tazminat hakkını etkin biçimde güvence altına alacak
genel tedbirleri geliştirmelidir. Bu noktada AİHM, yetkililere yalnızca mali tazmin
yoluna odaklanmak yerine Arnavutluk mevzuatında 2004 yılında yapılan
değişiklikle getirilen diğer alternatif tazminat yollarını da öncelikli olarak
kullanmalarını ısrarla tavsiye etmiştir. Tazminat sürecinin her aşamasında yasal
dayanağı bulunan, gerçekçi ve bağlayıcı takvimlerin belirlenmesi önem arz
etmekteydi.
Serbest seçim hakkı (1 Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlali)
Greens ve M.T. – Birleşik Krallık Davası
23 Kasım 2010
Yapısal sorun: Birleşik Krallık mevzuatına göre mahkumların oy kullanması
tamamen yasaktır. AİHM, 6 Ekim 2005 tarihli Hirst kararının üzerinden 5 yıl
geçmesine karşın Birleşik Krallık’ın mevzuatını değiştirmediğini gözlemlemiştir. Bu
konuda AİHM’ye 2.500 başvuru yapılmıştır.
AİHM’nin alınmasını istediği tedbirler: Birleşik Krallık’ın kararın nihai hale
gelmesinden itibaren 6 ay içerisinde seçim kanununu Hirst kararına uygun hale
getirmesi. AİHM bu zaman zarfında benzer bütün başvuruların incelenmesini
askıya almıştır.
Takip: bu karar 11 Nisan 2011 tarihinde nihai hale gelmiştir; Birleşik Krallık
mercilerine mevzuat değişikliği için tanınan süre ise 11 Ekim 2011’de sona ermiş,
fakat Büyük Dairenin Scoppola (no. 3) – İtalya kararı (bu davada başvuran,
cinayet sebebiyle müebbet hapse mahkum olduktan sonra oy kullanma hakkının
bir daha geri verilmemek üzere elinden alınmasından şikayetçi idi. Bu davada 2
Kasım 2011 tarihinde bir duruşma düzenlenmiştir) üzerine 6 ay uzatılmıştır.
Görülmeyi bekleyen davalar
Macaristan emekli aylığı davaları
Bkz basın duyurusu: “AİHM Yazı İşleri Müdürü Macaristan’dan gelen çok sayıdaki
emekli aylığı davası için özel tedbir çağrısında bulundu”
Emeklilik haklarına sahip Macarlılardan gelen ve diğer konuların yanısıra ilgili
mevzuattaki çok olumsuz değişikliklerden şikayetçi olunan başvurulan sayıda
yaklaşık 8.000’e ulaşması üzerine AİHM, bu başvuruların gruplandırılmasını ve
ulusal düzeyde koordine edilmesini istemiş, bunların arasından bir veya birkaç
davayı öncelikli pilot dava olarak ele alacağını ilan etmiştir. Bilgi Notu – Pilot kararlar Basın Birimi
Basın İrtibat:
+33 (0) 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Din özgürlüğü

Mesaj gönderen Admin »

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinde davalar ve konuları:
Dini yemin yükümlülüğü
Buscarini ve Diğerleri - San Marino Davası (başvuru no. 24645/94)
Büyük Daire Kararı, 18.02.1999


1993 yılında San Marino parlamentosuna seçilen başvuranlar, parlamentoda
göreve başlayabilmek için İncil’e göre yemin etmek zorunda kalmalarının, temel
bir siyasal hakkın kullanılması için belli bir inancın açık bir şekilde ikrar edilmesi
anlamına geldiğinden şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. Maddesinin (düşünce, vicdan ve din
özgürlüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Özellikle yemin etme yükümlülüğünün,
9. Maddenin 2. fıkrası bağlamında "demokratik toplumda gerekli" olmadığını,
çünkü Parlamentodaki toplumun farklı görüşlerini temsil etmeye yönelik bir
yetkinin kullanılmasını, belli inançlar kümesine bağlılığı beyan etmeye tabi
kılmanın çelişkili olduğunu tespit etmiştir.
Alexandridis – Yunanistan Davası (no. 19516/06)
Daire kararı, 21.02.2008
Bay Alexandridis, Atina Sulh Hukuk Mahkemesinde avukat olarak çalışmaya kabul
edilmiş ve avukat olarak çalışmanın ön koşulu olarak göreve başlamadan önce
Kasım 2005 tarihinde yemin etmiştir. Yemin ederken resmi beyanda
bulunabilmesi için Ortodoks Hıristiyan olmadığını ifade etmek zorunda
kalmasından ve dini bir yeminde bulunmak için tek bir standart yönteminin
bulunmasından şikayetçi olmuştur.
AİHM, söz konusu yükümlülüğün, Bay Alexandridis'in dini inançlarını açıklamama
özgürlüğüne müdahale olduğunu değerlendirmiş ve 9. Maddenin ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
Resmi belgelerde kişinin dini bağlılığının belirtilmesinin zorunlu kılınması
Sinan Işık - Türkiye Davası (21924/05)
Daire kararı, 02.02.2010
Alevi topluluğunun bir üyesi olan Işık 2004 yılında mahkemeye başvurarak kimlik
kartındaki din hanesinde "İslam" yerine "Alevi" kelimesinin yazılmasını talepBilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
etmiş, ama mahkeme talebini reddetmiştir. Türkiye'de 2006 yılına kadar kimlik
kartında din hanesinin kişinin dininin belirtilmesi zorunlu idi, ancak söz konusu
tarihte ilgili hanenin boş bırakılabileceği hükmü getirilmiştir. Başvuranın talebinin
geri çevrilmesine neden olarak "Aleviliğin" "İslamiyetin" bir alt grubu olarak
görüldüğü, dolayısıyla kimlik kartında "İslam" yazılmasının doğru olduğu ifade
edilmiştir.
AİHM, Işık'ın inancının (Alevilik) kimlik kartında belirtilmesi talebinin geri
çevrilmesinden dolayı değil, kimlik kartlarında zorunlu olsun olmasın dinin
belirtilmesine yönelik hanenin olmasından dolayı 9. Maddenin ihlal edildiğini tespit
etmiştir. AİHM, bir kişinin dinini açığı vurma özgürlüğünün, aynı zamanda negatif
yönü bulunduğunu bunun da kişinin dinini açığa vurmama özgürlüğünü içerdiğini
vurgulamıştır.
Wasmuth - Almanya Davası (12884/03)
Daire kararı, 17.02.2011
Dava, Almanya'daki dini vergi sistemi ile ilgili idi. Bay Wasmuth, Alman
mercilerine başvurarak dini vergi koyma yetkisi olan herhangi bir dini cemaatin
mensubu olmadığını belirtmeksizin kendisine bir ücret vergisi kartı verilmesini
talep etmiştir, ancak talebi reddedilmiştir. Vergi kartında bu bilginin
belirtilmesinin zorunlu olmasının özellikle 9 ve 8. Maddelerin (özel ve aile
hayatına saygı hakkı) ihlali anlamına geldiğinden şikayetçi olmuştur.
AİHM 8 ve 9. Maddelerin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Her ne kadar
Wasmuth'un her iki maddeden kaynaklanan haklarına bir müdahale söz
konusuysa da bu müdahale kiliselerin ve dini cemaatlerin dini vergi koyma
haklarının korunmasına yönelik meşru bir amaca hizmet etmiştir. Ayrıca bu
zorunluluk, söz konusu amaçla orantılıdır çünkü söz konusu ifade Wasmuth'un
dini ya da felsefi inançları bağlamında son derece kısıtlı bir bilgilendiricilik
özelliğine sahipti; bu ifade sadece mali yetkililere Wasmuth'un dini vergi koyma
yetkisi olan herhangi bir kilise ya da dini cemaate mensup olmadığını ve bu hakkı
uygulamada kullandığını göstermektedir.
Vicdani ret
Thlimmenos – Yunanistan Davası (34369/97)
Büyük Daire Kararı, 06.04.2000
Yehova Şahidi Thlimmenos, Yunanistan’da vicdani retçiler için alternatif bir hizmet
bulunmadığı bir sırada askerlik hizmetini yerine getirmeyi reddettiği için hakkında
açılan ceza davası neticesinde mahkum edilmiştir. Birkaç yıl sonra mali müşavirlik
için açılan yarışmalı sınavda iyi bir puan elde etmesine rağmen bu mahkumiyeti
nedeniyle mali müşavir olarak ataması yapılmamıştır.
AİHM, Thlimmenos’un mali müşavirlik mesleğinden çıkarılmasının, askerlik
hizmetini yapmayı reddeden kişilerin iki yıl hapis cezası ile cezalandırılmasının
orantısız olduğundan bahisle, 9. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Maddenin
(ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Bayatyan – Ermenistan Davası (23459/03)
Büyük Daire Kararı, 07.07.2011
Yehova Şahidi Bayatyan, askerlik hizmetine celbedildiği 2001 yılında vicdaniBilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
nedenlerle bu hizmeti yerine getirmeyi reddetmiş, bunun yerine alternatif bir
kamu hizmeti görmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Yetkili merciler, Ermenistan’da
alternatif hizmetle ilgili yasal düzenleme olmadığını, bu nedenle askerlik hizmetini
yapmak zorunda olduğunu bildirmişlerdir. Bayatyan askerden firar ettiği için hapis
cezasına mahkum edilmiştir. Bayatyan, bu mahkumiyetin 9. Madde kapsamındaki
haklarının ihlali anlamına geldiğinden şikayetçi olmuş ve bu Maddenin günün
koşullarında, yani Avrupa Konseyine Üye Devletlerin çoğunluğunun vicdani reddi
kabul ettiği gerçeği ışığında yorumlanması gerektiğini ileri sürmüştür.
AİHM, Avrupa Devletlerinin önemli bir çoğunluğunda farklı menfaatleri gözeten
etkili alternatifler bulunduğundan ve Bayatyan’ın mahkumiyetinin Ermenistan’ın
alternatif bir hizmet getirme taahhüdünde bulunmuş olduğu bir sırada
gerçekleştiğinden bahisle, 9. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Erçep - Türkiye Davası
22.11.2011
Dava, Yehova Şahidi ve vicdani retçi olan başvuranın, vicdani nedenlerden dolayı
askerlik yapmayı reddetmesi ve bu yüzden art arda mahkum olması ile ilgili idi.
AİHM, 9. Maddenin ve 6. Maddenin (adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğini tespit
etmiştir. AİHM, Türkiye'den vicdani retçilere ilişkin yasa çıkarması ve askerliğe
alternatif bir hizmet koymasını talep etmiştir.
Devletin dini toplulukları ya da liderlerini tanıması
Hasan ve Chaush - Bulgaristan Davası (30985/96)
Büyük Daire Kararı, 26.10.2000
Hasan, 1992 yılından itibaren Bulgaristan'daki Müslüman toplumun ulusal lideri
(Baş Müftü) idi. Bu toplumun bir başka mensubu ile birlikte başvuru yapan Hasan,
1994-1995 yılları arasında kimin lider olacağı konusunda çıkan bir anlaşmazlıktan
sonra Hükümetin daha önce bu makamda bulunan başka bir adayı fiilen kendi
yerine atadığından şikayetçi olmuştur.
AİHM, 9. Maddenin ve 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) ihlal edildiğine, çünkü
Devletin bir dini topluluğun iş işlerine karıştığını ve bu topluluğun içindeki bir hizbi
kayırarak o zamanda kadar kabul görmüş liderin tamamen dışlanmasına neden
olduğunu tespit etmiştir.
Besarabya Metropolitan Kilisesi ve Diğerleri - Moldova Davası (45701/99)
Büyük Daire kararı, 21.02.2008
Ortodoks Hıristiyan bir kilise olan Besarabya Metropolitan Kilisesi, Devlet
tarafından tanınan Moldova Metropolitan Kilisesinden ayrıldığı gerekçesiyle
Moldova mercileri tarafından tanınmamıştır. Besarabya Metropolitan Kilisesi ve bu
kilisede pozisyonları olan bir grup birey, Devletin kendilerini tanımamasından
şikayetçi olmuş ve bu tanıma olmaksızın dini bir cemaatin Moldova topraklarında
faaliyet gösteremeyeceğini belirtmişlerdir.
Özellikle ilgili yerel mevzuat bağlamında Devletin resmi tanıması olmaksızın
kilisenin papazlarının, dini hizmetler yürütemeyeceğini, kilisenin mensuplarının
dini vecibelerini yerine getirmek üzere toplanamayacağını ve tüzel kişiliği sahip
olmayan bir kilisenin varlıklarının hukuken korunmasından mahrum kalacağını
kaydeden AİHM, 9. Maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir. AİHM ayrıcaBilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
başvuranların, şikayetleriyle bağlantılı olarak ulusal mercilerden herhangi bir
tazminat alamadıklarına, bunun da 13. Maddenin ihlali anlamına geldiğine
hükmetmiştir.
Vergilendirme ve devletin dini topluluklara yardımı
Yehova Şahitleri Derneği – Fransa Davası (8916/05)
Daire kararı, 30.06.2011
Dava, Yehova Şahitleri Derneği hakkında milyonlarca Avroluk bir ek vergi
denetimi uygulanması hakkındadır. Derneğe göre söz konusu işlem yanlıştı ve
etkileri bakımından din özgürlüğünün ihlali söz konusudur.
AİHM, 9. Maddenin ihlal edildiğini, çünkü Yehova Şahitleri Derneğine yapılan
yardımların otomatik olarak vergilendirilmesine yol açan vergi yasasının ilgili
hükümlerinin, yeterli derecede öngörülebilir olmadığını tespit etmiştir.
Ásatrúarfélagi - İzlanda Davası (22897/08)
18.09.2012 tarihinde kabul edilemez bulunmuştur.
Dini biri dernek olan başvuran, İzlanda Ulusal Kilisesiyle kıyaslandığında
kendisinin ayrımcılığa uğradığından şikayetçi olmuştur. Başvuran dernek de dahil
olmak üzere İzlanda'daki tüm kayıtlı dernekler, Devletin 60 yaş ve üzeri tüm
bireylerden topladığı dini bölge ücretleri şeklinde Devletten yardım almakta ise de
Ulusal Kilise Devletten bu ücretlerin yaklaşık yüzde 29,8'ine denk bir ek yardım
almaktadır. Başvuran dernek özellikle tek başına ve ayrıca 14. Madde ile bağlantılı
olarak 9. Maddeden kaynaklanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
AİHM, başvuran derneğin ve üyelerinin dinlerini yaşamalarının herhangi bir
şekilde ihlal edildiğine yönelik bulgu olmadığı için başvuruyu kabul edilemez ilan
etmiştir. Ayrıca İzlanda mahkemelerinin Ulusal Kilisenin topluma yönelik görev ve
yükümlülüklerinin, başvuran derneğin görev ve sorumluluklarıyla
karşılaştırılamayacak ölçüde olması nedeniyle Ulusal Kiliseye ilave yardım tahsis
edilmesinin bir ayrımcılık oluşturmadığı şeklindeki görüşünü tartışmaya gerek
olmadığına da hükmetmiştir.
Dini kıyafet giyme ve dini sembol taşıma hakkı
Dahlab - İsviçre Davası (42393/98)
15.02.2001 tarihinde kabul edilemez bulunmuştur.
Kendisi sonradan İslam dinini kabul etmiş bir ilkokul öğretmeni olan Dahlab, okul
yetkililerinin, öğretmenlik yaparken başörtüsü takmasını yasaklayan ve 1997
tarihinde Federal Mahkeme tarafından onanan kararından şikayetçi olmuştur.
Kendisi daha önce birkaç yıl herhangi bir belirgin soruna yol açmaksızın okulda
başörtüsü takmıştır.
AİHM, Devletin temsilcisi olarak sorumlu olduğu çocukların dört ile sekiz
yaşlarında olduğu ve bu yaşlarda kendilerinden büyük kişilerin etkisine çok kolay
girebildikleri düşünülürse Dahlab'a karşı uygulanan tedbirin makul olduğunu
tespit eden AİHM, başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
Leyla Şahin - Türkiye Davası (44774/98)
Büyük Daire Kararı, 10.11.2005Bilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
Dini vecibelerine bağlı geleneksel bir Müslüman aileden gelen Şahin, başörtüsü
takmanın dini bir vecibe olduğuna inanmaktadır. İstanbul Üniversitesinde tıp
fakültesinde öğrenci iken 1998 yılında ilan edilen bir kuralla öğrencilerin derslere
ve sınavlara başörtüsü takarak girmesinin yasaklandığından ve bu yasak
yüzünden ülkeden ayrılıp öğrenimine Avusturya'da devam etmek zorunda
kaldığından şikayetçi olmuştur.
AİHM, Türk Anayasa Mahkemesinin üniversitelerde başörtüsü takmanın
Anayasaya aykırı olduğu şeklinde kararına atıfla Türk hukukunda Şahin'in dinini
açığa vurma özgürlüğüne müdahaleye izin veren bir hükmün olduğundan
hareketle 9. Maddenin ihlal edilmesine hükmetmiştir. Dolayısıyla Şahin'in
üniversiteye girdiği tarihten itibaren başörtüsü takma konusundaki kısıtlamaların
mevcut olduğunu ve söz konusu kural açıklandıktan sonra başörtüsü takmaya
devam ederse kendisinin derslere ve sınavlara girmesinin engellenebileceğini
bilmesi gerekiyordu. Devletlerin bu konudaki takdir yetkisini dikkate alan AİHM,
söz konusu müdahalenin 9. Maddenin 2. fıkrası bağlamında "demokratik bir
toplumda gerekli" olarak görülebileceğine de hükmetmiştir. Özellikle zorunlu bir
dini vecibe olarak lanse edilen ya da algılanan başörtüsü takmanın, başörtüsü
takmayanların üzerindeki etkisi de dikkate alınmalıdır.
El Morsli - Fransa Davası (15585/06)
04.03.2008 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir
Bir Fransız adamla evli Fas uyruklu bir kadın olan Morsli, Marakeş'teki
başkonsoloslukta erkek bir görevli tarafından yapılan kimlik kontrolü sırasında
başörtüsünü çıkarmayı reddettiği için Fransa'ya giriş vizesi alamamıştır. 9. Madde
ve 7. Maddeden kaynaklanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
AİHM özellikle başkonsolosluğun güvenlik önlemleri kapsamında yapılan kimlik
kontrolünün, kamu güvenliğinin sağlamaya yönelik meşru bir amaca yönelik
olduğunu ve El Morsli'nin başörtüsünü çıkarma yükümlülüğünün çok kısa
sürdüğünü belirterek başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
Doğru - Fransa Davası (27058/05) ve Kervancı - Fransa Davası (31645/04)
Daire kararı, 04.12.2008
Her ikisi de Müslüman olan Doğru ve Kervancı, 1998-1999 döneminde bir devlet
ortaokulunun birinci sınıfına kaydolmuştur. Birçok kez başörtülerini giyerek beden
eğitimi derslerine katılmışlar ve öğretmenlerinin birçok taleplerine rağmen
başörtülerini çıkarmamışlardır. Okulun disiplin kurulu, bu derslere aktif olarak
katılmayarak özen görevini ihlal ettikleri gerekçesiyle onları okuldan atmaya karar
vermiş, bu karar mahkemelerce onaylanmıştır.
AİHM her iki davada da ihlal olmadığını hükmetmiştir ve özellikle ulusal mercilerin
İslami başörtüsü gibi bir giysinin giyilmesinin sağlık ve güvenlik nedenlerinden
dolayı spor derslerine uygun olmadığı şeklindeki kararının mantıksız olmadığını
tespit etmiştir. AİHM, verilen cezanın Doğru ve Kervancı'nın iddia ettikleri gibi dini
inançlarından dolayı değil, (kendilerini uygun şekilde anlatılan) okul kurallarına
uymadıkları için verildiğini kabul etmiştir.
Aktaş - Fransa Davası (43563/08), Bayrak - Fransa Davası (14308/08),
Gamaleddyn - Fransa Davası (18527/08), Ghazal - Fransa Davası (29134/08), J.
Singh - Fransa Davası (25463/08) ve R. Singh - Fransa Davası (27561/08)Bilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
30.06.2009 tarihinde kabul edilemez bulunmuştur.
Başvurular, dini mensubiyetlerinin belirgin simgelerini takmaktan dolayı okuldan
uzaklaştırılan altı öğrenci ile ilgilidir. Başvuranlar 2004-2005 döneminde çeşitli
devlet okullarına kayıt olmuşlardır. Okulun ilk günü Müslüman olan kız öğrenciler
okula başörtüsü takarak gelmişlerdir. Erkekler ise Sihlerin taktığı keski denilen
örtüyü giymişlerdir. Başvuranlar örtülerini çıkarma taleplerine karşı çıktıkları için
sınıfa girmelerine izin verilmemiş ve aileleriyle yapılan görüşme sonrasında Eğitim
Yasasına uymamaktan dolayı okuldan ihraç edilmişlerdir. Özellikle 9. Maddeye
dayanarak AİHM huzurunda okulların başörtüsü yasağı getirdiğinden şikayetçi
olmuşlardır.
AİHM başvuruları kabul edilemez ilan ederek özellikle öğrencilerin dinlerini açığa
vurma özgürlüklerine olan müdahalenin yasalardan kaynaklandığını ve diğer
kişilerin hak ve özgürlüklerini ve kamu düzenini korumaya yönelik meşru bir
amaca hizmet ettiğini kaydetmiştir. AİHM ayrıca muhtelif din ve inançların
yaşanmasında tarafsız bir düzenleyici olarak Devletin rolüne de vurgu yapmıştır.
Okuldan uzaklaştırma cezası amaçlanan hedefle orantısız değildir, çünkü söz
konusu öğrencilerin mektupla öğretim yoluyla öğrenimlerine devam etme imkanı
vardır.
Ahmet Arslan ve Diğerleri - Türkiye Davası (41135/98)
Daire kararı, 23.02.2010
Başvuranlar, Aczimendi tarikatı olarak adlandırılan bir dini cemaatin 127
üyesidirler ve cemaatlerinin ayırıcı giysilerini (sarık, şalvar, ceket ve baston)
giyinip caddelerde dolaştıktan ve mahkemeye çıktıktan sonra şapka kanunu ve
dini kıyafet giyme kurallarını ihlalden dolayı 1997 tarihinde mahkum
olduklarından şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, özellikle başvuranların kamu düzenine karşı herhangi bir tehdit
oluşturduklarına ya da toplantıları sırasında yoldan geçenlere karşı uygun
olmayan baskı uygulayarak başkalarını kendi inançlarına çevirmeyi
amaçladıklarına yönelik bir kanıt olmadığını kaydederek 9. Maddenin ihlal
edildiğini tespit etmiştir. AİHM, diğer davaların aksine bu davanın herkese açık
olan kamusal alanlarda belirli bir giysiyi giymenin cezalandırılmasıyla ilgili
olduğunu, dini tarafsızlığın kişinin dinini açığa vurma hakkının önüne geçebileceği
kamu kuruluşlarında dini semboller içeren kıyafetlerin düzenlenmesiyle ilgili
olmadığını vurgulamıştır.
Lautsi - İtalya Davası (30814/06)
Büyük Daire Kararı, 18.03.2011
Başvuran Lautsi'nin çocukları, tüm sınıflarda haç bulunan bir devlet okuluna
gitmektedir; bu da Lautsi'ye göre çocuklarını yetiştirmek istediği laiklik ilkesine
aykırı idi. Okul yöneticileriyle yapılan bir toplantı sırasında Lautsi'nin kocası,
sınıflarda dini sembol bulunması konusunu dile getirmiş, özellikle haçlara
değinmiş ve bunların kaldırılmasının gerekli olup olmadığını sormuştur. Okul
yöneticilerinin dini sembolleri sınıflarda tutmaya devam etme kararından sonra
Lautsi idari dava açmış ve laiklik ilkesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmuş, ama
bu davadan sonuç alamamıştır. AİHM'e çocuklarının devam ettiği Devlet okulunda
haçların bulunmasının 9. Maddenin (düşünce, vicdan ve din özgürlüğü) ve 1
Numaralı Protokolün 2. Maddesinin ihlali anlamına geldiğinden şikayetçi olmuştur.Bilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
Büyük Daire, kararında AİHM, 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesinin ihlal
edilmediğine ve 9. Maddeden kaynaklanan ayrı hususun bulunmadığına
hükmetmiştir. Özellikle sınıflarda dini sembollerin bulunması konusunun Devletin
takdir yetkisi sınırlarına giren bir husus olduğunu (Avrupa'da bu konuda bir
uzlaşma olmadığını), ancak bu konudaki kararların bir tür indoktrinasyona yol
açması gerektiğini vurgulamıştır. İtalya'daki devlet okullarındaki sınıflarda
haçların bulunması, ülkenin çoğunluğunun dininin okul ortamında görünür
olmasını sağladığından hareketle bu husus tek başına indoktrinasyon olduğu
anlamına gelmez. Ayrıca haçların bulunması, Hıristiyanlık hakkındaki zorunlu
öğretimle ilişkili değildir ve yetkililerin diğer dinlere inanan ya da inançsız olan ya
da dini olmayan felsefi kanaatlere sahip kişilere karşı müsamahasız olduğunu
gösteren herhangi bir şey de mevcut değildir. Son olarak Lautsi, bir ebeveyn
olarak çocuklarını aydınlatma ve onlara tavsiyelerde bulunma ve onlara kendi
felsefi kanaatlerine göre yol gösterme hakkını korumaktadır.
Eweida ve Chaplin - Birleşik Krallık Davası (48420/10 ve 59842/10)
Derdest
Her iki dava da dinin emirlerini uygulayan Hıristiyanların, sırasıyla hava yolu
çalışanı olarak ve bir devlet hastanesindeki geriatri koğuşunda bir hemşire olarak
çalışırken işte haç takma yasağına karşı yaptıkları şikayetler ile ilgili idi. Duruşma
4 Eylül 2012 tarihinde yapılmıştır.
Minare inşaatı yasağı hakkında İsviçre aleyhinde şikayetler
26 Nisan 2009 tarihinde İsviçre'de yapılan halkoyu ile minare inşaatı yasaklanmış
ve AİHM bu konuda bir dizi şikayet almıştır.
Association Ligue des Musulmans de Suisse ve Diğerleri - İsviçre Davası
(66274/09) ve Ouardiri - İsviçre Davası (65840/09)
28.06.2011 tarihinde kabul edilemez bulunmuştur.
Birinci davada Cenevre Cami eski sözcüsü ve ikinci davada üç dernek ve bir
vakıftan oluşan başvuranlar, İsviçre'de minare inşaatını yasaklayan anayasa
değişikliğinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğundan şikayetçi
olmuşlardır. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "mağdurları" olduklarını
iddia edemeyecekleri gerekçesiyle başvuruları kabul edilemez bulmuştur.
Aşağıdaki başvurular halen derdest durumdadırlar:
Baechler - İsviçre Davası (66270/09)
Koella Naouali - İsviçre Davası (1317/10)
Al-Zarka - İsviçre Davası (9113/10)
Kendi inancına çevirme
Kokkinakis – Yunanistan Davası (14307/88)
Daire kararı, 25.05.1993
Yehova Şahidi olan Kokkinakis, yerel Ortodoks kilesinin koro şefinin karısı olan
komşusuyla din hakkında sohbet ettikten sonra 1988 yılında Yunan mahkemeleri
tarafından başkalarını kendi inancına çevirme suçundan mahkum olduğundanBilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
şikayetçi olmuştur.
AİHM, mahkumiyetin aciliyet arz eden bir ihtiyaç ile davanın olgularında
gerekçelendirilmediğini tespit ederek 9. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Yunan mahkemeleri, Kokkinakis'in hangi şekilde komşusunu uygun olmayan
yollarla dinini değiştirmeye ikna etmeye çalıştığını yeteri şekilde belirtmeksizin
başkalarını kendi dinine döndürmeyi yasadışı ilan eden kanunun lafzını yeniden
yorumlama yolunu seçmişlerdir.
Larissis ve Diğerleri - Yunanistan Davası 23372/94; 26377/94; 26378/94)
Daire kararı, 24.02.1998
Hava kuvvetlerinde subay olan ve Pentekostal Kilise üyesi olan üç başvuran,
kendi astları olan üç havacı da dahil olmak üzere bazı kişileri kendi inançlarına
çevirmeye çalışmaları nedeniyle Yunan mahkemeleri tarafından başkalarının kendi
dinine çevirmekten mahkum olmuştur. Kararlar 1992 yılında kesinleşmiştir.
AİHM, başvuranlara karşı hava kuvvetleri personelini kendi dinlerine çevirme
çabalarına karşı alınan önlemler bakımından 9. Maddenin ihlalinin söz konusu
olmadığına hükmetmiştir ve Devletin ast konumundaki havacıları üst
konumundaki personelin baskılarından koruması zorunluluk olduğunu
vurgulamıştır. Bununla birlikte, başvuranların ikisine karşı sivilleri kendi dinlerine
çevirme çabalarına karşı alınan önlemler bakımından 9. Maddenin ihlal edildiğini,
çünkü sivillerin, havacılar gibi baskı ve kısıtlamalarla karşı karşıya olmadığını
tespit etmiştir.
Din özgürlüğü ve eğitim hakkı
Folgerø ve Diğerleri – Norveç Davası (15472/02)
Büyük Daire Kararı, 29.06.2007
1997 yılında Norveç ilkokul müfredatı değiştirilerek iki ayrı konunun yerine
(Hıristiyanlık ve yaşam felsefesi) KRL olarak bilinen Hıristiyanlık, din ve felsefeye
ilişkin tek bir konu getirilmiştir. Norveç İnsani Derneğinin üyeleri olan
başvuranlar, çocuklarının KRL'den tamamen muaf tutulmasını talep etmişler ve
başvuruları geri çevrilmiştir. Özellikle yetkililerin tam muafiyet sağlamamasının,
çocuklarının dini ve felsefi kanaatlerine uygun bir eğitim almasını engellediğinden
şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesinin (eğitim hakkı) ihlal edildiğine
hükmetmiştir; KRL müfredatının ilkokul ve ortaokul öğretiminin amacının
Hıristiyan ve ahlaki bir terbiye vermek olduğunu belirterek Hıristiyanlığa temel bir
yer ayırdığını tespit etmiştir. Çocukları müfredatın bazı kısımlarından muaf tutma
seçeneği, özel yaşamlarının gereksiz yere açığa vurulması riski yüzünden ilgili
ebeveynlere ağır bir yük yükleme potansiyeline sahiptir ve çatışma olasılığı
yüzünden bu tür taleplerde bulunma ihtimalleri düşüktür. Bununla birlikte AİHM,
yeni müfredat konusunun getirilmesinin amacının, Hıristiyanlık, diğer dinler ve
felsefeleri birlikte öğretmek suretiyle açık ve kapsayıcı bir okul ortamının
oluşturulması olduğunun, bunun da 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesinde
mündemiç olan çoğulculuk ve nesnellik ilkeleriyle tutarlı olduğunun altını çizmiştir.
Hasan ve Eylem Zengin - Türkiye Davası (1448/04)
Daire kararı, 09.10.2007Bilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
Ailesinin Alevi inancına sahip olduğunu vurgulayan Zengin 2001 yılında kızının
İstanbul'da devam ettiği bir devlet okulunda din kültürü ve ahlak bilgisi
derslerinden muaf tutulmasını talep etmiştir. Talepleri geri çevrilen Zengin din
kültürü ve ahlak bilgisi dersinin okullarda İslamın Sünni yorumunu öne çıkaran ve
diğer dinler hakkında ayrıntılı bilgi vermeyen bir şekilde öğretildiğinden şikayetçi
olmuştur.
AİHM 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Milli
Eğitim Bakanlığının din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine yönelik kılavuzlarına ve
ders kitaplarını inceleyen AİHM, diğer din ve felsefi düşüncelere nispetle İslam
dinine daha fazla öncelik verdiğini ve kültürel ritüeller de dahil olmak üzere İslam
inancının temel ilkeleri hakkında özel eğitim sağladığını tespit etmiştir. Hıristiyan
ve Yahudi çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muaf tutulması
mümkün olmakla birlikte bu dersler Alevi olanlar da dahil olmak üzere Müslüman
çocuklar için zorunludur.
Appel-Irrgang - Almanya Davası (45216/07)
06.10.2009 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir
Bir öğrenci ve ebeveynlerinden oluşan başvuranlar, 2006 yılında çıkan ve
Berlin'de 7 ila 10'uncu sınıflara giden öğrencilerin ahlak derslerine katılmasını
zorunlu hale getiren bir yasaya verilen eğitimin seküler doğasının Protestan
inançlarına aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz etmişlerdir. Anayasal itirazları geri
çevrilmiştir. 9. Maddeye ve 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesine istinat ederek
zorunlu ahlak derslerinin, devletin dini tarafsızlık yükümlülüğüne aykırı
olduğundan şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, özellikle söz konusu yasa uyarınca ahlak derslerinin amacının, öğrencilerin
kültürel, etnik ve dini kökenlerinden bağımsız olarak ahlak ve etiğin temel
konularını incelemek olduğunu ve dolayısıyla da 1 Numaralı Protokolün 2.
Maddesinde mündemiç çoğulculuk ve nesnellik ilkelerine uygun olduğunu tespit
ederek başvuruyu kabul edilemez ilan etmiştir.
Grzelak – Polonya Davası (7710/02)
Daire kararı, 15.06.2010
Kendilerini agnostik olarak ilan eden Bay ve Bayan Grzelak, oğullarının okuldaki
din derslerine katılmasını istememişlerdir. Bu isteklerine rağmen oğullarının
devam ettiği okulların hiçbiri alternatif ahlak ve etik dersi sağlamamıştır.
Oğullarıyla birlikte AİHM'e başvurarak okulların oğullarına ahlak ve etik dersi
vermediğinden ve bu bağlamda oğullarının taciz edildiğinden ve okul karnesinde
"din/ahlak" bölümünde oğullarına not verilmediğinden şikayetçi olmuşlardır.
AİHM, öğrencinin okul karnesinde tüm okul hayatı boyunca "din/ahlak"
bölümünde notunun olmamasının mesnetsiz bir şekilde damgalanmasına yol
açtığını, bunun da söz konusu öğrencinin din ya da inancının açığa vurmama
hakkının ihlali anlamına geldiğini tespit ederek 9. Maddeyle bağlantılı olarak 14.
Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Dojan ve Diğerleri – Almanya Davası
13.09.2011 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir
Bu dava, beş evli çiftin yetkililerden çocuklarının zorunlu cinsel eğitim
derslerinden ve çocuklarının kendi dini inançlarına uygun yetiştirme haklarınıBilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
orantısız şekilde kısıtlayan diğer okul faaliyetlerinden muaf tutulmasını talep
etmeleri ve yetkililerin bu talebi geri çevirmeleri ile ilgili idi.
AİHM, özellikle söz konusu ders ve faaliyetlerin, ebeveynlerin çocuklarını kendi
dini inançlarına uygun şekilde yetiştirme haklarını tartışmaya açtığını gösteren bir
belirti olmadığını tespit ederek şikayeti kabul edilemez ilan etmiştir. Okul
yetkilileri, bu faaliyetlerde belirli bir din ya da inancı öne çıkarma eğilimde değildi.
Kilise ve dini gruplarda çalışma
Schüth - Almanya Davası (1620/03)
Daire kararı, 23.09.2010
Bir Katolik ruhani bölgesinde orgcu ve koro yönetmeni olan Schüth,
mahkemelerin 1998 yılında karısından ayrılıp başka bir kadınla yaşamaya
başlamak suretiyle Katolik Kilisesinin çalışma konusundaki yönetmeliklerini ihlal
ettiği gerekçesiyle işten çıkarılması kararını iptal etmemesinden şikayetçi
olmuştur. 8. Maddeye istinat etmekteydi.
AİHM, Alman mahkemelerinin Kilisenin işveren olarak çıkarlarıyla Schüth'ün özel
ve aile hayatına saygı hakkı arasında denge kuramadığını tespit ederek 8.
Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM ayrıca Kilisenin işveren olarak işten
çıkardığı bir çalışanın, başka bir iş bulma konusunda son derece kısıtlı
imkanlarının olduğu gerçeğini vurgulamıştır.
Obst - Almanya Davası (425/03)
Daire kararı, 23.09.2010
Mormon Kilisesinin Avrupa halkla ilişkiler müdürü olan Obst, 1993 yılında
papazına evlilik dışı bir ilişki yaşadığı sırrını açtıktan sonra işten çıkarılması
kararını mahkemelerin iptal etmemesinden şikayetçi olmuştur. 8. Maddeye istinat
etmekteydi.
Schüth'ün davasının (yukarıda) tersine, AİHM, iş mahkemeleri ilgili çıkarların
dengelenmesi konusunda kapsamlı bir çalışma yürüttüğünü belirterek 8.
Maddenin ihlalinin söz konusu olmadığını tespit etmiştir. Mahkemelerin, Obst'un
kabul edilemez yükümlülüklere tabi olmadığı şeklindeki yargısı makul idi; Mormon
Kilisesinde yetişmiş biri olarak iş sözleşmesini imzalarken işvereni için evlilik
sadakatinin öneminden ve evlilik dışı ilişkisinin, halkla ilişkiler departmanının
Avrupa müdürü olarak Kiliseye karşı yüklendiği artan sadakat görevleriyle
uyumsuzluğunun farkına varması gerekirdi.
Siebenhaar - Almanya Davası (18136/02)
Daire kararı, 03.02.2011
Katolik olan Siebenhaar, bir Protestan mıntıkasında çocuk bakım yardımcısı ve
sonrasında ise kreşin yönetiminde çalıştırılmıştır. Başvuran, başka bir dini
cemaatin (Üniversal Kilise/İnsanlığın Kardeşliği) üyesi olarak faaliyet gösterdikten
ve cemaatin öğretileri hakkında temel dersler vermeye başladıktan sonra 1999
tarihinden itibaren işten çıkarılmıştır ve bu husus Alman iş mahkemeleri
tarafından da teyit edilmiştir.
AİHM, iş mahkemeleri ilgili çıkarların dengelenmesi konusunda kapsamlı bir
çalışma yürüttüğünü belirterek 9. Maddenin ihlalinin söz konusu olmadığını tespit
etmiştir. Bu mahkemelerin, kilisenin kredisini korumak için başvuranın iştenBilgi Notu - Din özgürlüğü Basın Birimi
çıkarılmasının gerekli olduğu ve Siebenhaar'ın iş sözleşmesini imzaladığı andan
itibaren Üniversal Kilise için yaptığı faaliyetlerin Protestan Kilisesindeki işiyle
uyumsuz olduğunu bilmesi gerektiği şeklindeki bulguları makuldür.
Sindicatul Pastorul cel Bun - Romanya Davası (no. 2330/09)
31.01.2012 tarihli Daire kararı - Büyük Dairede derdest
Bu dava, Ortodoks Kilisesinin dini ve dini olmayan üyeleri tarafından kurulan bir
sendika ve bu sendikanın sendikalar siciline kaydı ile ilgilidir. Başvuran sendika,
sicil kaydının yapılmamasının dernek kurma haklarını ihlal ettiğinden şikayet
etmektedir.
Dini inançlar ve çalışma
Ladele ve McFarlane - Birleşik Krallık Davası (51671/10 ve 36516/10)
Derdest
Dindar Hıristiyan olan başvuranlar, işyerinde eşcinselliği hoş görmek anlamına
gelebilecek bazı görevleri yerine getirmeyi reddettikleri için işten çıkarılmışlardır.
Duruşma 4 Eylül 2012 tarihinde yapılmıştır.
Dini tatiller ve kamu hizmetleri
Sessa - İtalya Davası
03.04.2021 tarihli Daire kararı
Dava, yargı mercilerinin bir Yahudi tatiline rastgelen bir duruşmayı ertelememeyi
reddetmesiyle ilgili idi.
9. Madde ihlal edilmemiştir (düşünce, vicdan ve din özgürlüğü). AİHM özellikle
başvuranın 9. Maddeden kaynaklanan hakkına bir müdahale olsa bile yasalarla
belirlenen bu müdahalenin, diğer kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması gereği
(ve özellikle kamunun adaletin uygun şekilde yerine getirilmesi hakkı) ve
davaların makul olan en kısa sürede görülmesi ilkesiyle gerekçelendirildiğini
değerlendirmiştir.
Basın İrtibat: Nina Salomon
+33 (0)3 90.21.49.79
AİHM'in basın bildirilerine aşağıdaki adresten üye olabilirsiniz (RSS akışı):
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Haber kaynaklarının korunması

Mesaj gönderen Admin »

10. Madde (ifade özgürlüğü)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 10. Maddenin sadece bilgi ve fikirlerin özü ve
içeriğini değil, aynı zamanda bunların iletilme araçlarını da koruduğunu sık sık
vurgulamıştır. AİHM'in içtihatlarında haber kaynaklarının gizliliği de dahil olmak
üzere basına en geniş kapsamda koruma sağlanmaktadır.
"Haber kaynaklarının korunması, basın özgürlüğünün temel koşullarından
biridir. Bu güvence olmazsa kaynaklar, kamuoyunu yakından ilgilendiren
konularda kamuoyunu aydınlatmada basına yardımcı olmaktan
vazgeçebilirler. Bunun sonucunda basının kamuoyu adına bekçilik yapmaya
yönelik kritik rolü zarar görebilir ve basının doğru ve güvenilir bilgi ve
haber verme yeteneği kötü yönde etkilenebilir. Haber kaynağının
açıklanmasına yönelik bir kararın .... kamu yararının bunun gerektiğini
ortaya koyacak şekilde gerekçelendirilememesi 10. Maddeye aykırılık arz
eder."
(bkz. Goodwin – Birleşik Krallık Davası, aşağıda)
Gazetecilerin haber kaynaklarını açıklamak zorunda kaldıkları davalar
DERDEST DAVALAR
Telegraaf Media Nederland Landelijke Media B.V. ve Diğerleri - Hollanda Davası 18
Mayıs 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir; kısmi karar 18.05.201 tarihinde verilmiştir;
duruşma 21.06.2012 tarihinde yapılmıştır
Dava, ulusal istihbarat servisi kaynaklı belgelerin bir gazete basım şirketinden
zorla alınması ve gazetenin iki muhabirinin izlenerek telefonlarının dinlenmesi ile
ilgilidir. Başvuranlar özellikle belgelere el koyma kararının asıl amacının haber
kaynağının tespit edilmesi olduğunu iddia etmektedirler.
Şikayetler 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 10. Madde kapsamında
yapılmıştır. Bilgi Notu - Haber kaynaklarının korunması Basın Birimi
Nagla - Letonya Davası: 26.01.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir
Ressiot ve Diğerleri – Fransa Davası
28.06.2012
Dava, adli bir soruşturmanın gizliliğini ihlal etmekle suçlanan gazetecilerin
evlerinde ve L’Equipe ve Le Point gazetelerinin tesislerinde yürütülen
incelemelerle ilgili idi. Yetkililer, bisiklet yarışlarındaki olası doping vakaları
konusundaki soruşturmaya ilişkin bilgi sızdıran kaynağı tespit etmek istemişlerdir.
10. Madde ihlal edilmiştir.
AİHM, Hükümetin ilgili muhtelif menfaatler arasında adil bir denge kurulduğunu
ortaya koyamadığını tespit etmiştir. Demokratik toplumun basın özgürlüğünün
sağlanması ve korunması konusundaki menfaati dikkate alındığında, alınan
tedbirler gözetilen meşru amaçla makul düzeyde orantılı değil idi.
Sanoma Uitgevers B.V. – Hollanda Davası
14.09.2010
Dava, yasadışı otomobil yarışıyla ilgili bir haberde kullanılacak resimlerle ilgili idi.
Hollandalı dergi yayıncılık şirketi bu resimleri başka bir suç soruşturması yürüten
polise teslim etmeye zorlanmıştır. Yayıncı şirket, bu resimleri teslim etmesinin gizli
haber kaynaklarının ifşası anlamına geleceği nedeniyle duruma kuvvetle itiraz
etmiştir. AİHM, başvurucu şirketin ifade özgürlüğüne müdahalenin “kanunla
öngörülmüş” olmadığına, başvurucu şirkete bahse konu ceza soruşturmasının,
haber kaynaklarının korunmasındaki kamu yararından öncelikli olup olmadığını
bağımsız biçimde değerlendirileceği yeterli yasal güvenceler içeren yargılamanın
sağlanmadığına hükmetmiştir.
10. Madde ihlal edilmiştir.
Financial Times Ltd ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası
15.12.2009
Dava, Birleşik Krallıktaki dört gazete ve bir haber ajansının “Interbrew” adlı
Belçikalı bira şirketine çeşitli belgelerini ifşa etmesi yönündeki bir mahkeme
kararının bu belgelerdeki bilgilerin, bir alım teklifiyle ilgili basına bilgi sızdıran
haber kaynaklarının kimliklerinin açığa çıkmasına yol açacağından şikayetçi idiler.
AİHM, gazetecilerin haber kaynaklarının kimliğinin ortaya çıkarılmasına yardımcı
olduklarının görülmesinin medyada yaratabileceği “caydırıcı etki”ye vurgu
yapmıştır ve dengenin haber kaynaklarının korunmasındaki kamu yararı lehine
ağır bastığını tespit etmiştir.
10. Madde ihlal edilmiştir.
Voskuil - Hollanda Davası
22.11.2007
Gazeteciye, silah kaçakçılığı hakkındaki bir ceza soruşturması hakkında bir
gazeteye yazdığı iki makaleyle bağlantılı olarak haber kaynaklarını açıklamama
hakkı verilmemiş ve kendisi haber kaynaklarını açıklamaya zorlamak için iki
haftayı aşkın bir süre gözaltında tutulmuştur. AİHM, Hükümetin başvuranın haber Bilgi Notu - Haber kaynaklarının korunması Basın Birimi
kaynaklarının kimliğini öğrenme konusundaki çıkarlarının, başvuranın bu
kaynakları gizleme konusundaki çıkarlarından daha ağır olmadığını tespit etmiştir.
10. Madde ihlal edilmiştir.
5. Maddenin 1. fıkrası (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edilmiştir.
Nordisk Film & TV A/S - Danimarka Davası
8.12.2005
Danimarka'da pedofili hakkında bir belgesel yapan ve kimlik değiştirerek bir
pedofili derneğine katılan bir gazetecinin elde ettiği araştırma materyallerini
açıklama kararı ile ilgili idi. AİHM, mahkeme kararının, gazetecinin ifade
özgürlüğüne karşı orantılı bir müdahale olduğunu ve çocuk istismarı gibi ciddi bir
suçun önlenmesi bağlamında gerekçelendirilebileceğini tespit etmiştir.
Kabul edilemezlik kararı verilmiştir.
Goodwin - Birleşik Krallık Davası
27.03.1996
Bir gazeteciye ("The Engineer" için çalışmaktaydı) yapılan, bir şirketin gizli
kurumsal planı hakkındaki bilgi kaynağının kimliğini açıklamasına yönelik karar ile
ilgili idi. AİHM kararın aşırı olduğuna hükmetmiştir.
10. Madde ihlal edilmiştir.
Gazetecilerin ev ve iş yerlerinin aranması / materyallerine el konması
DERDEST DAVALAR
Ivashchenko - Rusya Davası: 05.1.0.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir
Martin ve Diğerleri - Fransa Davası
12.04.2012
Dava, gazetecilerin hangi ortam ve koşullarda Languedoc-Roussillon bölgesinin
yönetimi hakkındaki Bölgesel Denetim Bürosunun gizli taslak raporunun bir
nüshasını elde ettiklerinin tespit edilmesi amacıyla bir sorgu hâkiminin kararı
üzerine Midi Libre gazetesinin tesislerinde yapılan bir arama ile ilgili idi.
10. Madde ihlal edilmiştir.
Tillack - Belçika Davası
27.11.2007
Alman haftalık dergisi Stern için çalışan bir gazeteci, Avrupa Yolsuzlukla Mücadele
Bürosundan elde edilen gizli belgelere dayanarak Avrupa kurumlarındaki
çarpıklıklar hakkında hazırladığı yazıların yayınlanmasının ardından evinin ve iş
yerinin arandığından ve materyallerine el konduğundan şikayetçi olmuştur. AİHM,
bir gazetecinin haber kaynağını açıklamama hakkını, kaynakların yasalara
uygunluğu ya da aykırılığına bağlı olarak sunulan veya geri alınan bir imtiyaz
olarak düşünülemeyeceğini, aksine, bilgi edinme hakkının önemli bir parçası
olduğunu vurgulamıştır. Belçika mahkemelerinin arama kararlarının gerekçelerini
yetersiz bulmuştur. Bilgi Notu - Haber kaynaklarının korunması Basın Birimi
10. Madde ihlal edilmiştir.
Roemen ve Schmitt - Lüksemburg Davası
25.2.2003
Dava, Lüksemburglu bir gazetecinin, bir bakanın vergi yolsuzluğu hakkında bir
haber yayınlamasının ardından polisin gazetecinin evine haber vermeksizin baskın
yapması ve arama yapması ile ilgili idi. Arama iznine sahip yetkililer kapsamlı
incelemelerde bulunmuşlardır. AİHM, önlemlerin orantısız olduğuna ve yeterli bir
gerekçeyle desteklenmediğine karar vermiştir.
Özellikle 10. Madde ihlal edilmiştir
Ernst - Belçika Davası
15.7.2003
Liège İstinaf Mahkemesinin Hukuki Hizmetler Biriminin üyelerinin son derece
hassas ceza davalarıyla ilgili bilgi sızdırılması sonrasında gizlilik ihlali iddiasıyla
kovuşturulmalarıyla bağlantılı olarak Belçika gazetelerinin iş yerlerinin ve dört
gazetecinin evlerinin Ciddi Suçlar Ekibi tarafından aranması ile ilgili idi. AİHM,
mahkemelerin gerekçelerinin aramaları ve büyük çaplı el koyma tedbirlerini haklı
göstermeye yetmediğini tespit etmiştir.
Özellikle 10. Madde ihlal edilmiştir
Her iki davada da AİHM, ulusal mercilerin, suç ya da kargaşanın önlenmesinde
gazetecilerin evlerinin ve iş yerlerinin aranması ve materyallerine ek
konulmasından başka tedbirlerin (söz gelimi yetkili kişilerin sorgulanması) daha
etkili olamayacağını ortaya koymak zorunda olduğunu vurgulamıştır.
Basın İrtibat: Tracey Turner-Tretz
+33 (0)3 90 21 42 08
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29539
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Hükümlülerin Oy Kullanma Hakkı

Mesaj gönderen Admin »

Derdest dava
Gladkov - Rusya Davası (no. 15162/05)
19.10.2009’da tebliğ edilmiştir.
Scoppola - İtalya Davası No. 3 (no. 126/05) Büyük Daire Kesinleşmiş Kararı
1
22.05.2012
Dava, Scoppola'nın cinayetten aldığı ömür boyu hapis cezasıyla bağlantılı olarak
kendisine verilen memuriyet yasağının, oy kullanma hakkını tamamen
kaybetmesine yol açtığından şikayetçi olmasıyla ilgili idi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 Numaralı Protokolünün 3. Maddesi (serbest
seçim hakkı) ihlal edilmemiştir.
AİHM özellikle İtalyan yasalarına göre Devlete ya da yargı sistemine karşı belli
suçlardan mahkum olmuş ya da en az üç yıl hapisle cezalandırılan mahkumların
oy kullanma hakkını kaybettiğini kaydetmiştir. Dolayısıyla AİHM'in Hirst No. 2 -
Birleşik Krallık Davasının (no. 74025/01) Ekim 2005 tarihli kararında (bkz.
aşağı) tespit ettiği İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 Numaralı Protokolünün 3.
Maddesinin ihlali türünden genel, otomatik, ayrım yapmadan uygulanan bir ihlal
söz konusu değildir.
Dolayısıyla AİHM, Hirst No. 2 kararını teyit ederek suçlarının tabiatı ya da
ciddiyetine bakmaksızın hapisteki tüm mahkumların genel, otomatik ve
fark gözetmeyen bir şekilde oy kullanmaktan alıkonulmasının, 1
Numaralı Protokolün 3. Maddesine (serbest seçim hakkı) aykırı olduğu
olduğunu kaydetmiştir. Bununla birlikte AİHM, üçüncü taraf olarak görüş
bildirme izni verilen Birleşik Krallık Hükümetin savını kabul etti; buna göre her
Devlet hem oy kaybına yol açacak suçun türleri bakımından hem de hak kaybına
münferit bir davada bir hakim tarafından mı yoksa bir yasanın genel olarak
uygulanması sonucu mu karar verileceği konusu açısından bu yasağın
uygulanmasında geniş bir takdir yetkisine sahiptir.

1
Büyük Daire kararları kesindir (Sözleşmenin 44. Maddesi). Kesinleşen tüm kararlar
uygulanıp uygulanmadıklarını denetleyecek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine
gönderilir. Uygulama süreci hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.
www.coe.int/t/dghl/monitoring/execution.Bilgi Notu - Hükümlülerin oy kullanma hakkı Basın Birimi
Basın bildirisi: Büyük Dairenin Scoppola (no. 3) kararının Greens ve M.T. - Birleşik
Krallık Davası açısından doğurduğu sonuçlar.
Greens ve M.T. - Birleşik Krallık Davası (no. 60041/08 ve 60054/08) - Büyük
Daire Kesinleşmiş Kararı
23.11.2010
Dava, Birleşik Krallık'ta tutulan mahkumların ulusal seçimlerde ve Avrupa
seçimlerinde oy kullanmasına genel bir yasak getiren mevzuatın düzeltilmemesi
ile ilgili idi.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi (serbest seçim hakkı) ihlal edilmiştir.
Adil karşılık: ihlalin tespiti yeterli; masraflar için 5.000 Euro.
2
AİHM, ihlalin Birleşik Krallık'ın Hirst No. 2 davasındaki Büyük Daire kararını
uygulamamasından kaynaklandığını tespit etmiştir.
Kararın İcrası
2.500 adet benzer başvuru almış olan AİHM, pilot karar prosedürünü
3
uygulama kararı almış ve söz konusu ihtilaflı yasayı/yasaları Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesine uygun hale getirecek yasal değişiklikleri yapmak üzere Birleşik
Krallık hükümetine Greens ve M.T. kararının kesinleştiği tarihten itibaren altı ay
süre vermiştir. AİHM aynı zamanda yasal değişiklikler yapılıncaya kadar benzer
davaları incelememeye de karar vermiştir ve yasal değişikliklerden sonra kayıtlı
tüm benzer davaları listeden çıkarmayı önermektedir.
Karar 11 Nisan 2011 tarihinde kesinleştiği için Birleşik Krallık mercilerinin bir
Eylem Planı sunabilecekleri son tarih 11 Ekim 2011 idi. Scoppola No. 3
(yukarıda) davasındaki hüküm verilemesinden sonra 30 Ağustos 2011 tarihinde
bu tarih altı ay uzatılmıştır. Anında kesinleşen Scoppola No. 3 kararı, Greens ve
M.T. kararında bahsi geçen altı aylık sürenin 22.05.2012 tarihinde başlayacağı
anlamına gelmektedir.
Bir hakim tarafından verilen oy hakkı kaybı kararı ile bağlantılı olarak
Frodl - Avusturya Davasında (no. 20201/04, 8.4.2010 Büyük Daire kararı) AİHM,
özellikle oy hakkı kaybı kararının tek hakim tarafından alınmaması yüzünden 1
Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Başvuran,
Avusturya'da adam öldürmekten dolayı ömür boyu hapis yatan bir mahkum idi;
kasıtlı olarak işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla hapis yatan bir mahkumun
oy kullanmasını yasaklayan Ulusal Meclis Seçim Yasası uyarınca oy kullanma hakkı
elinden alınmıştı.

2
Bununla birlikte AİHM bundan sonraki davalarda bu tür hukuki masrafları yapılmasını
büyük olasılıkla gerekli ya da makul bulmayacağını ve bu şekilde karar vermeyeceğini
kaydetmiştir.
3
Pilot karar usulü, bu tarz mükerrer davaların altında yatan yapısal sorunları tespit ederek
ilgili Devletlere bu sorunları ortadan kaldırma konusunda yükümlülük getirme tekniği
olarak geliştirilmiştir.Bilgi Notu - Hükümlülerin oy kullanma hakkı Basın Birimi
Bununla birlikte Scoppola No. 3 - İtalya Davasındaki Büyük Daire Kararına
göre ilkesel olarak tek hakimin müdahale ederek mahkumların oy kullanma
hakları üzerindeki kısıtlamaların orantılı olmasını sağlaması açık bir şekilde olası
ise de bu kısıtlamalar sırf tek hakim tarafından belirlenmedi diye otomatik, genel
ve ayrım gözetmeyen olacak diye bir şey söz konusu değildir.
Hirst No. 2 – Birleşik Krallık Davası (no. 74025/01) – Büyük Daire kararı
6.10.2005
Hükümlülerin oy kullanma hakları konusundaki genel bir yasak
konusunda
AİHM, 1980 yılında hapse atılan (1994 yılında serbest bırakılan) başvuranın,
(1983 tarihli Halkın Temsili Yasasının 3. Bölümü uyarınca) mahkum olarak
statüsünden dolayı ve hapiste geçirdiği süre boyunca otomatik ve ayrım
gözetmeyen bir oy kullanma hakkı kısıtlamasına maruz kaldığını tespit etmiştir.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi (serbest seçim hakkı) ihlal edilmiştir
Adil karşılık: masraflar için 23.200 Euro
AİHM özellikle "cezayı veren ceza mahkemelerinin oy hakkının kaybından
bahsetmediklerini ve davanın unsurları ile oy kullanma hakkının kaybı arasında
doğrudan bir bağlantı olup olmadığının açık olmadığını" kaydetmiştir.
Kararın İcrası
7.4.2006 tarihinde Birleşik Krallık mercileri kararın infazına yönelik bir eylem
planını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine (AKBK) sunmuştur. Birleşik Krallık
mercileri, gerekli yasal reformu Parlamentoya sunmadan önce iki aşamalı bir
danışma süreci yürütmeyi taahhüt etmişlerdir.
O zamandan bu yana yasal reform yerine getirilmemiştir. AKBK Aralık 2009
tarihinde bir Ara Karar alarak kararın uygulanmasındaki büyük gecikme
konusunda ciddi kaygıları olduğunu ifade etmiş ve Birleşik Krallık mercilerini
gerekli önlemleri hızla almaya zorlamıştır.
Davayla ilgili Haziran 2011 tarihli bir kararında AKBK diğer şeylerin yanı sıra
Greens ve M.T. kararının (yukarıda) kesinleştiğini ve Birleşik Krallık mercilerinin
11 Ekim 2011 tarihine kadar AİHM'in Hirst No. 2 ve Greens ve M.T. kararlarına
uyum sağlamayı amaçlayan bir seçim yasası çıkarmaya yönelik yasal değişiklik
tekliflerini AKBK tarafında belirlenecek bir zaman çizelgesine göre sunmak
zorunda olduğunu kaydetmiştir.
Scoppola No. 3 davasında hüküm verilmesinden sonra 30 Ağustos 2011
tarihinde AİHM Birleşik Krallık mercilerinin altı ay ek süre talebini kabul etmiştir.
Anında kesinleşen Scoppola No. 3 kararı, bahsi geçen altı aylık sürenin
22.05.2012 tarihinde başlayacağı anlamına gelmektedir.
AİHM Basın Birimi İrtibat: Tracey Turner-Tretz
+33 (0)3 90 21 42 08
AİHM'in basın bildirilerine aşağıdaki adresten üye olabilirsiniz (RSS akışı): Bilgi Notu - Hükümlülerin oy kullanma hakkı Basın Birimi
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla