YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI KARARLARI • kararara.com


Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI KARARLARI

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞI KARARLARI


admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 26469







12. Hukuk Dairesi 2011/17148 E., 2012/3500 K.

İŞTİRAK NAFAKASI ALACAĞI


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Büyükçekmece 2.Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi sıfatıyla) 26.3.2009 tarih ve 2008/406-2009/341 karar sayılı ilamı ile "tarafların boşanmalarına, (alacaklı) eşi için 18.6.2008 tarihli oturumda hükmedilen ve dava tarihinden geçerli olmak üzere aylık 200 TL tedbir nafakasının borçludan alınıp alacaklıya verilmesine yönelik ara kararının aynen devamına, hüküm kesinleştikten sora yoksulluk nafakası adı altında devamına, müşterek çocukların her biri için 18.6.2008 tarihli oturumda hükmedilen dava tarihinden geçerli olmak üzere 150'şer TL tedbir nafakasının borçludan alınıp alacaklıya verilmesine yönelik ara kararının aynen devamına, hüküm kesinleştikten sonra iştirak nafakası adı altında devamına" karar verildiği, anılan bu kararın 22.4.2009 tarihinde kesinleşerek 5.11.2010 tarihinde ilamlı icra takibine konu edildiği, takip alacaklısı S…….. D…….. E…….. tarafından işlemiş tedbir nafakası ile faizinin ve takip sonrasında müşterek çocuklar için 16.4.2008 tarihinden itibaren 450 TL (toplam) ve kendisi için yine aynı tarihten itibaren 200 TL tedbir nafakasının tahsilinin talep edildiği görülmektedir.

Borçlunun mahkemeye başvurusu, tedbir nafakasının ilamlı takibe konu edilemeyeceği, tedbir nafakasının ilamsız takibe konu edilmesi gerekmekte olup, hüküm kesinleştikten sonra ise kesinleşen ilamla birlikte yoksulluk ve iştirak nafakası adı altında istenmesi gerektiğini, çocuklardan M……. ve K……..'in takipten önce reşit olduklarını, çocuklar için ne zamana kadar tedbir ve iştirak nafakasının devam edeceğinin açıklanmadığını, istenen faizin başlangıcı ve talep edilen nafakaların hangi aylara ilişkin olduğunun belirtilmediği gerekçeleriyle takibin iptali istemi ilişkindir.

Medeni Kanun'un "Geçici Önlemler" başlığını taşıyan 169.maddesinde; "boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır" düzenlemesine yer verilmiştir. Sözü edilen tedbir nafakası boşanma kararının kesinleşmesi ile sona erer. Takip dayanağı ilamda yer alan davacı ve müşterek çocuklar için aylık toplam 650,00 TL'de bu madde hükmüne göre verilmiş tedbir nafakası niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesine kadar devam eder. Kesinleşme tarihinden sonra ise iştirak nafakası işlemeye başlar.

Boşanma veya ayrılık vukuunda, çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf, gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür.(TMK. Md. 182) Bu madde uyarınca, ilamda hüküm altına alınan iştirak nafakasının alacaklısı, müşterek çocuk olmayıp, velayet hakkı kendisine verilen eştir. Velayet hakkı küçüğün reşit olması ile sona ereceğinden, bu tarihte iştirak nafakasının da sona ereceği tabidir. Ancak çocuğun reşit olduğu tarihe kadar ödenmeyerek biriken nafaka alacağı bulunduğu takdirde, velayet hakkı kendisine verilmiş olan eş tarafından çocuğun reşit olduğu tarihten sonra da bu alacak takibe konu edilerek ödenmesi istenebilir. Zira nafaka, velayet hakkı kendisine verilen eşe çoçuğun bakım ve eğitimine harcaması için verilmiştir ve onun tarafından istenilmesinde usul ve yasaya uymayan bir yön bulunmamaktadır.

TMK'nun 328.maddesine göre de, babanın çocuğuna bakma mükellefiyeti onun reşit olmasıyla sona erer. Küçük reşit olduktan sonra da eğitimine devam ediyorsa bu takdirde, kendisi yeni bir dava açarak yardım nafakası talebinde bulunabilir. Küçük reşit olduğu tarihte, hükmedilen iştirak nafakası kendiliğinden sona erer.

Bu durumda mahkemece alacaklı annenin müşterek çocuk için hüküm altına alınan ve reşit olduğu tarihe kadar devam eden iştirak nafakası birikmiş alacağını takibe koyma hakkı ve sıfatının bulunduğu nazara alınarak, borçlunun şikayeti bu ilkeler doğrultusunda değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken dayanak ilamın kesinleşmiş olduğundan bahisle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ :Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 14/02/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 26469



12. Hukuk Dairesi 2012/1820 E., 2012/18946 K.

ÇEKLERDE ZAMANAŞIMI
İCRANIN GERİ BIRAKILMASI
ŞİKAYET


Mahalli mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlunun İİK'nın 71. maddesine dayanan başvurusunda icra dairesindeki takibinin kesinleşmesinden sonraki dönemde takibin işlemsiz bırakıldığından bahisle takip konusu çeklerin zamanaşımına uğradığı ileri sürülmektedir.

TTK'nın 730. maddesinin göndermesi ile çekler hakkında uygulanması gereken aynı Kanun'un 663. maddesine göre, zamanaşımını kesen işlem her kim hakkında vaki olmuşsa ancak ona karşı hüküm ifade eder.

Somut olayda, borçluya ödeme emri tebliğ edilerek takip kesinleştikten sonra, 27.05.2010 ila 31.05.2011 tarihleri arasında borçlu hakkında zamanaşımını kesen hiçbir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır. İcra takibinin diğer borçlusu hakkında yapılan zamanaşımını kesen işlemlerin şikayetçi borçlu yönün-den hüküm ifade etmesi de mümkün olmadığından, TTK'nın 726. maddesinde yazılı 6 aylık zamanaşımı süresi dolmuştur. O halde, mahkemece, müşteki borçlunun zamanaşımı şikayetinin kabul edilerek, İİK'nın 170/b maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanun'un 71/son maddesi yollaması ile 33/a maddesi gereğince hakkındaki icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken şikayetin reddi isabetsizdir.

S o n u ç: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 04.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 26469



12. Hukuk Dairesi 2012/2467 E., 2012/18711 K.

FİİLEN KAMU HİZMETİNDE KULLANILMA
HACZEDİLMEZLİK ŞİKAYETİ
YAPI DENETİM HESABI


Mahalli mahkemece verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu belediye tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, V……bank Ç…… Ş…… Y…… ve M…… S…… şubelerinde bulunan ve haczedilen hesapların yapı denetim hesabı olduğunu belirterek haczin kaldırılmasının istendiği, mahkemece yapılan yargılama sonucunda bilirkişi raporları alınarak "dava konusu hesaba dahil paralar İİK'nın 82/b-1 maddesi anlamında haczedilemez türden yapı denetim hesabına ait ise de hesaptaki paranın fiilen kamu hizmeti dışında kullanıldığı" gerekçesiyle ve davanın yeterince ispatlanamadığından bahisle esas ve birleşik dava dosyasındaki davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

13.07.2001 tarihli ve 24461 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 13.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 29.06.2001 tarih ve 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun'un 1. maddesinde; "Bu Kanun'un amacı; can ve mal güvenliğini teminen, imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir" hükmü yer almaktadır. Anılan Kanun'un 2., 4., 5., 7. ve 12. maddeleri ile 13.12.1983 tarih ve 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 30/A maddesine dayanılarak hazırlanan ve 05.02.2008 tarih ve 26778 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliği'nin 25. maddesinde ise; "Kanun ile öngörülen hizmet bedellerini karşılamak üzere, ilgili idare adına bankada bir yapı denetim hesabı açılır. Yapı denetim kuruluşunun hizmet bedelleri yapı sahibi tarafından bu hesaba yatırılır. Hizmet bedelleri, ilgili idarenin onayı ile yapı denetim kuruluşuna bu hesaptan ödenir. Bu hesap başka maksatlarla kullanılamaz. 21.07.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'da belirtilen borçlar da dahil olmak üzere haczedilemez ve tedbir konulamaz" yasal düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenlemeler ışığında, belediyeler adına açılan yapı denetim hesaplarının temel dayanağının 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun olduğu ve bu paraların, yapı denetim hizmeti karşılığı, hizmet bedeli olarak anılan hesaba yatırıldığı ve belediye tarafından ise hizmeti veren yapı denetim kuruluşlarına ödendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, yapı denetim hesaplarındaki paraların, belediyelere ait paralar olmayıp, yapı denetim kuruluşlarının hizmet bedelleri olarak yatırılan paralar olduğu ve kamu hizmeti niteliğinde olan yapı denetimi işinde fiilen kullanıldığı sonucuna varılmış olmakla, 5393 sayılı Yasa'nın 15/son maddesi uyarınca haczi mümkün değildir.

Somut olayda, haciz konulan hesapların yapı denetim hesabı olduğu bilirkişi raporu ve dosyadaki mevcut bilgiler ile belirlenmiş olup, mahkemenin kabulü de bu yöndedir.

Bu durumda mahkemece yukarıda anılan yasal düzenlemeler uyarınca elde edilen gelirin nereye ne şekilde harcandığına ve fiilen kamu hizmetinde kullanılıp kullanılmadığına bakılmaksızın haczedilmezlik şikayetinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

S o n u ç: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nın 366 ve HUMK'nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 31.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 26469



12. Hukuk Dairesi 2010/20640 E., 2011/947 K.

TEBLİGAT


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Şikayetçi borçlulara, satış ilanı tebliği, alacaklı V………. B………'nca düzenlenen genel kredi sözleşmesindeki adreslerine gönderilmiş ve tebligatın bila tebliğ dönmesini müteakip aynı adrese 7201 Sayılı Kanun'un 35. maddesine göre yapılmıştır. Tebliğ yapılan bu adres vergi dairesinden bildirilen adresle aynı adres olup, Tebligat Kanunu'nun 35/son maddesindeki (kamu kurum ve kuruluşlarına ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına) yapılan tebliğ niteliğinde olduğundan, anılan yasa maddesine uygundur. Yapılan ihalede başkaca bir usulsüzlük de tespit edilemediğine göre şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin kabulüne dair hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 17/02/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 26469



12. Hukuk Dairesi 2010/20145 E., 2011/663 K.

EMEKLİ MAAŞI HACZİ


Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

Her ne kadar Dairemizin yurtdışından alınan emekli maaşının tamamının haczini engelleyen özel bir yasa hükmü bulunmadığından bahisle, yurtdışı emekli maaşlarının tamamının haczedilebileceğine dair içtihatları bulunmakta ise de, Yargıtay HGK.nun önüne gelen benzer bir konuda verdiği 2009/12-166 esas sayılı, 10.6.2009 tarihli kararından sonra bu görüş değiştirilerek yurtdışından bağlanan emekli maaşları, İİK.nun 83.maddesi kapsamında değerlendirilmeye başlanılmış, "Kısmen haczi caiz olan şeyler" başlığını taşıyan söz konusu maddede "tekaüt maaşları....borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra müdürünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların dörte birinden az olamaz. Birden fazla haciz varsa sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez." düzenlemesine yer verilmiştir. Bu bağlamda, Yargıtay HGK.nun 10.6.2009 tarihli kararı Dairemizce de benimsenerek, anılan karar doğrultusunda içtihat değişikliğine gidilmiştir.

Somut olayda borçlunun Alman R…….. S…….. Şirketinden, Sosya Güvenlik Kurumu kanalı ile aldığı emekli maaşının tamamı üzerine haciz konulmuş olup, borçlu vekili yurt dışından aldığı emekli maaşına konulan haczin iptalini şikayet yolu ile icra mahkemesinden talep etmiştir.

Yukarıda yazılan ilkeler uyarınca borçlunun emekli maaşına İİK.nun 83.maddesi çerçevesinde maaşın 1/4'ünden az olmamak üzere haciz konulması gerekirken maaşın tamamına haczi konulması isabetsizdir.

SONUÇ :Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.366. ve HUMK.428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 15/02/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Sonraki


  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları