TAAHHÜDÜ İHLAL HAPİS CEZALARINA KARŞI NE YAPILMASI GEREKTİĞİ • kararara.com


Forum ana sayfa EMSAL KARAR TALEP FORUMLARI İcra ve İflas Hukuku TAAHHÜDÜ İHLAL HAPİS CEZALARINA KARŞI NE YAPILMASI GEREKTİĞİ

TAAHHÜDÜ İHLAL HAPİS CEZALARINA KARŞI NE YAPILMASI GEREKTİĞİ

İcra, İlamlı ve İlamsız Takip, Haciz, Mal Beyanı, İhtiyati Haciz, Borca İtiraz, Şikayet, İstihkak ve İstirdat Davaları, Taahhüdü İhlal, Sıra Cetveli, İflas...

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 16822






................................................... TAAHHÜT İHLALİ.................................................


2012 yılında icra iflas kanununda yapılan değişiklikle ev eşyalarının haczine sınırlama getirilmiştir. Fakat ev veya iş yeri eşyalarının haczi acımasızca sürdüğü günlerden kalan icra iflas kanunu 340. maddeye istinaden verilmiş ödeme taahhütleri vardır ve bunlar yerine getirilmediği için binlerce insan taahhüdü ihlal hapis cezalarıyla karşı karşıyadır.

Resim

Toplumun çok büyük bir kesiminin, ödeyemediği kredi kartı, banka kredisi, senet, çek borcu ile ilgili ödeme Taahhüdü bulunmakta ve ödeme gücü olmadığından hapis cezası almış durumda ya da almak üzeredir.

Ödeyemediği borcundan dolayı konuyu erteleyebilmek, eşyasının haczedilmesini engelleyebilmek ya da zamanla öderim inşallah niyeti ile gerek evlerine ya da işyerlerine gelen icra memurları önünde gerekse,Tenziğle bazı Avukatların tahsilat baskısı nedeniyle icra dairelerinde ödeme Taahhüdünde bulunuyorlar. Esasen bu hapis cezasıyla karşı karşıya kalanların büyük çoğunluğu ev hanımlarıdır. Aile reisinin bir şekilde doğmuş olan borcundan dolayı eve haciz gelmekte, çevre ve çocuklarına karşı mahcubiyet yaşayan evin hanımına bu baskı altında taahhüt imzalatmakta ve ödenmeyen bu taahhüt sonucu evin hanımı, anne cezaevine girmektedir. Bu hem hukuksal boyutta hem de vicdanen kabul edilemez bir vakadır. Kaldı ki bir çok ev hanımın bu taahhüdün yerine getirilemediği zaman hapis cezası ile karşı karşıya kalacağından haberi yoktur.Çünkü Taahhüdün ne olduğu ne demek olduğunu cezası varmı, yokmu doğru dürüs açıklanmamakta üstü kapalı geçiştiridiği görülmekte ve duyulmaktadır.Tenziğle, Ne yazık ki bazı icra memurlarımız bile bu yaptırımın olduğunu, borçluya izah etme görevini ututmuşta ola bilir,ayrıca taahhüdü yapıp imzayı aldıktan sonra bunun cezası olduğunu söyleyenlerde buluna bilmektedir,hayır taahhüt yapılmadan taahhüde imza atılmadan bunlar tek tek icra memuru tarafından izah edilmesi zorunluluğu olduğu gibi görevidirde

AYRICA;Haciz anında yahut icra Müdürlüğü'nde İCRA KEFİLİĞİ ve ÖDEME TAAHHÜDÜ olunacaksa öncelikle bu kişinin evli olup olmadığına bakılması , evli ise her ikisinde de eş rızası aranması gerekir ve Yeni 6098 Sayılı Borçlar Kanunu md.854 gereğincede şarttır. Ancak,limited şirket ortak müdürü, A.Ş müdür ve Yünetim Kurulu üyeleri, ticari sicile kayıtlı işletmenin sahibi işletmesi adına kefil oluyorsa eş rızası aranmaz.


YENİ BORÇLAR KANUNU
[b]MADDE 584
- Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.

MADDE 583 - Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.


BU NEDENLE;Evli olan kişilerin bu rızası yazılı olarak alınmadığı sürece İcra Kefilliği gecersiz olup,YAPILAN ÖDEME TAAHHÜDÜDE GEÇERSİZ OLACAĞINDAN BAĞİSLE,ÖDEME TAAHHÜDÜ İHLAL NEDENİ İLE İCRA CEZA MAHKEMESİNDE AÇILAN CEZASI DAVASINDA ÖDEME TAAHÜDÜNDE BULAN KİŞİYE CEZA VERİLEMEYİP BERAAT KARARI VERİLECEKTİR.

Öncelikle Haciz esnasında ödeme taahhüdünde bulunan borçluya karşı taahhüdün ihlali sebebiyle açılan davada "nüfus kaydı incelenmesinde sanığın evli olduğunun anlaşıldığı ve tutanakta yazılı kefalete eşinin onayının alınmadığı" anlaşılırsa bu neden gerekçesiyle aynen taahhütte bulunana beraat kararı verilir.


Sonuç olarak, 3 aylık hapis cezası alan ve kolluk kuvvetlerince aranan zor durumda kalan bu kişiler Bazı alacaklı avukatının, asıl alacağının çok çok üstünde talep edilen bir rakamla, yani “Bana bu miktarı ödersin ya da ceza evini boylarsın” gibi kelimeleriyle karşı karşıya kalındığıda görülmektedir.

İcra mahkemesi. kararından ve kararın kesinleşmesinden önce tutuklama söz konusu olmaz ve taahüdü ihlal suçun unsurları oluşmuşsa 2004/340 maddesine göre.. ödeme şartını makul bir sebeb olmaksızın ihlal halinde alacaklının şikayeti üzerine 3 aya kadar tazyik hapsine karar verilir ve hapsin tatbikine başladıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda oldugu meblağı öderse tahliye olunur.

Mahkemede hazırsanız karar yüzünüze verildiğinde tefhimen yani yüze okundu ve tebliğ edildi demektir bu karara 7 günlük itiraz süreniz başlamıştır ,eyer mahkemede hazır bulunmaz karar gıyabınızda verilmişse bu karar size yazılı olarak adresinize gönderilerek tebliğ edilir ve tebliğ aldığınız tarihten itibaren bu ceza kararına karşı bir üst numaralı icra ceza mahkemesine 7 günlük itiraz süreniz başlamış demektir.Bunla ilgili itiraz dilekçesi örneği aşağıda sunulmuştur.

Borçlu tarafından yapılan ve alacaklının onayına tabi olan taahhüdler uygulamada ev ve iş yeri hacizleriyle oluşan baskı sonucu yapılan taahhüdlerdir. Hakim ortada geçerli bir taahhüd varsa ve taahhüde uymamanın makul bir sebebi yoksa cezaya hükmedecektir.

:arrow: YANİ SAVUNMANIZI ÇOK İYİ YAPMANIZ GEREKMEKTEDİR.


Bu suç, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararlarına, 5237 sayılı TCK’ya ve anayasaya rağmen mahkemelerce şekli suç olarak görülüyor ve insanların taahhüdlerini yerine getirmeme nedenleri sorgulanmaksızın, kastın varlığı araştırılmaksızın insanlar mahküm edilmektedir. İİK 340 maddesi ile düzenlenen bu suç Anayasamızın 38. Maddesine açıkça aykırıdır. 38. Madde şöyle demektedir:
“Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.”
Duruşmalara katılın, kendinizi savunun.. Mümkünse davalarınız işin uzmanı bir avukatla takip edin, durumunuz uygun değilse kendiniz takip edin veya CMUK gereği mahkemeden avukat talep edin, ama mutlaka takip edin.. HER TAAHHÜDÜ İHLAL DAVASINDA CEZA VERİLİR DİYE BİR KURAL YOK. Dosyanızı iyi inceleyin.Dosyada sizin göremediğiniz eksiklikler olabilir.Öncelikle Haciz esnasında ödeme taahhüdünde bulunan borçluya karşı taahhüdün ihlali sebebiyle açılan davada "nüfus kaydı incelenmesinde sanığın evli olduğunun anlaşıldığı ve tutanakta yazılı kefalete veya Taahhüde eşinin onayının alınmadığı" anlaşılırsa bu neden gerekçesiyle aynen taahhütte bulunana beraat kararı verilir.

Bakınız CMUK gereğince icra ceza mahkemelerinde görülmekte olan davanızda avukat tayin hakkınız bulunmaktadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13. maddesi gereğince Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan “Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere ilişkin 2012 Yılı Tarifesi”nde “İcra ceza ve fikrî ve sınaî haklar ceza mahkemesi gibi mahkemelerde takip edilen davalar için 294 TL” ödeneceği düzenlenmiş ise de; icra ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda müşteki ve sanığa müdafi tayin edilip edilemeyeceği hususundaki tereddütler giderildi.

Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından verilen karara göre icra ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda müşteki ve sanığa müdafi tayin edilip edilemeyeceği hususunda oluşmuş bulunan tereddütler giderilerek bu tür davalarda sanık ve müştekiye CMUK‘taki şartları taşıması halinde avukat tayin edilebileceği belirtildi.
Sözü edilen konuya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından verilen 29.02.2012 günlü 12794 sayılı yanıtı vardır.[/b]


31 Aralık 2014 ÇARŞAMBA
Resmî Gazete
Sayı : 29222 (4. Mükerrer)

TEBLİĞ

Adalet Bakanlığından:

CEZA MUHAKEMESİ KANUNU GEREĞİNCE GÖREVLENDİRİLEN

MÜDAFİ VE VEKİLLERE YAPILACAK ÖDEMELERE İLİŞKİN

2015 YILI TARİFESİ

Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Tarifenin amacı, 4/12/2004 talihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine görevlendirilen müdafi veya vekillere ödenecek meblağları belirlemektir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Tarife, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafi veya vekillerin yapacakları hukuki yardımlar için uygulanır.

Dayanak

MADDE 3 – (1) Bu Tarife, 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13 üncü maddesi gereğince hazırlanmıştır.

Tarife

MADDE 4 – (1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince yapılan hukuki yardımlara yönelik işlemlerde;

a) Soruşturma evresinde takip edilen işler için 200 TL,

b) Sulh ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 309 TL,

c) Asliye ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 340 TL,

ç) Ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 613 TL,

d) Çocuk mahkemeleri:

1) Çocuk mahkemelerinde takip edilen davalar için 340 TL,

2) Çocuk ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için 613 TL,

e) Askeri mahkemelerde takip edilen davalar için 340 TL,

[u] f) İcra Ceza ve Fikrî ve Sınaî Haklar ceza mahkemesi gibi mahkemeler ile İnfaz Hâkimliklerinde takip edilen davalar için 340 TL,


g) Kanun yolları mahkemeleri:

1) Bölge adliye mahkemelerinde görülen duruşmalı davalar için 613 TL,

2) Yargıtay da görülen duruşmalı davalar için 688 TL,

ödenir.

Yürürlük

MADDE 5 – (1) Bu tarife 1 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe girer.



:arrow:TAAHHÜT İHLAL CEZASI

Taahhüt ihlal cezası ŞİKAYETE MAHSUZ suçlar sınıfına girmektedir.İmzalamış olduğunuz taahhütün bir çok taksidini ödemiş olsanızda geriye bir taksit dahi ödemediğinizde alcaklı veya varsa vekili tarafından şikayete maruz kalırsınız.Konuyla ilgili mahkeme esnasında ödemiş olduğunuz taksitleri belirterek sadece bir taksit ödeyemediğinizi iyi niyet göstergesi olarak hakime anlatsanızda berat alma şansınız çok zor.Peki nasıl berat alınır; nelerin olması gerekir,neler olmaz ise dava düşer.

1.Borç ferilerinin icra haciz tutanağına tek tek yazılması gerekmektedir.

2.Ödeme tarih ve miktarları açık ve anlaşılır olmalı

3.Alacaklının veya vekilinin onaylaması ve imzası gerekli

4.Eğer taahhüt avukat katibi tarafından alınmıssa “ taahhüt muhturası” ilk ödeme tarihinden önce tebli olmalı.

5.Alacaklıya veya avukata yapılan ödemelerin belgesi icra dosyasına tahsilat bildirimi yapılmalı

6.İcra dosyasındaki asıl alacak asgeri ücretin üstünde olmalı

7.Borçlu taahhütü kabul ettiğini elle yamalı ve kabul edyorum diye imzalamalı

8.Hesaplamalarda,taksitler belirtilirken aradaki faiz hesaplamaları düzgün yapılmalı

9.Taahhüt tutanağı icra dosyasında ıslak imzalı olmalı

10.[u]Taksidin ödenmediği günden 90 gün yani (3 ay) içersinde taahhüt cezası açılmış olmalı
.Yukarada belirtilen durumlar davayı direk olarak etkilemektedir.Bu durumlardan biri veya birkaçı eksikse hakimin dava düşürme ihtimali çok yüksek olmakla birlikde genelde dava düşer.




:arrow: ÖDEME TAAHHÜDÜ NEDİR NASIL OLUR, ŞEKLİ ŞEMALİ NEDİR, NASIL YAPILIR MERAKINIZI GİDERMEKİÇİN BİR ÖRNEK AŞAĞIYA SUNUYORUZ


T.C.
…… İCRA MÜDÜRLÜĞÜ
DOSYA NO:...../.......

TAAHHÜDNAME TUTANAĞI

ALACAKLI :Adı ve Soyadı................Adresi..................

VEKİLİ :………………….

BORÇLU :Adı ve Soyadı...................Adresi.................

Alacaklı vekili ve borçlu müdürlüğümüze geldi.Borçlu, bu dosyadaki borcunun tamamını, bugüne kadar işlemiş faizini, vekalet ücretini, icra harç ve giderleri ile birlikte her ayın başında ayda bir olmak üzere 4 eşit .taksitte ödeyeceğini ve ilk taksitin 01.01.2015 den başlamak üzere dört eşit taksitte ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini beyan etti. Yapılan hesaplamada ve ekte görülen hesap özetinde de görüldüğü gibi, ödeyeceği toplam miktar …………… dir.Borcun açılımı ise şu şekildedir:Borcun aslı:………TL ,işlemiş faiz:…………. TL Takip çıkışı:………….TL,başvuru harcı ......TL,Vekalet harcı:......TL ,posta gideri:.....TL.Dosya gideri:.....TL,Baro Pulu:......TL,Peşin harç:.......TL,Tahsil harcı:…………TL, Vekalet ücreti: …………TL Takip tarihinden bugüne kadar işlemiş faiz:.........TLdir. Son ödeme tarihlerine göre işleyecek faizden feragat edilmiştir. Toplamda …………….. TL’dir.Buna göre borçlu 01.01.2015 de,………….TL,01.02.2015 de …………..TL,01.03.2015 de ………………..TL ve son taksidini de 01.04.2015 de ……………..TL olarak ödeyecektir..Bu şekliyle ödeme taahhüdü alacaklı vekili ve borçlu tarafından kabul edilmiştir.Borçluya, belirtilen tarihlerde ve belirtilen miktarda borcunu ödeyebileceğini, taahhüt ettiği tarihlerde ödeme yapmadığı taktirde ödeme şartını ihlali suçundan dolayı şikayet olunabileceği bu hususta 3 aya kadar disiplin hapis cezasının hüküm ve sonuçları kendisine anlatılarak taahhüt taraflarca imza altına alınarak bir nüshası borçluya bir nüshası alacaklı vekiline ve bir nüshası da müdürlüğümüz dosyasına bırakıldı.../../2015

Taahhüdü Eden borçlu
Adı ve Soyadı
İmza
(OKUDUM ANLADIM-BORÇLU ELYAZISI ILE)

Adresi:..................................................


Taahhüdü kabul eden
Alacaklı Vek.
Adı ve Soyadı
İmza









:arrow: TAAHHÜDÜN GEÇERLİ OLMASI İCİN ÖRNEK YARGITAY DAİRE KARARI

T.C.
YARGITAY
16. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO. 2004/862
KARAR NO. 2004/4654
KARAR TARİHİ. 23.3.2004


> TAAHHÜDÜ İHLAL ( İcra Müdürünün Huzurunda Düzenlenmeyen ve İcra Müdürünün İmza ve Onayını İçermeyen Taahhüdün Hukuken Geçersiz Olması )
> TAAHHÜDÜN GEÇERSİZ OLMASI ( İcra Müdürünün Huzurunda Düzenlenmeyen ve İcra Müdürünün İmza ve Onayını İçermeyen Taahhüdün Hukuken Geçersiz Olması )
> İCRA MÜDÜRÜ HUZURUNDA DÜZENLENMEYEN TAAHHÜT ( Hukuken Geçersiz Olması )
2004/m.340

ÖZET : İcra Müdürü'nün huzurunda düzenlenmeyen ve İcra Müdürü'nün imza ve onayını içermeyen taahhüd hukuken geçersiz olduğu gibi, ödenmesi gerekli toplam borç miktarının tüm fer'ileri ile birlikte belirlenip gösterilmemiş olması nedeniyle de taahhüd geçersizdir.

DAVA : Taahhüdü ihlal suçundan sanık Burhanettin 'in İİK.nun 340. maddesi gereğince 1 ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanık tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istemli tebliğnamesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : İcra Müdürü'nün huzurunda düzenlenmeyen ve İcra Müdürü'nün imza ve onayını içermeyen taahhüd hukuken geçersiz olduğu gibi, ödenmesi gerekli toplam borç miktarının tüm fer'ileri ile birlikte belirlenip gösterilmemiş olması nedeniyle de taahhüd geçersizdir. Bu nedenle atılı suçun oluşmayacağının gözetilmeksizin, sanığın beraati yerine yazılı olduğu şekilde mahkumiyete dair hüküm kurulması isabetsiz bulunduğundan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün istem gibi BOZULMASINA, 23.3.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
http://WWW.KARARARA.COM


T.C.
YARGITAY
16. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2005/79
KARAR NO. 2005/1131
KARAR TARİHİ. 23.2.2005


> TAAHHÜDÜ İHLAL SUÇUNUN OLUŞMAMASI ( Taahhüt Tutanağında Borcun Faiz Masraf ve Ferileriyle Birlikte Ayrıntılı Olarak Gösterilmiş Olmaması )

> BORCUN FAİZ MASRAF VE FERİLERİYLE BİRLİKTE AYRINTILI OLARAK GÖSTERİLMEMİŞ OLMASI ( Taahhüdü İhlal Suçunun Oluşmayacağı )
2004/m.340


ÖZET : İİK’nun 340. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için öncelikle hukuken geçerli taahhüdün olması gerekir. Sanığın taahhütte bulunduğu tutanakta borcun tamamını faiz, masraf ve fer’ileriyle birlikte ayrıntılı olarak göstermediği, dolayısıyla taahüdün geçersiz olduğu gözetilmeksizin sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizdir.

DAVA : Taahhüdü ihlal suçundan sanık Cahit Eroğul’un İİK.nun 340. maddesi gereğince 1 ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde yerel C.Savcısı tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay C.Başsavcılığınca dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

KARAR : 1-Son celsede duruşmanın bittiğinin tefhim edilmemesi, yargılama giderinin açıkça hesaplanıp belirtilmemesi ve suça konu İcra Müdürlüğünün dosyasının okunmaması suretiyle CMUK’nun 253/1, 406 ve TCK’nun 39. maddelerine aykırı davranılması,

2-İİK’nun 340. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için öncelikle hukuken geçerli taahhüdün olması gerekir. Sanığın taahhütte bulunduğu tutanakta borcun tamamını faiz, masraf ve fer’ileriyle birlikte ayrıntılı olarak göstermediği, dolayısıyla taahüdün geçersiz olduğu gözetilmeksizin sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi isabetsiz olup;

SONUÇ : Temyiz itirazları yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA 23.2.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
http://WWW.KARARARA.COM



:arrow: TAAHHÜDÜ İHLAL ETTİĞİNİZDE HAKKINIZDA ALACAKLININ YAPACAĞI İŞLEM VE SİZİN YAPMANIZ GEREKENLER NELERDİR.?


1-Taahhüdü ihlal sucundan sadece bir kereye mahsuz 3 ay hapis cezası veril bilmektedir.
2-Her taksit ayrı ayrı suc oluşturmamaktadır.
3-Mesela taahhüdü 7 taksit yaptınız, şahıs 2 taksidi ödedi diğerlerinin ödemesini kesti 3. taksitten şikayet ettiniz 3 ay hapis cıktı eyer bu hapisi yatar cıkarsa artık diğer taksitler icinde ceza verilmemekte ve taahüt bozulmaktadır.
Yanlız bir taksitte ceza 1 ay cıktı şahıs bunu yattı cıktı geriye 2 ay hapis durmaktadır diğer taksitleri ihlal edrse ozaman bu 2 ayıda ceza olarak vere bilmektedir. Burada izah etmek istediğim yani taahhüt boyunca sadece 3 ay hapis verile bilmektedir.Yani her taksit ihlal ettiği icin üst üste 3 ay değil.






:arrow: ALACAKLI TAAHHÜDÜ İHLAL ETTİĞİNİZDE HAKINIZDA NASIL BİR ŞİKAYETTE BULUNUR


.......................İCRA CEZA MAHKEMESİ'NE

DOSYA NO :....... İcra Müdürlüğü …/…….

ŞİKAYETÇİ (ALACAKLI) : Adı ve Soyadı,(T.C no............)Adresi...................



SANIK (BORÇLU) : Adı ve Soyadı.(TC.No..................)Adresi.....................


SUÇ : Taahhüdü ihlal.

SUÇ TARİHİ : ...../…/2015

TALEP KONUSU : Taahhüdü ihlal suçunu işleyen sanık Borçlunun hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi talebinden ibarettir.

OLAYLAR :

1. Sanık borçlunun, Tarafıma olan borcundan dolayı …….. …İcra Müdürlüğünün …../…… Esas sayılı dosyası ile aleyhinde icra takibi yapılmış, ödeme emri usulüne uygun olarak sanık borçluya tebliğ edilmiştir.

2. Sanık borçlu, daha sonra dosya borcunu ödemek üzere İcra Müdürlüğü nezdinde yazılı taahhütte bulunmuş, fakat gereğini ifa etmeyerek taahhüdünü ihlal etmiştir. Bu suretle taahhüdü ihlal suçunu işleyen sanık borçlu …………….. un cezalandırılmasına karar verilmesini talep etmek zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ SEBEPLER : İ İ K m. 340 ve ilgili diğer hükümleri, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili sair mevzuat.

SUBUT DELİLLER : ../../2015 İcra Müdürlüğü'nün …../…… E sayılı takip dosyası ve gerektiğinde her türlü hukuki deliller.

SONUÇ ve TALEP : Yukarıda açıklanan nedenlerle, taahhüdü ihlal suçunu işleyen sanık borçlunun İcra İflas Kanununun m. 340 ve ilgili diğer hükümleri gereğince hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

……/……/2015
Alacaklı
Adı ve Soyadı
İmza







:arrow: YEREL İCRA CEZA MAHKEMESİ KARAR ÖRNEĞİDİR

T.C.
İSTANBUL
ANADOLU 2. İCRA CEZA MAHKEMESİ
ESAS NO : 2012/...
KARAR NO : 2013/...
İCRA NO : 2013/...
HAKİM : S Ç
KATİP : S G
MÜŞTEKİ :
SANIK :

SUÇ : Taahhüdü ihlal
DAVA TARİHİ: 12/04/2012
KARAR TARİHİ: 22/05/2013


Müşteki vekili tarafından yukarıda açık kimliği ve atılı suçu yazılı sanık hakkında açılan davanın Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Müşteki vekili, icra takibinin kesinleşmesinden sonra sanığın borcunu taksitle ödemeyi taahhüt etmesine karşın haklı bir neden olmaksızın bu taahhüdüne uymadığını belirterek İIK'nun 340. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesini istemiştir.

Sanık meşruhatlı davetiye tebliğine karşın duruşmaya gelmemiş, savunma dilekçesi vermiştir. Savunma dilekçesinde taahhüdüne uymamasının makbul sebebe dayandığını, ekonomik durumunun bozuk olması nedeni ile acz içinde bulunduğunu, suç işleme kastının bulunmadığını, cezalandırmadan beklenen amacın gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirterek beraatine karar verilmesini istediğini bildirmiştir.

İstanbul Anadolu 23. İcra Müdürlüğünün 2013/.... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklı tarafından borçlu sanık aleyhine kambiyo takibi yapıldığı, borçlu sanığın 8.059,53 TL olan borcunu 07/04/2012 tarihinde ödemeyi taahhüt ettiği anlaşılmıştır.

Geyve Jandarma Komutanlığına yazılan yazı cevabında, sanığın serbest meslek ile uğraştığı, üzerine kayıtlı taşınmazının ve motorlu taşıtının olmadığı, herhangi bir kira gelirinin olmadığı, geçiminin eşi tarafından sağlandığı, ikametlerinde kayın pederi, kayın validesi ve kızı ile beraber yaşadıkları bildirilmiş olup, sanığın tespit edilen mali ve sosyal durumuna göre 07/04/2012 tarihinde ödemesi gereken 8.059,53 TL'yi ödemesinin fiilen imkansız olduğu, borçlunun taahhüdüne uymamasında İİK'nun 340. maddesinde öngörülen makbul sebebin mevcut olduğu anlaşılmakla sanığın beraatine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklandığı üzere,
Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması nedeniyle müsnet suçtan beraatine,
Müşteki tarafça yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,
Kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde istanbul Anadolu 3. İcra Ceza Mahkemesi nezdinde itirazı kabil olmak üzere müşteki vekilinin yüzüne karsı, sanığın yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/05/2013

Katip........ Hakim...........




T.C.
BURSA .. İCRA CEZAMAHKEMESİ
DOSYA NO : 2012/
KARAR NO : 2012
Bursa17. İcra
GEREKÇELİ KARAR
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
HAKİM: KATİP:
MÜŞTEKİ:
VEKİLİ:
SANIK:
SUÇ: Borçlunun ödeme Şartini ihlali.
SUÇTARİHİ : 28/01/2012
KARARTARİHİ : 27/06/2012


Müşteki vekilinin şikayet dilekçesi üzerine mahkememizce yapılan açık yargılaması sonunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Her ne kadar sanık hakkında ödeme şartını ihlali suçundan dava açılmışsa da ödeme şartını ihlal suçunun ilk ihlal edilen taksitle oluşacağı aynı taahhüde dayalı sonraki ihlallerin suç oluşturmayacağı,aynı zamanda aynı taahhütten doğan ihlaller sebebiyle sanık hakkında 3 aydan fazla tazyik hapsi verilemeyeceği, ayrıca Bursa ...İcra Müdürlüğünün 2011/ takip sayılı dosyasının celp edilip incelenmesi sonucunda buna göre söz konusu takip dosyasından sanık hakkında Mahkememizin 30.05.2012 tarih ve 2012/ Esas,2012/ Karar sayılı ilamıyla sanık hakkında 3 ay tazyik hapsi cezası verildiğinden mevcut şikayetle ilgili suçtan sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

Her ne kadar sanık hakkında taahhüdü ihlal suçundan İİK 340/1.maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile dava açılmış ise de tüm dosya kapsamından sanığın yasal unsurları bakımından oluşmayan atılı suçtan BERAATİNE.

Yargılama masraflarının müşteki üzerinde bırakılmasına.

Sanık dava açılmasına sebebiyet vermediğinden müşteki tarafça yapılan yargılama giderlerinin müşteki üzerinde bırakılmasına.
Dair müşteki vekilinin yüzüne karşı sanığın yokluğunda, müşteki vekilinin tefhimden itibaren 7 gün içinde Bursa ...İcra Ceza Mahkemesinde itiraz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 27/06/2012

Katip Hakim





.............6. İCRA CEZA MAHKEMESİ
ESAS NO : 20..../...
KARAR NO : 20..../...
İCRA NO : 20..../...
HAKİM :................
KATİP :..................
MÜŞTEKİ :.............
SANIK :.................
[b]SUÇ: Borçlunun Ödeme Şartını İhlali (Teşebbüs)

DAVA TARİHİ: ../../20.....
KARAR TARİHİ: 10/12/2015[/b]

Kanun:2004-Madde:340

Tüm dosya ve icra dosyası kapsamına göre; taahhüdü ihlal suçunun oluşabilmesi için borçlunun ödeyeceği tüm miktarın ferileriyle birlikte hesaplanıp borçluya bildirilmesi, borçlunun taahhüt teklifinde bulunması, alacaklının teklifi kabul etmesi bunun üzerine borçluya taahhüdü ihlalin müeyyidelerin anlatılmasının ve taahhüdün icra dairesinde yapılması gerektiği; taahhütname incelendİğinde, borcun tüm miktarı ferileri ile birlikte belirtildiği, borçlunun taaahhüd teklifinde bulunduğu, alacaklının teklifi kabul ettiği, borçluya taahhdüdü ihlal müeyyidelerinin anlatıldığı, tutanakta alacaklı vekili, borçlu ve icra memurunun imzasını taşıdığı, hususu tespit edilmiştir. Bununla beraber taahhüd icra dairesinde verilmeyip, haciz sırasında verilmiş olup borçlunun iradesinin etkilenip etkilenmeyeceği hususunun araştırılması gerekliliği hasıl olmuştur.

İcra ve İflas Kanunumuzun 340 maddesi taahhüdün, icra dairesinde verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu ifade yasa koyunun bilinçli bir tercihi olup olmadığını günümüz modern hukuk ilkeleri ışığında değerlendirilmelidir.

"Borçlar hukukuna egemen olan sözleşme özgürlüğü ilkesi, bireylerin irade özerkliğinin bir gereğidir. Bunun sonucu olarak her bireyin, bir başkasıyla kuracağı sözleşmeye dayalı iradi ilişkinin kurallarını, kendi iradesiyle ve karşı tarafla anlaşarak belirleyebileceği kabul edilir. Borçlar Kanunu’muzun sözleşme ilişkisini düzenleyen hükümleri, bireysel sözleşmeleri esas alan bir sistematiğe sahiptir. Kanun’un esasını oluşturan bu sistemde, sözleşmelerin ekonomik ve sosyal statü bakımından aşağı yukarı eşit kişiler arasında, eşit şartlar altında kurulduğu varsayılmıştır. Ancak bu kabul, ekonomik ilişkilerin seyri içinde hiç de adil olmayan ve öyle görünse de gerçek anlamda bir irade özerkliğinden bahsedilemeyecek sonuçların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Daha doğru ifadeyle, sözleşme serbestîsi ilkesi, kapitalist ekonomik işleyişte, güçlü sermaye gruplarının hâkimiyeti karşısında iradesini sağlıklı şekilde ortaya koyamayan, hatta içinde bulunduğu koşullar gereği sağlıklı bir irade oluşturamayan bireyleri koruyamamıştır. Bu önemli toplumsal sorun, “herkesin sözleşme özgürlüğü vardır” denilerek çözülememiştir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi özellikle, tüketici hukukunda tüketiciler yararına törpülenmeye başlanmış, bugün gelinen noktada sözleşmeye, tüketiciler yararına olmak üzere hâkimin, hatta önleyici olarak idarenin müdahalesi yaygın olarak kabul görmüştür. Ancak, kanun yoluyla sözleşmelere müdahalenin, sadece tüketici hukukunda ve tüketiciler yararına öngörülmesi de yeterli olmamıştır. Büyük sermaye grupları karşısında küçük ve orta ölçekli işletmeler lehine sözleşmelere müdahale etme, bir denetim mekanizması kurma ihtiyacı da gün geçtikçe kendisini göstermiştir. Kapitalist sistem, kendisini koruyabilmek için bu müdahalenin kaçınılmaz olduğunu fark etmiştir." Nitekim Türkiye’de de hem tüketici hukuku alanında tüketiciler lehine hem de ticaret hukukunda küçük ve orta ölçekli işletmeler lehine sözleşmelere müdahale edilmesini sağlayacak mevzuat gelişmeleri, geç de olsa yaşanmaya başlamıştır. Bu gelişmelerden sonuncusu, yeni Borçlar Kanunu’na genel işlem koşullarına ilişkin hükümlerin girmesi olmuştur. Bu hususta yeni Ticaret Kanunu’nda da önemli yenilikler vardır.

Standart sözleşme, tip sözleşme, formüler sözleşme gibi adlarla anılan genel işlem şartlarına ilişkin düzenlemedir. Sözleşmeyi hazırlayan ve hakim durumda olan tarafın, sözleşme içeriğini önceden tek başına belirlemek suretiyle tek tip bir akit halinde karşı tarafın kabulüne sunduğu sözleşme maddeleridir. Standart sözleşmelerin işbu tek taraf hakimiyetinde oluşan görünümü irade serbestisi ilkesi ile çelişmektedir. Çünkü sözleşme hukuku bağlamında irade serbestisi, kişilerin diledikleri kişi ya da kişiler ile sözleşme yapabilmeleri, sözleşmenin konusunu belirleyebilmeleri ve içeriğini düzenleyebilmelerini ifade eder. Oysa standart sözleşmelerde sözleşmenin kuvvetli tarafı, kendi menfaat ve risklerini akde dilediği şekilde geçirebilmekteyken, diğer taraf mevzubahis genel işlem şartlarının varlığından dahi habersiz, sözleşme içeriğini ve genel işlem şartlarını tam olarak algılayıp olası sonuçlarını değerlendiremeden akdi kabul etmek zorunda kalmaktadır.

14.03.2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan bir değişiklik[i] ile 4077 sy. Kanun’a eklenen 6ıncı maddede, satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, iyi niyet kurallarına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları “Haksız Şart” olarak ifade edilmiştir. İlgili madde uyarınca, haksız şartların tüketici için bağlayıcı olmadığı belirtilmiştir.

Borçlar Kanunun 21. Maddesi ise şu şekildedir: Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme olanağı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır.

Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır. "

Sözleşme irade özerkliğini sakatlayan bir başka uygulamada işcilerin iş akti devam ederken yapmış ldukları ibra sözleşmeleridir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersiz sayılmaktadır. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumda ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olduğundan, Dairece kararlılık kazanmış uygulama gereği bu sözleşmeler geçersiz sayılmaktadır.

Ortada bir sözleşme var ise bu sözleşmenin Türk Borçlar Kanununun sözleşme ile ilgili hükümlerine bakarak tarafların serbest iradesi ile iradelerinin herhangi bir fesata uğramadan , ya da kişilerin iradesi hilafına bir durumun meydana gelmeden yapılmış olması gerekir.TBK 1. Madde : "Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur"

Yüksek mahkeme borçlu ve alacaklı arasında yapılan taahhüdün bir sözleşme olup icap ve kabul şartlarının gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir.

Haciz sırasında verilen taahhüdün geçerli olup olmadığına dönecek olursak; haciz baskısı altında, o an için haciz yapılacak korkusu ile, iradesini dış dünyaya tam olarak ve istediği gibi yansıtılamadan, başka çaresinin bulunmadığını düşüncesiyle verilen taahhüt, kişinin iradesini serbest şekilde yansıtmayacağı, haciz baskısı olmasa belki de bu taahhüdü ya hiç vermeyeceği ya da bu taksit sayısınca vermeyeceği, borçlunun sözleşmeyi kurmak için öne sürdüğü iradesini ortaya koyduğu an, borçlunun iradesinin serbest olmayacağı anlaşılmıştır.

Bu hususlar bir kül olarak değerlendirildiğinde ,taahhüdü ihlal suçundan ceza verilebilmesi için öncelikle ortada geçerli bir taahhüd olması gerekir. Yukarıda da gerekçelendirdiğimiz şekilde ortada geçerli bir taahhüdden bahsetmemiz mümkün değildir. Bu takdirde geçerli olmayan bir tahhüdden kişiye ceza verilmesi hukuken mümkün olmayıp, sanık hakkında aşağıdaki şekilde beraat kararı verilmiştir.

HÜKÜM:Gerekçesi ayrıntılı kararda açıklanacağı üzere;

Sanığın üzerine atılı taahhüdü ihlal suçunun unsur ve vasıfları oluşmadığından müsnet suçtan BERAATİNE ;

Müştekinin yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına ,

Dair, 5358 Sayılı Kanunun 21. Maddesiyle değişik İ.İ.K'nun 353/1 Maddesi uyarınca tefhim veya tebliğden itibaren 6217 Sayılı kanunun 5. Maddesi gereğince İstanbul 6. İcra Ceza Mahkemesi nezdinde 7 gün içerisinde itirazı kabil olmak üzere müşteki vekilinin ve sanığın yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 10/12/2015






:arrow: HAKKINIZDA MAHKEMECE ÖDEME TAAHHÜDÜNÜ İHLALDEN CEZA VERİLDİ BU CEZAYA İTİRAZ HAKKINIZ VARMIDIR, TABİKİ VARDIR ?


İİK. 340. madde tazyik hapsi.

İcra ceza mahkemelerinin Taahhüdü ihlal nedeniyle vermiş olduğu 3 ay tazyik hapsine yapılacak olan itiraz dilekçesidir.

İcra Ceza Mahkemelerinin vermiş olduğu taahhüdü ihlal mahkumiyet kararlarına karşı izlenecek İtiraz usulü; duruşmaya katılınmış ise karar yüze karşı verileceğinden buna tefimen denir süre başlar 7 gün içinde, duruşma yoklukta yapılmışsa yani duruşmaya katılmamışsanız gıyabınızda verilen mahkumiyet kararının sanığın adresine tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde yine mahkumiyet kararı veren aynı mahkemeye sunulacaktır. İcra ceza mahkemesi bu itiraz dilekçesini BİR ÜST İCRA CEZA MAHKEMESİNE gönderecektir.(ÖRNEK: cezayı veren 1. İcra ceza mahkemesiyse, itiraz incelemesi 2. icra ceza mahkemesine yapılacaktır, cezayı 2. icra ceza vermişse itiraz 3. icra cezaya yapılacaktır yani bir üst numaralı mahkemeye, bazı yerlerde tek icra ceza mahkemesi varsa bunun itirazıda yine orada bulunan Asliye Ceza Mahkemesine yapılacaktır )




:arrow: ÖRNEK İTİRAZ DİLEKÇESİ

.........İCRA CEZA MAKEMESİNE GÖNDERİLMEK ÜZERE
......... İCRA CEZA HAKİMLİĞİ'NE


ESAS NO:
KARAR NO:
SANIK :
Adı ve Soyadı,(T.C-No.............),Acık adresi................................


TALEP: .... İcra Ceza Mahkemesinin .../.../2013 Tarih ...... Esas ..... Karar nolu mahkumiyet hükmünün kaldırılması talebidir.


AÇIKLAMALAR :

........ İcra Ceza Mahkemesince İ.İ.K. nın 340. maddesi gereğince taahhüdü ihlal nedeniyle hapis cezasına mahkum edildim.

1-İcra ve İflas Yasası'nın "Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza" başlığını taşıyan 340'ıncı maddesinde;
Alacaklının muvafakatı ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartının, borçlu tarafından makbul bir sebep olmaksızın ihlali, seçimlik hareketli suçlar olarak düzenlenmiş, yaptırımı ise özgürlüğü bağlayıcı ceza olarak öngörülmüştür.
Nitekim; Ceza Genel Kurulu'nun 22.01.2002 gün ve 294-1 sayılı kararında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, anılan maddedeki "makbul sebep" kavramının, Anayasa'nın 38'inci maddesinin 9'uncu fıkrasındaki "yerine getirememe" kavramından daha dar olduğu belirtilerek
Anayasamızın bu madde ile, borcu yerine getirmeyeni değil, ekonomik acz içinde olup bu nedenle borcunu yerine getiremeyeni korumakta olduğu belirtilmiştir.

Anayasamızın ve Kanunlarımızın amir hükümleri gereği; Sadece “ödeme gücü olduğu halde borcu yerine getirmeyen ve taahhüdünü ihlal edenlerin cezalandırılmaları zorunludur.

Bu nedenle geçim kaynaklarımın neler olduğu, yaşayış tarzım ve gelir kaynaklarımın tespiti ile, Borçtan hile ile kaçınıp kaçınmadığımın ve bu bilgiler ışığında yargılamam yapılması gerekirken, mahkemece bu konuda hiç bir araştırılma yapılmamıştır.
Bu nedenle, borcumu hangi nedenle veya nedenlerle yerine getiremediğimin araştırılarak, hukuki durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.


2-Anayasamızın 38. maddesinin ceza sorumluluğunun şahsi olduğunu emreden 6. fıkrasına, 4709 sayılı Kanunla, "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğünü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" hükmü ilave edilmiştir."
Bu hüküm, dayanağını, "İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye (AİHS) İlişkin, Bu Sözleşmede ve Bu Sözleşmeye Ek Birinci Protokolde Yer Alanlardan Başka, Bazı Hak ve Özgürlükleri Tanıyan 4 Numaralı Protokol"de bulmaktadır. Söz konusu 4 No'lu Protokol Türkiye tarafından onaylanarak iç hukuk normu haline getirilmiştir.

4 No'lu Protokolün, Anayasa md. 38/6'da yapılan değişikliğe kaynak teşkil etmiş olan ve AİHS md. 5’de düzenlenen hareket hürriyetini geliştirmeyi amaçlayan 1. maddesi aynen şöyledir: "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.

İİK md. 340’ Ödeme şartını ihlal suçunda, ödeme şartı, alacaklı ve borçlu arasında karşılıklı rıza ile yapılan sözleşmeye dayanmaktadır. Anayasamızın 90. maddesinin son fıkrasında ''Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir, çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" denilmektedir. Anayasamız 90. maddesinde miiletlerarası antlaşmalar kanun hükmünde sayılmış ve "Hak ve Özgürlüklere İlişkin Milletler Arası Antlaşmalar" normlar hıyerarşisinde kanunların üstüne çıkarak, Anayasanın 90. maddesindeki değişiklikle Anayasa hükmü ile aynı düzeye gelmiştir.

Netice ve Talep:

........... İcra Mahkemesince yetersiz araştırma ile yetinilerek hakkımda vermiş olduğu mahkumiyet hükmü Anayasamızın 90, 38/6 maddesi ve İİK 340 maddelerine açıkça aykırı olup geçim kaynaklarımızın araştırılarak borcumdan hile ile kaçınıp kaçınmadığımın tespiti ile hakkımda yeni hüküm tesis etmesi amacıyla anılan hükmün itirazen kaldırılmasını arz ve talep ederim. ../../2015

İTİRAZ EDEN
Sanık.





:arrow: YARGITAY DAİRESİ KARAR ÖRNEĞİ

T.C.
YARGITAY
16. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO. 2004/7754
KARAR NO. 2004/11131
KARAR TARİHİ. 13.10.2004


> TAAHHÜDÜ İHLAL SUÇU ( Sanığın Borcunu Ödeyecek Durumda Olup Olmadığının Araştırılması ve Malvarlığının İspatı İçin Alacaklıya Olanak Tanınması Gereği )

> BORCUNDAN DOLAYI KİMSENİN CEZALANDIRILAMAMASI ( Taahhüdü İhlal Eden Sanığın Borcunu Ödeyecek Durumda Olup Olmadığının Araştırılması ve Malvarlığının Tesbiti İçin Alacaklıya Olanak Tanınması Gereği )

> EKONOMİK NEDENLERLE BORCUNU ÖDEYEMEYEN BORÇLU ( Taahhüdü İhlal Suçundan Dolayı Cezalandırılamaması - Mahkemece Borçlunun Ekonomik Durumunun Araştırılması Gereği )

2004/m.340

2709/m.38/8

ÖZET : Dava, taahhüdü ihlal nedenine dayalıdır. İİK'nun 340. maddesinde öngörülen "makbul sebep" kavramı ile Anayasa'nın 38/8. maddesinde öngörülen "yerine getirememe" kavramlarının açıklanması gerekli görülmektedir. Uygulamada hastalık, yangın, su baskını ve deprem gibi olağanüstü olaylar makbul sebep olarak kabul edilmektedir. Anayasa'da belirtilen "yerine getirememe" kavramı "makbul sebebi de" kapsayacak biçimde daha geniş anlam ifade etmektedir. Borçlunun ekonomik gücü olmaması nedeniyle ve çaresizlikten borcunu ödeyememe "yerine getirmeme" olarak kabul edilerek sanığa hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemelidir. Borcu "yerine getirmeme" ile "yerine getirememek" kavramları kast ve ödeme gücü bakımlarından farklı olduğu gibi bunlara uygulanacak yaptırımlar da farklıdır. Zira, Anayasa borcu yerine getirmeyeni değil, getiremeyeni korumaktadır. Bu nedenle ödeme gücü olduğu halde borcu yerine getirmeyen ve taahhüdünü ihlal edenlerin cezalandırılması zorunludur.

DAVA : Taahhüdü ihlal suçundan sanık N'nin İİK'nun 340. maddesi gereğince 1 ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, hüküm yasal süresi içerisinde sanık vekili tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay C.Başsavcılığı'nın bozma istemli tebliğnamesiyle dosya daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak gereği görüşüldü:

KARAR : Suça konu taahhüdü içeren 27.05.2003 tarihli icra tutanağında gösterilmemekle birlikte, aynı tarihli hesap tablosunda taahhüd edilen miktarın tüm fer'ileri ile birlikte ayrıntılı olarak hesaplanıp gösterildiği anlaşılmakla tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir. Ancak;

Şikayetçi ( alacaklı )vekili, borçlu hakkındaki İcra takibinin kesinleştiğini, borçlunun ödeme taahhüdünde bulunduğunu ve bu hususun alacaklı vekili tarafından kabul edildiğini, borçlunun taahhüdünü ihlal ettiğini ileri sürerek UK'nun 340. maddesi gereğince cezalandırılmasını istemiştir.

Mahkemece sanığın üzerine atılı taahhüdü ihlal suçunu işlediğinden bahisle mahkumiyete dair hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hükme yeterli değildir.

İİK'nun 340. maddesinde "...alacaklının muvafakatı ile İcra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun alacaklının şikayeti üzerine cezalandırılacağı" öngörülmüştür.

Anayasa'nın 38. maddesine 4709 Sayılı Kanunla "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" hükmü eklenmiştir.

İİK'nun 340. maddesinin 2. cümlesi de icra dairesinde alacaklı ile borçlu arasında kararlaştırılan ödeme şartından söz etmektedir. Borçlu ile alacaklının iradelerinin birleşmesi sözleşme niteliğindedir. ( B.K. 1 )İcra müdür veya yardımcısının sözleşmeye müdahale etmesi, sözleşmeyi değiştirmesi olanaksızdır. İcra dairesi icranın tarafları olan alacaklı ve borçlunun beyanlarını tutanağa geçiren ve tutanağı düzenleyen merci konumundadır.

Bu husus İİK'nun 8. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Açıklanan nedenlerle icra dairesi sözleşmenin tarafı olarak kabul edilemez. Alacaklı ile borçlu arasındaki ödeme şartına uyulmaması sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün ihlali niteliğindedir.

Anayasa'nın 38/8. maddesinin somut olayda uygulanması gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anayasa normlar hiyerarşisinin tepe noktasındadır. Üstün norm olması nedeniyle uygulanmak zorunlu olduğu gibi, sanık lehine hüküm getirdiğinden T.C.K'nun 2/2 maddesi uyarınca da ilgili olaylara doğrudan uygulanması zorunlu olduğu sonucuna varılmaktadır.

İİK'nun 340. maddesinde öngörülen "makbul sebep" kavramı ile Anayasa'nın 38/8. maddesinde öngörülen "yerine getirememe" kavramlarının açıklanması gerekli görülmektedir.

Uygulamada hastalık, yangın, su baskını ve deprem gibi olağanüstü olaylar makbul sebep olarak kabul edilmektedir. Anayasa'da belirtilen "yerine getirememe" kavramı "makbul sebebi de" kapsayacak biçimde daha geniş anlam ifade etmektedir. Borçlunun ekonomik gücü olmaması nedeniyle ve çaresizlikten borcunu ödeyememe "yerine getirmeme" olarak kabul edilerek sanığa hürriyeti bağlayıcı ceza verilmemelidir.

Borcu "yerine getirmeme" ile "yerine getirememek" kavramları kast ve ödeme gücü bakımlarından farklı olduğu gibi bunlara uygulanacak yaptırımlar da farklıdır. Zira, Anayasa borcu yerine getirmeyeni değil, getiremeyeni korumaktadır. Bu nedenle ödeme gücü olduğu halde borcu yerine getirmeyen ve taahhüdünü ihlal edenlerin cezalandırılması zorunludur.

Alacaklıya sanığın mal varlığını kanıtlamak üzere olanak tanınmalı, bildireceği tüm deliller toplanarak ve birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.

SONUÇ : Temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA 13.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi
http://WWW.KARARARA.COM





T.C.
YARGITAY
16.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2010/436
KARAR NO: 2010/1602
KARAR TARİHİ: 01.03.2010


ÖZET: Tazyik hapsinde amaç yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaktır. Borçlu, ödeyebileceği bir borç için taahhütte bulunmalıdır. Borçlu tarafından borcun makbul sebep sebebiyle yerine getirilemediği ileri sürülmediğine göre, mahkemeden resen bu konunun araştırılması da beklenmemelidir. İtirazın reddi gerekir.
(2004 S. K. m. 340) (5271 S. K. m. 271, 309) (2709 S. K. m. 2, 10, 11, 13, 38) (ANY. MAH. 28.02.2008 T. 2006/96 E. 2008/65 K.)

DAVA: Ödeme şartını ihlal eyleminden borçlu H. P.'ın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 340. maddesi gereğince 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Ödemiş İcra Mahkemesinin 17.04.2009 günlü ve 2008/3170 esas, 2009/967 s. kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına, müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına ait Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesinin 17/06/2009 günlü ve 2009/477 değişik iş s. kararını kapsayan dosya incelendi.

Tebliğname ile;

Ödemiş İcra Müdürlüğünün 2008/1131 sayılı takip dosyasında icra dairesinde 10/11/2008 gününde düzenlenen talep ve taahhütname tutağında belirlenen taahhüdün alacaklı vekili tarafından da kabul edildiği, ancak borçlunun ihlâlde bulunduğu, geçerli bir taahhüt söz konusu olduğu gözetilerek itirazın reddi yerine kabulü ile yazılı biçimde karar verilmesinde,

Ödemiş İcra Ceza Mahkemesi’nce verilmiş bulunan karara karşı yapılan itirazın kabul edilmiş olması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 271/2. maddesi hükmü gereğince, itirazın konusu hakkında da bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı biçimde hüküm kurulmasında isabet görülmemekle anılan kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 15/12/2009 tarih ve B.03.0.CIG.0.00.00.04-105-35-8324-2009/14425/70774 s. yasa yararına bozma istemine atfen Yargıtay C. Başsavcılığının K.Y.B. 2009/296882 s. tebliğnamesiyle talep edilmiş olmakla, gereği görüşüldü:

KARAR: Borçlu aleyhine Ödemiş 2. İcra Müdürlüğü’nün 2008/1131 esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinde 1.11.2008 gününde düzenlenen tutanakta borcun tamamını 15.12.2008 gününde ödemeyi taahhüt ettiği, belirlenen tarihte borcu ödememesi sebebiyle şikayetçi vekili tarafından 24.12.2008 havale günlü dilekçe ile İİK’nun 340. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle şikayette bulunulduğu, Ödemiş İcra Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 17.4.2009 tarih, 2008/3170 esas ve 2009/967 s. kararla borçlunun üç aya kadar tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına dair kararın sanığın itirazı üzerine mercii Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi’nce <.....ödeme gücü olduğu durumda borcu yerine getirmeyen ve taahhüdü ihlal edenlerin cezalandırılması zorunludur. Taahhüdü yerine getirememe nedeni, düzenlenen ödeme taahhüdüne göre belirlenememiştir. Sanığın, kararlaştırılan taahhüdü ne yaparak yerine getireceğine ve geçim kaynağına ait taahhütte bulunma gerekçesi düzenlenen tutanakta belirtilmemiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 8. fıkrası gereği sanığın taahhüdü yerine getirmeme amacının ve borcu ödeme gücünün icra dosyasında araştırılması gerekmiştir.....> gerekçesi ile itirazın kabulüne, icra mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve müteakip işlemlerin mahkemesince yapılmasına karar verilmiştir.

Borçluya isnat edilen eylem 2004 sayılı İİK’nun 340. maddesinde, <111 inci madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.> biçiminde düzenlenmiştir. Maddede <makbul bir sebep olmaksızın> ödeme şartını ihlal eden borçlunun cezalandırılacağı öngörülmekte olup, postaya tarihinden önce verilen taksidin icra dosyasına gecikerek girmesi, hastalık, yangın, su baskını ve deprem gibi olağanüstü olaylar makbul sebep olarak kabul edilmelidir.

Anayasa'ya 3.10.2001 tarih ve 4709/15 sayılı Kanunla eklenen <Hiç kimse sadece sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz> hükmünün de olayımızda geçerliliği bulunmamaktadır. Zira 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 5358 sayılı Kanun ile değiştirilen 340. maddesinin Anayasa'nın 2, 10, 11, 13 ve 38. maddelerine aykırılığı iddiasıyla itiraz yoluyla yapılan başvuru hakkında Anayasa Mahkemesi’nin 10 Nisan 2008 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 28.2.2008 tarih 2006/96 Esas, 2008/65 Kararı ile özetle, <...itiraz konusu kuralda düzenlenen yaptırım Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasında sözü edilen doğrudan sözleşme yükümlülüğünün yerine getirilememesi olmayıp, kanunla getirilen ve kamu otoritesince yürütülen cebri icranın etkinliğini sağlama amacını taşıdığı...> gerekçesiyle bu kural Anayasa'nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı bulunmamış ve itirazı reddetmiştir.

Tazyik hapsinde amaç yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamaktır. Borçlu, ödeyebileceği bir borç için taahhütte bulunmalıdır. Borçlu tarafından borcun makbul sebep sebebiyle yerine getirilemediği ileri sürülmediğine göre, mahkemeden re'sen bu konunun araştırılması da beklenmemelidir. Hal böyle olunca itirazın reddi yerine, yazılı biçimde karar verilmesi isabetsizdir.

Bozma kararının niteliği karşısında tebliğnamedeki sair bozma nedenini tartışmakta hukuki yarar görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan sebeplerle Yargıtay C. Başsavcılığının yasa yararına bozma istemine atfen düzenlediği tebliğname yerinde görülmekle Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17.6.2009 gün ve 2009/477 D.İş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nun 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmeyecek biçimde BOZULMASINA, <yargılamanın yenilenmesi yasağı> sebebiyle bozma kararı doğrultusunda yeniden karar verilmesinin gerekmediğine, 01.03.2010 tarihinde karar verildi.






T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU

ESAS NO. 2004/16-104
KARAR NO. 2004/120
KARAR TARİHİ. 25.5.2004


> TAAHHÜDÜ İHLAL SUÇU ( Hiç Kimsenin Borcunu Ödemediği İçin Cezalandırılamayacağına İlişkin Anayasa Kuralına Aykırı Olduğu İddiası - Anayasa Hükmünün Acz İçindeki Borçluyu Korumaya Yönelik Olması - Ödeme Taahhüdünde Taahhüt Edilen Borç Miktarının Rakamsal Olarak Gösterilmesi Gereği )

> ANAYASAYA AYKIRILIK İDDİASI ( Taahhüdü İhlal Suçunun Borcunu Ödemeyen Sanığın Cezalandırılamayacağına İlişkin Anayasa Hükmüne Aykırı Olmaması - Anayasa Hükmünün Acz İçindeki Borçluyu Korumaya Yönelik Olması )

> BORCUN TÜM FER'İLERİYLE BİRLİKTE RAKAMSAL OLARAK ÖDEME TAAHHÜDÜNDE GÖSTERİLMİŞ OLMASI MECBURİYETİ ( Tahhüdü İhlal Suçunun Oluşabilmesi İçin )

> ÖDEME TAAHHÜDÜNDE BORCUN TÜM FER'İLERİYLE BİLRİKTE RAKAMSAL OLARAK GÖSTERİLMESİ MECBURİYETİ ( Tahhüdü İhlal Suçunun Oluşabilmesi İçin )

2709/m.38

2004/m.340


ÖZET : 1- Uyuşmazlık, Anayasanın 38. maddesine eklenen "hiç kimse sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonamaz" hükmünün taahhüdü ihlal suçları yönünden uygulanıp uygulanamayacağına ilişkindir. Üst norm olan ve sanık lehine hükümler getiren Anayasal düzenleme çerçevesinde sanığın borcunu hangi nedenlerle ödemediği araştırılmalıdır. Anayasa borcunu ödemeyeni değil, ekonomik acz içinde olup bu nedenle borcunu ödeyemeyeni korumaktadır. Ödeme gücü olduğu halde borcunu ödemeyenin ise cezalandırılması gerekir. Yerel mahkemenin direnme gerekçesi, bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde yasal düzenlemeye uygundur.
2- Ceza Genel Kurulu'nun ve özel dairelerin süreklilik gösteren kararlarında da açıklandığı üzere, İİY'nın 340'ıncı maddesindeki suçun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faiz, vekalet ücreti, icra harç ve giderleri ile birlikte belirlenmesi, böylece borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gereklidir. Bu miktar belirlenmediğinde borçlunun hangi miktar için taahhütte bulunduğu, bu taahhüdün kabulünün hangi miktarın nazara alınarak yapıldığı kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanamayacağından, ödeme koşulunun ihlali halinde cezai sorumluluk doğmayacaktır. Oysa somut olayda, 18.06.2001 tarihinde yapılan haciz sırasında düzenlenen tutanakta, taahhüt edilen borç miktarının ne olduğunun açıklanan şekilde belirlenerek, rakamsal olarak gösterilmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla sanığın ödeme koşulunu yerine getirmemesi nedeniyle cezai sorumluluğu doğmadığından, mahkumiyetine karar verilmesi olanaksızdır.

DAVA : Taahhüdü ihlal suçundan sanık İ.D'nin İİY'nın 340 ve TCY'nın 59. maddeleri uyarınca 25 gün hafif hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İzmir 2. İcra Ceza Mahkemesi'nce 13.02.2002 gün ve 11663-753 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesi'nce 08.10.2002 gün ve 10330-10135 sayı ile;
"4709 Sayılı Kanunla Anayasa'nın 38. maddesinin son fıkrasına "Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonamaz" hükmü eklenmiş, bu hüküm 17.10.2001 gün ve 24556 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anayasa'nın açık hükmü karşısında sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getiremeyen kişilere yaptırım olarak hürriyeti bağlayıcı ceza verilmesi mümkün değildir.
Sanığa TTK'na aykırı davranışı nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza tayin ve takdir edilmiştir. Şikayetçi ile sanık arasındaki temel ilişki sözleşme hukukundan kaynaklanmaktadır.
Anayasa hükmünün üstün norm olması, sonradan yürürlüğe girmesi, yaptırım yönünden sanık lehine düzenleme yapılmasını zorunlu kılması karşısında kanun koyucu tarafından yeni hüküm doğrultusunda yasal düzenleme yapılmasının beklenmesi ve sonucuna göre uygulama yapılması gerekir" gerekçesiyle hükmün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 06.05.2003 gün ve 12180-1270 sayı ile; "... Anayasa Mahkemesi'nin 21.11.2002 tarih ve 20011415 Esas 2002/166 Karar sayılı hükmü ile TTK' nun 340. maddesindeki kuralın, doğrudan sözleşmeden doğan yükümlülüğün yerine getirilememesi olmayıp, kamu otoritesince yürütülen cebri icranın etkinliğinin sağlanması olduğu, dolayısıyla yasada öngörülen yükümlülüğün sözleşmeden değil yasadan kaynaklandığı gerekçesiyle Anayasa'nın 38. maddesinin 8. fıkrasına aykırı olmadığına karar verilmiştir. Bu durumda TTK' nun 340. maddesinin Anayasa'ya aykırılığından söz edilemeyeceğinden, kanun koyucu tarafından yeni yasal düzenleme yapılmasının beklenmesine de gerek bulunmamaktadır..." gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir.
Bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığı'nın "bozma" istekli 26.01.2004 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Sanığın taahhüdü ihlal suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda çözümlenmesi gereken hukuki sorun, Anayasa'nın 38'inci maddesine 4709 Sayılı Yasa ile eklenen "Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğa bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz" hükmünün İcra İflas Yasası'nın 340'ıncı maddesinde düzenlenen ve yaptırımı özgürlüğü bağlayıcı ceza olan suç bakımından nazara alınıp alınamayacağı, dolayısıyla da 4709 Sayılı Yasa ile Anayasa'ya eklenen hüküm doğrultusunda bir yasal düzenleme yapılmasının beklenilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Özel dairece yerel mahkeme kararının, yakınan ile sanık arasındaki temel ilişkinin sözleşme hukukundan kaynaklandığı ve Anayasa'nın 38'inci maddesine 4709 Sayılı Yasa ile eklenen son fıkra uyarınca, çıkarılması gerekli yeni yasanın beklenmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmesinden sonra, konumuzu ilgilendiren İİY'nın 340'ıncı maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, 28.02.2003 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 21.11.2002 gün ve 415-166 sayılı kararında, söz konusu maddede belirtilen yükümlülüğün sözleşmeden değil yasadan kaynaklandığı gerekçesiyle iptal isteminin reddine karar vermiştir.
İcra ve İflas Yasası'nın "Borçlunun ödeme şartını ihlali halinde ceza" başlığını taşıyan 340'ıncı maddesinde;
111'inci madde gereğince veya alacaklının muvafakatı ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartının, borçlu tarafından makbul bir sebep olmaksızın ihlali, seçimlik hareketli suçlar olarak düzenlenmiş, yaptırımı ise özgürlüğü bağlayıcı ceza olarak öngörülmüştür.

Anılan yasada, yukarıda açıklanan yargısal kararlardan sonra 17.07.2003 tarihinde 4949 Sayılı Yasa ile çeşitli maddelerinde değişiklikler yapılmışsa da uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 340'ıncı maddesi değiştirilmemiş, kural aynen korunmuştur.
Bu nedenle yasa koyucunun iradesinin de Anayasa Mahkemesi'nin kararındaki gerekçeye uygun olduğu anlaşılmaktadır.
Ceza Genel Kurulu'nun 22.01.2002 gün ve 294-1 sayılı kararında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, anılan maddedeki "makbul sebep" kavramı, Anayasa'nın 38'inci maddesinin 9'uncu fıkrasındaki "yerine getirememe" kavramından daha dardır. Bu nedenle üst norm olan ve sanık lehine hükümler getiren bu yeni Anayasal düzenleme çerçevesinde, sanığın borcunu hangi nedenle veya nedenlerle yerine getiremediğinin araştırılarak, hukuki durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Zira Anayasa, borcu yerine getirmeyeni değil, ekonomik acz içinde olup bu nedenle borcunu yerine getiremeyeni korumaktadır. Bu nedenle ödeme gücü olduğu halde borcu yerine getirmeyen ve taahhüdünü ihlal edenlerin cezalandırılmaları artık zorunludur. Yerel mahkemenin direnme gerekçesi, bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde yasal düzenlemeye uygundur.
Ancak, Ceza Genel Kurulu'nun ve özel dairelerin süreklilik gösteren kararlarında da açıklandığı üzere, İİY'nın 340'ıncı maddesindeki suçun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faiz, vekalet ücreti, icra harç ve giderleri ile birlikte belirlenmesi, böylece borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gereklidir. Bu miktar belirlenmediğinde borçlunun hangi miktar için taahhütte bulunduğu, bu taahhüdün kabulünün hangi miktarın nazara alınarak yapıldığı kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanamayacağından, ödeme koşulunun ihlali halinde cezai sorumluluk doğmayacaktır. Oysa somut olayda, 18.06.2001 tarihinde yapılan haciz sırasında düzenlenen tutanakta, taahhüt edilen borç miktarının ne olduğunun açıklanan şekilde belirlenerek, rakamsal olarak gösterilmediği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla sanığın ödeme koşulunu yerine getirmemesi nedeniyle cezai sorumluluğu doğmadığından, mahkumiyetine karar verilmesi olanaksız olduğu için isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı'na tevdiine, 25.05.2004 tarihinde tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliğiyle karar verildi.
http://WWW.KARARARA.COM


:arrow: HAKKINIZDA TAAHHÜDÜ İHLALDEN CEZA MAHKEMESİNE DAVA ACILDI BELİRTİLEN ADRESİNİZDEN GİTTİNİZ VE SEMTİ MECHULE KARIŞTINIZ,GIYABINIZDA BU CEZA VERİLDİ VE HABERİNİZ YOK BİRDAN KOLLUKÇA YAKALANDINIZ BU AŞAMADA NE OLACAK.?


Hakınızda verilen hapsen tazyik cezası neticesinde aranmaya başladığınız ve yakalandığınızda, yakalandığınız yer infaz savcılığına kollukça çıkartılırsınız,savcılık aşağıda örneğini sunduğumuz tutanağı size imzalatarak ve vererek oradan salınırsınız ve 10 gün içersinde bu evraka istinaden cezanızı çekeceğiniz infaz kurumuna gidersiniz, velakin cezanız zaman aşımına uğramışsa yani icra ceza mahkemesinin vermiş olduğu 3 aylık Disiplin Hapsi kararı kesinleştiği tarihten itibaren 2 yıl geçmişse cezanız zaman aşımına uğramış demektir bundan emin olduğunuzda aşağıda örneğini sunduğumuz itiraz dilekçesini infaz hakimliğine infazın durdurulması talepli yazarak verirsiniz, infaz hakimliğince yapılan incelemede ceza zaman aşımına uğradığı anlaşılırsa cezanın infazı yapılmaz.


:arrow: SANIK KOLLUKCA YAKALANIP İNFAZ SAVCILIĞINA CIKARTILDIĞINDA SANIĞA AŞAĞIDAKİ ÖRNEK SUNDUĞUMUZ TUTANAK VERİLMEKTEDİR.



AÇIK CEZA İNFAZ KURUMLARINA GÖNDERME TUTANAĞI

BELGEYİ DÜZENLEYEN
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI :.......................................

TAZYİK HAPSİNİN NUMARASI :.......................................(Yukardaki dilekçede ilamat numarası dediğimiz numara yazılacak)

MAHKUMUN KİMLİĞİ :.......................................

MAHKUMUN ADRESİ :.......................................

HÜKÜM VEREN MAHKEME :......................................

KARAR ESAS VE KARAR NO :2009/.....esas 2010/........Karar sayılı


CEZANIN NEVİ VE MİKTARI : 3 AY TAZYİK-HAPSİ


GİDECEĞİ CEZA İNFAZ KURUMU :.................Açık Ceza İnfaz Kurumu

GÖZALTI BİLGİLERİ : 1 gün gözetimi vardır.


Hakkınızdaki ilamın infazı için on (10) gün içersinde ............Cumhuriyet baş savcılığına teslim olmanız, teslim olmadığınız taktirde hakkınızda 5275 sayılı kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre yakalama emri çıkarılacağı ve yakalandığınızda kapalı ceza infaz kurumuna alınarak Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 6 ncı maddesine göre işlem yapılacağı tebliği ve ihtar olunur. ../../2014


Katip
İmza

Cumhuriyet Savcısı
İmza



Tebellüğü Eden
Sanık
Adı ve Soyadı
İmza.



DİKKAT
Ağustos ayında açık cezaevine ayrılma yönetmeliği değişti. Önceki yönetmeliğin 9. maddesinde taahhüdü ihlal nedeniyle verilen tazyik hapsinden yakalanarak gelen kişiye 10 gün süre verip açığa ayırma yapılmasında hüküm vardı.

Ancak Ağustos ayında yürürlüğe giren yeni yönetmelikte bu hüküm bulunmamaktadır. Bu konu ile ilgili Adalet bakanlığa görüş soruldu. Bakanlık taahhüdü ihlal nedeniyle yakalanan kişiye süre vermeden kolluk marifetiyle doğrudan açık cezaevine gönderilmesi gerekir şeklinde görüş belirtmiştir.

Yönetmelik yapılırken tazyik hapislerinde doğrudan yakalama konusu atlanmış mı diye düşünülerek bakanlığa görüş soruldu. Adalet Bakanlığı atlanmadı, bilinçli yapıldı mealinde bir görüş bildirdi, Taahhüt Mağdurları çok dikkatli olun, savcılıklar taahhüt ihlal nedeniyle tazyik hapsi almış kişiye çağrı kağıdı göndermeden doğrudan yakalama çıkartıp, yakalandığında 10 gün süre vermeden kolluk marifetiyle açık cezaevine teslim edebilir.



T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü


Sayı : 66971140.02.206.06.02/20.11.2015
Konu : Açık Ceza İnfaz Kurumlarına ayırma

....... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

İlgi : 04.11.2015 tarihli ve 10107 sayılı yazı.

İlgi yazı ekinde gönderilen 04.11.2015 tarihli ve 2015/92 Muh sayılı yazıda özetle; Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinde 22.08.2015 tarihinde yapılan değişiklikten önce, 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu çerçevesinde verilen tazyik hapsi cezalarından dolayı hükümlü yakalandığında açık ceza infaz kurumlarına ayrılma belgesi tanzim edileceği açıkça belirtilmekte iken, değişiklikten sonra bu hüküm yönetmelikten çıkarıldığı,

2004 Sayılı İcra İflas Kanunu çerçevesinde verilen tazyik hapislerine çağrı kağıdı düzenlenmediği, Dolayısıyla yönetmeliğin 9. maddesinin 3/a maddesine göre tazyik hapislerinden dolayı açık ceza infaz kurumuna ayrılma belgesi tanzim edilemeyeceğinden, 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu çerçevesinde verilen tazyik hapislerinden yararlananlara açığa ayrılma belgesi (EK-1) tanzim edilmeksizin doğrudan kolluk marifetiyle açık ceza infaz kurumuna gönderilip gönderilmeyeceğine dair görüş verilmesi istenilmiştir.

Bilindiği üzere;
6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5 inci maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun "Yakalama emri" kenar başlıklı 19 uncu maddesi;
(1) Hükümlü, hapis cezası veya güvenlik tedbirinin infazı için gönderilen çağrı kâğıdının tebliği üzerine
on gün içinde gelmez, kaçar ya da kaçacağına dair şüphe uyandırırsa, Cumhuriyet savcısı yakalama emri çıkarır.
(2) (Değişik: 24/1/2013-6411/5 md.) Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıldan fazla
hapis cezasının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılır.
(3) (Ek: 24/1/2013-6411/5 md.) Adlî para cezasından çevrilen hapsin infazında hükümlüye öncelikle çağrı kâğıdı gönderilir.
Şeklinde değiştirildiğinden

Yönetmeliğin "Doğrudan açık kuruma gönderme kararı" kenar başlıklı 9 uncu maddesinde de değişiklik yapılmıştır.
(1) Ağır ceza merkez veya mülhakat Cumhuriyet başsavcılıkları, bağlı bulundukları ağır ceza merkezi yargı çevresinde açık kurum bulunması hâlinde, 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerin doğrudan o yerde bulunan açık kurumlara gönderilmesine karar verir.
(2) Ağır ceza merkezi yargı çevresinde açık kurum bulunmayan merkez veya mülhakat Cumhuriyet başsavcılıkları ise 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerin Bakanlıkça belirlenen listedeki açık kurumlardan birine gönderilmesine karar verir.

(Değişik: 22.08.2015 tarihli ve 29453 sayılı Resmî Gazete)“(3) 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerin infazına başlanabilmesi için;
a) Çağrı üzerine gelenlere birinci veya ikinci fıkralara göre gönderileceği açık kurum belirlendikten sonra, on gün süre verilerek ilgili kuruma teslim olması, aksi takdirde yakalanarak açık kuruma alınacağı hususu EK-1’de yer alan açık ceza infaz kurumlarına gönderme tutanağı ile tebliğ ve ihtar olunur. Bu tebligat ve mahkeme ilâmı, derhâl açık kurumun bağlı bulunduğu Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
b) Çağrıya uymayan veya EK-1 belgesinde belirtilen açık kuruma teslim olmayan hükümlüler hakkında 5275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca yakalama emri çıkarılır ve yakalandıklarında kolluk marifetiyle açık kuruma teslim edilir.
(4) Bu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi kapsamında yakalanan hükümlü, yakalandığı il sınırları içinde açık kurum bulunmadığı takdirde, Bakanlıkça belirlenen açık kuruma gönderilmek üzere bulunduğu yer kapalı kuruma teslim edilir. Teslim alınan hükümlü 5275 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlemleri tamamlandıktan sonra en kısa süre içinde açık kuruma nakledilir.” ifadesine yer verilmiştir.

Bu nedenle;
Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğin 5 inci maddesi kapsamında kalan hükümlülere, açığa ayrılma belgesi tanzim edilmeden 9 uncu maddenin 4 üncü fıkrası gereğince en kısa süre içinde açık kuruma nakledileceği değerlendirilmektedir.

Bilgi ve gereğini rica ederim.

M.Fatih BELVİRANLI
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı





Taahhüdü ihlal tazyik hapsinde uygulanması gereken denetimli serbestlik imkanının, Tazyik hapsinin teknik anlamda bir mahkumiyet hükmü olmadığı, TCK'nın ilgili maddelerine göre uygulama yapılamayacağı gerekçesiyle ret edilirken, zamanaşımı konusunda İcra ve İflas Kanunu'nun 354.maddesinde zamanaşımını kesecek hiçbir neden bulunmamasına rağmen, bazı yer savcılıkları TCK nın 71. maddesine atıf yapılarak zamanaşımını yeniden başlatılmaktadır, kaldı ki TCK 71. maddede tazyik hapsine hiç bir atıfta yapılmamıştır. Savcılıkça yukarıda örneğini sunduğumuz açık ceza evine teslim olmanız tutanağını tebliğ edince bir süreti size verilerek salındığınızda 10 gün süreniz var bu sürede infaz hakimliğine aşahıdaki dilekçeyi hazırlayarak zaman aşımına uğramışsa cezanız bu dilekçeyi verirsiniz.


:arrow: TAAHHÜDÜ İHLAL - TAZYİK HAPSİ CEZA ZAMANAŞIMININ KESİLMESİNE KARŞI İTİRAZ DİLEKÇE ÖRNEĞİ




............. İNFAZ HAKİMLİĞİNE
.
ESAS NO :
KARAR NO :
İLAMAT NO:

SANIK :Adı ve Soyadı..............................(T.C Kimlik no:.....................)Adres.....................................

KONU
: İİK. 354. maddesinde zamanaşımını kesen nedenler sayılmamıştır. Usül ve yasaya aykırı olarak infaz savcılığının TCK nın 71.(1) maddesine gönderme yaparak, yakalanmam neticesinde zamanaşımının yeniden başladığı gerekçesiyle infazımın devam ettirilmesine ilişkin itirazımızın, İnfaz Hakimliği Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca incelenmek üzere görevli yargı merciye gönderilmesi talebimizdir.

Açıklamalar: İcra ceza suçlarında zamanaşımı süresi kesinleşme tarihinden itibaren 2 yıldır, İİK 354. Madde: (Ek fıkra: 31/05/2005-5358 S.K./22.mad) İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez. . Bu tür cezalarda ceza zamanaşımını kesen ve durduran sebep yoktur.

Uygulamada tazyik hapsinin kendine özgü bir nitelik taşıması ve TCK'nun ceza zamanaşımı düzenlemesinde tazyik hapsinden bahsedilmemesi karşısında tazyik hapislerinde ceza zaman aşımını durduran veya kesecek hiç bir uygulamanın yasal dayanağı bulunmamaktadır. Tazyik hapsi kararı kesinleştiği andan itibaren 2 yıl içerisinde infaza başlanıp bitmesi gerekir. Yönetmelikle zamanaşımının kesilmesi veya durması sözkonusu olamaz. Kaldı ki bu iki yıllık sürede infazın tamamlanması da gerekir. Kişi cezaevinde tazyik hapsi infaz edilirken, iki yıl dolmuş ise bu ilam infaz dahi edilemez, kişinin zaman aşımının dolmasından bahisle hemen tahliye edilmesi gerekir.

Tazyik hapislerine ilişkin İİK. 354 de zamanaşımı başlangıç tarihinin kararın kesinleştiği gün olarak belirtilmiştir. İİK 354. Madde: (Ek fıkra: 31/05/2005-5358 S.K./22.mad) İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez.

TCK 71 (1) maddede zamanaşımını kesen nedenler belirtilmiştir. TCK MADDE 71 - (1) Mahkümiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan "tebligat" veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser.

TCK 71 (1) madde tazyik hapislerinde uygulama alanı bulmuş olsaydı "Hükümlüye yapılmış herhangi bir tebligat, gönderilen çağrı kağıdı, infaz evraklarının hazırlanmış olması" ceza zamanşımının başlangıç tarihi olarak sayılor olması gerekirdi. Bu nedenle TCK 71 (1) maddesi, TCK'nın 5. madde yollamasıyla, Tazyik hapsinde kendisine uygulama alanı bulmasına kanunen olanak yoktur.

Yargısal yorum yetkisinin sınırları, yasa maddesinin lafız ve ruhunun çizdiği çerçevenin dışında, başka bir şeyin uygulanması biçiminde tezahür edemez. Bu kural, bariz surette ihlal edilmiştir. Yukarda açıklanan yasa maddeleri ve tanımları karşısında yasaya uygun yorum ve uygulama tazyik hapislerinde ceza zaman aşımını kesecek hiç bir neden olmaması iken, hukuk metinlerinin tatbikinde açık hataya düşülerek tazyik hapislerinde zamanaşımını kesen nedenler tesis edilerek, ceza zamanaşımının yeniden başlatılması hatalıdır.

SONUÇ VE TAPEL :
Yukarıda sunulan ve resen tespit edilecek sair nedenlerle, Usule, Yasa, ya aykırı olan infaz Savcılığı kararının düzeltilmesini, bu itirazımız, İnfaz Hakimliği görev ve yetki alanları içerisinde bulunmuyorsa, bu itirazımızın 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca itirazımızın incelenmek üzere görevli yargı merciye gönderilmesini arz ve talep ederiz. .../.../2014

İTİRAZEDEN
SANIK
Adı ve Soyadı
İmza



TAAHHÜDÜ İHLAL CEZASINDA 2 YILLIK ZAMAN AŞIMI SÜRESİ KESİLMEYECEĞİNE DAİR YENİ 2014 TARİHLİ YARGITAY KARARIDIR.

T.C.
YARGITAY
11.CEZA DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA
Y A R G I T A Y İ L A M I

Esas No : 2014/17801
Karar No : 2014/17713
Karar Tarihi : 30.10.2014
Tebliğname No : KYB - 2014/250944


Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 24.06.2014 gün ve 2014-12960/43273 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14.07.2014 gün ve KYB. 2014/250944 sayılı ihbarnamesi ile;

Borçlunun ödeme şartını ihlâli suçundan sanık Abdülkadir Merdin’in, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 340. maddesi uyarınca 3 ayı geçmemek üzere kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına dair Kadıköy 2. İcra Ceza (kapatılan) Mahkemesinin 07/02/2012 tarihli ve 2011/457 esas, 2012/41 sayılı kararını müteakip anılan tazyik hapsi kararının 14/03/2014 tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımını doldurduğundan bahisle ortadan kaldırılmasına ve infazına yer olmadığına ilişkin İstanbul Anadolu 7. İcra Ceza Mahkemesinin 21/03/2014 tarihli ve 2011/457 esas, 2012/41 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair İstanbul Anadolu 8. İcra Ceza Mahkemesinin 01/04/2014 tarihli ve 2014/23 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde;

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 45. maddesinde, suç karşılığı uygulanacak yaptırımların, hapis ve adlî para cezası olarak belirlendiği, diğer taraftan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 1. maddesinde bu Kanunun amacının, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin usûl ve esasları düzenlemek olduğunun belirtildiği, bu haliyle 5275 sayılı Kanun'un ceza ve güvenlik tedbirlerine dair hususları kapsamakta olup tazyik hapislerine ilişkin bir hususa yer vermediği, keza Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 193/4. maddesinde yer alan “Disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararları, tekerrüre esas olmaz, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz ve adlî sicil kayıtlarına işlenmez.” hükmü ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/11/2006 tarihli ve 2006/16-220-231 sayılı ilâmı ve Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 03/10/2013 tarihli, 2013/17785 esas, 2013/14246 karar sayılı ilâmı birlikte değerlendirildiğinde,

Disiplin ve tazyik hapsinin bir "hapis" cezası olmadığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesinde tanımlanan "disiplin hapsi" kavramı içinde kaldığının anlaşılmasına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 71. maddesinde düzenlenen ceza zamanaşımının kesilmesine ilişkin hususların disiplin hapsi mahiyetinde olan tazyik hapsi için geçerli olmadığı, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 354/2. maddesinde yer alan ceza zamanaşımı süresinin kesilmesine ilişkin başkaca bir yasal düzenlemenin de bulunmadığı gözetilerek itirazın kabulü yerine yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması istenilmiş olmakla, Dairemize gönderilen dosya incelenerek gereği görüşüldü:

Kadıköy 2. İcra Ceza Mahkemesinin 07/02/2012 tarihli ve 2011/457 esas, 2012/41 sayılı kararı ile sanık Abdülkadir Merdin hakkında borçlunun ödeme şartını ihlâli suçundan, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 340. maddesi uyarınca 3 ayı geçmemek üzere kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün itiraz edilmeden 14.03.2012 tarihinde kesinleştiği, cezanın infazı için sanığın 05.03.2013 tarihinde yakalanıp, açık cezaevine teslimi için 10 günlük süre verilerek serbest bırakıldığı, sanığın belirtilen sürede teslim olmadığı, cezasının infazı için 18.04.2012 tarihinde ilamat bürosuna gönderildiği, Cumhuriyet savcılığı ilamat bürosunun 19.03.2014 günlü istemi ile hükümlünün zamanaşımı süresinden önce yakalanmasının ceza zamanaşımını uzatıp uzatmayacağı hakkında mahkemeden bir karar verilmesi talep edildiği, İstanbul Anadolu 7. İcra Ceza Mahkemesinin 21/03/2014 tarihli ve 2011/457 esas, 2012/41 sayılı ek kararı ile, 14/03/2014 tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımını dolduğundan kararın ortadan kaldırılmasına ve infazına yer olmadığına karar verildiği, itiraz üzerine mercii İstanbul Anadolu 8. İcra Ceza Mahkemesinin 01/04/2014 tarihli ve 2014/23 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 45. maddesinde, suç karşılığı uygulanacak yaptırımların, hapis ve adli para cezası olarak belirlendiği, diğer taraftan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 1. maddesinde bu Kanunun amacının, ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğunun belirtildiği, bu haliyle 5275 sayılı Kanun'un ceza ve güvenlik tedbirlerine dair hususları kapsamakta olup tazyik hapislerine ilişkin bir hususa yer vermediği, keza Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 193/4. maddesinde yer alan "Disiplin hapsi ve tazyik hapsi kararları, tekerrüre esas olmaz, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz ve adli sicil kayıtlarına işlenmez." hükmü ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/11/2006 tarihli ve 2006/16-220-231 sayılı ilamı birlikte değerlendirildiğinde, disiplin ve tazyik hapsinin bir "hapis" cezası olmadığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesinde tanımlanan "disiplin hapsi" kavramı içinde kaldığının anlaşılmasına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 71. maddesinde düzenlenen ceza zamanaşımının kesilmesine ilişkin hususların disiplin hapsi mahiyetinde olan tazyik hapsi için geçerli olmadığı, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 354/2. maddesinde yer alan ceza zamanaşımı süresinin kesilmesine ilişkin başkaca bir yasal düzenlemenin de bulunmadığı gözetilerek, mercii İstanbul Anadolu 8. İcra Ceza Mahkemesinin 01/04/2014 tarihli ve 2014/23 değişik iş sayılı kararı isabetli olduğu cihetle, ihbarnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden REDDİNE, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.


Yukarıda yazılan Esas No ve Karar No ya hakkınızda taahhüdü ihlalden dolayı tazyik hapsi veren icra ceza mahkemesinin mahkeme Esas No ve Karar No yazılacak, İlamat no ise savcılığın yakalama numarasıdır. İtirazlarınızı mutlaka yapın.





:arrow: [b]TAAHHÜDÜ İHLALDEN YAKALANDINIZ SAVCILIĞA CIKARILDINIZ 10 GÜNLÜK SÜRE VERİLEREK SALINDINIZ VE BU 10 GÜN BİTİNCE TESLİM OLMANIZ GEREKİRKEN BİR MAZERET VEYA NEDENLE OLMADINIZ VE BİRDAHA YAKALANDINIZ.

10 günlük süreyede teslim olmamak açık cezaevi hakkı. Savcılık çağrı kağıdı 10 günlük müracaat. Taahhüdü ihlal infaz hakimliği Taahhüdü ihlal nedeniyle yakalanıldığında, savcılıkça Açık cezaevine teslim olması için 10 gün süre verilmekte, 10 günlük süre içinde teslim olunmadığında yakalanıldığında kapalı cezaevine alınacağı ihtar edilmektedir.

Bu durum, savcılıkça gönderilen çağrı kağıdı içinde geçerlidir. Savcılıkça gönderilen çağrı kağıdında 10 gün içinde savcılığa müracaat edilmesi aksi takdirde yakalanıldığında kapalı cezaevine gönderileceği ihtar edilmektedir.

Bu durumda 10 günlük süre içinde teslim olmayanlar yakalandığında Kapalı infaz kurumunda cezanın 5/1 i olan 18 gün kalınmakta ve daha sonra açık ceza infaz kurumuna gönderilmektedir. Bu hüküm açıkça kanuna aykırıdır. Kanun hangi durumlarda kişinin açık cezaevine gönderileceğini açıkça belirtmiştir, bu hakkın genelgeyle alınması kanuna uygun olmayacaktır. Buna ilişkin itiraz örnek dilekçe aşağıdadır. Bu dilekçeyle infaz hakimliğine müracaat edilmelidir.


AÇIK CEZA İNFAZ KURUMLARINA GÖNDERME TUTANAĞI

BELGEYİ DÜZENLEYEN
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
:.......................................

TAZYİK HAPSİNİN NUMARASI :.......................................

MAHKUMUN KİMLİĞİ :.......................................

MAHKUMUN ADRESİ :.......................................

HÜKÜM VEREN MAHKEME :......................................

KARAR ESAS VE KARAR NO :2009/.....esas 2010/........Karar sayılı


CEZANIN NEVİ VE MİKTARI : 3 AY TAZYİK-HAPSİ


GİDECEĞİ CEZA İNFAZ KURUMU :.................Açık Ceza İnfaz Kurumu

GÖZALTI BİLGİLERİ : 1 gün gözetimi vardır.


Hakkınızdaki ilamın infazı için on (10) gün içersinde ............Cumhuriyet baş savcılığına teslim olmanız, teslim olmadığınız taktirde hakkınızda 5275 sayılı kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre yakalama emri çıkarılacağı ve yakalandığınızda kapalı ceza infaz kurumuna alınarak Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 6 ncı maddesine göre işlem yapılacağı tebliği ve ihtar olunur. ../../.....


Katip
İmza

Cumhuriyet Savcısı
İmza



Tebellüğü Eden
Sanık
Adı ve Soyadı
İmza.






:arrow: İNFAZ HAKİMLİĞİNE İTİRAZ DİLEKÇE ÖRNEĞİDİR


................İNFAZ HAKİMLİĞİNE
DOSYA NO:...../.......

SANIK:Adı ve Soyadı.............(T.C no..............)Adres.....................................

KONU: 6253 sayılı kanunun 3. mad. 2. fıkrası

TALEP: Doğrudan Açık Cezaevine Ayrılma Talebimdir.


AÇIKLAMALAR: …./…/2013 Tarihinde savcılıkça Taahhüdü ihlal suçlamasıyla yakalanıp tarafıma Belirtilen Açık ceza İnfaz Kurumuna teslim olmam için 10 günlük süre verilmiştir. Süresi içinde teslim olamadım.

28399 sayılı Adalet Bakanlığının Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmenliği 9/4 maddesinde , On günlük süre içinde, EK-1'de yer alan belgedeki ihtarı içeren çağrıya uymayan veya belirlenen açık kuruma teslim olmayan hükümlüler hakkında 5275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca yakalama emri çıkarılır ve yakalandıklarında kapalı kuruma alınarak haklarında 6 ncı madde hükümlerine göre işlem yapılır demektedir.

Ancak bu düzenleme 6352 sayılı kanunun geçici 3. maddesine aykırıdır. 6352 sayılı kanunun geçici 3. maddesinde kimlerin doğrudan Açık Ceza İnfaz Kurumuna ayrılacağı düzenlemiştir.

6253 sayılı 3. maddesinin 2. fıkrası ''(2) Terör suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar hariç olmak üzere;
a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanların,
b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanların,
c) Adli para cezasının infazı sürecinde tazyik hapsine tabi tutulanların, cezaları doğrudan açık ceza infaz kurumlarında yerine getirilir. Bu fıkra hükümleri 3I/I2/2017 tarihine kadar uygulanır. Demektedir.

28399 sayılı Adalet Bakanlığının Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmenliği 9/4 maddesi ile 6352 sayılı kanunun geçici 3/2. maddesi arasında çelişki bulunmaktadır.

Doğrudan Açık İnfaz Kurumuna kimlerin gönderileceğini kanunen belirlenmişken, verilen bu hak yönetmelikle teslim olmadı gerekçesi ile alınması yasaya aykırıdır.

Normlar hiyerarşisinde kanun, tüzük, yönetmelik ve bunların uygulanmasında yol göstermek amacıyla yayımlanan tebliğ ve genelgelerin birbiriyle çelişmemesi asıldır. Tüzük ve genelgenin üzerinde yer alan kanun asıl temel metindir. Kanun ve Genelgenin çelişmesi halinde esas alınacak olan ilgili kanun maddesidir.

Bu nedenle Açık Ceza İnfaz Kurumuna doğrudan ayrılabilmem için gerekli işlemlerin yapılmasını arz ve talep ederim. ../../2014


İTİRAZEDEN
SANIK
Adı ve Soyadı
İmza


EKİ:
1-1 adet Açık Ceza İnfaz Kurumlarına
Gönderme Tutanağı.




:arrow: Çağrı kağıdı ile tebliğ tarihinden itibaren 10 günlük süre verildikten sonra teslim olan veya çağrı üzerine gelenlere açığa ayırma Resmî Gazete


Tarih:2 Eylül 2012
Sayı : 28399
Adalet Bakanlığından:
AÇIK CEZA İNFAZ KURUMLARINA AYRILMA YÖNETMELİĞİ
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Açık Kuruma Gönderme veya Ayırma Kararları
Doğrudan açık kuruma gönderme kararı



MADDE 9 – (1) Ağır ceza merkez veya mülhakat Cumhuriyet başsavcılıkları, bağlı bulundukları ağır ceza merkezi yargı çevresinde açık kurum bulunması hâlinde, 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerin doğrudan o yerde bulunan açık kurumlara gönderilmesine karar verir.

(2) Ağır ceza merkezi yargı çevresinde açık kurum bulunmayan merkez veya mülhakat Cumhuriyet başsavcılıkları ise 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerin Bakanlıkça belirlenen listedeki açık kurumlardan birine gönderilmesine karar verir.

(3) 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerden;
a) Teslim olan veya çağrı üzerine gelenlere,
b) 5275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince haklarında doğrudan yakalama emri çıkarılanlara,
c) 2004 sayılı Kanun gereğince tazyik hapsine tabi tutulanlardan haklarında yakalama emri çıkarılanlara, birinci veya ikinci fıkralara göre gönderileceği açık kurum belirlendikten sonra on gün süre verilerek ilgili kuruma teslim olması, aksi takdirde yakalanarak kapalı kuruma alınacağı hususu EK-1’de yer alan fotoğraflı belge ile tebliğ ve ihtar olunur. Bu tebligat ve mahkeme ilâmı, derhâl açık kurumun bağlı bulunduğu Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.

(4) On günlük süre içinde, EK-1'de yer alan belgedeki ihtarı içeren çağrıya uymayan veya belirlenen açık kuruma teslim olmayan hükümlüler hakkında 5275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca yakalama emri çıkarılır ve yakalandıklarında kapalı kuruma alınarak haklarında 6 ncı madde hükümlerine göre işlem yapılır.

(5) Yangın, doğal afet veya hastalık gibi seyahat engeli oluşturabilecek bir sebeple on günlük süre içerisinde açık kuruma teslim olamadığı anlaşılanlar, Cumhuriyet başsavcılığının kararıyla açık kuruma gönderilir.




Yayınlanan Yönetmenliğe Göre;

İlk gönderilen Çağrı kağıdı ile tebliğ tarihinden itibaren 10 günlük süre verildikten sonra teslim olan veya çağrı üzerine gelenlere açığa ayırma tutanağı tebliğ edilecek ve yönetmelik uyarınca açık ceza infaz kurumuna teslim olması için 2.inci bir 10 günlük süre verilecektir.

9/3. madde uyarınca hakkında yakalama emri çıkartılanlara yakalandıklarında da açık ceza infaz kurumuna teslim olmaları için 10 günlük süre verileceği öngörüldüğünden, bu şahısların yakalanmışken 10 günlük süre verilerek serbest bırakılmaları gerekiyor ve uygulamada böyle

Yukarıda yer alan 10 günlük teslim olma süresine uymayan veya açık ceza infaz kurumuna teslim olmayanlar hakkında yakalama emri çıkartılacak, mahkum yakalanmasına müteakip önce kapalı cezaevine alındıktan sonra bu kez 6. madde uyarınca belirlenen prensipler çerçevesinde açığa sevk hakkını kazanacaktır.

Bu kabil kimseler ( mücbir sebepler hariç ) süresi içinde teslim olmadığından 5. ve 9. madde uyarınca öngörülen açık ceza infaz kurumuna sevk edilme hakkını kaybedecektir.

6352 Sayılı Kanunun Geçici 3. maddesine göre doğrudan açık ceza infaz kurumuna gönderilmeleri gereken hükümlüler yönetmeliğin 9. maddesinin 3. fıkrası gereği kendilerine yapılan tebliğata uymadıklarında kapalı ceza infaz kurumuna alınacaklardır ki, kanunla açık ceza infaz kurumuna gitmesi gereken ve gerekenlerin bu hakkı yönetmelikle kısıtlanamaz.
Olası böyle durumlarda kapalıya ayrılma işlemlerine itiraz edilmeli ve açığa ayrılma için bir 10 günlük süre daha talep edilmelidir..




DİKKAT
Ağustos ayında açık cezaevine ayrılma yönetmeliği değişti. Önceki yönetmeliğin 9. maddesinde taahhüdü ihlal nedeniyle verilen tazyik hapsinden yakalanarak gelen kişiye 10 gün süre verip açığa ayırma yapılmasında hüküm vardı.

Ancak Ağustos ayında yürürlüğe giren yeni yönetmelikte bu hüküm bulunmamaktadır. Bu konu ile ilgili Adalet bakanlığa görüş soruldu. Bakanlık taahhüdü ihlal nedeniyle yakalanan kişiye süre vermeden kolluk marifetiyle doğrudan açık cezaevine gönderilmesi gerekir şeklinde görüş belirtmiştir.

Yönetmelik yapılırken tazyik hapislerinde doğrudan yakalama konusu atlanmış mı diye düşünülerek bakanlığa görüş soruldu. Adalet Bakanlığı atlanmadı, bilinçli yapıldı mealinde bir görüş bildirdi, Taahhüt Mağdurları çok dikkatli olun, savcılıklar taahhüt ihlal nedeniyle tazyik hapsi almış kişiye çağrı kağıdı göndermeden doğrudan yakalama çıkartıp, yakalandığında 10 gün süre vermeden kolluk marifetiyle açık cezaevine teslim edebilir.






T.C.
ADALET BAKANLIĞI
Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü


Sayı : 66971140.02.206.06.02/20.11.2015
Konu : Açık Ceza İnfaz Kurumlarına ayırma

....... CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

İlgi : 04.11.2015 tarihli ve 10107 sayılı yazı.

İlgi yazı ekinde gönderilen 04.11.2015 tarihli ve 2015/92 Muh sayılı yazıda özetle; Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinde 22.08.2015 tarihinde yapılan değişiklikten önce, 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu çerçevesinde verilen tazyik hapsi cezalarından dolayı hükümlü yakalandığında açık ceza infaz kurumlarına ayrılma belgesi tanzim edileceği açıkça belirtilmekte iken, değişiklikten sonra bu hüküm yönetmelikten çıkarıldığı,

2004 Sayılı İcra İflas Kanunu çerçevesinde verilen tazyik hapislerine çağrı kağıdı düzenlenmediği, Dolayısıyla yönetmeliğin 9. maddesinin 3/a maddesine göre tazyik hapislerinden dolayı açık ceza infaz kurumuna ayrılma belgesi tanzim edilemeyeceğinden, 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu çerçevesinde verilen tazyik hapislerinden yararlananlara açığa ayrılma belgesi (EK-1) tanzim edilmeksizin doğrudan kolluk marifetiyle açık ceza infaz kurumuna gönderilip gönderilmeyeceğine dair görüş verilmesi istenilmiştir.

Bilindiği üzere;
6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 5 inci maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun "Yakalama emri" kenar başlıklı 19 uncu maddesi;
(1) Hükümlü, hapis cezası veya güvenlik tedbirinin infazı için gönderilen çağrı kâğıdının tebliği üzerine
on gün içinde gelmez, kaçar ya da kaçacağına dair şüphe uyandırırsa, Cumhuriyet savcısı yakalama emri çıkarır.
(2) (Değişik: 24/1/2013-6411/5 md.) Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıldan fazla
hapis cezasının infazı için doğrudan yakalama emri çıkarılır.
(3) (Ek: 24/1/2013-6411/5 md.) Adlî para cezasından çevrilen hapsin infazında hükümlüye öncelikle çağrı kâğıdı gönderilir.
Şeklinde değiştirildiğinden

Yönetmeliğin "Doğrudan açık kuruma gönderme kararı" kenar başlıklı 9 uncu maddesinde de değişiklik yapılmıştır.
(1) Ağır ceza merkez veya mülhakat Cumhuriyet başsavcılıkları, bağlı bulundukları ağır ceza merkezi yargı çevresinde açık kurum bulunması hâlinde, 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerin doğrudan o yerde bulunan açık kurumlara gönderilmesine karar verir.
(2) Ağır ceza merkezi yargı çevresinde açık kurum bulunmayan merkez veya mülhakat Cumhuriyet başsavcılıkları ise 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerin Bakanlıkça belirlenen listedeki açık kurumlardan birine gönderilmesine karar verir.

(Değişik: 22.08.2015 tarihli ve 29453 sayılı Resmî Gazete)“(3) 5 inci madde kapsamında kalan hükümlülerin infazına başlanabilmesi için;
a) Çağrı üzerine gelenlere birinci veya ikinci fıkralara göre gönderileceği açık kurum belirlendikten sonra, on gün süre verilerek ilgili kuruma teslim olması, aksi takdirde yakalanarak açık kuruma alınacağı hususu EK-1’de yer alan açık ceza infaz kurumlarına gönderme tutanağı ile tebliğ ve ihtar olunur. Bu tebligat ve mahkeme ilâmı, derhâl açık kurumun bağlı bulunduğu Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.
b) Çağrıya uymayan veya EK-1 belgesinde belirtilen açık kuruma teslim olmayan hükümlüler hakkında 5275 sayılı Kanunun 19 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca yakalama emri çıkarılır ve yakalandıklarında kolluk marifetiyle açık kuruma teslim edilir.
(4) Bu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi kapsamında yakalanan hükümlü, yakalandığı il sınırları içinde açık kurum bulunmadığı takdirde, Bakanlıkça belirlenen açık kuruma gönderilmek üzere bulunduğu yer kapalı kuruma teslim edilir. Teslim alınan hükümlü 5275 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlemleri tamamlandıktan sonra en kısa süre içinde açık kuruma nakledilir.” ifadesine yer verilmiştir.

Bu nedenle;
Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğin 5 inci maddesi kapsamında kalan hükümlülere, açığa ayrılma belgesi tanzim edilmeden 9 uncu maddenin 4 üncü fıkrası gereğince en kısa süre içinde açık kuruma nakledileceği değerlendirilmektedir.

Bilgi ve gereğini rica ederim.

M.Fatih BELVİRANLI
Hâkim
Bakan a.
Genel Müdür Yardımcısı


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 16822


Sayın Üyelerimiz ve okurlarımız.

Taahhüdü ihlalle ilgili olarak Tam detaylı olmasada bir nebze olsun mağduriyetlerinizi önliye bilmeniz,Ödeme taahhüdünün ne anlama geldiğini üyelerimizi ve okurlarımızı pratikte olsa bilgi vermeye çalıştık,Ayrıca bu konularla ilgili olarak öncelikle bir avukata müracaat etmenizi,ayrıca sitemizin forumlarında sorunlarınıza sadece pratikte bilgi edine bilirsiniz,sitemiz arşivlerinde bulunan güncel TÜM KARARLARDAN,rahatça faydalana bilirsiniz.

Tüm üye ve okurlarımızın işlerinde başarılar,yaşamlarında sağlıklı mutlu günler dileriz.


Saygılar.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 16822


Sayın abdulalim bey,

6291 ve 6411 sayılı Kanunlarda, “tazyik/zorlama hapsi” olarak bilinen yaptırımlar kapsam dışı bırakılmadığı halde, bu yaptırımlara hükümlü kişilere denetimli serbestliğin uygulanmadığı görülmektedir. Hırsızlık suçu işleyen veya 3 yıl ya da daha uzun süreli hapis cezasına mahkum olan hükümlülere uygulanan bu kanunların, iktisadi koşullardan dolayı borcunu ödeyemeyen veya taahhüdünü yerine getiremeyen insanlara uygulanmaması, hem bu Yasalara ve hem de eşitlik ve adalet ilkelerine aykırıdır.

av yasuf nikli üyenin bu tarzlı yorumu benim için hic bir şey ifade etmemektedir. Oysa bütün insanlar eşittir. Kişi özgürlüğü en önemli değerdir. Cezaların infazına ve infaz hükümlerinden tüm insanların eşit yararlanmasına önem vermek gerekir. Aksi halde, kanuna rağmen kişi hürriyeti aleyhine başvurulacak uygulamalar en başta Anayasa m.10'u ve özellikle de 13'ü ihlal edecektir. Anayasa m.13'ün birinci cümlesine göre,“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın, yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinden belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir”.
Tüm bu söylediklerim, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin ve Anayasa'nın mutlak güvencesi altında bulunan “kişi güvenliği ve hürriyeti hakkı” adınadır. Bu hakkın sahibinin ve hakkı kısıtlananın kim olduğunun bir önemi yoktur. Önemli olan, insan ve birey olmaktır. Tüm insanlar özgür doğar, eşit yaşarlar. Hiç kimsenin bir diğerine üstünlüğü yoktur.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

kadirkumbasar Site Üyesi

Mesajlar: 2


Değerli hukukçular;
Herşeyden önce bu bilgiyi paylaşan arkadaşıma çok teşekkür ederim. Zira çok karışık bir mevzu olduğu, içinde hem ceza yargılaması olduğu hem de bazı kararların kesin olduğu bir garip yargılama çeşidi olduğu hepinizin malumu. Ben başımdan geçen bir hadiseyi sizinle paylaşmak ve fikirlerinizi almak istiyorum.

Müvekkil 2011 senesi ağustos ayında 8.460 - Tl'lik ödeme şartını imzalıyor. Bu belgede tüm faiz oranları açıkca belirtilmiş. Geleceğe yönelik faiz tutarı ile ilgili bir ibare yok. müvekkill zaman içerisinde bazen aksatsa da 17 taksitin 15 ini ödüyor. Daha sonra ödemede acze düşüyor ve hakkında 3 ay tazyik hapsine karar veriliyor. Dosya infaza gidiyor ve müvekkil yakalanıp cezaevine gönderiliyor. Cezaevindeki ikinci gününde akrabaları son iki taksit tutarını icra dairesine yatırıyor ben de düşüm istiyorum. Lakin Mahkeme ödemeyi taahhüt ettiği bedelin duşında müvekkilin 2011 senesinden bu yana 7,000 liralık faiz bedelini de istiyor. Dayanak olduğu sunmuş olduğu 1986 yıllı yargıtay kararrını daha bulamadım. Bir diğer dayanağı olan kanun maddesinde " borcun tamamını veya o tarihe kadar yatırmakta zorunlu olduğu tutarı yatırması halinde" ( düşüm ile ilgili) lafzına yer vermiş. Bu yargılamanın bir ceza yargılaması olması nedeniyle şüpheden sanık yargılanır ilkesinin ışığında " borcun tamamı" lafzından taahhüt ettiği borcun tamamı anlaşılması gerekmez mi? Zira ödeme şartını imzaladığı tarihte borcum tamamı ödemeyi taahhüt ettiği ve ödediği tutar. Bu karara yapmış olduğumuz itirazı da bir başka icra mahkemesi aynı gerekçelerle redetmiştir. Bu kararın hukukla ve hakkaniyetle nasıl bir alakası var öok merak ediyorum . Acaba şu meşhur faiz lobisi geziden daha ziyade bağımsız diye övünülen mahkemelerimizi mi ele geçirmiş ? :):):)



Acemi Site Üyesi

Mesajlar: 38


taahhütte evli olanların eşlerinin rızasıdamı alınıormuş. bunu bilmiordum mesela teşekkürler teoman bey


Hevesleri beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri,
kaçırılmış bakışları,gizledikleri, bitirilmemiş mektupları,
susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan..

Sonraki


  • POPULER KONULAR

Dön İcra ve İflas Hukuku