Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

SORU VE CEVAPLARLA TÜKETİCİ HUKUKU HAKKINDA BİLGİLER

Bankacılık İşlemleri, Mevduat, Faiz, Banka Kredileri, Kredi Kartları, Banka Kartları, Havale, Tüketici Kredisi, Mortgage, Tüketici Hakları, Tüketici Hakem Heyeti, Tüketici Mahkemeleri...
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

TELEFON ŞİRKETLERİNİN UYGULADIĞI FAİZ ORANLARI

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2005/11099 K. 2005/17357 T. 24.11.2005

• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Cep Telefonu Abonelik Sözleşmesinde Faiz Oranının Aboneye Gönderilecek Faturada Belirleneceğinin Öngörülmüş Olması - Faturada Belirlenen Faiz Oranının Fahiş Olduğu İddiasının Araştırılması Gereği )
• FAHİŞ FAİZ UYGULANDIĞI İDDİASININ ARAŞTIRILMASI GEREĞİ ( Cep Telefonu Abonelik Sözleşmesinde Faiz Oranının Aboneye Gönderilecek Faturada Belirleneceğinin Öngörülmüş Olması - Tek Taraflı Olarak Sözleşmeye Tüketici Aleyhine Hükümler Konulamaması )
• TELEFON ŞİRKETLERİNİN UYGULADIĞI FAİZ ORANLARININ KARŞILAŞTIRILMASI GEREĞİ ( Cep Telefonu Kullanım Bedelinin Tahsili Davasında Abonelik Sözleşmesinde Belirlenen Faiz Oranının Fahiş Olduğu İddiasıyla Faize İtiraz Edilmesi )

4077/m.6

ÖZET : Davacı, cep telefonu abonesi olan davalının borcunu ödemediğini, bu nedenle hakkında yapılan icra takibinde asıl alacağı kabul etmesine rağmen, faize itiraz ettiğini öne sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir. Taraflar arasındaki abone sözleşmesinde, faturada belirtilen son ödeme tarihini geçen ödemeler için uygulanacak faiz oranlarının, abonelere gönderilen faturalarda bildirileceği belirtilmiş olup, davalıya gönderilen faturalarda bu faiz oranının aylık % 8 üzerinden günlük olarak hesaplanacağı açıklanmıştır. Mahkemece, diğer telefon şirketlerinin uyguladığı faiz oranlarının dava konusu olan fatura tarihindeki ortalamasının hesaplanması, o dönemdeki diğer ekonomik etkenlerde dikkate alındığında uygulanan faiz oranının haksız ve fahiş olup olmadığının bilirkişi vasıtası ile araştırılması ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sözleşmedeki şartın geçersiz olduğu açıklanıp işlemiş faiz talebinin tümden reddi ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren reeskont faizi yürütülmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de miktar itibariyle red edilmesi üzerine edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, cep telefonu abonesi olan davalının borcunu ödemediğini, bu nedenle hakkında yapılan icra takibinde asıl alacağı kabul etmesine rağmen

1.078.113.193 TL' lik kısma itiraz ettiğini öne sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, davanın kabulü ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren Merkez Bankasınca belirlenen değişen oranda reeskont faizi yürütülmesi kaydıyla takibin devamına, fazla talebin reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki abone sözleşmesinin 5.1.6. maddesinde, faturada belirtilen son ödeme tarihini geçen ödemeler için uygulanacak faiz oranlarının, abonelere gönderilen faturalarda bildirileceği belirtilmiş olup, davalıya gönderilen faturalarda bu faiz oranının aylık % 8 üzerinden günlük olarak hesaplanacağı açıklanmıştır. Mahkemece de kabul edildiği gibi, 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı T.K.H.K.nun 6. maddesi gereğince "satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyiniyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar, tüketici için bağlayıcı değildir." Bu durumda mahkemece diğer telefon şirketlerinin uyguladığı faiz oranlarının dava konusu olan fatura tarihindeki ortalamasının hesaplanması o dönemdeki diğer ekonomik etkenlerde dikkate alındığında uygulanan faiz oranının haksız ve fahiş olup olmadığının bilirkişi vasıtası ile araştırılması ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sözleşmedeki şartın geçersiz olduğu açıklanıp işlemiş faiz talebinin tümden reddi ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren reeskont faizi yürütülmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.11.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

KAÇAK SU KULLANIMI , TÜKETİCİ MAHKEMESİ , GÖREV ...

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ E. 2005/1987 K. 2005/1956 T. 14.6.2005

• KAÇAK SU KULLANIMI ( Haksız Eylem Niteliğinde Olması Nedeniyle Tüketici Mahkemesi Değil Genel Mahkemelerin Görevli Olduğu )
• TÜKETİCİ MAHKEMESİ ( Kaçak Su Kullanımından Doğan Davada Görevli Olmadığı - Genel Mahkemelerin Görevli Olduğu )
• GÖREV ( Kaçak Su Kullanımından Doğan Davada Genel Mahkemelerin Görevli Olduğu - Haksız Eylem )
4077/m. 23

1086/m. 7

ÖZET : 4077 Sayılı Yasa taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi esas almaktadır. Dava konusu olay ise kaçak su kullanımından kaynaklanan haksız eyleme ilişkindir. Bu nevi davalarda ise tüketici mahkemeleri değil, genel mahkemeler görevlidir. Açıklanan hususlar nazara alınmadan yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi isabetsizdir.

DAVA : Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmakla, dosya incelendi. Dosyadaki belgeler okundu. Tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi, gereği görüşüldü:
KARAR : Mahkemece taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunduğu gerekçe gösterilerek uyuşmazlığın 4077 Sayılı Yasa kapsamında olduğu, bu nitelikteki uyuşmazlıkların tüketici mahkemelerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçe gösterilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir. 4077 Sayılı Yasa taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi esas almaktadır.
Somut olay 09.01.2001 tarihinde düzenlenen tutanağın içeriğine göre kaçak su kullanımından kaynaklanan haksız eyleme ilişkindir. Bu olgular dikkate alındığında uyuşmazlığın tüketici mahkemelerinde çözümlenmesi olanaksız, genel mahkemede çözümleneceği tartışmasızdır. Görev kamu düzenine ilişin olup istek olmasa bile yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmesi zorunludur. O halde tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda gösterdikleri ve gösterecekleri deliller toplanmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

SONUÇ : Mahkemece bu olgular göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, 14.06.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

TÜKETİCİ MAHKEMESİ NEZDİNDE YAPILAN İTİRAZ

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2005/1212 K. 2005/2040 T. 11.2.2005

• TÜKETİCİ MAHKEMESİ NEZDİNDE YAPILAN İTİRAZ ( Dava Dilekçesinin Mahkeme Memuru Aracılığı İle Aleyhine İtiraz Edilen Tüketiciye Tebliği -Tarafların Delil Sunma ve Savunma Haklarının Kısıtlandığı/Usul Kurallarına Aykırılık )
• TÜKETİCİ MAHKEMELERİNDE GÖRÜLECEK DAVALAR ( Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Yedinci Babı Dördüncü Faslı Hükümlerine Göre Yürütüleceği - Dosya Üzerinde Karar Vermek Hususunda Taktir Hakkı Tanınmadığı )
• DOSYA ÜZERİNDE KARAR VERİLMESİ ( Tüketici Mahkemelerine Taktir Hakkı Tanınmadığı - Dava Dilekçesinin Mahkeme Memuru Aracılığı İle Aleyhine İtiraz Edilen Tüketiciye Tebliği/Tarafların Delil Sunma ve Savunma Haklarının Kısıtlandığı )
• DELİL SUNMA VE SAVUNMA HAKLARININ KISITLANMASI ( Dava Dilekçesinin Mahkeme Memuru Aracılığı İle Aleyhine İtiraz Edilen Tüketiciye Tebliği/Usul Kurallarına Aykırılığı - Tüketici Mahkemelerine Dosya Üzerinde Karar Vermek Hususunda Taktir Hakkı Tanınmadığı )
1086/m.73, 195, 375

4077/m.22, 23

ÖZET : HUMK.nun 73. maddesinde, kanunun gösterdiği istisnalar haricinde hakimin her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremeyeceği kabul edilmiştir. Dava, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 22. maddesine dayalı olarak Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından verilen karar Tüketici Mahkemesi nezdinde yapılan itiraza ilişkin olup, anılan yasanın 23. maddesinde Tüketici Mahkemelerinde görülecek davaların Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre yürütüleceği belirtilmiş ve dosya üzerinde karar vermek hususunda mahkemeye taktir hakkı tanınmamıştır.

Gerçekte mahkemeye sunulan bir dava dilekçesi üzerine oturum günü belirlendikten sonra dava dilekçesi ve oturum günü taraflara tebliğ edilir. Ancak, mahkemece, işin aciliyeti olduğu kanaatine varılırsa, dava dilekçesi davalıya en seri şekilde ulaştırılırken, davaya karşı tüm delillerini sunması da istenmelidir. Somut olayda dava dilekçesinin mahkeme memuru aracılığı ile aleyhine itiraz edilen tüketiciye tebliğine karar verilmiş olup, bu ara kararının yerine getirildiği anlaşılmakta ise de, tarafların delil sunma ve savunma hakları kısıtlandığı için yukarıda anılan usul kurallarına

uyulduğunun söylenmesi mümkün değildir. Dava açılması ile usul yasasındaki yerine getirilmesi zorunlu usul kurallarına uyulmadan evrak üzerinde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

DAVA : Davacı Türk Telekomünikasyon A.Ş. ile davalı Hulusi Tahir İlgenli arasındaki davada Tüketici Mahkemesi sıfatı ile Midyat Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşen kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Cumhuriyet Başsavcılığının 01.02.2005 gün ve Hukuk 1155 sayılı yazısı ile kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Şikayetçi Hulusi Tahir İlgenli Midyat Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanlığına verdiği dilekçesinde; 2003 yılı Ağustos dönemine ait telefon faturasında şehiriçi görüşmeleri kalemi ile ilgili olarak gösterilen 45,640,000.- Lira ile çeşitli borçlar kalemi ile ilgili olarak talep edilen 1,800,000.- Liranın haksız ve yersiz olduğunu ileri sürerek, mecburen ödenen bu bedellerin iadesini istemiştir.
Mardin İl Telekom Müdürlüğü cevabında, 1,800,000.- Lira ile ilgili tahakkukun maddi hataya dayalı olduğunu, şehir içi görüşme bedeline yönelik itirazın ise yersiz olduğunu savunmuştur.
Tüketici Sorunları Hakem Heyetince, şehir içi görüşme bedeline yönelik itiraz ve talebin kabulüne ilişkin verilen karara karşı Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından Tüketici Mahkemesinde itiraz edilmiştir. İtiraz dilekçesini Değişik İşler esasına kaydeden mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme ile itiraz ve dava sonuçlandırılmıştır.
23.5.1956 gün ve 8/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi, HUMK.nun 73. maddesinde, kanunun gösterdiği istisnalar haricinde hakimin her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremeyeceği kabul edilmiştir. Dava, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 22. maddesine dayalı olarak Tüketici Sorunları Hakem Heyeti tarafından verilen karar Tüketici Mahkemesi nezdinde yapılan itiraza ilişkin olup, anılan yasanın 23. maddesinde Tüketici Mahkemelerinde görülecek davaların Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre yürütüleceği belirtilmiş ve dosya üzerinde karar vermek hususunda mahkemeye taktir hakkı tanınmamıştır.

Gerçekte mahkemeye sunulan bir dava dilekçesi üzerine oturum günü belirlendikten sonra dava dilekçesi ve oturum günü taraflara tebliğ edilir. ( HUMK.m.195 ve 375. ) Bu işlemlerin yerine getirilmesi sırasında HUMK.nun 195, 207, 208, 210 maddeleri hükümlerine uygun davranmaya özen gösterilir. Ancak, mahkemece, işin aciliyeti olduğu kanaatine varılırsa, dava dilekçesi davalıya en seri şekilde ulaştırılırken, davaya karşı tüm delillerini sunması da istenmelidir. Somut olayda dava dilekçesinin mahkeme memuru aracılığı ile aleyhine itiraz edilen tüketiciye tebliğine karar verilmiş olup, bu ara kararının yerine getirildiği anlaşılmakta ise de, tarafların delil sunma ve savunma hakları kısıtlandığı için yukarıda anılan usul kurallarına uyulduğunun söylenmesi mümkün değildir. Dava açılması ile usul yasasındaki yerine getirilmesi zorunlu usul kurallarına uyulmadan evrak üzerinde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.


SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz edilen hükmün HUMK.nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kararın kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 11.2.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

KREDİ KARTI BORCUNUN İCRA YOLUYLA TAKİBİ...

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2005/10241 K. 2005/15549 T. 19.10.2005

• KREDİ KARTI BORCUNUN İCRA YOLUYLA TAKİBİ ( Tüketici Lehine Yapılan Birtakım Düzenlemelerin De Önceden Kurulmuş Ve Bir Tarafın Kendi Edimlerini Tamamıyla Yerine Getirdiği Bir Sözleşmenin Tüm Hükümlerini Geçersiz Kılması Mümkün Olmadığı )
• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Her Davanın Açıldığı Tarihteki Hukuki Durum Ve Koşullara Göre Sonuçlandırılması Gerektiği Yolundaki Genel İlkenin İstisnası Olduğu - İtirazın Haklılığı Takip Tarihindeki Hukuki Duruma Göre İncelenip Sonuçlandırılacağı )
• İTİRAZIN HAKLILIĞI ( Takip Tarihindeki Hukuki Duruma Göre İncelenip Sonuçlandırılacağı )
• TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER ( Önceden Yapılmış Ve İcra Edilmiş Sözleşmeleri Etkilemeyeceği - İtirazın İptali Davası )

2004/m.67

4077/m.10,6/A

ÖZET : İtirazın iptali davaları, her davanın açıldığı tarihteki hukuki durum ve koşullara göre sonuçlandırılması gerektiği yolundaki genel ilkenin istisnası olup ispat kuralları bakımından genel ilkelere göre görülüp incelenen dava türlerinden olduğu halde, itirazın haklılığı takip tarihindeki hukuki duruma göre incelenip sonuçlandırılır.

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda yapılan değişiklikler, önceden yapılmış ve icra edilmiş sözleşmeleri etkilemeyeceğinden tüketici lehine yapılan birtakım düzenlemelerin de önceden kurulmuş ve bir tarafın kendi edimlerini tamamıyla yerine getirdiği bir sözleşmenin tüm hükümlerini geçersiz kılması mümkün değildir.
DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı, davalı ile imzalanan sözleşmeye istinaden verilen kredi kartı ile yaptığı harcama bedellerini süresinde ödemediği gibi, girişilen icra takibine de haksız olarak kısmen itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, duruşmalara katılmadığı gibi, cevap da vermemiştir.


Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen kredi sözleşmesinde 4077 sayılı Yasanın 10. maddesinde belirtilen emredici koşullara uyulmadığından geçersiz olduğu, yine anılan Yasanın 6. maddesinde belirtilen muacceliyet koşuluna da yer verilmediği ve davalının usulüne uygun temerrüde düşürülmediği, bu durumda, sadece vadesinde ödenmeyen borcunu yasal faizi ile isteyebileceği sonucuna varılarak davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen 2.7.1998 tarihli kredi kartı üyelik sözleşmesi uyarınca, davalıya kredi kartı verildiği, davalının kredi kartının kullanılmasından doğan borcunu ödemediği, taraflar arasında ihtilafsızdır. Yine, anılan sözleşmenin 17. maddesinde temerrüt faiz oranının ekstrede gösterilen faiz oranının 50 puan ilave edilmek üzere bulunacağı belirtildiği gibi, hesabın katı halinde ihtarnamenin tebliğ tarihinde temerrüdün oluşacağı belirtilmiştir. Hesabın kat edilip ihtar çekilmesine rağmen ödeme yapılmaması karşısında, davacı, 24.7.2003 tarihinde icra takibine girişmiş olup 17.10.2003 tarihli dilekçe ile davalının asıl alacak dışında kalan faiz ve ferilerine itiraz etmesi üzerine de, 13.1.2004 tarihinde işbu itirazın iptali davası açılmıştır.

Hemen belirtmek gerekir ki, her davanın açıldığı tarihteki hukuki durum ve koşullara göre sonuçlandırılması gerektiği genel ilke ise de itirazın iptali davaları bu ilkenin istisnalarındandır. İtirazın iptali davaları, ispat kuralları bakımından genel ilkelere göre görülüp incelenen dava türlerinden ise de itirazın haklılığı takip tarihindeki hukuki duruma göre incelenip sonuçlandırılır. Somut olayda, davalı borçlunun temerrüdü üzerine 24.7.2003 tarihinde icra takibine girişildiğine göre, bu tarihteki hukuki duruma göre uyuşmazlık çözümlenmelidir. 4077 sayılı Yasanın taksitle satışları düzenleyen 6/A maddesindeki değişiklik 6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı Kanun ile getirilmiş olduğundan, maddi hukuk ile ilgili yasada yapılan değişikliklerin önceden kurulmuş ve icra edilmiş sözleşmelere de şamil edilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, sonradan tüketici lehine yapılan birtakım düzenlemeler nedeniyle önceden kurulmuş ve bir tarafın kendi edimlerini tamamen yerine getirdiği bir sözleşmenin tüm hükümlerini geçersiz kılmasına olanak yoktur.

Sözleşmede kararlaştırılan temerrüt faiz oranı ekstrede belirtilen faiz oranına 50 puan ilavesi ile belirleneceği halde, davacı banka bundan daha az olan %43 temerrüt faizi talep etmiştir. Böyle olunca, taraflar arasındaki sözleşme, 4077 sayılı Yasada yapılan 6.3.2003 tarihli değişiklikten önce olduğundan uyuşmazlığın şekli bakımından yapıldığı tarih itibariyle hukuki düzenlemeye aykırı olmayan sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi zorunludur. Mahkemece, bu ilkeler çerçevesinde inceleme yapmak gerekirken, sözleşme geçersiz kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 19.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Kredi Kartı Borcu Nedeniyle Gerçek Borcun Tespiti...

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2005/13-350 K. 2005/343 T. 25.5.2005

• MENFİ TESPİT DAVASI ( Kredi Kartı Borcu Nedeniyle Gerçek Borcun Tespiti Talebi - Hesap Kart İhtarının Tebliğ Edildiği Tarih Tespit Edilmeden Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )
• GERÇEK BORCUN TESPİTİ TALEBİ ( Kredi Kartı Borcu Nedeniyle - Hesap Kat İhtarının Tebliğ Edildiği Tarih Tespit Edilmeden Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )
• KREDİ KARTI BORCU ( Gerçek Borcun Tespiti Talebi/Menfi Tepsi Talebi -Hesap Kat İhtarının Tebliğ Edildiği Tarih Tespit Edilmeden Karar Verilmesinin Hatalı Olduğu )
• HESAP KAT İHTARININ TEBLİĞİ ( Borçlunun Banka Tarafından Akdi İlişkisi Sona Erdirilip Gönderilen Hesap Kat İhtarının Tebliği İle Temerrüde Düştüğü -Menfi Tepsi Talebi )
• İHTARNEMEDE VERİLEN SÜRE ( Hesap Kat Edildikten Sonra Gönderilen Hesap Kat İhtarının Tebliğinde Verilmişse Borçlu Bu Sürenin Bitiminden İtibaren Temerrüde Düştüğü )
• BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ ( Borçlunun Banka Tarafından Akdi İlişkisi Sona Erdirilip Gönderilen Hesap Kat İhtarının Tebliği İle Düştüğü - Menfi Tepsi Talebi )
2004/m. 72, 150/ı

818/m. 101

4077/m. 10

ÖZET : Davacı, kredi kartı borcunu ödeyemediğini, aleyhinde icra takibi başlatıldığım, 4822 SK'dan yararlanmak için başvurduğunu, çıkarılan borç miktarının fazla olduğunu iddia ederek gerçek borcunun tespitini talep etmiştir. Kredi kartı borçlarında borçlu, banka tarafından akdi ilişki sona erdirilip hesap kat edildikten sonra gönderilen hesap kat ihtarının tebliği ile; ihtarnamede süre verilmişse bu sürenin bitiminden itibaren temerrüde düşer. Yerel mahkemece hesap kat ihtarının tebliğ edildiği tarih tespit edilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki "menfi tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara İkinci Tüketici Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen

06.11.2003 gün ve 2003/196-371 sayılı kararın İncelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 21.06.2004 gün ve 2003/17254-9530 sayılı ilamı ile;

( ... Davacı, davalı bankadan aldığı kredi kartlarının kullanımı sonucu bankaya oluşan borcunu ödeyemediğini, hakkında icra takibi başlatıldığını, 4822 Sayılı Yasadan faydalanmak için 04.04.2003 tarihinde davalıya başvurduğunu, çıkarılan borç miktarının yasaya uygun olmadığını ileri sürerek, davalıya olan gerçek borcunun tesbitini istemiştir.
Davalı, kendileri tarafından yapılan borç hesabının doğru olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, iki adet kredi kartından dolayı davacının 697.372.400.-TL borçlu olduğunun tesbitine, borcun hüküm kısmında gösterilen tarih ve miktarlarda ödenmek suretiyle tasfiyesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, davacının davalı bankadan aldığı kredi kartının kullanımından doğan borçlarını ödeyememesi nedeniyle, 4077 Sayılı Yasada değişiklik yapılmasına dair 4822 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesinden faydalanması için açılmıştır. 4822 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesinden faydalanabilmek için, her şeyden önce borcun kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında kredi kartı sözleşmesinin düzenlenmesi ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen kredi kartı ile kredi müşterisinin alışveriş yapması ve nakit para çekmesinden kaynaklanmalıdır. Ayrıca kredi kartını kullanan tüketicinin, bu yasanın yayınlanmasından önce temerrüde düşmesi, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında icra takibi aşamasına gelinmesi veya İcra takibi yapılması ve yasanın yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvurusunun bulunması gerekir. Yasanın uygulamasında öncelikle temerrüt tarihinin belirlenmesi önemlidir.
Kural olarak Borçlar Kanunu'nun 101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunu'nun 10112. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur.
Banka tarafından kredi borçlusuna ihtarname gönderilmemiş ise, kredi borçlusunun gönderilen son hesap ekstresinde belirtilen tarihte istenen asgari miktarı ödememesi nedeniyle, bu tarih itibariyle ödenmeyen kredi kartı borcu İcra takibi aşamasına geldiğinden, bankaca hesabın kat edildiği tarih, şayet hesap kat edilmemiş ise, gönderilen son hesap ekstresindeki belirtilen ödeme tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü gerekir.

Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak+akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık % 50 faiz uygulanacaktır. Bu biçimde oluşan toplam alacağa 4822 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesi, İcra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından, asıl alacak ve akdi faizden oluşan ana para alacağına yıllık % 50 gecikme faizi uygulandıktan sonra, Banka Sigorta Mevduatı Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, İcra masrafları, avukatlık ücreti ve faizin Banka Sigorta Mevduatı vergisini borca ilave etmek, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemelerin de, Borçlar Kanunu'nun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan ( temerrüt tarihindeki ana paradan ) mahsup edilmeli ve kalan toplam alacak tutan 12 eşit takside bölünmelidir.

Somut olayda davalının gönderdiği 21.10.2002 tarihli ihtarın davacı ya tebliğine ilişkin şerh mevcut olmadığından davacının, İcra takip tarihi olan 30.10.2002 tarihinde temerrüde düştüğü, 14.03.2003 tarihinde yayımlanan 4822 Sayılı Yasadan faydalanmak için yasada öngörülen 30 günlük sürede 04.04.2003 tarihinde davalı bankaya başvurduğu anlaşılmaktadır. Davacının 30.10.2002 tarihinde temerrüde düştüğü kabul edilerek bu tarihten davacının davalı bankaya başvurduğu 04.04.2003 tarihine kadar % 50 yasal faiz yürütülmesi ile ödenecek miktarın hesaplanması gerekirken, 22.10.2002 tarihini temerrüt tarihi olarak kabul eden bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru değildir. Mahkemece 30.10.2002 tarihi itibariyle hesaplama yapılmak üzere bilirkişiden ek rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

3- Davacının başvurusu üzerine davalı banka tarafından davacının 820.000.000.-TL borcu olduğu bildirilmiştir. Davacı açtığı dava ile bankanın istediği kadar borçlu olmadığını ileri sürdüğüne göre, mahkemece müddeabihin tesbiti için davacıdan borcunun olması gerektiği miktar sorulmalı; bankanın bildirdiği miktar ile mahkemece hükmedilen miktar arasındaki fark üzerinden davacı lehine, mahkemece hükmedilen miktar ile davacının borcunun olması gerektiğini bildirdiği miktar arasındaki fark üzerinden de davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi, masrafların da buna göre paylaştırılması gerekirken, sadece davacı vekili lehine ve hüküm altına alınan miktar üzerinden vekalet ücretine hükmedilip, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi ve masrafların tamamının da davalıya yükletilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir... )

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, kredi kartı sözleşmesinden kaynaklanan borç ilişkisinde, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da değişiklik yapan 4822 Sayılı Kanunun geçici 1. maddesine dayalı "borç tespiti" istemine ilişkindir.

A. Davacı isteminin özeti:

Davacı vekili 20.05.2003 tarihli dava dilekçesinde özetle: Davalı banka ile yapılan sözleşme gereğince, 5754...7373 nolu kredi kartı sahibi olduğunu ve bu kartları


kullandığını, ödemesi gereken bedelleri gününde ödemediği için temerrüde düştüğünü, hakkında İcra takibine geçildiğini, kısmi ödeme yaptığını, 14.03.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4822 Sayılı Kanunun geçici 1. maddesi gereğince, borcunun belirlenmesini ve taksitlendirilmesini, ayrıca yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasını istemiştir.

B. Davalı cevabının özeti:

Davalı banka vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı borçlunun sahibi olduğu banka kartından dolayı oluşan borcunu belirtilen günde ödemediğinden temerrüde düştüğünü, noter marifeti ile gönderilen kat ihtarnamesinden sonuç alınamadığı için icra takibine geçildiğini, davacı borçlunun yazılı başvurusu üzerine borç miktarının Türkiye Bankalar Birliği'nin 04.04.2003 günlü kararnamesine göre 12 eşit taksitte ödenmesi hususundaki önerinin davacı tarafından kabul görmediğini, davacının imzaladığı sözleşmeye aykırı davrandığını ifadeyle, davanın reddini savunmuştur.
C. Yerel mahkeme kararının özeti:

Yerel Mahkeme; "Dosyaya sunulan belgelere göre, davacı borçlunun her iki karttan dolayı 8.024.439.963.-TL tutarındaki bedeli ödeyemediği için temerrüde düştüğü, davacı borçlunun bu tarihten sonra kısmen ödeme yaptığı, dosyaya sunulan belgelerden anlaşılmıştır. Mahkememizce kabul gören bilirkişi heyetinin denetime elverişli ( 2003/2-3 nolu tebliğleri ışığında ) gerekçeli raporlarında davacı borçlunun yaptığı ödemeler sonucu 14.03.2003 tarihi itibariyle toplam borcunun 697.372.4oo.-TL olduğu saptanmış olmakla davacının borcu 12 eşit taksitte ödemesi gerektiği nedeniyle, aşağıdaki hüküm cihetine gidilmiştir" gerekçesiyle; "Davacının davasının kabulüne, tarihsiz sözleşmeye istinaden ...5753...7373 nolu kartlarından dolayı oluşan borcun netice olarak 697.372.4oo.-TL olduğu, belirtilen ödeme planına göre borcun tasfiyesine" karar vermiştir.
D. Temyiz evresi, bozma ve direnme:

Davalı banka vekilinin temyizi üzerine özel daire, yukarıda başlık bölümünde ayrıntısı açıklandığı üzere, bozma ilamının ikinci bendinde ana borcun belirlenmesinde kat ihtarında tebliğ şerhi bulunmadığından borcun hesabında icra takip tarihinin temerrüt tarihi olarak esas alınması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Bozma ilamının vekalet ücreti ve masraflara ilişkin üçüncü bendine ise mahkemece uyulmuştur.
Karan davalı banka vekili her iki yönden de temyiz etmektedir.

E. Gerekçe:

1. Hükmün direnmeye ilişkin kısmı yönünden;

Davacının, kredi kartından doğan borcunu süresinde ödemeyerek temerrüde düştüğü ihtilafsızdır.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 4822 Sayılı Kanunun geçici 1. maddesine dayalı borcun tespiti istemlerinde tespit yönteminin ne olduğu, eş söyleyişle, ana borç miktarının tespitinde hangi tarihin esas alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

Daha açık ifadeyle; Borçlar Kanunu'nun 101. maddesi de gözetilerek, kat ihtarının tebliği tarihinin veya alacaklı tarafça ödeme için süre verilmişse bu sürenin tebliğ tarihine eklenerek belirlenen tarihin mi, yoksa son ödemeyi içeren hesap ekstresindeki son ödeme tarihinin mi esas alınmasının yasanın amacına uygun olacağı; kat ihtarının esas alınması halinde de, eldeki dava dosyasında, kat ihtarında tebliğ şerhinin bulunmaması karşısında, hangi tarihin temerrüt tarihi olarak kabulü gerektiği, noktasında toplanmaktadır.

Davacı borçlu ile davalı banka arasında akdedilen kredi kartı üyelik sözleşmeleri gereğince davacı iki adet kredi kartı kullanmış; borcunu zamanında ödememiştir.
Bu hesaplar 15.10.2002 tarihi itibariyle kat edilerek bankaca sözleşme feshedilmiş ve Beyoğlu 19. Noterliğinden 21.10.2002 tarihinde gönderilen 13223 yevmiye numaralı ihtarname ile "bildirilen toplam 8.024.439.963.-TL borç miktarının 1 gün içinde bankaya ödenmesi" istenmiştir.

Ne var ki, icra dosyası içinde örneği bulunan 21. 10.2002 tarihli bu kat ihtarının tebliğe çıkarıldığı belirginse de davacı/borçluya tebliğine ilişkin şerh bulunmamaktadır.
Hesap ekstrelerinden 15.10.2002 hesap kesim tarihli olanlar takibe eklenmiştir. Bu ekstrelerden ...1187 nolu olanda ödeme vardır. 1.298.146.509.- TL borç içermektedir. ...5754 nolu olanda ise tüketici işlemi bulunmamaktadır. 6.584.829.087.-TL borç içermektedir.

İstanbu1 2. İcra Müdürlüğü'nün 2002/18179 Esas sayılı dosyasında davacı borçlu aleyhine 30.10.2002 tarihinde ilamsız takibe girişilmiş; "8.024.439.963 TL asıl alacak, 667.917.416.-TL işlemiş faiz, 64.546.360.-TL ihtarname gideri, 33.395.870.TL gider vergisi olmak üzere toplam 8.790.299.609.-TL'nin tahsili" istenmiştir.
Davacı, takip sürerken davalı alacaklı bankayı muhatap alan Ankara 30. Noterliğinin 04.04.2003 gün ve 6840 yevmiye nolu ihtarı ile; "4822 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesinden yararlanmak istediğini" bildirmiştir.
Borçlu, toplam 9.000.000.000.-TL ödemesi bulunduğu iddiasındadır.

İcra takibi kesinleşmiş, borçlu ödemede de bulunmuştur. Bu yönler uyuşmazlık konusu değildir.
Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki, eldeki borçlu olunmadığının tespiti davasının yasal dayanağı, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da değişiklik yapılmasına dair 4822 Sayılı Kanunun geçici 1. maddesi olup, 14.03.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Anılan madde de;

"Bu kanunun yayımından önce borçlunun temerrüdü nedeniyle ödenmeyerek icra takibi aşamasına gelen veya icra takibine konu edilen kredi kartı borçları, temerrüt tarihindeki ana paraya, yıllık yüzde elliyi geçmemek üzere gecikme faizi uygulanmak suretiyle oniki eşit taksitte ödenir.
Kredi kartı borçları nedeniyle gerçekleştirilen her türlü takip, yukarıda yer alan hükme göre ilk taksidin ödenmesiyle durur ve son taksidin ödenmesiyle birlikte tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar.

Bu madde hükümleri, tüketicinin kredi verene, kanunun yayımı tarihinden itibaren otuz gün içinde yazılı müracaat etmesi halinde uygulanır..." denilmektedir.

Davacı/borçlu tüketicinin, bu madde hükümlerinden yararlanmak üzere, kredi veren alacaklı bankaya yasal süre içinde başvurduğunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Yeri gelmişken, bu kanun hükmünden yararlanılabilmenin koşullarının neler olduğu üzerinde durulmalıdır.
Her şeyden önce borç, kredi veren ile kredi kullanan tüketici arasında düzenlenmiş olan kredi kartı sözleşmesinden kaynaklanmalıdır. Bunun yanında, kredi müşterisi tüketici, aldığı kredi kartı ile alışveriş yaparak veya nakit para çekerek borçlandığı miktarları kredi verene ödemeyip, bu kanunun yayınlanmasından önce temerrüde düşmeli, ödenmeyen kredi kartı borcu nedeniyle hakkında İcra takibi aşamasına gelinmeli veya İcra takibi yapılmalıdır. Ardından da kanunun yayınlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvuruda bulunmuş olmalıdır.

Hemen burada, kanun metnindeki "kredi kartı borçları, temerrüt tarihindeki ana paraya, yıllık yüzde elliyi geçmemek üzere gecikme faizi uygulanmak suretiyle oniki eşit taksitte ödenir" ifadesinde yeralan önemli bir unsur niteliğindeki "temerrüt tarihi" irdelenmelidir.
Konuyla ilgili olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Borçlunun temerrüdü" başlıklı 101. maddesinde aynen;

"Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit olur.

Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş veya muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen bir ihbarda bulunmak suretiyle tesbit etmiş ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu mütemerrit olur."
Hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre kural olarak, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir.
Banka tarafından gönderilen son hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de, bu ödeme gününde borcun belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirilip, borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden, kredi kartı borçları, Borçlar Kanunu'nun 101/2. maddesinde öngörülen, miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından, anılan maddenin uygulanması olanaklı değildir.
Kredi kartının bu özelliği nedeniyle, borçlunun temerrüdü, banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra, borçluya gönderilen kat ihtarnamesinin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise, bu sürenin bitiminden itibaren oluşur.

Bu şekilde belirlenecek temerrüt tarihindeki, asıl alacak+akdi faizden oluşan ana alacağa, temerrüt tarihinden bankaya başvuru tarihine kadar yıllık % 50 faiz uygulanacaktır. 4822 Sayılı Kanunun geçici i. maddesi, İcra takibi varsa tahsil harcı, icra masrafları, faizin vergisi ve avukatlık ücretini ortadan kaldırmadığından; açıklanan biçimde hesaplanan toplam alacağa, Banka Sigorta Mevduatı Vergisi uygulanmak, varsa icra takibinde istenen miktarı geçmemek üzere tahsil harcı, icra

masrafları, avukatlık ücreti ve faizin banka sigorta mevduatı vergisini borca ilave etmek gerekecektir.

Ayrıca, bankaya başvuru tarihine kadar borçlu tarafından yapılan ödemeler de, Borçlar Kanunu'nun 84. maddesi nazara alınarak ödeme tarihi itibariyle borçtan ( temerrüt tarihindeki ana paradan ) mahsup edilerek kalan toplam alacak tutan 12 eşit takside bölünecektir.

Somut olayda; borç, taraflar arasında düzenlenmiş olan kredi kartı sözleşmesinden kaynaklanmış ve davacı/borçlu/tüketici kredi kartını kullanarak borçlandığı miktarları ödemediği için hakkında icra takibine girişilmiştir. Ardından da davacı/borçlu/tüketici 4822 Sayılı Kanunun Geçici Madde 1 'in yayımlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde 04.04.2003 tarihinde, kredi kartı veren kuruluşa yazılı başvuruda bulunmuştur.

Ne var ki, borcun hesabında esas alınacak temerrüt tarihinin tespitine yönelik bilgilerin dosya kapsamı ile belirlenmesi mümkün olmamıştır.
Zira, dosyada bulunan ve kredi veren alacaklı/davalının, davacı/borçluya gönderdiği 21.10.2002 tarihli kat ihtarnamesinin suretlerinde, ihtarın davacıya tebliğine ilişkin şerh bulunmamaktadır.
Eş söyleyişle, kat ihtarının tebliğ tarihi araştırılmış ve açıklanmış değildir.

Şu durumda, mahkemece yapılacak iş; öncelikle kat ihtarının tebliğ tarihinin araştırılması ve ihtarda süre de tanındığı gözetilerek temerrüt tarihinin tereddüde yer vermeyecek biçimde belirlenmesi; ardından da, belirlenen temerrüt tarihinden davacının davalı bankaya başvurduğu 04.04.2003 tarihine kadar % 50 yasal faiz yürütülmesi ile ödenecek miktarın hesaplanması için bilirkişiden rapor alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesi olmalıdır.
Bu nedenledir ki, mahkemece kat ihtarının tebliğ edilip edilemediği tam olarak belirlenmeden alınan bilirkişi raporuna dayanılarak sonuca varılmış olması eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup, usul ve yasaya uygun bulunmamış; direnme kararının bu değişik nedenle bozulması gerekmiştir.

2. Hükmün bozmaya uyularak oluşturulan kısmı yönünden;

Mahkemece, bozma ilamının vekalet ücreti ve masrafın hesabına yönelik 3. bendine uyularak karar verilmiştir. Bu nedenle, bozmaya uyularak verilen bu yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının özel dairesince incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesi gerekir.
SONUÇ : Davalı vekilinin;

1. Yukarıda ( 1. ) bentte irdelenen direnmeye ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı H.U.M.K.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,
2. ( 2. ) Bentte açıklanan yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 25.05.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

ŞİKAYET , KREDİ KARTI

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2005/326 K. 2005/4001 T. 1.3.2005

• ŞİKAYET ( Borçlunun Hamili Bulunduğu Kartın Bankadan Mevcut Mevduatı Çekme İşleminin Yanısıra Kredi Çekme İşlevini Birlikte Görmesi )
• KREDİ KARTI ( Kartın Bankadan Mevcut Mevduatı Çekme İşleminin Yanısıra Kredi Çekme İşlevini Birlikte Görmesi Nedeniyle 4077 Sayılı Yasadan Yararlanmasının Gerekmesi )
4077/m.10,Geç.1

ÖZET : Borçlunun hamili bulunduğu kartın bankadan mevcut mevduatı çekme işleminin yanısıra kredi çekme işlevini birlikte gördüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda işbu kart 4077 Sayılı Kanunun 4822 Sayılı Kanunla değişik 10/a maddesi kapsamında bulunduğundan borçlunun 4822 Sayılı Yasa ile değişik 4077 Sayılı Kanunun geçici 1. maddesinden yararlanabilecek konumda bulunduğundan mahkemece şikayetin incelenmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR : Alacaklı bankadaki borçlunun, hesabının kredili mevduattan kaynaklandığından bahisle mahkemece 4822 Sayılı Yasadan yararlanamayacağı görüşü ile borçlunun isteminin reddine karar verildiği görülmektedir.
Borçlunun hamili bulunduğu kartın bankadan mevcut mevduatı çekme işleminin yanısıra kredi çekme işlevini birlikte gördüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda işbu kart 4077 Sayılı Kanunun 4822 Sayılı Kanunla değişik 10/a maddesi kapsamında bulunduğundan borçlunun 4822 Sayılı Yasa ile değişik 4077 Sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde yararlanabilecek konumda bulunduğundan mahkemece şikayetin incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar vermesi gerekirken bu kanundan faydalanamayacağından bahisle yazılı şekilde istemin reddi yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 01.03.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

KREDİ KARTI BORÇLUSUNUN TEMERRÜT TARİHİ

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2004/16245 K. 2005/1031 T. 28.1.2005

• KREDİ KARTI BORÇLUSUNUN TEMERRÜT TARİHİ ( Hesap Kat İhtarının Borçluya Tebliğ Edildiği Tarihte veya İhtarnamede Süre Verilmişse Sürenin Bitiminde Temerrüt Oluşacağı - Hesap Ekstresinin Temerrüt Oluşturmayacağı )
• HESAP KAT İHTARININ TEBLİĞ TARİHİ VEYA İHTARNAMEDE VERİLEN SÜRENİN BİTİMİNDE TEMERRÜT OLUŞMASI ( Kredi Kartı Borçlusunun Temerrüt Tarihinin Tesbiti )
• TEMERRÜT TARİHİ ( Kredi Kartı Borçlusuna Hesap Kat İhtarının Tebliği Şartı -Hesap Ekstresi Borcun Bir Kısmı İçin Son Ödeme Tarihi Belirlediğinden Bu Tarihte Temerrüt Oluşmayacağı )
818/m.101/2

4077/m.10/A-F-d

ÖZET : Davacı, davalıdan aldığı kredi kartı borçlarını ödeyemediğini, kredi kartı hesabının 2002 yılı sonlarından itibaren işlemediğini, davalı bankanın kötüniyetli olarak uzun süre bekledikten sonra 17.6.2003 tarihli ihtarname ile borcun ödenmesini istediğini, bankaca talep edilen alacağın hesabında 4077 sayılı yasanın 10/A, 10/F-d maddelerinin gözetilmeyerek yüksek oranda temerrüt faizi istenildiği gibi, yapmış olduğu 5.580.000.000 TL. ödemenin mahsup edilmediğini belirterek, kredi kartı borcunun 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı yasa hükümleri doğrultusunda tesbitini istemiştir. Kredi kartı borçlusunun temerrüdü banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinde veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise bu sürenin bitiminde oluşur. Somut olayda davalı bankaca hesap 17.6.2003 tarihli ihtarname ile kat edilip davacıya bildirilmiştir. Bu ihtarname davacıya 24.6.2003 tarihinde tebliğ edilmiş ve verilen 7 günlük ödeme süresi gözetildiğinde davacı 2.7.2003 tarihinde temerrüde düşmüştür. Mahkemece davacının 2.7.2003 tarihinde temerrüde düştüğü gözetilmeden 6.3.2003 tarihini temerrüt tarihi olarak kabul eden bilirkişi raporu benimsenerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalıdan aldığı kredi kartı borçlarını ödeyemediğini, kredi kartı hesabının 2002 yılı sonlarından itibaren işlemediğini, davalı bankanın kötüniyetli olarak uzun süre bekledikten sonra 17.6.2003 tarihli ihtarname ile borcun ödenmesini istediğini, bankaca talep edilen alacağın hesabında 4077 sayılı yasanın 10/A, 10/F-d maddelerinin gözetilmeyerek yüksek oranda temerrüt faizi istenildiği gibi, yapmış olduğu 5.580.000.000 TL. ödemenin mahsup edilmediğini belirterek, kredi kartı borcunun 4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı yasa hükümleri doğrultusunda tesbitini istemiştir.

Davalı, davacının 4822 sayılı yasa hükümlerinden faydalanamayacağını davacının 17.6.2003 tarihli ihtarnamenin tebliği ile 24.6.2003 tarihinde temerrüde düştüğünü, davacıdan 4077 sayılı yasa hükümleri doğrultusunda talepte bulunduklarını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda davacının dava tarihi itibariyle 11.182.105.577 TL. borçlu olduğunun tesbitine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı kredi kartı borcu nedeniyle bankaca talep edilen miktar kadar borçlu olmadığının tesbitini istemiştir. Mahkemece bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece davacının temerrüt tarihi 25.2.2003 tarihli hesap ekstresindeki son ödeme tarihi olan 6.3.2003 tarihi kabul edilmiştir. Kural olarak BK.101. maddesine göre, kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihi sözleşmede belirtilen günün hitamı ile gerçekleşir. Banka tarafından gönderilen hesap özetinde ödeme günü belirtilmekte ise de bu ödeme gününde borcun tamamı değil belli bir kısmının ödenmesi gerektiği bildirildiğinden, diğer bir değişle borcun tamamının ödenmesi gerektiği bildirilmediğinden kredi kartı borçları BK. 101/2 maddesinde öngörülen miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde değildir. Bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından anılan maddenin uygulanması mümkün değildir. Kredi kartının bu özelliği nedeniyle borçlunun temerrüdü banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinde veya ihtarnamede ödeme için süre verilmiş ise bu sürenin bitiminde oluşur. Somut olayda davalı bankaca hesap 17.6.2003 tarihli ihtarname ile kat edilip davacıya bildirilmiştir. Bu ihtarname davacıya 24.6.2003 tarihinde tebliğ edilmiş ve verilen 7 günlük ödeme süresi gözetildiğinde davacı 2.7.2003 tarihinde temerrüde düşmüştür. Mahkemece davacının 2.7.2003 tarihinde temerrüde düştüğü gözetilmeden 6.3.2003 tarihini temerrüt tarihi olarak kabul eden bilirkişi raporu benimsenerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

3- Mahkemece, hükme esas bilirkişi raporu da banka alacağı 12.182.105.577 TL. olması gerekirken maddi hataya dayalı olarak 11.182.105.577 TL. olarak hesap edilmesi ve mahkemece de bu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : ( 1 ) nolu bentte gösterilen nedenle davalının sair temyiz itirazlarının reddine ( 2 ) ve ( 3 ) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle hükmün davalı lehine BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 28.1.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

GECİKME FAİZİNİN AKDİ FAİZ ORANININ % 30 FAZLASINI GEÇEMEMES

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ E. 2004/16253 K. 2005/532 T. 10.1.2005

• KREDİ KARTI BORCUNUN TAHSİLİ TALEBİ ( Gecikme Faizinin Akdi Faiz Oranının % 30 Fazlasını Geçemeyeceği - Borca Mahsuben Ödeme Yaptığını İddia Eden Borçlunun İddialarının Araştırılması Gereği )
• GECİKME FAİZİNİN AKDİ FAİZ ORANININ % 30 FAZLASINI GEÇEMEMESİ ( Kredi Kartı Alacağının Tahsilinde )
• FAİZ ORANI ( Kredi Kartı Alacağının Tahsilinde - Gecikme Faizinin Akdi Faiz Oranının % 30 Fazlasını Geçememesi )
• ÖDEME İDDİASININ ARAŞTIRILMASI GEREĞİ ( Kredi Kartı Alacağı İçin Yapılan Takipte Borçlunun Ödeme İtirazında Bulunması ve Buna İlişkin Dekontlar İbraz Etmesi )
4077/m.10/f,10/A

818/m.68

ÖZET : Davacı banka, kredi kartı borcunun ödenmemesi nedeniyle yapılan icra takibine vaki itirazın iptalini talep etmiştir. 4077 Sayılı Yasanın 10/A maddesi yollamasıyla kredi kartlarında da uygulanması gereken aynı yasanın 10/f maddesi gereğince kredi kartı borçlarında gecikme faizi akdi faiz oranının % 30 fazlasını geçemez. Akdi faiz aylık % 9.45 olmasına göre yukarda belirtilen yasal düzenlemeye aykırı olarak aylık temerrut faizini % 16.6. olarak hesaplayan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Öte yandan, davalı, icra takibine itiraz dilekçesine ve temyiz dilekçesine eklediği dekontlarla davacıya borca mahsuben ödemeler yaptığını ileri sürmüştür. Bu ödemelerin yapıldığı sabit olduğu taktirde borcu söndüren ödemeler olması nedeniyle yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerektiği halde bu konunun araştırılmaması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu düşünüldü:
KARAR : Davacı, kredi kartı kullanımından doğan borcunu ödemeyen davalı aleyhine icra takibine geçtiklerini, ancak davalının haksız olarak itirazda bulunduğundan itirazın iptali ile % 40 inkar tazminatının tahsilini istemiştir.


Davalı, davacıya yaptığı ödemelerin dikkate alınmadığını, istenen faizin fahiş olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, itirazın iptaline, takibin 2. 144.215.850.-TL üzerinden devamına, asıl alacağa % 195 temerrüt faizi yürütülmesine ve % 40 inkar tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1- 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da değişiklik yapılmasına dair 4822 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesi "Bu kanunun yayımından önce borçlunun temerrüdü nedeniyle ödenmeyerek icra takibi aşamasına gelen veya İcra takibine konu edilen kredi kartı borçları, temerrüt tarihindeki ana paraya, yıllık yüzde elliyi geçmemek üzere gecikme faizi uygulanmak suretiyle oniki eşit taksitle ödenir" düzenlemesini getirmiştir. Davalı temyiz dilekçesine eklediği ve Polatlı 3. Noterliği'nden keşide ettiği 25 Mart 2003 tarihli ihbarname ile 4822 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesinden faydalanma talebinde bulunmuştur. Mahkemece davalının bu yasa hükümlerinden faydalanma talebi hakkında herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- 4077 Sayılı Yasanın 10/A maddesi yollamasıyla kredi kartlarında da uygulanması gereken aynı yasanın 10/f maddesi gereğince kredi kartı borçlarında gecikme faizi akdi faiz oranının % 30 fazlasını geçemez. Akdi faiz aylık % 9.45 olmasına göre yukarda belirtilen yasal düzenlemeye aykırı olarak aylık temerrut faizini % 16.6. olarak hesaplayan bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.


3- İtirazın iptali davasında inkar tazminatına asıl alacak miktarı üzerinden hükmedilmesi gerekirken bu hususun gözetilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
4- Davalı, icra takibine itiraz dilekçesine ve temyiz dilekçesine eklediği dekontlarla davacıya borca mahsuben ödemeler yaptığını ileri sürmüştür. Bu ödemelerin yapıldığı sabit olduğu taktirde borcu söndüren ödemeler olması nedeniyle yargılamanın her aşamasında gözetilmesi gerektiği halde bu konunun araştırılmaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ : Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 1., 2., 3., 4 nolu bentlerde gösterilen nedenlerle kararın davalı lehine BOZULMASINA, 10.01.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

ÇALINTI KREDİ KARTIYLA DAVALI ÜYE İŞYERİNDE YAPILAN HARCAMA

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2004/8496 K. 2004/10283 T. 4.10.2004

• GÖREVLİ MAHKEME ( Kredi Kartının Haksız Ele Geçirilip Kullanılması Nedenine Dayalı Menfi Tespit ve İstirdat Davasında )
• ÇALINTI KREDİ KARTIYLA DAVALI ÜYE İŞYERİNDE YAPILAN HARCAMA ( Bankaya Yapılan Ödeme Nedeniyle Menfi Tesbit ve İstirdat Talebi )
• MENFİ TESBİT VE İSTİRDAT TALEBİ ( Çalıntı Kredi Kartıyla Davalı Üye İşyerinde Yapılan Harcama Nedeniyle Bankaya Yapılan Ödeme İçin - Görevli Mahkeme )
• İSTİRDAT TALEBİ ( Çalıntı Kredi Kartıyla Davalı Üye İşyerinde Yapılan Harcama Nedeniyle Bankaya Yapılan Ödeme İçin - Görevli Mahkeme )
• KREDİ KARTINI ÇALAN KİŞİLERİN ÜYE İŞYERİNDEN YAPTIKLARI
HARCAMALAR ( Kart Sahibinin İşyerine Karşı Açtığı Menfi Tesbit ve İstirdat
Davasında Görevli Mahkeme )
4077/m.6,10/A,23

ÖZET : Kredi kartı hamili ile kredi kartı veren arasındaki tüketici işlemleri 4077 Sayılı Yasa kapsamında değerlendirilebilir ise de, kredi kartı hamilinin haksız kullanım nedeniyle 3'üncü kişi ile olan ihtilafında genişletici yorum yoluyla bu madde kapsamında değerlendirilerek Tüketici Mahkemesinin görevli kabul edilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA : Dava dilekçesinde kredi kartı borcu olarak ödediği 370.000.000.- Lira yönünden borçlu olmadığının tesbiti, istirdaden faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin hamili bulunduğu kredi kartını çalan dava dışı 3. kişilerin davalı işyerinden yaptıkları alışveriş nedeniyle ihtirazi kayıtla kartı aldığı bankaya ödemek zorunda ka1dığı 370.000.000.- Lira için borçlu olmadığının tesbiti ile davalıdan istirdaden tahsilini, ihbar edilen olarak ilgili bankanın davaya dahil edilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, 4077 Sayılı Kanunun 10/A ve 23. maddeleri uyarınca davaya bakmaya tüketici mahkemeleri görevli olduğundan görevsizlik kararı verilmiştir.

4077 Sayılı Yasa kapsamında kalan tüketici işlemleri belirlenirken 6. maddesinde 10/A maddesinde düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmesinin yazılı olacağı ve şartları belirtilmiştir.

O nedenle kredi kartı hamili ile kredi kartı veren arasındaki tüketici işlemleri 4077 Sayılı Yasa kapsamında değerlendirilebilir ise de, kredi kartı hamilinin haksız kullanım nedeniyle 3'üncü kişi ile olan ihtilafında genişletici yorum yoluyla bu madde kapsamında değerlendirilerek tüketici mahkemesi'nin görevli kabul edilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 04.10.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

BANKAYA FAZLA ÖDEDİĞİNİ İDDİA EDENİN İSTİRDAT TALEBİ

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ E. 2003/7736 K. 2003/7794 T. 15.9.2003

• İSTİRDAT DAVASI ( Davalı Bankanın Fazla İstemde Bulunduğunu İddia Eden Davacının Fazla Ödediği Pararının İstirdatını Talep Etmesi )
• GÖREV ( Mahkemenin Görevli Olup Olmadığını Yargılamanın Her Safhasında İncelemesinin Mümkün Olması-Mahkemenin Görevli Olup Olmadığının Kamu Düzenine İlişkin Olması )
• KAMU DÜZENİ ( Mahkemenin Görevli Olup Olmadığını Yargılamanın Her Safhasında İncelemesinin Mümkün Olması-Mahkemenin Görevli Olup Olmadığının Kamu Düzenine İlişkin Olması )
• TÜKETİCİ MAHKEMELERİ ( Dava Konusu Olayda Tüketici Mahkemelerinin Görevli Olduğunun Yerel Mahkemece Dikkate Alınmasının Gerekmesi )
• MÜKTESEP HAK ( Kamu Düzenini İlgilendiren Görev Sorununun Taraflara Müktesep Hak Vermeyeceğinin Kabul Edilmesinin Gerekmesi )
4077/m.10/A,23

ÖZET : Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerekir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan görev konusunda taraflar için müktesep hak doğmaz. Bu nedenle sonradan çıkan bir kanunla kabul edilen görev kuralı geçmişe etkili bir biçimde uygulanır ve davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme yeni bir kanunla görevsiz hale gelmişse görevsizlik kararı verilmesi zorunludur. Bu durumda,4077 Sayılı Yasaya 4822 Sayılı Yasa ile eklenen 10/A ve aynı Yasa ile değişik 23.maddesi gereğince davaya bakmakla Tüketici Mahkemesi görevli olduğundan, mahkemenin görevsiz olması nedeniyle hükmün bozulması gerekmiştir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 4.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 30.05.2002 tarih ve 2002/134 - 2002/172 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkili ile davalı banka arasında akdedilen kredi kartı üyelik sözleşmesinden doğan müvekkili borcuna davalı tarafından icra takibi esnasında %210 oranında temerrüt faizi uygulandığını, uygulanan bu faiz oranının


B.K'nun 19 ve 20.maddelerine aykırı olduğu gibi, M.K'nun 2.ve 3.maddeleri ile de bağdaşmadığını, bankanın B.K'nun 104.maddesine aykırı biçimde faize faiz işlettiğini ileri sürerek, haksız olarak uygulanan faiz oranının % 96 olarak tatbiki ile fazla istemden borçlu olmadıklarının tespiti ve fazla ödenen paranın istirdatına, % 40 tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili,davcı hakkında girişilen takibin kesinleşmiş olması nedeniyle faiz oranının uyarlanmasını isteyemeyeceği gerekçesiyle,davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,iddia,savunma ve dosyadaki kanıtlara nazaran,taraflar arasındaki sözleşmenin 11.maddesinde faiz oranının serbestçe kararlaştırıldığı,taraflarca belirlenen bu faiz oranının mahkemece değiştirilemeyeceği,kaldı ki,davacının davadan önce temerrütte düşüp uyarlama davası açma hakkını kaybettiği gerekçesiyle,davanın reddine karar verilmiştir.
Karar,davacı vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dava konusu uyuşmazlık banka kredi kartı borcundan kaynaklanmaktadır.

Temyiz aşamasında yürürlüğe giren 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanuna 4822 Sayılı Kanunla eklenen 10/A maddesinde, kredi kartı ile mal ve hizmet alımı sonucu nakdi krediye dönüşen veya kredi kartı ile nakit çekim suretiyle kullanılan kredilerin tüketici kredisi hükümlerine tabi olduğu, aynı yasa ile değişik 23.maddede ise; bu Kanunun uygulanması ile ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı hükme bağlanmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerekir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan görev konusunda taraflar için müktesep hak doğmaz. Bu nedenle sonradan çıkan bir kanunla kabul edilen görev kuralı geçmişe etkili bir biçimde uygulanır ve davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme yeni bir kanunla görevsiz hale gelmişse görevsizlik kararı verilmesi zorunludur. Bu durumda,4077 Sayılı Yasaya 4822 Sayılı Yasa ile eklenen 10/A ve aynı Yasa ile değişik 23.maddesi gereğince davaya bakmakla Tüketici Mahkemesi görevli olduğundan, mahkemenin görevsiz olması nedeniyle hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre,davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarda ( 1 )numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ( 2 )nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.09.2003 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj