BANKALARIN REKABET YASAĞINI İHLAL ETTİĞİ, ZARAR GÖRENLER İÇİN DİLEKÇE ÖRNEĞİ • kararara.com


Forum ana sayfa HUKUKİ PAYLAŞIM FORUMLARI Dilekçe ve Sözleşme Örnekleri BANKALARIN REKABET YASAĞINI İHLAL ETTİĞİ, ZARAR GÖRENLER İÇİN DİLEKÇE ÖRNEĞİ

BANKALARIN REKABET YASAĞINI İHLAL ETTİĞİ, ZARAR GÖRENLER İÇİN DİLEKÇE ÖRNEĞİ

Dava, icra ve temyiz dilekçe örnekleri ile her türlü hukuki sözleşme örneği paylaşım platformu...

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 17339






Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim
Resim



Rekabet Kurulu
08 Mart 2013 tarih; Dosya Sayısı: 2011–4-91; Karar Sayısı: 13-13/198-100 sayılı kararı uyarınca Türkiye ‘de faaliyet gösteren 12 bankanın
mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. Maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle başlatılan soruşturma sonucunda soruşturma konusu 12 bankanın kredi kartı alışveriş faizi ve gecikme faiz oranlarının T.C. Merkez Bankası tarafından belirlenen en yüksek oran üzerinden tespit edildiği, hiçbir
bankanın bu faiz oranlarında indirime gitmediği ve tüm bankaların aynı faiz oranını kullandığı iddia edilen soruşturma kapsamında yapılan değerlendirme
ve incelemeler sonucunda mevduat, kredi ve kredi hizmetleri alanında Rekabet Kanunu 4. Madde hükmünde düzenlenen REKABETİ SINIRLAYICI ANLAŞMA, UYUMLU EYLEM VE KARARLAR ‘a ilişkin hükmü ihlal ettikleri gerekçesiyle içinde devlet bankalarının da bulunda toplam
12 bankaya toplamda 1.100.000.000,00-TL (Bir milyar, yüz milyon TL) idari para cezası verilmiştir. Bu kararla verilen idari para cezasının
idari yargı itiraz süreci ve Danıştay süreci tamamlanıp karar bu şekilde kesinleştiğinde bunun çok önemli sonuçları olacaktır.
Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun‘un Tazminat Hakkı başlıklı 57. Madde de yapılan düzenleme uyarınca “- Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim
durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur. Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur.”
düzenlemesi yapılmıştır.

Rekabet Yasağının ihlali durumunda meydana gelen zararın tazmin şekli Zararın Tazmini başlıklı 58. Madde de düzenlenmiştir. Yapılan düzenleme uyarınca “Madde 58 - Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet
sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı
zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün karlar, geçmiş
yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır.

Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hâkim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.” düzenlemesi yapılmıştır.
Yapılan düzenlemelerden de açıkça anlaşıldığı üzere Rekabet Kurumu kararında 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında uyumlu hareket ve anlaşma içinde bulundukları tespit edildiğinden soruşturmanın
yapıldığı 2007 ila 2011 yılları arasında kredi kullanan veya bankalara mevduat hesabı açtıran aynı zamanda kredi kartı nedeniyle yapılan alışverişlerde yüksek faiz ödemek durumunda kalan tüketiciler ve tüketici sayılmayan diğer tüm banka müşterileri bu nedenle oluşan zararın
3 katı nispetinde tazminat talep edebileceklerdir.
Kararın kesinleşmesi durumunda tüketiciler tarafından bu davaların Tüketici Mahkemelerinde açılması gerekecektir. Tüketici sayılmayan diğer banka müşterileri yönünden
bu davaların Asliye Ticaret Mahkemelerine açılması gerekecektir.
Tüketicilerin ve diğer müşterilerin uğradıkları bu zarar bankaların uyumlu hareket ve anlaşmalarından ötürü meydana geldiğinden zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı 3 katı tazminat olarak talep edebileceklerdir.

Örneğin; bankayla konut finansman sözleşmesi imzalayan tüketicibankadan 100 bin TL konut kredisi kullanmıştır. Aylık 0,85 faiz oranıüzerinden 60 ayda toplam 35 bin TL faiz ödeneceği kararlaştırılmıştır.
Ancak bankaların faiz konusunda anlaşma yaptığı ve uyumlu hareketettiği Rekabet Kurumu kararı ile kesinleştikten sonra şayet bu anlaşma ve uyumlu hareket olmasaydı faizin % 10 seviyesinde daha düşük olacağı bilirkişi incelemesinde tespit edildiği takdirde bunun karşılığı olan3.500,00-TL ‘nin 3 katı olan 10.500,00-TL ‘nin ilgili bankadan dava tarihinden itibaren hesaplanacak avans faizi ile tahsili istenebilecektir.

Sevgili meslektaşlar, yukarıdaki yazı, Ankara 7. Tüketici Mahkemesi'nin değerli Hakimi İLhan KARA tarafından kaleme alınarak İstanbul Barosu Dergisinin Tüketici Hakları ve Rekabet Hukuku özel sayısında yayımlanan "BİREYSEL BANKACILIK İŞLEMLERİ ALANINDA TÜKETİCİ HAKLARI KANUNA AYKIRI UYGULAMALAR VE ÇÖZÜM YOLLARI" başlıklı incelemesinden alınmıştır.




Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2011-4-91 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 13-13/198-100
Karar Tarihi : 08.03.2013

http://www.rekabet.gov.tr/File/?path=RO ... 98-100.pdf



T.C.
DANIŞTAY
13. DAİRE
ESAS NO. 2015/2624
KARAR NO. 2015/4608
KARAR TARİHİ. 16.12.2015

>BANKACILIK HİZMETLERİNE YÖNELİK UYGULANAN FAİZ ORANLARI VE ÜCRETLER--REKABETİ SINIRLAYICI NİTELİKTE EYLEMLER--REKABETİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN'A AYKIRILIK--BANKALARIN REKABETE AYKIRI DAVRANIŞLARI--KREDİ KARTI HİZMETLERİ KONUSUNDA BANKALARIN UZLAŞMASI--KREDİ FAİZİ / MEVDUAT FAİZİ


4054/m. 4, 16/3

ÖZET : Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin, çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulundukları, söz konusu eylemlerin mevduat (kamu bankaları açısından kamu mevduatı da dâhil olmak üzere), kredi ve kredi kartı hizmetlerini konu edinen bir uzlaşma kapsamında vuku bulduğu, uzlaşmanın ortak paydasını, fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesinin oluşturduğu, uzlaşmanın unsurlarının belirlenmesi, uygulanması ve takibinin ise taraflar arasında gerçekleştirilen bir dizi iletişim, bilgi paylaşımı ve mutabakat vasıtasıyla ifa edildiği, uzlaşmaya dair olarak, yerinde yapılan incelemelerde belgeler elde edildiği, bu belgelerin içeriklerinden soruşturmaya taraf bankalar arasında rekabete hassas bilgilerin bir anlaşma kapsamında paylaşıldığı, bazı belgelerde pazarda rekabet eden bankaların üst yöneticilerinin kahvaltılarda buluştukları, bu buluşma ve görüşmeler neticesinde bir anlaşmanın varlığını ortaya koyar nitelikte bilgi paylaşımlarının yapıldığı dosyada bulunan belgelerden anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, davacının belirtilen rekabete aykırı davranışlarıyla Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiği anlaşıldığından, 2011 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayrisafi gelirlerinin takdiren % 1'i oranında olmak üzere davacıya 148.231.490-TL idarî para cezası verilmesine dair davaya konu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

İstemin Özeti : Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin 25.12.2014 tarih ve E:2014/232, K:2014/1581 Sayılı kararının; Kurul kararında % 0,3 ile % 1,5 arasında ceza verildiği, ancak bu farklı cezalandırmanın kararda gerekçesinin açıklanmadığı, ilgili ürün pazar tanımlaması yapılmamasının işlemin iptalini gerektirdiği, Kurul kararının eksik incelemeye dayalı olarak verildiği, bankalar arası uzlaşmanın ispatlanamadığı, devam eden tek bir uzlaşmanın ispatlanamadığı, soruşturmaya esas alınan belgelerin yanlış değerlendirildiği, salt paralel davranışlar ile uyumlu eylemler arasındaki ayrımın göz ardı edildiği, verilen idari para cezasının ölçülülük ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu, kamu sermayeli bankaların tek ekonomik bütünlük olduğunun dikkate alınmadığı ileri sürülerek bozulması istenilmektedir

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi ile usul ve Yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hâkimi Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkimi'nin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 Sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacı şirketin duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:

KARAR : Dava; Türkiye'de faaliyet gösteren bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine dair faiz oranı, ücret ve komisyonların birlikte belirlenmesi konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesine aykırı davranıp davranmadıkları konusunda yapılan soruşturma sonucu, davacı şirket hakkında Kanun'un 4. maddesinin ihlal edildiğinden bahisle 148.231.490-TL idarî para cezası uygulanmasına dair 08.03.2013 tarihli ve 13-13/198-100 Sayılı Rekabet Kurulu kararının iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesi'nce; soruşturma raporu ve ekleriyle dosyada mevcut tüm bilgi, belge ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; soruşturma konusu bankaların mevduat, kredi, kredi kartı hizmetleri, faiz oranları ve birtakım ücretlerin belirlenmesi konularında piyasada rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama etkisi doğuran veya bu etkiyi doğurabilecek nitelikte olan anlaşma ve uyumlu eylem içerisinde bulundukları, ticari sır niteliğindeki bilgileri birbirleriyle paylaştıkları, piyasaya yönelik kararların uyum ve müzakere içinde beraberce alınmasına yönelik irade mutabakatı doğrultusunda hareket ettikleri, bu mutabakat kapsamında kararlaştırılan hususların hayata geçirildiğinin iktisadi analiz ve grafiklerle sabit olduğu dikkate alındığında, söz konusu anlaşma ve uyumlu eylemlerin tarafı olan davacı banka tarafından 4054 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığından, bu eylemlerinin karşılığı olarak davacı hakkında 2011 mali yılı sonunda oluşan yıllık gayrisafi gelirleri üzerinden takdiren % 1 oranında, toplam 148.231.490-TL idarî para cezası uygulanmasına dair davaya konu Kurul kararında hukuka aykırılık görülmediği, davacı tarafından tüm kamu bankalarının (ZİRAAT, VAKIFBANK ve HALKBANK) tek bir ekonomik bütünlük olarak dikkate alınması gerektiği iddia edildiği, her üç bankanın kuruluşunun, kuruluş amacının ve temel yapılanmasının Kanun hükümleriyle düzenlendiği, her birinin Türk Ticaret Kanunu ve Bankacılık Kanunu hükümleri uyarınca anonim şirket niteliğinde bağımsız tüzel kişilik oldukları, tüm bankacılık hizmetleri alanında faaliyet gösterebildikleri, bankacılık faaliyetlerinde özel bankalarla olduğu gibi diğer kamu bankaları ile de rekabet ettikleri, ticari stratejilerin belirlenmesine etki eden verilerin diğer kamu sermayeli bankalarla paylaşılmasının söz konusu olmadığı, her üç kamu bankasının da kendi yönetim organlarının bulunduğu, stratejik kararlar dâhil her türlü icrai kararların söz konusu organlar tarafından alındığı, bankaların yönetim organlarında, aynı zamanda başka bir kamu otoritesinde görev alan bir yöneticinin bulunması yönünde herhangi bir hukuki zorunluluk bulunmadığı gibi fiili durumda da yönetici kadrolarında herhangi bir kamu görevlisinin bulunmadığı, bankalarda eş zamanlı olarak görev alan bir yönetici bulunmadığı, her üç kamu sermayeli bankanın da karar alma süreçlerinde banka dışından herhangi bir merciin veya şahsın mevzuattan kaynaklanan bir müdahale yetkisinin bulunmadığı, bankaların yönetim organları tarafından alınan kararların hukuki veya fiili olarak herhangi bir kamu otoritesinin onayına tabi olmadığı, bu tür mercilerin bankaların yönetim organları yerine geçerek stratejik karar almaları ya da alınan kararlara yönelik yerindelik denetimi yapmalarının da söz konusu olmadığı, bankaların her türlü operasyonel ve stratejik kararlarının bağımsız olarak kamu otoritesinin belirleyici etkisi bulunmaksızın alındığı, bankalar arasında mutat bir veri akışının olmadığı, bankalar bakımından kamu otoritelerinin, sermayenin tamamına yahut çoğunluğuna sahip olmaktan ve yönetim kurulu üyesi atama yetkilerinden kaynaklanan güçlerini yalnızca hissedarlıkla sınırlı olarak kullandıkları, devletin kamu sermayeli bankalar üzerindeki etkisinin genel gözetim ve denetim faaliyetlerinden ibaret olduğu, kamu otoritelerinin ilgili bankaların stratejik kararlarına müdahale etmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, ZİRAAT BANKASI, VAKIFBANK ve HALK BANKASI'nın birbirinden bağımsız, dolayısıyla rekabeti engelleme, bozma, kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğuran ya da doğurabilecek nitelikte olan eylemlerden kaçınma yükümlülüğü bulunan tüzel kişilikler oldukları sonucuna ulaşıldığından aksi yöndeki davacı iddialarına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesinde, "Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.

Bu hâller, özellikle şunlardir:

a. Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kâr gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi,

b. Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,

c. Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi,

d. Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,

e. Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,

f. Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına dair şartların ileri sürülmesi,

Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.

Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir." kuralına yer verilmiştir.

Diğer yandan, Kanun'un "İdarî Para Cezaları" başlıklı 16. maddesinin 3. fıkrasında, Kanun'un 4, 6 ve 7. maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihaî karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihaî karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayrisafi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verileceği belirtilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; bankalar tarafından uygulanan faiz oranlarının en yüksek oran üzerinden tespit edildiği, faiz oranlarında hiçbir bankanın indirime gitmediği, tüm bankaların aynı faiz oranını kullandığı iddiaları üzerine yapılan inceleme sonucu Kurul tarafından ön araştırma yapılmasının kararlaştırıldığı, hazırlanan ön araştırma raporu üzerine 4054 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesi amacıyla soruşturma açılmasına karar verildiği, soruşturmanın AKBANK, GARANTİ, İŞ BANKASI, YKB, TEB, VAKIFBANK, HALKBANK, ZİRAAT, DENİZBANK, FİNANSBANK, HSBC ve ING Bankaları hakkında yürütüldüğü, soruşturmanın tamamlanması üzerine hazırlanan rapor, bankalar tarafından verilen yazılı ve 25.02.2013 tarihli sözlü savunma toplantısında yapılan savunmalar da değerlendirilerek, davaya konu Kurul kararıyla söz konusu teşebbüslerin 4054 Sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiği sonucuna varıldığı ve ilgili teşebbüslere idarî para cezasının uygulandığı anlaşılmaktadır.

4054 Sayılı Kanun'un 4. maddesiyle belirli bir mal ve hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri yasaklanmıştır. Bu itibarla, 4054 Sayılı Kanun'un 16. maddesine dayalı olarak bir rekabet ihlaline idarî para cezası uygulanabilmesi için, Kanun'un 4. maddesinde belirtilen rekabete aykırı bir anlaşmanın yapılmasına ya da uyumlu eylemin gerçekleşmesi ve ayrıca bu hukuka aykırı davranışların varlığının ortaya konulması gerekir.

Anılan Kanun'un 4. maddesinin gerekçesinde ise maddenin amacı bakımından anlaşmanın, Medeni Hukuk'un geçerlilik koşullarına uymasa bile tarafların kendilerini bağlı hissettikleri her türlü uzlaşma ya da uyuşma anlamında kullanıldığı, anlaşmanın yazılı veya sözlü olmasının bir öneminin olmadığı belirtilmiştir.

4054 Sayılı Kanun'un genel gerekçesinde; rekabetin sağlandığı bir piyasa ekonomisinde fiyat ve kâr göstergelerinin müdahalelerden uzak olarak belirleneceği; rekabetin, piyasa ekonomisinin işlerliğini sağlayan araç durumundaki bir süreç olduğu, rekabeti oluşturacak şartların bulunmaması durumunda piyasa ekonomisinin sağlıklı bir şekilde işlemesinin mümkün olamayacağı, bu sürecin sağlıklı işlemesini temin etmek bakımından teşebbüslerin rekabete aykırı fiil ve davranışlardan sakınması gerektiği belirtilmiştir.

Rekabeti ihlâl edici amacın belirlenebildiği durumlarda, rekabete aykırı olduğu iddia edilen fiil ve davranışların mahiyetinin belirlenmesi asgari seviyede önem taşımaktadır. Nitekim 4054 Sayılı Kanun'un aktarılan hükümleri ve buna dair gerekçelerde özetle; rekabetin ihlal edilmesini amaç edinen fiil ve davranışların yasaklandığı belirtilmiştir. Rekabet açısından önemli olduğunda kuşku bulunmayan geleceğe dair fiyat ve maliyet gibi bilgilerin piyasada rekabet edilen başka bir teşebbüsle paylaşılmasında rekabeti ihlal edici bir amacın olduğu şüphesinin ortaya çıkacağı açıktır. Rekabete hassas bilgilerin paylaşımının belirli bir süreç dâhilinde tekrarlanıyor olması da bu şüpheyi destekler ve bir anlaşmanın varlığını ortaya koyar niteliktedir. Ayrıca bilgi paylaşımının tekrar etmiyor olmasının, rekabete hassas bilgi paylaşımını rekabete aykırı bir anlaşma olmaktan çıkarmayacağı, bu durumun her somut olayın niteliğine göre ilgili mercilerce değerlendirileceği de açıktır.

Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin, çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulundukları, söz konusu eylemlerin mevduat (kamu bankaları açısından kamu mevduatı da dâhil olmak üzere), kredi ve kredi kartı hizmetlerini konu edinen bir uzlaşma kapsamında vuku bulduğu, uzlaşmanın ortak paydasını, fiyat stratejilerinin birlikte belirlenmesinin oluşturduğu, uzlaşmanın unsurlarının belirlenmesi, uygulanması ve takibinin ise taraflar arasında gerçekleştirilen bir dizi iletişim, bilgi paylaşımı ve mutabakat vasıtasıyla ifa edildiği, uzlaşmaya dair olarak, yerinde yapılan incelemelerde belgeler elde edildiği, bu belgelerin içeriklerinden soruşturmaya taraf bankalar arasında rekabete hassas bilgilerin bir anlaşma kapsamında paylaşıldığı, bazı belgelerde pazarda rekabet eden bankaların üst yöneticilerinin kahvaltılarda buluştukları, bu buluşma ve görüşmeler neticesinde bir anlaşmanın varlığını ortaya koyar nitelikte bilgi paylaşımlarının yapıldığı dosyada bulunan belgelerden anlaşılmaktadır.

Davacı teşebbüsün; soruşturma kapsamında elde edilen Belge-2'den ve bu belgeye dayalı yapılan iktisadi analizlerden varlığı açıkça anlaşılan centilmenlik anlaşmasına taraf olduğu, Belge-3 ve Belge-4 ile bu belgelere dayalı yapılan analizlerden mevduat faizlerindeki orana dair anlaşmaya katıldığı, Belge-14, Belge-16, Belge-20 ve Belge-21'den kamu sermayeli bankaların aralarında rekabeti bozucu amaç taşıyan anlaşma yaptıkları, davacının da bu anlaşmaya dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, davacının belirtilen rekabete aykırı davranışlarıyla Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiği anlaşıldığından, 2011 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayrisafi gelirlerinin takdiren % 1'i oranında olmak üzere davacıya 148.231.490-TL idarî para cezası verilmesine dair davaya konu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

SONUÇ : Davanın yukarda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki temyize konu Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin 25.12.2014 tarih ve E:2014/232, K:2014/1581 Sayılı kararında, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, temyiz istemi yerinde görülmeyerek Mahkeme kararının yukarda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA; dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, kullanılmayan 45,60.-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya iadesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 16.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


TÜKETİCİ MAHKEMESİ KARARI
https://hukukimesele.com/wp-content/upl ... %C4%B1.pdf



ZAMAN AŞIMI İLE İLGİLİ KARAR
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2015/3450
KARAR NO:2015/11139
KARAR TARİHİ: 27.10.2015
MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/04/2014
NUMARASI: 2012/83-2014/64



Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.04.2014 tarih ve 2012/83-2014/64 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 27.10.2015 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. Ceren Demirşen Arslan ile ve davalı vekili Av. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:


Davacı vekili, 1994 yılında limited şirket olarak kurulan müvekkili şirketin 2005 yılında nevi değiştirilerek anonim şirket haline geldiğini, müvekkili şirketin züccaciye ürünü haline getirdiği cam mamüllerin ham maddesini oluşturan kavanoz ve şişeleri 2000 yılların başlarına kadar davalıdan temin ettiğini, davalı ile aynı gruba dahil olan P. Şirketi'nin 1997 yılında şişe ve kavanoz üretimine başladığını, 1998 yılı sonrasında ise davalının da müvekkili şirket tarafından üretilen cam ev eşyası niteliğindeki plastik aksesuarlı sofra, mutfak eşyası üretimine ve ticaretine başladığını, bu gelişmeler sonucunda müvekilinin ham madde sağladığı tedarikçisi olanŞ.C grubuna dahil A. Şirketleri'nin bir yandan müvekkili şirkete ham madde sağlayan, diğer yandan da müvekkilinin piyasaya arzettiği cam, ev eşyası ürünlerini üreterek piyasaya arzetmek suretiyle müvekkili ile rekabet eden şirketler konumuna geldiklerini, Ş.C grubunun iç piyasada tekel olması nedeniyle müvekkilinin dış piyasada yeni tedarikçi arayışına girdiğini ancak ithalata devam etmesi halinde mal sevkiyatını durduracaklarını bildirmeleri üzerine ithalata son verdiğini, A. Şirketleri'nin dahil oldukları grubun menfaatlerini gözeterek danışıklı hareket ettiklerini, ürün kısıtlaması yoluna giderek müvekkili şirketi pazardan çekilmeye zorladıklarını, müvekkilinin Ş.C grubu şirketlerin izlemiş olduğu bu politika sürecinde defalarca ham madde talebinde bulunmasına rağmen bilhassa davalı şirketin bu talepleri karşılamadığını, müvekkilinin bu nedenle bazı standart ürünlerin üretimini tamamen durdurduğunu, 2004 yılına gelindiğinde davalı şirketin S.'ın ham madde taleplerini kısıtladığı veya tamamen yoksun bıraktığı malları, doğrudan veya dolaylı yollarla P. Şirketine sattığını ve bu şekilde P. tarafından düşük fiyatlar ile piyasaya arzedilmesi olanağı sağladığını, davalının tek başına ve aynı gruba dahil P.Şirketi ile beraber sürdürdüğü bu uyumlu eylemleri sonucunda müvekkilinin mağdur olduğunu, grup içi ve dışı rekabeti bozan anlaşmaları, hakim durumlarını kötüye kullanmaları ve uyumlu eylemleri neticesinde müvekkili şirketin ucuz ham madde teminine engel olunduğunu, iç pazarda Ş.C grubu ile rekabet edemez duruma düştüğünü, 1998-2001 yılları arasındaki büyüme hızının davalının engelleyici davranışları sonucu düştüğünü, 2001 yılındaki satışlarında geriye düşmeye başladığını, rekabet gücünün kırıldığını, pazar dışına kaydığını ve tasfiye sürecine girdiğini, 22.11.2005 tarihinde rekabet kurulu nezdinde A.şirketleri aleyhine şikayette bulunduğunu, aynı konuda rekabet kurulu tarafından resen bir soruşturma başlatıldığını, rekabet kurulunun ceza tertibine gerek bulunmadığına ilişkin 05.06.2007 tarihli 2007-47/506-181 sayılı kararının müvekkili tarafından iptali amacıyla Danıştay 13. Daire Başkanlığı'nın 2007/13574 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, 24.04.2008 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verildiğini ve 07.02.2011 tarihli karar ile rekabet kurulu kararının iptal edildiğini, kararın kısa süre önce kesinleştiğini, anılan iptal kararı ile davalının hukuka aykırı davrandığının, kusurlu olduğunun, bu nedenle müvekkili şirketin zararına neden olduğunun açıkça ortaya konduğunu, rekabet kurulunun da iptal davasına konu olan kararından dönerek 26.08.2009 tarih 2009/39/949-236 sayılı kararı ile, davalı aleyhine idari para cezasına hükmettiğini, 4054 Sayılı Kanunu'nun 57 ve 58. maddeleri uyarınca tazminat isteme haklarının bulunduğunu, haksız eylemin başladığı 2001 yılından sonra müvekkilinin zararının 4.984.755,00 TL olarak belirlendiğini ileri sürerek şimdilik 3.000.000,00 TL'lık kısmının 4054 Sayılı Kanun'un 58. maddesi uyarınca 3 katının ve 5.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın haksız filin gerçekleştiği tarihten itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunmuş, esasa ilişkin olarak da davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı taraf, davalının 2002 yılından itibaren davacı şirkete mal vermeyi kesme veya azaltma eylemleri sonucunda davacının zarar ederek resmi tasfiye sürecine girdiği, eylemlerinin 4054 Sayılı Yasa'nın 6. maddesine aykırılık oluşturduğu iddiasıyla iş bu davayı açmış ise de, davalının süresinde bulunduğu zamanaşımı definin değerlendirilmesi zorunluluğunun bulunduğu, bu kapsamda yapılan değerlendirmede, 4054 Sayılı Yasa'da, zamanaşımı konusunda özel bir düzenleme bulunmadığından haksız fiillere ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği, yine bu zamanaşımı süresinin hesaplanması, kesilmesi ve durmasına ilişkin genel hükümlerin de somut olaya uygulanması gerektiği, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun'da, rekabet kuruluna yapılan başvurunun zamanaşımını durduracağına veya keseceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, bu itibarla davacı tarafından 22.11.2005 tarihinde Rekabet Kurulu'na başvuruda bulunulmuş olmasının zamanaşımını kesmeyeceği, dava konusu yapılan "mal vermeyi kesme veya azaltma" eylemlerinin başlangıç tarihi 2002 senesi olup davacı şirketin bu eylem nedeniyle 2002-2005 yılları arasında zarara uğradığı iddiası karşısında görülmekte olan davanın da en geç 2006 yılında açılması gerektiği, oysa davanın 2012 yılında açılmış olması nedeniyle 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiştir.

Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.

1- Davacı vekili, davalı tarafın 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesinde yasaklanan “hâkim durumun kötüye kullanılması” eylemi sebebiyle aynı kanunun 57. ve 58. maddeleri uyarınca tazminat talep etmektedir.

Söz konusu eylem 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinde “Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır.” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanun'un 16/3. maddesinde “Bu Kanun'un 4, 6 ve 7'nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir” denilmek suretiyle, söz konusu eylem için nispi idari para cezasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

Dava konusu eylem sebebiyle, davacı tarafın 22.11.2005 ve 06.03.2006 tarihli şikayetleri üzerine Rekabet Kurulu'nca soruşturma açılarak 05.06.2007 tarih 07-47/506-181 sayılı kararı ile "ceza tertibine gerek bulunmadığına" ilişkin karar verilmiş ve davacı tarafından bu kararın iptali istemi ile Danıştay 13. Dairesi'nde 2007/13574 Esas sayısı ile dava açılmıştır. Davalı şirketin müdahil olarak katıldığı davada Rekabet Kurulu'nun anılan kararın iptaline karar verilmiş ve bu karar 15.12.2011'de kesinleşmiştir. Ayrıca Rekabet Kurulu'nun 26.08.2009 tarih 09-38/949-236 sayılı kararı ile dava konusu olay yeniden değerlendirilerek davalı şirketin idari para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

30.03.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, “idari yaptırım” gerektiren eylemlerin “kabahat” niteliğindeki suçlar olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 16. maddesinde ise “idari para cezası” idari yaptırım türleri arasında sayılmıştır. Yine aynı Kanunun “Soruşturma Zamanaşımı” başlıklı 20/4. maddesinde ise “nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl” olarak belirlenmiştir.

Dava ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Müruruzaman” başlıklı 60/2. maddesinde yer alan “Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur” hükmü uyarınca, kanun koyucucu, ceza zamanaşımının BK’daki zamanaşımından daha fazla olduğu durumlarda, hukuk davasına da ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması gerektiğini ifade etmektedir.

Somut olayda, davacı tarafın tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu’na başvurduğu 22.11.2005 ve 06.03.2006 tarihleri ile bu davaya esas 20.03.2012 dava tarihi birlikte değerlendirildiğinde dava zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın zamanaşımı def’inin yukarıdaki hükümler doğrultusunda değerlendirilmesi gerekirken, yerel mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddi kararı doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.10.2015 tarihinde sonuçta oybirliğiyle gerekçede oyçokluğuyla karar verildi.



KARŞI OY

Dava 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca açılan haksız rekabetten kaynaklanan tazminat davasından ibarettir. Davacı talebi bu doğrultuda olup mahkemece de bu şekilde değerlendirilmiştir. Rekabet kurallarına ve bu konudaki yasaklayıcı kanun hükümlerine aykırı davranışların Mülga BK. M. 41. vd. anlamında bir "haksız fiil" teşkil ettiğinde kuşku yoktur. Mülga BK. m. 41. vd. anlamında bir haksız fiil varlığından söz edebilmek için, hukuka aykırı bir fiilin varlığı, davacının bir zarara uğramış olması, fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması ve davalının – kural olarak - kusurlu olması gerekir. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da, bu kanuna aykırı fiiller sebebiyle doğan zararların tazmini 57. ve 58. maddelerinde düzenlenmiş ve tazmini gereken zarar kalemleri, zararın belirlenmesi ve tazminat miktarının faizi konusunda bazı esaslar getirilmiştir. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süresine ilişkin herhangi bir düzenlenme bulunmamaktadır. Bu husus Mülga BK. m. 60'da (TBK 72.md.) düzenlenmiştir. 818 sayılı BK'nun 60/2. maddesine göre somut olayda ceza zamanaşımı uygulanacak olup, bu konuda sayın çoğunluğun kararına iştirak ediyorum. Ancak Dairemiz değerli çoğunluğunun, zamanaşımının davacının Rekabet Kurumu'na başvurduğu tarihte işlemeye başladığına dair görüşüne katılmıyorum. Zamanaşımı süresinin başlanğıcına esas teşkil eden öğrenme anı "zararın varlığını ve hem de zarardan sorumlu olan şahsın kimliğini" öğrenme anıdır. Öğrenme olgusu ne zaman ve hangi koşullar çerçevesinde gerçekleşmiş sayılmalıdır? Zararın öğrenilmesinden maksat, zarar verici olayın (fiilin) varlığının öğrenilmesi değil, zararın varlığı, niteliği, tam kapsamı, boyutu ve esaslı unsurları hakkında, zarardan sorumlu şahıs aleyhine dava açmaya, bu davayı güçlü bir şekilde desteklemeye ve davayı sağlam gerekçelere dayandırmaya imkan sağlayacak derecede yeterli bilgiye sahip olunması demektir. Bunlar kesin bir şekilde öğrenilmedikçe, zarar gören, dava yoluyla talep edebileceği tazminatın hukuki dayanağını ve şartlarını doğru değerlendiremez ve sonuçta dava açıp açmama konusunda sağlıklı bir karar veremez. Haksız fiil için, davacıya yönelik fiilin "hukuka aykırı" olması gerekir. Ülkemizde, rekabete aykırılık tarzında ortaya çıkan fiilerde, fiilin rekabet hukuku kurallarına ve bu konudaki kanun hükümlerine aykırı olup olmadığını, yani fiilin "hukuka aykırılık" unsurunu taşıyıp taşımadığını belirleyecek yegane makam ise Rekabet Kurumu bünyesindeki Rekabet Kurulu'dur. Bu halde, fiilin hukuka aykırılığını saptama konusunda yetkili tek merci olan Rekabet Kurulu tarafından ortada rekabet kurallarını ihlal eder nitelikte "hukuka aykırı bir fiil" bulunduğu tespit edilmeden zarar gören şahsın yine de kendi anlayış ve kavrayış biçimine göre durumu takdir (!) ederek dava açmasını beklemek söz konusu olamaz. Bu durumda zararın öğrenilmesi anının Rekabet Kurulu kararının tebliğ anı olarak kabul edilmesi düşünülebilir. Ancak Yasa'nın 55. maddesine göre Kurul kararı hakkında Danıştay'a başvurulabilir. Danıştayca karar onanabilir, gerekçe ilave edilerek veya gerekçe değiştirilerek onama kararı verilebilir. Gerekçe ilavesi ve gerekçenin değiştirilmesi halinde bu gerekçelerin de doğru dava açılması için bilinmesi gerekir. Diğer taraftan kararın bozulması da mümkündür. Bu halde ise beyhude yere dava açılmış olacaktır. Bu nedenlerle doğru temele dayanan bir davanın açılabilmesi için Kurul kararının kesinleşmesi gerekir. Nitekim, Yargıtay uygulamasında 4054 sayılı Yasa hükümlerine göre tazminat talep edilebilmesinin koşulu Kurul kararı olmasıdır. (Dairemizin 23.06.2010 gün ve 2005/3755-7408 sayılı, 05.10.2009 gün 2008/5575-10045 sayılı kararları-19. Hukuk Dairesi'nin 01.11.999 gün 999/3350-6364 sayılı kararı.) Somut olayda ceza verilmesine ilişkin Kurul kararı 26.08.2009 tarihlidir. (Ceza tertibine yer olmadığına dair ilk kararı Danıştay 13. Dairece iptal edilmiş ve 15.12.2011'de kesinleşmiştir.) Açıklanan nedenlerle ceza zamanaşımının uygulanması gerektiğine ve zamanaşımının dolmadığına ve bu nedenle netice olarak, kararın davacı yararına bozulmasına dair karara katılıyorum. Zamanaşımının başlangıç tarihi bakımından sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. (Dairemizin 25.03.2014 gün 2012/15359 Esas 2014/5834 Karar sayılı ilamı)

Hafize Gülgün Vuraloğlu
Üy




T.C.
YARGITAY
19. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2016/10649
KARAR NO. 2017/5244
KARAR TARİHİT. 20.6.2017


Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR : Davacı vekili, Rekabet Kurumunun 08/03/2013 tarih 2011-4-91 ve 2013-198-100 Sayılı kararı uyarınca ...'de faaliyet gösteren 13 bankanın mevduat, kredi kartı ve kredi hizmetleri konusunda anlaşma ve/veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiklerinin belirlendiğini ileri sürerek, müvekkilinin 2007-2011 seneleri arasında kullandığı kredilerde ya da hizmet aldığı kredi kartlarında, manipülasyon yapılarak ödediği bedelle rekabet sınırlanmasaydı ödeyecekleri bedellerin bilirkişi marifetiyle tespit edilerek, üç katı oranında iade edilmek üzere şimdilik 3.300,00 TL talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davada doğrudan bir tüketici işlemi bulunmadığı, tüketicinin bilgisi ve insiyatifi dışında bankanın kanuna aykırı faaliyeti ve manipülasyonu dolayısıyla doğan zararların tazmininin talep edildiği gerekçesiyle, davanın görevsizlik sebebiyle usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava tüketici kredileri ve kredi kartı uygulamalarını etkileyecek şekilde kartel faizi uygulaması sebebiyle uğradığı zararın tazmini için açılmış alacak istemine ilişkindir. Görevli mahkeme taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin tüketici sözleşmesi mahiyetinde olduğundan görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.


SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 20/06/2017 tarihinde oybirliğiyle


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 17339


T.C.
YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2016/12718
KARAR NO : 2016/18811
KARAR TARİH : 19/10/2016



Davacı, Rekabet Kurumunun 08/03/2013 tarih 2011-4-91 ve 2013-198-100 sayılı kararları uyarınca Türkiye'de faaliyet gösteren 12 bankanın kendi aralarında mevduat, kredi kartı ve kredi hizmetleri konusunda anlaşarak uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun 4.maddesini ihlal ettiklerinin belirlendiğini, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunu’nun 57.maddesi uyarınca bankaların aralarında anlaşması sonucu belirtilen ihlallerden dolayı zarar görenlerin her türlü zararını karşılamakla yükümlü bulunduklarını, aynı yasanın 58.maddesi uyarınca uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların 3 katı oranında tazminata hükmedileceğinin belirtildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalarak 2007-2011 seneleri arasında davalı bankadan kullandığı krediler, aldığı hizmetler ve kredi kartlarının manipülasyon yapılarak ödediği bedeller ile haksız rekabet yapılmasaydı ödeyeceği bedellerin tespit edilerek 3 katı oranında iade edilmek üzere 3.300,00 TL'nin davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın usulden reddine, mahkemenin görevsizliğine, dosyanın Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3. maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki
amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. 6502 sayılı yasanın 73. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Bir hukuki işlemin sadece 6502 Sayılı yasada düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığı tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir.

Somut uyuşmazlığın taraflar arasındaki tüketici kredisi sözleşmelerinden kaynaklandığı ve bu sözleşme ilişkisinin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi
yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. O halde mahkemece işin esası incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.


SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.








T.C.
ANKARA
6.TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Esas No : 2015/655 Esas
Karar No: 2016/653
Hakim : Mehmet AKİF TUTUMLU 30771
DAVALI : GARANTİ BANKASI
DAVA : Tazminat
DAVA TARİHİ : 06 06 2015 KARAR TARİHİ :17/05.2016
Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda.


GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özede: Rekabet 'Kurumu'mm 08.03.2013 tarihinde Türkiye'de faaliyet gösteren 13 bankanın mevduat, kredi kartı ve kredi hizmetleri konusunda anlaşma ve-veya uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun‘un 4. maddesinin ihlaline karar verildiğini, karara ilişkin yapılan itirazların mahkemelerce reddedildiğini, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun 57 ve 58. maddelerine göre meydana gelen zarardan davalının sorumluluğunun bulunduğu. bu nedenle müvekkilinin 2007-2011 yıllarını kapsayan ve kullanmış olduğu kredi, kredi kartı yada mevduat hizmetlerinde uğradığı zararların tespit edilerek, tespit edilen bedelin 3 katı oranındaki bedelin iade edilmesini, talebin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 3.300 -TL ile sınırlı olduğunu talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davacı talebinin zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından dava konusu yapılan kredilerin belirli hale getirilmesi gerektiğini, rekabet hukuku ihlallerinden doğan tazminat davalarının haksız fiil esasına dayalı bir tazminat sorumluluğu olduğunu, haksız fiil sorumluluğunun dört unsuru olan hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ispat edilmesi gerektiğini, Rekabet Kurumu'nun soruşturmasının 21.08.2007-22.09.2011 dönemini kapsadığını ve davacının bu tarihler arasında kullandığı krediler açısından değerlendirme yapılması gerektiğini, müvekkili bankanın hukuka aykırı haksız bir eyleminin bulunmadığını, davacının, davalının rekabet hukukuna aykırı bir fiille kendisine zarar verdiğini ispat etmesi gerektiğini, hukuka aykırı fiille zarar arasında illiyet bağının bulunmadığını, Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanunun ilgili maddelerinde ceza verilmesi için kusur aranmadığını, davacının MK’rmn 2 maddesine aykırı davrandığını, izah edilen sebeplerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir

GEREKÇE: Davaya konu uyuşmazlık: davacı-tüketicinin, davalı bankadan kullandığı kredilerden dolayı ve bankalar arasındaki rekabet kurallarına aykırılık nedeni ile uğradığını iddia ettiği zararın tespiti ile tespit edilen zararın 3 katı oranında bedelin tahliline karar verilmesi talebinden kaynaklanmaktadır. Belge ve delil olarak: Rekabet kurulu kararı, kredi bilgileri ve ödeme planı, tüketici kredi sözleşmesi, 01.03.2016 tarihli bilirkişi raporu ile taraflarca sunulan belge ve delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesi sonucunda.

Davacının 2007-2011 yıllarını kapsayan ve kullanmış olduğu kredi, kredi kartı ya da mevduat hizmetlerinde uğradığı zararların tespit edilerek, tespit edilen bedelin 3 katı oranındaki bedelin iade edilmesi talebi ile eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Mahkememizce benimsenen bilirkişi raporuna göre: davaya konu uyuşmazlık davacı tüketicinin, davalı bankadan kullandığı kredilerden dolayı ve bankalar arasındaki rekabet kurallarına aykırılık nedeni ile uğradığım iddia ettiği zararların tespiti ile tespit edilen zararın 3 katı oranında bedelin tahsiline karar verilmesi talebinden kaynaklandığı. Rekabet Kurulu'nun 13-13/198-100 sayılı ve 08.03.2013 tarihli kararı ile bankacılık sektöründe faaliyet gösteren ve davalı bankanın da içinde bulunduğu 12 teşebbüsün, mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri alanında 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal eden bir uzlaşma gerçekleştirdikleri ve bu nedenle Kanun'un 16 maddesi ve Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde verilecek Para Cezasına İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) uyarınca idari para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, Rekabet Kurumu kararında soruşturmaya konu dönemin 21.08.2007-22.09.201 tarihleri arası Olduğu ve bu dönemde davacı/tüketicinin davalı bankadan kullandığı kredilerin bulunduğu, davalı Garanti Bankasının eski faiz oranlan ile değişiklik sonrasında da aynı faiz oranında İş Bankası. Yapı Kredi Bankası ve Finansbank ürünlerinin bulunduğu, davacının bu bankalardaki yeni oranlar üzerinden kredi kullanmasına engel bir durumun olmadığı, ilaveten kullanılan kredilerde fiilen uygulanacak faiz oranları, müşterinin özel durumu ile işleme esas olan mevduatın ya da kredinin hacmine ve vadesine göre ya da bankanın şubenin o andaki nakit ihtiyacına ve riskine göre indirime de konu olabileceği, aynen tüketicilerin farklı ve lehlerine faiz uygulayan diğer bankalarla da kredi ilişkisi kurma noktasında muhtariyete sahip olduğu, dolayısıyla davaya konu bir zarardan bahsedilemeyeceği için davacı talebinin maddi ve hukuki temele sahip olmadığı, davanın sübuta ermediği anlaşılmakla davanın reddine aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yuarıda açıklandığı üzere;

1- Davanın reddine,

2- Tüketici sıfatını haiz davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, kararın kesinleşmesi ve talep halinde peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,

3- Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4- Vekil ile temsil olunan davalı yararına AAÜT ye göre belirlenen 900 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

cagafatih Site Üyesi

Mesajlar: 31


Bu kararın temyiz sonucu geldi mi acaba durum nedir ?



teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 17339


Karar düzeltme aşamasında olduğunu duymuştum henüz karar yok.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM



  • POPULER KONULAR

Dön Dilekçe ve Sözleşme Örnekleri