Kamu Ve Manevi Tazminat Davası • kararara.com


Forum ana sayfa EMSAL KARAR TALEP FORUMLARI Ceza Hukuku Kamu Ve Manevi Tazminat Davası

Kamu Ve Manevi Tazminat Davası

Suç ve Cezalar, Hapis, Adli Para Cezası, Adli Kontrol, Tutuklama, Arama, Elkoyma, Denetimli Serbestlik, Ceza Muhakemesi, İnfaz, Tekerrür, İçtima, Koşullu Salıverilme, Sabıka Kaydı...

simgee Site Üyesi

Mesajlar: 3






İyi akşamlar kararara forum yöneticileri, arkadaşlar. Salı günü tehdit ve hakarette maruz kaldığım için müşteki sıfatıyla kamu davam var, mahkemeye katılmasam ne olur çünkü karşı taraf kalabalık ve ben tekim kimsem de yok. Mahkeme sonucuna göre kendi memleketimde manevi tazminat davası açmayı düşünüyorum yoksa ceza mahkemesinin olduğu ilde mi açmak zorundayım ?



teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 17354


simgee yazdı:
İyi akşamlar kararara forum yöneticileri, arkadaşlar. Salı günü tehdit ve hakarette maruz kaldığım için müşteki sıfatıyla kamu davam var, mahkemeye katılmasam ne olur çünkü karşı taraf kalabalık ve ben tekim kimsem de yok. Mahkeme sonucuna göre kendi memleketimde manevi tazminat davası açmayı düşünüyorum yoksa ceza mahkemesinin olduğu ilde mi açmak zorundayım ?



Ceza davası olan duruşmanıza katılmamanız durumunda duruşma ertelene bilir. Kendi memleketinizde bulunuyor iseniz buradan da ikamet veya bulunduğunuz yer adresini mahkemeye belirterek tekrar ifadenizin alınmasını da sağlaya bilirsiniz.

Manevi tazminat davası için ikamet ettiğiniz yer mahkemesinden dava aça bilirsiniz.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 17354


T.C
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO: 2008/4-127
KARAR NO: 2008/130
KARAR TARİĞHİ: 13.02.08



- MANEVİ TAZMİNAT

ÖZET:KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI İDDİASIYLA MANEVİ TAZMİNAT TALEBİNDE BULUNAN DAVACI, DİLERSE DAVALILARIN İKAMETGAHI MAHKEMESİNDE, DİLERSE HAKSIZ EYLEMİN İŞLENDİĞİ YER MAHKEMESİNDE DAVA AÇABİLECEĞİ GİBİ, 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNUNUN 25/SON MADDESİ GEREĞİNCE KENDİ YERLEŞİM YERİ MAHKEMESİNDE DE DAVA AÇABİLİR. HAKSIZ EYLEMİN İŞLENDİĞİ VE AYNI ZAMANDA DAVALILARIN İKAMETGAH ADRESLERİNİN BULUNDUĞU BURDUR MAHKEMELERİ İLE KENDİ OTURDUĞU ANKARA MAHKEMELERİNDEN BİRİNİ SEÇMEK VE O MAHKEMEDE DAVA AÇMAK HAKKINI HAİZ OLAN DAVACI, YETKİ KONUSUNDA SEÇİMLİK HAKKINI KENDİ YERLEŞİM YERİ MAHKEMESİNDE KULLANMIŞTIR. BU DURUMDA DAVANIN, DAVACININ İKAMETGAHI MAHKEMESİNDE GÖRÜLÜP SONUÇLANDIRILMASI GEREKTİĞİ SON YAPILAN DÜZENLEME İLE DE HÜKÜM ALTINA ALINMIŞTIR.
HAL BÖYLE OLUNCA; YEREL MAHKEMECE, AYNI YÖNE İŞARET EDEN VE HUKUK GENEL KURULU'NCA DA BENİMSENEN ÖZEL DAİRE BOZMA KARARINA UYULARAK İŞİN ESASININ İNCELENMESİ GEREKİRKEN, YANILGILI GEREKÇEYLE BURDUR MAHKEMELERİNİN YETKİLİ OLDUĞUNUN KABULÜYLE, DAVA DİLEKÇESİNİN YETKİ YÖNÜNDEN REDDİNE DAİR ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMESİ USUL VE YASAYA AYKIRIDIR. BU NEDENLE DİRENME KARARI BOZULMALIDIR.


DAVA : Taraflar arasındaki `Manevi Tazminat` davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 9. Hukuk Mahkemesince yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine dair verilen 22.11.2006 gün ve 2006/392-450 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 29.3.2007 gün ve 2007/3113-4145 sayılı ilamı ile; (...Dava, basın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğramasından doğan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davalı, süresi içinde verdiği cevap dilekçesi ile, yetki itirazında bulunmuş, mahkemece dava yetki yönünden reddedilmiştir.
Dava konusu yayının yapıldığı `Çağdaş Burdur Gazetesi` Burdur İl Merkezinde yayınlanmakta olup davalıların ikametgah adresleri de Burdur İlindedir. Davacı ise, Ankara ilinde ikamet etmektedir.
Davacı, davayı açtığı il sınırları içinde oturmaktadır. Dava konusu edilen yayının bölgesel olup Ankara iline ulaşmadığı kabul edilmiş olsa dahi, Medeni Kanun'un 3444 Sayılı Yasa ile değişik 24/a-IV. (22.11.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Medeni Kanun'un 25/son) maddesinde ifade edildiği üzere, kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yerde de dava açabileceği hükme bağlanmıştır. Böylece anılan madde ile HUMK.nun 9. maddesindeki genel kurala ve yine haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili bulunan aynı yasanın 21. maddesine bir ayrıcalık getirilmiş bulunmaktadır.
Şu durumda, dava konusu olayda, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddia edildiğinden zarar gören, davayı kendisinin veya davalının oturduğu yer mahkemesinde veya haksız eylemin meydana geldiği yer mahkemesinde açabilir. Bu seçeneklerden herhangi birini kullanmak, bu tür davalarda, davacıya tanınmış bir haktır.
Somut olayda davacı, bu seçimlik hakkını oturduğu yer mahkemesinde kullanmıştır. Bu hakkını kullanmanın yasal dayanağı da yukarıda belirtilmiştir.
Bu bakımdan işin esası incelenerek karar vermek gerekirken, yasa hükümlerine aykırı olarak yetkisizlik kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir. gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine ibraz ettiği dava dilekçesinde; davalılardan Mustafa Akbulut'un Burdur Çağdaş Gazetesi'nin 20.9.2006 tarihli nüshasında yayımlanan `RTE ve Y. Büyükanıt arasında geçen konuşma` başlıklı köşe yazısında, müvekkili ile Org. Yaşar Büyükanıt arasında geçtiği iddia edilen gerçek dışı ve hayal mahsulü diyalogda Org. Yaşar Büyükanıt'ın ağzından müvekkilinin kişilik haklarına tecavüz niteliğinde gerçek dışı ithamlara ve fevkalade ağır hakaretlere yer verdiğini; dava konusu yayında yer alan, Rockfeller'in başbakanı, savaş lordları'nın başbakanı, siyonistlere güvenen korkak, yalaka ve ihanet içinde olduğu yönündeki tamamen gerçek dışı, hayal mahsulü ve hukuka aykırı isnat ve ithamlar ile müvekkilinin toplum önünde küçük düşürülmesine, kişilik haklarının ağır surette ihlal edilmesine sebebiyet verildiğini ileri sürerek, 10.000 YTL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan Mustafa Akbulut süresinde ibraz ettiği cevap dilekçesinde; dava konusu yayının yer aldığı gazetenin Burdur'da yayımlanan yerel bir gazete olduğunu ve kendisinin de Burdur İlinde ikamet ettiğini savunarak, davanın Burdur Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini cevaben bildirmiş; diğer davalı Yeni Çağdaş Basın Medya A£ans İletişim Eğitim Dağıtım Hiz. Tic. Ltd. Şti. adına Mustafa Senirli ise, esasa ilişkin nedenlerle davanın reddine karar verilmesini cevaben bildirmiştir.
Mahkemenin, davalıların ikametgahlarının Burdur İlinde bulunduğu ve dava konusu yayının yapıldığı gazetenin Burdur İl sınırları içerisinde yayımlandığı anlaşıldığından, HUMK.nun 9. ve 21. maddeleri uyarınca yer yönünden Burdur Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğu` gerekçesiyle `dava dilekçesinin yetki yönünden reddine` dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda yazılı nedenle bozulmuş; Yerel Mahkemece `HUMK.nun 9. ve 21. maddelerindeki yetki kurallarına ayrıcalık getiren 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesinin 5. bendindeki, 'davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat talep etmiş ise bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde açabileceği' hükmünün, dava tarihinden önce yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25. maddesi ile değiştirilerek kaldırıldığı, 25. maddede yer alan yeni düzenlemeye göre, kişilik haklarının korunması dışındaki taleplerin ve bu bağlamda müstakil olarak açılan manevi tazminat davasının, davacının ikametgahı mahkemesinde açılması olanağının bulunmadığı` gereksiyle direnme kararı verilmiştir.

Davaya konu olan eylem, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı nedenine dayanmaktadır. Yayının yapıldığı Çağdaş Burdur Gazetesi'nin Burdur İl sınırları içerisinde yayımlandığı, davalıların ikamet adreslerinin Burdur İlinde olduğu ve davacının da Ankara İlinde ikamet ettiği uyuşmazlık konusu değildir.

Uyuşmazlık, yer yönünden yetkiye ilişkin olup; HUMK.nun 9. maddesindeki genel yetki kuralına ve haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili bulunan aynı Kanunun 21. maddesine ayrıcalık getiren, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 24/a maddesindeki kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yer mahkemesinde de manevi tazminat davası açabileceğine ilişkin düzenleme içeriğinin, dava tarihinden önce yürürlüğe giren ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisini yürürlükten kaldıran 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25. maddesinde de korunup korunmadığı; buna bağlı olarak, görülmekte olan davanın genel yetki ve haksız eylemden kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili özel yetki kuralları gereğince Burdur Asliye Hukuk Mahkemesinde mi, yoksa 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25/son maddesi uyarınca Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde mi görülüp sonuçlandırılması gerektiğine ilişkindir.
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 9/1. maddesinde açıkça ifade edildiği gibi genel yetki, davalının dava açıldığı tarihteki ikametgahına göre belirlenir. Bundan ayrı bazı davalar için davalının ikametgahı mahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır.
Öğretide ve uygulamada özel yetki kuralları olarak adlandırılan ve bazı dava çeşitleri için kabul edilen bu istisnai nitelikteki yetki kuralları, ilke olarak kamu düzenine ilişkin değildir.
Böylece, kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları, genel mahkemenin (m.9) yetkisini kaldırmadığından, eş söyleyişle onunla birlikte uygulandığından, davacı davasını genel veya özel yetkili mahkemede açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir.
Bu noktada, haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili düzenlemeyi içeren ve kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralı niteliğinde bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 21. maddesinde, haksız eylemden kaynaklanan davaların haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde açılabileceği öngörülmüştür.
Şu durumda, haksız fiilden zarar gören davacı, dilerse davalının ikametgahı mahkemesinde, dilerse haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde dava açabilecektir.
Burada önemle vurgulanmalıdır ki, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda yer alan genel ve özel yetki kurallarından başka, bazı kanunlarda konuları ile ilgili dava ve işler için özel yetki hükümlerine yer verilmiş ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 24. maddesinde bu yetki hükümleri saklı tutulmuştur.
İşte bu noktada, uyuşmazlığın üzerinde toplandığı yön itibariyle, az yukarıda açıklanan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda yer alan genel ve özel yetki kurallarına ayrıcalık getiren, özel yetki kuralı niteliğindeki 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 24/a maddesindeki düzenleme ile, bu maddeyi değiştiren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25. maddesi kapsamının irdelenmesinde yarar vardır.
Gerek 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 24/1 hükümlerine göre, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimsenin saldırıda bulunanlara karşı korunmasını hangi yollardan isteyebileceği, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 24/a maddesi hükmü ile `Dava hakları` kenar başlığı altında, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25. maddesi hükmü ile `Davalar` kenar başlığı altında gösterilmiştir.
743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 24/a maddesi;
`Şahsiyet hakkı hukuka aykırı olarak tecavüze uğrayan veya bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunan kişi, tecavüze son verilmesini veya tecavüz tehlikesinin önlenmesini talep edebileceği gibi, sona ermesine rağmen etkisi devam eden tecavüzün hukuka aykırılığının tespitini ve gerekiyorsa kararın yayınlanmasını yada üçüncü kişilere bildirilmesini talep edebilir.
Maddi ve manevi tazminat davaları açma hakkı ile birlikte bu tecavüzden elde edilen kazançları vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca talep etme hakkı saklıdır.
Manevi tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez ancak miras yoluyla intikal eder.
Davacı şahsiyet haklarının himayesi için kendi ikametgahı veya davalının ikametgahı mahkemesinde de dava açabilir.
Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de açabilir.` Hükmünü öngörmekte iken; 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren ve anılan Kanunu yürürlükten kaldıran 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25. maddesinde;
`Davacı, hakimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi yada yayımlanması isteminde de bulunabilir.

Davacının, maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekaletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.
Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.` Hükmüne yer verilmiş, anılan madde gerekçesinde ise `Yürürlükteki Yasanın 24/a maddesini karşılamaktadır` ifadeleri ile, yeni 25. maddenin eski 24/a maddesi yerine konulduğuna işaret edilmiştir.

Görüldüğü üzere; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 24/a maddesinde gösterilen, kişiliğin korunmasına ilişkin önleme, durdurma ve tespit davası ile, bu davalarla birlikte düzeltmenin ve kararın üçüncü kişilere bildirimi ve yayımlanması istekleri ve yine bu nedenle açılabilecek maddi, manevi tazminat davaları ile saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın geri verilmesi davası, anılan maddeyi karşıladığı açıkça gerekçede vurgulanan 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25. maddesinde aynen muhafaza edilmiş; yeni 25. maddenin son fıkrasında, eski 24/a maddesinin 4. fıkrası ile paralel bir düzenlemeye gidilerek, sayılan tüm bu dava türlerini kapsar şekilde davacının kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabileceği öngörülmüştür.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun genel gerekçesinde de belirtildiği gibi `kavram, deyim ve terimlerin olanak bulunduğu ölçüde arılaştırıldığı`, eski Kanundan aynen aktarılan hükümlere yeni Kanunda tekrardan kaçınılarak ve sadeleştirilmiş şekliyle yer verildiği göz önüne alındığında Kanun koyucunun; direnmede sözü edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 24/a maddesinin son bendindeki `Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de açabilir` hükmüne; kişiliğe saldırı nedeniyle tazminat davalarının da 25. maddenin son fıkrasındaki özel yetki kuralına dahil olduğu, bu itibarla tekrardan kaçınılması düşüncesiyle yer vermediği kuşkusuzdur. `Kişilik haklarının korunması` kavramının içerisinde maddi ve manevi tazminat talebinin de yer aldığı izahtan varestedir.

Kısaca, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 24/a maddesindeki kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yerde de manevi tazminat davası açabileceğine ilişkin düzenleme içeriğinin, dava tarihinden önce yürürlüğe giren ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisini yürürlükten kaldıran 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25. maddesinde de aynen korunduğu açıktır.
Sonuç olarak; haksız eylem niteliğindeki kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat davasının, genel yetkili mahkemeyi düzenleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 9/1. maddesi uyarınca davalının ikametgahı mahkemesinde açılabileceği gibi, aynı Kanunun 21. maddesi uyarınca haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde de açılabileceği; kişilik hakkı ihlaliyle ilgili özel yetki kuralı getiren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25/son maddesine göre davacının, kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabileceği, bu bağlamda kişilik hakları saldırıya uğrayan kimseye, yetki konusunda geniş bir seçimlik hakkının tanındığı her türlü duraksamadan uzaktır.

Somut olaya gelince; kişilik haklarına saldırı iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunan davacı, dilerse davalıların ikametgahı mahkemesinde, dilerse haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde dava açabileceği gibi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25/son maddesi gereğince kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabilir. Haksız eylemin işlendiği ve aynı zamanda davalıların ikametgah adreslerinin bulunduğu Burdur mahkemeleri ile kendi oturduğu Ankara mahkemelerinden birini seçmek ve o mahkemede dava açmak hakkını haiz olan davacı, yetki konusunda seçimlik hakkını kendi yerleşim yeri mahkemesinde kullanmıştır. Bu durumda davanın, davacının ikametgahı mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği son yapılan düzenleme ile de hüküm altına alınmıştır.

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, aynı yöne işaret eden ve Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyularak işin esasının incelenmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle Burdur mahkemelerinin yetkili olduğunun kabulüyle, dava dilekçesinin yetki yönünden reddine dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.02.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.




KARŞI OY YAZISI
Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece davalıların ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, hüküm Yüksek Özel Dairece 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 25/son maddesi uyarınca davacının ikametgahı mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önceki Medeni Kanun'un değişik 24/a maddesi kişilik haklarının korunması davalarında hem davacı hem davalının ikametgahı mahkemelerinin yetkili olduğu, son fıkrasında ise maddi ve manevi tazminat istemlerinin kişilik haklarının korunması davası ile birlikte açıldığında davacının ikametgahı mahkemesinde görülebileceğini öngördüğü halde yeni Türk Medeni Kanunu'nun 25/son maddesinde sadece kişilik haklarının korunması davalarında davacının ikametgahı mahkemesinde yetkili olduğunu öngörmüştür.
TMK.nun 25 inci maddesinde kişilik haklarının korunması davaları BK.nun 49 uncu maddesine dayanan kişilik haklarına tecavüz nedeniyle manevi tazminat davalarından ayrıca düzenlenmiş ve bu konuda sadece kişilik haklarının korunması davalarındaki yetki ile ilgili düzenleme yapılmıştır. Bu durumda somut olayda sadece kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmiş olması karşısında TMK.nun 25/son maddesinin bu davada uygulama yeri yoktur.
Bu nedenle yerel mahkemenin sadece tazminat istemine ilişkin bu davada yetkisizlik kararı vermesinin yerinde olduğu ve direnme kararının onama görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM



  • POPULER KONULAR

Dön Ceza Hukuku