Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

Aihm İçtihatlarına İlişkin Tematik Notlar

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Çalışma hayatına ilişkin haklar

Mesaj gönderen Admin »

Her ne kadar Üye Devletlerin, çalışma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını
sağlama konusunda Sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğü bulunmasa da
AİHM, haksız işten çıkarma, işe erişim, dernek kurma özgürlüğü vb. konularda
Sözleşme ihlalleri tespit etmiştir.
İşe erişim
Kosiek – Almanya Davası (no. 9704/82)
28.08.1986
Başvuran, kendisinin öğretim üyesi olarak tayin edilmemesinin temel nedeninin
siyasi faaliyetleri olduğunu iddia etmiştir.
10. Maddenin ihlali söz konusu değildir: başvuranın memuriyete girişini
engelleyen Arazi Bakanlığı, kendisinin görüş ve faaliyetlerini sadece deneme
süresinde kendisini kanıtlayıp kanıtlamadığını ve söz konusu görev için gerekli
kişisel niteliklerden birine sahip olup olmadığını belirlemek amacıyla dikkate
almıştır.
Ayrıca bkz. Glasenapp - Almanya Davası (no. 9228/80, 28.08.1986 tarihli karar)
Thlimmenos – Yunanistan Davası (no. 34369/97)
06.04.2000
Yunanistan yeminli müşavirler kurumunun yönetim kurulu, başvuranı -ilgili
yeterlilik sınavını geçtiği halde- genel seferberlik sırasında askeri üniformayı
giymeyi reddetmesinden dolayı (kendisi Yehova Şahidi idi) emre itaatsizlikten
mahkum olduğu için yeminli müşavir olarak atamamıştır.
9. Madde (düşünce, vicdan ve din özgürlüğü) ile bağlantılı olarak 14. Madde
(ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Leander – İsveç Davası (no. 9248/81)
23.03.1987
Dava, bir marangozun işe alınıp alınmamasına karar verirken gizli polis dosyasının
kullanılması ile ilgilidir. Başvuran Karlskrona'da girilmesinin yasak olduğu bir
askeri güvenlik bölgesinin yanında bulunan Donanma Müzesinde geçici yedek Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
olarak çalışıyordu. Kendisi hakkında yürütülen bir personel soruşturması
sonrasında donanma komutanı onu işe almamaya karar vermiştir. Başvuran
geçmişte Komünist Parti ve sendika üyesi olmuş idi.
8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlali söz konusu değildir: İsveç
personel soruşturmasında yer alan koruyucu tedbirler, 8. Maddenin şartlarına
uygundur. AİHM, İsveç Hükümetinin, ulusal güvenlik çıkarlarının bu davada söz
konusu olan başvuranın bireysel çıkarlarının üzerinde olduğunu kabul etmeye
hakkı olduğu sonucuna varmıştır.
Halford - Birleşik Krallık Davası (no. 20605/92)
25.06.1997
Birleşik Krallık'taki en yüksek rütbeli bayan polis memuru olan başvuran, yedi yılı
aşkın bir süredir Emniyet Müdürü Yardımcısı rütbesine terfi ettirilmediği için
ayrımcılık suçlamasıyla dava açmıştır. Dava sürecinde telefon görüşmelerinin
tespit edildiğini ve kendisine karşı kullanılmak üzere bilgi edinilmeye çalışıldığını
iddia etmiştir.
Başvuranın ofisinden yaptığı telefon görüşmelerinin tespiti açısından 8. Madde
(özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Başvuranın evinden yaptığı telefon görüşmeleri açısından 8. Maddenin ihlali söz
konusu değildir, çünkü AİHM bu görüşmelere müdahale konusunda kanıt
bulamamıştır.
Alexandridis – Yunanistan Davası (no. 19516/06)
21.02.2008
Başvuran Atina Asliye Hukuk Mahkemesinde avukat olarak çalışmaya kabul
edilmiş ve avukat olarak çalışmanın ön koşulu olarak çalışmaya başlamadan önce
görev yemini etmiştir. Başvuran, resmi bildirimde bulunmasına izin verilmesi için,
yemin ederken Ortodoks Hristiyan olmadığını ifade etmek zorunda kalmış
olmaktan ve dini bir yeminde bulunmak için tek bir standart yöntemin
bulunmasından şikayetçi olmuştur.
9. Maddenin ihlali (düşünce, vicdan ve din özgürlüğü) söz konusudur: söz konusu
zorunluluk, başvuranın dini inançları açığa vurmama hakkına müdahale etmiştir.
6. Maddenin memurları ilgilendiren davalara uygulanması
Memurların işe alınma, kariyer ve işten çıkarılması konularıyla ilgili
uyuşmazlıklar 6. Maddenin 1. paragrafının (makul sürede adil yargılanma
hakkı - "medeni haklar" için) kapsamına girer mi?
Vilho Eskelinen ve Diğerleri - Finlandiya Davası (no. 63235/00) par. 43-62
19 Nisan 2007 tarihli Büyük Daire kararı
Davalı Devletin, AİHM önünde başvuranın memur statüsüne dayanarak 6.
Maddede yer alan korumadan başvuranı hariç tutabilmesi için iki şartın yerine
getirilmesi gereklidir. Öncelikle, söz konusu Devletin ulusal yasalarında söz
konusu makam ya da personel kategorisinin mahkemeye gidişine açık şekilde
istisna getirmiş olması gereklidir. İkinci olarak bu istisnanın söz konusu Devletin
çıkarları açısından nesnel olarak gerekçelendirilmesi gereklidir. Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
AİHM'in içtihatlarının gelişimi için bkz. Neigel - Fransa Davası (no. 18725/91,
17.03.1997 tarihli karar), Santa - İtalya Davası (no. 27/1996/646/831,
2.09.1997 tarihli karar), Huber - Fransa Davası (no. 160/1996/779/980,
19.02.1998 tarihli karar), Pellegrin - Fransa Davası (no. 28541/95, 8.12.1999
tarihli Büyük Daire kararı) ve Vilho Eskelinen ve Diğerleri - Finlandiya Davası (no.
63235/00, 19.04.2007 tarihli Büyük Daire kararı).
D.M.T. ve D.K.I. - Bulgaristan Davası (no. 29476/06)
24.07.2012
Bu dava, hakkındaki ceza takibatı devam ederken bir devlet memurunun 6 yıldan
fazla süreyle görevden uzaklaştırılması ve öğretmenlik ile araştırma hariç kamu
ve özel sektörde herhangi bir kazanç getirici işle meşgul olmasının
yasaklanmasıyla ilgilidir.
6. Maddenin 3(a) ve (b) Paragraflarıyla bağlantılı olarak 6. Maddenin 1. Maddesi
(adil yargılanma hakkı - kendisi hakkındaki suçlamayı derhal öğrenme hakkı;
savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı) ihlal
edilmiştir
6. Maddenin 1. fıkrası (makul sürede adil yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası ve 8. Madde ile bağlantılı olarak 13. Madde (etkili başvuru
hakkı) ihlal edilmiştir.
AİHM özellikle yasağın, ceza davasının açılmasıyla elde edilmek istenen meşru
amaç için gerekli olmadığını ve bu amaçla orantılı olmadığını ve bu davanın
normal ve kaçınılmaz sonucu olarak görülemeyeceğini tespit etmiştir.
İşten çıkarma
Sidabras ve Dziautas - Litvanya Davası (no. 55480/00)
27.07.2004
Başvuranlar, daha önce KGB ajanı olarak çalıştıklarından dolayı vergi müfettişliği
pozisyonlarından uzaklaştırılmışlardır.
14. Madde ile bağlantılı olarak 8. Maddenin ihlali: KGB'den ayrılmalarından 9 ve
13 yıl sonra başvuranlara uygulanan yasak, orantısız bir tedbirdir.
Aynı konuda bkz. Rainys ve Gasparavicius - Litvanya Davası (7.04.2005).
Büyükelçilik çalışanları için mahkemeye erişim hakkı
Sabeh El Leil - Fransa Davası (no. 34869/05)
29.06.2011 tarihli Büyük Daire kararı
Dava, eski bir büyükelçilik çalışanının işten çıkarılmasına karşı dava açmasının
engellenmesi ile ilgilidir. Fransız mahkemeleri, yabancı Devletlerin yargı bağışıklığı
bulunduğu için başvuranın Kuveyt aleyhine dava açmasının kabul edilemez olduğu
sonucuna varmışlardır; sorumluluk seviyesi ve bir bütün olarak görevlerinin
tabiatı bakımından başvuran, Kuveyt Devletinin Fransa'daki diplomatik temsilciliği Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
aracılığıyla hükümet yetkisinin kullanılmasına katılmıştır.
6. Maddenin 1. fıkrası (mahkemeye erişim hakkı) ihlal edilmiştir: Fransız
mahkemeleri makul orantılılık ilişkisini dikkate almamış ve başvuranın
mahkemeye erişim hakkının özünü zedelemiştir.
Wallishauser – Avusturya Davası (no. 156/04)
17.07.2012
Başvuran, Viyana'daki Amerika Birleşik Devletler Büyükelçiliği için çalışan bir
fotoğrafçı idi. Viyana İş ve Sosyal Mahkemesinde Birleşik Devletler aleyhine açtığı
ve yasadışı olarak işten çıkarıldığı için Eylül 1996 tarihinden itibaren kendisine
yapılması gereken maaş ödemelerini talep ettiği dava hakkında şikayette
bulunmuştur. Başvuran özellikle, Birleşik Devletler yetkililerinin
dokunulmazlıklarını bahane ederek davanın duruşmalarına katılmalarına ilişkin
mahkeme celplerini tebellüğ etmemelerinden ve Avusturya mercilerinin de bu
durumu, devletlerin egemenlik haklarına saygı gösterilmesini gerektiren
uluslararası teamül hukukunun zorunlu kılmasını gerekçe göstererek
kabullenmelerinden dolayı mahkemeye erişim hakkının engellenmiş olduğundan
şikayetçi olmuştur.
6. Maddenin 1. fıkrası (mahkemeye erişim hakkı) ihlal edilmiştir: Avusturya
mahkemeleri, Birleşik Devletler'in başvuranın davasındaki mahkeme celplerini
kabul etmemesini bir egemenlik hakkı olarak değerlendirmek ve sonrasında da
başvuranın davasına devam etmemek suretiyle makul orantılılık ilişkisini dikkate
almamıştır. Böyle yaparak Avusturya mahkemeleri, başvuranın mahkemeye erişim
hakkının özünü zedelemiştir.
Din ile ilgili işten çıkarma
Larissis ve Diğerleri - Yunanistan Davası (no. 23372/94; 26377/94; 26378/94)
24.02.1998
Hava kuvvetlerinde subay olan ve Pentekostal Kilisesi üyesi olan üç başvuran,
kendi astları olan üç havacı da dahil olmak üzere bazı kişileri kendi inançlarına
çevirmeye çalıştıktan sonra Yunan mahkemeleri tarafından başkalarını kendi
dinine çevirmeye çalışmak suçundan mahkum olmuştur.
Başvuranların hava kuvvetleri personelini kendi dinlerine çevirme çabalarına karşı
alınan önlemler bakımından 9. Maddenin ihlali (düşünce, vicdan ve din özgürlüğü)
söz konusu değildir: Devletin ast konumundaki havacıları üst konumundaki
personelin aşırı baskılarından koruması zorunluluktur.
Başvuranların ikisinin, sivilleri kendi dinlerine çevirme çabalarına karşı alınan
önlemler bakımından 9. Maddenin ihlali söz konusudur; çünkü siviller, havacılar
gibi baskı ve kısıtlamalarla karşı karşıya değildi.
Dahlab - İsviçre Davası (no. 42393/98)
15.02.2001 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir.
Kendisi sonradan İslam dinini kabul etmiş bir ilkokul öğretmeni olan başvuran,
okul yetkililerinin, öğretmenlik yaparken başörtüsü takmasını yasaklayan ve 1997
tarihinden Federal Mahkeme tarafından onanan kararından şikayetçi olmuştur.
Kendisi daha önce birkaç yıl herhangi bir belirgin soruna yol açmaksızın okulda
başörtüsü takmıştır. Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
Başvuru açıkça dayanaktan yoksundur: Dahlab'ın Devletin temsilcisi olarak
sorumlu olduğu çocukların dört ile sekiz yaşlarında olduğu ve bu yaşlarda
kendilerinden büyük kişilerin etkisine çok kolay girebildikleri düşünülürse Dahlab'a
karşı uygulanan tedbirde mantıksızlık bulunmamaktaydı.
Obst ve Schüth - Almanya Davası (no. 1620/03 ve 425/03)
23.09.2010
Dava, kilise çalışanlarının zina gerekçesiyle işten çıkarılmasıyla ilgili idi.
Obst vakasında 8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlali söz konusu
değildir.
Schüth vakasında 8. Maddenin ihlali söz konusudur (Alman iş mahkemeleri,
Schüth'ün haklarıyla kilise işverenlerinin hakları arasında Sözleşmeye uygun bir
şekilde denge kuramamıştır).
Siebenhaar - Almanya Davası (no. 18136/02)
03.02.2011
Katolik olan başvuran, bir Protestan Kilisesi tarafından, önce çocuk bakım
yardımcısı olarak ve sonrasında ise kreşin yönetiminde çalıştırılmıştır. Başvuran,
Alman iş mahkemeleri tarafından da onaylanmış olan 1999 tarihinden itibaren
işten çıkarılmasını şikayet etmiştir. Bu durum (işten çıkarma) başka bir dini
cemaatin (Üniversal Kilise/İnsanlığın Kardeşliği) üyesi olarak faaliyet göstermeye
ve cemaatin öğretileri hakkında temel dersler vermeye başlamasından sonra
gerçekleşmiştir.
9. Maddenin ihlali (düşünce, vicdan ve din özgürlüğü) söz konusu değildir: iş
mahkemeleri ilgili çıkarların dengelenmesi konusunda kapsamlı bir çalışma
yürütmüştür. Bu mahkemelerin, kilisenin kredisini korumak için başvuranın işten
çıkarılmasının gerekli olduğu ve başvuranın iş sözleşmesini imzaladığı andan
itibaren Üniversal Kilise için yaptığı faaliyetlerin Protestan Kilisesindeki işiyle
uyumsuz olduğunu bilmesi gerektiği şeklindeki bulguları makuldür.
Fernandez Martinez - İspanya Davası (no. 56030/07)
15.05.2012
Dava, Katolik din ve ahlak öğretmeni olan şahsın, "evli rahip" durumunu ifşa
etmesinin ardından sözleşmesinin yenilenmemesi ile ilgili idi.
8. Madde (özel ve aile hayatına ve konuta saygı hakkı) ihlal edilmemiştir:
sözleşmenin yenilenmemesi, din özgürlüğü kapsamındadır ve muhtelif çıkarlar
arasında adil bir denge kurulmuştur.
Derdest davalar (halka açık duruşma tarihi: 4 Eylül 2012 ):
Eweida ve Chaplin - Birleşik Krallık Davası (no. 48420/10 ve 59842/10,
12.04.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir): Dindar Hristiyanların, sırasıyla hava yolu
çalışanı olarak ve bir devlet hastanesindeki geriatri koğuşunda hemşire olarak iş
sırasında haç takma yasağına karşı yaptıkları şikayetler.
Ladele ve Mc Farlane (no. 51671/10 ve 36516/10, 12.04.2011 tarihinde tebliğ
edilmiştir): Dindar Hristiyan olan başvuranlar, hizmet sürecinde eşcinselliği hoş
görmek anlamına gelebilecek bazı görevleri yerine getirmeyi reddettikleri için Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
işten çıkarılmışlardır (biri yerel kamu merciinde, diğeri danışman olarak
çalıştırılıyordu).
Askeriye
Savunma Bakanlığının politikası gereği sadece cinsel yönelimlerinden dolayı atılan
Birleşik Krallık silahlı kuvvetlerin üyelerine ilişkin davalar: Lustig- Prean ve
Beckett - Birleşik Krallık Davası (başvuru no. 31417/96 ve 32377/96, 27.09.1999
tarihli karar), Smith ve Grady - Birleşik Krallık Davası (no. 33985/96 ve
33986/96, 27.09.1999 tarihli karar)
8. Madde (özel hayata saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Ayrıca bkz. Perkins ve R. - Birleşik Krallık Davası (no. 43208/98 ve 98/44875,
22.10.2002) ve Beck, Copp ve Bazely - Birleşik Krallık Davası (no. 48535/99,
48536/99 ve 48537/99, 22.10.2002 tarihli karar)
Çalışma hayatında özel hayata saygı
Copland - Birleşik Krallık Davası (no. 62617/00)
03.04.2007
Başvuran, Devlet tarafından idare edilen yasal bir kuruluş olan Carmarthenshire
Okulunda çalışmaktaydı. Okul Müdürünün şahsi asistanı oldu ve yeni atanan
Müdür vekiline daha yakın çalışması gerekiyordu. Başvuran, okulda çalışırken
Müdür vekilinin teşvikiyle telefon, elektronik posta ve internet kullanımının
izlendiğinden şikayetçi olmuştur.
8. Madde (özel hayata ve haberleşmelere saygı hakkı) ihlal edilmiştir. AİHM,
kendisinin telefon, elektronik posta ve internet kullanımı aracılığıyla Copland'a
ilişkin kişisel bilgilerin toplanması ve saklanmasının, özel hayat ve haberleşmeye
saygı hakkına bir müdahale olduğunu ve söz konusu dönemde bu tür izlemeleri
düzenleyen herhangi bir yerel yasa bulunmayıp bu müdahalenin “yasalara uygun"
olmadığını tespit etmiştir. AİHM, işverenin, çalışanların telefon ve internet
kullanımını izleyip kontrol etmesinin bazı durumlarda meşru olduğunu kabul
etmişse de, mevcut davada müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup
olmadığını tespit etmeyi gerekli görmemiştir.
Benediktsdóttir - İzlanda Davası (no. 38079/06)
16.06.2009 tarihli kabul edilemezlik kararı
Başvuran, şahsi elektronik postalarının yasadışı yollarla yayınlanmasına karşı
yeterli koruma sağlamadığı için İzlanda'nın 8. Maddenin (özel hayata ve
haberleşmelere saygı hakkı) garantisi altındaki hakları koruyamadığından
şikayetçi olmuştur. Bilinmeyen üçüncü tarafın, bilgisi ve izni olmaksızın söz
konusu elektronik postaları iflas etmiş olan eski işvereninin sahip olup işlettiği bir
sunucudan elde ettiğini öne sürmüştür. Söz konusu elektronik posta yazışmaları,
özellikle başvuran ile çok uluslu bir şirketin icra müdürü olan eski iş arkadaşı
arasındaki elektronik posta alış verişinin ve söz konusu kişinin elinde
bulundurduğu iddia edilen suç konusu materyalleri polise teslim etme ve söz
konusu çok uluslu şirketin liderlerine karşı gelecekteki davasında onu mahkemede Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
temsil etmesi için uygun bir avukat bulma konusunda yardımcı olma dileklerine
ilişkin alıntı ve açıklamalardan oluşmaktaydı. O dönemde İzlanda'da, ülkede
yürütülen tüm en kapsamlı suç soruşturmalarında önde gelen kişilerin usule aykırı
şekilde nüfuz kullandığı iddialarıyla ilgili kamuoyunda devam eden bir tartışma
vardı.
Başvuru açıkça dayanaktan yoksundur: İzlanda yetkililerinin takdir sınırını aştığını
ve gazetenin, ifade özgürlüğü ile başvuranın 8. Madde kapsamındaki özel hayata
ve haberleşmeye saygı hakkı arasında adil bir denge kuramadığını gösterecek
herhangi bir husus yoktur.
Köpke - Almanya Davası (no. 420/07)
5.10.2010 tarihli kabul edilemezlik kararı
Dava, hırsızlık yaptığından kuşku duyulan bir süpermarket kasiyerinin
görüntülerinin gizlice video kaydına alınması ile ilgili idi.
Başvuru açıkça dayanaktan yoksundur: tedbirin süresi sınırlı idi (iki hafta) ve
tedbir sadece kasanın etrafındaki ve kamuya açık alanı kapsamıştır. Elde edilen
görsel veriler, detektiflik ajansı için çalışan kişiler ve işverenin çalışanlarından
oluşan kısıtlı bir grup tarafında işlenmiştir. Bu veriler sadece işten çıkarma ve iş
mahkemesindeki dava ile ilgili olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla başvuranın özel
hayatına müdahale, videoya almayla elde edilmek istenen amaçları
gerçekleştirmek için gerekli olanla kısıtlı kalmıştır.
Özpınar - Türkiye Davası (no. 20999/04)
19.10.2010
Bir hakimin şahsi hayatına ilişkin nedenlerden dolayı Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu tarafından meslekten çıkarılması (iddialar bir avukatla şahsi ilişkisi ve
uygun olmayan kıyafet ve makyaj gibi hususları içermekteydi).
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 8. Maddeyle bağlantılı olarak 13.
Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmiştir.
Eternit - Fransa Davası (no. 20041/10)
27.03.2012 tarihli kabul edilebilirlik kararı
Dava, bir şirket ile Sağlık Sigortası Bürosu arasında eski bir çalışanın yakalandığı
bir hastalığın meslek hastalığı olup olmadığına dair bir ihtilaf hakkındaki davanın
adilliği ile ilgili idi. Dava özellikle, Sağlık Sigortası Bürosunun, işverene, eski
çalışanın tıbbi kayıtlarına erişim sağlamamasına odaklanmıştı.
Başvuru açıkça dayanaktan yoksundur. AİHM özellikle dava sürecinde Sağlık
Sigortası Bürosuna, başvuran şirket aleyhinde büyük bir avantaj sağlanmadığını,
çünkü başvuran şirketin talep ettiği tıbbi kayıtlara Sağlık Sigortası Bürosunun idari
hizmetlerinin de erişimi olmadığını tespit etmiştir. AİHM dolayısıyla bu davada
silahların eşitliği ilkesine saygı gösterildiğine hükmetmiştir.
Gillberg – İsveç Davası (no. 41723/06)
3.04.2012 tarihli Büyük Daire kararı
Dava temel olarak bir profesörün, Gothenburg Üniversitesinin çocuklardaki
hiperaktivite ve dikkat eksikliği bozukluğu hakkındaki araştırmalarına, belirtilen iki
araştırmacının belirli özel şartlarda erişimine izin veren iki idari mahkeme kararına
uymamak suretiyle, bir kamu görevlisi sıfatıyla görevini kötüye kullanmasından Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
dolayı aldığı ceza mahkumiyeti ile ilgilidir.
AİHM, 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 10. Maddenin (ifade
özgürlüğü) bu davada geçerli olmadığı sonucuna varmıştır. Özellikle profesörün
ceza mahkumiyeti hakkında şikayette bulunmak için 8. Maddeyi dayanak
yapamayacağını ve 10. Madde kapsamında "olumsuz" ifade özgürlüğü hakkına
yani bilgi vermeme hakkına, dayanamayacağını tespit etmiştir.
Derdest dava: Michaud - Fransa Davası (no. 12323/11)
Halka açık duruşma 2 Ekim 2012 tarihinde yapılacaktır
Başvuran Paris Barosuna bağlı bir avukat ve Paris Baro Konseyinin üyesidir. Dava,
Ulusal Baro Konseyinin 12 Temmuz 2007 tarihli kara para aklamanın önlenmesine
yönelik kuralların kabul edilmesi kararı ile ilgilidir.
Başvuran, 8. Maddeye (özel hayata saygı hakkı) istinaden, avukatlara getirilen
şüpheli durumları bildirme yükümlülüğü nedeniyle, disiplin yaptırımları kaygısı
altında, mesleğini icra ederken müvekkillerinin olası kanuna aykırı faaliyetleri
bulunduğu şüphesini idari mercilere bildirmek zorunda bırakılmaktan şikayetçi
olmuştur. Başvuran 7. Maddeye (kanunsuz ceza olmaz) atıfla, “şüpheli durumların
bildirilmesi” ve “titizlik” terimlerinin muğlak olduğu ve hukuki kesinlik ilkesinin
ihlali anlamına geldiği kanaatindedir. Başvuran son olarak 6. Maddeye (adil
yargılanma hakkı) istinaden, avukatların müvekkillerinin muhtemel kanuna aykırı
faaliyetleriyle ilgili “şüpheli durumları” bildirme yükümlülüğünün, müvekkillerinin
kendilerini suçlamama hakkına ve kendilerine tanınması gereken masumiyet
karinesine aykırı olduğunu kaydetmektedir.
İş yerinde güvenlik
Mangouras - İspanya Davası (no. 12050/04)
28.09.2010 tarihli Büyük Daire kararı
Başvuru, bir deniz kirliliği davasında bir geminin kaptanının kefaletle tahliyesi için
gerekli kefalet seviyesi ile ilgili idi. Başvuran, taşıdığı 70.000 akaryakıtı Atlantik
Okyanusuna sızdıran bir geminin eski kaptanı idi. Açılan ceza soruşturmasında
başvuran, 3.000.000 Avro kefalet belirlenerek tutuklu yargılanmıştı.
5. Maddenin 3. fıkrası (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edilmemiştir: kaptanın
serbest bırakılması için belirlenen kefalet aşırı değildir. Başvuranın davasının
istisnai niteliği ve deniz kirliliğinin çevrede yol açtığı büyük çaplı zarar
düşünüldüğünde, adli mercilerin, sorumluları adaletten kaçmaya özendirmenin ve
güvenliğin zaafa uğratılmasının önünü almak adına, kefalet tutarını hasıl olan
sorumluluğun düzeyine uygun olarak artırmaları şaşırtıcı olmamıştır. Ayrıca
ödemenin gemi sahibinin sigortacısı tarafından yapılmış olması, İspanyol
mahkemelerinin başvuranın "mesleki çevresine" gönderme yaparak, Mangouras
ile güvenliği sağlamakla görevli kişiler arasında bir ilişki olduğunu (dolaylı olarak)
tespit etmelerinin doğruluğunu da teyit etmiştir. Dolayısıyla İspanyol mahkemeleri
başvuranın kişisel durumunu ve özellikle de gemi sahibinin bir çalışanı olarak
statüsünü, güvenliği sağlamakla görevli kişilerle mesleki ilişkisini, uyruğunu,
daimi ikamet adresini ve İspanya ile bağının olmaması ve yaşını yeteri düzeyde Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
dikkate almışlardır.
Derdest davalar: Vilnes ve Diğerleri - Norveç Davası (no. 52806/09, 22703/10)
Halka açık duruşma 18 Eylül 2012 tarihinde yapıldı.
Davalar, Norveç petrol endüstrisi için Kuzey Denizinde ve Devletin kısmen
hissedarı olduğu “Norveç Sualtı Müdahale Ltd”ye (NUI/NUTEC) ait test tesislerinde
çalışan dalgıçların şikayetleri ile ilgilidir. Başvuranlar, dalgıçlık nedeniyle sakat
kaldıklarından ve işgöremez hale geldiklerinden şikayetçidirler. Başvuranlar ayrıca
Norveç makamlarının kendilerinin korunmasına yönelik emniyet düzenlemeleri
konusunda yasal bir çerçeve tesis etmediğini, emniyet düzenlemelerine istisnalar
getirdiğini, yeterli denetim uygulamalarını gerçekleştirmediğini ve bazı dalgıçların
NUI/NUTEC’de test dalışı yapmalarını önlemediğini, bu testler ve sonuçları
hakkında kendilerini bilgilendirmediğini ve önceden bu konuda rızalarını
almadığını iddia etmektedirler.
Zorla çalıştırma (4. Madde)
Siliadin – Fransa Davası (no. 73316/01)
26.07.2005
Dava, Paris'te yaşayan Togolu bir bayan ile ilgilidir; ilgili, Fransız ceza yasalarının,
"köle" olarak tutulmasına ya da en azından yapmak zorunda bırakıldığı ve pratikte
kendisini bir ev kölesine döndüren "zorla ve zorunlu" çalıştırılmaya karşı kendisine
yeterli ve etkili koruma sağlamadığından şikayetçi olmuştur.
4. Maddenin ihlali söz konusudur. AİHM, söz konusu tarihte yürürlükte olan ceza
hukuku mevzuatının başvurana mağduru olduğu eylemlere karşı spesifik ve etkili
koruma sağlamadığını değerlendirmiştir. İnsan haklarının ve temel özgürlüklerin
korunması alanında giderek yükselen standartlara duyulan ihtiyacın, buna uyumlu
olarak ve kaçınılmaz şekilde demokratik toplumların temel değerlerinin ihlallerinin
değerlendirilmesinde daha katı olmayı gerektirdiğini de vurgulamıştır. Dolayısıyla
AİHM Fransa'nın 4. Maddeden kaynaklanan pozitif yükümlülüklerini yerine
getirmediği hükmüne varmıştır.
Rantsev - Kıbrıs ve Rusya (no. 25965/04)
07.01.2010
Bu dava, çalışmak için gittiği Kıbrıs'ta ölen 20 yaşındaki bir gece kulübü sanatçısı
ile ilgilidir.
4. Maddenin ihlali söz konusudur: Kıbrıs, insan kaçakçılığıyla mücadele için uygun
bir çerçeve oluşturmayı yada mağdurları korumak için icrai önlemler almayı
başaramamıştır / Rusya, genç bir kadının insan kaçakçıları tarafından kendi
topraklarından çıkarılması konusunda etkili bir soruşturma yürütmemiştir.
Graziani-Weiss - Avusturya Davası (no. 31950/06)
18.10.2011
Dava, Avusturya'da bir avukatın (ya da noterin, ama hukuk eğitimi almış diğer
kategorideki kişiler hariç) akıl hastası bir kişiye ücretsiz vasilik etme yükümlülüğü
ile ilgili idi. Pratisyen avukat olan başvurana, Avusturya mahkemelerinin kendisini
akıl hastası bir kişinin yasal vasisi olarak tayin etmeyi planladığı bildirilmiştir. Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
Mahkemelere göre vasiler derneği ya da bilinen akrabaların hiçbiri söz konusu
kişinin vesayetini alacak durumda değildi.
14. Madde (ayrımcılık yasağı) ile bağlantılı olarak 4. Maddenin ihlali söz konusu
değildir. AİHM, hak ve görevleri özel yasa ve yönetmeliklerle belirlenen pratisyen
avukatların mesleki grupları ile hukuk okumuş ve hatta profesyonel hukuk eğitimi
almış olsa bile fiilen avukat olarak çalışmayan diğer kişilerin grupları arasında
büyük bir fark olduğunu kaydetmiştir. Dolayısıyla hukuki temsilin gerekli olduğu
durumlarda vasi atanma amacına yönelik olarak, bir yanda avukatlar ve noterlerin
mesleki grupları ile diğer yanda hukuk eğitimi almış diğer kişiler birbirleriyle
benzer durumda değildir.
Bkz. Zorla Çalıştırma Bilgi Notu.
Emekli aylıkları ve yardımlar
C. - Fransa Davası (no. 10443/83)
15.07.1998 tarihli karar
Bir vergi müfettişi olan başvuran, rüşvet almaktan dolayı üç yıl hapse mahkum
olmasının ardından emekli aylığının askıya alındığından şikayetçi olmuştur.
AİHM, başvuranın emekli aylığının askıya alınmasının, 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesinden kaynaklanan herhangi bir mülkiyet hakkına müdahale anlamına
gelmediğini, çünkü başvuranın, çalıştığı süre boyunca yürürlükte olan yasal
hükümler uyarınca, emekli aylığı hakkının askıya alınmasına yol açabilecek bir
suçtan mahkum olduğunu tespit etmiştir (emeklilik haklarının kaybedilmesi için
ayrıca bkz. Azinas - Kıbrıs Davası, no. 56679/00).
Schuitemaker – Hollanda Davası (no. 15906/08)
4.05.2010 tarihli kabul edilemezlik kararı
Mesleği filozofluk olan başvuran, 1983'ten itibaren işsizdi ve işsizlik
yardımlarından yararlanmaktaydı. 2004 yılında yapılan bir mevzuat
değişikliğinden sonra genel sosyal yardımlara liyakatinin, "genel kabul görmüş"
meslek edinmesine ve bunu sahiplenme isteğine bağlı olduğu, buna uymaması
halinde yardım ödemelerinde kesintiye gidileceği kendisine bildirilmiştir. Başvuran,
yeni mevzuat uyarınca kendisine uygun olsun olmasın her türlü işi elde etmesi ve
kabul etmesi gerektiğinden ve bunun da 4. Maddenin ihlali anlamına geldiğinden
şikayetçi olmuştur.
Başvuru açıkça dayanaktan yoksundur. Bir Devlet, sosyal güvenlik sistemi
kurduğunda bundan yararlanmak isteyen kişiler için şartları belirleme hakkına
tümüyle sahiptir. Özellikle bir kişinin genel olarak kabul gören işleri elde etmeye
ve kabul etmeye yönelik bariz çaba göstermesini gerektiren bir şart mantıksız
görülemez ve bu durum 4. Madde anlamında, bir kişiyi zorla ya da zorunlu
çalıştırmayla eşit olarak kabul edilemez.
Stummer - Avusturya Davası (no. 37452/02)
7.07.2011 tarihli Büyük Daire kararı
Başvuran, hapishanede yerine getirdiği iş itibariyle yaşlılık aylığı sistemine kabul Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
edilmediğinden ve bu program kapsamında emeklilik aylığı alamadığından
şikayetçi olmuştur.
1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin korunması) ile bağlantılı olarak 14.
Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmemiştir.
4. Madde (zorla çalıştırma yasağı) ihlal edilmemiştir.
AİHM'e göre Avusturya, sigorta programına öncelik vermekten dolayı eleştirilemez
(başvuran konut yardımıyla desteklenen acil durum yardımları almaktaydı), bu
durum daha çok, tutuklu/hükümlülerin serbest bırakıldıktan sonra yeniden
entegrasyonuyla ilişkili olarak değerlendirilmiştir.
Bkz. Sosyal Yardım Bilgi Notu.
Dernek durma özgürlüğü, sendikal haklar
Belçika Polisi Ulusal Birliği - Belçika Davasının kararı (no. 4464/70, 27.10.1975)
sendika özgürlüğüne ilişkin temel ilkeleri ortaya koymuştur.
Bkz. Sendikal Haklar Bilgi Notu.
Yakın zamandaki davalar:
Dernek kurma özgürlüğü: Demir ve Baykara - Türkiye Davası (no. 34503/97,
12.11.2008), Aizpurua Ortiz ve Diğerleri - İspanya Davası (no. 42430/05,
2.02.2010)
Grev hakkı: Urcan ve Diğerleri - Türkiye Davası (no. 23018/04, 17.07.2008),
Enerji Yapı-Yol Sen - Türkiye Davası (no. 68959/01, 21.04.2009)
Sendikal haklar: Danilenkov ve Diğerleri - Rusya Davası (no. 67336/01,
30.07.2009), Csánics - Macaristan Davası (no. 12188/06, 20.01.2009), Barraco -
Fransa Davası (no. 31684/05, 5.03.2009), Vörður Ólafsson - İzlanda Davası, no.
20161/06, 27.04.2010), Şişman ve Diğerleri - Türkiye Davası, no. 1305/05,
27.09.2011), Vellutini ve Michel - Fransa Davası (no. 32820/09, 6.10.2011),
Palomo Sánchez ve Diğerleri - İspanya Davası (no. 28955/06, 12.09.2011).

Sindicatul Pastorul cel Bun - Romanya Davası (no. 2330/09)
31.01.2012 - derdest dava (Büyük Daire’ye gönderilmiştir)
Başvuran sendika, Pastorul cel Bun, 4 Nisan 2008 tarihinde Rumen Ortodoks
Kilisesinin 35 adet dinî görevli olan ve olmayan üyeleri tarafından kurulmuştur;
üyelerin çoğu Oltenia (güneybatı Romanya'da bir bölge) Metropolis'inin ruhani
bölgesindeki Ortodoks papazlardır. Tüzüğünde ifade edildiği üzere sendikanın
amacı, Kilise hiyerarşisiyle ve Kültürel ve Dini İşler Bakanlığıyla olan ilişkilerinde
üyelerinin (dinî görevli olan ve olmayan) mesleki, ekonomik, sosyal ve kültürel
çıkarlarını savunmaktır. Sendika bölge mahkemesine tüzel kişilik ve resmi sendika
siciline kayıt başvurusunda bulunmuştur. Başpiskoposun temsilcisi başvuruya
itiraz etmiş ve Ortodoks Kilisesinin iç yönetmeliklerinin Başpiskoposun ön izni Bilgi Notu – Çalışma hayatına ilişkin haklar Basın Birimi
olmaksızın herhangi türde dernek kurulmasını yasakladığını ifade etmiştir. Savcı,
başvuruyu desteklemiş ve sendikanın kurulmasının yasalara uygun olduğunu
savunmuştur. Yerel mahkeme Pastorul cel Bun'un başvurusunu reddetmiştir. 11.
Maddeyi (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) dayanak yapan sendika, bu reddin
sendikal haklarının ihlali anlamına geldiğini öne sürmektedir.
31 Ocak 2012 tarihli kararında AİHM, 11. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Dava Rumen hükümetinin talebi üzerine Büyük Daireye havale edilmiştir.
Basın İrtibat: Céline Menu-Lange
+33 (0)3 90 21 42 08
echrpress@echr.coe.int
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Mağdur veya fail olarak şirketler

Mesaj gönderen Admin »

A. Mağdur şirketler
Mülkiyet durumu mevzuat değişikliklerinden etkilenen şirketler
Stran Greek Rafinerileri ve Stratis Andreadis – Yunanistan Davası
(başvuru no. 13427/87)
9 Aralık 1994
Stran şirketi, 1972 yılında, o sırada (1967-1974 yılları arasında) askeri cunta ile
yönetilen Yunan Devleti ile yaptığı bir sözleşmede Atina yakınlarında bir ham
petrol rafinerisi inşa etme taahhüdünde bulunmuştur. Devletin kendi taahhüdünü
yerine getirmemesi nedeniyle proje ilerlememiştir. Ülkede demokrasiye geri
dönüldükten sonra Hükümet, 1975 yılında çıkarılan bir kanuna istinaden, Stran’a
milli ekonomiye zarar verdiği gerekçesiyle 1972 sözleşmesini feshetme çağrısında
bulunmuştur. O zamana kadar belirli masraflara girmiş olan Stran Devlete
tazminat davası açmıştır. Devlet, ne idare mahkemesinin 1979 yılında, ne de bir
hakem heyetinin 1984 yılında Stran’ın lehine verdiği kararlarını uygulamamıştır.
Nisan 1990’da Yunan mahkemeleri, 1987 yılı Mayıs ayında kabul edilen petrol
imtiyazlarının yeniden müzakeresine yönelik bir hüküm içeren kanuna istinaden
tahkim kararını iptal etmiştir. Stran, 1987 yılında çıkarılan kanunun
uygulanmasının özellikle ilk derece mahkemesi ve hakem heyeti tarafından lehine
tanınan borçlarla ilgili olarak mülkiyet haklarından mahrum bırakılma etkisine
sahip olduğundan şikayet etmektedir.
AİHM 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin (mülkiyetin korunması) ihlal edildiğine
hükmetmiştir. AİHM özellikle hakem heyetince takdir edilen miktarın ödenmesi
gerektiğini kaydetmiştir. Yasama organı ise, bu miktarı ödemektense Stran
şirketinin zararına tahkim hükmünü geçersiz kılacak ve tahkim kararını iptal
edecek yeni bir kanun çıkararak, mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararının
gereklilikleri arasındaki dengeyi şirket zararına olarak bozmuştur.Bilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
Oklešen ve Pokopališko Pogrebne Storitve Leopold Oklešen S.P. –
Slovenya Davası (no. 35264/04)
30 Kasım 2010
1995 yılından bu yana cenaze ve peyzaj hizmetleri vermek için geçerli ruhsatı
bulunan başvurucu şirket, 2000 yılında bir belediye kararnamesinin çıkarılması
sonucunda belediye sınırları içerisinde bu hizmetlerin yalnızca belediyenin
kurduğu bir işletme tarafından sunulması hükmünü içermesi nedeniyle artık işini
yürütemediğinden şikayetçi idi.
AİHM şirketin mülkiyet haklarının ihlal edilmediğine hükmetmiştir. AİHM, yerel
mercilerin takdir yetkileri çerçevesinde cenaze hizmetleri verecek tek bir şirket
tayin etme yetkisinin bulunduğunu ve belediye şirketi tayin edebileceklerini bu
yetkinin geçerli ulusal mevzuata uygun olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, başvurucu
şirket cenaze hizmetleri verdiği süre zarfında bu uygulamanın, belediyenin cenaze
hizmetlerini bir kamu hizmeti olarak düzenlemesini öngören ulusal mevzuatın
uygulanmasına kadar geçici bir düzenleme olduğunun farkında idi.
Şirketlerin malvarlığına el konması
Sud Fondi Srl ve Diğerleri – İtalya Davası (no. 75909/01)
20 Ocak 2009
Başvuranlar Sud Fondi s.r.l, Mabar s.r.l ve Iema s.r.l merkezleri Bari’de (İtalya)
bulunan üç İtalyan şirketidir. Başvurucu şirketlerin Bari’de arazi ve binaları vardır.
Başvurucu şirketler, malvarlıklarına kanunsuz biçimde el konulduğundan şikayetçi
idiler.
AİHM 20 Ocak 2009 tarihli esas hakkındaki kararında başvuranın varlıklarına keyfi
biçimde el konduğuna ve Sözleşmenin 7. Maddesi (kanunsuz ceza olmaz) ile 1
Numaralı Protokolün 1. Maddesinin (mülkiyet hakkının korunması) ihlal edildiğine
hükmetmiştir. AİHM adil tatmin ile ilgili 10 Mayıs 2012 tarihli kararında (nihai
karar değildir) Sud Fondi s.r.l’ye 37.000.000 Avro, Mabar s.r.l’ye 9.500.000 Avro
ve Iema s.r.l’ye ise 2.500.000 Avro maddi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
Şirketler arasında marka uyuşmazlıkları
Anheuser-Busch Inc. – Portekiz Davası (no. 73049/01)
11 Ocak 2007
Başvuran dünyanın pek çok ülkesinde (en az 1876’dan bu yana ABD’de ve
1980’den bu yana Avrupa’da) “Budweiser” birası üreten ve satan bir Amerikan
şirketidir. Şirket, 1265 yılından bu yana “Budweiser” markası altında bira üretip
sattığını beyan eden Budejovicky Budvar adlı bir Çek firmasıyla uzun süreli
uyuşmazlıklar yaşamıştır. Portekiz’deki uyuşmazlıklar bağlamında, 1995
Haziranında Portekiz mercileri “Budweiser” markasını başvuran adına tescilBilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
ederek bu markanın Budejovicky Budvar adına tescilini iptal etmişlerdir
(Budejovicky Budvar markayı 1968 yılında kendi adına tescil ettirdiğini iddia
etmekteydi). Ancak, Portekiz Yüksek Mahkemesi, sonradan “Budweiser” haline
gelen “Ceskobudejovicky Budvar” menşe adının Portekiz ve Çek Cumhuriyeti
arasındaki menşe adlarının korunması hakkında ikili anlaşma (1986) uyarınca
korunduğu sonucuna vararak Budejovicky Budvar firması lehine karar vermiştir.
Başvurucu şirket, kendisi marka tescili için başvuru yaptıktan sonra yürürlüğe
giren ikili bir anlaşmanın uygulanması sonucu mülkiyet hakkından mahrum
bırakıldığı gerekçesiyle AİHM’ye şikayette bulunmuştur.
AİHM, 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi fikri mülkiyet hakkıyla ilgili olarak
uygulanmakla birlikte, başvurucu şirketin bir kanunun kendisini mevcut bir
mülkiyet hakkından mahrum bırakır şekilde geriye dönük uygulanmasından değil,
ulusal mahkemelerin ulusal hukuku uygulamaları hakkında şikayetçi olduğunu
kaydetmiştir. 1986 yılında İkili Anlaşma yürürlüğe girdiğinde başvurucu şirketin
“Budweiser” markasına ilişkin rüçhan hakkına sahip olduğu tespit edilmiş değildi;
o sırada markanın yürürlükteki tek tescili, Budejovicky Budvar adına menşe
adının tescili idi. Portekiz Yüksek Mahkemesinin davayı sonuçlandırırken keyfi bir
tutum sergilemediğinden hareketle, AİHM başvurucu şirkete ulusal düzeyde kendi
pozisyonunu takdim etme konusunda gerekli fırsatın bütünüyle tanındığını ve
şirketin de bu hakkı kullandığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, 1 Numaralı Protokolün
1. Maddesinin ihlali söz konusu değildir.
Yayıncı şirketler
Karalama müeyyideleri
Verlagsgruppe News GmbH – Avusturya Davası (No. 1 ve No. 2) (no.
76918/01 ve 10520/02)
14 Aralık 2006
Başvurucu şirket Avusturya’da News adlı bir haftalık dergi çıkarmaktadır ve bu
derginin sahibidir. İlk davada şirket bir siyasetçiyi karalamaktan suçlu bulunmuş,
ikinci davada Avusturya mahkemeleri derginin, tanınmış bir silah firmasının
hakkında vergi kaçakçılığından dava açılan yönetici direktörünün fotoğraflarını
basmasını yasaklamıştır.
AİHM, Avusturya mahkemelerinin uygun ve yeterli addedilemeyecek gerekçelerle
başvurucu şirketin ifade özgürlüğünü kısıtladığına ve bunun da Sözleşme
gereklerine aykırı olduğuna hükmetmiştir. 10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal
edilmiştir.
Hachette Filipacchi Associés – Fransa Davası (no. 71111/01)
14 Haziran 2007
Dava başvurucu firmanın, yani Hachette Filipacchi Associés’in çıkardığı haftalık
dergi Paris-Match’te Korsika Valisi Claude Erignac’ın 1998 Şubatında Ajaccio’daBilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
öldürüldükten hemen sonra cesedinin çekilen bir resmini yayınlaması üzerine
verilen mahkeme kararı ile ilgili idi. Fransız mahkemeleri, Erignac’ın kızının ve
eşinin, maktulün kanlı ve parçalanmış cesedinin resminin kamu yararına
bilgilendirme amacıyla değil tamamen ticari kaygılarla yayınlandığı ve bunun da
özel hayata saygı hakkının kabul edilemez biçimde ihlali anlamına geldiği
yönündeki şikayetleri üzerine ihtiyati tedbir kararı vermişti.
AİHM, gazetecilerin Erignac’ın yakınlarının yaşadığı teessür nedeniyle temkinli ve
sağduyulu davranmaları gerektiğini, maktulün yaşamını ailesinde travmaya yol
açacak şiddetli koşullarda kaybettiğini ve ailenin maktulün resminin
yayınlanmasına alenen karşı çıktıklarını kaydetmiştir. Fotoğrafın tirajı çok yüksek
olan bir dergide yayınlanması sonucunda maktulün yakınlarının cinayet nedeniyle
maruz kaldığı travma şiddetlenmiştir. AİHM, başvurucu şirketin, okurlarını Bayan
Erignac ve çocuklarının fotoğrafı “derin teessür uyandırıcı” buldukları konusunda
okuyucuyu bilgilendiren bir ifadeye yer verme yükümlülüğünün basın özgürlüğünü
gölgeleyici bir etki doğurmadığına hükmetmiştir. 10. Maddenin (ifade özgürlüğü)
ihlali söz konusu değildir.
Times Newspapers Ltd. – Birleşik Krallık Davası (no. 1 ve 2) (no.
3002/03 ve 23676/03)
10 Mart 2009
Times Newspapers Ltd (Times Gazetecilik Ltd), Birleşik Krallıktaki internet
yayıncılık kuralı nedeniyle, Rus mafya lideri olduğu iddia edilen bir kişinin karıştığı
büyük çaplı kara para aklamaya ilişkin olarak Eylül ve Ekim 1999’da yayımlamış
olduğu iki makale yüzünden durmaksızın karalama davalarına maruz kaldığından
(yeni karalama hükmü çerçevesinde makaleye elektronik arşivden her erişilmesi
yeni bir dava nedenidir) şikayetçi idi. Her iki makale de aynı gün önce Times’in
internet sitesine yüklenmiş, ardından matbu gazetede basılmıştır. Bunu
müteakiben başvurucu şirket hakkında açılan karalama davasında, internet
arşivinde bulunan her iki makalede de bu yayınlar hakkında karalama davası
açıldığı, çoğaltılamayacağı veya Times Newspapers Hukuk Bölümüne
danışılmadan bu yayınlara itimat edilmemesi yönünde bir açıklamaya yer
verilmesine karar verilmiştir.
AİHM, ulusal mahkemelerin makalelerin arşivden bütünüyle kaldırılması kararı
vermediklerini kaydetmiştir. Dolayısıyla, AİHM, makalelerin internetteki
versiyonunda uygun bir açıklamaya yer verme gerekliliğinin ifade özgürlüğüne
yönelik ölçüsüz bir müdahale teşkil etmediğini kaydetmiştir.
Mosley – Birleşik Krallık Davası (no. 48009/08)
10 Mayıs 2011
Dava, News of the World gazetesinde ve gazetenin internet sitesinde yayınlanan
ve Max Mosley’in cinsel aktivitelerinin ayrıntılarını açığa vuran köşe yazısı,
görüntü ve video görüntüleri ile ilgili idi. Mosley yetkili mercilerin, gazetenin bu
materyalleri yayınlamadan önce kendine haber vermediğinden ve dolayısıyla
ihtiyati tedbir kararı aldırmak için başvuru imkanı bulamadığından şikayetçi idi.Bilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
AİHM özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde medyanın
yayınlamayı düşündüğü malzemeleri yayınlarda konu edilen şahıslara önceden
haber verme zorunluluğunun bulunmadığını kaydetmiştir. 8. Maddenin (özel ve
aile hayatına saygı hakkı) ihlali söz konusu değildir.
Axel Springer AG – Almanya Davası (no. 39954/08)
7 Şubat 2012
Başvurucu şirket, yüksek tirajlı bir ulusal günlük gazetenin yayıncısıdır. Eylül
2004’te gazetenin kapak sayfasında popüler bir TV dizisinde rol alan bir yıldız
oyuncunun Münih bira festivali sırasında madde bulundurmaktan tutuklandığı
haberine yer verilmiş, bir başka sayfada ise oyuncunun üç resmi yayınlanmıştır.
Oyuncu, hakkında haber yapılmasını veya resimlerinin basılmasını önlemek
amacıyla ihtiyati tedbir kararı aldırmıştır.
Kamuya mal olmuş ünlü bir oyuncunun tutuklanmasına ve mahkumiyetine dair
haberler, kamuoyunu bilgilendirme kapsamında idi. Haberler, savcılıktan elde
edilen doğrulukları hakkında herhangi şüphe götürmeyen bilgiler üzerine
kuruluydu. Başvurucu şirket kötü niyetli davranmamış ve oyuncunun özel
hayatının kişisel yaşamının ayrıntılarını ifşa etmemiş, yalnızca tutuklanma
koşulları ve hakkında açılan ceza davasının sonuçları ile ilgili bilgi aktarmıştır.
İlgiliyi aşağılayıcı yorumlara veya mesnetsiz iddialara yer verilmemiştir.
Başvurucu şirkete uygulanan yaptırımlar basın üzerinde “caydırıcı etki”ye yol
açabilecek türden olup gerekçelendirilmiş değildi. 10. Madde (ifade özgürlüğü)
ihlal edilmiştir.
Şarta bağlı avukatlık ücretlerinin ödenmesi
Mgn Limited – Birleşik Krallık Davası (no. 39401/04)
18 Ocak 2011
Başvurucu şirket Mgn Limited, Britanya’nın yegane ulusal günlük gazetesi olan
The Daily Mirror’un yayıncısı idi. Mahkemeler, manken Naomi Campbell’in
uyuşturucu bağımlısı gibi tasvir edildiği ve resimlerinin yayınlandığı bir haber
nedeniyle başvurucu şirketin Campbell’e tazminat ödemesine karar vermiştir.
Mahkemeler ayrıca Campbell ile avukatları arasında yapılan şarta bağlı ücret
anlaşmasında belirtilen yaklaşık 350.000 tutarındaki “başarı ücreti”nin de
başvurucu şirket tarafından ödenmesine hükmetmiştir. Yayıncı şirket, diğer
hususların yanısıra, ifade özgürlüğünün ihlali anlamına geldiği iddiasıyla “başarı
ücreti”nden şikayetçi idi.
AİHM, “başarı ücreti” sisteminin Campbell’in davasına uygulanması sonucunda 10.
Maddenin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir. “Başarı ücreti” sistemi,
başlangıçta mali gücü avukat tutmaya yetmediğinden ötürü mahkemeye erişim
hakkı tehlikeye girebilecek kimseler için oluşturulmuştur. Campbell ise, bu
kategoriye giren insanların aksine varlıklı bir bireydi ve mali külfeti nedeniyle
mahkemeye erişememe gibi bir risk altında değildi.Bilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
Haber kaynaklarının gizliliği
Financial Times Ltd ve Diğerleri – Birleşik Krallık Davası (no. 821/03)
15 Aralık 2009
Dava, Birleşik Krallıktaki dört gazete ve bir haber ajansının “Interbrew” adlı
Belçikalı bira Şirketine çeşitli belgelerini ifşa etmesi yönündeki bir mahkeme
kararının bu belgelerdeki bilgilerin, bir alım teklifiyle ilgili basına bilgi sızdıran
haber kaynaklarının kimliklerinin açığa çıkmasına yol açacağından şikayetçi idiler.
AİHM, gazetecilerin haber kaynaklarının kimliğinin ortaya çıkarılmasına yardımcı
olduklarının görülmesinin medyada yaratabileceği “caydırıcı etki”ye vurgu
yapmıştır. AİHM ayrıca haber kaynaklarının gizli tutulmasının kamu yararına
olduğundan bahisle 10. Maddenin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Sanoma Uitgevers B.V. – Hollanda Davası (no. 38224/03)
14 Eylül 2010
Dava, yasadışı otomobil yarışıyla ilgili bir haberde kullanılacak resimlerle ilgili idi.
Hollandalı dergi yayıncılık şirketi bu resimleri başka bir suç soruşturması yürüten
polise teslim etmeye zorlanmıştır. Yayıncı şirket, bu resimleri teslim etmesinin
gizli haber kaynaklarının ifşası anlamına geleceği nedeniyle duruma kuvvetle itiraz
etmiştir.
AİHM, başvurucu şirketin ifade özgürlüğüne müdahalenin “kanunla öngörülmüş”
olmadığına, başvurucu şirkete bahse konu ceza soruşturmasının, haber
kaynaklarının korunmasındaki kamu yararından öncelikli olup olmadığını bağımsız
biçimde değerlendirileceği yeterli yasal güvenceler sağlanmadığına hükmetmiştir.
10 madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmiştir.
Yayıncılık lisansı
Glas Nadezhda EOOD ve Anatoliy Elenkov – Bulgaristan Davası (no.
14134/02)
11 Ekim 2007
Glas Nadezhda EOOD Limitet Şirketi, Sofya’da ve çevresinde Hristiyanlıkla ilgili
yayın yapmak üzere bir radyo istasyonu kurmak amacıyla Devlet
Telekomünikasyon Komisyonuna başvuruda bulunmuştur. Komisyon lisans
vermemiştir.
AİHM 10. (ifade özgürlüğü) ve 13. Maddelerin (etkili başvuru hakkı) ihlal
edildiğine karar vermiştir. AİHM bilhassa Ulusal Radyo ve Televizyon Komitesinin
program kriterlerinin muğlak olmasının ve şirkete yayıncılık lisansı verilmemesine
dair sebep gösterilmemesinin başvuranları ifade özgürlüklerine keyfi müdahaleBilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
karşısında hukuki korumaya başvurma imkanından mahrum bıraktığını
kaydetmiştir.
Meltext Ltd ve Mesrop Movsesyan – Ermenistan Davası (no. 32283/04)
17 Haziran 2008
İkinci başvuran 1991 yılında Ermenistan’ın ilk bağımsız TV şirketi “A1+”yı
kurmuştu ve kanal o zamandan bu yana yayın yapmakta idi. “A1+” 1994 yılında
Devlet yayıncılık lisansı almış ve 1995 yılından itibaren yayınları konusunda
Devletle sorunlar yaşamaya başlamıştır. Özellikle, kamu yetkilileri kanalı her gün
lisans iptaliyle tehdit etmekte ve hükümet karşıtı yayıncılık yapmakla suçlamakta
idiler. 1995 başkanlık seçimleri sürecince “A1+” yalnızca Hükümetin
propagandasını yayınlamayı reddetmiş ve bunun sonucunda Devlet yayıncılık
lisansı askıya alınmıştır. Başvuran bunun ardından Movsesyan Meltex Ltd’yi
kurmuş ve bu şirket yapısı içerisinde “A1+” kanalının yayınlarını yeniden
başlatmıştır. Ocak 1997’de Meltex’e 5 yıllık yayıncılık lisansı verilmiştir. 2000 ve
2001 yıllarındaki mevzuat değişikliklerini takiben yeni oluşturulan komisyon,
hiçbir neden göstermeksizin Meltex’in yayın frekansını başka bir şirkete vermiştir.
“A1+” 3 Nisan 2002 tarihinde yayınlarına son vermiştir. Başvuranlar, 7 ayrı
olayda yayıncılık lisanslarının reddedilmesinden dolayı şikayetçidirler.
AİHM, lisans veren kurumun kararlarını gerekçelendirmesini öngören bir usul
bulunmamasının, ki komisyonun tatbik ettiği Ermeni Yayıncılık Yasası hükümlerine
göre durum böyle idi, kamu otoritesinin temel bir hak olan ifade özgürlüğüne
keyfi müdahalesinin önünü alacak yeterli koruma sağlamadığını kaydetmiştir.
Dolayısıyla, yetkili mercilerin Sözleşme kriterlerine göre hukuki olmayan bir
kanuna dayanarak başvurucu şirketin yayıncılık lisansı başvurularını müteaddit
defalar reddetmesi sonucu 10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmiştir.
Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano – İtalya Davası (no. 38433/09)
7 Haziran 2012
Dava, bir İtalyan TV şirketinin yayıncılık lisansı bulunmasına rağmen frekans
tahsis edilmemesi nedeniyle yayın yapamaması ile ilgili idi.
AİHM özellikle o sırada yürürlükte olan kanunların açık ve kesin hükümler
içermediğini ve TV şirketinin kendisine ne zaman frekans tahsis edileceğini yeterli
sarahatle öngörmesine imkan tanımadığını kaydetmiştir. AİHM, İtalyan
mercilerinin etkin medya çoğulculuğunu teminat altına alacak uygun yasal ve idari
çerçeveyi tesis etmediği sonucuna varmıştır.
10. Madde (ifade ve haber alma özgürlüğü) ve 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi
(mülkiyetin korunması) ihlal edilmiştir.
Şirket faaliyetlerinin durdurulması
Sacilor-Lormines – Fransa Davası (no. 65411/01)
9 Kasım 2006Bilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
Başvurucu şirket, fosforik pik demir talebinin azalmasıyla birlikte üretimini
durdurmaya karar verdiği 1991 yılına kadar madencilik imtiyazlarına sahipti.
Sahip olduğu imtiyazları düzenleyen çok sayıda tedbir mevcut olması nedeniyle
şirket, faaliyetlerini bütünüyle durdurmak amacıyla imtiyazlarından vazgeçmek
için idari dava açmıştır. Şirket ayrıca elindeki pek çok imtiyazın iptalini reddeden
madencilikten sorumlu Bakanlığa da defaatle başvuruda bulunmuştur. Dava
sürecinde Danıştay bir mütalaa ve çok sayıda karar vermiştir. Başvurucu şirket,
Danıştay’da görülen davada adil yargılanma hakkına riayet edilmediğinden ve
yargılama sürecinin uzun olmasından şikayetçi idi.
6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) birden fazla açıdan ihlal edilmiştir:
başvurucu şirketin, 19 Mayıs 2000 tarihinde karar veren Danıştay’ın terkibine
ilişkin nesnel ve iyi gerekçelendirilmiş kuşkuları bakımından; Danıştay heyetinin
müzakerelerine Hükümet komiserinin katılması veya en azından müzakerelerde
hazır bulunması; uzun yargılama süresi bakımından.
Danıştay’ın bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlali
söz konusu değildir; zira Danıştay adli işlevlerinin yanısıra İdari Yargılama
Kanunundan kaynaklanan idari işlevlerini de eşzamanlı olarak yürütmekte idi.
İflas işlemleri
Agrokompleks – Ukrayna Davası (no. 23465/03)
6 Ekim 2011
Dava, Agrokompleks adlı özel bir şirket tarafından kalan alacaklarını tahsil etmek
için Ukrayna’nın en büyük petrol rafinerisi LyNOS’a karşı açılan iflas davası ile ilgili
idi. Agrokompleks diğer konuların yanısıra, Devlet mercilerinin davanın sonucuyla
yakın ilgilenmesi nedeniyle oluşan yoğun siyasi baskılar sonucunda iflas davasının
adil olmadığından ve mahkemelerin tarafsız veya bağımsız hareket
etmediklerinden şikayetçi idi.
6. maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) üç açıdan ihlal edilmiştir: davaya
bakan mahkemeler bağımsız değildi; LyNOS’un borçlu olduğu tutara ilişkin nihai
mahkeme kararıyla ilgili adli sürecin yeniden başlatılması hukuki kesinlik ilkesini
ihlal etmiştir; yargılama süreci çok uzun sürmüştür. 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesi (mülkiyetin korunması) ihlal edilmiştir.
Vergi değerlendirme işlemleri
Vastberga Taxi Aktiebolag ve Vulic – İsveç Davası (no. 36985/97)
23 Temmuz 2002
Vastberga Taxi Aktiebolag, aktif varlıkları bulunmaması nedeniyle 1997’de
lağvedilmiş bir taksi şirketidir. Şirket ve şirketin ana hissedarı da olan müdürü,
vergi değerlendirme davası sırasında 6. Madde kapsamındaki haklarından (adilBilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
yargılanma hakkı, masumiyet karinesi) mahrum kaldıklarından şikayetçi idiler;
zira vergi mercilerinin şirketin vergi borcu olduğuna dair kararı, uyuşmazlıkların
mahkeme tarafından tespit edilmesi dahi söz konusu olmadan derhal icra
edilmişti.
6. maddenin vergi uyuşmazlıkları hakkında uygulanmadığını kaydeden AİHM,
şikayete konu işlemlerin başvuranlar hakkında “ceza isnadı” tespitinde bulunulan
kısmını değerlendirmiştir. AİHM, başvuranların mahkemeye erişimlerinin olmadığı,
çünkü taraflar arasındaki uyuşmazlığın mahkemece tespitinin aşırı geciktiği
sonucuna varmıştır. 6. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir. 6. Maddenin 2.
fıkrasının ihlali söz konusu değildir.
OAO Neftyanaya Kompaniya YUKOS – Rusya Davası (no. 14902/04)
20 Eylül 2011
Başvurucu şirket bir petrol şirketi olup 1995-1996 arasında özelleştirildikten sonra
Rusya’nın en büyük ve başarılı işletmelerinden biri haline gelmiştir. 2002 sonunda
YUKOS bir dizi vergi denetiminden geçirilmiş, hakkında işlem uygulanmış ve
bunun sonucunda mükerrer vergi yolsuzluğundan suçlu bulunmuştur. YUKOS
vergi borcuna ilişkin işlemlerde ve kararın uygulanmasında usulsüzlükler
olduğundan şikayetçi idi. YUKOS 81 milyar Avro’nun üzerinde tazminat talep
etmekteydi.
AİHM 2000 yılında YUKOS hakkında yürütülen vergi değerlendirmesine ilişkin
işlemlerle ilgili olarak 6. Maddenin 1. ve 3(b) fıkralarının ihlal edildiğine karar
vermiştir; zira şirkete alt derece mahkemelerindeki davası için yeterli hazırlık
süresi verilmemişti. AİHM ayrıca 2000-2001 vergi değerlendirmeleri sırasında
ceza uygulaması ve hesaplaması ile ilgili olarak 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesinin (mülkiyetin korunması) ve icra işlemlerinin orantısız olması nedeniyle
yine aynı maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM YUKOS’un 2000-2003
yılları arasındaki vergi değerlendirmelerine ilişkin şikayetleri ile diğer şirketlerden
farklı muamele gördüğüne dair şikayeti konusunda herhangi bir ihlal olmadığına
karar vermiştir. Son olarak, AİHM Rus mercilerinin YUKOS’u tahrip etmek ve
varlıklarına el koymak için adli işlemlerini suiistimal ettiği şikayeti konusunda, 1
Numaralı Protokolün 1. Maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşmenin 18. Maddesinin
(haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanması) ihlal edilmediğine karar vermiştir.
AİHM 41. Maddenin (adil tatmin) uygulanması ile ilgili olarak henüz karar için
hazır olmadığını kaydetmiştir.
Bankacılık ruhsatının iptali
Capital Bank AD – Bulgaristan Davası (no. 49429/99)
24 Kasım 2005
Başvurucu banka, mahkemelerin, Bulgar Ulusal Bankasının kendisinin iflas ettiği
iddiasıyla 1997 yılında bankacılık ruhsatını iptal etmesini takiben, gerçekten iflasBilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
halinde olup olmadığına bakmaksızın tasfiyesine karar vermesinden, bu davaya
katılma hakkı tanınmadığından ve Bulgar Ulusal Bankasının (BNB) ruhsatını iptal
kararının hukuki olmadığından şikayetçi idi.
Başvurucu bankanın 6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) kapsamındaki
ilk şikayeti ile ilgili olarak, AİHM, ulusal mahkemelerin BNB’nin iflas tespitini
herhangi bir tahkike veya müzakereye başvurmaksızın kabul etmelerinin ve
bunun yanısıra bu tespitin doğrudan dava sırasında tahkikinin mümkün
olmamasının anılan hükmün ihlali anlamına geldiğini kaydetmiştir. AİHM davanın
taraflarından biri olan BNB’ye bağlı kişiler (özel idareciler ve ardından tasfiye
görevlileri) tarafından temsil edilen başvurucu bankanın kendi pozisyonunu
gereğince müdafaa etme ve menfaatlerini koruma imkanından mahrum
kaldığından bahisle 6. Maddenin 1. fıkrasının mükerreren ihlal edildiğine
hükmetmiştir. AİHM ayrıca başvurucu bankanın ruhsatının iptalinin keyfiliği
karşısında yeterli koruyucu güvence bulunmadığını ve bu uygulamanın 1 Numaralı
Protokolün 1. Maddesi bağlamında hukuk dışı olduğuna hükmetmiştir.
Tahkim kararının uygulanmaması
Regent Şirketi – Ukrayna Davası (no. 773/03)
3 Nisan 2008
Başvuran, Seyşeller’de kayıtlı olup Londra’da (Birleşik Krallık) da bir adresi
bulunan özel bir ticari şirkettir. Başvurucu şirket, Uluslararası Ticari Tahkim
Mahkemesinin kendi lehine vermiş olduğu bir kararın Ukrayna’da
uygulanmadığından şikayetçi idi.
AİHM 6. Maddenin (adil yargılanma hakkı) ve 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesinin (mülkiyetin korunması) ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM, tahkim
kararının uygulanmamasının ana nedeninin, mülkiyeti ve yönetimi devlete ait olan
ve aleyhinde tahkim kararı verilen şirketin iflası olduğunu kaydetmiştir. AİHM,
Devlete ait borçların Devlet bütçesinden ödenmesi sürecinde bazı gecikmeler
yaşanabilecek olsa dahi kararın sürekli uygulanmamasının hiçbir mazereti
olamayacağını kaydetmiştir.
Sehven ödenen tutarların şirketlere iadesi
Aon Conseil et Courtage S.A. ve Christian de Clarens S.A. – Fransa Davası
(no. 70160/01)
25 Ocak 2007
Başvuranlar Aon Conseil et Courtage S.A. ve Christian de Clarens S.A., Paris
merkezli iki şirkettir. Başvurucu şirketler 1978’in ilk döneminde sehven ödedikleri
KDV tutarlarının iadesine yönelik taleplerinin reddedildiğinden şikayetçi idiler.Bilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
Her iki şirketin durumunda da 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin
korunması) ihlal edilmiştir. AİHM özellikle Devletten bulunulan talebin reddinin ve
ulusal mülkiyet hakkının korunmasına yönelik yeterli kanun yolunun
bulunmamasının, toplumun genel çıkarları ile şirketlerin temel haklarının
korunması arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozduğunu kaydetmiştir.
Kamuoyunu bilgilendirme
Open Door ve Dublin Well Woman – İrlanda Davası (no. 14234/88 ve
14235/88)
29 Ekim 1992
Başvurucu iki İrlanda şirketi, mahkeme kararı nedeniyle gebe kadınlara
yurtdışında kürtaj hakkında bilgi vermelerinin engellenmesinden şikayetçi idi.
AİHM başvurucu şirkete uygulanan kısıtlamanın, kürtaj hakkında bilgi edinmek
amacıyla alternatif araçları araştıracak ve kullanacak kaynaklardan veya eğitim
düzeyinden yoksun kadınların sağlığı üzerinde bir risk teşkil ettiğini kaydetmiştir.
Ayrıca, bu tarz bilgilerin başka yerlerde mevcut olduğundan ve İrlanda’daki
kadınların ilke olarak kürtaj için Büyük Britanya’ya gidebileceklerinden dolayı, bu
kısıtlamalar büyük ölçüde etkisiz olmuştur. 10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal
edilmiştir.
Malvarlığı kaybı
A. Pye (Oxford) Ltd ve J.A. Pye (Oxford) Land Ltd – Birleşik Krallık
Davası (no. 44302/02)
30 Ağustos 2007
Başvurucu iki İngiliz şirketi, Berkshire’de (Birleşik Krallık) geliştirme potansiyeli
bulunan 23 hektarlık bir parselden müteşekkil tarım arazisi satın almışlardır.
Başvurucu şirketler, bir komşu arazi sahibinin araziyi 1984-1999 yılları arasında
izinsiz şekilde işgal etmesi sonucu araziyi kaybetmişlerdir. Birleşik Krallık
mahkemeleri, komşu arsa sahibinin arazinin gerçek sahibinin haklarına aykırı olsa
bile son 12 yıldır araziyi işgal etmiş olmasının kanuna uygun olduğuna ve fiili işgal
yoluyla tapusunun sahibi olduğuna karar vermişlerdir.
1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin İhlali (mülkiyetin korunması) söz konusu
değildir.
B. İnsan hakları ihlaline yol açan şirketler
Şirketle sendika arasında kapalı işyeri anlaşmasıBilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
Young, James ve Webster – Birleşik Krallık Davası (no. 7601/76 ve
7806/77)
13 Ağustos 1981
Başvuranlar, British Rail (Britanya Demiryolları) ile üç demiryolu işçi sendikası
arasındaki “kapalı işyeri” anlaşmasından şikayetçi idiler. Kapalı işyeri uygulaması,
bir veya daha fazla sendika ile bir veya daha fazla işveren ya da işveren örgütü
arasında bir taahhüt kapsamında veya işyerinde istihdam edilecek belirli vasıftaki
personelin belirlenen sendikaya üye olma zorunluluğu anlamına gelmektedir.
11. Madde (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ihlal edilmiştir: kapalı işyeri
anlaşmaları bireylerin düşünce özgürlüğünü korumalı idi (ayrıca bkz. Sibson –
Birleşik Krallık kararı, 20 Nisan 1993).
Çevre kirliliği ve çevre tehlikeleri
Taşkın ve Diğerleri – Türkiye Davası (46117/99)
10 Kasım 2004
Başvuranlar, Türk makamlarının bir şirkete İzmir bölgesinde bir altın madeni
işletme ruhsatı vermesinden ve buna ilişkin karar alma sürecinden şikayetçi idiler.
Çevre Bakanlığından şirkete ilk ruhsat verilmesinin ardından Danıştay, Devletin
insanların yaşam ve sağlıklı çevre hakkını koruma yolundaki pozitif
yükümlülüğünden bahisle ruhsat verme kararını iptal etmiştir. Bununla birlikte,
başvuranlar ruhsat verilmesinin bilhassa özel ve aile hayatına saygı haklarını ihlal
ettiğinden şikayetçi idiler.
AİHM, şirkete verilen ruhsat 1997 yılında Danıştay tarafından iptal edildiği için 8.
Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) esas bakımından ihlalinin söz konusu
olmadığını kaydetmiştir. Ancak AİHM, karar alma süreci ile ilgili olarak, altın
madeninin Danıştay’ın işletme ruhsatını iptal etmesinin ardından 10 ay süreyle
çalışmaya devam ettiğini gözlemlemiştir. Türk makamlarının Danıştay kararını
uygulamamalarının yanısıra, Bakanlar Kurulu Mart 2002 tarihli kararıyla altın
madeninin üretime devam etmesine de izin vermiştir. Bu nedenle, 8. Madde (özel
ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Fadeyeva – Rusya Davası (no. 55723/00)
9 Haziran 2005
Devlete ait bir çelik fabrikasının yakınında yaşamakta olan başvuran, evine yakın
konumdaki bu fabrikanın (Severstal) işletilmesinin sağlığını ve iyiliğini tehlikeye
attığından şikayetçi idi.
AİHM, fabrikanın çevresindeki durumun yakın çevrede yaşayanlar için özel
muamele gerektirmesine karşın, Devletin başvurana tehlikeli bölgeden
taşınmasına yardımcı olacak herhangi bir etkili çözüm sunmadığını kaydetmiştir.
Fabrika ulusal çevresel standartları ihlal edecek biçimde faaliyet göstermesineBilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
rağmen, Devlet endüstriyel kirliliğin kabul edilebilir seviyelere düşürülmesini
temin edecek etkili tedbirler uygulanmasına zemin hazırlamamıştır. 8. Madde
(özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Tatar – Romanya Davası (67021/01)
27 Ocak 2009
Bir şirketin işlettiği bir altın madeni yakınlarında yaşamakta olan başvuranlar,
maden tesislerinde meydana gelen bir kaza sonucunda siyanürle kirlenen suyun
maden tarafından çevreye bırakıldığından ve yaşamlarının bundan olumsuz
etkilendiğinden şikayetçi idiler.
AİHM kirliliğin insanların iyilik halini etkileyebileceğini, bunun ise özel yaşamlarına
müdahale anlamına geleceğini, ayrıca Devletin çevre ve insan sağlığı adına
insanları tehlikeli faaliyetlerden koruma görevinin bulunduğunu kaydetmiştir.
Başvuranlar, sodyum siyanüre maruziyetle astım rahatsızlıkları arasında illiyet
bulunduğunu kanıtlayamamışlardır. Ancak, AİHM insan sağlığı ve iyiliği için ciddi
ve maddi riskin söz konusu olduğu bir durumda Devletin hem işletme ruhsatı
sürecinde hem kaza sonrasında bu riskleri değerlendirme ve gerekli tedbirleri
alma görevi olduğunu kaydetmiştir. Şirket ihtiyat ilkesine aykırı olarak kaza
sonrası endüstriyel çalışmalarına devam etmiştir. İhtiyat ilkesine göre, teknik
veya bilimsel bir konuda kesin bilgi olmaması, Devletin etkili ve ölçülü tedbir alma
konusunda gecikmesine gerekçe ve haklılık teşkil edemez. AİHM, Romanya
makamlarının, şirketin faaliyetlerinin yol açabileceği riskleri tatmin edici biçimde
değerlendirmedikleri ve 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı) anlamında
ilgililerin özel ve aile hayatına saygı hakkını, daha genelde ise sağlıklı ve güvenli
bir çevrede yaşama hakkını korumaya dönük uygun tedbirleri almadıkları
sonucuna varmıştır.
Derdest davalar
Vilnes – Norveç Davası (no. 52806/09)
Muledal ve Diğerleri – Norveç Davası (no. 22703/10)
Davalar, Norveç petrol endüstrisi için Kuzey Denizinde ve Devletin kısmen
hissedarı olduğu “Norveç Sualtı Müdahale Ltd”ye (NUI/NUTEC) ait test
tesislerinde çalışan dalgıçların şikayetleri ile ilgilidir.
Başvuranlar, dalgıçlık nedeniyle sakat kaldıklarından ve işgöremez hale
geldiklerinden şikayetçidirler. Başvuranlar ayrıca Norveç makamlarının
kendilerinin korunmasına yönelik emniyet düzenlemeleri konusunda yasal bir
çerçeve tesis etmediğini, emniyet düzenlemelerine istisnalar getirdiğini, yeterli
denetim uygulamalarını gerçekleştirmediğini ve bazı dalgıçların NUI/NUTEC’de
test dalışı yapmalarını önlemediğini, bu testler ve sonuçları hakkında kendilerini
bilgilendirmediğini ve önceden bu konuda rızalarını almadığını iddia
etmektedirler.
18 Eylül 2012 tarihinde AİHM binasında aleni duruşma düzenlenecektir.
Internet yayınları (şirket temsilcilerinin bireysel cezai sorumluluğu)Bilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
Perrin – Birleşik Krallık Davas ı (no. 5446/03)
Kabul edilemez ilan edilmiştir, 18 Ekim 2005
Dava Birleşik Krallıkta yaşayan ve Fransız merkezli müstehcen bir internet sitesi
işleten bir Fransız vatandaşının internette ahlaka aykırı yazılar yayınlamak
suçundan mahkumiyeti ve 30 ay hapis cezasına çarptırılması ile ilgili idi.
AİHM, dava konusu ceza mahkumiyetinin, ahlakın ve/veya başkalarının haklarının
korunması adına demokratik bir toplumda gerekli olduğuna ve cezanın ölçüsüz
olmadığına karar vermiştir. 10. Maddeye (ifade özgürlüğü) istinaden yapılan
başvuru kabul edilemez bulunarak reddedilmiştir.
Savaş suçlarıyla ilgili kovuşturma (şirket temsilcilerinin bireysel cezai
sorumluluğu)
Van Anraat v. Hollanda (no. 65389/09)
Kabul edilemez ilan edilmiştir, 6 Temmuz 2010
Farklı ülkelerde birçok şirketi temsilen hareket eden bir işadamı olan başvuran,
yıllar içerisinde tonlarca kimyasal satın almış ve bunları hardal gazı üretiminde
kullanılmak üzere Irak Hükümetine satmıştır. Başvuran, 1984 yılından sonra Irak
Hükümetine bu kimyasalı temin eden yegane tedarikçi idi. Hardal gazının İranIrak Savaşı sırasında (1980-1988) Irak ordusu tarafından İran silahlı kuvvetlerine
karşı ve kuzey Irak’taki Kürt nüfusa yönelik saldırılarda kullanıldığı bilinmektedir.
Başvuran Saddam Hüseyin ve diğerleri tarafından işlenen savaş suçlarına yardım
ve yataklık etmekten Hollanda’da mahkum edilmiştir. Başvuran uluslararası
hukuka atıfla, Hollanda Savaş Suçları Yasasının 8. Maddesinin ceza yasalarının
belirlilik ilkesine (lex certa) uygun biçimde tarif edilmesi gerekliliğine uygun
olmadığından bahisle Sözleşmenin 6. (adil yargılanma hakkı) ve 7. Maddesinin
(kanunsuz ceza olmaz) ihlal edildiğinden şikayetçi idi.
AİHM, başvuranın Irak Hükümetine bu kimyasalı tedarik ettiği sırada, hardal
gazının uluslararası çatışmalarda savaş silahı olarak kullanılmasını yasaklayan bir
örfi uluslararası hukuk normu bulunduğunu kaydetmiştir. Başvuran, sonradan
hakkında kovuşturulma açılmasına yol açan bu faaliyetleri yürütürken, hardal
gazının uluslararası çatışmalarda düşmana veya uluslararası çatışmalardan
etkilenen sınır bölgelerinde sivil nüfusa karşı kullanılmasının ceza gerektiren bir
suç olduğu hususunda herhangi bir muğlaklık söz konusu değildi. Bu nedenle,
başvuranın ilgili hukukun durumunu bilmesi ve gerekirse konuyla ilgili tavsiye
alması beklenirdi. AİHM başvuranın şikayetini kabul edilemez bularak
reddetmiştir.Bilgi Notu – Mağdur veya Fail olarak Şirketler Basın Birimi
Basın İrtibat:
echrpress@echr.coe.int
tel: +33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Sendikal haklar

Mesaj gönderen Admin »

Sendikal hakların kapsamı

11. Madde (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü): "Herkes barışçıl olarak
toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla
başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir."
Belçika Polisi Ulusal Birliği - Belçika Davasının kararında (27.10.1975) AİHM, 11.
Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir; bununla birlikte bu karar sendika
özgürlüğüne ilişkin temel ilkeleri ortaya koymuştur.
11. Maddenin güvenceleri:
- sendika kurma ve kişinin kendi tercihine göre bir sendikaya katılma hakkı;
- dikkate alınma hakkı ve "Sözleşmeye Taraf Devletlerin kurulup gelişmelerine
izin verip mümkün kılmasının gerekli olduğu sendikalar aracılığıyla sendika
üyelerinin mesleki çıkarlarının korunması özgürlüğü" (par. 39).
Bu davada başvuran sendika, hükümetin kendilerini, kanunen İçişleri Bakanlığının
kanunen danışması gereken en temsil edici örgütlerden biri olarak kabul
etmediğinden şikayetçi olmuştur.
11. Madde ihlal edilmemiştir: başvuran sendika, İçişleri Bakanlığı ile istişare
görüşmeleri dışında başka yollarla hükümetle irtibat kurma imkanına sahiptir.
AİHM ayrıca Belçika'nın istişare edilecek örgütlerin sayısını kısıtlama kararının,
sendika özgürlüğüne aykırı olmadığını ve devletlerin takdirine giren bir husus
olduğunu da değerlendirmiştir.
Örgütlenme hakkının kullanılmasına ilişkin kurallar Devletlerin takdir yetkisine
girmektedir.
Schmidt ve Dahlström - İsviçre Davası
06.02.1976 Bilgi Notu - Sendikal haklar Basın Birimi
Sendika üyeleri olan başvuranlar, grev yapmış örgütlerin üyeleri olarak
kendilerine bazı geriye dönük belirli haklarından yoksun bırakıldıklarından
şikayetçi olmuşlardır.
11. Madde ihlal edilmemiştir: 11. Madde "sendika özgürlüğünü dernek kurma
özgürlüğünün bir biçimi ve özel boyutu olarak sunmaktadır" ama " yeni bir toplu
sözleşmeden kaynaklanan maaş zamları örneğinde olduğu gibi geriye dönük
menfaatlere hak sahibi olma gibi Devletin sendika üyelerine belirli muamelelerde
bulunmasını güvence altına almamaktadır."
Dolayısıyla 11. Madde şu hakları teminat altına almamaktadır:
- sendikalara danışılma hakkı (Belçika Ulusal Polis Sendikası - Belçika Davası),
- toplu sözleşmeden kaynaklanan geri dönük menfaatlere sahip olma hakkı
(Schmidt ve Dahlström - İsviçre Davası; Satılmış - Türkiye Davası, 17.07.2007),
- grev hakkı (Schmidt ve Dahlström - İsviçre Davası, par. 36: "11. Madde ... her
Devlete [toplu eylemi mümkün kılmak üzere] kullanılacak araçların seçiminde
özgürlük tanımaktadır. Grev hakkının verilmesi kuşkusuz bu araçların en
önemlilerinden biridir, ama başka araçlar da mevcuttur.")
- sendika üyelerinin, görevlerinin değiştirilmemesi hakkı:
Akat - Türkiye Davası, 20.09.2005
Başvuranlar sendika üyelikleri yüzünden görevlerinin değiştirildiğinden şikayetçi
olmuşlardır.
11. Madde ihlal edilmemiştir: başvuranların devlet memuru sıfatları dikkate
alındığında görevlerinin kamu hizmetinin ihtiyaçlarına göre değiştirilmiş
olabileceğini dikkate alan AİHM, görev değişikliklerinin başvuranların dernek
kurma özgürlüğünün özünü etkileyen bir kısıtlama ya da ihlal teşkil etmediğini ve
başvuranların yeni görev ve işyerlerinde de sendikal faaliyetlere katılmaya devam
edebileceklerini tespit etmiştir.
Tescil
Sindicatul "Pastorul cel Bun" - Romanya Davası
31.01.2012
Bu dava, Ortodoks Kilisesinin dini ve dini olmayan üyeleri tarafından kurulan bir
sendika ile ilgili idi.
11. Maddenin ihlali söz konusudur. AİHM, "Pastorul cel Bun" sendikasının sendika
siciline kaydının yapılmamasının, dernek kurma özgürlüğünü ihlal ettiğine
hükmetmiştir.
İfade özgürlüğü
Heinisch - Almanya DavasıBilgi Notu - Sendikal haklar Basın Birimi
21.07.2011
Dava, yaşlıların sağlığından sorumlu hemşirenin, işvereni hakkında bakım
eksikliklerinin bulunduğuna dair suç duyurusu bulunmasından sonra işten atılması
ile ilgilidir.
10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmiştir
Palomo Sanchez ve Diğerleri - İspanya Davası (28955/06, 28957/06, 28959/06
ve 28964/06)
12.09.2011
Başvuranlar kendilerinin önayak oldukları saldırgan ve aşağılayıcı bir yayından
(kapağında şirketin çalışanlarını insan kaynakları müdürüne cinsel iltifatlarda
bulunurken gösteren bir karikatür bulunan) sonra işten çıkarılmalarının ifade
özgürlüğü haklarını (10. Madde) ihlal ettiğinden şikayet etmişler ve işten
çıkarılmalarının esas nedeninin sendikal faaliyetleri olduğunu, bunun da toplantı
ve dernek kurma özgürlüğü haklarını (11. Madde) ihlal ettiğini iddia etmişlerdir.
8 Aralık 2009 tarihli kararında (Aguilera Jimenez ve Diğerleri - İspanya Davası)
AİHM, ulusal mercilerin başvuranları cezalandırma konusunda takdir yetkisini
aşmadıklarına ve 10. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Büyük Daire kararında, 10. Maddenin (ifade özgürlüğü) ihlal edilmediği tespit
edilmiştir.
Vellutini ve Michel - Fransa Davası
06.10.2011
Sendika yetkilileri sıfatıyla yaptıkları beyanlar nedeniyle bir zabıta sendikasının
(USPPM) başkan ve genel sekreterinin belediye başkanına alenen hakaretten
mahkum olması.
10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmiştir: Sendikal bağlamda siyasi içerikli
hakaretler, ifade özgürlüğü hakkı kapsamındadır.
Sendikaya katılma ya da katılmama hakkı
Young, James ve Webster - Birleşik Krallık Davası
13.08.1981
Başvuranlar, British Rail (Britanya Demiryolları) ile üç demiryolu işçi sendikası
arasındaki “kapalı işyeri” anlaşmasından şikayetçi idiler. Kapalı işyeri uygulaması,
bir veya daha fazla sendika ile bir veya daha fazla işveren ya da işveren örgütü
arasında bir taahhüt kapsamında veya işyerinde istihdam edilecek belirli vasıftaki
personelin belirlenen sendikaya üye olma zorunluluğu anlamına gelmektedir.
11. Maddenin ihlali söz konusudur: kapalı işyeri anlaşmaları bireylerin düşünce
özgürlüğünü korumalı idi (ayrıca bkz. Sibson – Birleşik Krallık kararı, 20.04.1993)
Sigurdur A. Sigurjónsson - İzlanda Davası
30.06.1993
Bir taksi sürücüsü olan başvuran, Frami Otomobil Derneğine katılmaya zorlanmış
ve katılmaması durumunda ruhsatını kaybetme riskiyle yüz yüze kalmıştır. Bilgi Notu - Sendikal haklar Basın Birimi
11. Maddenin ihlali söz konusudur: "11. Madde, dernek kurma özgürlüğünün
tersini de [içerir]" (par. 35).
Gustafsson - İsveç Davası
25.04.1996
Yemek sektöründe toplu sözleşme imzalamayı reddeden başvurana karşı sendikal
eylem (boykot ve restoranın ablukaya alınması).
11. Maddenin ihlali söz konusu değildir: her ne kadar "dernek kurma özgürlüğünü
tersinden kullanma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına yönelik makul ve
uygun tedbirleri almak" Devletlerin sorumluluğunda ise de başvuranın maruz
kaldığı kısıtlama, başvuranın dernek kurma özgürlüğü hakkını kullanmasını bariz
şekilde engellememiştir.
Sorensen ve Rasmussen - Danimarka Davası
Büyük Daire Kararı, 11.01.2006
Başvuranlar, Danimarka'da giriş öncesi kapalı işyeri anlaşmalarının
bulunmasından şikayetçi olmuşlardır.
11. Maddenin ihlali söz konusudur: başvuranların belirli bir sendikaya katılmaya
zorlanmaları, 11. Maddeyle güvence altına alınan dernek kurma özgürlüğü hakkını
özünden ihlal etmiştir. AİHM, Danimarka'nın dernek kurma özgürlüğünün tersi
yönündeki hakkı, yani sendikaya katılmama hakkını korumadığına hükmetmiştir.
"Sözleşmeye Taraf Devletlerde kapalı işyeri anlaşmaların sürdürülmesine yönelik
çok az destek olduğu" ve Avrupa'da kullanılan bazı enstrümanların "bu
anlaşmalarının işgücü piyasasında kullanılmasının, sendikal özgürlüklerinin etkin
bir şekilde kullanılmasına yönelik kaçınılmaz bir araç olmadığını açıkça ortaya
koyduğu" (par. 75) kaydedilmiştir.
Sendikaların kendi kurallarını belirleme ve kendi üyelerini seçme hakkı
Johansson - İsveç Davası
07.05.1990
Başvuran, İsviçre Elektrikçiler Sendikasının üyelerinin toplu ev sigorta planını
zorunlu imzalama yükümlülüğünden imzalamalarını şikayetçi olmuştur.
Başvuru kabul edilemez (şikayet açıkça dayanaktan yoksundur): sendikanın,
üyelerini toplu ev sigortası planına ortak yapma kararı tüzüğü uyarınca hukuken
sahip olduğu yetki kapsamına girmektedir.
AİHM, "sendikaların kendi kurallarını belirleme ve kendi işlerini yönetme hakkına"
sahip olduğunu vurgulamıştır.
Lokomotif Makinistleri ve İtfaiyeciler Derneği (ASLEF) - Birleşik Krallık Davası
27.02.2007
Bir sendikanın, kendi görüşlerine aykırı görüşleri savunan bir siyasal partiden olan
üyelerinden birini üyelik çıkaramaması (söz konusu kişi önceden Ulusal Cephe
olarak bilinen yasal, aşırı sağ bir parti olan BNP'de bir aktivist idi).
Söz konusu kişinin sıkıntı çektiği ya da başvuran sendikanın herhangi bir makul
olmayan ya da yanlış davranışı tespit edilemediğinden 11. Maddenin ihlali söz Bilgi Notu - Sendikal haklar Basın Birimi
konusudur. AİHM, sendikaların, sadece kendi üyelerinin refahının siyaseten nötr
boyutlarını geliştirmeye adanmış kuruluşlar olmadığını, ideolojik ve çoğunlukla da
sosyal ve siyasal konularda güçlü şekilde benimsenmiş görüşlere sahip olan
örgütlenmeler olduklarını kaydetmiştir. Ayrıca sendikanın üyelerinden daha
kapsamlı amaçları yerine getirmelerini istemek gibi bir kamusal rolü yoktur.
Toplu sözleşme görüşmeleri
İsveç Makinistler Sendikası - İsveç
06.02.1976
Başvuran sendika, daha önceleri benzer sözleşmeleri ana sendika federasyonları
ve zaman zaman da bağımsız sendikalarla yapmış olmasına karşın Ulusal Toplu
Sözleşme Görüşmeleri Bürosunun kendileriyle toplu sözleşme imzalamadığından
şikayetçi olmuşlardır.
11. Maddenin ihlali söz konusu değildir: Büronun toplu sözleşme yapılacak
örgütlerin sayısını kısıtlama kararı, sendika özgürlüğüne aykırı değildir ve
devletlerin takdirine giren bir husustur. 11. Madde toplu sözleşme yapma hakkı
gibi sendikalara belli muameleler konusunda güvence vermemektedir (par. 39).
Wilson, Ulusal Gazeteciler Birliği ve Diğerleri - Birleşik Krallık Davası
02.07.2002
Başvuranlar, kişisel sözleşmeler yapıp sendikal haklarından vazgeçmek ya da
daha düşük maaş zamlarını kabul etmek zorunda bırakıldıklarından şikayetçi
olmuşlardır.
11. Maddenin ihlali söz konusu değildir: Birleşik Krallık hukukunda işverenlerin
toplu sözleşme görüşmelerine katılma yükümlülüğünün olmaması 11. Maddeye
aykırı değildir.
AİHM kararında toplu sözleşme görüşmelerinin, sendika özgürlüğünün etkin bir
şekilde kullanılması için zorunlu olmasa da sendikaların üyelerinin çıkarlarının
korumalarına imkan veren yollardan biri olabileceğini değerlendirmiştir (par. 44).
11. Maddenin ihlali söz konusudur: işverenlerin finansal teşvikleri kullanarak,
çalışanları önemli sendikal hakları terk etmeye zorlaması, hem başvuran
sendikalar hem de bireysel başvuranlar açısından 11. Maddenin ihlali anlamına
gelmiştir.
"Sendika üyelerinin, sendikalarını işverenleriyle olan ilişkilerini düzenleme
çabalarında kendilerini temsil etmek üzere kullanma konusunda engelleme ya da
kısıtlamalara maruz kalmamaları sağlamak Devletin görevidir" (par. 46).
Öneri:
Büyük Daire kararı Demir ve Baykara: toplu sözleşme yapma hakkı,
"sendikacıların çıkarlarını korumaya yönelik temel (ve belki de en
önemli) araçlarından biridir."
Demir ve Baykara - Türkiye Davası
12.11.2008 Bilgi Notu - Sendikal haklar Basın Birimi
Bir sendikanın toplu sözleşme görüşmelerinden sonra idareyle yaptığı toplu
sözleşmenin geriye dönük olarak iptal edilmesi ve belediye çalışanları olan
başvuranlara getirilen sendika kurma yasağı.
Başvuranların sendika kurma hakkının kullanılmasına müdahale yüzünden 11.
Maddenin ihlali söz konusudur.
Toplu sözleşmenin onaylanmadan önce iptali yüzünden 11. Maddenin ihlali söz
konusudur.
Dernek kurma hakkının unsurlarının listesi sonlu değildir, ama "işçi-işveren
ilişkilerindeki belirli gelişmelere bağlı olarak gelişmeye açıktır" (par. 146). "Hem
ulusal hem de uluslararası iş yasalarındaki gelişmeleri ve Sözleşmeye Taraf
Devletlerin bu konulardaki uygulamalarını" (par. 147-152) dikkate alan AİHM,
"işverenle toplu sözleşme görüşmeleri yürütme hakkının, prensip olarak,
Sözleşmenin 11. Maddesinde ifadesini bulan 'kişinin kendi çıkarlarının korunması
amacıyla sendika kurması ya da sendikaya katılması hakkının' temel
unsurlarından biri haline geldiğini, bununla birlikte Devletlerin uygun olduğu
durumlarda temsil kabiliyeti olan sendikalara özel statü verecek şekilde kendi
sistemlerini düzenleme konusunda özgür olduğunu" (par. 154) kaydetmiştir.
Grev hakkı ve barışçıl olarak toplanma hakkı
Ezelin - Fransa Davası
26.04.1991
Söz konusu tarihte Guadeloupe Barosu Sendikasının Başkan Yardımcısı olan
başvurana, Basse-Terre bölgesinde Guadeloupe'nun bağımsızlığını savunan
hareketler ve sendikalar tarafından organize edilen (ve kamu binalarına zarar
vermekten dolayı üç aktivisti hapse mahkum eden mahkeme kararlarını protesto
eden) ve (hakaret dolu beyanların yapıldığı) gösterilere katılmaktan ve sorgu
hakimi huzurunda şahitlik yapmayı reddetmekten dolayı verilen disiplin cezası.
11. Maddenin ihlali söz konusudur: her ne kadar verilen cezanın sadece manevi
bir etkisi var idiyse de AİHM, "barışçıl bir toplantıya katılma özgürlüğünün (gösteri
yasaklanmamıştı), söz konusu kişi herhangi bir suç teşkil eden eylemde
bulunmadığı sürece bir avukat olsa bile herhangi bir şekilde kısıtlanamayacak
kadar önemli olduğunu" değerlendirmiştir.
Wilson, Ulusal Gazeteciler Birliği ve Diğerleri - Birleşik Krallık Davası
02.07.2002
(yukarı bakınız)
"Gönüllü toplu sözleşme sisteminin özü, işveren tarafından tanınmayan bir
sendikanın, üyeleri için önemli olduğuna inandığı konularda işvereni toplu
sözleşme yapmaya ikna etmek amacıyla gerekirse grev ve iş yavaşlatma gibi
girişimlerde bulunmasını mümkün kılmaktır" (par. 46).
Barraco - Fransa Davası
05.03.2009
Başvuranın karayolunu trafiğe kapatmaktan dolayı mahkumiyeti. Bir kamyon
sürücüsü olan başvuran, nakliyecileri temsil eden bir ortak sendika komitesi Bilgi Notu - Sendikal haklar Basın Birimi
tarafından düzenlenen ulusal çapta bir protesto eyleminde trafiği yavaşlatma
eylemine katılan 17 şoförden biri idi.
11. Maddenin ihlali söz konusu değildir: araç trafiğinin birkaç kez tamamen
engellenmesi, gösteriyle amaçlanan aksaklığa yol açmanın ötesine geçmiştir.
Ayrıca başvuran birkaç saatliğine barışçıl toplanma özgürlüğünü kullanabilmiştir.
Danilenkov ve Diğerleri - Rusya Davası
30.07.2009
Rusya Tersane İşçileri Sendikasının üyeleri, maaş artışı ve daha iyi çalışma
koşulları ve sağlık ve hayat sigortası talepleriyle yaptıkları iki haftalık greve
katıldıktan sonra liman şirketinin yeniden yapılanması sonucu işten
çıkarılmışlardır.
11. Madde ile bağlantılı olarak 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlali söz
konusudur: Devlet, sendika üyeliği temelinde yapılan ayrımcılığı karşı açık ve
etkin yargısal koruma sağlayamamıştır.
Kamu sektöründe sendikal haklar
Tüm Haber Sen ve Çınar - Türkiye Davası
21.02.2006
Kamu sektöründe çalışan işçilerin kurduğu bir sendikanın, memurların sendika
kurmaya hakları olmadığı gerekçesiyle kapatılması.
11. Maddenin ihlali söz konusudur: "Bir işveren olarak Devlet" sendika
özgürlüğüne saygı göstermek ve bu özgürlüğün etkin kullanımı güvence altına
almak zorundadır.
Satılmış - Türkiye Davası
07.17.2007
Sabit süreli sözleşmeyle kamu sektöründe çalışan başvuranlar, şoförlerin
turnikelerden ödeme yapmadan geçmeleri şeklindeki sendika eylemine katılmışlar
ve aleyhlerine açılan davada zararları tazmine mahkum edilmişlerdir.
11. Maddenin ihlali söz konusudur: AİHM, Türk Hükümetinin, kamu çalışanlarının
haklarını savunmak için başvurabilecekleri başka yolların olup olmadığını
belirtmediğini kaydetmiştir. Kamu sektöründe sendikal haklara getirilen
kısıtlamalar ancak "ikna edici ve zorlayıcı nedenlerle" gerekçelendirilebilir.
Demir ve Baykara - Türkiye Davasının Büyük Daire kararında (12.11.2008),
AİHM, "Devlet idaresinin üyelerinin" 11. Maddenin kapsamı dışında
tutulamayacağına hükmetmiştir. Ulusal merciler en fazla 11. Maddenin 2. fıkrası
uyarınca "yasal kısıtlamalar" getirebilirler (par. 107).
Bu davada AİHM, belediye çalışanları olarak başvuranların sendika kurma hakkına
müdahale yüzünden ve işverenle yapılan toplu sözleşmenin onaylanmadan iptali
yüzünden olmak üzere 11. Maddenin iki kez ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bilgi Notu - Sendikal haklar Basın Birimi
Enerji Yapı-Yol Sen - Türkiye Davası
01.04.2009
Toplu sözleşme haklarının tanınması için yaptıkları ulusal çaptaki bir günlük greve
katılmaktan dolayı kamu sektörü çalışanlarına uygulanan disiplin cezaları.
11. Madde ihlal edilmiştir
Kaya ve Seyhan - Türkiye Davası
15.09.2009
Bağlı oldukları sendikaları tarafından organize edilen ulusal çaptaki grev eylemine
katılmaktan dolayı disipline verilen öğretmenler.
11. Maddenin ihlalleri söz konudur
Şişman ve Diğerleri - Türkiye Davası
27.09.2011
Dava, 1 Mayıs gösterilerini destekleyen sendika posterlerinin belirtilen ilan
tahtaları haricindeki yerlerde sergilenmesi ile ilgili idi. Başvuranlar, Maliye
Bakanlığına bağlı vergi dairelerinde çalışıyordu ve Kamu Emekçileri Sendikaları
Konfederasyonuna (KESK) bağlı Büro Emekçileri Sendikasının şubesinde yönetim
kurulu üyeliği yapıyorlardı.
11. Madde ve 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) ihlali söz konusudur
Kayda değer derdest davalar
İfade özgürlüğü ve sendika özgürlüğü
Türk sendikalarının üyelerinin maruz kaldığı yaptırımlara ilişkin dava örnekleri:
Akmeşe ve Eğitim-Sen - Türkiye Davası (no. 2575/08)
Haziran 2009'da tebliğ edilmiştir (yalnızca Fransızcadır)
İkinci başvuran, öğretmenler gününde üyelerine Türkçe ve Kürtçe tebrik kartı
gönderen Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna (KESK) bağlı EğitimSen Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasıdır. Bir ilkokul öğretmeni ve sendika
üyesi olan birinci başvuran, söz konusu kartı sendikanın ilan panosunda
sergiledikten sonra disiplin cezasına (maaş kesintisi) çarptırılmıştır. Başvuranlar
özellikle 10. ve 11. Maddelere istinat etmektedirler.
Basın açıklaması yaptıkları için cezalandırılan Türk sendika üyelerine ilişkin diğer
davalar:
Rıza Erdoğan ve Diğerleri - Türkiye Davası (no. 15520/06, Haziran 2009 tarihinde
tebliğ edilmiştir).
Halil Özbent ve Diğerleri - Türkiye Davası (no. 56395/08, Haziran 2009 tarihinde
tebliğ edilmiştir).
Murat İşeri ve Diğerleri - Türkiye Davası (no. 29283/07, Mayıs 2010 tarihinde
tebliğ edilmiştir).
(bu üç dava için, yalnızca Fransızcadır)
Diğer davalar Bilgi Notu - Sendikal haklar Basın Birimi
Kudrevicius ve Diğerleri - Litvanya Davası (no. 37553/05)
Mayıs 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir
Dava, çiftçilerin yol kesmeye kadar varan gösterileriyle ilgilidir. Başvuranlar
özellikle 11. Madde uyarınca açılan ceza soruşturması ve grev sırasında dile
getirdikleri görüşlerin ve greve katılmalarının cezalandırılmasının grev haklarının
ihlali anlamına geldiğini iddia etmektedirler. Ayrıca 10. Madde uyarınca tarım
sektöründeki durum hakkında çiftçilere bilgi vermekten ve konunun nasıl
çözülmesi gerektiğine ilişkin düşüncelerini ifade etmekten dolayı
cezalandırıldıklarını da iddia etmektedirler.
Svoboden zheleznicharski sindikat “Promyana” - Bulgaristan Davası (no.
5044/04)
Aralık 2008 tarihinde tebliğ edilmiştir
Başvuran sendika, ulusal demiryolu şirketinin kendisiyle toplu sözleşme
imzalamamasından şikayet etmektedir.
Solectron Sendikası - Romanya Davası (no. 27921/07)
Ocak 2010’da tebliğ edilmiştir
Başvuran sendika, ilgili sektörü temsile yetkili sendika olarak kabul edilmesine
rağmen, kendi üyelerinin hak ve menfaatlerini savunmak üzere şirket seviyesinde
temsil etme hakkının yerel mahkemelerce tanınmadığından şikayetçi olmuştur.
Cem Dinç ve Kanber Saygılı - Türkiye Davası (no. 17923/09)
Mayıs 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir
Sendika üyeleri, ödenmeyen ücretlerini talep eden işçilere destek için yapılan
eylem sırasında suç işlemeye teşvik, şirketin tesislerine zor kullanarak girme ve
kamu yetkililerine hakaretten mahkum olmuşlardır.
Basın İrtibat
+33 (0)3 90 21 42 08
AİHM'in basın bildirilerine aşağıdaki adresten üye olabilirsiniz (RSS akışı):
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Vergilendirme ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Mesaj gönderen Admin »

Bir dizi başvuran, Sözleşmeye istinaden Taraf Devletlerin vergi konularındaki
kural ve usullerinden ve vergi mercileri tarafından uygulanan yöntemlerden
şikayetçidir. Bu başvurular, 1 Numaralı Protokolün “….vergilerin ya da başka
katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli [gördüğü]
yasaları uygulama hakkı”nın kabul edildiği 1. Maddesine (mülkiyetin korunması)
ve Sözleşmenin 6. Maddesine (adil yargılanma hakkı) dayanmaktadır. Bununla
birlikte, Sözleşmenin 8. Maddesine (“herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve
yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir”) ve “düşünce, vicdan ve din
özgürlüğü”nü koruyan 9. Maddeye de atıfta bulunulmuştur.
Sporrong ve Lönnroth – İsveç Davası (başvuru no. 7151/75 ve 7152/75)
23.09.1982
E. Sporrong’un arazisinin müşterek mirasçıları olan başvuranların Stockholm’ün
Lower Norrmalm bölgesinde bir arazileri bulunmaktadır. Bu arazi üzerinde
1860’lardan kalma bir bina vardır. 1956 Temmuzunda Hükümet Stockholm Kent
Meclisine Sporrong Estate’ye ait olan da dahil 164 binayı kapsayan bir alanı
kamulaştırma izni vermiştir.
Lönnroth’un yine kent merkezinde bulunan taşınmazı da 1971-1979 yılları
arasında kamulaştırma, 1968-1980 yıllarında ise inşaat yasağı kapsamında
tutulmuştur.
Başvuranlar 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet
haklarına gerekçesiz biçimde müdahale edildiğinden şikayetçi idiler. Ayrıca, İsveç
mahkemelerinin kamulaştırma ve tazminat davalarını makul sürede karara
bağlamadıklarından bahisle Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. fıkrasının da ihlal
edildiğini öne sürmekteydiler.
AİHM, başvuranların süre sınırlarının kısaltılmasını isteme veya tazminat talep
etme imkanlarının bulunması durumunda maruz kaldıkları bireysel ve aşırı yükün
meşru addedilebileceğini kaydetmiş ve 9’a karşı 10 oyla 1. Numaralı Protokolün 1.
Maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Başvuranların davalarının konunun bütün boyutlarını değerlendirecek yetkili bir
mahkeme tarafından görülmediği için, AİHM 7’ye karşı 12 oyla Sözleşmenin 6.
Maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
AİHM adil tazmin ile ilgili kararında, İsveç Krallığının zararlarına karşılık
Sporrong Estate’ye 800,000 İsveç Kronu ve Lönnroth’a 200,000 İsviçre Kronu
(5’e karşı 12 oy) tutarında tazminat ile ayrıca masraf ve harcamaları için Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
Sporrong Estate’ye ve Lönnroth’a müştereken 723,865.75 İsveç Kronu eksi
24,103 Fransız frangı (4’e karşı 13 oy) ödemesine hükmetmiştir.
Bendenoun – Fransa Davası (no. 12547/86)
24.02.1994
Bendenoun eski sikkeler, sanat eserleri ve mücevher taşları üzerine ticaret
yapmak için Fransız hukukuna uygun olarak merkezi Strasbourg’da halka açık bir
limited şirket kurmuştur. Şirket sermayesinin büyük kısmı (1000 hisseden 993’ü)
kendine ait olan Bendenoun şirketin yönetim kurulu başkanlığı ve yönetici
direktörlük görevlerini yürütüyordu. Faaliyetleri sonucunda hakkında bir gümrük,
bir vergi ve bir ceza davası açılmış, davalar birbirine az veya çok paralel şekilde
yürümüştür.
Bendenoun 9 Eylül 1986 tarihinde Komisyona başvurmuştur. Ceza ve idare
mahkemelerinde adil yargılanma hakkına (Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. fıkrası)
atıfla, vergi mercileri tarafından idare mahkemesine kendisi aleyhinde bazı deliller
gönderilmesine karşın gümrük dosyasının bütününü görme imkanından mahrum
bırakıldığından şikayetçi idi. Bendenoun ayrıca ulusal mahkemelerce verilen
kararlar sonucunda Fransız Devletine yüklü tutarlar ödemek durumunda
kalmasından ötürü mülkiyet hakkının (1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi) ihlal
edildiğini iddia etmekteydi. Komisyon 6 Temmuz 1990 tarihinde başvurunun ceza
davasıyla ilgili kısmının kabul edilemez, geri kalanını ise kabul edilebilir olduğuna
hükmetmiştir. Komisyon 10 Aralık 1992 tarihli raporunda (31. Madde) 2’ye karşı
10 oyla 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiği ve oybirliğiyle davanın ayrıca 1
Numaralı Protokolün 1. Maddesi kapsamında ele alınması gerektiği yönünde görüş
bildirmiştir. Dava 19 Şubat 1993 tarihinde AİHM’ye havale edilmiştir.
AİHM eldeki bilgiler ışığında, belge temin edilmemesinin savunma hakkının veya
silahların eşitliği ilkesinin ihlaline yol açmadığı kanaatine varmıştır. AİHM
oybirliğiyle 6. Maddenin 1. fıkrasına uygun hareket edildiğine ve bu fıkranın ihlal
edilmediğine hükmetmiştir. Bendenoun AİHM önünde 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesine atıfta bulunmadığı için, AİHM davayı bu açıdan incelememiştir.
Hentrich – Fransa Davası (no. 13616/88)
22.09.1994
Hentrich ve kocası Mayıs 1979’da Strasbourg’da 6.766 m2
imarsız arsa
almışlardır. Satış, SAFER’in (Bölgesel Kalkınma ve Kırsal Yerleşim Kurumu) iki ay
içerisinde arazi üzerinde şufa hakkını kullanmaması kaydına bağlı olarak
gerçekleştirilmiştir. Harçlar yatırılmış ve satış ana vergi dairesinde tescil
edilmiştir. SAFER’in iki aylık yasal süre içerisinde şufa hakkını kullanmaması
nedeniyle satış yürürlüğe girmiştir. Şubat 1980’de başvuranlara icra memuru
tarafından şufa kararı bildirilmiştir.
Hentrich, vergi mercilerinin Genel Vergi Kanununun 668. Maddesine istinaden
şufa hakkını kullanmaları nedeniyle 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin ihlal
edildiğini iddia etmiştir. Başvuran ayrıca Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. ve 2.
fıkralarına aykırı olarak, davasını Fransız mahkemelerine taşımak için yeterli veya
uygun iç hukuk yollarının bulunmadığını ileri sürmüştür.
AİHM, davanın bütün olguları ışığında şufa hakkının ifasında kurban olarak seçilen
Hentrich’e “bireysel ve aşırı yük” getirdiğini, bu tedbire etkin biçimde itiraz
edebileceği bir imkan olması durumunda bu yükün meşru hale gelebileceğini, Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
oysa böyle bir imkanın kendisine tanınmadığını, dolayısıyla “mülkiyet hakkının
korunması ile kamu çıkarı arasında adil bir denge” kurulamadığını kaydetmiştir.
AİHM:
- 4’e karşı 5 oyla 1 Numaralı Protokolün ihlal edildiğine;
- oybirliğiyle adil yargılanma hakkının, dolayısıyla 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlal
edildiğine;
- oybirliğiyle yargılama süresinin aşırı uzun olması nedeniyle 6. Maddenin 1.
fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Gasus Dosier- und Fördertechnik GmbH – Hollanda Davası (no. 15375/89)
23.02.1995
Gasus Dosier- und Fördertechnik GmbH Alman hukukuna göre kurulmuş bir
şirkettir ve merkezi Almanya Würzburg’dadır. Şirket 1980 Haziranında Hollandalı
bir firmaya bir beton mikseri ve yardımcı ekipmanlarını satmış, satış anlaşmasına
malların mülkiyetinin ücreti tamamen ödenene değin kendisinde kalacağı şartını
eklemiştir. 31 Temmuz 1980 tarifinde Vergi İcra Dairesi, Genel Vergi Tahsilat Ofisi
tarafından çıkarılan üç icra ilamı gereğince Hollandalı firmanın tesislerindeki bütün
taşınır malları icra yoluyla satış için haczetmiştir.
Başvuran, 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesine istinaden beton mikserinin vergi
mercileri tarafından haczedilerek satılmasından şikayetçi idi.
AİHM, bu davada şikayetçi olunan müdahalenin, vergi mercilerinin 1845 sayılı
Vergi Tahsilatı Kanununun (Invorderingswet) 16/3. Maddesinde öngörülen
yetkilerini kullanmalarından kaynaklandığını kaydetmiştir.
Vergi borçlarına ilişkin icra işlemlerinde vergi mercilerine ticari borç alacaklılarına
nazaran daha fazla yetki verilip verilmeyeceğinin, verilecekse bu yetkinin hangi
düzeyde olacağının tayininde yasama organına geniş bir takdir hakkı tanınmalıdır.
AİHM, yasama organının bu konularda makul bir zemine dayanan her türlü
değerlendirmesine saygı gösterecektir.
AİHM 3’ e karşı 6 oyla, ücretinin tamamı ödenene dek mülkiyetinin kendisine ait
olduğunu iddia ettiği beton mikserinin vergi makamlarınca haczedilmesinin ve
ardından alıcının vergi borçlarının tahsili çerçevesinde satılmasının 1 Numaralı
Protokolün 1. Maddesinin ihlali anlamına gelmediğine hükmetmiştir.
A.P., M.P. ve T.P. – İsviçre Davası (no. 19958/92)
29.08.1997
Zürih kantonunda yaşayan 3 İsveç vatandaşı olan başvuranlar, 1984 yılında ölen
P.’nin dul eşi ve oğullarıdır. Başvuranların redd-i miras edebilmeleri için tanınan 3
aylık süre Mayıs 1984’te sona ermiştir. P. ölümünden önce bazı vergilerini
ödemediği için, başvuranlar hakkında vergi mercileri tarafından dava açılmıştır.
Ocak 1990’da başvuranlara Doğrudan Federal Vergi İdaresi tarafından
müteveffanın ödenmemiş vergilerini ödemeleri emredilmiş, ayrıca para cezası
kesilmiştir.
AİHM başvuranların, müteveffanın kaçırdığı iddia olunan vergiler nedeniyle ceza
yaptırımına maruz kalmış olduklarını kaydetmiştir. Ancak, ceza hukukunun önemli
bir kuralı şudur ki, ceza gerektiren bir suç işlemiş bireyin cezai sorumluluğu
ölümünden sonra devam etmez. Dolayısıyla, 6. Maddenin 2. fıkrası ihlal edilmiştir
(2’ye karşı 7 oy). Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
Ulusal ve İl Yapı Kooperatifi, Leeds Kalıcı Yapı Kooperatifi ve Yorkshire
Yapı Kooperatifi – Birleşik Krallık Davası (no. 21319/93, 21449/93 ve
21675/93).
Birleşik Krallık’ta yapı kooperatiflerine yatırım yapanlar, elde ettikleri faiz geliri
üzerinden vergi ödemek zorundadırlar. Uygulamaya dönük nedenlerle ve ayrıca
yapı kooperatifleri ile Ulusal Gelir İdaresi arasındaki gönüllü düzenlemeler
çerçevesinde İdare, ödenen toplam faiz üzerinden hesaplanan bu bileşik vergiyi
(“bileşik oran vergisi – CRT”) kaynağında tahakkuk ettirmekteydi. Faiz gelirleri
yatırımcılara vergiden arındırılmış olarak ödenmekte, bundan doğan vergiler ise
yatırım yaptıkları kooperatif tarafından İdareye bileşik vergi olarak
yatırılmaktaydı.
Bileşik vergi, herhangi bir mali yıl sonunda geriye dönük 12 aya sari olarak yapı
kooperatifi tarafından ödenen faiz miktarı baz alınarak hesaplanmaktaydı. Bu
uygulama, 1986-1987 mali yılından itibaren geçerli olmak üzere kaldırılmıştır. O
tarihten itibaren geçilen yeni sistemde, tahakkuk edecek vergiler, mali yıl
boyunca ödenen cari faiz üzerinden üç aylık dönemler için hesaplanmaya
başlamıştır. Bu ise, ne eski sistem ne yeni sistem kapsamına girmeyen bir
“boşluk” doğurmuştur. Söz konusu boşluk birkaç aylık bir süreyi kapsamaktaydı.
AİHM, bu tedbirlerin kabul edilmesi öncesinde Parlamentoda uzun tartışmalar
yaşandığını, bu süreçte yapı kooperatiflerinin geçiş döneminde bahse konu boşluk
dönemine tekabül eden zaman diliminin vergilendirilmesinde dikkate alınmaması
yolunda ciddi lobicilik faaliyetleri yürüttüklerini kaydetmiştir. Parlamento ise bu
faiz gelirleri üzerinde vergi tahakkuk ettirilmesini amaçlamaktaydı; bu
düzenlemeler gereğince Ulusal Gelir İdaresine ödenen paralar, başvuranların
varlıklarına çifte vergi tahakkuk ettirilmesi veya hukuksuz biçimde el konması
sonucu ödenmiş değildi. AİHM’ye göre, 1991 yılında çıkarılan Maliye Yasasının 53.
Maddesinden amaç, 1986 tarihli Yönetmeliğin eksikliklerini gidermek idi. Kamu
yararına ilişkin olarak özel tüzel şahısların yeni bir vergi rejimine geçiş sürecinde
haksız yere nemalanmalarının ve vergi mevzuatındaki bazı kasıtsız kusurları
bahane ederek Hazine gelirlerini inkar etmelerinin önünü kamu yararına alma
gerekçesi düşünüldüğünde, bu tedbirin amacı meşru idi. AİHM oybirliğiyle 1
Numaralı Protokolün 1. Maddesinin ihlal edilmediğine, 1’e karşı 8 oyla bu
maddeyle bağlantılı olarak Sözleşmenin 14. Maddesinin ihlal edilmediğine,
oybirliğiyle 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlal edilmediğine, 1’e karşı 8 oyla bu
maddeyle bağlantılı olarak 14. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
J.J. – Hollanda Davası (no. 21351/93)
27.03.1998
Başvuran serbest çalışan bir vergi danışmanı idi. Başvuran Aralık 1989’da 38.656
gulden tutarında ek gelir vergisi için denetim geçirmiş ve kendisine aynı tutarda
para cezasına çarptırıldığına dair bir karar tebliğ edilmiştir. Başvuran İstinaf
Mahkemesinin Vergi Dairesine temyiz başvurusunda bulunmuştur. Mahkeme,
mahkeme harcı yatırılmadığı gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Başvuran,
mahkeme harcının ödenmemesinin mudii olduğu banka tarafından yapılan bir
hatadan kaynaklandığından bahisle bunun için kendisinin sorumlu
tutulamayacağı, ayrıca mahkeme harcının 6. Maddenin 1. fıkrasına aykırı olduğu
gerekçesiyle Yüksek Mahkemeye temyiz başvurusunda bulunmuştur. Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
Yüksek Mahkeme başvuruyu reddetmiştir. Başvuran, Sözleşmenin 6. Maddesinin
1. fıkrasına atıfla, Başsavcı tarafından Yüksek Mahkemeye sunulan mütalaaya
cevap verememesi nedeniyle mağdur olduğundan şikayetçi idi.
AİHM Yüksek Mahkemede görülen davada başvuran hakkında “cezai isnatta”
bulunulduğunu kaydetmiştir. Dolayısıyla, o davanın başvuran hakkında
doğurabileceği sonuçlar ve Başsavcının mütalaasının niteliği dikkate alındığında,
başvuranın Yüksek Mahkeme kararına karşı cevap verememesi sonucu davaya
katılma (çekişmeli yargılanma hakkı) hakkı ihlal edilmiştir. İlke olarak bu hak,
tarafların mahkeme kararını etkilemeye yönelik bütün deliller ve gözlemler
hakkında önceden bilgi alma ve bunlar üzerinde yorum yapabilme fırsatına sahip
olması anlamına gelmekteydi. Bu nedenle, AİHM oybirliğiyle Sözleşmenin 6.
Maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
J.B. – İsviçre Davası (no. 31827/96)
03.05.2001
Başvuran hakkında vergi kaçakçılığından işlem başlatılmış ve birçok kez
yatırımlarının olduğu şirketlerle ilgili bütün belgeleri teslim etmesi istenmiştir. Bu
istekleri yerine getirmemesi nedeniyle başvuran dört kez para cezasına
çarptırılmıştır.
AİHM, susma hakkının ve kendi aleyhinde tanıklık etmeme muafiyetinin, 6.
Maddenin 1. fıkrası çerçevesinde adıl yargılama kavramının özünde yatan
uluslararası standartlar olduğunu gözlemlemiştir. Görünüşe göre, yetkili merciler
başvuranı, kendisine yönelik vergi kaçakçılığı suçlamasıyla neticelenebilecek
belgeleri teslim etmeye zorlamışlardır.
AİHM oybirliğiyle 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine ve başvurana 2.000
İsviçre frangı maddi tazminat ile masraflar ve giderler için 10.409 İsviçre frangı
ödenmesine hükmetmiştir.
Ferrazzini – İtalya Davası (no. 44759/98)
12.07.2001
Başvuran ve başka bir kişi, başvuranın kurmuş olduğu, hisse sermayesinin
doğrudan ve dolaylı olarak neredeyse tamamının sahibi olduğu ve temsilciliğini
yaptığı A. şirketine arazi, mülk ve para aktarmışlardır. Turistler için çiftlik tatilleri
(tarım turizmi) düzenlemek amacıyla kurulan şirket, ilgili yasaya istinaden
yukarıdaki mal devrinden tahakkuk eden belirli vergilerde indirim talebiyle vergi
mercilerine başvurmuş ve gerekli vergi tutarını ödemiştir. AİHM’ye yapılan
başvuru üç dava ile ilgili idi. İlk dava sermaye kazanç vergisi ödenmesi ve diğer
iki dava ise geçerli damga vergisi, ipotek tescil vergisi ve sermaye kazancı vergisi
ile vergi indirimi başvurusu hakkında idi.
AİHM vergi konularının kamu otoritesinin istisnai haklarının özünde yer aldığını,
mükellef ile toplum arasındaki ilişkinin kamuya bakan yönünün bu noktada baskın
bir role sahip olduğunu kaydetmiştir. AİHM ayrıca 1 Numaralı Protokolün
mülkiyetin korunmasına dair 1. Maddesinde Devletlerin vergi tahsilatını teminen
gerekli gördükleri kanunları çıkarma haklarının mahfuz olduğunu kaydetmiştir
(bkz. mutatis mutandis Gasus Dosier- und Fördertechnik GmbH - Hollanda
davası, 23 Şubat 1995 tarihli karar, Par. 60). AİHM son olarak, her ne kadar
vergi mükellefi için parasal etki doğurmuş olsa da, vergi ihtilaflarının medeni hak
ve yükümlülükler kapsamı dışında bulunduğunu kaydetmiştir. Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
Dolayısıyla, 6. Maddenin 1. fıkrası bu davada uygulanamaz.
S.A. Dangeville – Fransa Davası (no. 36677/97)
16.04.2002
Başvurucu S.A. Dangeville bir sigorta aracılık firması olup 1978 yılında 292.816
frank tutarında katma değer vergisi ödemiştir. Ancak, 1 Ocak 1978 tarihinden
itibaren geçerli Avrupa Toplulukları Konseyinin 6 sayılı Direktifi ile “sigorta ve
reasürans işlemleri” ve ayrıca sigorta aracı şirketlerinin ve sigorta acentelerinin
bu işlemlerle ilgili hizmetleri için KDV muafiyeti getirilmiştir. Başvurucu şirket
1978 yılında ödediği KDV’nin iadesini talep etmiş, fakat bu talepler önce idare
mahkemesi ve ardından Fransız Danıştayı tarafından reddedilmiştir. Bu ret
kararının gerekçeleri arasında, bir direktifin iç hukuktaki bir hükmün yerini
alamayacağı gösterilmiştir.
2 Ocak 1986 tarihinde yayımlanan bir idari genelge ile ilgili döneme ait KDV borcu
olan aracı şirketlere yönelik hiçbir tedbire başvurulmayacağı açıklanmıştır. Bunun
üzerine başvurucu şirket bu defa tazminat davası açmıştır. Danıştay bu talebi de
reddetmiştir. Ancak, Danıştay aynı gün bu davadaki yaklaşımından farklı olarak,
aynı ticari faaliyetleri yürüten başka bir şirketin başvurusunu kabul etmiş ve
başvurucu şirketin ilk talebiyle aynı yöndeki taleplerini, yani sehven ödenen
KDV’nin iadesi talebini uygun bulmuştur.
AİHM başvurucu şirketin sehven ödediği KDV’nin iadesi için her iki başvurusunda
dile getirmiş olduğu talebin geçerli olduğunu kaydetmiştir. AİHM ayrıca başvurucu
şirketin mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kamu çıkarının korunmasına
yönelik olmadığına ve ölçüsüz olduğuna hükmetmiştir.
AİHM oybirliğiyle 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğine ve şikayetin
1 Numaralı Protokolün 1. Maddesiyle bağlantılı olarak 14. Madde kapsamında
incelenmesine yer olmadığına hükmetmiştir.
Janosevic – İsveç Davası ve Vastberga Taxi Aktiebolag ve Vulic – İsveç
Davası (no. 34619/97 ve 36985/97)
23.07.2002
İsveç vatandaşı Velimir Janosevic’in bir taksi şirketi bulunmaktaydı. Vastberga
Taxi Aktiebolag ise bir taksi şirketidir. Nino Vulic bu taksi şirketinin eski müdürü
idi. Stockholm İli vergi idaresinin 1994 – 1995 yıllarında taksi işletmecileri
hakkında yürüttüğü geniş bir soruşturma kapsamında İdare, iki taksi şirketinin
vergi denetimini gerçekleştirmiştir. Bu iki şirketin vergi beyannamelerinde
usulsüzlük olduğunu tespit eden İdare, şirketlerin hesaplarını kontrol etmiş ve
Janosevic’in 160.000, Vastberga Taxi Aktiebolag’ın 35.000 İsveç kronu ek vergi
ödemelerine karar vermiştir. Şirketine yüklenen bu vergi borcu sonrasında Vulic’in
vergi beyannameleri de kontrol edilmiş ve toplamda yaklaşık 58.000 kron
tutarında ek vergi ödemesi emredilmiştir.
Janosevic – İsveç Davası: AİHM, Vergi İdaresinin başvuranın
değerlendirmelerin gözden geçirilmesine yönelik talepleri hakkında karar
vermesinin neredeyse üç yıl sürdüğünü ve dolayısıyla davanın koşullarının
gerektirdiği ivedilikle hareket etmediğini, bunun sonucunda mahkemenin ek vergi
konması ile ilgili ana sorunlar hakkında karar vermesinin gereksiz bir şekilde
geciktiğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, başvuranın mahkemeye erişim hakkı
bağlamında Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
Vastberga Taxi Aktiebolag ve Vulic Davası: AİHM vergi idaresinin ve İl İdare
Mahkemesinin koşulların gerektirdiği ivedilikle hareket etmediklerini, dolayısıyla
mahkemenin ek vergi konması ile ilgili ana sorunlar hakkındaki kararlarında
gereksiz gecikmeler meydana geldiğini kaydetmiştir. İlk başvuranla ilgili olarak,
bu kararın verilmesindeki genel gecikme, mahkemeye erişim hakkı etkili olarak
sağlanmaması olarak ortaya çıkmıştır.
Her iki davada AİHM:
- oybirliğiyle başvuranların mahkemeye erişim hakları ile ilgili olarak Sözleşmenin
6. Maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
- oybirliğiyle başvuranların davalarının aşırı sürmesi sonucu Sözleşmenin 6.
Maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
- 1’e karşı 6 oyla başvuranların masumiyet karinesi ile ilgili haklarının ihlal
edilmediğine karar vermiştir.
Tasfiye edilen Buffalo Sri – İtalya Davası (no. 38746/97)
03.07.2003
Başvurucu Buffalo Sri şirketi, merkezi 2001 yılına kadar İtalya’da bulunan bir
limitet şirkettir. Kayıtlardan Buffalo Sri’nin, gönüllü tasfiyeye gittiği
görülmektedir. 1985-1992 yılları arasında başvurucu şirket Devlete tahakkuk
eden tutarın üzerinde vergi ödemiştir. Bunun sonucunda Devletten vergi iadesi
alma hakkı doğmuş, Devlet iade ödemelerine 1997 yılında başlamıştır. Ancak, o
sırada iade tutarlarının tamamı ödenmemiştir. O dönem içerisinde başvurucu
şirket bankalardan ve özel şahıslardan finansman temin etme yoluna gitmek
zorunda kalmıştır. Bu nedenle fazladan maliyet yüküne maruz kalmış ve Devletin
ödediği vergi iadelerinden yüksek faiz oranları ödemek durumunda kalmıştır.
AİHM başvurucu şirketin vergi iadesi ödemelerinde ölçüsüz gecikmelere maruz
kaldığını kaydederek 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
AİHM adil tazmin ile ilgili kararında, oybirliğiyle başvurucu firmaya 75.000
Avro tazminat ve ayrıca masraf ve giderler için 1.000 Avro ödenmesine
hükmetmiştir.
Eko-Elda Avee – Yunanistan Davası (no. 1016/02)
09.03.2006
Başvurucu Eko-Elda AVEE, petrol ürünlerinde uzmanlaşmış bir limitet şirkettir.
Şirket Haziran 1988’de 123.387.306 drahmi tutarında haksız gelir vergisi tahsil
edildiği gerekçesiyle vergi mercilerinden bu paranın kendisine geri ödenmesini
talep etmiştir. Vergi mercilerinin bu talebi reddetmesi üzerine, başvurucu şirket
bahse konu tutarın faiziyle birlikte kendisine ödenmesi talebiyle Atina İdare
Mahkemesinde dava açmıştır.
1993 Kasımında dava devam etmekteyken Devlet başvurucu şirkete söz konusu
tutarın bütününü ödemiştir. Şirket bu çerçevede talep etmiş olduğu gecikme faizi
tutarını azaltmıştır. Başvurucu şirket, vergi mercilerinin ödemede geciktiği vergi
iadesi için faiz ödemeyi reddetmelerinden şikayetçi idi.
AİHM, haksız yere ödenmiş verginin, başvurucu şirketin talebinden itibaren
yaklaşık 5.5 yıl sonra iade edildiğini gözlemlemektedir. Vergi mercilerinin bu
kadar bir uzun süre için gecikme faizi ödemeyi reddetmeleri, genel kamu çıkarı ile
bireysel çıkar arasındaki adil dengeyi bozmuştur. Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
AİHM 1 Numaralı Protokolün 1. Maddesinin ihlal edildiğine ve başvurucu firmaya
120.000 Avro maddi tazminat ve ayrıca masraf ve giderler için 4.000 Avro
ödenmesine hükmetmiştir.
Riener – Bulgaristan Davası (no. 46343/99)
23.05.2006
Başvuran, Avusturya’da kayıtlı bir şirketin müşterek sahibi ve ticari müdürü idi.
Başvuran ayrıca bir yabancı olarak Bulgaristan’da ekonomik faaliyetler
yürütmekteydi. Başvuran 1991-1995 yılları arasında zamanının çoğunu
Bulgaristan’da geçirmiştir. O zamandan bu yana Bulgaristan’da yaşamaktadır.
Sofya’daki yerel maliye idaresi 1 Temmuz 1992 tarihinde başvuranın faiziyle
birlikte 1 milyon ABD Doları özel tüketim vergisi borcu olduğuna karar vermiştir.
Bu kararın ardından, Pasaport Polisi başvurana yurtdışına çıkma yasağı koymuş
ve seyahat belgelerine el konmasına karar vermiştir. Başvuranın Avusturya
pasaportuna el konmuştur.
Mahkemeler, mahkeme kararları uyarınca ödemekle yükümlü olduğu yüklü
miktarda vergi borcu olduğu ve bunun da uluslararası seyahat amacıyla
kullanılabilecek pasaportlara el konması için yeter sebep teşkil ettiği gerekçesiyle
başvuranın itirazlarını reddetmişlerdir.
AİHM, yetkili mercilerin kararlarında ölçülülük ilkesini gereğince gözetmediklerini
ve başvurana getirilen seyahat yasağının süresi belirsiz otomatik bir tedbir
olduğunu kaydetmiştir. AİHM ayrıca ilgili hukuk ve uygulamalarda muğlaklık
bulunduğunu kaydetmiştir. Uzun süre devam ettirilen bu seyahat yasağı güdülen
amaçla, yani söz konusu verginin ödenmesini temin amacıyla orantılı değildi. Bu
nedenle, AİHM 4 Numaralı Protokolün 2. Maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
AİHM, başvuranın teoride seyahat yasağına itiraz etme olasılığı bulunmakla
birlikte, uygulamada ulusal mahkemelerin seyahat yasağının kanuna uygunluğunu
yalnızca usul bakımından incelediklerini ve şikayetin esasına bakmadıklarını
kaydetmiştir. Dolayısıyla, AİHM Bulgar hukukundaki inceleme kapsamının çok
sınırlı olduğundan bahisle oybirliğiyle Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
Burden – Birleşik Krallık Davası (no. 13378/05)
Büyük Daire Kararı
29.04.2008
İngiliz vatandaşı olan Joyce Burden (doğumu 1918) ve Sybil Burden (doğumu
1925) evlenmemiş iki kız kardeştirler ve Marlborough’da (Birleşik Krallık)
yaşamaktadırlar. Burden kardeşler hayatları boyunca birlikte yaşamışlardor ve
son 30 yıldır ebeveynlerinden miras kalan bir arazi üzerinde bulunan bir evde
ikamet etmektedirler. Kardeşlerin her biri bütün malvarlığının diğer kardeşe
bırakılmasını vasiyet etmiştir.
Her ikisi de 80’li yaşlarında olan kız kardeşler, biri öldüğünde diğerinin miras
vergisini ödemek için evi satmak zorunda kalacağından endişe duymaktaydı.
1984 yılında çıkarılan Miras Vergisi Yasası uyarınca şahısların malvarlığına %40
oranında miras vergisi uygulanmakta idi. Bu vergi, 2006-2007 vergi yılı için
285.000 sterlin (420.844 Avro) üzerindeki devirler ile 2007-2008 yılı için 300.000
sterlin (442.994 Avro) üzerindeki devirler için geçerli idi. Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
Devletler, farklı varis kategorileri ile ilgili miras vergisi muafiyeti konusunda farklı
politikalar benimsemişlerdir ve ilke olarak vergilendirme politikaları çerçevesinde
farklı kurallar tesis etmekte özgürdürler.
Büyük Daire, birlikte yaşamakta olan başvurucu kız kardeşlerin 14. Madde
kapsamında evli veya Medeni Ortaklık Yasası kapsamında çift olarak
değerlendirilemeyecekleri sonucuna varmıştır. Büyük Daire, bu nedenle 1
Numaralı Protokolün 1. Maddesiyle bağlantılı olarak 14. Maddenin ihlal
edilmediğine hükmetmiştir.
André ve Another – Fransa Davası (no. 18603/03)
24.07.2008
Başvuranlardan biri avukat, diğeri ise bir hukuk firmasıdır. Dava, başvuranların
müvekkili olup vergi kaçırdığından şüphelenilen bir şirket aleyhine delil temin
etmek amacıyla başvuranların ofisinin vergi müfettişleri tarafından aranması ile
ilgili idi. Başvuranlar, gerçekleştirilen arama ve el koyma faaliyetinin kanuna
aykırı olduğu şikayetiyle itirazda bulunmuşlardır. Bu itiraz Yargıtay tarafından
reddedilmiştir.
AİHM, başvuranların müvekkili olan şirketin çalışmalarına yönelik vergi denetimi
bağlamında, vergi müfettişliğinin başvuranları hedef almasının yegane nedeninin,
başvuranlar her ne kadar o sırada bir suç veya müvekkilleri hesabına bir
yolsuzluğa karıştığı isnadıyla yüz yüze kalmamakla birlikte, müvekkil şirketin
vergi kaçırdığına dair şüphelerin teyidi adına gerekli kontrollerin yapılması ve ilgili
belgelerin bulunması olduğunu kaydetmiştir.
AİHM etkili yargı denetimi olmadığı gerekçesiyle, oybirliğiyle 6. Maddenin 1.
fıkrasının (mahkemeye erişim hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
AİHM, arama ve el koyma faaliyetlerinin güdülen amaçla orantısız olduğundan
bahisle, oybirliğiyle 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Ruosalainen – Finlandiya Davası (13079/03)
16.06.2009
Başvuran, sahip olduğu minibüste dizel yakıta oranla vergisi daha düşük bir yakıt
kullanmakta ve bunun için fazladan vergi ödememekte idi. Başvuran, duruşma
yapılmaksızın küçük çaplı vergi yolsuzluğundan yaklaşık 120 Avro tutarında adli
para cezasına çarptırılmıştır. Başvuran bunun ardından açılan idari davada,
ödediği ve ödemek zorunda olduğu vergi miktarı arasındaki farkın, yetkililere bilgi
vermediği gerekçesiyle üçle çarpılarak 15.000 Avro ödemesine karar verilmiştir.
Başvuran kararı temyiz etmiş, fakat sonuç elde edememiştir.
AİHM, başvurana uygulanan her iki müeyyidenin de cezai yaptırım olduğuna karar
vermiştir. Her iki işlemin gerisindeki olgular aynı, yani kullandığı yakıtın vergisinin
dizel yakıta oranla daha düşük olması hakkında idi. Tek fark, ilk işlemde güdülen
amaçtı. İkinci yaptırım da aynı olgular üzerine bina edilmişti; dolayısıyla mükerrer
işlem söz konusu olmuştu. İkinci dava, 7 Numaralı Protokolün 4. Maddesinde
öngörüldüğü üzere yeni delillerin veya olguların temin edilmesi ya da önceki adli
işlemler sırasında sonraki davanın gidişatını kökten değiştirebilecek bir kusur
tespit edildiğinden ötürü açılmış değildi.
Dolayısıyla AİHM, 7 Numaralı Protokolün 4. Maddesinin ihlal edildiğine
hükmetmiştir. Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
Yehova Şahitleri Derneği – Fransa Davası (no. 8916/05)
30.06.2011
Başvuran (Yehova Şahitleri Derneği), merkezi Boulogne-Billancourt’ta (Fransa)
bulunan bir Fransız derneğidir. Derneğin asıl amacı “Yehova Şahitlerinin inancının
idamesini ve uygulanmasını desteklemek”tir. 250.000’den fazlası Fransa’da olmak
üzere dünya genelinde 17 milyondan fazla mensubunun bulunduğunu iddia eden
Yehova Şahitleri hareketi, kendini inançları bütünüyle İncil’e dayalı bir Hristiyan
dini olarak tarif etmektedir. Hareket “bağışlar”la finanse edilmektedir. Dava,
başvurucu dernek hakkında milyonlarca Avroluk bir ek vergi denetimi
uygulanması hakkında idi. Derneğe göre maruz kaldığı işlemlerde art niyet
güdülmüştü ve etkileri bakımından din özgürlüğünün ihlali söz konusu idi.
Derneğe yapılan bağışların vergilendirilmesinin yasal temeli Genel Vergi Kanunun
757. Maddesi idi. Bu maddenin hükmüne göre vergi makamlarına beyan edilen
bağışlar, bağış vergisine tabi idi. Bu madde ve başvurucu derneğin durumuna
uygulanması hususu öngörülebilir değildi. Zira kastedilen “bağış alıcı”
tanımlanmamıştı. Bu nedenle, bu hükmün tüzel şahısları, dolayısıyla başvurucu
derneği kapsayıp kapsamadığının bilinmesi mümkün değildi. AİHM 757. Madde
anlamında bağışların “beyan” edilmesi kavramıyla ilgili olarak, bu davanın,
muhasebe kayıtlarının vergi denetimi kapsamında teslim edilmesinin “beyan”
olarak kabul edildiği ilk dava olduğunu kaydetmektedir. Derneğin, “beyan”
koşullarının ayrıntılarına girilmeyen bu Maddeyi bu şekilde, yani bildirilen bağışlar
için vergi tahakkuk edeceği biçiminde yorumlayacağını öngörmek güçtür.
Başvurucu derneğe yapılan bağışların vergilendirilmesi vergi denetimi yapılmasına
bağlı olduğundan, vergi kanunun bu konuda uygulanacağının öngörülebilmesi
mümkün değildir. Dolayısıyla, AİHM oybirliğiyle 9. Maddenin (din özgürlüğü) ihlal
edildiğine hükmetmiştir.
AİHM adil tazmin ile ilgili kararında, Fransa’nın başvurucu derneğe haksız
ödediği vergilere karşılık 4.590.295 Avro ve ayrıca masraf ve giderler için 55.000
Avro ödemesine karar vermiştir. AİHM ayrıca bu kararla vergi mercilerinin
bağışlardan vergi tahsil etmelerinin önünün alınmasının amaçlandığını ve gecikme
faizinin de 9. Maddenin ihlalini önlemek adına uygun bir kanun yolu teşkil
edeceğini kaydetmiştir. AİHM ilk kez bu davada vergilendirme konusunda 46.
Maddeyi uygulamıştır.
Segame Sa – Fransa Davası (no. 4837/06)
07.06.2012
Dava diğer hususların yanısıra kıymetli metal, mücevher, sanat eseri, koleksiyon
eseri ve antika gelirlerine ek vergi uygulanmasına ilişkin ek vergi
değerlendirmesine tabi tutulan halka açık bir limitet şirket hakkında idi.
Başvurucu şirket, idare mahkemelerinin ödenmemiş vergilere uygulanan para
cezasını değiştirmedikleri şikayetiyle AİHM’ye başvurmuştur.
AİHM, başvurucu şirketin idare mahkemelerine talebini destekleyecek geçerli
olgusal ve hukuki argümanları sunamadığını kaydetmiştir. Başvurucu şirket
özellikle verginin Topluluk hukukuna uygun olmadığını iddia ederek vergi
değerlendirmesinde kullanılan matrahın tabanını ayrıntılı biçimde izah etmiştir.
Oysa, idari yargı istinaf mahkemesi bu matrahı düşürmüştür. Bilgi Notu – Vergilendirme Basın Birimi
AİHM, para cezasının ödenmemiş verginin belli bir oranı baz alınarak belirlendiği
gerçeğini, vergi uyuşmazlıklarının kendine özgü niteliğini ve ceza oranını dikkate
alarak, 6. Maddenin 1. fıkrasının ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Basın İrtibat:
echrpress@echr.coe.int
tel: +33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Zorla çalıştırma ve insan ticareti

Mesaj gönderen Admin »

Ev işçileri

Siliadin – Fransa Davası (başvuru no. 73316/01)
26 Temmuz 2005
Togo vatandaşı Siliadin, 1994 yılında okumak amacıyla Fransa’ya gelmiş, fakat
bunun yerine Paris’te özel bir konutta ev hizmetçisi olarak çalıştırılmıştır.
Pasaportuna el konarak yıllar boyunca ücretsiz ve tatilsiz olmak suretiyle günde
15 saat çalıştırılmıştır. Siliadin ev kölesi haline getirildiğinden şikayetçi idi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Siliadin’in işverenleri tarafından
köleleştirilmediğini, zira işverenleri her ne kadar üzerinde kontrol sahibi olsalar da
kendisini bir “nesne mesabesine indirgeyici hakiki bir yasal zilyetliği haiz
olmadıklarını” kaydetmiştir. Ancak, AİHM, o sırada yürürlükte olan ceza
kanununun başvuranı yeterince korumadığını ve sonradan değiştirilmiş olsa dahi
bu kanun değişikliğinin başvuranın durumuna uygulanabilir olmadığını
kaydetmiştir. AİHM, Siliadin’in kul durumunda tutulduğu, dolayısıyla Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 4. Maddesinin (kölelik, kullaştırma, zorla veya zorunlu
çalıştırma yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
C.N. – V. – Fransa Davası (no. 67724/09)
11 Ekim 2012
Dava, 16 ve 10 yaşında Burundili öksüz iki kız kardeşin köleleştirildikleri veya
zorla ya da zorunlu çalıştırıldıkları (teyze ve eniştelerinin evinde ücretsiz ev işi
yaptırma) iddiaları ile ilgili idi.
Devletin köleleştirme ve zorla çalıştırmayla etkili mücadeleyi mümkün kılacak
yasal ve idari çerçeveyi tesis etmemesi nedeniyle ilk başvuranla (C.N.) ilgili olarak
4. Madde (kölelik ve zorla çalıştırma yasağı) ihlal edilmiştir;
Devletin köleleştirme ve zorla çalışma olaylarını etkili biçimde soruşturma
yükümlülüğü konusunda ilk başvuranla (C.N.) ilgili olarak 4. Maddenin ihlali söz
konusu değildir;
İkinci başvuranla (V.) ilgili olarak 4. Madde ihlal edilmemiştir;
AİHM özellikle C.N’nin Burundi’ye geri gönderilme tehdidiyle zorla veya zorunlu
çalıştırıldığı, bilhassa yaptırılanların niteliği ve miktarı açısından, ücretli bir meslek
erbabı tarafından yapılması halinde iş olarak nitelenecek faaliyetlerin aile
dayanışması veya aile yaşamını paylaşma kapsamında değerlendirilecek
faaliyetlerden ayrılması gerektiği sonucuna varmıştır. AİHM ayrıca C.N’ninBilgi Notu – Zorla çalıştırma ve insan ticareti Basın Birimi
durumunun değişmediğini ve değişecek gibi görünmediğini düşünmesi nedeniyle
kendisinin köle olarak tutulduğunu kaydetmiştir. AİHM son olarak Fransa’nın
Sözleşmenin 4. Maddesi kapsamında zorla çalıştırmayla mücadele
yükümlülüklerini yerine getirmediğine hükmetmiştir.
Derdest davalar
Elizabeth Kawogo – Birleşik Krallık Davası (no. 56921/09)
Tanzanya vatandaşı başvuran Kasım 2006’ya kadar geçerli çalışma vizesiyle
Birleşik Krallık’a gelmiş, vizesi sona erdikten sonra aylar boyunca eski işvereninin
ebeveynlerinin hizmetlerini görmeye mecbur bırakılmıştır. Her gün sabah 7’den
gece 10.30’a kadar çalıştırılmış ve karşılığında kendisine hiçbir ücret
ödenmemiştir. Başvuran 2007 Haziranında kaçmıştır. 4. Maddeye istinaden zorla
çalıştırıldığından şikayetçidir.
Haziran 2010’da Hükümete tebliğ edilmiştir.
C.N. – Birleşik Krallık Davası (no. 4239/08)
Uganda vatandaşı başvuran, Uganda’da cinsel tacizden kaçarak sahte pasaportla
Birleşik Krallık’a geldiğini iddia etmektedir. Ülkeye giriş yaptıktan sonra belgeleri
elinden alınmış ve Parkinson hastası bir yaşlının bakımında çalıştırılmıştır. Hem
gece hem gündüz çalışmaya zorlandığı halde kendisine hiçbir ücret
ödenmemiştir. Sürekli tecrit halinde tutulmuş, şiddet ve sınırdışı edilmekle tehdit
edilmiştir. O sırada yürürlükte bulunan kanunlarda kullaştırma ve zorla çalıştırma
suçları yer almadığı için İngiliz mahkemelerinden koruma talebinde
bulunamadığından bahisle, Birleşik Krallık’ın özellikle 4. Maddeyi ihlal ettiğinden
şikayetçidir.
Mart 2010’da Hükümete tebliğ edilmiştir.
İnsan ticareti ve/veya fuhuşa zorlama
Rantseva – Kıbrıs ve Rusya Davası (no. 25965/04)
7 Ocak 2010
Başvuranın kızı Mart 2001’de çalışmak için gittiği Kıbrıs’ta ölmüştü. Başvuran,
Kıbrıs polisinin kızını hayattayken insan ticaretinden korumak ve ölümünden
sonra sorumluları cezalandırmak için ellerinden gelen gayreti göstermediğinden
şikayetçi idi. Başvuran ayrıca Rus makamlarının kızının satılmasını ve ölümünü
araştırmadaki başarısızlıklarından ve kızını insan ticareti riskinden
koruyamadıklarından şikayetçi idi.
AİHM, köleleştirme gibi insan ticaretinin de insanlara alınıp satılacak mal ve zorla
işe koşulacak meta muamelesi anlamına geldiğini ve 4. Madde kapsamında
yasaklandığını kaydetmiştir. AİHM, Kıbrıs’ın 4. Maddeyi ihlal ettiğine
hükmetmiştir: Kıbrıs insan ticaretiyle mücadeleye matuf uygun yasal ve idari
çerçeveyi tesis etmemiştir ve polis, insan ticareti kurbanı olabileceği yönünde
muteber kuşkular bulunmasına karşın Rantseva’yı koruyamamıştır. AİHM
Rusya’nın da 4. Maddeyi ihlal ettiğine hükmetmiştir: Rusya Rantseva’nın insanBilgi Notu – Zorla çalıştırma ve insan ticareti Basın Birimi
tacirlerinin eline nasıl ve nerede geçtiğini araştırmamış ve özellikle bu tacirleri ve
kullandıkları yöntemleri tespit etmek için gerekli adımları atmamıştır.
Kaya – Almanya Davası (31573/02)
28 Haziran 2007
Başvuran yaklaşık 30 yıl Almanya’da yaşamış bir Türk vatandaşıdır. 1999 yılında
nitelikli insan ticaretine teşebbüs, nitelikli darp ve diğer bazı suçlardan mahkum
edilmiştir; mahkemeler iki kadını fuhuşa zorlamak için darp ettiğini, partnerinin
çoğunu fuhuştan kazandığı parasını zorla elinden aldığını, başka bir kadını fuhuş
yaptırarak üzerinden para kazanmak amacıyla zorla tuttuğunu tespit etmiştir.
Başvuran, cezasının üçte ikisini çektikten sonra, mahkemelerin, halen toplum için
tehdit oluşturduğu sonucuna varmaları sebebiyle, Nisan 2001’de Almanya’dan
Türkiye’ye sınır dışı edilmiştir. Kaya, Almanya’dan sınır dışı edilmesinin özel
hayatını ve aile hayatını ihlal ettiğini iddia etmekteydi.
AİHM, özellikle Almanya’da oldukça ciddi suçlardan mahkum edildiğini ve
nihayetinde yeniden Almanya’da dönmesinin mümkün olduğunu göz önünde
tutarak Kaya’nın sınır dışı edilmesinin Sözleşmeye uygun olduğuna hükmetmiştir.
8. Madde ihlal edilmemiştir.
L.R. – Birleşik Krallık Davası (no. 49113/09)
14 Haziran 2011
Başvuran, bir Arnavut’un kendisini İtalya’dan Birleşik Krallık’a kaçırdığını, bu
ülkede zorla fuhuş yaptırdığını ve fuhuştan gelen bütün parayı elinden aldığını
iddia etmekteydi. Başvuran kaçmış ve gizli bir sığınma evinde yaşamaya
başlamıştır. Başvuran, Birleşik Krallık’tan Arnavutluk’a sınır dışı edilmesinin 4.
Maddeye aykırı muamele görmesine yol açacağını iddia etmekteydi.
AİHM Birleşik Krallık’ın başvuran ve babasına mülteci statüsü verdiğini, dolayısıyla
şahısların Arnavutluk’a sınırdışı edilmeleri riski kalmadığını tespit etmiş ve davayı
incelemeyi durdurmuştur. Hükümet ayrıca hasıl olan mahkeme masraflarını
ödemeyi kabul etmiştir.
D.H. – Finlandiya Davası (no. 30815/09)
28 Haziran 2011
1992 doğumlu bir Somali vatandaşı olan başvuran, 2007 Kasımında bir tekneyle
Mogadişu’dan kaçarak İtalya’ya gelmiştir. Başvuran, Mogadişu’da ülkenin idari
yapılarının çökmesinin ardından orduya katılmaya zorlandığını ve hayatının genç
Somalili askerleri yakalayıp öldüren Etiyopya askerlerinin elinde olduğunu iddia
etmekteydi. İtalyan mercileri başvuranı 2007 kışında Roma sokaklarına
bırakmışlar, hiçbir yardımda bulunmamış veya kaynak desteği sağlamamışlardır.
Soğukta sürekli aç dolaşmak zorunda kalmış, fiziksel ve sözlü tacize uğramış,
yardım için sığındığı Milano polisinden de aynı muameleyi görmüştür. Şubat
2010’da Finlandiya’ya kaçırılmış, bu ülkeye yaptığı iltica başvurusu reddedilmiştir.
Başvuran, İtalya’da iade edilmesi halinde, özellikle yalnız bir küçük olmasından
dolayı insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz kalma tehlikesi
bulunduğunu iddia etmekteydi.
AİHM, Finlandiya’nın başvurana sürekli oturma izni verdiğini ve sınırdışı
edilmesinin söz konusu olmadığını tespit etmiş ve davayı incelemeyiBilgi Notu – Zorla çalıştırma ve insan ticareti Basın Birimi
durdurmuştur. AİHM bu davadaki şikayetlere yol açan konunun böylelikle
çözüldüğünü kaydetmiştir.
M. ve Diğerleri – İtalya ve Bulgaristan Davası (40020/03)
31 Temmuz 2012
Roman kökenli Bulgar vatandaşı başvuranlar, iş bulmak için İtalya’ya
geldiklerinde kızlarının özel şahıslar tarafından silah tehdidiyle tutularak çalışmaya
ve hırsızlığa zorlandığını ve Ghislarengo köyünde bir Roman ailesinin elinde cinsel
istismara uğradığını iddia etmekteydiler. Başvuranlar, İtalyan makamlarının
olayları yeterince araştırmadıklarını, dolayısıyla 4. Maddenin ihlal edildiğini iddia
etmekteydiler.
AİHM insan ticareti şikayetini destekler nitelikte bir delil bulunmadığını
kaydetmiştir. Ancak, AİHM, İtalyan makamlarının başvuranların o sırada reşit
olmayan kızlarının Vercelli ilinde bir villada defaatle dövülüp ırzına geçildiği
yönündeki iddialarını etkili biçimde araştırmadıklarını kaydetmiştir. Birinci
başvuranın özel şahıslardan kötü muamele gördüğü iddiasının araştırılması ile
ilgili olarak 3. Madde ihlal edilmiştir. İtalyan makamlarının ilk başvuranın serbest
bırakılmasına ilişkin attıkları adımlarla ilgili olarak 3. Madde ihlal edilmemiştir.
Profesyonel hizmetler: avukatlar vb.
Steindel – Almanya Davası (no. 29878/07)
14 Eylül 2010 (kabul edilebilirlik kararı)
Dava kabul edilemez ilan edilmiştir
Van der Mussele – Belçika Davası (no. 8919/80)
23 Kasım 1983
Avukatlık stajı yapmakta olan başvurandan, yoksul sanıklara ücretsiz avukatlık
hizmeti vermesi istenmiştir. Başvuran bunun zorla çalıştırma anlamına
geldiğinden şikayetçi idi.
AİHM 4. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir: Van der Mussele’den talep
edilen ücretsiz adli yardım mesleğiyle alakalı idi; bu sayede münhasıran
mahkeme önüne çıkma gibi bazı avantajlar elde etmiş ve bu da mesleki eğitimine
katkıda bulunmuştur. Yerine getirdiği adli yardım talebi, Sözleşmeyle güvence
altına alınan başka bir hakla (Madde 6(1), adli yardım hakkı) ilgili olup 4.
Maddenin 3. fıkrasında yer alan “olağan yurttaşlık yükümlülükleri” kapsamında
düşünülebilir. Son olarak, Van der Mussele insanları ücretsiz olarak müdafaa
etmesi nedeniyle ücretli çalışacak yeterli zamandan mahrum kalmamıştır.
Karol Mihal – Slovakya Davası (no. 23360/08)
28 Haziran 2011
Adli infaz memuru olan başvuran, bir mahkeme kararının infazı için çalıştığı
sırasında hasıl olan masrafların kendisine geri ödenmediğinden şikayetçi idi.
Başvuran, bu durumda yaptığı işin zorla çalıştırma anlamına geldiğini iddia
etmekteydi.Bilgi Notu – Zorla çalıştırma ve insan ticareti Basın Birimi
AİHM başvuranın maruz kaldığı külfetin aşırı, orantısız veya başka açılardan kabul
edilemez olmadığından bahisle başvuruyu reddetmiştir.
Stefan Bucha – Slovakya Davası (no. 43259/07)
20 Eylül 2011 (kabul edilebilirlik kararı)
Avukat olan başvuran, ücretsiz adli yardım programı kapsamında bir kişiyi temsil
etmekle görevlendirilmiştir. Başvuran, Anayasa Mahkemesinin, içtihadına aykırı
hareket ederek bu Mahkemede sözlü duruşmaya katılmasından hasıl olan
masrafların kendisine iadesi talebini reddettiğinden şikayetçi idi. Başvuran 4.
Maddenin ihlal edildiğini iddia etmekteydi.
Dava kabul edilemez ilan edilmiştir.
Tutulma esnasında çalıştırılma
Van Droogenbroeck – Belçika Davası (no. 7906/77)
24 Haziran 1982
Van Droogenbroeck hırsızlık suçundan mahkum edilmiş ve iki yıllık hapis cezasının
infazının ardından yeniden tutulma ihtimali saklı kalmak üzere belirli bir süre
kamu hizmeti görmesine karar verilmiştir. Başvuran “idarenin kaprisleri”
nedeniyle köleleştirildiğinden ve tasarruf amacıyla zorla çalıştırıldığından şikayetçi
idi.
AİHM 4. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. AİHM, Droogenbroeck’in
durumunun kölelik olarak değerlendirilebilmesi için özgürlüğünden ciddi biçimde
mahrum edilmesi gerektiğini, oysa durumun böyle olmadığını kaydetmiştir. Bunun
dışında, kendisinden yapması istenen iş o bağlamda olağan kabul edilenden ağır
bir iş değildi ve bununla kendisine yardım etmek ve yeniden topluma
kazandırılmasını sağlamak amaçlanmıştı.
De Wilde, Ooms ve Versyp (“Serserilik davaları”) – Belçika Davası (no.
2832/66, 2835/66 ve 2899/66)
18 Haziran 1971
Serseri oldukları tespit edilen başvuranlar ilgili rehabilitasyon merkezlerinde
tutulmuş ve çok düşük bir ücretle çalıştırılmışlardır. Başvuranlar, komik ücretlerle
ve disiplin cezası kaygısıyla çalışmaya zorlanmaktan şikayetçi idiler.
AİHM, başvuranlara göçebe merkezlerinde yaptırılan işlerin Sözleşme kapsamında
izin verilen sınırları aşmadığını, bu işlerle serserilerin rehabilitasyonunun
amaçlandığını ve durumun Avrupa Konseyine Üye Devletlerin pek çoğunda benzer
olduğunu kaydederek 4. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Askerlik hizmeti veya alternatif kamu hizmeti
W., X., Y. ve Z. – Birleşik Krallık Davası (no. 3435/67, 3436/67, 3437/67
ve 3438/67)
19 Temmuz 1968 (Avrupa İnsan Hakları Komisyonu kararı)Bilgi Notu – Zorla çalıştırma ve insan ticareti Basın Birimi
15 ve 16 yaşlarında dört genç 9 yıl boyunca İngiliz donanmasında görev
yapmışlardır. Farklı kişisel nedenlerle terhis talepleri yetkili mercilerce
reddedilmiştir. Başvuranlar kul olarak tutulduklarından şikayetçi idiler.
Komisyon başvuranların askerlik hizmetinin 4. Maddenin 1. fıkrası anlamında
kullaştırmaya tekabül etmediğinden bahisle başvuruları reddetmiştir.
Basın İrtibat:
+33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Hükümlülerin Oy Kullanma Hakkı

Mesaj gönderen Admin »

Derdest dava

Gladkov - Rusya Davası (no. 15162/05)
19.10.2009’da tebliğ edilmiştir.
Scoppola - İtalya Davası No. 3 (no. 126/05) Büyük Daire Kesinleşmiş Kararı
1
22.05.2012
Dava, Scoppola'nın cinayetten aldığı ömür boyu hapis cezasıyla bağlantılı olarak
kendisine verilen memuriyet yasağının, oy kullanma hakkını tamamen
kaybetmesine yol açtığından şikayetçi olmasıyla ilgili idi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 Numaralı Protokolünün 3. Maddesi (serbest
seçim hakkı) ihlal edilmemiştir.
AİHM özellikle İtalyan yasalarına göre Devlete ya da yargı sistemine karşı belli
suçlardan mahkum olmuş ya da en az üç yıl hapisle cezalandırılan mahkumların
oy kullanma hakkını kaybettiğini kaydetmiştir. Dolayısıyla AİHM'in Hirst No. 2 -
Birleşik Krallık Davasının (no. 74025/01) Ekim 2005 tarihli kararında (bkz.
aşağı) tespit ettiği İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 Numaralı Protokolünün 3.
Maddesinin ihlali türünden genel, otomatik, ayrım yapmadan uygulanan bir ihlal
söz konusu değildir.
Dolayısıyla AİHM, Hirst No. 2 kararını teyit ederek suçlarının tabiatı ya da
ciddiyetine bakmaksızın hapisteki tüm mahkumların genel, otomatik ve
fark gözetmeyen bir şekilde oy kullanmaktan alıkonulmasının, 1
Numaralı Protokolün 3. Maddesine (serbest seçim hakkı) aykırı olduğu
olduğunu kaydetmiştir. Bununla birlikte AİHM, üçüncü taraf olarak görüş
bildirme izni verilen Birleşik Krallık Hükümetin savını kabul etti; buna göre her
Devlet hem oy kaybına yol açacak suçun türleri bakımından hem de hak kaybına
münferit bir davada bir hakim tarafından mı yoksa bir yasanın genel olarak
uygulanması sonucu mu karar verileceği konusu açısından bu yasağın
uygulanmasında geniş bir takdir yetkisine sahiptir.

1
Büyük Daire kararları kesindir (Sözleşmenin 44. Maddesi). Kesinleşen tüm kararlar
uygulanıp uygulanmadıklarını denetleyecek Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine
gönderilir. Uygulama süreci hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.
www.coe.int/t/dghl/monitoring/execution.Bilgi Notu - Hükümlülerin oy kullanma hakkı Basın Birimi
Basın bildirisi: Büyük Dairenin Scoppola (no. 3) kararının Greens ve M.T. - Birleşik
Krallık Davası açısından doğurduğu sonuçlar.
Greens ve M.T. - Birleşik Krallık Davası (no. 60041/08 ve 60054/08) - Büyük
Daire Kesinleşmiş Kararı
23.11.2010
Dava, Birleşik Krallık'ta tutulan mahkumların ulusal seçimlerde ve Avrupa
seçimlerinde oy kullanmasına genel bir yasak getiren mevzuatın düzeltilmemesi
ile ilgili idi.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi (serbest seçim hakkı) ihlal edilmiştir.
Adil karşılık: ihlalin tespiti yeterli; masraflar için 5.000 Euro.
2
AİHM, ihlalin Birleşik Krallık'ın Hirst No. 2 davasındaki Büyük Daire kararını
uygulamamasından kaynaklandığını tespit etmiştir.
Kararın İcrası
2.500 adet benzer başvuru almış olan AİHM, pilot karar prosedürünü
3
uygulama kararı almış ve söz konusu ihtilaflı yasayı/yasaları Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesine uygun hale getirecek yasal değişiklikleri yapmak üzere Birleşik
Krallık hükümetine Greens ve M.T. kararının kesinleştiği tarihten itibaren altı ay
süre vermiştir. AİHM aynı zamanda yasal değişiklikler yapılıncaya kadar benzer
davaları incelememeye de karar vermiştir ve yasal değişikliklerden sonra kayıtlı
tüm benzer davaları listeden çıkarmayı önermektedir.
Karar 11 Nisan 2011 tarihinde kesinleştiği için Birleşik Krallık mercilerinin bir
Eylem Planı sunabilecekleri son tarih 11 Ekim 2011 idi. Scoppola No. 3
(yukarıda) davasındaki hüküm verilemesinden sonra 30 Ağustos 2011 tarihinde
bu tarih altı ay uzatılmıştır. Anında kesinleşen Scoppola No. 3 kararı, Greens ve
M.T. kararında bahsi geçen altı aylık sürenin 22.05.2012 tarihinde başlayacağı
anlamına gelmektedir.
Bir hakim tarafından verilen oy hakkı kaybı kararı ile bağlantılı olarak
Frodl - Avusturya Davasında (no. 20201/04, 8.4.2010 Büyük Daire kararı) AİHM,
özellikle oy hakkı kaybı kararının tek hakim tarafından alınmaması yüzünden 1
Numaralı Protokolün 3. Maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Başvuran,
Avusturya'da adam öldürmekten dolayı ömür boyu hapis yatan bir mahkum idi;
kasıtlı olarak işlenen bir suçtan dolayı bir yıldan fazla hapis yatan bir mahkumun
oy kullanmasını yasaklayan Ulusal Meclis Seçim Yasası uyarınca oy kullanma hakkı
elinden alınmıştı.

2
Bununla birlikte AİHM bundan sonraki davalarda bu tür hukuki masrafları yapılmasını
büyük olasılıkla gerekli ya da makul bulmayacağını ve bu şekilde karar vermeyeceğini
kaydetmiştir.
3
Pilot karar usulü, bu tarz mükerrer davaların altında yatan yapısal sorunları tespit ederek
ilgili Devletlere bu sorunları ortadan kaldırma konusunda yükümlülük getirme tekniği
olarak geliştirilmiştir.Bilgi Notu - Hükümlülerin oy kullanma hakkı Basın Birimi
Bununla birlikte Scoppola No. 3 - İtalya Davasındaki Büyük Daire Kararına
göre ilkesel olarak tek hakimin müdahale ederek mahkumların oy kullanma
hakları üzerindeki kısıtlamaların orantılı olmasını sağlaması açık bir şekilde olası
ise de bu kısıtlamalar sırf tek hakim tarafından belirlenmedi diye otomatik, genel
ve ayrım gözetmeyen olacak diye bir şey söz konusu değildir.
Hirst No. 2 – Birleşik Krallık Davası (no. 74025/01) – Büyük Daire kararı
6.10.2005
Hükümlülerin oy kullanma hakları konusundaki genel bir yasak
konusunda
AİHM, 1980 yılında hapse atılan (1994 yılında serbest bırakılan) başvuranın,
(1983 tarihli Halkın Temsili Yasasının 3. Bölümü uyarınca) mahkum olarak
statüsünden dolayı ve hapiste geçirdiği süre boyunca otomatik ve ayrım
gözetmeyen bir oy kullanma hakkı kısıtlamasına maruz kaldığını tespit etmiştir.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi (serbest seçim hakkı) ihlal edilmiştir
Adil karşılık: masraflar için 23.200 Euro
AİHM özellikle "cezayı veren ceza mahkemelerinin oy hakkının kaybından
bahsetmediklerini ve davanın unsurları ile oy kullanma hakkının kaybı arasında
doğrudan bir bağlantı olup olmadığının açık olmadığını" kaydetmiştir.
Kararın İcrası
7.4.2006 tarihinde Birleşik Krallık mercileri kararın infazına yönelik bir eylem
planını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine (AKBK) sunmuştur. Birleşik Krallık
mercileri, gerekli yasal reformu Parlamentoya sunmadan önce iki aşamalı bir
danışma süreci yürütmeyi taahhüt etmişlerdir.
O zamandan bu yana yasal reform yerine getirilmemiştir. AKBK Aralık 2009
tarihinde bir Ara Karar alarak kararın uygulanmasındaki büyük gecikme
konusunda ciddi kaygıları olduğunu ifade etmiş ve Birleşik Krallık mercilerini
gerekli önlemleri hızla almaya zorlamıştır.
Davayla ilgili Haziran 2011 tarihli bir kararında AKBK diğer şeylerin yanı sıra
Greens ve M.T. kararının (yukarıda) kesinleştiğini ve Birleşik Krallık mercilerinin
11 Ekim 2011 tarihine kadar AİHM'in Hirst No. 2 ve Greens ve M.T. kararlarına
uyum sağlamayı amaçlayan bir seçim yasası çıkarmaya yönelik yasal değişiklik
tekliflerini AKBK tarafında belirlenecek bir zaman çizelgesine göre sunmak
zorunda olduğunu kaydetmiştir.
Scoppola No. 3 davasında hüküm verilmesinden sonra 30 Ağustos 2011
tarihinde AİHM Birleşik Krallık mercilerinin altı ay ek süre talebini kabul etmiştir.
Anında kesinleşen Scoppola No. 3 kararı, bahsi geçen altı aylık sürenin
22.05.2012 tarihinde başlayacağı anlamına gelmektedir.
AİHM Basın Birimi İrtibat: Tracey Turner-Tretz
+33 (0)3 90 21 42 08
AİHM'in basın bildirilerine aşağıdaki adresten üye olabilirsiniz (RSS akışı): Bilgi Notu - Hükümlülerin oy kullanma hakkı Basın Birimi
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Tutuklama ve Ruh Sağlığı

Mesaj gönderen Admin »

Gözaltı şartları

Hasta kişilerin tutuklanması, Sözleşmenin 3. Maddesi (insanlık dışı veya
aşağılayıcı muamele yasağı) kapsamında değerlendirilebilir.
3. Madde uyarınca Devletler, her tutuklu/hükümlünün tutulma
şartlarında insanlık onuruna riayet edilmesini teminle yükümlüdürler.
 B. – Almanya Davası, 10.03.1988: başvuran, tutukluluk şartlarından
şikayetçi idi; 1940-1945 yılları arasında bir toplama kampında çektiği acılar
sonucu kötüleşen sağlık durumuna uygun tıbbi tedaviden mahrum
bırakıldığını iddia etmekteydi. 3. Madde ihlal edilmemiştir: Başvuran
cezaevinde psikolojik sorunları için tedavi görmüştür. Ayrıca, mevcut sağlık
raporları, tutukluluk haline uygun olmadığı yönündeki iddialarını yeterince
destekler nitelikte değildi.
 Aerts – Belçika Davası, 30.07.1998: başvuran, yetkili Ruh Sağlığı Kurulu
tarafından belirlenen bir sosyal koruma merkezinde değil, genel bir
cezaevinin psikiyatrik sorunları bulunan kişilerin konduğu bir kısmında
tutulmaktan şikayetçi idi. 3. Madde ihlal edilmemiştir: Psikiyatri
bölümündeki yaşama koşulları başvuranın ruh sağlığı durumunda 3. Madde
kapsamında değerlendirilebilecek ciddi etkiler doğuracak düzeye ulaşmış
görünmemekte idi.
 Peers – Yunanistan Davası, 04.06.1999: başvuran önce cezaevinin
psikiyatri servisinde, ardından hücre tecridinde tutulmuştur. Tutulma
şartlarının başvuranın insanlık onurunu rencide etmesi ve küçük düşürücü
ve değersizleştirici ıstırap ve aşağılık duygularına neden olduğu ve ayrıca
fiziksel ve ruhsal direncini kırmış olabileceği gerekçesiyle 3. Maddenin ihlali
söz konusudur.
 Romanov – Rusya Davası, 20.10.2005: başvuran bazı tahliller için,
bulunduğu tutukevinin psikiyatri servisinde tutulmuştur. 3. Madde ihlalBilgi Notu – Tutuklama ve Ruh Sağlığı Basın Birimi
edilmiştir: Özellikle aşırı kalabalık ve bu durumun sağlığı üzerinde
doğurduğu zararlı etkinin yanısıra bu şartlarda tutuklama süresi olmak
üzere başvuranın tutuklama şartları aşağılayıcı muamele anlamına
gelmekteydi.
 Filip – Romanya Davası, 14.12.2006: başvuranın psikiyatri hastanesinde
kötü muamele gördüğü yönündeki iddialarının kapsamlı ve etkili biçimde
soruşturulmaması nedeniyle 3. Madde ihlal edilmiştir.
 Rupa – Romanya Davası, 16.12.2008: psikolojik bozuklukları bulunan ve
kamu mercilerince ikinci derece psikolojik engelli olarak tescil edilen
başvuran, karakol hücrelerindeki fiziksel şartların insanlık dışı ve aşağılayıcı
olduğundan şikayetçi idi. Başvuranın kırılgan psikolojik durumunun
gerektirdiği tıbbi bakımın sağlanmaması nedeniyle 3. Madde ihlal edilmiştir
(ilgili merciler, başvuranın psikolojik durumunun tutulması için elverişli olup
olmadığının ve gerekli tedavi tedbirlerinin tespiti için en kısa sürede bir
psikiyatr tarafından muayene edilmesini sağlamakla yükümlü idiler).
AİHM Soering – Birleşik Krallık Davasında (07.07.1989) başvuranın ruh sağlığı
durumunu dikkate almıştır (Par. 109: “AİHM cezai ehliyet ve cezanın uygunluğu
konularında bir yargıya varma konumunda olmamakla birlikte, başvuranın suç
tarihindeki genç yaşı, ruhsal durumu ve halihazırdaki psikiyatrik deliller, ölüm
hücresinde bulunduğu sırada tedavisi ile ilgili olarak 3. Madde anlamında ele
alınması gereken faktörlerdendir”).
Uzun tutukluluk
 G. – Fransa Davası (no. 27244/09), 23.02.2012: kronik şizofrenik
psikiyatrik bozukluğu bulunan başvuran tutuklanmış, akabinde 10 yıl hapis
cezasına mahkum edilmiştir. Daha sonra Ağır Ceza Temyiz Mahkemesi
başvuranın cezai ehliyetinin bulunmadığına hükmetmiştir. AİHM bilhassa 3.
Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM, Avrupa Konseyinin
Rec(2006)2 sayılı Tavsiye Kararına atıfla, başvuranın dört yıldan uzun
süren tutukluluk halinin, hastalığı için gerekli tıbbi tedaviyi görmesini
zorlaştırdığını ve kendisini tutulmada kaçınılmaz olanın ötesinde acı ve
güçlüklere maruz bıraktığını kaydetmiştir.
 M.S. – Birleşik Krallık Davası (no. 24527/08), 03.05.2012: dava, ruhsal
hastalığı bulunan bir kişinin polis tarafından üç günden fazla gözaltında
tutulması ile ilgili idi. AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
AİHM, polisin kastı bulunmamakla birlikte, özellikle başvuranın gerekli
psikiyatrik tedavi verilmeden uzun süre gözaltında tutulmasının insanlık
onurunu zedelediğini kaydetmiştir.
 L.B. – Belçika Davası (no. 22381/08), 02.10.2012: dava, ruh sağlığı
sorunları bulunan bir kişinin 2004-2011 yılları arasında iki BelçikaBilgi Notu – Tutuklama ve Ruh Sağlığı Basın Birimi
cezaevinde neredeyse sürekli tutuklu bulundurulması ile ilgili idi. 5.
Maddenin 1. fıkrası (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edilmiştir: tutulma
şartları amaca uygun değildi. AİHM, ilgilinin cezaevinin psikiyatri servisinde
geçici süreyle tutulması gerektiğini, bu sırada yetkililerin başvuranın
rahatsızlığına ve yeniden uyum sürecine uygun bir kurum arayışına girmek
durumunda olduklarını vurgulamıştır. Kaldı ki, 2005 yılında yetkili
mercilerce yılında ilgilinin yataklı tedavi görmesi tavsiye edilmişti. AİHM
tutukluluk yerinin uygun olmadığını ve özellikle tedavi imkanlarının
cezaevinde çok sınırlı olduğunu kaydetmiştir.
Tutuklama sırasında intihar
 Keenan – Birleşik Krallık Davası, 03.04.2001: paranoya hastası olan
başvuran, ceza tecridine konduğu sırada cezaevinde intihar etmiştir.
2. Madde (yaşam hakkı) ihlal edilmemiştir: AİHM’ye resmi bir şizofreni
tanısı sunulmamıştır ve yetkililer ilgilinin davranışlarına makul biçimde
karşılık vermişler, intihar eğilimleri sergilediğinde hastanede gözetim altına
almışlardır.
Etkili izleme yapılmaması, başvuran değerlendirilirken gerekli psikiyatri
desteğinin alınmaması ve verilen tıbbi bakımda ciddi kusurlar bulunması
nedeniyle 3. Madde ihlal edilmiştir. Ayrıca, başvurana fiziksel ve ruhsal
direncini kırabilecek ciddi bir disiplin cezası verilmesi, ruhsal hastalığı
bulunan kişilere yönelik muamele standardına uygun olmamıştır.
 Rivière - Fransa Davası, 11.07.2006: başvurana bir psikiyatrik hastalık
tanısı konmuştu, intihar eğilimleri bulunmaktaydı ve uzmanlar, başta
kendini boğma dürtüsü olmak üzere belirli davranışlarından kaygı
duymaktaydılar. Başvuran, psikiyatrik sorunları için cezaevi dışında
tedaviye ihtiyaç duymasına rağmen tutulmaya devam edilmesinden
şikayetçi idi. 3. Madde ihlal edilmiştir: başvuranın tutukluluk halinin gerekli
tıbbi gözetim olmaksızın devamı insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil
etmiştir (işledikleri suçun derecesi ne olursa olsun, ciddi ruhsal bozuklukları
ve intihar eğilimleri bulunan tutuklu/hükümlüler için durumlarına uygun
özel tedbirler alınmalıdır).
 Renolde – Fransa Davası, 16.10.2008: dava, akut psikotik bozuklukları
bulunan bir kişinin tutuklu bulunduğu sırada intihar etmesi ile ilgilidir. 2. ve
3. Madde ihlal edilmiştir: AİHM, ruhsal hastalığı bulunan kimselerin, içinde
bulundukları savunmasız durum nedeniyle özel korumaya muhtaç
olduklarını belirtmiş ve ilk intihar teşebbüsüne ve kendisine ruhsal hastalık
tanısı konmasına karşın, ilgilinin bir psikiyatri kurumuna yatırılıp
yatırılmaması konusunun teati edilmemesinin şaşkınlık verici olduğunu
kaydetmiştir. Görünüşe göre, başvuranın ruhsal durumu hiçbir şekilde
dikkate alınmamıştır. Oysa olayla ilgili sorgusu sırasında çok tutarsız
tavırlar sergilemiş ve “çok tutarsız” olarak nitelenmişti. İntihar girişimininBilgi Notu – Tutuklama ve Ruh Sağlığı Basın Birimi
ardından disiplin kurulu tarafından kendisine azami ceza, yani 45 gün hücre
tecridinde tutulma cezası verilmişti.
 De Donder ve De Clippel – Belçika Davası (no. 8595/06), 06.12.2011:
dava, ruhsal bozukluğu bulunan bir gencin cezaevinin genel bölümünde
intihar etmesi ile ilgili idi. Gencin cezaevinde ölümüne ilişkin olarak 2.
Madde ihlal edilmiştir. Etkili soruşturmayla ilgili olarak 2. Madde ihlal
edilmemiştir. AİHM, ruh sağlığı hastalarının “tutulmalarının” 5. Madde
bağlamında hukuki” olması için bu kişilerin ilke olarak bir hastanede,
klinikte veya uygun başka bir kurumda tutulmalarına ilişkin içtihadına atıfla
5. Maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
 Ketreb – Fransa Davası (no. 38447/09), 19.07.2012: dava, silahlı saldırı
nedeniyle mahkumiyeti bulunan bir uyuşturucu bağımlısının cezaevinde
intiharı ile ilgili idi. 2. ve 3. Madde ihlal edilmiştir: Devlet savunmasız bir
mahkumun intihar etmesinin önünü alacak özel ihtiyatı sergileyememiştir.
Basın İrtibat: Céline Menu-Lange
+33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Tutuklama şartları ve hükümlülere muamele

Mesaj gönderen Admin »

(Ayrıca bkz. Tutukluların sağlık hakları)
Hücrede tecrit
Ilasçu ve Diğerleri – Moldova ve Rusya Davası (başvuru no. 48787/99)
8.7.2004 (Büyük Daire)


O sırada muhalif bir politikası olan Moldova vatandaşı Ilie Ilaşçu, terörle bağlantılı
bir dizi suçtan idam cezasına mahkumiyetinin fiili olarak iptal edilmesi ve 2001’de
tahliye edilmesi öncesinde Moldova’nın Transnistriya bölgesinde çok sıkı şartlarda
tecrit halinde 8 yıl tutulmuştu. İdam cezasının infazını beklerken diğer
mahkumlarla teması bulunmamış dışarıdan hiç haber alamamıştı.
Mektuplaşmasına izin verilmediği için avukatıyla görüşememekte, ailesi düzenli
ziyaretine gelememekte idi. Hücresinde kalorifer veya başka bir ısıtıcı mevcut
değildi. Ceza olarak yemekten mahrum edilmekte, yıkanmasına nadiren izin
verilmekteydi. Bu şartlar ve kendisine sağlık hizmeti de verilmemesi nedeniyle
sağlığı kötüleşmişti.
AİHM bu şartların bütününün işkenceye tekabül ettiğine, dolayısıyla Rusya’nın
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. Maddesini (işkence ve insanlık dışı veya
aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal ettiğine hükmetmiştir. (AİHM Moldova’nın
Transnistriya bölgesinin o sırada Rus Hükümetinin fiili denetimi altında olduğunu
veya Rus Hükümetinin en azından o bölgeye dair karar nüfuzunun bulunduğunu
kaydetmiştir.
Ramirez Sanchez – Fransa Davası (59450/00)
04.07.2006 (Büyük Daire)
“Çakal Carlos” olarak bilinen uluslararası terörist Ilich Ramirez Sanchez, terör
suçlarından mahkum olduktan sonra 8 yıl hücre tecridinde tutulmuştur. Diğer
mahkumlardan ayrı tutulmakla birlikte TV izlemesine, gazete okumasına, ailesi
ve avukatları ile görüşmesine izin verilmiştir.
AİHM 3. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. AİHM, bilhassa Ramirez
Sanchez’in karakteri ve arz ettiği tehlike göz önünde tutulduğunda, tutulma
şartlarının insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele teşkil edecek asgari ağır şartlar
düzeyine ulaşmadığını kaydetmiştir. AİHM Fransa’nın hüküm verilmeden aylar
öncesinde hücrede tecrit uygulamasına son verdiğini dikkate almıştır.
Bunun yanısıra, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya
Muamelenin Önlenmesi Komitesinin (CPT) Ramirez Sanchez’e uzun süre tecritBilgi Notu – Bilgi Notu – Tutuklama şartları ve tutuklulara muamele Basın Birimi
uygulanmasının uzun vadedeki muhtemel etkilerine ilişkin kaygılarını paylaşan
AİHM, göreli tecrit biçiminde uygulansa dahi hücre tecridinin bir mahkuma belirsiz
süreyle uygulanamayacağını vurgulamıştır. AİHM’ye göre Devlet, bir mahkumun
hücre tecridi durumunu düzenli biçimde gözden geçirmeli, tecridin devamı halinde
bunun gerekçelerini göstermeli ve mahkumun fiziksel ve ruh sağlığı durumunu
izlemelidir.
Piechowicz - Polonya Davası (20071/07) ve Horych – Polonya Davası
(13621/08)
17.04.2012
Her iki dava da, tehlikeli olarak sınıflandırılan tutukluların/hükümlülerin tutulduğu
Polonya Cezaevlerinde uygulanan rejimle ilgili idi.
Her iki davada da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. Maddesi (insanlık dışı
veya aşağılayıcı muamele yasağı) ile 8. Maddesi (özel ve aile hayatına saygı
hakkı) ihlal edilmiştir; Piechowiz – Polonya davasında 5. Maddenin 3. ve 4.
fıkraları (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edilmiştir.
AİHM özellikle bu rejimde tutukluların yeterli ruhsal ve fiziksel uyarıcılardan
mahrum biçimde ve bu rejimin uzatılarak devam edilmesine ilişkin somut
nedenlerin var olup olmadığı incelenmeksizin yıllar boyu tecritte tutulmalarının
tutukevindeki güvenliğn sağlanması adına gerekli olmadığına karar vermiştir.
X – Türkiye Davası (24626/09)
09.10.2012
Dava, bir eşcinsel mahkumun diğer mahkumların sindirici ve yıldırıcı
davranışlarından şikayetçi olması sonrasında toplamda 8 aydan uzun bir süre
hücre tecridinde tutulması ile ilgili idi.
AİHM başvuranın tutulma şartlarının kendisinde ruhsal ve fiziksel acılara, insanlık
onuruyla oynandığı duygusuna yol açtığını, bunun da “insanlık dışı veya
aşağılayıcı muamele” anlamına geldiğini kaydederek Sözleşmenin 3. Maddesinin
ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM ayrıca başvurana hücre tecridi
uygulanmasının nedeninin kendisini korumak değil cinsel yönelimi olduğunu tespit
etmiştir. Bu nedenle, başvurana AİHM 14. Maddeye aykırı biçimde ayrımcı
muamele gösterildiği sonucuna varmıştır.
Aşırı kalabalık
Mandic ve Jovic – Slovenya Davası (5774/10 ve 5985/10) ve Strucl ve
Diğerleri – Slovenya Davası (5903/10, 6003/10 ve 6544/10)
20.10.2011
Davalar, Slovenya’da bulunan Ljubljana Hapishanesindeki şartlarla ilgili idi.
Başvuranlar burada aylarca kişisel yaşam alanı 2.7 m2
ve Ağustos ayı ortalama
öğleden sonra sıcaklığı yaklaşık 28°C olan hücrelerde tutulmuşlar, zamanlarının
çoğunda hücrelerinde geçirmek zorunda kalmışlardır.
AİHM, başvuranların maruz bırakıldıkları sıkıntı ve güçlüklerin, tutulma şartlarında
kaçınılmaz olan düzeyin ötesinde olduğunu ve dolayısıyla aşağılayıcı muameleye
karşılık geldiğini kaydederek 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.Bilgi Notu – Bilgi Notu – Tutuklama şartları ve tutuklulara muamele Basın Birimi
Zorla besleme ve zorunlu tıbbi müdahale
Nevmerzhitsky – Ukrayna Davası (54825/00)
05.04.2005 (Daire)
Yevgen Nevmerzhitsky 1997-2000 yılları arasında 2 yıl 10 ay tutuklu kalmıştır bu
sırada çeşitli cilt hastalıklarına yakalanmış ve sağlığı ciddi ölçüde kötüleşmiştir.
Azami yasal tutukluluk süresinin aşılmasına ve tahliye taleplerireddedilerek
tutukluluğu 5 kez uzatılmıştır. Nevmerzhitsky tutukluluğu sırasında birkaç kez
açlık grevi başlatmış ve zorla beslenmiştir.
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Zorunlu besleme gibi bir tedbirin
aşağılayıcı muamele kapsamına girmemesi için kişinin hayatını kurtarmak
amacıyla uygulanması gerekir. Ancak, Hükümet Nevmerzhitsky’nin durumunda
zorla beslemenin tıbbi açıdan gerekliliğini ortaya koymamıştır. Bu yüzden, AİHM
bu tedbirin keyfi olduğuna karar vermiştir; başvuranın bilinçli biçimde yemek
yemeyi reddetmesine yönelik usul güvencelerine saygı gösterilmemiştir. Üstelik,
ilgili kelepçeli olduğu halde ağzı açık tutan bir gereç kullanılarak ve yemek
borusuna özel bir kauçuk boru konarak zorla besleme yapılmıştır; bu ise işkence
oluşturmaktadır.
Jalloh – Almanya Davası (54810/00)
11.07.2006 (Büyük Daire)
Uyuşturucu sattığından şüphelenilen Abu Jalloh’a, yakalandığı sırada yuttuğuna
inanılan uyuşturucu torbalarını istifra yoluyla çıkarmasını sağlamak için hastanede
rızası haricinde kusturucu ilaç içirilmiştir. Çıkarılan uyuşturucular, sonradan
hakkında açılan ceza davalarında aleyhine delil olarak kullanılmıştır.
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM uyuşturucu ticaretini
denetlemenin kamu yararına olduğunu kabul etmekle birlikte, Jalloh’un büyük
çapta bir uyuşturucu taciri olmadığını, soruşturma makamlarının vücudundan
doğal yollarla dışarı çıkmasını bekleyebileceklerini, Yüksek Sözleşmeci Tarafların
pek çoğunun uyuşturucu suçlarını soruştururken bu yöntemi tercih ettiklerini
kaydetmiştir. Zorla kusturucu ilaç içirilmesi sağlık açısından tehlikelidir; bu
yöntem Almanya’da iki ölüme neden olmuştur. ayrıca, ilacın Jalloh’a bir tüp
kullanmak suretiyle zorla içirilmesi kendisinde acıya ve endişeye yol açmış
olmalıdır.
Hücrelerdeki (hijyenik) koşullar
Kalashnikov – Rusya Davası (47095/99)
15.7.2002 (Daire)
Valeriy Kalashnikov zimmet suçlamasıyla yaklaşık 5 yıl tutuklu kalmış, 2000
yılında beraat etmiştir. Kalashnikov, tutulduğu tutukevinin şartlarından şikayetçi
olmuştur.Buna göre; özellikle, koğuş çok kalabalıktı, 17 metrekarelik bir mekanda
24 hükümlü/tutuklu kalmaktaydı, koğuşta pek çok mahkum ağır sigara tiryakisi
idiler ve kendisi de mecburen pasif içici haline gelmişti, tv ve koğuş ışıkları hiç
kapanmadığı için düzgün uyumak mümkün değildi, koğuş hamamböceklerinin veBilgi Notu – Bilgi Notu – Tutuklama şartları ve tutuklulara muamele Basın Birimi
karıncaların istilası altındaydı ve başvuran farklı cilt ve mantar hastalıklarına
yakalanmıştı, bu hastalıklar neticesinde ayak tırnaklarını ve el tırnaklarından
bazılarını kaybetmişti.
AİHM özel olarak Kalashnikov’a yönelik aşağılayıcı muamele niyeti olmadığını
kabul etmekle birlikte, tutukluluk şartlarının aşağılayıcı muameleye karşılık
geldiğini ve 3. Maddenin ihlal edildiğini kaydetmiştir. Özellikle ortamın aşırı
kalabalık ve hijyenden yoksun olmasının ve bunun başvuranın sağlık durumu
üzerindeki etkisinin yanısıra başvuranın bu şartlarda uzun süre tutulması, bu
tespitin yapılmasında etkili olmuştur. AİHM koğuşun aşırı kalabalık olması ile ilgili
olarak, CPT’nin hükümlü/tutuklu başına belirlediği yaklaşık 7 m2
standardının
uygun ve istenir bir standart olduğunu vurgulamıştır.
Modârcă – Moldova Davası (14437/05)
10.5.2007
Osteoporoz hastası olan Vladimir Modârcă 2005 yılında 10 metrekarelik bir
hücrede diğer üç tutukluyla birlikte 9 ay tutulmuştur. Hücreye çok az günışığı
girmekteydi, ısıtma ve havalandırması yetersizdi ve belirli aralıklarla elektrik ve
su kesintisi meydana gelmekteydi. Modârcă’ya çarşaf, yastık kılıfı veya hapishane
giysileri verilmemişti. Yemek yedikleri masa tuvaletin yanındaydı ve günlük
yemek gideri tutuklu başına 0.28 Avro ile sınırlıydı. CPT 2004 Eylülünde bu
hapishaneyi ziyaretinin ardından yemeklerin “iğrenç ve yenmesinin neredeyse
imkansız” olduğunu rapor etmişti.
AİHM bir bütün olarak Modârcă’nın tutulma şartlarının ve bunlara tahammül
etmek zorunda bırakıldığı sürenin 3. Maddenin ihlali anlamına geldiği sonucuna
varmıştır.
Florea – Romanya Davası (başvuru no. 37186/03)
14.09.2010 (Daire)
Kronik hepatit ve arteriyel hipertansiyon hastası olan Gheorge Florea, 2002-2005
yılları arasında Romanya Botasani Cezaevinde tutuklu kalmıştır. Yaklaşık 9 ay
boyunca yalnızca 35 yatağı bulunan bir koğuşta 110-120 mahkumla birlikte
yaşamak zorunda kalmıştır. Tutukluluğu süresince sigara içen mahkumların
arasında kalmıştır.
AİHM Florea’nın tutukluluk şartlarının 3. Maddenin ihlali anlamına geldiğine
hükmetmiştir. Devlet hükümlülerin/tutukluların tutulma şartlarında kaçınılmaz
olan düzeyin ötesinde sıkıntı ve güçlüğe maruz bırakılmamalarını ve sağlık
durumlarının bozulmamasını teminle yükümlüdür.
Pavalache – Romanya Davası (başvuru no. 38746/03)
18.10.2011
Başvuran, 3. Maddeye (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) istinaden
özellikle tutukluluğu sırasında sigara dumanına maruziyeti ve ihtiyaç duyduğu
tıbbi tedavideki gecikmeler nedeniyle tutukluluk koşullarının uygunsuz olduğunu
iddia etmekteydi.
AİHM 3. Maddenin (muamele) ihlal edildiğine hükmetmiştir.Bilgi Notu – Bilgi Notu – Tutuklama şartları ve tutuklulara muamele Basın Birimi
Tutuklu/hükümlülerin çıplak aranması
Iwańczuk – Polonya Davası (25196/94)
15.11.2001 (Daire)
Krzysztof Iwańczuk tutukluluğu sırasında 1993 parlamento seçimlerinde oy
kullanmak için izin istemiştir. Gardiyanlar bunun mümkün olduğunu, fakat önce
soyunup aranması gerektiğini söylemişlerdir. Iwańczuk iç çamaşırları haricinde
soyunmuştur. Bu sırada gardiyanlar kendisiyle alay etmiş, vücuduyla ilgili
aşağılayıcı hareketlerde ve sözlü tacizde bulunmuşlardır. Çırılçıplak soyunması
emredilmiş, kendisi bunu reddedince oy kullanmasına izin verilmeksizin koğuşuna
geri gönderilmiştir.
AİHM, bu tarz davranışların aşağılayıcı muamele anlamına geldiğine ve 3.
Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Iwańczuk tutukluluğu sürecinde uysal bir
tutum içerisinde idi; şiddet içeren bir suçtan tutulmamaktaydı; sabıkası yoktu ve
o sırada şiddete başvuracağından endişe etmek için makul bir neden
bulunmamaktaydı. Bu nedenle, güvenlik gerekçesiyle gardiyanlar önünde
çırılçıplak soyunmasını gerektirecek hiçbir neden yoktu.
Çıplak arama uygulaması, belirli hallerde cezaevi güvenliğinin temini veya
cezaevinde kargaşanın önlenmesi adına gerekli olabilmekle birlikte, bunlar uygun
şekilde yapılmalıdır. Bu davada olduğu gibi kişide aşağılanma ve aşağılık
duygularını tahrik edecek davranışlar, insanlık onurunun hiçe sayılması anlamına
gelir.
Valašinas – Litvanya Davası (44558/98)
24.7.2001 (Daire)
Juozas Valašina hırsızlık, ateşli silah bulundurma ve satma suçlarından
mahkumiyet nedeniyle cezaevinde hükümlü bulunduğu sırada bir akrabasının
ziyareti sonrasında bir kadın infaz koruma görevlisinin önünde soyunmak zorunda
bırakılmıştır. Valašinas bunun kendisini aşağılamak amacıyla yapıldığını iddia
etmekteydi. Soyunduktan sonra çömelmesi emredilmiş ve cinsel organları ve
akrabasının getirdiği yiyecekler eldiven giymedikleri halde gardiyanlar tarafından
incelenmiştir.
AİHM bu şekilde arama yapılmasının Valašinas’a karşı açık bir saygısızlık olduğunu
ve böylelikle insanlık onurunun hiçe sayıldığını kaydetmiştir. AİHM bunun
aşağılayıcı muamele anlamına geldiğine ve Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlal
edildiğine hükmetmiştir.
Frérot – Fransa Davası (70204/01)
12.6.2007
Önceden aşırı sol bir silahlı örgüt üyesi olan Maxime Frérot, adam öldürme ve
silahlı soygun da dahil çeşitli suçlardan mahkum olduğu ömür boyu hapis cezasını
çekerken 1994-1996 yılları arasında Fresnes hapishanesinde tutulduğu dönemde
ziyaretler sonrasında ziyaret odasından düzenli olarak her çıktığında soyularak
aranmıştır. Bu uygulamayı reddettiğinde disiplin hücresine konmuştur.
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM Frérot’a uygulanan çıplak
aramalarla güvenliğin sağlanmasının ve suç işlemesinin amaçlandığını kabul
etmekle birlikte, arama usulünün bir hapishaneden diğerine değişmesi karşısındaBilgi Notu – Bilgi Notu – Tutuklama şartları ve tutuklulara muamele Basın Birimi
hayrete düşmüştür. Başvuran yalnızca Fresnes’te makat incelemesine mecbur
tutulmuştur. Bu hapishanede ziyaret odasından dönen her mahkumun mahrem
yerlerinde madde veya nesne sakladıkları varsayılmaktaydı. Bu nedenle, AİHM
mahkumların keyfi tedbirlere maruz kaldıkları hissine kapıldıkları sonucuna
varmaktadır. Bu arama usulü bir genelgeyle getirilmiş olup cezaevi müdürüne çok
geniş takdir hakkı vermekteydi.
El Shennawy – Fransa Davası (51246/08)
20.01.2011
Farklı suçlardan hapis cezası çekmekte olan El Shennawy, bilhassa yargılama
sürecinde maruz bırakıldığı çıplak aramalardan şikayetçi idi.
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bahse konu aramalar zorunlu
güvenlik ihtiyaçlarından kaynaklanmamaktaydı. Bu aramalar kısa bir süreyle
devam etmiş olmasına karşın El Shennawy’de tutukluların/hükümlülerin çıplak
aranmasında kaçınılmaz olarak hissedilecek düzeyin ötesinde keyfilik, aşağılık ve
endişe derecesinde aşağılanma duyguları meydana getirmişti.
Müteaddit nakiller
Khider – Fransa Davası (39364/05)
09.07.2009
Çete üyesi olarak silahlı soygun da dahil bir dizi suçtan tutuklu yargılanan Cyril
Khider, tutukluluk şartlarından ve tutukluluğu sırasında “özel gözetim gerektiren
tutuklu” olarak maruz kaldığı güvenlik tedbirlerinden ve bilhassa müteaddit
defalar farklı hapishanelerine nakledilmesinden, uzun süre hücre tecridinde
tutulmasından ve sistematik üst aramalarından şikayetçi idi.
AİHM 3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Payet – Fransa Davası (19606/08)
09.07.2009 (Daire)
Adam öldürme suçundan hapis cezasını çeken Payet tutukluluk şartlarından,
güvenlik gerekçesiyle sıklıkla farklı koğuşlara ve hapishanelere naklinden, doğal
ışıktan ve asgari temizlik koşullarından mahrum hücrelere konmak da dahil
kendisine uygulanan disiplin cezasından şikayetçi idi.
AİHM Payet’in konduğu disiplin koğuşundaki kötü şartlar (pis ve bakımsız mekan,
su baskını, okuma ve yazma için ışığın yetersiz olması) nedeniyle 3. Maddenin
ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM güvenlik gerekçesiyle nakiller konusunda
herhangi bir ihlale hükmetmemiştir.
Kötü muamele
Premininy – Rusya Davası (başvuru no. 44973/04)
10.02.2011 (Daire)
Dava, bir bankanın internet güvenlik sistemine girdiğinden şüphelenilen bir
tutukluya koğuş arkadaşları ve gardiyanlar tarafından kötü muameledeBilgi Notu – Bilgi Notu – Tutuklama şartları ve tutuklulara muamele Basın Birimi
bulunulduğu iddiası ve tahliye talebinin ivedilikle incelenmemesi şikayeti ile ilgili
idi.
AİHM 3. Maddenin (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine
ve 3. maddenin iki kez (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı; etkili
soruşturma yapılmaması) ve 5. Maddenin 4. fıkrasının (özgürlük ve güvenlik
hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Çocuklar
Çoşelav – Türkiye Davası (no. 1413/07)
09.10.2012
Başvuranlar, 16 yaşındaki oğullarının yetişkin hapishanesinde intiharından Türk
makamlarının sorumlu olduğunu iddia etmekteydiler.
2. Madde (yaşam hakkı; etkili soruşturma yapılmaması) ihlal edilmiştir.
AİHM, Türk makamlarının başvuranların oğlunun ağır psikolojik sorunlarına
kayıtsız kalmalarının ve hatta önceki intihar girişimleri nedeniyle disiplin cezası
uygulamakla tehdit etmelerinin yanısıra, herhangi bir tıbbi veya psikolojik destek
vermeksizin yetişkinliklerle bir arada tutarak ruh halinin kötüye gidişinden ve
sonuçta intihara sürüklenmesinden sorumlu olduklarına hükmetmiştir.
Pilot karar
Ananyev ve Diğerleri – Rusya Davası (başvuru no. 42525/07 ve
60800/08)
10.01.12 (Daire)
Dava, üç Rus vatandaşının ceza yargılaması sürecinde insanlık dışı ve aşağılayıcı
şartlarda tutulduklarına ilişkin şikayetleri ile ilgili idi.
AİHM 3 maddenin (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ve 13.
Maddenin (etkili başvuru hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
AİHM, 46. Madde (AİHM kararlarının infazı) kapsamında Rus Hükümetinin:
- koğuş tuvaletlerinin aralarına paravan çekmek, koğuş camlarındaki kalın
kafesleri kaldırmak ve duş alma sıklığını artırmak suretiyle maddi tutulma
şartlarını iyileştirmekle,
- mevcut yasal çerçeveyi, uygulamaları ve tutumları değiştirmekle,
- tutukluluk tedbirinin ancak mutlak gereklilik arz ettiğinde uygulanmasını
temin etmekle,
- her tutukevi için azami kapasiteyi tesis etmekle,
- mağdurların yetersiz tutukluluk şartları hakkında etkili biçimde şikayetçi
olabilmelerini ve tazmin edilmelerini sağlamakla
yükümlü olduğunu kaydetmiştir.
Rus makamları, yukarıdaki gerekliliklerin yerine getirilmesini teminen, karar nihai
hale geldikten sonra 6 ay içinde Bakanlar Komitesi ile işbirliği içerisinde bu
sorunların halline yönelik bağlayıcı bir takvim hazırlamalıydı. Rus makamları
ayrıca kararın kesinleşmesinden (tebliğ edilen davalar için) veya tebliğ tarihinden
(yeni davalar) itibaren 12 ay içerisinde Rus tutukevlerindeki insanlık dışı veyaBilgi Notu – Bilgi Notu – Tutuklama şartları ve tutuklulara muamele Basın Birimi
aşağılayıcı muamele ile ilgili bütün davaların ivedilikle çözümlenmesini sağlamak
da dahil yeterli zarar giderici tedbirleri almalıydı.
Torreggiani ve Diğerleri – İtalya Davası
08.01.2013
Dava, İtalyan cezaevlerinin aşırı kalabalık olması ile ilgili idi.
3. Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
AİHM 46. Madde (AİHM kararlarının infazı) kapsamında İtalyan makamlarından
cezaevlerindeki kalabalıktan kaynaklanan Sözleşme ihlallerini giderecek bir kanun
yolu veya kanun yolları tesis etme çağrısında bulunmuştur.
AİHM konuyla ilgili İtalya’dan yapılan başvuruların giderek artması nedeniyle ve
söz konusu davalarda muhtemelen ihlal kararı çıkacağını göz önünde tutarak pilot
karar usulünü uygulamaya karar vermiştir.
Ayrıca bkz. “Pilot kararlar” bilgi notu.
Basın İrtibat: Nina Salomon
nina.salomon@echr.coe.int
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Kadınlara yönelik şiddet

Mesaj gönderen Admin »

Aile içi şiddet
Kontrova – Slovakya Davası (no. 7510/04)
31.5.2007
Başvuran kocasının kendisine saldırdığı ve elektrik kablosuyla dövdüğü şikayetiyle
2 Kasım 2002 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur. Sonrasında, kocasıyla
birlikte karakola giderek şikayetini geri çekmek istediğini bildirmiş ve polis bu
talebi kabul etmiştir. Kocası 31 Aralık 2002 tarihinde 1997 doğumlu oğullarını ve
2001 doğumlu kızlarını öldürmüştür. Başvuran her hangi bir tazminat almamıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yetkili makamların çocukların hayatlarını
koruyamadıkları gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesinin
(yaşam hakkı) ve anneye tazminat alma imkanı tanınmadığı gerekçesiyle 13.
Maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Bevacqua ve S. – Bulgaristan Davası (no. 71127/01)
12.6.2008
Düzenli olarak kocası tarafından dövüldüğünü iddia eden başvuran, üç yaşındaki
oğlunu (ikinci başvuran) da alarak kocasını terk etmiş ve boşanma davası
açmıştır. Ancak, kocasının kendini dövmeye devam ettiğini iddia etmekteydi.
Başvuran oğluyla beraber istismara uğramış kadınlara yönelik bir sığınma evinde
dört gün kalmış, fakat iddiasına göre oğlunu kaçırmak suçundan hakkında dava
açılabileceği ve mahkemenin ortak velayet kararı verebileceği konusunda
uyarılmıştır. Başvuran kocasının her halükarda mahkeme emrine riayet etmediğini
ifade etmekteydi. Kocasının saldırgan tavırları hakkında suç duyurusunda
bulunmuş, fakat kocası şiddetin dozunu artırmıştır. Geçici velayet tedbiri
alınmasına yönelik taleplerine öncelik verilmemiş, çocuğunun velayetini ancak bir
yıldan fazla zaman sonra boşandıklarında alabilmiştir. Daha sonra eski kocası
tarafından tekrar darp edilmiş ve ceza kovuşturması talebinde bulunmuş,
konunun “özel bir konu” olması nedeniyle özel hukuk alanına girdiği gerekçesiyle
bu talebi kabul edilmemiştir.
AİHM, Bulgar makamlarının başvuranın kocasını cezalandırmak ve denetim altına
almak için gerekli tedbirleri almamaları nedeniyle 8. Maddenin (aile hayatına
saygı hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM ayrıca uyuşmazlığın “özel konu” Bilgi Notu – Kadına yönelik şiddet Basın Birimi
olarak yorumlanmasının yetkili mercilerin başvuranların aile hayatını koruma
yükümlüğüne aykırı olduğunu vurgulamıştır.
Branko Tomašić ve Diğerleri – Hırvatistan Davası (no. 46598/06)
15.1.2009
Başvuranlar, kocası tarafından öldürülen bir kadının ve bebeğinin akrabaları idiler.
Koca, cezaevinde bulunduğu sırada karısını ve çocuğunu öldürmekle tehdit
etmekteydi. Cezaevinden çıkarıldıktan sonra karısını ve bebeğini öldürmüş,
ardından intihar etmiştir. Cezaevinde ve tahliyesinden sonra zorunlu psikiyatri
tedavi görmesine karar verilmişti. Ancak, istinaf mahkemesi tedavinin tahliyesiyle
birlikte sonlandırılmasına karar vermişti.
AİHM, anne ve bebeğinin ölümüyle ilgili olarak 2. Maddenin (yaşam hakkı) ihlal
edildiğine karar vermiştir: Hırvat makamları psikiyatri tedavisine devam kararına
uymamışlardır; Hükümet kocanın cezaevinde dahi psikiyatri tedavisi gördüğünü
kanıtlayamamıştır ve şahıs tahliyesinden önce psikiyatrik değerlendirmeden
geçirilmemiştir.
Opuz – Türkiye Davası (no. 33401/02)
9.6.2009
Başvuran ve annesi, yıllar boyunca başvuranın kocası H.O.’nun saldırı ve
tehditlerine maruz kalmışlar, bazı durumlarda öldüresiye yaralanmışlardır.
Başvuranlar şikayette bulunmakla birlikte H.O.’nun tacizleri ve şikayetlerini geri
çekmedikleri taktirde kendilerini ölümle tehdit etmesi sonucunda şikayetlerinden
vazgeçmişler, bir istisna dışında H.O. hakkında kovuşturma yapılmamıştır.
Sonrasında H.O. karısını 7 kez bıçaklamış, karşılığında yaklaşık 385 Avroya
tekabül eden bir para cezasına çarptırılmış ve bu ceza taksitlendirilmiştir. İki
kadın hayatlarının tehlikede olduğu yönünde defaatle şikayette bulunmuşlardır.
H.O. yalnızca sorgulanmış ve ardından serbest bırakılmıştır. Sonunda kadınlar
kaçmaya çalışırken H.O. kayınvalidesini silahla öldürmüştür. Cinayeti namusu için
işlediğini ileri sürmüştür. Cinayetten müebbet hapse mahkum olan H.O tutuksuz
yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. Karısı H.O.’nun tehditlerini sürdürdüğünü
iddia etmekteydi.
AİHM H.O.’nun kayınvalidesinin öldürülmesiyle ilgili olarak 2. Maddenin (yaşam
hakkı), Devletin karısını koruyamadığı gerekçesiyle 3. Maddenin (insanlık dışı
veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Türkiye aile içi
şiddeti cezalandırmaya ve kurbanları korumaya yönelik bir sistem tesis edememiş
ve uygulayamamıştır. Yetkili merciler, mevcut koruyucu tedbirlere dahi
başvurmamış, şikayetlerin geri çekilme nedenini görmezden gelerek “aile içi
mesele” gerekçesiyle işlemleri devam ettirmemişlerdir. Şikayetlerden vazgeçilip
vazgeçilmediğine bakılmaksızın cezai işlemlerin başlatılmasına olanak verecek bir
yasal çerçeve mevcut olmalıydı.
AİHM, iki kadının maruz kaldığı şiddetin cinsiyet temelli olması, aile içi şiddetin en
başta kadınları etkilemesi ve ayrımcı adli ataletten cesaret bulması nedeniyle ilk
kez bir aile içi şiddet davasında2. ve 3. Maddelerle bağlantılı olarak 14. Maddenin
(ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu alanda yapılan reformlara
(4320 sayılı Kanun) rağmen adli sisteminin harekete geçmezliği ve saldırganların
cezasız kalması, Türkiye’nin bu sorunun üstesinden gelme konusunda kararlı
olmadığını göstermektedir: polis görevlileri kadınları şikayetlerinden vazgeçmeye Bilgi Notu – Kadına yönelik şiddet Basın Birimi
ikna etmeye çalışmışlardır; sık sık gecikmeler yaşanmış ve mahkemeler namus
veya örf adeti dikkate alarak ceza indirimine gitmişlerdir.
E.S. ve Diğerleri – Slovakya Davası (no. 8227/04)
15.9.2009
Başvuran 2001 yılında kocasını terk etmiş ve kendisine ve çocuklarına kötü
muamelede bulunduğu ve ayrıca kızlarından birini cinsel olarak istismar ettiği
şikayetiyle suç duyurusunda bulunmuştur. Şahıs 2 yıl sonra şiddet ve cinsel
istismar suçlarından mahkum olmuştur. Ancak, başvuranın kocasının evlerinden
uzaklaştırılması yönündeki istemi reddedilmiş, mahkeme kocasının mülküne
erişim hakkını engelleme yetkisinin olmadığını kaydetmiştir (mülkiyet boşanma
sonrasında sona ermekteydi). Bu sebeple başvuran ve çocukları evlerini ve
yakınlarını terk etmek zorunda kalmışlardır
AİHM Slovakya’nın başvuranı ve çocuklarını koca şiddetine karşı derhal koruma
altına alma yükümlülüğünü yerine getirmediğini kaydederek 3. Maddenin (insanlık
dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ve 8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı
hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
A. – Hırvatistan Davası (no. 55164/08)
14.10.2010
Başvuran, artık boşandığı (ve travma sonrası stres bozukluğu, paranoya,
anksiyete ve epilepsi hastası) kocasının yıllar boyunca kendisine defaatle fiziksel
şiddet uyguladığını, bunun sonucunda yaralanmalar ve ölüm tehlikelerine neden
olduğunu ve küçük kızlarının önünde taciz ettiğini iddia etmekteydi. Başvuran
kocasından saklanmış ve ardından kocasının takip ve tacizlerinden kurtulmak için
mahkemeye başvurmuştur. Talebi, hayatına yönelik yakın bir tehlike
bulunduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
AİHM 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir: Hırvat makamları, mahkemelerin
başvuranın eski kocasından korunmasına yönelik kararının gerektirdiği tedbirleri
uygulamamış, şahsın şiddet davranışlarının kökeninde olduğu görülen psikiyatrik
sorunlarıyla ilgilenmemişlerdir. Ayrıca, şahsın psikiyatri tedavisi görüp görmediği
de belli değildir.
AİHM başvuranın 14. Madde kapsamındaki şikayetini reddetmiştir: başvuran
özellikle Hırvatistan’da aile içi şiddete karşı benimsenen tedbir veya
uygulamaların veya bunların etkilerinin ayrımcı olduğunu (rapor veya
istatistiklerle vb.) kanıtlayamamıştır.
Hajduovà – Slovakya Davası (no. 2660/03)
13.11.2010
Başvuranın (artık eski) kocası başkalarının önünde kendisine saldırarak
öldürmekle tehdit ettiği için hastanede zorunlu psikiyatri tedavisine alınmıştır.
Yaralanmış, hayatından ve güvenliğinden endişe eden başvuran çocuklarıyla
birlikte bir sığınma evine taşınmıştır. Eski kocası gerekli tedavi uygulanmaksızın
salıverilmiş ve tehditlerini yinelemeye başlamıştır. Başvuranın, şahsın hastanede
tedavi edilmemesine ilişkin şikayeti reddedilmiştir.
AİHM Slovakya’nın başta aile içi şiddetin savunmasız mağdurları olmak üzere
bireylerin vücut ve psikolojik bütünlüklerini koruma görevinin bulunduğunu
vurgulamıştır. AİHM 8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal Bilgi Notu – Kadına yönelik şiddet Basın Birimi
edildiğine hükmetmiştir: başvuranın eski kocası hastaneden taburcu edildikten
sonra kendisine fiilen saldırmamış olmakla birlikte, tehditlerini yerine getireceğine
yönelik korkusu çok yerinde idi ve yetkililer psikiyatrik tedavi için tutulmasını
sağlama görevini yerine getirmemişlerdir.
Kalucza – Macaristan Davası (no. 57963/10)
24.04.2012
Dava, Macaristan’ın, saldırgan eski partneriyle istemediği halde aynı evi paylaşan
(bu dairenin mülkiyeti ile ilgili açılmış birden fazla hukuk davası mevcuttu)
Kalucza’yı koruyamaması ile ilgili idi.
AİHM 8. Maddenin (özel hayata saygı hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir: Macar
makamları, Kalucza’yı hakkında saldırı nedeniyle cezai şikayetler, bir men kararı
ve daireyi boşaltmasına yönelik bir hukuk davası bulunan bu saldırgan şahsın
şiddetli davranışlarından etkili biçimde koruyamamışlardır.
Sınırdışı halinde aile içi şiddet/namus cinayeti riskine ilişkin derdest
davalar: N. İsveç Davası (no. 23505/09, 20.07.2010; A.A. ve diğerleri
İsveç – Davası (no. 14499/09, 28.06.2012).
Kadın sünneti
Izevbekhai – İrlanda Davası (no. 43408/08)
17.05.2011
Başvuran (anne) ve iki kızı, Nijerya’ya sınırdışı edilmeleri halinde sünnet
tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklarını, bunun ise 3. Maddenin (insanlık dışı veya
aşağılayıcı muamele) anlamına geleceğini iddia etmekteydiler. Başvuranlar,
annenin en büyük kızının bir yaşındayken ailenin “yaşlılarından biri” tarafından
sünnet edildiğini ve kanama geçirerek hayatını kaybettiğini ileri sürmekteydiler.
Aile, babanın ailesinin diğer iki kızını da sünnet etmek istediği için Nijerya’dan
İrlanda’ya kaçmışlardı. Sığınma başvuruları reddedilmiştir.
AİHM, büyük kızın doğumu ve ölümüne dair iddialarla ilgili “kuvvetli şüphelerin”
bulunduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, aile Nijerya’da ekonomik ve sosyal açıdan
öndegelen ailelerindendi. İlk başvuran eğitimli bir meslek erbabı olup kocası ve
ebeveynleri kadın sünnetine karşı idiler. Kendisi veya kocası kızlarının sünnet
edilmesiyle ilgili polise herhangi bir başvuruda bulunmamış veya kadın sünneti
oranının çok daha düşük ve ender düzeyde olduğu kuzey Nijerya’ya yerleştirme
talepleri olmamıştı. Bu nedenle, AİHM Nijerya’ya sınırdışı edilmeleri halinde
başvuran ve kocasının kızlarını sünnetten koruyabileceklerine karar vermiştir.
Dava kabul edilemez ilan edilmiştir.
Omeredo – Avusturya Davası (no. 8969/10)
20.9.2011
1973 doğumlu başvuran sünnet olmamak için 2003 yılında Nijerya’dan kaçmıştır.
Kardeşi sünnetin doğurduğu sonuçlardan dolayı ölmüştü. Başvuran, sünneti
reddederse köyde öldürüleceğini ve annesinin de sünneti kabullenmesini istediğini
iddia etmekteydi. Sığınma başvurusu reddedilmiştir. Bilgi Notu – Kadına yönelik şiddet Basın Birimi
AİHM başvuranın terzi olarak eğitim aldığından ve bu meslekte deneyimi
bulunduğundan bahisle Nijerya’da ailesine bağımlı olmaksızın kendi hayatını
kurabileceğine inanmamak için bir neden olmadığını kaydetmiştir. Dava kabul
edilemez ilan edilmiştir.
Irza geçme
X. ve Y. – Hollanda Davası (no. 8978/80)
26.3.1985
Zihinsel engelli olup çocuklara hizmet veren bir bakımevinde yaşayan bir genç
kıza, 16. yaş gününden bir gün sonra (Hollanda’da cinsel ilişki için rıza yaşı 16 idi)
merkez sorumlusunun bir akrabası tarafından tecavüz edilmiştir. Başvuran bu
olaydan sonra travma geçirmiş, fakat zihinsel yaşı düşük olduğuiçin resmi
şikayette bulunmasının mümkün olmadığına karar verilmiştir. Şikayet dilekçesini
kendi yerine babası imzalamış, fakat dilekçe mağdurun kendisi tarafından
verilmediği için fail hakkında dava açılmamıştır. Mahkemeler kanunda boşluk
olduğunu kabul etmişlerdir.
AİHM, Hollanda’da ceza adaleti sisteminin bu tür davalarda etkin caydırıcılık tesis
etmesinin “kaçınılmaz” olduğunu vurgulayarak 8. Maddenin (özel hayata saygı
hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Aydın – Türkiye Davası (no. 23178/94)
25.9.1997
Kürt kökenli genç bir Türk kızı olan başvuran (o sırada 17 yaşında idi) nedeni
açıklanmaksızın ailesinin diğer iki ferdiyle birlikte gözaltına alınmıştır. Başvuranın
gözü bağlanmış, dövülmüş, çırılçıplak soyulmuş ve üzerine tazyikli su sıkılmıştır.
Bir güvenlik görevlisi kendisine tecavüz etmiş ve akabinde birçok kişi tarafından
yaklaşık bir saat dövülmüştür. Sonradan ırza geçme vakalarında tecrübesi
olmayan bir hekim tarafından yapılan muayenesinde kızlık zarının yırtılmış olduğu
ve kasıklarında yaygın çürükler olduğu tespit edilmiştir. Başvuran ayrıca Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine yapmış olduğu başvuruyu geri çekmesi için
yetkililerce kendisine ve ailesine gözdağı verildiğini iddia etmekteydi.
AİHM gözaltında kişinin bir Devlet görevlisi tarafından ırzına geçilmesinin bilhassa
vahim ve menfur, mağdurda derin psikolojik yaralar açacak bir kötü muamele
biçimi olduğunu vurgulamıştır. Başvuran, sözkonusu cinsel saldırı nedeniyle küçük
düşmüş ve hem fiziksel hem duygusal olarak olumsuz etkilenmiş olmalıdır. AİHM,
başvurana yönelik fiziksel ve ruhsal şiddetin ve özellikle tecavüzün işkenceye
ulaşan bir gaddarlıkla işlendiğini kaydederek 3. Maddenin (işkence yasağı) ihlal
edildiğine hükmetmiştir. Bunun yanısıra, gözaltı sırasında bir görevli tarafından
ırza geçme iddiası, mağdurun bu alanda uzman bağımsız hekimler tarafından
azami hassasiyetle muayene edilmesini gerektirmekteydi. Durum böyle olmamış,
bu ise soruşturmanın etkinliğini akamete uğratmıştır. Sonuç olarak başvuran
tazminat hakkı elde edememiştir. Dolayısıyla 13. Madde (etkili başvuru hakkı)
ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Kadına yönelik şiddet Basın Birimi
M.C. – Bulgaristan Davası (no. 392727/98)
4.12.2003
14 yaşındaki (Bulgaristan’da cinsel ilişki için rıza yaşı 14 idi) başvurucu kız
çocuğuna iki erkek tarafından tecavüz edilmiştir; tecavüz esnasında ve sonrasında
ağlayan başvuran annesi tarafından hastaneye götürülmüş, hastanede kızlık
zarının yırtılmış olduğu tespit edilmiştir. Tecavüze direndiği veya yardım istediği
tespit edilemediğinden failler hakkında takibat yapılmamıştır.
AİHM, rıza verilmemesinin ırza geçme ve cinsel istismarın tespitinde temel bir
unsur teşkil etmesinden ve buna ilişkin uluslararası eğilimlerden bahisle 3.
Maddenin (aşağılayıcı muamele yasağı) ve 8. Maddenin (özel hayata saygı hakkı)
ihlaline hükmetmiştir. AİHM, başta genç kızlar olmak üzere cinsel istismar
mağdurlarının psikolojik olarak (yani, istemeden boyun eğerek veya kendini
tecavüz olayından soyutlayarak) veya şiddetin devamının geleceği korkusuyla
direnemediklerini kaydetmiştir. Devletlerin rıza haricinde gerçekleşen cinsel
eylemleri kovuşturma yükümlülüğü bulunduğunu vurgulayan AİHM, mağdur
fiziksel olarak direnç göstermemiş olsa dahi hem soruşturma işlemlerinin hem
Bulgar hukukunun kusurlu olduğu sonucuna varmıştır.
Maslova ve Nalbandov – Rusya Davası (no. 839/02)
24.1.2008
Sorgu için karakola çağrılan başvurana polis görevlileri tarafından bir cinayet
işlediğini itiraf etmesi için tazyikte bulunulmuştur. Bir polis başvurana parmak
kelepçesi takmış, dövmüş, tecavüz etmiş ve sonra zorla oral seks yaptırmıştır.
Daha sonra başka bir polisle birlikte defaatle karnına gaz maskesi takmak
suretiyle nafes almasını zorlaştırıp boğmuş, küpelerine kablo vurmuş,bağlayarak
elektrik vermişlerdir. Lavaboya gitmesine izin verdiklerinde başvuran damar
bileklerini kesmeye çalışmıştır. Kendisini karakolda sorgulayan üç savcılık
görevlisi alkol içmişler, kondom ve peçete kullanarak başvurana tecavüze devam
etmişlerdir. Başvuran, tecavüze ve işkenceye uğradığı iddiasıyla şikayetçi
olmuştur. Karakolda bulunan bir kondomda bulunan vajinal hücrelerin %99.99
ihtimalle başvurana ait olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde, karakoldaki
peçetelerde sperm ve başvuranın antijen grubuna ait vajinal doku izlerine
rastlanmıştır. Ancak, mahkeme, savcılık görevlileri hakkında takibatta
başvurulması gereken özel usulün takip edilmediği gerekçesiyle toplanan delillerin
kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla, suç delili bulunmadığı için
dava düşmüştür.
AİHM, olayların başvuranın anlattığı biçimde cereyan ettiğini destekleyen
etkileyici ve net bir delil manzumesi bulunduğunu kaydetmiştir. AİHM ayrıca
gözaltında kişinin bir Devlet görevlisi tarafından ırzına geçilmesinin bilhassa vahim
ve menfur bir kötü muamele biçimi olduğunu, zira failin mağdurun
savunmasızlığından ve kırık direncinden kolaylıkla istifade edebileceğini
vurgulamıştır. Başta defaatle işlenen gaddarca tecavüz fiili olmak üzere
başvuranın maruz kaldığı fiziksel şiddet nedeniyle 3. Madde (işkence yasağı) ihlal
edilmiştir. Etkili soruşturma yürütülmemesi nedeniyle 3. Madde bir kez daha ihlal
edilmiştir.
I.G. – Moldova Cumhuriyeti Davası (53519/07)
15.05.2012 Bilgi Notu – Kadına yönelik şiddet Basın Birimi
Başvuran 14 yaşında bir kız çocuğu iken bir tanıdığının tecavüzüne uğradığından
şikayetçi idi (şahıs, büyükannesinin mahallesinde yaşayan 23 yaşında bir erkekti;
başvuran o sırada büyükannesini sık sık ziyaret ederdi).
AİHM 3. Maddenin (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ve etkili
soruşturma yükümlülüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM başvuranın davası
ile ilgili soruşturmanın, Devletin ırza geçme ve cinsel istismarın her türünü etkili
biçimde soruşturma ve cezalandırma yönündeki pozitif yükümlülüğünde
mündemiç gereklilikleri yerine getirmediğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, Devletin
bu madde kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini ihmali nedeniyle 3. Madde ihlal
edilmiştir.
Şiddet ve sosyal dışlama
N. – İsveç Davası (23505/09)
20.07.2010
İsveç’te bir erkekle evlilik dışı ilişkisi bulunan Afgan vatandaşı başvuran,
Afganistan’a sınırdışı edilmesi halinde sosyal dışlama, uzun süreli hapis cezası ve
hatta ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu iddia etmekteydi. Sığınma
başvurusu başarısız olmuştur.
AİHM Afganistan’da kadınların kendilerine toplum tarafından biçilen cinsiyet
rollerine, göreneklere veya hukuk sistemine uygun davranmadıkları gibi bir algıya
neden olmaları durumunda kötü muameleye maruziyet riskinin çok yüksek
olduğunu kaydetmiştir. N.’nin İsveç’te yaşaması dahi kabul edilebilir davranış
sınırını aşmış olması olarak algılanabilirdi. Kocasından boşanmak istemesi ve artık
hayatını kendisiyle geçirmek istememesi, hayatını tehlikeye düşürecek sonuçlar
doğurabilirdi. Nisan 2009’da çıkarılan Şii Aile Yasasına göre kadınların kocalarının
cinsel isteklerine itaat etmeleri ve izinsiz evlerinden çıkmamaları zorunlu idi.
Ayrıca raporlar, Afgan kadınlarının %80’inin aile içi şiddet mağduru olduğunu,
yetkililerin ise bu fiilleri meşru görerek kovuşturmadıklarını ortaya koymuştur.
Refakatsiz veya “vasii” olmayan kadınların kişisel ve mesleki yaşamları ciddi
biçimde kısıtlanmakta, bu kadınlar toplumdan dışlanmakta idi. Erkeklerin
himayesine girmeyen kadınların pek hayatta kalma imkanlarının bulunmadığı
aşikardı. Bu nedenle AİHM, N.’nin Afganistan’a sınırdışı edilmesi durumunda
İsveç’in 3. Maddeyi (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edeceği
kararına varmıştır.
Devlet mercilerinin elinde
Yazgül Yılmaz – Türkiye Davası (no. 36369/06)
01.02.2011
16 yaşındaki başvuran, polis nezaretinde iken cinsel tacize uğradığından şikayetçi
idi. Kendisinin veya velisinin rızası olmaksızın kızlık zarının yırtık olup olmadığını
tespit etmek amacıyla jinekolojik muayeneden geçirilmişti. Beraat edip Bilgi Notu – Kadına yönelik şiddet Basın Birimi
salıverildikten sonra travma sonrası stres ve depresyon geçirmiştir. Gözaltında
saldırı iddiaları, sonradan yapılan tıbbi muayenelerle de büyük ölçüde
desteklenmiştir. İlgili cezaevi doktorları hakkında hiçbir disiplin işlemi
uygulanmamıştır.
AİHM, o sırada yürürlükte olan kanunda kadın tutukluların muayenelerine ilişkin
gerekli güvencelerin öngörülmediğini ve özellikle küçüklerin jinekolojik
muayeneleri konusunda ek güvencelere ihtiyaç duyulduğunu kaydetmiştir. Polis
görevlilerini cinsel saldırı iftiralarından korumak amacıyla kadın tutuklulukların
otomatik olarak jinekolojik muayeneye tabi tutulması yönündeki genel uygulama,
tutulan kadınların çıkarına değildi ve tıbbi bir gerekçesi yoktu. Başvuran tecavüz
değil tacizden şikayetçi idi; bu iddianın doğru olmadığını ispatı kızlık zarının
muayenesiyle mümkün olamazdı. AİHM, yeni Ceza Muhakemesi Kanununda
jinekolojik muayenelerin düzenlendiğini, fakat küçüklerle ilgili özel bir hüküm
öngörülmediğini kaydetmiştir. AİHM başvuranın poliste gözaltında iken jinekolojik
muayeneden geçirilmesi ve sorumluların yeterince soruşturulmaması nedeniyle 3.
Maddenin (insanlık dışı muamele yasağı) iki bakımdan ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
B.S. – İspanya Davası (no. 47159)
24.07.2012
Dava, Nijerya kökenli bir kadının Palma de Mallorca dış mahallelerinde fahişelik
yaparken polis tarafından durdurulması ile ilgili idi.
AİHM, Devletin başvuranın sokakta çevrilip sorgulandığı iki olayda kötü muamele
gördüğü iddialarının yeterli ve etkili biçimde araştırılmadığını kaydetmiştir. AİHM
ulusal mahkemelerin B.S.’nin fahişe olarak çalışan Afrikalı bir kadın olmasından
kaynaklanan savunmasız durumunu dikkate almadıklarını kaydetmiştir.
3. Madde (insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı – etkili soruşturma
yapılmaması) ihlal edilmiştir;
Kötü muamele iddiaları bakımından 3. Madde ihlal edilmemiştir;
3. maddeyle bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Umuma açık yerlerde şiddet
Ebcin – Türkiye Davası (no. 19506/05)
01.02.2011
Öğretmen olan başvuran yürüyerek işine giderken yüzüne asit atılmıştır. Bunun
sonucunda vücudunda bir tümör oluşan başvuran gözünü, kulağını ve ağzını
ancak sınırlı biçimde kullanabilmektedir.
AİHM bu olayla ilgili ceza davasında çok uzun gecikmeler yaşandığını ve davanın
aradan 13 yıl geçmesine rağmen hala idare mahkemesinde derdest olduğunu,
başvuranın henüz tazmin edilmediğini kaydetmiştir. Dolayısıyla, yargılama süreci
ciddi bir şiddet eylemine karşı yeterli koruma sağlayamamıştır: 3. Madde (insanlık
dışı muamele yasağı) ve 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal
edilmiştir. Bilgi Notu – Kadına yönelik şiddet Basın Birimi
Basın İrtibat:
+33 (0)3 90 21 49 79
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Poliste Gözaltılar / Avukat Yardımından Yararlanma

Mesaj gönderen Admin »

AİHM müteaddit defalar cezai suç isnat olunan kişinin bir avukat
tarafından etkili biçimde savunulmasının adil yargılanmanın temel bir
unsuru olduğuna hükmetmiştir
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 § 1 3 (c )’ye göre “Bir suç ile itham edilen
herkes kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından
yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve
adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın
yardımından ücretsiz yararlanma hakkına sahiptir”.
Imbrioscia – İsviçre Davası
24.11.1993
6. Maddenin ceza yargılaması bağlamındaki “birincil amacı, bir ‘mahkeme’
tarafından adil yargılanmanın sağlanması” olsa dahi, bundan bu hükmün
“mahkeme öncesi işlemlere” uygulanmayacağı anlamı çıkmamalıdır.
√ AİHM yukarıdaki ilkeyi pek çok defalar vurgulamıştır:
John Murray – Birleşik Krallık Davası
25.01.1996
Bu davada AİHM, kısıtlılıkların söz konusu olabileceğini kabul etmekle birlikte (her
ne kadar 6. Madde “normalde sanığın polis sorgusunun ilk aşamalarında avukat
desteğinden yararlanmasına imkan verilmesini gerektirse de”, “Sözleşmede
açıkça belirtilmeyen bu hak geçerli bir nedenle kısıtlamalara tabi tutulabilir”),
1987 tarihli Kuzey İrlanda (Olağanüstü Hükümler) Yasasının uygulanması
bağlamında “sanığın polis sorgusunun ilk aşamalarında avukata erişmesinin,
savunma hakları açısından azami önem arz ettiğini” kaydetmiştir.
√ AİHM tarafından dikkate alınan unsurlar:
- başvuranın avukatı hazır bulunmadığı halde kendi aleyhine itiraflarda bulunup
bulunmadığı. Brennan – Birleşik Krallık Davasında (16.10.2001) böyle bir durum
söz konusu olmamıştır: Sözleşmenin 6. Maddesinin 1. veya 3(c) fıkrası ihlal Bilgi Notu – Poliste gözaltılar Basın Birimi
edilmemiştir. Zira John Murray davasından faklı olarak, başvuranın gözaltı
süresinin avukatının hazır bulunmadığı ilk 24 saati içerisinde söylediği veya
söylemeyi reddettiği hiçbir şeyden herhangi bir çıkarım yapılmamıştır.
- avukatı hazır bulunmadığı sırada başvurana herhangi bir baskı uygulanıp
uygulanmadığı (Magee – Birleşik Krallık Davası, 06.06.2000, Par. 40). 6.
Maddenin 3(c) fıkrasıyla bağlantılı olarak 6. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir:
başvuranın poliste gözaltında tutulduğu süreçteki göz korkutucu atmosferde
geleneksel “denge unsuru” rolünü yerine getirebilecek bir avukata erişimi yoktu
ve o sırada verdiği ifadeler mahkumiyetinde çok önemli bir paya sahipti.
Salduz ve Dayanan – Türkiye ve Brusco – Fransa kararları
Salduz – Türkiye Davası (Büyük Daire)
27.11.2008
PKK (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı bir örgüt) lehine düzenlenen izinsiz bir
gösteriye katılmakla suçlanan ve sonrasında bu suçtan mahkum edilen başvuran,
poliste gözaltında iken avukatı bulunmadığı halde suçunu itiraf etmiştir. AİHM,
başvuranın mahkemede bu iddiaları reddedebilecek olmasına karşın, emniyette
gözaltında iken avukat desteği alamamasının bilhassa reşit olmaması hasebiyle
savunma haklarını telafi edilemez biçimde etkilediğini kaydetmiştir.
6. maddenin 1. fıkrasıyla bağlantılı olarak (adil yargılanma hakkı) 6. Maddenin
3(c) fıkrası ihlal edilmiştir.
“avukata erişim, şayet her davanın kendine özgü koşulları ışığında bu hakkın
kısıtlanmasına yönelik mecburi nedenler yoksa, şüphelinin polis tarafından
yürütülen ilk sorgusundan başlayarak sağlanmalıdır.”
Dayanan – Türkiye Davası
13.10.2009
Hizbullah örgütüne üyelikle suçlanan ve sonrasında bu suçtan mahkum edilen
başvuran, poliste gözaltında iken avukat yardımından yararlanamamıştır. AİHM
(Türk hukukun ilgili hükümlerinde öngörüldüğü üzere sistematik olarak
uygulanan) avukata erişim hürriyetini kısıtlamanın, başvuran emniyetteki
gözaltında sessiz kalmış olsa da dahi 6. Maddenin ihlal edildiğine
hükmetmek için yeterli neden teşkil ettiğini kaydetmiştir.
6. maddenin 3(c) fıkrası ihlal edilmiştir.
Brusco – Fransa Davası, 14.10.2010: 6. Maddenin 1. ve 3. fıkrası (susma ve
kendini itham etmeme hakkı). Bir saldırı planladığından şüphelenilen başvuran
poliste gözaltına alınmış ve doğruyu söyleyeceğine yemin ettirildikten sonra
sorgulanmıştır. Ancak, başvuran tanık değil “cezai bir suçla itham edilen” bir kişi
idi ve bu sıfatla 6. Maddenin 1. ve 3. fıkrasıyla teminat altına alındığı üzere susma
ve kendini itham etmeme hakkına sahipti. Bay Brusco’nun polis gözetiminde Bilgi Notu – Poliste gözaltılar Basın Birimi
tutulduğu 20 saat boyunca avukat yardımından yararlandırılmaması
gerçeği durumu daha da vahimleştirmektedir. Avukat en baştan itibaren
hazır bulunmuş olsaydı, Bay Brusco’yu susma hakkıyla ilgili
bilgilendirmesi mümkün olabilirdi.
Ayrıca bkz.:
 Yeşilkaya – Türkiye Davası, 8.12.2009: başvuran, kendisine yöneltilen
suçlarla hiçbir ilgisi olmadığını ifade etmesine karşın avukat desteğinden
mahrum bırakılmıştır. 6. maddenin 1. fıkrasıyla bağlantılı olarak 6.
Maddenin 3(c) fıkrası ihlal edilmiştir.
 Boz – Türkiye Davası, 9.02.2010: AİHM, ilgili yasal hükümler uyarınca
avukata erişim hakkının sistematik biçimde kısıtlanmasının 6. Maddenin
ihlali anlamına geldiğini yinelemiştir.
 Yoldaş – Türkiye Davası, 23.02.2010: başvuran net biçimde ve özgür
iradesiyle avukat desteğinden feragat etmiştir: 6. Maddenin 1. ve 3(c)
fıkrası ihlal edilmemiştir.
 Dushka – Ukrayna Davası, 03.02.2011: 17 yaşındaki bir genç kanuna aykırı
olarak gözaltına alınmış ve avukatı hazır bulunmadığı halde sorgulanmıştır
(başvuran, poliste gözaltındayken bir soygun suçunu itiraf ettirmek için
işkence gördüğünü iddia etmekteydi): 3. Madde iki açıdan (insanlık dışı ve
aşağılayıcı muamele yasağı ve etkili soruşturma yapılmaması) ihlal
edilmiştir.
Basın İrtibat: Céline Menu-Lange
celine.menu-lange@echr.coe.int
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj